Podcast

gezince noluyor?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölüm Cem'in seyahat dönüşü kaydedilmiştir. Bölüm Amerika ve Panama seyahati ve seyahatten beklentilerle ilgilidir ve onun gibi bir şeyler. (Bölüm ismi yayınladıktan sonra değişti.)



Ayrıca bu bölüm Garanti BBVA reklamı içermektedir.

American Express ile Garanti BBVA’daki varlık tutarınıza göre yurt dışı harcamalarınıza 4000 TL’ye varan indirim kazanabilir. otel ve restoranlarda %3 -%5 indirim kazanabilirsiniz. Detaylı bilgi americanexpress.com.tr'de!





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

3.934 kelime · ~20 dk okuma

Kısa bir aradan sonra merhaba. Ben sadece film izlemiyorum. Filme gitmeden önce Cem Başak ve bir aydır yurt dışındaydım. Ama artık değilim. Yurt içindeyim. İstanbul'dayım. Doğup büyüdüğüm yerde. Ve bugün size son seyahatimle ilgili ve genel olarak seyahatlerle ilgili bir bölüm hazırladım. Yani çok bir şey hazırlamadım. Konuşacağım şu an. Aynen, seyahatim nasıl başladı? Ondan başlayabiliriz. Ben ilk olarak bir etkinlik için, bir iş etkinliği için Los Angeles'a gittim. Orada bir ödül törenine katıldım. Hans Zimmer vardı ödül töreninde. Ama şöyle vardı, ödül töreni başladı, biz böyle bir yemek alanı gibi bir yerdeyiz, sahne var. Ben de yemek alanının en önündeyim, sahnenin en önündeyim. Enteresan bir şekilde.

Ödüller veriliyor, bir şeyler oluyor. Sonra Hans Zimmer bir ödül vermeye geldi. Ama ödül töreninde yoktu yani. Kendisi büyük ihtimalle tören başladıktan sonra törene giriş yaptı. Ödülü verdi, sonra da tören alanından çıktı. Arabayla geldi, ödülünü verdi, gitti. O sırada ben kapıda onu yakalayıp fotoğraf çekildim. Böyle böyle Los Angeles'da böyle bir gündü.

Sonra Los Angeles'ta birkaç gün daha kaldım. Ve yani Los Angeles'ta her yeri arabayla gidiliyor. Çok fazla yürüyemiyorsunuz. O yüzden biraz sinir bir olay.

Transkriptin tamamını oku

Los Angeles'ta bir tane konsere gittim. Blind Pilot diye bir grup var. Linkini koyarım aşağıya. Onları ortaokul ve lisede dinliyordum. Çok tatlı, akustik bir grup. Arkadaşımla beraber gittik konsere. Konser alanına girdik, sonra arkadaşım benim uykum geldi dedi ve geri döndü konsere girdiğimiz anda. O yüzden ben tek başıma ortaokul ve lisede dinlediğim bu grubu ilk defa dinledim. Konserdeki herkes beyaz ve 40 yaşında falandı. Benim için de tatlı ve duygusal bir konserdi.

Bazen böyle seyahatlerden konuşurken şuraya gittim, bunu yaptım falan diyorsunuz ve bazen birilerini seyahat konuşurken dinlemek baya sıkıcı oluyor çünkü sadece yaptığı şeyleri söylüyorlar. Hani biri size gününü anlatsa, yani bazen ilginç olabiliyor da yani dişimi fırçaladım, şuradan şuraya gittim, sonra bunu yaptım, şunu yaptım, öyle yaptım, bunu yaptım, çok fazla bilgi olabiliyor. O yüzden seyahatlerle ilgili konuşmak da biraz enteresan aslında. Sonra Seattle diye bir şehir var. Amerika'nın kuzey batısında. Oraya gittim. Orada bir kuzenim var. Onunla altı gün kaldım. Sonra New York'a gittim. O da Seattle'la New York arası beş saatlik bir uçuş. Yani Amerika'nın ne kadar büyük bir, mecaz anlamda değil, fiziksel olarak büyük bir ülke olduğuyla alakalı. Söyledim bunu. New York'ta iki buçuk hafta kaldıktan sonra Panama'ya gittim. Bu enteresan bir olaydı. Bu bence anlatılabilir ve anlatırken şey gibi olmayacak.

Aynen biraz önce dediğim gibi saçma seyahat, info, dump, info çöplüğü, bilgi çöplüğü olmayacak. Panamaya şu şekilde gittim. Birkaç ay önce İstanbul'da bir akşam yemeğinde Panamalı biriyle tanışmıştım ve yani ben de arkadaşlarımlaydım ve bir kere tanıştık, konuştuk yani Panamalı bu kişiyle. Sonra numaralarımızı falan aldık ve ben New York'tayken bu Panamalı kişi bana, hani yakınsın, Panama'ya da gel istiyorsan dedi. Benim de yanımda hiç bir şey yoktu yani, Panama yazlık bir yer. Ama ben, aynen yazlık kıyafetim yoktu, sadece spor şortum ve tişörtlerim vardı. Ama gelirim dedim, tabii ki yani. ne zaman biri beni Panama'ya çağıracak gezdirmek için. Sadece birkaç risk vardı yani. Ben bu kişiyi tanımıyordum çok. Panama'ya gidip öldürülebilirdim. Ya da yani o kişi de beni çok tanımıyordu. Hani ben de gidip o kişiyi öldürebilirdim. O yüzden hani ilk şey dedim ben Airbnb'yi tutayım, biz görüşelim arada falan. O da dedi ki gerek yok yani bende kalabilirsin, gezeriz. Sonra gittim ve öldürüldüm Panama'da.

Şu an organlarım farklı yerlerde satılıyor. Bu ses kaydını da Podbean'ın benim bir önceki podcastlerimden kaydettiği yapay zeka üstünden yapıyoruz. Benim yerime başkası konuşuyor, sonra da yapay zeka ile benmiş gibi yapıyorlar sesi. Ama en azından organlarım başka yerlerde, birilerinin yeni hayatlarında yardımcı olacak onlara. Organ bağışlayan arkadaşlar. Tamam öldürülmedim, bir şey olmadı yani.

Panama ilginçti baya. Bir kere birinin yani bana bir hafta ayırıp beni Panama'da gezdirmesi falan da çok, bilmiyorum, özel hissettim yani. Panama'yı da baya sevdim. Çünkü orada hava 30 dereceydi. New York'ta da eksi 7 dereceydi.

Vücudum çatladı böyle Panama'ya indiğimde sıcaktan. Panama'da Gunayala diye bir bölgeye gittim. Bu bölge 365 adadan oluşuyormuş. Her gün için bir adaları var yani. Ve bunların hepsi çok küçük. Birbirlerinden 5-10 dakika uzaklıktadır botla. Ve bildiğiniz o Survivor adalarına benziyor. Benim gittiğim adada 30-40 tane ya da yani 80 tane bilmiyorum saymadım ama sayabilirdim. Çok istesem adadaki tüm ağaçları sayabilirdim. Palmiye ağacı vardı. Ve adanın yani denizden yüksekliği de 1 metre gibi bir şey.

Yağmur yağsa ve rüzgar etse ada bir anda yok olur gibi hissediyorsunuz ve zaten küresel iklim değişikliği sebebiyle ileriki yüzyıllarda veya belki bu yüzyılda bu adaların çoğu su altında kalacakmış. Panama'da zaten bu insanları yeni bir yer arıyormuş ama yeni bir yere geçseler bile baya garip olacak. Sonuçta eski yaşadığı hayatları yaşayamayacaklar. Aynen, ailelerin toprakları olmayacak, su altında olacak. Baya üzücü bir olay.

Bu adada bir gece kamp yaptım arkadaşımla. Kamp yaparken de şey çok komikti, kampı kurduk yani. Zaten palmiyeler adanın ortasında olduğu için küçük bir kumluk bölge var. Biz kampı kurduk, uyuyoruz. Sonra yani dalgalar biraz daha hareketlenmeye başladı ve sanki bizi alacak gibi hissettik. O yüzden böyle gecenin yarısında kampın yerini değiştirdik. Daha da içeri aldık ağaçların altına. Ve adadaki tek tehlikeli şey, denizden bir şey olmuyormuş insanlara, tek tehlikeli şey insanların kafasına kokonat düşebilmesiymiş, hindistan cevizi. Çünkü palmiye ağaçları baya yüksek ve o kokonatlar da ağır yani. Kafanıza dan diye düşse çok iyi olmayabilir ve düşüyorlarmış. Bu da ilginç bir bilgi. O yüzden ben yürürken sürekli yukarıya bakıyordum, kafama düşüyor mu diye. Arkadaşım Panama'lı olduğu için çok bakmıyordu, böyle yürüyordu.

Ve şey dedi, şu ana kadar sadece bir tane arkadaşımın kafasına Hindistan cevizi düştü dedi. Ona da bir şey olmamış ama arada salak salak konuşunca Hindistan cevizi yüzünden mi diye arkadaşlar dalga geçiyormuş. Bu arada benim de kafama Hindistan cevizi düştü. O yüzden şu an çok akıllıyım. Çünkü eskiden salaktım.

Ve bu adanın enteresan bir tarafı da şeydi, adadaki insanlar Panama'da İspanyolca konuşuluyor, Güney Amerika'nın hepsinde İspanyolca konuşuluyor Brezilya dışında, orada Portekizce. Ve bu da çok ilginç bu arada. Tüm bir kıta aynı dili konuşuyor. Yani konuşmalarının sebebi tabii ki İspanya'nın oraya gidip... kolonisi yapması ve bir sürü insanı öldürmesi ama yani tüm bir kıtadaki insanların aynı dili konuşması da bayağı keyifliydi. Çünkü Panamalı arkadaşım arada işte Arjantinli biriyle, Şilili biriyle falan konuştuğunu söylüyordu. Ben anlamıyordum da. Bir de hepsinin ayrı aksanı varmış. Farklı konuşma şeyleri varmış.

Ama mesela arkadaşım, ne bileyim, Şili'li ya da Arjantinli insanların podcastlerini dinliyormuş. O da keyifli aslında. Hani bir ülkenin yerel dilinde haberlerini okuyabiliyorsunuz. Şu an ben İngilizce bilen biri olarak sadece bunu Amerika ve İngiltere için yapabiliyorum. O yüzden aslında İspanyolca öğrenmek mantıklı yani. Bir sürü farklı ülkeden insanın podcastini dinleyebilirsiniz.

Bu benim gittiğim, yani toplam 365 ada var. Hepsinde insan yaşıyor mu emin değilim. Benim gittiğim adada 10 kişi falan yaşıyordu galiba yerel halktan ve turist olarak da sadece ben ve arkadaşım vardık. İspanyolca dedim çünkü bu adada İspanyolca konuşmuyorlar. Kendi yerel dillerini konuşuyorlar ve İspanyolcaya hiç benzemiyor. O yüzden Panamalılar da bu dili bilmiyor. Bunlar işte Guna halkı.

Ve ilginç bir şekilde bu insanlar Panama'dan biraz daha özel bir şekilde yaşıyorlar. Bu adaların sahipleri Guna halkı. Yani bu Guna halkı adaları Guna halkından olmayan kimseye satamıyor. Bu yüzden de böyle adalarda hani garip oteller yok. Bu adanın tüm geliri adadaki insanlara gidiyor.

O yüzden de bu adalarda çok güzel olduğu için hani deniz çok berrak ve aynen tropikal bir ada yani küçücük, günü birlikte gidebiliyorsunuz. Oradan iyi para kazanıyorlar. Bu baya havalı geldi bana. Komik şeylerden biri de biz gittiğimizde arkadaşımla adaya, adada 724 Coldplay çalıyordu.

Ve biz de şey diye düşündük hani turist var diye mi acaba 7.24 Coldplay'i çalıyorlar yoksa cidden seviyorlar mı? Çünkü sadece turist var diye çalıyorlarsa biraz üzücü yani sevmeden. Kendileri seviyorlarsa da Coldplay'i yani 7.24 dinleyecek kadar yani ona da bir şey diyemem. Dinlesinler tabii ki. Bir gün yaşadım bu ıssız adada. Çok iyi uyuyamadım akşam çünkü hava 28 dereceydi ve çadırın içinde de biraz bunaldım yani. Ama deniz çok yakın olduğu için girip çıkabiliyordunuz tabii ki ama yine de 28 derece olmaya devam ediyordu hava. Ve ben şey diye düşünüyordum, yıldızları göreceğim çok eğlenceli olacak diye ama hava bulutlu olduğu için yıldız göremedim. Çünkü hani aynen alakasız bir yerde olduğu için çok iyi gözüküyormuş. Oradan yıldızlar normalde ama göremedim. Bu da böyle bir bilgi.

Şimdi genel olarak biraz daha seyahat dengelerinden bahsetmek istiyorum. İnsanlar tatile gittiklerinde ne oluyor? Neden tatile gidiyoruz? Sadece tatile gidildiği için mi tatile gidiyoruz? Yani bazen çoğu şey sadece öyle olduğu için yapıyoruz ama aynen. Bence seyahat etmenin en iyi yanlarından biri insanın farklı bir ortamda bulunabilmesi. Yani mesela İstanbul'u çok seviyorum ve 28 yıldır burada yaşıyorum.

Bunun çok büyük artıları ve eksileri var. Her şey tabii ki sadece siyahla beyaz değil ama İstanbul'da yaşarken gördüğüm her şey bana bir şey çağrıştırıyor. Yani küçüklüğümde yaptığım bir şey olabilir. İşte annemle oraya gitmişimdir. Bir arkadaşımla bir şey yaşamışımdır. Gittiğim her yerde neredeyse daha önce bir şey yaşamış oluyorum. Ya da sokakta gördüğüm reklamlar, kafede insanların konuştuğu şeyler. Her şey bir hatırlatıcı yani. ...etrafımızda. O yüzden tamamen etrafındaki yaşadığın bu simülasyondan çıkıp... ...bilmediğin bir sokakta yürümek ve ön yargının olmadığı... Ön yargı iyi de olabilir, kötü de tabii ki. Mesela sokakta gördüğün bir afişi anlamamak... ...ya da onun sana bir şey hissettirmemesi güzel bir şey bence. Yani tabii ki bunu yapmak için illa seyahat etmek gerekiyor mu bilmiyorum. Çünkü seyahatte birazdan konuşacağım gibi her zaman dönmeli bir şey seyahat. Şey de mantıklı tabii ki farklı bir şehirde yaşamak da bu açıdan bana mantıklı geliyor. Onu da düşünüyorum yani. Ve seyahat etmenin

bence başka bir artısı da dünyanın eskiden yaşanmış bir yer olduğunu hatırlamak. Çünkü günümüz kültürü o kadar tüketim üstüne ki gerçekten eskiden insanların yaşadığı, öldüğü, tekrar doğduğu, yaşadığı bir şeyler olduğu bir dünyada yaşadığımızı unutabiliyoruz, yabancılaşabiliyoruz yaşadığımız dünyadan. sürekli telefona, haberlere ya da başka şeylere bakıp. O yüzden böyle tarihi bir yere gidince ya da başka bir yer görünce, ah, insanlarda yaşıyormuş diyebiliyorsunuz. Tabii bunu seyahat edip de yapamıyor olabilirsiniz. Bunu birazdan seyahatin eksi yanlarında daha net konuşacağım.

Yeni insanlarla tanışmak açısından seyahat etmek bence bayağı iyi çünkü yani bu tabii ki kendi şehrinizde değil. Sürekli bence yeni insanlarla tanışmak güzel bir şey. Yani şöyle bir şey de var tabii ki risk yani. Risk değil de biriyle tanışırken nasıl biri çıkacağını bilmiyorsunuz ve bayağı bir insan dallama çıkabiliyor yani tanıştıktan sonra. Tabii yeni insanlarla tanıştıkça insanları yargılama biçiminiz de belki iyileşiyordur, belki de kötüleşiyordur. Aynen yaşandıkça insanlar daha böyle seçici olabiliyor. Birinin dallama olduğunu daha hızlı anlayabiliyorsunuz. Ama aynen yeni insanlarla tanıştığınızda bazen yani kafanızı iyi bir şekilde açabiliyor farklı insanlar. Ya da yani farklı dallama türleri görüyorsunuz dünyadaki, o açıdan da iyi bence. Ve aynen bu da genel olarak hani gezmenin en çok söylenen yanlarından biri farklı kültürleri görmek.

Aynen yani Avrupa'daki bir insanla mesela Latin Amerika'daki bir insanın havası çok farklı. Avrupa'da bazı yerlerde işte Almanya'da, Avusturya'da çok tipik olanlar. Robot gibi. Aynen böyle sanki bir bağımsız Avrupa filminde ya da böyle korku filminde sürekli öcü görmüş gibi bakıyor ya böyle Almanlar. Seninle göz göze geliyorlar ve böyle garip hareketler yapıyorlar yani. Bu bana Viyana'da olmuştu. Üç kişi Viyana'da kaldırımda yürüyorduk. Sonra karşımızdan biri geçiyormuş. En solumuzdaki kişi de, yani adamın yanından geçtiği arkadaşım, adama yol vermedi galiba. Kaldırım da bu arada şey böyle, 5 kilometrelik bir kaldırım falan. Hani çok az yan durup da geçebilirsiniz ya da düz yürüyebilirsiniz. Hani orada 10 kişi yan yana yürüyebilir. Bu Avrupalı arkadaş bizim yanımızdan geçtikten sonra döndü ve ağlamaya başladı. Ağlamadı da böyle sinirlendi. İşte niye 3 kişi yan yana yürürken tam yol vermediniz falan diye. Ve bu arada sokakta başka kimse yok yani.

Ve tabii ki şey diyebilirsiniz işte insanlar medeni olmalı bla bla aynen kaldırımda yol vermeli tabii ki vermeli yani. Ama ne bileyim belki de hani üçümüz bir şey konuşurken hararetli bir şey konuşuyorduk adamı görmedik hadi adam ilerleyip yoluna devam edebilir ama böyle Avrupa'da bazı yerlerde insanların o kadar sıkıntısı olmuyor ki. Böyle medeni olmayan bir şey gördüklerinde... Adam cidden hani hem sinirlenmiş de hem de ağlayacak gibiydi. Ve üzücüydü yani. Biz de adama baktık, pardon falan dedik. Ve sonra ben adamı dövdüm. Dövmedim yani. Gittik, çok komikti yani adamın bu kadar kırılgan olması. Ben gittim, adamın yanağını öpüp sarıldım böyle. Adam sırtımda ağlamaya başladı. Hiçbir şey hissetmiyorum burada falan dedi bir yana da.

Bu arada Viyana'da baya güzel bir şehir, alakasız. Latin Amerika'da insanlar daha... Bilmiyorum, geçen bir arkadaşım Brezilya'ya gitmiş, orada şeyden bahsediyordu. İnsanların öpüşmesi normalmiş Brezilya'da. İnsanlar durup dururken öpüşüyorlarmış ve bundan bir şey çıkarmayın diye. Arkadaşım internette de okumuş bu kendisine ve başkalarına olduktan sonra. Öyle diyormuş. Ama bazı yerlerde de öpüşmek hani çok büyük bir şey olarak algılanıyor.

Ya da Latin Amerika'da insanlar çok daha sevecenler ve enerjikler. Mesela Brezilya'da favela diye bir şey var. Yani gecekondu yeri gibi böyle kocaman şehrin hemen yanında kocaman bölgeler, gecekondu bölgeleri ve Brezilya'daki en iyi partiler. O favelalarda oluyor yani hayvan gibi partileyip dans ediyorlar. Bu da ilginç. Mesela ben Panama'daki arkadaşımla konuşurken de Panama'da kürtaj yok dedi arkadaşım. Ben de Türkiye'de var dedim. O da baya bir şaşırdı. Galiba Latin Amerika'da sadece Arjantin'de mi varmış bilmiyorum.

Ama yani kürtaj yok. Hani 200 dolara merdiven altı kürtaj yapabiliyorsunuz falan dedi. O yok ama böyle insanlar sokakta her yerde öpüşüyorlardı. Hani çok daha... Aynen değişik yani herkes farklı şekillerde yaşıyor. Mesela New York'ta da herkes kendi takılıyor. Böyle metroda yürürken yanınızda bir insan ya da metro durağında bir insan hani psikolojik olarak çok büyük sıkıntılar yaşadığını veya duvarda biriyle konuştuğunu görebiliyorsunuz ya da böyle dans ediyor bir şeyler yapıyor. Ve bazen üzücü de oluyor ama kimse bu insanlara hiçbir şey demiyor. Yani kimse rahatsız oluyordur insanlar. Çünkü bazen agresif davranışlar yapabiliyorlar. Ama genelde böyle kendi hallerinde üzücü bir şekilde duvarla ya da kendileriyle konuşuyorlar. Böyle olmayan bir şeyle kavga ediyorlar. Herkes de bu insanların yanından geçip gidiyor. Ya da mesela New York metrosu çok eski İstanbul'daki metrolarla kıyaslandığında sürekli tıngır tıngır gidiyor. Aynen şu an alakası şeyler söylüyorum ama aynen farklı yerlerde insanlar farklı şekillerde yaşıyorlar. Bu arada siz de bir yere gitmeyi planlıyorsanız, seyahat etmeyi planlıyorsanız ki planlıyor olabilirsiniz. Çoğu insan bir şey planlıyor. Bundan da birazdan bahsedeceğim. Seyahat planlarından. Çünkü sürekli bazen düşünüyoruz ve diyoruz ki şuraya gideceğim, buraya gideceğim. Aynen, sonra gidiyoruz ve bitiyor. İlginç yani. Aynen. Yani siz de ileride seyahat planlıyorsanız, bu bölümün sponsoru Garanti BBVA'dan American Express Card'ın kullanıcıları için bir sürü farklı seyahat ayrıcalığı var. American Express Card ile yurt içi ve yurt dışı restoran harcamalarınızda %5 indirim, otel harcamalarınızda da %3 indirim ayrıcalığı yaşayabiliyorsunuz. Yani zaten tatillerde çoğu harcama yemek ve konaklamaya gittiği için bu baya keyifli bir ayrıcalık bence. Ayrıca American Express Card ile Garanti BBVA'daki varlık tutarınıza göre yurt dışı harcamalarınızda 4000 TL'ye varan indirimler kazanabiliyorsunuz.

Yani seyahat planlarken bir American Express kart kullanıcısı olmak gerçekten ayrıcalıklı. Ve bence American Express seyahat ve konserj hattı da çok kullanışlı. Bu hattı arayıp seyahatinizi planlamada yardım alabiliyorsunuz. Bunun dışında lounge erişimi gibi birçok farklı ayrıcalık da var. Siz de American Express'in sunduğu tüm ayrıcalıklara AmericanExpress.com.tr sitesinden veya Bonus Flash uygulamasından girerek ulaşabilirsiniz. Tekrar ediyorum AmericanExpress.com.tr veya Bonus Flash uygulaması.

Seyahatlerle ilgili bahsetmek istediğim iki tane pozitif daha var. Sonra da daha pozitif olmayan hayatın gerçeklerine geçeceğiz. Aynen bence seyahat, arkadaşlarınızı daha iyi tanımak açısından çok mantıklı. Yani tanımak istiyorsanız tabii ki. Çünkü bazı insanlarla seyahate çıkıp sonra facia yaşayabilirsiniz. O yüzden hani herkese daha iyi tanımak için seyahat yapmak çok mantıklı mı bilmiyorum her tanıştığınız kişiye. Haydi biz şimdi seyahate gidip gerçekten anlaşıp anlaşamadığımızı anlayalım mı demek açısından değil de. Sonuçta insanlar genelde kendi şehirlerinde yaşarken birine tam bir gün ayırmakta zorlanıyorlar. Ailelerine, yakın arkadaşlarına tam bir gün ayırıyorlar. O yüzden yurt dışına çıkıp biriyle gerçekten gezmek, o kişiyi de tanımak için çok iyi bir avantaj oluyor tabii ki. Aynen, biriyle uzun bir gün geçirmek güzel. Peki, seyahatin negatif yanları nedir? Yani öncelikle şey deniyor ya, işte yeni bir kültür görmek, birileriyle tanışmak, bir şey yapmak, seyahat edin gençken, işte onu görün, bunu görün. Aynen yani, buna katılıyorum. Ama yani bazı insanların böyle şeylere birincisi vakti veya parası olmuyor. İkincisi, vaktiniz ve paranız varsa da

kendi şehrinizde bir işte çalışıyorsanız ve bu iş sizin bir şehirde bulunmanızı istiyorsa, niye bir anda böyle konuştum bilmiyorum ama, bir yerde bir hafta kalsanız, iki hafta kalsanız bile bir yerde yaşamanın ne demek olduğunu anlamayacaksınız. Yani tamamen öğrenmeniz imkansız o yerde yaşayana kadar. O yüzden seyahat ettiğiniz her yere bir sene taşınmanız lazım. seyahat ettim diyebilmek için. Yoksa hiçbir şey diyemezsiniz kardeşim. Sizin yaptığınız şey, lay lay loam, etrafa bakmak değil tabii ki. Aynen sadece o şeyden bahsetmek istedim. Bir yerde yaşamakla bir yeri gezmek çok ayrı şeyler. Ve bir yeri gezdiğimizde bir yeri yaşamanın belki nasıl olduğu ile ilgili ipuçları edinebiliriz ama anlayamayız. Yani mesela İstanbul'da oturup New York'ta yaşayan birinin günlüğünü okusak, New York'a gitmekle belki daha mı çok şey ediniriz? İkisini de yapılabilir tabii ki, yapılabiliyorsa.

Ve şey hissi de var aynen bazen turistik bir yere gidince çok bir şey hissetmiyorsunuz çünkü şey hissi de oluyor bir yere gideceğim diye düşünüyorsunuz işte gideceğim gideceğim gideceğim diye ki bu günümüzde tüketim kültüründe her zaman olan bir şey bir ürün istemek gibi bir şey yani düşünüyorsunuz düşünüyorsunuz sonra o şey oluyor ve O şey olurken aslında yani hala kendi bedeninizde olduğunuzu fark ediyorsunuz ve hala normal bir hayat yaşadığınızı fark ediyorsunuz ve yani tabii ki seyahat etmek büyük bir ayrıcalık ama sırf seyahat ettiğiniz için mutlu olabilir misiniz? Yani ekstra bir mutluluk kattığına eminim tabii ki ama bazen sadece yani gidildiği için bir yere gidiyorsunuz ve... ...böyle bu seyahati o kadar beklemiş olmanızın aslında o kadar gerekli bir şey olmadığını fark ediyorsunuz. Anlatabildim mi bilmiyorum. Bir şeye çok büyük bir önem verince, çok büyük bir şey olacakmış gibi düşününce sonra o şey yaşanırken kendinize sürekli o şeyin büyüklüğünü hatırlatıp...

o şeyi gerçekten yaşamaktan kendinize alıkoyabiliyorsunuz gibi hissediyorum. Ya da aynen mutsuz hissedip, niye mutsuz hissettim diyebilirsiniz yurt dışına çıkınca ama belki de aslında bir şeyleri düşünmenizin vakti gelmiştir ve siz belki hani başka bir yerde olduğunuz için başka bir şey düşünmeye vaktiniz olmuştur ve İstanbul'da mesela ya da yaşadığınız şehirde yaşayamadığınız mutsuzluğu yurt dışında yaşamışsınızdır. Hani öyle bir şey de olabilir. O da aslında iyi bir şey.

Ki burada kötü hissetmeyi romantikleştirmiyorum kesinlikle. Ama aynen bazen... Aynen, öyle. Çok aynen demedim bu bölüm, değil mi? Yaa... Bundan önceki bölümde yüz bin kere aynen demişim. Aynen. Şu konudan da bahsetmemiz lazım.

Turistlerin öküz olabilmesi, yani turistlere turist denmesinin sebebi yaşadıkları yere ait hissetmemeleri. Yani turisti anlayabiliyorsunuz uzaktan turist olduğunu çünkü etraflarıyla biraz kopuk duruyorlar. Şehirde yaşayan biri bir şeye hızlı geçerken, aynen, turistler alakasız durabiliyorlar. Aynen demedim. Turistler alakasız...

Turistler alakasız şeyler yapabiliyorlar ve nasıl davranmaları gerektiğini tam bilmiyorlar bir şehirde. Ve belki görmüşsünüzdür, bu yaz Barcelona'da da bir sürü protesto vardı. Turistler yetti, bıtık sizden gidin diyorlardı. Instagram'da böyle bir post görmüştüm, İngilizce bir post gönderi. Ve bu gönderinin altında da birçok insan şey yazmıştı. Tamam Barcelona sizin olsun, o zaman biz gelmeyiz. Hani bizi istemiyorsanız biz de sizi istemiyoruz, tamam mı?

Yani 3 yaşında mısınız gerçekten ya? Gerçekten 3 yaşında kaldınız mı yani? Kavgalarınızda kaldınız mı? Orada halk bir şey diyor yani. Turistler gelmesin demiyor. Gelmesin diyorlar ama yani esas dedikleri şey tabii ki biraz açarsak içini. Eğer gerçekten insanları dinlersek. Turistler geldiği için neler oluyor şehirde diyorlar yani. Biz yaşamakta zorlanıyoruz. Günlük şeylerimizi yapmakta zorlanıyoruz çünkü her yer dolu.

ve turistler Airbnb kullanıp kiraları yükseltiyorlar ve yani turist mekanları her zaman çok kaliteli olmadığı için bazen çünkü turistlerin zevki, hani farklı kültür görelim mörelim deniyor ya ama turistler gittikleri her yerde de kültürün içine yüzde yüz girmiyorlar. Bazen de turistlik Amerikan vari yerlere gidip hani kendi ortamlarından çok da çıkmıyorlar. Ve aynen bence bu turizmin başka bir enteresan özelliği eğer kendi yaşadıkları kültüre çok bağlı insanlar varsa yurt dışına çıktıklarında yurt dışındaki hayattan daha da korkup daha da kendi içlerine kapanabiliyorlar. Ve bu da onların şeyi düşünmesine sebep oluyor. Hani bir dünya görüşüm var, insanlar farklı bir şekilde yaşıyorlar ama mesela Amerika'ya pis diyorlar ya da... Aynen sokaklar çünkü New York'ta gerçekten çok daha pis mi bilmiyorum. Evet, o yüzden İstanbul daha iyi. Ya da işte orada evsiz var, o yüzden İstanbul daha iyi. Ama her şehrin farklı bir artısı ve eksisi olduğu için böyle bakmak da biraz saçma bence. O zaman herkes kendi kabuğuna kapanıp aynı şekilde yaşamaya devam ediyor. Ama aynen arada bir şeyleri değiştirmek, bir şeyleri başka açıdan görebilmek iyi. O yüzden seyahat etmeye hazır değilse bir insan, etmese daha iyi belki de yani. Bilmiyorum. In Bruges filmini izlemediyseniz orada da Amerikan turistlerle iyi dalga geçiyorlardı. In Bruges, iyi bir kara komedi. Bruges diye bir Belçika'da küçük bir yer var. Orada geçiyor.

Avusturya'da da... Aynen demedim. Avusturya'da da bir yer varmış. Böyle 800 kişilik bir kasaba mı neymiş. Frozen'a çok benziyormuş o kasaba. O yüzden bazen 10 bin kişi falan gidiyormuş kasabaya. Kasabadakiler de yetti yani. Ah falan diyorlarmış. Mesela Barcelona'da gelen turistler her zaman lokal insanlara para kazandırmıyor.

Çünkü bir ara turistler gelince diyelim zincir bir otel açılıyor oraya ve o zincir otelin sahipleri işte yani oralı değil. Tabii ki orada yaşayan gençlere böyle turist rehberliği yapabilirsiniz ya da otellerde çalışarak insanlara iş sağlanabilir ama her zaman da etkisi pozitif olmuyor ve seyahatin bir başka eksisi çok fazla gerçekten tüketim üstünden görülmesi günümüzde. Yani Batı dünyasında okullar aynı zamanda açılıp kapanıyor ya da Türkiye'de herkes aynı zamanda bayram tatiline çıkıyor ve bir anda herkes bu tatillerin ne kadar dolu geçirdiklerini göstermeye çalışıyorlar gibi oluyor. Ya da biri gezmiyorsa herkesin gezmesi size FOMO yaşatabiliyor. Fear of missing out. Yani siz ben niye burada değilim diye düşünebiliyorsunuz ama belki de arkadaşınız hani New York'a gitmiş ve aslında

Baya sıkıcı bir arkadaşınız. Arkadaşınızın vücudunun içinde olmak istemezsiniz aslında ama sırf bir yere gitmiş diye sinir oluyorsunuz. Ya da bazen şey diye düşünüyorsunuz aslında, bu mal değil de ben gitsem ben iyi eğlenirdim. Ki aynen, belki de öyle olurdu.

Ama aynen yani herkesin seyahatleri bu şekilde paylaşması... Bazı insanlar mesela sadece tatillerini Instagram'a koyuyorlar ki bu da mantıklı. Aynen iş ortamından bu dump koyacaksınız. Aynen Instagram genel olarak ayrı bir manyaklık gerçekten. Ve şey de zor... TikTok ve Instagram Reel'leriyle beraber şehirlerdeki bazı özel bölgeler, özelliği de güzel yerler, bir anda mesela bir TikTok koyuluyor ve 5 milyon kişi görüyor ve bir anda herkes oraya gidiyor ve orası sonra gidilmez bir yer oluyor. Yani oraya gitmenin tek sebebi sonra fotoğraf çekilebilmek oluyor esas oraya yaşayabilmek yerine. O da orayı biraz kötü bir hale getiriyor. O yüzden aynen çok değişik yerlere giderseniz paylaşmayın.

Sadece Eiffel'i paylaşın, çok iyiydi kesin buraya gidin diye ki herkes Eiffel'e gitsin, siz de Paris'i gezebilin. Bir şeyin önünden fotoğraf çekilip başka bir şeyin önünde fotoğraf çekilmeye gitmek. Ben buradaydım ve bunu yaptım. Tamam mı? Ben bundan sonra şey yapacağım, bir yere gidersem orada Noter'e gideceğim, oraya gittiğimle ilgili bir kağıt alacağım. Bunu Instagram'a koyacağım. Böyle de orijinal olmaya çalışan insanlar. Ya da şey demek de tabii ki bayağı saçma. Yani gezen bir insanın işte insanlar çok geziyor demesi de saçma çünkü gezmek ayrıcalık ve tabii ki insanlar gezecek ve en turistik şeyleri de yapacaklar. Zaten bu yolculuk öyle bir şey. Yani herhalde... Gezmeyen birine, işte New York'a gidersen Times Square'a gitme demek şey gibi yani, dalga geçmek gibi olur. Herhalde New York'a giden biri, çünkü Times Square'da çok turistik bir yer olarak konuşuluyor ve işte, yereller biz oraya gitmiyoruz falan diyorlar. Ama bu herkesin kendi yaşayıp öğrenebileceği bir şey. Turistik mekanların turistik olması. Tabii bazı insanlar da hiç öğrenmiyor. Yani böyle 55 yıl gezip de sadece en turistik mekanlara gidip en tüketim şeylerini yapan insanlar da var. Her çeşit insan var yani arkadaşlar. Değil mi? Aynen yani çok tatlı insanlar da var. Bir yerlere gidip güzel fotoğraflar çekip paylaşıyorlar hani. Herkes hayatı yaşıyor yani. O yüzden herkese kolay gelsin. Bu bölümü dinlediğiniz için teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)