
2.431 kelime · ~12 dk okuma
Hiç bir tartışma anında karşınızdaki insana hemen tepki vermeye çalıştığınız için, verdiğiniz tepkiden dolayı çok yoğun bir pişmanlık yaşadığınız oldu mu? Hiç Allah'ım böyle söylemeseydim gerçekten haklıyken haksız durumuna düştüm dediğiniz oldu mu? Ya da bu illa bir romantik ilişkide olması gerekmiyor, iş yerinde bir durum gelişti ve siz o esnada bir tepki verdiniz ve bu tepkiden dolayı sonra çok pişmanlık duydunuz gibi hissettiniz mi? Bu durumlar, sizi bilmiyorum ama benim çok başıma geliyordu daha önceleri. Ve durumun geliştiği anda, hızlı hızlı verdiğim tepkiden dolayı kendimi çok zor durumlarda bulduğumda oldu. Ve bunun üzerine aslında düşünürken, bununla nasıl baş etmeliyim, nasıl daha farklı olabilir diye düşünürken, karşıma tepki vermek veya karşılık vermek arasındaki ayrım çıktı. Ve ben de bu podcast'ı buna ayırmak istiyorum. Çünkü benim çok işime yaradı bu bakış açısı. Gerçekten daha farklı yaklaşabilmeye başladım durumlara. O yüzden de bunu sizinle paylaşmam gerekiyor diye hissediyorum. O yüzden hazırsanız bugünkü bölümde tepki vermek yerine karşılık vermek konusunda konuşalım istiyorum birlikte.
Çok basitçe aslında şöyle anlatabilirim, tepki vermek dediğimiz şey doğada bizde stres yaratan herhangi bir duruma verdiğimiz tepki ile ilgili. Yani bir stres faktörü var ve biz o stres faktörünü hemen o stresi bir an önce al aşağı etmek için bir tepki veriyoruz. Aslında beynimizin en primitif bölgesiyle ilişkili bir şey. Bu amigdalarla ilişkili. Bir duygusal durum oluşuyor ve biz hemen ona tepki veriyoruz. Ben kendimi de bu podcastı düzeltmeye çalışacağım. O yüzden siz de dinlerken benimle birlikte kalın. Çünkü Türkçe'de tepki vermek ve karşılık vermek çok iç içe geçen kavramlar olduğu için bunu böyle ayırt edelim kendi zihnimizde.
Karşılık vermek, durum oluştuğunda hissettiğimiz duygulara biraz alan açıp, biraz daha durumu sindirip, ondan sonra bu duruma karşılık vermek demek. Benim bugün size anlatmaya çalıştığım anlamıyla aslında. Şimdi örneklerle gitmek en kolayı olacak gibi hissediyorum. O yüzden birkaç senaryo anlatmalıyım size. Mesela diyelim ki partnerinize bir tartışma içerisindesiniz. Size bir şeyler söylüyor ve söylediği şeyler size hiç iyi hissettirmiyor. Hemen ona tepki gösterdiğinizde çoğu zaman 1. Karşınızdaki insanın ne söylediğini yeterince iyi anlamamış oluyorsunuz. 2. Verdiğiniz tepki genellikle hiç yönetilememiş bir duygunun içinden çıktığı için de aslında vermek istediğiniz karşılıktan çok uzak ve çoğu zaman çok daha yüksek oluyor.
Ya da mesela iş yerinde olumsuz bir geri bildirime hemen tepki veriyorsunuz. Ama aslında biraz daha durup düşünseniz belki çok daha farklı bir yerden algılayacaksınız bu geri bildirimi ve çok daha farklı bir karşılık vereceksiniz. Ya da mesela çocuğunuz bir şey istiyor ve siz o isteğini çok anlamsız ve saçma buluyorsunuz. Hemen tepki veriyorsunuz. Hayır, olmaz, saçmalama falan diye. Ama aslında biraz durup düşünseniz o isteğinin arkasında başka şeyler yattığını veya o isteğinin aslında sizin saçma şekilde değerlendirmenizden daha farklı olduğunu fark edip daha farklı bir karşılık vereceksiniz. Ama bunu yapmaya fırsat tanımamış oluyorsunuz. Genellikle olumsuz anlarda başımıza gelen bir durum bu.
Ama bence olumlu anlarda da bazen yapıyoruz. Mesela bir şey o esnada çok hoşumuza gidiyor. Hemen evet diyoruz ya da hemen çok mutlu oluyoruz. Ama biraz daha durup duygularımıza alan açtığımızda... ...belki mesela evet demenin çok da iyi olmadığına karar veriyoruz... ...ya da aslında bizi ilk anda çok mutlu etmiş gibi görünen bir şeyin başka tarafları olduğunu da fark ediyoruz. O yüzden olumlu anlarda da bence tepkiden çok karşılık vermenin işimize yaradığını fark edebiliriz düşününce.
Şimdi aslında bu çok uzun uzun üzerine konuşmamız gerektiren bir durum değil bence. O yüzden bu podcast çok uzun olmayacak. Ama biraz daha şunu detaylandıralım istiyorum. Tepki vermek ne demek? Tepkide stres faktörü var. O stres faktörü genelde bizi panikletiyor. Paniklettiği için biz hemen o paniği yatıştırmaya çalışıyoruz.
Şimdi burada o paniği biraz daha anlayalım. Karşımızdan gelen stres faktörü bizde demek ki bir şeyleri tetikliyor. Bu mesela kendimizle ilgili sahip olduğumuz bir fikrin çok karşısında bir şey duyduğumuz için olabilir. İnandığımız bir değerin çok karşısında bir şey olduğu için olabilir. Ya da kendimizi ortaya koyuş şeklimizin karşı taraf tarafından çok farklı algılandığını fark ettiğimiz için olabilir. Böyle şey gibi burada bir yangın var ve ben bu yangını hemen söndürmeliyim gibi bir yerden yapıyoruz bunu daha çok ama aslında o yangını söndürmeye çalışırken bizim yangının üzerine genellikle su atmıyoruz da tam tersi onu daha da harlayacak bir şey atıyoruz istemeden tabii ki. Burada o durumla kendimiz arasına koyduğumuz çok kısa bir an, çok ufak bir mesafe bile duruma daha farklı, daha sakin bir yerden yaklaşmamızı sağlayabilir aslında. Burada derin nefes alıp vermek bile ya da içimize ona kadar saymak bile bir farklılık yaratabilir.
Ama ben daha da detaya inip böyle araştırmalardan edindiğim birkaç sonuçla size bir taktik vermek istiyorum. O da karşınızda sizde stres uyandıran bir durum varsa, içeride durumun sizde uyandırdığı duyguları isimlendirmek diye tarif edeyim. Yani mesela benim karşınızda biri konuşuyor ve size olumsuz bir geri bildirim veriyor bir durumla ilgili. O olumsuz geri bildirim esnasında siz nasıl hissediyorsunuz? Şu anda bu duyduklarımla ilgili kendimi çok yetersiz hissediyorum. Ben elimden geleni yapmaya çalışıyordum ama belli ki karşımdaki insan beni çok yanlış anlamış durumda. Ben aslında bütün gücümü ortaya koymuştum ama belli ki bu karşı tarafı hiç geçmemiş. Ya da ben durumu bütün bakış açılarıyla değerlendirmeye çalışmıştım ama bu anlaşılmamış. Bu durum bana kendimi yetersiz hissettiriyor, haksızlığa uğramış hissettiriyor, anlaşılmamış hissettiriyor, üzgün hissettiriyor.
gibi duygularımı tadımlamaya başladığım zaman aslında duygularımı hissetmeye alan sağlamış oluyorum ve duyguların o yoğunluğunun geçmesi için o ilk böyle neredeyse 90 saniye süren o böyle yoğun dalganın diyeyim bir sakinleşmesine izin vermiş oluyorum. Genellikle, özellikle böyle ''emotionally charged'' diye geçiyor İngilizce'de böyle duygu yoğunluğunun çok yüksek olduğu anlarda bunu yapmaya kendimize fırsat tanımıyoruz. Sanki bir an önce bir an önce karşılık vermeliyiz, hakkımızı savunmalıyız, yanlış anlaşılmanın önüne geçmeliyiz gibi bir hisse sahip oluyoruz. Çünkü o haksızlığa uğramıştaki hisse çok derin ve böyle bir an önce orayı düzeltmeniz lazım.
Ama dediğim gibi o bir an önce düzeltme hissi yangını söndürmüyor, harlıyor. O yüzden de burada panik yerine proses diyelim, proses etme vakti kendimize almamız lazım. Bu proses etme vakti bireyden bireye farklılık gösterebilir arkadaşlar. Yani benim için bu iki dakikadır da başka bir insan için otuz saniyedir, başka bir insan için bir gündür, başka bir insan için bir haftadır. Hiç fark etmez. Tabii bir yandan da karşımızdaki insanın önemine, durumun önemine ve tabii ki karşımızdaki insandan işittiğimiz şeylerin bizim için duygusal şiddetine bağlı değişebilecek bir durum bu. O yüzden de eğer böyle bir stres durumuyla karşılaştıysanız, ilk anda işte derin nefes alıp vermek, belki biraz sayılar saymak, işte duygularımızı etiketlendirmek, isimlendirmek gibi davranışları yaptıktan sonra eğer hala vücudunuzda hissettiğiniz duygusal yoğunluğun geçmediğini fark ediyorsanız, O konuşmanın içerisinde o anda yer almamanız gerektiğini aslında bilebilirsiniz. Yani şunu söylemeyi genelde ihmal ediyoruz. Ben kendi adıma çok ihmal ediyordum. Söylediklerini anlıyorum. Üzerine biraz düşünmem lazım. Daha sonra bunun hakkında konuşalım. Ya da bu söylediklerin bana şu anda hiç iyi hissettirmedi.
Biraz bunun üzerine ben düşüneyim. Daha sonra karşılıklı konuşalım. Ya da geri bildirmeniz için teşekkür ederim. Ben söylediklerinize katılmadığımı düşünüyorum şu anda. Ama biraz sindirmem lazım. Daha sonra tekrar konuşalım gibi. Ama bunlar çok böyle dublaj cümleler gibi gelmiş olabilir. Hayata kolay uyarlanamayacak gibi hissettirmiş olabilir. Bunu çok iyi anlıyorum. Çünkü o tartışmalarında böyle cümleler kurabilecek gibi hissetmiyoruz hiçbirimiz. Bende dahil.
Ama aslında kendi cümlelerimizde bir ara almaya çalışmamızı öneriyorum burada. Daha sonra bu arayı aldığımız zaman yaptıklarımız çok önemli. Yani o kendimizle baş başa kaldığımızda durumun o ilk tepkisinden sonra kendimizle baş başa kaldığımız zaman orada proses etme zamanını çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Burada kimimiz için o duyguyu kağıda dökmek, yazıya dökmek, resme dökmek, boyaya dökmek... Yani resim derken ne olur aklınızdan böyle sanat eserleri geçmesin. Yani bazen de öyle bir öfke veya işte haksızlığa uğramış ikisi içimizi kaplar ki elimizdeki kalemle... Şu kağıdın üzerine karalamalar yaparız. Hani böyle kağıt paramparça olur. Bunda kötü bir taraf yok aslında. Yani o duyguyu bir dışarı aktarabilmemiz lazım. Ama duyguyu dışarı aktarırken, bu duyguyu bize hissettiren insana aktardığımız zaman o duyguyu kontrolsüz bir şekilde aktarmış oluyoruz. Önce duyguyu kendi istediğimiz şekilde, kendi alanımız içerisinde dışarıya aktarabilmemiz lazım.
Bazen ben şeyi öneriyorum mesela kendinize bir ses kaydı bırakın ya da gerçekten duşa girin ve kendi kendinize konuşun. Yani bu da bunda bir sakıncası yok. Yeter ki o duyguları biraz dışarı atın. Ama bunu yaparken her ne olursa olsun yani o proses etme zamanı içerisinde Kendinizi dolduruşa getirmekten kaçının. Çünkü birçok sefer bizimle konuşurken insanların tam olarak söylemek istedikleri şeyi söyleyemediklerini de hesaba katmak lazım. Yani karşımızdaki insan mesela bize haksızlık yapıyormuş gibi hissediyorsak o anda, Belki de o da haksızlık etmeye çalışmıyor ve sadece kendi duygularını dile getirmeye çalışıyordur. Ve biz onun ötesine bakabildiğimiz noktada aslında onun farklı motivasyonlarını ya da kendi hayal kırıklıklarını ya da ihtiyaçlarının karşılanmıyor oluşunu anlayabiliriz. Ben kendi hayatımda geçmişe dönüp baktığımda bunu yapmadığım için karşımdaki insanları hiç anlayamadan tepki verdiğimi çok zaman görüyorum.
Bu arada bugün de bunu yaptığım zamanlar oluyor. Mesela çok böyle kendimi yakın hissettiğim bir insan o anda benim hiç ummadığım bir tepki veriyorsa, sakinliğimi koruyup karşılık veremeyebiliyorum, ben de tepki verebiliyorum. Şimdi bunun üzerine de konuşmak istiyorum şöyle bir yerden. Diyelim ki o tepkiyi verdiniz. Ve istemediğiniz kadar yüksek, istemediğiniz kadar kırıcı bir tepki oldu bu. O zaman bu tepkinizin arkasında durmak zorunda değilsiniz aslında. Ya şunu da çünkü çok yapıyoruz. Söyledim işte. Özür dilemeyeceğim o anda böyle hissediyordum. Ama yani gerçekten verdiğiniz tepkinin doğru bir tepki olduğunu düşünüyor musunuz? O durumun dışına çıktığınızda. Biraz yukarıdan hani o duruma baktığınızda üçüncü bir kişi gibi. Ya da mesela verdiğiniz tepkinin gerçekten size anlatılan şeye orantılı bir tepki olduğunu düşünüyor musunuz? Çünkü orantısız tepkide çok veriyoruz. O yüzden eğer oldu da karşılık veremediğiniz tepki verdiniz. Bunun bir geri dönüşü olmalı. Şimdi minik bir ara verelim. Aradan sonra bu tepkilerimizi nasıl daha iyi yönetebiliriz ya da pişman oluysak nasıl üstüne gidebiliriz? Bunun hakkında konuşacağız birlikte.
Şimdi tam şunu söylüyordum. Verdiğiniz tepki aslında oransız oldu. Bunun arkasında durmalı mısınız? Durmamalısınız arkadaşlar. Sağlıklı ilişkilerde gurur yapmak aslında o kadar da iyi bir fikir değil. Çünkü her ilişki kırılır, her ilişki incinir, her ilişki parçalanabilir.
Ama tamir etme çabası gösteriyor muyuz? Yani diyelim ki siz o esnada hiç istemediğiniz kadar yüksek bir tepki verdiniz. Haklıyken haksız duruma düştünüz. O zaman haksızlığınızı kabul etmeniz lazım aslında. Yani ben böyle bir tepkiyi hak etmiyordum. Ben o anda gerçekten duygularımı yönetemedim.
senin kalbini kıracak bir karşılık verdim. O yüzden de şimdi verdiğim tepkinin orantısız olduğunu anlıyorum gibi cümleler gerçekten aslında bir fark yaratıyor ilişkilerde. Bu arada aynı şey çocuklarımız için de çok geçerli. Çünkü çocuklarımızla konuşurken de her zaman en farkındalıklı, en duygu kontrolüne sahip olduğumuz anlarda konuşmuyoruz onlarla. Bazen mesela çok yorgun bir iş gününün sonunda siz
böyle gözünüzü açacak halde değilken çocuklarınız gelip bıcır bıcır bıcır bir şeyler anlatıyorlar bir şeyler istiyorlar ve o esnada bazen istemediğiniz bir tepki verebiliyorsunuz sonrasında çocuğunuzun yanına oturup tatlım ben sana öyle söyledim ama çok yorgundum başım ağrıyordu kendimi çok iyi hissetmiyordum sana böyle tepki verdim ama aslında şunu şunu şunu düşünüyorum bu konuyla ilgili gel bir daha baştan konuşalım demek günün sonunda yine hayır diyecekseniz bile mesela talep ettiği şeye Hala daha iyi. En azından karşınızdaki insana verdiğiniz tepkinin arka planını açıklayabileceğiniz ve neden o tepkiyi verdiğinizi anlamlandırmasını sağlayabileceğiniz bir alan yaratmış olursunuz karşınızdaki insan için. Ve her zaman aslında özür dileyebilmek iş ilişkisinde olsun, romantik ilişkide olsun, ebeveyn çocuk ilişkisinde olsun çok önemli bir meziyet. O yüzden bunu yapabilmek önemli diye düşünüyorum. Karşılık vermek konusunda bir öneri de şu. Özellikle iş dünyasında bir duruma tepki vermeden önce üzerinden en azından bir gün geçebilmesi. Yani o bu stres yaratan durumlarda
çok ani bir karar vermek yerine üzerine bir gecenin geçmesi uyuyup değerlendirebilmek çok önem taşıyor. Çünkü özellikle bilissel fonksiyonlarımızın hepsinin aynı yerden beslendiğini düşündüğünüzde hem duygumuzu regüle etmeye çalışmak hem de sağlıklı bir karar vermeye çalışmak hiç kolay değil. O yüzden de duygumuzu regüle edebilecek zamanı alıp ondan sonra doğru bir kararı verebilmek Gerçekten daha kolay. O yüzden bunu da yapmanızı tavsiye ederim. Hatta bazı yerlerde 3 gün kuralı 72 saat kuralı diye de geçer bu. Ama günümüzün hızlı dünyasında kimsenin 3 gün beklemeyeceğini çok iyi biliyorum. O yüzden de bunu daha çok bir gün kuralı olarak ben kendimce güncelledim. Kısa da böyle anlatıyorum. Yani aslında verdiğimiz tepkilerde bunu gözetmeyi öneriyorum. Bu da beni şuna getiriyor aslında aktif dinleme konusu. Şimdi genel olarak aslında insanlarla kurduğumuz ilişkide biz onları dinlerken hep nasıl tepki vermeliyim diye düşünüyoruz. Yani insanların ağızlarından çıkan her kelimeyi kendi bakış açımızdan değerlendiriyoruz devamlı. Burada bir durup karşımızdaki insanın ne söylemeye çalıştığını, onun durumu üzerinden değerlendirmeye çalışmak gerçekten çok kritik. Yani mesela karşımdaki insan, diyelim ki beni eleştiren bir konuşma yapıyor şu anda. Tamam, ben burada defansa geçmek istiyorum. Bu çok doğal bir güdü. Çünkü hepimiz kendimizi korumak istiyoruz.
Ama karşımdaki insan bu eleştiriyi getiriyorsa belki de ben davranışlarımla onu da zor duruma düşürecek bir şeyler yaptım. Ve eğer direkt savunmaya geçersem onun benimle o konuşmayı yapacak duruma nasıl geldiğini, onun sürecini hiç anlamıyor oluyorum. Öyle olunca ben hemen kendi tepkimi veriyorum. Bu sefer konu dağılıyor çünkü benim tepkime de o bir tepki veriyor ve konu gerçekten çoğu zaman çok daha kötü, çok daha kırıcı yerlere gidebiliyor. O yüzden de aktif dinleme yapabildiğim zaman her şey değişiyor. Aktif dinleme hakkını daha önce ben bir podcast kaydetmiştim. Orada şunlardan da bahsetmiştim. Belki işiniz erer diye buraya da sıkıştırmak istiyorum. Mesela karşındaki insanın vücut diline dikkat etmek. Yani bana derdini anlatmaya çalışırken bu insan. Öfkeli mi? Üzgün mü? Korkuyor mu? Gergin mi? Bunları vücut dilinden de anlamaya çalışabilirim. Veya mesela hangi kelimeleri tekrar ediyor? Hangi konular üzerinde biraz daha fazla duruyor? Nasıl örnekler veriyor bana? Örnekleri verirken mesela sesi titriyor mu? Omuzları mı düşük? Göstem ağzını nerelerde kurabiliyor? Nerelerde kuramıyor? Bunlar aslında çok kilit noktalar. Yani bunları görebilmeye başladığım zaman aslında kişilerin benimle konuşurken arka planda neler yaşıyor olabileceklerine dair biraz daha fazla fikrim oluyor. Bir de yine karşılık vermekle ilgili önerdiğimiz işe yarayan bir başka şey de şu. Karşınızdaki insanı doğru anladığınıza emin olun. Yani diyelim ki size bir şeyler söyledi. Diyelim ki partneriniz size kendisini çok yalnız bıraktığınızı ve onu çok ihmal ettiğinizi söylüyor. Bunu anlıyorsunuz. Bunu sorun. Yani kendini ihmal edilmiş mi hissediyorsun? Benim yaptıklarımla böyle bir durum oluştuğuna mı inanıyorsun?
diye sormanız bile ona kendisini anlaşılmış hissettireceği için anlatmaya çalıştığı konuyla ilişkili başka konuları, başka duyguları size açabilmesine alan sağlıyor. Karşınızdaki insana ne kadar alan açarsanız onun duygularını ve düşüncelerini Aslında size söylediği bir cümle üzerinden değil de bağlantılı birçok cümle üzerinden onu anlamaya başlıyorsunuz. Böylece tepkiyi tek bir cümle üzerinden vermek durumunda kalmıyorsunuz. Karşılığınızı daha kapsamlı cümleler üzerinden düşünerek oluşturabiliyorsunuz. Bence bu da çok büyük bir artı.
İşte böyle sevgili dinleyiciler. Umarım tepki vermek ve karşılık vermek arasındaki farkı yeterince anlatabilmişimdir ve umarım paniklemek yerine proses etmek diyelim. Bu fark sizin zihninizde kalır ve en azından zaman zaman uygulayabileceğiniz bir pratik haline gelir sizler için. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.