
1.690 kelime · ~8 dk okuma
1961 Los Angeles'ta bir kış sabahı. Henüz güneş doğmamış. Hastanenin uzun koridorlarında flörosan lambaların soğuk ışığı titriyor. Dezenfektan kokusu kahve kokusuna karışmış. Ameliyathane katındaki saatin tiktakları uzaktan gelen telefon seslerinde kayboluyor. Dört numaralı ameliyathanenin önünde bekleyen genç hemşire elindeki dosyayı son kez gözden geçiriyor. O sırada koridorun sonundaki çift kanatlı kapıdan iki cerrah beliriyor. Adımları hızlı, yüzleri gergin. Hemşire, hasta hazır diyor doktorlara.
Cerrahlardan birisi duraksıyor. Gözlüğünü çıkarıp siliyor. Biraz düşünceli kendisi. Zira içeride onları bekleyen şey tıp fakültesinde öğrendikleri hiçbir şeye benzemiyor. İşte bu doktorlar o sabah, o ameliyathanede öyle bir şey yapacaklardı ki. Bilimin en temel sorularından bazıları hiç beklenmedik cevaplar bulacaktı.
Peki ama nasıl oldu da bir ameliyat insan zihninin en derin sırlarından birini ortaya çıkardı? İşte size bugün anlatacağım hikaye tam da bu hastanenin koridorunda başlamıştı. Ve bu beklenmedik cevaplar yepyeni sorularda doğuracaktı. 1961'in sonlarında Philip Vogel ve Joseph Bogan isimli iki beyin cerrahı daha önce yapılmamış bir ameliyatı gerçekleştirmeye hazırlanıyorlardı. İlgilendikleri kişinin sorunu epilepsiydi ve hiçbir tedaviye cevap vermiyordu. Bu hasta Hava İndirme Birliği'nde askerlik yapmış 48 yaşındaki bir erkekti. W.J. olarak geçiyordu ismi kayıtlarda.
İkinci Dünya Savaşı'nda cepheye paraşütle iniş sırasında sert bir düşüş yaşamıştı kendisi. Sonrasında sık sık bayılma ve ataklar geçirmeye başlamıştı. Özellikle de 1953'te bu atakların sıklığı artmış. Hatta 3 gün boyunca hiç durmadan devam ettiği dahi olmuştu. Doktorlar WC'in beyin taramalarını yaptıktan sonra garip bir şey fark etmişti.
Beyninin bir tarafından diğer tarafına gönderilen sinyallerde bir anomali vardı. Bilgi akışı sekteye uğruyor. Bir nevi internet gibi ara ara kopuyordu. İşte bu kopmalar sırasında epilepsi atakları daha da şiddetleniyordu. Bunun üzerine doktorlar radikal bir karara yöneldiler. Beynin iki tarafı arasındaki bağlantıyı kesmekti planları. Korpus kalosum olarak bilinen ve sağ beyni sol beyne bağlayan bir sinir köprüsü vardır. Vogel ve Bogen deyim yerindeyse bu köprüyü yıkacaktı.
Korpus kalostomi adı verilen bu operasyonda beynin iki kısmını ayırarak bu sorunu çözmeyi umuyorlardı. Bu arada daha önce başka canlılar üzerinde yaptıkları deneylerde çok az yan etki görünmüş ve büyük başarılar elde edilmişti. Hatta psikolog Carl Lechle bu köprünün aslında beynin iki tarafını bir arada tutmaktan başka bir işe yaramadığını dahi söylemişti. Pek kolay bir işlem olmasa da doktorlar bu operasyonu gerçekleştirdiler. Ve WC'in beyninin sağ lobu ile sol lobunu birbirine bağlayan o köprüyü kestiler. Bu zor ve riskli gözüken operasyon başarılı geçmişti. Hatta birkaç gün sonra yavaş yavaş kendine gelen hastanın tek bir şikayeti vardı. Sadece biraz başının ağrıdığını söylüyordu doktorlara. Her şey normal görünüyordu anlayacağınız.
Beyninin ikiye ayrılması hiç sorun yaratmamış gibiydi. Gerçekten de korpus kalosum yalnızca bir köprü görevi görüyor olabilirdi. Ama işte peşin hükümlü olmamak gerekiyor. Zira zaman geçtikçe bir şeyler ters gitmeye başlamıştı. Yani. Beyinde bu kadar radikal bir değişiklik yapıp hiçbir şey olmamasını bekleyemezsiniz ne de olsa. Bazı anomaliler gözükmeye başlamıştı zamanla.
Beyninin iki lobu birbirinden ayrılan hastada fark edilen ilk anomali günlük işlerinde sağ beyin odaklı yaşamaya başlamasıydı. W.J. soldan gelen hiçbir uyarana tepki vermiyor gibiydi. Şöyle izah edeyim bunu. Sol kolunu bir yere çarptığında hiçbir şey hissetmiyordu kendisi. Ya da sol eliyle bir şey tuttuğunda elindeki objeyi asla hissetmediğini söylüyordu.
Sol elinde sıkı sıkıya tuttuğu herhangi bir şey onun için yoktu sanki. Bunun gibi yığınla garip davranış göstermeye başlamıştı. Haliyle bu olanlar psikoloji, nörobilim ve psikiyatri dünyasında oldukça ses getirmişti. Fakat bu hikayeye özel ilgi gösteren bir isim vardı. California Teknoloji Enstitüsü'nden psikolog Roger Sperry.
Sperry 1962'de öğrencisi Michael Gazzaniga ile birlikte beyni bölünmüş hastaların kafalarının içinde neler olup bittiğini anlamak adına bir dizi kapsamlı deney yapmaya başladı. Bu deneylerden elde ettiği bulgularsa insan beyniyle ilgili bilinenleri tamamen değiştirecek cinstendi. Bu noktada bir parantez açmam gerekiyor. Çok uzun süredir biliyoruz ki beynimizdeki fonksiyonlar bu organın tamamına dengeli bir şekilde dağılmış değil.
Her bir bölümün kendine has fonksiyonu var. Örneğin 1861'de Fransız doktor Paul Broca beynin sol ön lobunda bulunan alanda bir hasar oluşması durumunda konuşma ve anlama konusunda birçok sorunun oluşabileceğini tespit etmişti. Afazi olarak da biliyoruz bu problemi. İşte bu tip gözlemler sonucunda sol beynin dil işleme konusunda merkez olduğu sonucuna varılmıştı.
Ancak Sperry ve Gazzaniga'nın deneylerine kadar nörobilimciler bu tip özel bölgelere dair neredeyse hiçbir bilgiye sahip değildi. Beyni bölünmüş hastalar bu yolda harika bir fırsat sunmuştu kısacası. Zira artık beyinlerinin iki tarafı bağımsız yaşayan denekler vardı ellerinde. Özellikle de Carl Lashley'nin Corpus Callosum hiçbir işe yaramıyor tezinin aksine bu bölümün inanılmaz gelişmiş ve hayati bir fonksiyona sahip olduğu anlaşılacaktı bu deneyler sayesinde. Bu köprüde saniyede 1 milyar civarı veri alışverişinden sorumlu 200 milyonun üzerinde sinir ağı bulunuyordu.
Bu da sinir sistemimizin karşıt evrimi açısından çok önemliydi. Çünkü bu karşıtlık nedeniyle beynimizin sağ lobu vücudumuzun solundan, sol lobu da vücudumuzun sağından gelen verileri işleme konusunda gelişmişti. Mesela optik sinirleri düşünün. Bu sinirler gözden gelen görsel verileri optik kiyazma adı verilen bir tür kavşaktan geçirerek sol gözden gelen verileri sağa, sağdan gelenleri sola gönderiyor.
Biz tabii bu geçişleri çok hızlı gerçekleştiği için hissetmiyoruz. Ama sistem bu. Ama işte bir insanın beynini ikiye böldüğünüzde bu iletişim kanalı kapanmış oluyor. Ve sağdan gelen sağa, soldan gelen sola giderek sistem de bir anlamda ciddi bir karmaşa ortaya çıkarıyor. İşler de tam olarak burada karışıyor zaten. Speri ve Gazzaniga'da ilk olarak çok ilginç bir deney yapıyorlar.
Yani deney ilginç olmasa da sonuçları bir hayli enteresan. Bir kelime gösteriyorlar bu hastalara. Heart kelimesi mesela. Fakat konumlandırmayı öyle yapıyorlar ki, he kısmını sol göz, art kısmını ise sağ göz görebiliyor sadece. Ve kağıtta ne yazıyor diye soruyorlar hastalara. Hepsi de art kelimesini gördüklerini söylüyorlar.
Ardından bir adım daha ileri gidip hastalardan gördükleri kelimeyi sol ellerini kullanarak göstermelerini istiyorlar. Hastalarsa hi kelimesini gösteriyor. Garip değil mi? Başka bir deneyde ise hastaların sağ ellerine bir nesne koyuyorlar. Hastalar da kolayca bu nesnenin ne olduğunu söyleyebiliyorlar. Fakat bu nesnenin resmini sağ elleriyle göstermeleri istendiğinde bunu yapamıyorlar.
Tersini yaptıklarında yani nesneyi sol ellerine koyup sol elleriyle resmi göstermeleri istendiğinde ise nesneyi kolayca gösterebiliyorlar. Fakat ismini söyleyemiyorlar. İşte bu deneylerle ortaya çıkan önemli bir şey vardı. Dil işleme yetenekleri beynin belirli bölgelerine çok hassas bir şekilde odaklanıyordu. Özellikle de sol bölümde. Yüzleri ve duyguları tanıma eylemi ise sağ bölümdeydi.
Bu dilsel ve algısal bölünme doğuştan itibaren bizde kodlanmış bir şey. Bebeklere dikkat ederseniz güldüklerinde ağızlarının sol kısımlarını daha çok kullanırken ses çıkardıklarında sağ kısımlarını daha çok kullanırlar. Fakat konu biyolojik bir analiz olduğunda net bir açıklama yapmak hiç de kolay değil. Sperry ve Gazzaniga da işlerinin kolay olmadığını kısa sürede anlamışlardı.
insan beyninin bu iki bilim insanına hazırladığı sürprizler vardı. Onları da kısa bir aradan sonra konuşacağız. Evet, Sperry ve Gazzaniga yaptığı deneylerle dil işleme yeteneklerimizin beynimizin sol bölümünde işlendiğini gözlemlemişti. Aynı şekilde yüz ve duygu gibi algısal faaliyetler de sağ lobda gerçekleşiyordu onların analizlerine göre.
Ancak insan beyni gerçekten de çok gizemli bir makine. Ve bu makinenin onlara hazırladığı sürprizler vardı. Sperry ve Gazzaniga yürüttükleri başka bir analizde şunu gördüler. Beynin sağ bölümü sandıklarından daha yetenekli bir iletişimciydi. Hastalardan birine sadece sol gözünün göreceği şekilde kız arkadaşının fotoğrafını gösterdiler.
Hasta tabii ki de kız arkadaşını tanımıştı. Fakat aradan önce bahsettiğim deneyden de yola çıkarak tahmin edeceğiniz gibi ismini söyleyememişti. Ancak işler bu noktada epey garipleşiyor. Tamam sevgilisinin ismini söyleyemiyordu bu hasta. Ama ne yapabiliyordu biliyor musunuz? Scrabble vardır ya. Hani harfleri kullanarak kelime oluşturursunuz. İşte Scrabble'daki harfleri kullanarak kız arkadaşının ismini yazabiliyordu bu hasta.
Bu gibi örnekler son derece ilginç elbette. Fakat bölünmüş beyinle yaşamanın bundan daha ilginç sonuçları da olabiliyor. Mesela beyni bölünmüş bazı hastalar sanki iki beynim varmış gibi hissediyorum diyor. Daha da garibi bu beyinler birbiriyle hiç anlaşamıyor. Örneğin bir hasta gömleğini bir eliyle iliklerken diğer eliyle de düğmeleri açtığını söylemişti.
ya da alışveriş yaparken bir eliyle ürünleri sepete atarken diğer eliyle sepeti boşalttığını söyleyen hastalar vardı. Hatta bazıları iki elini kullanarak aynı anda çok farklı iki resim bile çizebiliyordu. Kimi nadir durumlardaysa uzaylı eli sendromu olarak bilinen bir durum bile gelişebiliyordu. Bu sendroma sahip biri sanki kendi elinin kendi bilinci varmış gibi hissediyor.
Yani kendinden bağımsız davranan bir varlık gibi hareket ediyor eli. Ki bu da Strange Love Sendromu olarak da bilinir. Hani şu kişinin kendi elinin, kendisini boğmaya çalıştığını söyleyenler var ya. İşte bu da gerçek bir durumdur ve maalesef bir çözümü de yoktur. Tüm bunlarla ilgili garip bir durum var aslında. Bu bağımsız uzuv sendromlarının hemen hemen hepsinde sol tarafımızın olağan şüpheli olması.
Ve bu da bir anlamda sol beynimizin bir yönetici olması keşfini de doğruluyor. İlerleyen zamanlarda gerçekleştirilen deneylerde ise, sağ tarafın mantık, karar alma ve akıl yürütme gibi işlevlerinin bilinç dışı olduğu ve sol taraf tarafından yönetildiği de keşfedildi. İşte beynin lobları arasındaki köprü kaldırılınca bu organizasyonda yok oluyor. Mantık yürütmede sorunlar çıkabiliyor.
Mesela bir hastaya sağ gözüne bir tavuk kümesi, sol gözüne de karlı bir tarlanın fotoğrafını gösteriyorlar. Ardından ona bazı kelimeler gösteriyorlar. Hasta tavuk ayağıyla tavuğu, karlı tarlayla da bir küreyi başarılı bir şekilde eşleştirebiliyor. Ama sonra neden böyle bir seçim yaptığını sorduklarında tavuk kümesini kürekle temizlemek için tabii ki cevabını veriyor.
Araştırmadan sorumlu Sperry ise yaptığı analizlerin sonucunda şunları söylemişti. Beynimizin her bir yarım küresi kendi düşünme, algılama, hatırlama, mantık yürütme, duygulanma, isteme gibi özelliklere sahip. Tıpkı kendi bilinç sistemine sahip bağımsız birer birey gibiler. Sol ve sağ yarım küreler bazen birbiriyle çatışabiliyor. Deneyimlerde farklı bir bilinç gösterebiliyorlar.
Bu bulgular ve sıra dışı gözlemler o dönemlerde tüm psikoloji ve psikiyatri dünyasını şok etmişti tabii ki. Ve haliyle beyinle ilgili o zamana dek bildiklerimizi kökünden değiştirmişti. Öyle ki Sperry ve Gazzaniga yürüttükleri bu deneyler sonucunda elde ettikleri veriler sayesinde 1981'de Nobel Tıp Ödülüne layık görüldüler. Tabii burada kısaca bir dönem çok popüler olan sağ beyinli-sol beyinli algısına da değinmek gerekiyor. Bu tip çalışmalardan beri bildiklerimiz çok büyük değişimlere uğradı elbette. MRI gibi teknolojilerle sağ ve sol beynin bir orkestra gibi çalıştığını ve birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini biliyoruz artık. Kaldı ki burada bahsettiğimiz üzere eğer gerçekten sadece sol beyinli olsaydınız ufak karakteristik farklılıklardan daha büyük sorunlarınız olurdu.
Bölümün başında da bahsetmiştik. Bu beynin ikiye ayrılması işlemi hastalardaki epilepsi tarzı hastalıklara yönelikti. Sonucunda ne olduğunu merak ediyorsanız, evet epilepsi sorunları çözüldü. Geçirdikleri ataklar tamamen ortadan kaybolmasa da ciddi bir iyileşme yaşadı WC gibi hastalar. Tabii bunun karşılığında ödedikleri bedel de biraz ağır oldu diyebiliriz.
İşte böyle. Beyin. Hala gizemini koruyan ve bizi şaşırtmaya devam eden muhteşem bir organ. Her yeni araştırma, her yeni keşif bize yeni sorular getiriyor. İşin asıl güzel kısmı da burada zaten. Öğrenecek daha çok şeyimiz var.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.