
6.272 kelime · ~31 dk okuma
Herkese merhabalar. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bölümüne hoş geldiniz. Ben Bay Tutumlu. Karşımda borsada bir başına var.
İki haftanın ardında yine sizlerleyiz. Nasılsın abi iyi misin? Bu iki hafta nasıl geçti senin açından? Fena değil.
Şu anda bir taşınma arifesindeyiz. Biraz o kişisel hayatımız yoğun. Onlarla uğraşıyorum ama güzel geçti diyelim. Piyasalar her ne kadar çok iyi olmasa da kişisel hayat olarak benim açımdan iyiydi.
Ben de ondan bahsedecektim tam. İyi bende bir sıkıntı yok, ufak okula devam ediyor. Ben de günlük rutinlerime devam ediyorum. Dediğin gibi piyasalar pek iyi gitmiyor.
Eylül enflasyonu %3 civarında geldi, beklenti üstü. Yani bu da faiz indirimlerini yılbaşına doğru öteledi biraz. Borsa da pek bir yüksek faizi sevmiyor biliyorsun. Orta doğuda da gerginlik, hatta savaş devam ediyor.
Yani sen bu enflasyon hakkında ve genel olarak piyasalar hakkında ne düşünüyorsun? Şeyin grafini çıkartmıştım ben. Daha birkaç gün öncesinde bu Hamas-İsrail ilk çatışmanın başladığı anda Hamas'ın tam yıl dönümünü geçtik aslında geçtiğimiz günlerde. Bir yıllık İsrail borsasının Televi borsası ve Borsa İstanbul'un grafiklerine bakmıştım.
Orada bir savaş halinde şu anda dolar bazlı %22 getir var. Bizim borsamızda bu aynı süreçte bir yıl içerisinde %13 civarında yanlış hatırlamıyorsam dolar bazlı eksideyiz. Arada %30'luk bir marj var. Yani gerçekten çok ilginç bir durum.
O yüzden paylaşmak istemiştim ben de geçen günlerde onun grafini. Enflasyon ama bana kalırsa biraz kontrol altına en azından hissettiğim benim hani kişisel olarak real piyasada hissettiğim biraz sanki durma noktasına geldi. Bilmiyorum sen nasıl hissediyorsun? Ben de benzer şekilde düşünüyorum aslında.
Bu Eylül ayındaki enflasyonun yüksek çıkmasının en büyük sebebi eğitim enflasyonu. Zaten %15 gibi bir eğitim enflasyonu var. 1 aylık eğitim enflasyonu. İnanılmaz bir rakam.
Diğerleri mesela, yine %2'ye yakın değil ama %2 ile 2.5 arasında diğer enflasyon kalemleri ama eğitim bir anda olayı %15'lere çıkarttığı için ortalamayı yükseltiyor. Sen dün bir grafik paylaşmıştın, ben de onu gördüm. Bu Ali Çufadar'ın Alma Ertele diye bir grafiği var.
Onun hakkında konuşalım biraz istersen. Olur tabii, çok ilgimi çekti benim de yani kişisel olarak en azından hissettiklerimi bu şekilde bir grafikte de görünce, ha dedim yani demek ki artık bu aşamaya geçiyor muyuz acaba diye bir düşünce hasıl oldu bende. Yani hatırlarsan bundan 1 yıl önce veya 6 ay, 3 ay hatta belki önce aman işte enflasyon ileride çok artacak, mallar alalım, almak istediğimiz hani öne çekilmiş talep etkisi diyoruz ona zaten. Ne varsa hani ihtiyacımız olacak ileride.
Öngörelim bu ve bunları alalım şu andan. Noktasından sanki bu süreç sonunda belki o almayıp da erteleme aşamasına belki yavaş yavaş geçmek üzere olabilir. Yani bu zaten rakamlar bakımından baktığımızda bunu görüyoruz ama psikolojik açıdan söylüyorum. Yani real piyasada psikolojik açıdan bir mal alırken sanki artık bu erteleme noktasına doğru geliyoruz gibi hissediyorum ben.
Bilmiyorum sen nasıl hissediyorsun? Zaten enflasyonda en önemli kalemlerden birisi halkın algısını kırmak. Yani piyasanın ve halkın algısını kırmak çok önemli. Sadece sırf piyasa yükselecek diye öngördüğü için enflasyon yaratıyor.
Birbirini aslında besleyen kısır bir döngü bu. Bu algının kırılması da biraz zaman alıyor. Faizler 1,5 yılları yüksek ama demek ki halkın algısı ancak bu 1,5 yılda bu kadar kırılabilmiş. İleride de bence kırılmaya devam edecek.
Daha da tam, bak bu kadar yüksek olmasına rağmen hala tam kırılmış da değil. Yani bu bir süreç bence işte. Evet, katılıyorum. Şimdi bunları konuştuktan sonra bugün asıl konumuza gelelim istersen.
Bugün genellikle finansal özgürlük yolculuğuna veya yatırıma yeni başlamış kişilerin yaptıkları finansal hatalardan bahsedeceğiz. Bunların birçoğunu ben de yaşadım ve ders almaya çalıştım. Hepsi aslında genellikle insan zaaflarından ve psikolojiden dolayı oluşan, aslında kolaylıkla düzeltilebilecek hatalar fakat düzeltilmediği takdirde portföyünüze veya finansal sağlamlığınıza çok büyük zararlar verebiliyorlar. Şimdi bölüm aşırı uzun olmasın diye biz bu hataları ikiye bölmeyi tercih ettik.
İlk öncelikle birikim aşamasında yapılmış hatalardan konuşacağız. Daha sonrasında yatırım anlamındaki hatalardan konuşacağız. Üçüncü bölüm olarak da portföy yönetimi ile alakalı hatalardan konuşacağız. Şimdi öncelikle ben yatırım hayatımın kısa bir özetini vermek istiyorum.
Belki beni sosyal medyadan takip edenler biliyordur ama ben iş hayatına 2010 yılında atıldım. İlk yıllardan itibaren hep altın ve dövizin bir yatırım aracı olduğuna inandım pek çok kişi gibi. Bunları biriktirdim. 2010-2012 yılları arasındaki büyük altın ralisini belki hatırlarsın.
1300 dolar seviyelerinden 2000 dolarlara kadar çıkmıştı. Seni de galiba... Çok iyi hatırlıyorum burayı. Senin de iş hayatının başları sanırım değil mi o zamanlar?
Aynen, aynen. Benzer yaşlardayız zaten. O dönem güzel kazandırdı ama sonrasında düşüşe geçti ve aynı seviyelere ancak geçtiğimiz yıl ulaşabildi. Aradan geçen 10-12 yılın ardında.
Bu da birazdan bahsedeceğimiz döngüselliğin bence en güzel örneklerinden birisi. Şimdi fazla uzatmayayım. 2017-2018 yıllarına kadar ben böyle altın ve döviz biriktirmeye devam ettim. Yani finansal okuru yazarlarım çok iyi değildi.
Aslında real olarak para kaybediyorum ama farkında değilim. TL bazında bankadaki param büyüyor ama işte bu bir kazanmışlık hissi oluşturuyor insanda. Çok fazla uzatmadan 2018 yılına geldiğimizde bu birikimlerimizi değerlendirmek için bir ev satın aldık. Bir miktar da kredi çektik bununla alakalı.
Evi satın aldıktan tam bir ay sonra finansal bağımsızlık kavramına tanıştım ben. Ve aslında evi satın almasaydım keşke dedim kendi kendime. Evet yani yatırım hayatımın ilk ciddi hatasını yaptığımı düşündüm aslında. Hata mıydı değil miydi şimdiki backtest yaparak tek tek hesaplamak lazım ama onu hesaplaması çok zor.
Bir hata değil bence yani o sıralarda sonuçta krediler de uygundu sanki biraz. fena değildi evet 1.7 idi %1.7 idi ilk okuduğum kaynaklar yani bu finansal bağımsızlıkla alakalı işte bu yabancı kaynaklardı genel olarak ingilizce kaynaklardı işte blog siteleri işte redditte çeşitli subredditler işte ülkemizde mesela bu işte benden önce başlamış birkaç kişi vardı işte latte'den borsaya gibi bunlara okudum işte finansal özgürlük nedir nasıl ulaşabiliriz ülkeler arası işte vergi sistemlerinin farkları nelerdir işte Hisse mi almamız lazım?
Gayrimenkulle mi finansal bağımsızlığa ulaşabiliriz? Hani fikrin özünü kavramaya çalıştım. Çünkü bu kavram sizi belli bir aralığa kısıtlamıyor. Yani illaki hisse senediyle finansal bağımsızlığa ulaşacaksanız diye bir kaide yok.
Tamamen emlak yatırımı, gayrimenkul yatırımı yaparak da buna ulaşabilirsiniz. Önemli olan yeterli mal varlığına ulaşmak ve bunu her yıl enflasyonun daha hızlı bir şekilde büyütebilmek aslında. Şimdi ben kendi hikayem bu şekilde. Senin de hikayeni merak ediyorum.
Dinleyiciler de merak ediyorlardı muhtemelen. Sen nasıl başladın yatırıma? Tabi bu çok önemli aslında bu hikayeyi öğrenmek çünkü hani bugün konuşacağımız o yaptığımız hataların içerisindeki ana metin zaten bu hikayenin kendisi bence. Benim de hikayem şöyle ilk sanırım ya ben bunu aslında çok çok uzun bir şekilde anlatıyorum genelde kendi yaptığım podcastlar içerisinde de burada biraz daha böyle daraltarak konuşmak gerekirse 2007-2008 yıllarında Zeitgeist diye bir belgesel vardı.
Bilmiyorum sen izledin mi o belgeseli? Evet evet. Büyük ihtimalle izlemişsindir sen. Aynen.
O belgeseli izlediğimde finansal piyasalarla ilgili kafamda benim çok değişik şimşekler çarpmaya başladı. Yani bu çok ilginç bir alan olarak göründü ve yaşadığımız bu finansal piyasaların bize sunduğu bu araçların bazılarının özellikle bir illüzyon eseri mi acaba olduğunu düşünmekle başladı benim bu yolculuğum. Arkasından tabii üniversite dönemi bitti. 2011'den sonra iş hayatına 2012'de atıldım.
O dönemde de işte yavaş yavaş artık para kazanmaya başlarken, benim zaten iş hayatına atılmadan önce öğrenciyken de birikim yapıyordum ben. Yani ailemden aldığım tüm parayı hiçbir zaman harcamıyordum. Genellikle biraz biriktiriyordum. Yani genellikle de altın alıyordum zaten.
O iş hayatına atıldığımda da özellikle benim ilk yatırım danışmanım annemdi. Bana şeyi örnek verdi. Dedi ki oğlum altın al, altın hiçbir zaman düşmez. Hiçbir zaman değerini kaybetmez.
İlk, henüz iş hayatına başladığım anda. İlk maaş almaya başladım. Yani ben de tabii ki şey şimdi altın şöyle benim için yani gold bak diyebilirim birazcık hani çünkü o finansal piyasaların aslında doğru bir şekilde çalışmadığını düşündüğüm o altyapıyı aldıktan sonra Zeitgeist'ten altını önemli bir araç olarak görmeye başlamıştım ben zaten yani onu sadece onu söylemesiyle değil aslında o birleştirmeyi yapmıştım ve o şekilde altın almaya başladım ben. Ve maaşımdan, şu an hesabını yapabilirler, iki tane cumhuriyet altına alıyordum 2012'de, 2011'in sonlarında.
Yani şu an herhalde bunu... Alım gücünün ne kadar büyük olduğunu gösteriyor o zamanlar. Yeni başlayan, yeni mezun bir ise iki cumhuriyet altına alabiliyorsun maaşından. Bir tanesi 555 liraydı.
İlk almaya başladım da Cumhuriyet altını. İkişer ikişer alıyordum. O şekilde başladım. Yalnız şöyle bir sıkıntı oldu işte.
Oğlum altın al. Hiçbir zaman altın değerini kaybetmez dedi. Tarihsel grafine baktınız da altının. Buraya da sen görebiliyorsun şu anda o grafiyi.
Tam altının zirve yaptığı 1800-2000 dolarlar civarında dedi bana bunu. Ve ondan sonra altın düşmeye başladı ve ben de bu sefer ya tamam tabii ki annemin söyledikleri önemli değil ama benim de o altının en önemli güvenli limanı olduğunu düşündüğüm o düşünce biraz kırılmaya başladı o noktadan sonra ve ben de başka arayışlara girmeye başladım. Acaba kendimi nasıl koruyabilirim enflasyondan veya varlıklarımı nasıl büyütebilirim diye düşünmeye başlayarak yavaş yavaş borsayla bitcoinle ve diğer enstrümanlarla tanışmaya başladım. Ancak sanırım bu sürecin sonunda galiba 2015'den sonra belki tam anlamıyla bir yavaş yavaş yatırımcı kimliği kazanmaya başladığımı söyleyebilirim.
Ondan sonra da hep üstüne koymaya çalışarak devam ettim. Kısacası hikayem bu şekilde. Çok güzel yani mesela benden 3 yıl önce başlamışsın ciddi manada böyle bilinçli olarak yatırıma. 3 yıl tabii ki böyle çok kısa bir süre gibi görünüyor ama uzun vadede bileşik getirinin etkisiyle aslında çok uzun vadede çok büyük farklar yaratabiliyor 3 yılda 5 yıl mesela çok birbirinden farklı sonuçlar doğurabiliyor.
Burada bir de araya gireyim istersen o ilk başlangıç noktasında mesela o uzun süre şeyi de çok devam ettirdim ben yani burada hata olarak zaten ileride bunu konuşacağız ama Birikim hani amaç anlamında biraz konuşacağız bunu belki. Birikim oranı yine o hep bizim konuştuğumuz birikim oranı çok önemli. Ben bizim genelde aileden öğrendiğimiz en az gelirlerimizin üçte birini biriktirmeliyiz gibi bir şey kafamda benim oturmuştu zaten daha üniversitedeyken. İş hayatında da bunu daha iyi uygulamaya başladım en azından gelirim yükseldiği için ve alemden bir bağımsızlığımı kazandığım için.
Hep üçte birini biriktirerek yani çok çok uzun süre en az üçte birini biriktirerek devam ettim ki daha da yukarılara çıktı bu birikim oranı o 2015'e kadar olan süreçte. Evet yani şimdi yavaş yavaş hatalara başlayalım istersen. Aslında ilk başta, ilk bölümüde biraz konuştuk hataları. Benim mesela ilk büyük hatam tüm birikimimle, tüm mal varlığımla artı üzeri krediyle bir ev almam oldu.
Bunu araba olarak da düşünebiliriz, ev olarak da düşünebiliriz. İlk birikimimle yani tüm mal varlığımla bir enstrümana yatırım yaptığım zaman bu sefer diğer taraflardan eksik kalıyorsun ve istediğin hamleleri yapamıyorsun. Özellikle de bu ilk aldığın varlık taşınmaz bir varlıksa yani bir evse oradan elde edeceğin tek getirik kira getirisi oluyor ve bu enstrümanı kolayca satıp ya da bozdurup ikiye bölemiyorsun. Ondan dolayı bence en büyük hatalardan birisi birikim yaparken ilk birikimini, tüm birikimlerini bir enstrümana yatırmak.
İkincisi de sen söyledin zaten düşük tasarruf oranı yani bu aslında kişilerin kendi ellerinde olan bir şey. Ek gelir kaynaklarıyla bunu çeşitlendirebilirler ya da var oldukları, çalıştıkları işte kendilerini yükseltmeye çalışabilirler. Yükseltemiyorlarsa da Mesaiden sonra ek işler yapabilirler. Bunu zamanında ben çok yaptım.
İnternet üzerinden yapılan ek işler konusunda da işte çeşitli şeyler paylaşıyorum. Hem blogta paylaşıyorum hem sosyal medyada paylaşıyorum. Zamanında biz eşimle birlikte kendi maaşımız kadar ek gelir elde ediyorduk bu finansal bağımsızlık yolculuğuna başladığımızda. Yani düşük tasarruf oranı bence bir mazeret olmamalı.
Yani asgari ücretle çalışan birisi tabii ki düşük tasarruf oranına sahip olacaktır ama mesela sosyal medyada ben görüyorum insanları. Adam asgari ücretle çalışıyor ama yanında kuriyelik yapıyor mesela. Asgari ücretten daha fazlasını o kuriyelikten kazanıyor. Yani bu tabii uzun vadede sürdürülebilir değil ama en azından bir kickstart, başlangıç oluşturmak için bence çok önemli.
Düşük tasarruf oranı bence en büyük yapılan hatalardan bir tanesi. Çünkü tasarruf eşittir. Yani tasarruf elindeki bir rezerv para. Bunu sen yatırıma yönlendirmek istiyorsan tasarruf oranından yüksek olması gerekiyor.
Tabii geleceğini kazanmak aynı zamanda tasarruf orada. Yani o altın örneğini ve fiyatlarını da özellikle veriyorum ben. Mesela o günlerde benim tasarruf oranım %50'nin üzerindeydi o ilk aşamalarda. %60'lara yakındı.
Yanlış hatırlamıyorsam 1800 lira gibi yeni bir mühendis maaşı alıyordum o 2012'de. Yanlış hatırlamıyorsam. 1200 lirasına altın alıyordum. İki tane Cumhuriyet altınından bahsediyorum.
Yani yüksek bir tasarruf oranı var aslında o başlangıç noktasında. Bu, burada bizim ileriki aşamalarda belki 30'u 40'lu yaşlardan sonra ufak tefek yapacağımız tasarruflar %10'a belki inebilir tasarruf oranı ki Türkiye'nin tasarruf oranı da çok düşük Türkiye'de. Yanlış hatırlamıyorsam %8'lerde şu anda. Bu en kritik hatalardan bir tanesi bence.
Çünkü ileriye yönelik bir zaman satın aldığımızı düşünerek hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum ben. Evet, katılıyorum kesinlikle. Ben diğer bir hata, kendi yaptığım hatalardan, şimdi birikimle alakalı olan hatalardan konuştuk. Mesela bir de şey konuşmak istiyorum ben, bir işe başladığımızda ya da bu finansal bağımsızlık olabilir, bir araba almak için bir yatırıma başlamak olabilir ya da bir ev almak için başlamak olabilir, amacımızı kesin koymamız gerekiyor.
Mesela benim yolculuğa başlangıcımdaki amacım finansal bağımsızlığa ulaşmaktı, para için çalışmamaktı. ve bu amaç doğrultusunda başladım. Şimdi bazı insanlar para biriktirmeye başlıyorlar ya da ek gelir elde etmeye başlıyorlar ama bir ama hayatta bir amaçları yok. Hayatta bir amacınız olmadığında da çok kolayca böyle bazı şeylere yenik düşebiliyorsunuz, nefsinize yenik düşebiliyorsunuz.
Orada mesela tasarruf oranınızı arttırmaya çalışırken net bir amaç koymak karşınızda bence çok önemli. Sen de mesela yatırım hayatına başladığında net bir amacın vardı. Bu Zahit Kays belgeselinden bahsettin. Yani para için çalışmamak ya da parayı kendin için çalıştırmak bence hayatımızın en önemli amaçlarından bir tanesi olmalı.
Evet ben de ama oralarda hatalar yaptım yani. Ben de o özellikle biriktirdiğim altınların büyük bir kısmına mesela hemen bir araba almayı tercih ettim. Belki senin yaptığın hatadan çok daha büyük bir hata bu, ev almaktan. Yani araba da tabii Türkiye'de bir miktar yatırım aracı gibi görünüyor ama bu amortismanı olan şeyler birazcık sıkıntılı araçlar bence.
Yani o anlamda ben çok kritik hatalar yaptım ve yine bazen zaman zaman portföyüme dokundum. Hani o Charlie Munger'ın dediği gibi yani portföyünüzü gereksiz yere rahatsız etmeyin, birikimlerinizi gereksiz yere kurcalamayın noktasında ben de arada sırada böyle büyük hatalar yaptım aslında. O kısımlar da bence çok önemli. Ama istersen bu... Gençlik olmuş yani şimdi araba almak hani biraz böyle gençlik hevesi gibi olmuş.
Evet. Ya bir şu da var ama şimdi mesela ev konusunda sen o şeyden bahsederken kısmen katılıyorum senin söylediğine. Şu anlamda ev bence bir yatırım olarak bir kişinin hani en azından finansal piyasalarla ilgili bir belirli bir okur yazarlık geliştirmiş bir kişinin tercih etmesi gereken bir aset değil. Fakat bir barınma ihtiyacı için mutlaka ilk düşünülmesi gereken ev olmalı bence.
Yani burada iki şekilde düşünüyorum ben. Ev bence mutlaka olmazsa olmaz şeylerden bir tanesi. Ama bunun yanında bunu bir yatırım olarak değil, o ihtiyaçlar hile araştırısında konuştuğumuz gibi bir ihtiyaç olarak düşünüp, yatırım noktasında daha likit varlıklara yönelmenin daha iyi olacağını düşünüyorum ben. Evet, likit varlıklardan bahsediyorsun. Sen oturmak için ben o evi aldım deseydin,
bence hiçbir hata yok burada. Hiçbir şey yok. Aynen öyle. Yani ben kirada otururken, kiraya vermek amacıyla bir ev aldığım için ben bunu hata olarak görüyorum ama oturma amacıyla alsaydım tabii ki ne kadar kötü bir yatırım olursa olsun o benim için psikolojik bir rahatlık olacaktı.
Biraz önce sen şeyden bahsettin, likit varlıklardan bahsettin. Benim de aslında gayrimenkulü sevmememin en büyük sebeplerinden birisi bu. Likit bir varlık olmadığı için ben hisse senetlerini tercih ediyorum portföyümde ağırlıkla. Hani %65-70 oranında hisse senedi var portföyümde.
Bunda da temetdüsü büyüyen hisseleri tercih etmeye çalışıyorum. İşte bir yıl öncesine göre temetdüsünü hem TL bazında yani enflasyonun üzerine arttırmış olmasını tercih ediyorum. Burada yatırım hayatımın başlarında ben çok fazla temetdüye odaklı gidiyordum. Yani temetdüsü büyüyen hisselerle yüksek temetdü veren hisseleri tam ayırt edemiyordum.
30'lu yaşlarımın başlarındayım mesela ben bunlar olurken. Büyümesini tamamlamış, yani bir anlamda cash cow dediğimiz şirketlere satın almaya başlamıştım. İşte o dönemler bir demir-çelik şirketi ve bir petrol şirketi oldukça revaçtaydı. Bunlardan tabiri caizse güzel dayak yedim 2018'de.
Evet, bana bu hem döngüselliği öğretti, hem de sadece temettiği için bir şirketi satın almamak gerektiğini öğretti. Yani 2018'teki benim yıllık getirim eksi %21. Bunun da en büyük sebebi, evet, döngüsünün sonuna yaklaşmış bir şirketi yüksek ağırlıkla portföye almam oldu. Bu geçtiğimiz günlerde de çok konuşuluyor bu şirket, işte yeşil-çelik muhabbetinde çok konuşuluyor yani günümüzde de.
2018-2019 yıllarında temetdü odaklı bir yatırım yaptığım için ben mesela 2018 getirim biraz önce bahsettiğim gibi %20'nin üzerine negatif getirim oldu. Sen temetdüye nasıl bakıyorsun? Dolarla o sıralar hareket yaptı bu arada. Ben burada şey yani benim düşüncem temetdüyü en başta odak noktası haline getirip o yani şu elbette güzel bir şey şimdi Bu hikaye ilk bakışta çok mantıklı görünüyor.
Yani temetdülsünü büyüten şirketler veya temetdülle bir kar topu etkisi yaratmak hikayesi çok mantıklı. Fakat buradaki seçilecek şirketler çok önemli. Zaten yani burada bir sıkıntı yok aslında. Yani o fikirde kar topu etkisinde hiçbir sıkıntı yok.
Gelen temetdüllerle tekrar aynı lotları geri alalım hikayesinde. Ben büyük bir problem göremiyorum ama şirket seçimlerinde zaten asıl problemler başlıyor. Yani burada, Türkiye'de de maalesef çok fazla temettüh kültürü oluşmadığı için bir kere özellikle çeyrek bazlı, yani temettüh bile verilmiyor bizde, yılda bir kez temettüh veriliyor. En azından çeyrek bazlı olsa belki bu kültür biraz daha oturabilir.
Fakat ben şirket seçiminde özellikle o ana kadar yani geçmişe bakarak dikiz aynasından şirketlerin verdiği temettühleri değerlendirmek yerine geleceğe yönelik bir tahmini yapmayı daha uygun buluyorum temettüh şirketleri seçerken. ki kendim de böyle yapmaya çalışıyorum yani benim hani burada tabii kendimi övemem ama hani seçtiğim temettüyü veren ödeyen şirketlerin hem büyümeye devam eden hem temettüsünü ileride yine arttırmaya devam edecek bizim o bildiğimiz o büyük ağır toplar arasında değil de döngüsellik içinde de çok olmayacak şirketler seçmeye çalıştım en azından söyleyebilirim. Yani döngüsellik Türkiye'de, Türkiye'nin bence kaçınılmaz kaderi. Çünkü ülkemiz böyle yüksek teknolojiye sahip, çok büyüme şirketleri içermiyor açıkçası.
İşte Apple gibi, Nvidia gibi, Microsoft gibi bir şirketlerimiz yok maalesef. Türkiye'deki büyüme şirketleri, yani son birkaç yılda baktığımız zaman hep enerji şirketleri olmuş, işte petrokimya şirketleri olmuş, tarım şirketleri olmuş. Yani böyle katma değerli iş üreten çok fazla şirketimiz yok. O yüzden döngüsellik kıskacına biraz sıkışıp kalmış durumdayız.
Burada da döngünün işte başında, tepesinde girip dibinde çıkmaya çalışmak ya da dibinde bulamamak birazcık hani makus kaderi oluyor en azından tecrübesiz yatırımcının. Döngüsellik... Ekstra bir sevgimi besliyoruz. O bizim aslında kültürümüzle de alakalı bir şey yani.
Türkiye'nin son 100 yılında da biraz alakalı ama. Sanayi şirketlerine karşı inanılmaz bir ilgimiz var yatırımcılar olarak. Bu da bence. Bu da kritik hatalardan bir tanesi bence.
Evet, katılıyorum. Bir başka hata, benim kendi yaptığım hatalardan bir tanesi bu. Ben hiçbir zaman elimde portföyümün %5'inden fazla nakit tutamadım. Bu sende ne kadar oldu bilmiyorum ama bu hata ya da eksikliği diyeyim, kontrol altına almam tam 4 yıl sürdü.
Yani 2023'te ancak ben portföyde %5'in üzerinde nakit tutmaya başladım. Başlarda elime geçen her parayla lise senedi alıyordum. İşte finansal bağımsızlığıma bir an önce ulaşmak için bir hırs aslında bu. İlk o heyecanlı ve hararetli günleri sen de hatırlarsın.
Yani ben bunu nasıl daha önce düşünemedim? Fikri hep kafamdaydı. Şirketlere ortak oluyorsun ve sana karlarından belli bir miktar pay dağıtıyorlar. Bu miktarda işte harcamalarına eşitse veya daha büyükse artık para için çalışmana gerek kalmıyor.
Ne kadar basit değil mi yani? Anlatması ve çok basit ama birisinin sana bunu anlatması gerekiyor. Kendi kafandan bunu bulamıyorsun yani. Günümüzde hisse senedi ve borsa yatırımı çok fazla kişi tarafından biliniyor.
Sosyal medyanın da tabii katkısı var. Eskiden böyle değildi. Mesela uzun vade yatırım diye bir blog var. Ta 2011-2012 yıllarından beri orada yazılar paylaşılıyor.
Ben mesela 2012 yılında şans eseri o yazılardan birine denk gelseydim muhtemelen şimdi bambaşka yerlerde olurdum. 2018'de değil de 2012'de bu işe başlamış olurdum muhtemelen. Neyse, nakit tutma konusuna dönecek olursak. Yani 2023 yılının başından itibaren bu konuda biraz kendimi geliştirdim.
İşte portföyde en az %5 nakit tutmaya çalışıyorum. Türkiye'de çünkü volatiltes çok yüksek bir piyasada işlem yapıyoruz. 2 yıldan uzun rally olmuyor hiç. 2 yıldan uzun düşüş görmedim ben.
Bu nedenle işte aylık düzenli alımlar her zaman optimal sonucu vermeyebiliyor. İşte uzun bir rally oluyor mesela 2022'deki gibi. Bunun tam sonunda alım yapmak ya da uzun bir ayı piyasasının dibinde alım yapmak arasında çok büyük fark oluşabiliyor. Yani hisse senetleri böyle.
Tabi bu hata bir anlamda Eurobondları da ilgilendiriyor. Ben şimdi Eurobond yatırımcısıyım aynı zamanda. Elden akit tutamamak. Şimdi senin Eurobond yatırımın yok ama makro ekonomiyi takip ediyorsun biliyorum.
Eurobondlar CDS'lerden etkileniyor ve ABD tahvillerinden etkileniyor. O yüzden hani makro ekonomi konusunda da biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor Eurobondlar yatırımı yapmak için. zamanlama biraz daha önemli yani hisse senetlere göre zamanlama çok daha önemli orada. Kesinlikle ve ben orada mesela araya girip şeyi tavsiye edebilirim özellikle tahvil konularında daha bilgilenmek için tam olarak değil ama mesela bu konularda ilgisi olanların mutlaka Howard Marks'ın makalelerini memolarını diyelim takip etmelerini tavsiye edebilirim.
Zaten kendisi full tahvil yatırımcısı benim bildiğim kadarıyla. Neredeyse full. Evet, yani işte CDS, Euro modlara dönecek olursak, CDS'ler ve Amerikan tahvillerinin yüksek olduğu zamanları yakalamaya çalışıyorum. Bu da her zaman mümkün olmuyor tabii ki.
Döviz mevduatları da oldukça düşük mevduat faizleri. Vadesizde döviz tutmak, sanki böyle param çalışmıyormuş gibi bir hissiyat uyandırıyor bende. Fırsat maliyetiyle alımla bekleme arasında çoğu zaman ikilemde kalıyorum. Yani şu an mesela hem CDS düşük, hem ABD tahvilleri düşük.
Yani nispeten düşük diyeyim. Bu yüzden bence şu anda mesela Eurobond yatırımı için pek uygun bir zaman değil. Şimdi bana soruyorlar sosyal medyada da. Buradan da hani fikrimi söylemiş olayım.
Sen mesela elde nakit tutamama konusunda senin de bir miktar şeyin vardı diye biliyorum. Yani ondan muzdariptin diye hatırlıyorum. Ya şöyle ben onu şöyle örneklendirebilirim. Şimdi normalde hani biz ne deriz muhafazakar yatırımcı rahat uyur diye bir söylem var ya.
Hani yatırım yaptığın böyle güvenli şirketler olduğu zaman rahat uyursun. Ben de elimde eğer banka hesabımda nakit varsa Ben rahat uyuyamıyorum açıkçası. O hani senin demin söylediğin parayı çalıştırmamak fikri var ya, yani o paranın orada boş durduğunu düşündükçe, yani banka hesabında benim hiçbir zaman çok çok yüklü miktarlarda paralar göremezsin. Mutlaka onu bir şeye çevirmişimdir yani.
Sadece ihtiyacım olan veya olacak kadar ileride öngördüğüm nakit tutuyorum elimde ve portföy dönersek de portföyde de hiç neredeyse nakit tutmuyorum. Bunun yanında tabi anlık dönüşümlerde bazen o yılda zaten birkaç kez yaptığım işlemlerde oluşan bazı nakitleri bekleterek bazen yani yüzde üç yüzde dörde kadar maksimum bende daha fazlasını hiçbir zaman yaratmadım nakit pozisyonu fakat bu şu demek değil yani işte bir nakite geçip veya işte başka şeylerden faydalanmak için fırsat bekleyip zamanlama yapmak gibi değil. Ben piyasada başka şekillerde kendi pozisyonlarımı hedge edebildiğimi düşündüğüm için çoğu zaman nakit hiçbir zaman bulundurmuyorum. Yani %3'ün çok üstüne çıkmaz benim portföyümde nakit.
Ve bundan da çok rahatsızlık duymuyorum. Aksine elimde çok fazla nakit varsa rahat uyuyamıyorum. Böyle söyleyebilirim. Bu aslında birbiriyle ters kolere, enstrümanlara sahip bir portföyü sahip olduğunu gösteriyor.
Yani mesela portföyün %80 hisse senede olsaydı, şimdi hisseler düştüğü zaman o %20'lik kısım hisselerle ters yönde hareket etmeli ki sen oradan oraya aktarm yapabilirsin. araya girip tekrar yine çok basit bir şey söyleyeyim. Mesela portföyünüze baktığınız zaman o özellikle kriz anlarında veya anlık krizlerde Türkiye gibi bir yerde mesela portföyünüze açıp şöyle bir baktığınızda ekrandaki her şeyi kırmızı görüyorsanız bir hata yapıyorsunuz demektir. Bir yerde bir hata var demektir.
Aksi durumda yine bak aksi de ekranda tekrar her şeyi yemyeşil görüyorsanız tam aksi yine bir hata yapıyorsunuz demektir. Böyle söyleyebilirim en azından. Evet, mesela portföyün bir kısmı hisse senedindeyse bir kısmı da altında olmalı gibi. Ya da bir kısmı hisse senedindeyse bir kısmı farklı bir enstrümanda, ters korele bir enstrümanda sahip olmalı demeye çalışıyorsun anladığım kadarıyla.
Çünkü genelde bunlar birbirlerine ters hareket ediyorlar. Bitcoin mesela, sende Bitcoin var. Genellikle, gerçi son birkaç yıldır o pek çalışmıyor ama çok girmeyelim şu anda. Hani çok böyle riskli şeyler olduğu zaman Bitcoin de beraber düşüyor.
Tabii ki zaten şöyle, inanılmaz bir olay gerçekleştiğinde makro açıdan veya Türkiye ile ilgili çok büyük bir olay gerçekleştiğinde zaten bu bütün asyetlerin burada konuştuğumuzun hepsinin neredeyse korelasyonları bire yakınsıyor. Yani hepsi %100 birbiriyle korele hareket ediyor neredeyse. Bunun uzun vadeli ben çalışmasını da yaptım kişisel olarak. Minimum %80 civarında hepsi korelasyon halinde hareket ediyor.
O kriz anlarında. Fakat ondan sonraki dönüşlerine de bakmamız lazım. Krizden sonra ne yapıyorlar? Bir toparlanma evresine girildiğinde nasıl hareket ediyorlar diye bir bakmak lazım bence.
Yani pandemide mesela hisse senetleriyle tahvillerin birlikte düşmesi gibi yani. Evet, hepsi zaten düşüyor. Orada bir korelasyon ilişkisi hepsi için %100 çalışıyor. Neredeyse %100.
Evet. Bir başka hata, yeni yatırma başlamış ya da böyle çok fazla tecrübesi olmayan kişiler tarafından yapılan bir hata. Ben bunu da kendimi açıkçası bunu çözmüş olarak düşünüyorum. Bilmiyorum sen nasıl düşünüyorsun?
Dış seslerden çok etkilenmek mesela. sosyal medya olabilir ya da arkadaş çevresi olabilir. Eğer çevreden çok etkilenen biriyseniz, en ufak bir olumsuz haber bile size bu hisseyi sattırmak için bahane oluşturabiliyor. Günümüzden sosyal medya sayesinde birçok veriye ulaşabiliyoruz kolayca ama, bunun yanında olumsuz ve hatta yanlış haberlere de açık oluyoruz.
Yani kaynağını sorgulamadan, etkilerini tartmadan, tüm haberlerden ve düşüncelerine etkilenen biriyseniz eğer, haber takibini ve sosyal medyayı bence azaltmanız ya da filtrelemeniz çok önemli. Bunun yanında bence yapılabilecek en güzel şeylerden biri de sizinle benzer yatırım tarzına sahip kişilerden oluşan bir arkadaş grubu kurmak. Bu mesela çok önemli. WhatsApp grubu olabilir ya da realde arkadaş olabilir.
Sonuçta finansal bağımsızlık yolu çok uzun. Burada birbirine destek olmak çok önemli taşıyor bence. Hem bir değerli yol arkadaşı edinmiş olursunuz, hem de zor zamanlarda, krizlerde ya da düşüş zamanlarında birbirinizi destekleyebilirsiniz mesela. Bunu yeni başlayanlar için söylüyorum.
Sen mesela yatırım hayatının ilk başlarında dış seslerden çok etkilendin mi? Sosyal medyayı nasıl filtreliyordun? Açıkçası ben hiçbir zaman başkalarının kararlarını çok önemseyen birisi olmadım. Söylemlerini ya da düşüncelerini çok önemseyen birisi olmadım ama şunu fark ettim.
Hani bu şeyde vardı bu İnception filminde vardı hani insanın kafasına böyle düşünce tohumları ekilir ya farkında bile olmadan sen. Bu bence o dış seslerden etkilenmekten daha tehlikeli. Zaten onun aslında şeyini anlatıyorum da çok daha tehlikeli olan kısmı sizin farkınızda olmadan etkilendiğiniz durumlar ve kafanızda yanlış düşünce tohumlarının ekilmesi. Bence bu zaten dış sesler derken belki sen de bundan bahsediyorsun.
Onun dışında ben çok... Evet bilinçaltına gelebilir yani. Sen etkilenmiyorum diye düşünürsün o haberden ama bu senin bilinçaltına da işliyor olabilir. Kesinlikle.
Yani bunu fark ettim. Özellikle birkaç tane bununla ilgili hata yaptığımı gördüm. Orada bir aydınlanma yaşadım zaten. Yani ben her ne kadar yani kimsenin düşüncesi benim için özellikle de bir portföyünü göremediğim veya ne kadar getiri yarattığını bilmediğim bir hiç kimsenin düşüncesi zaten benim için hiçbir şey ifade etmiyor açıkçası.
Bunu söyleyebilirim burada. Bunu sıklıkla da söylüyorum. Getir oranını görmedim. Hiçbir kimsenin söylediği hiçbir şey bir şey ifade etmiyor benim için.
İstediğini söyleyebilirler yani duymuyorum bile ama gördüğüm kişilerde de mesela bunlar yine etkilemiyor diye düşünsem bile bazı düşünce tohumları ekebiliyormuş. Bunu fark ettim kendimde ve bunlarla ilgili bazı hatalar yaptığımı gördüm. Bunları düzeltmeye çalışıyorum ben de aslında kişisel olarak. Bu bence çok çok önemli bir konu.
Yani bir yatırımcı özellikle hani ben borsada bir başına ismini tercih etmemin sebebi de bu aslında. Kişisel olarak kararlarını almalı bence yatırımcı. Her ne kadar dışarıdan bazı etkenler bizi etkilese bile günün sonunda hep kendi o düşünce odamıza dönüp orada kendi kararlarımızı aldığımızdan emin olmamız lazım ki hata yaptığımızda veya doğru karar verdiğimizde de sonuçlarını görelim. Eğer hata yapıyorsak bu sonuçlara katlanıp ders çıkartalım.
Doğru bir şey yapıyorsak da bunu bir kazanç olarak yine tecrübe hanemize yazalım. Bu çok önemli. Yoksa dış etkenlere bağlı kaldığımızda hiçbir şekilde gelişmemiz mümkün değil bana kalırsa. Yani birinden hisse duyarak o hisseyi satın alıyorsan, bu sefer satma zamanı geldiğinde de o kişiye gidip sorman lazım.
Yani acaba satılabilir mi, satılamaz mı? Ya da o kişinin ne zaman sattığını, o kişinin portföyünde o hissenin ağırlığının yüzde kaç olduğunu, bunların hiçbirisini bilmeden sadece bir kişi hisse söylediği o hisseyi alırsa, yani bu sefer sen o kişiyle aynı risk almış olmuyorsun. Belki de o kişinin 10 katı risk almış oluyorsun. Burada bence çok önemli, dediğin gibi borsada tek başına olmak çok önemli.
Bir anlamda aslında biraz önce söylediğim şeyle alakalı. Dış seslerden etkilenmenin bir göstergesi de aslında günlük fiyat takibi yapmak. Çok yapıyoruz bunu. Yani ben bile hala mesela şu an açıp cep telefonundan bakıyorum yani istemsiz olarak.
Hiçbir işlem yapmayacak olsam bile gün içerisinde bakıyorum. Ne olmuş cisseler diye. Yani gün içinde işlem yapmayı düşünmememize rağmen o fiyatlara bakıyoruz yani. Kendimizi alamıyoruz bundan.
Kısa vadede hiçbir anlam ifade etmiyor ama yine de yeşil görünce seviniyoruz, kırmızı görünce üzülüyoruz. Bu psikolojinin üstesinden gelmenin bence en yapılabilir yolu, mümkün oldu telefonu elinize almadan gün içerisinde belki bir defa, belki sadece seans sonunda fiyatlara bakıp kapatmak. Yani sürekli portföyü açıp kırmızı ve yeşilleri takip etmek bir süre sonra psikolojiye zarar veriyor. Bunun yerine sürekli okumak gerekiyor.
Ben mesela onu yapmaya çalışıyorum. Sen de yapmaya çalışıyorsun biliyorum. Yani işte faaliyet raporu okuyabiliriz, haber okuyabiliriz, finansal tabloları okuyabiliriz. Hiçbir şey olmazsa, git internetten patronun Instagram hesabını takip et yani.
Ya da LinkedIn hesabını takip et. Mesela yani günlük fiyat takibi yapmak en çok zamanınızı alabilen kişinin ve yapılabilecek bence en basit yani çözülebilecek en basit hatalardan bir tanesi bence. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Kesinlikle öyle ben şeye çok bakmıyorum yani günlük hisse senetleri fiyatlarına bakmıyorum ama günlük olmasa bile haftada mutlaka birkaç kez en azından özellikle de şey zamanlarında yani böyle piyasadaki ciddi hareketlerin olduğu dönemlerde eksi veya artı yönde portföyümün durumuna mutlaka piyasayla bir karşılaştırma yapıyorum yani piyasa bu kadar artmış ben ne yaptım veya piyasa bu kadar negatife gitmiş eksi üç piyasa gitmiş ben acaba korunabildim mi diye mutlaka bunlara bu bende şey oldu yani o piyasadan ayrışma hissiyatını sürekli kontrol etmem gerekiyor çünkü yapmaya çalıştığım şeyin dizaynında o ayrışmayı yaratabilmem için bunun kontrolünü yapmam gerekiyor Ve maalesef ki çok son zamanlarda sıklıkla da bu tarz krizlere ve negatif durumlara girdiğimiz için portföyü biraz fazla kontrol etmeye başladım son zamanlarda,
son 2-3 ayda. Ancak hiçbir zaman şu hissenin fiyatı ne olmuş diye bir bakayım diye hiç fiyatlara bakmadım yani. Hisse fiyatlarını çok takip etmiyorum açıkçası. İşte neredeyse 10 yıldır yatırım yapmanın en sonunda insanın getirdiği nokta burası yani bakmıyorsun fiyatlara.
En güzeli bence. Fiyata hiç bakmıyorum. Sadece portföyün durumuna bakıyorum. Yani ne kadar eksi veya ne kadar artı, o anda piyasa ne kadar eksi, ne kadar artı.
Bu arada o deminki konuştuğumuz konuda şeye gireyim. Hani şey dedik ya, dış etkenlerden çok etkilenmememiz lazım diye konuşmuştuk. orada bir de bunun ters bir örneği de var aslında şey Monish Pabrai'yi bilenler vardır mutlaka o da mesela kendi kendine hatta büyük bir yatırımcı fakat kendini bir arsız bir copycat olarak tanımlıyor o da gidiyor Buffett'dan kopyalıyor veya Charlie Munger'dan kopyalıyor ki onlarla çok çok yakın arkadaş onlardan kopyalıyor yani hani bu şey kendimizi tamamen kapatalım derken, mesela bu da ekstra başka bir yöntem veya başka yine büyük yatırımcıların tecrübelerini kopyalamak da kötü bir şey değil. Onu da araya bir dipnot olarak ekleyeyim o konuda.
Yani adamın çevresi zaten Buffett ve Munger'dan oluşuyor. O yüzden bunların kopyalamasında hiçbir sakınca yok bence. Hani gidip de Peter Lynch'i kopyala yani sıkıntı yok. Moniche Pabrai'yi kopyala, onun yatırım tarzını kopyala.
Yani çünkü bu adamların Track rekortları belli, geçmiş getirileri belli. Hepsi endeksin üzerinde ciddi manada getiri elde etmiş insanlar. Benim biraz önce bahsettiğim finansal bağımsızlık yolunda kendinize benzer düşüncede olan insanlarla bir grup kurun, arkadaşlık kurun diyorum ya, aslında bu. Birbirinize besliyorsunuz aslında.
Hem psikolojik açısından besliyorsunuz, hem bilgi açısından besliyorsunuz. Birinizin duymadığı bir haberi bir diğeri duyabiliyor ya da birisinin bilmediği bir gelişmeyi o haber verebiliyor diğerlerine. Hem de birbirinize destek oluyorsunuz. Arkadaşlık ediniyorsunuz.
Bu bence çok önemli. Adamın arkadaş çevresi gelişmiş yani yapacak bir şey yok. Evet, Amaz kendini zorla o kategoriye sokmuş. Yani gitmiş adam Buffett'la, yanlış hatırlamıyorsam 800 bin dolar o günün parasıydı, çok çok büyük bir para.
Ödeyerek, yemek yiyerek, zorla tanışarak kendini sokmuş o gruba yani. Çaba göstermiş aslında. Şimdi ben son hata olarak şeyi söyleyeceğim. Kendi yaptığım bir hataydı zamanında.
Bunu da çözdüğümü düşünüyorum. İlk başlarda yaptığım bir hataydı. Kârda oturamamak. Aslında kısaca söyleyebiliriz.
Yani kârlı bir hisseyi erkenden satmamak. Ya da erken satmak. Tatımcılar genellikle psikolojiden dolayı genellikle zararda olduğu pozisyonları tutmaya yöneliyorlar ve kârda olanları satmaya yöneliyorlar. İşte kâr almak gibi söyleniyor.
eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan daha değerlidir söylemine uygun olarak. Kârlı hisselerden işte kârımı alayım. Bu bakış açısı aslında çok büyük kazançlardan bizi mahrum bırakıyor. En ünlü yatırımcılar, bunlardan işte biraz önce bahsettik Warren Buffett, Peter Lynch, Philip Fisher mesela ben çok severim.
En büyük kârlarını uzun süre satmayıp elinde tuttukları hisselerden elde etmişler. Sahip olduğumuz bu hisselere geçici süreyle örnek veriyorum. Bizim düşündüğümüz fiyat 10 lira ise geçici süreyle 11 lira, 12 liraya çıktı. İşte böyle durumlarda tekrar tekrar pozisyonumuzu gözden geçirmemiz gerekiyor.
Kaçırdığım bir durum var mı? Şirketin fiyatlamasına etki edecek farklı bir durum var mı? Örnek vereyim. Gelecekteki hedefimiz 20 liraysa, o anki 11 lira, 12 liraya çıkması, yani bu elde ettiğimiz ufak kazanç pozisyonu kapattırmaması gerekiyor bize.
Burada Philip Fisher'ın çok güzel bir sözü var, onu söylemek istiyorum. ''Cazip bir hisse seneliğinin kısa vadeli hareketlerini tamir etmek o kadar zordur ki, bu hissenin satılıp daha sonra düşük fiyattan geri alındığı nadir anlamda elde edilen kârlar, yanlış zamanlamayla kaybedilen kârların yanında önemsiz kalır.'' demiş. Biraz karmaşık bir cümle ama yani sen bunu yüksek fiyattan satıp düşük fiyattan almaya çalışmanın da harcadığın enerji, bunun kârı yanlış zamanlama yaptığının kârından çok daha önemsizdir demiş.
Güzel bir söz bence. Ya burada bir kere şunun ayrımı yapılması gerekiyor bence bu konuştuğumuz kârda oturamama konusu biz bir tüccar mıyız ya da biz bir yatırımcı mıyız bu ayrımla başlıyor zaten bence burada durum yani eğer bir tüccarsan tabii ki de pahalıdan satıp ucuzdan almaya tekrar çalışman gayet makul fakat yani piyasalarda tüccarlık yapmak yerine o zaman real piyasalarda bence başka daha real asetlerle tüccarlık yapmayı deneseniz belki daha da başarılı olabilirsiniz bu konuda yani piyasalarda çünkü çok daha farklı mekanizmalar var ben bu konuda yani traderlık kısmına çok fazla girmek istemiyorum ama çok başarılı olunabileceğini düşünmüyorum. Yani özellikle kârda oturmak yani belki birazcık da sabır istiyor. Biraz belki mide istiyor.
Çünkü bazen şeyde yani o kadar yükseldikten sonra bir şey onu satmadan elde tutabilmek de bir irade. Mide istiyor yani. Bu da önemli bir herkesin belki yapamayacağı bir şey ama Psikolojik olarak buna alışmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada ki yine belki önemli nokta fiyata odaklanmamak gerektiğini düşünüyorum.
Yani işletmeye her zaman ben ön planı almak gerekiyor. Bence işletmenin nereye doğru gittiğine bakmak gerekiyor. Fiyatın değil. Zaten fiyat onu takip ediyor.
Genellikle ama öyle yapmıyoruz. İşte günlük açıyoruz. Bunun fiyatı ne olmuş? Ne kadar artmış?
Ne kadar azalmış? Veya geçen ay ne olmuş? Ne kadar artmış? Ne kadar azalmış?
Buna odaklandığımız için işletmeler bizim için hep ikinci planda kalıyor ve dolayısıyla kârda oturamıyoruz. O kârın da gerçekten işletmeden kaynaklı bir gelir mi olduğunu, getirimi olduğunu yoksa bir spekülasyon mu olduğunu anlayamıyoruz. Bunun ikisinin ayrımını yapamıyoruz. O yüzden bence kârda oturamıyoruz.
Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Yani borsamızda yabancı yatırımcı oranı da son yıllarda gittikçe düştüğü için bahsettiğim gibi spekülasyonlar çok arttı. Şimdi hisse fiyatları genellikle spekülasyonu takip ediyor. Şimdi yatırımcılar da dolayısıyla bu spekülasyondan para kazanmaya çalışıyor.
Aslında kar etmeyen ya da karnı arttıramayan şirketler zaten belli ediyor kendini finansal tablona bakarak bunu okuyabiliyorsun. Ama sen kumarbaz bakış açısıyla yaklaşırsan olaya yani hissenin fiyatı hareketlerini tabii ki takip edersin. ya da hissenin spekülatif fiyat hareketlerinden tabii ki para kazanmaya çalışıyorsun. Ama yatırımcı bakış açısıyla bakarsan olaya, hisse başı karada bakarsın, gelecek beklentilerine bakarsın.
İşte bundan önümüzdeki kar ve serbest takış beklentisi nedir bu şirketin? Bunu kendin oluşturabiliyorsan zaten, diğer tarafta spekülasyon tarafına gitmezsin zaten. O taraf seni çekmez diye düşünüyorum. Ya şey yani kar elbette bir noktada mutlaka tabii ki kar almak kelimesini de ben bu arada tercih etmiyorum ama şu var yani portföylerde elbette bir noktadan sonra belki çok artık yüksek karlar yaratmış bir asetten belki o andan sonra daha verimli olamayacağınızı düşündüğünüz bir anda oradan bazı bir portföyün bir bölümünü alıp başka bir yere kaydırmak bunda ben bir sakınca göremiyorum.
Bu zaten yapılması gereken bir şeyler şeylerden bir tanesi. Tabii elbette o artık o büyüme oranını sürdüremeyecekse o karlılığı devam ettiremeyecekse Bu da hisse fiyatına yansımayacaksa artık. Yani burada biz fiyatı her zaman arka plana atmamız gerekiyor. Önce şirkete odaklanalım.
Şirketin nereye doğru gittiğine bakalım. O şirket artık karlılığı düşecekse zaten o yüksek karların bir kısmı aktarabiliriz başka yerlere. Yani oturmasak da olabilir o noktadan sonra ama senin o dediğin yani bu karda oturamamak kısmı zaten şeyde devreye giriyor yani şirket hala büyümeye devam ediyor hala gelişmeye devam ediyor ama çok sert bir hareket yapmış veya bir anda geri çekilmiş o dalgalanmalar içerisinde insanların psikolojisi bunu çok kaldıramadığından dolayı o bir iniş bir çıkış sürekli de takip edince bir noktada artık oyun dışı kalıyor ben öyle görüyorum yani. Aslında fon yöneticileri de benzer şeyleri yapıyor.
Yani bir miktar Eder'ine gelmiş ya da Eder'in üzerine geçmiş şirketleri satarak daha ucuz şirketler bulmaya çalışıyorlar. Yani eğer o şirketlerin fiyat hareketlerinden çok etkilenen bir yatırımcıysanız, işte hemen kar almak güdüsü hissediyorsanız belki de fon tercih etmelisiniz. Yani ben dinleyenleri ona öğreniyorum. Kar almak kelimesi Garip bir kelime bana göre.
Benim şirketten beklentim o anlamda bir kar almak değil. Temeddül geliri olarak bir kar payı almak şirketten beklentim. Onun dışındaki yapacağım her hamle benim portföyle ilgili yapacağım bir düzenleme, bir hamleye dönüşüyor. Bir kara dönüşmüyor benim akış açımla.
Orada ben öyle bakıyorum olaya yani. Bu da aslında ne kadar çok hareket edersen, portföy dönüşüm oranını ne kadar çok arttırırsan, bu da bir süre sonra hata yapma rizkini arttırıyor senin. Tabii ki, kesinlikle arttırıyor. Yine Buffett'ın bir sözü var, bu bir golf oyunu gibi düşünürsek bunu, önümüze gelen her topa sopamızı sallamamıza gerek yok.
Sadece bize gelen yavaş, yumuşak, güzel ve iyi vurabileceğimiz toplara sallayalım bu sopayı bence. Evet yani onlara sallasan zaten yetiyor senin için kısa vadede ya da orta vadede fark etmiyor yani. Kesinlikle yani 20 tane iyi karar vermemize gerek yok. Yani 3 tane 4 tane en iyi kararları bulursak eğer bunlar zaten ve bu kararların arkasında durup oradan yaratılan karların üzerinde oturabilirsek hayli hayli yetmiş oluyor uzun vadede.
Bunu ancak gören anlayabiliyor belki ama bunun anlaşılması çok önemli bence. Charlie Munker de benzer bir şey söylüyor. Yani çok iyi kararlar vermenizde gerek yok. Sadece kötü kararlarınızı minimize edin diyor.
Çok aşırı kötü kararlarınızı minimize ettiğinizde zaten getiri otomatik olarak gelecektir diyor. Ben çok keyif aldım seninle konuşmaktan. Teşekkür ederiz. Görüşmek üzere bir sonraki bölümde.
Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.