
6.943 kelime · ~35 dk okuma
Herkese selamlar. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bölümüne hoş geldiniz. Ben Bay Tutumlu, karşımda Bors Arabi başına ilker var. Nasılsın abi, iyi misin?
İyiyiz abi, teşekkür ederim. Sen nasılsın? Bu hafta arada bir haftalık boşluk bıraktık. Özledim ben de seni.
Evet öyle oldu. Artık ayda iki bölüm yapıyoruz. Arada bir hafta boşluk kalınca gerçekten piyasada ben de özledim seni. Piyasalar bu arada fena gitmiyor.
Sen ne düşünüyorsun? Hem Amerika tarafında hem de Türkiye tarafında uzun zamandır bu kadar böyle bir yükseliş görmemiştik. Aynen yani herhalde şey o her zaman konuşuyoruz işte Mayıs'ta sat Eylül'de dön hikayesi var ya biraz sanki o gene iş yaptı bu bu yıl içerisinde de 2024 için ben en azından bu dönemi öyle değerlendiriyorum. Bilmiyorum Evet, Eylül döneminde hem okullar başlıyor hem de böyle insanlar daha çok havalar serinledikçe borsaya doğru ilgi artıyor dediğin gibi.
Fed'in indirim yapması da biraz etkili oldu tabii. 50 puan biraz beklenti üstü oldu. Ben bekliyordum açıkçası. Ben 25 puan bekliyordum.
Aslında uzmanların büyük bir kısmı 50 puan bekliyordu. Neden beklenmedik olarak görüldü çok anlamadım. Son dönemde hatırlarsan tahminlerle ilgili paylaşılan, ekonomistlerin en azından paylaşımlarına baktığımızda, o Bloomberg terminalden özellikle görüntülerde genelde 50 baz puan baya bir artış göstermişti son herhalde birkaç gün içerisinde, bir hafta içerisinde. Nedense insanlar 25'in gelmemesini beklenmedik olarak gördü.
Evet biraz böyle acaba politizm oldu işte Amerika seçimleri yaklaşıyor ondan dolayı biraz böyle siyasi kanala doğru bir gönderme mi yaptı gibi algılandı ama dediğin gibi son haftalarda da swap fiyatlamalarında şey vardı 50 bas puan gerçekten yüksek ihtimalle olarak görülüyordu. Türkiye'de biraz daha bir bekleyeceğiz gibi sanki son çeyreğe kadar. Merkez Bankası şey yapmadı pek fazla güvercin mesajlar vermedi. herhalde Aralık-Ocak gibi sanki ilk indirim gelecek gibi.
Açık konuşmak gerekirse ben faiz oranları tabii ki piyasalar için çok çok önemli metriklerden bir tanesi. Fakat zamanımı faiz oranlarını tahmin etmekle veya ne olacağıyla ilgilenmekle pek harcamamayı tercih ediyorum faiz oranlarına bakmayı. Kesinlikle haklısın. Şimdi yavaş yavaş bölüme geçelim.
Geçtiğimiz bölümde bir varlık kalesi oluşturmaktan bahsetmiştik. hayatımız boyunca bizi koruyacak ve sonraki jenerasyonlara da aktarılacak olan varlık kalesini öyle rastgele oluşturamayız. Bir portföyümüz oluştururken risk ve getiri dengesini bence iyi kurmamız gerekiyor. Ne gereksiz riskler almalıyız ne de aşırı düşük risk alarak garantici olmamız gerekiyor.
Bu bölümde birazcık portföy yönetim stratejilerinden bahsedeceğiz. Düşük riskli portföyler, yüksek riskli portföyler. Örneğin düşük riskli bir portföyde paranızı kısa vadede koruyabilirsiniz ama uzun vadede bu sizi potansiyel getirilerden mahrum bırakır. Kısa vadede aşırı yüksek risk aldığınızda ise hem volatilite nedeniyle psikolojin de yetkilenir hem de eğer kaldıraçta enstrümanlar vs.
varsa portföyünüzde çok rahat bir şekilde sıfırlayabilirsiniz portföyünüzü. Önce istersen risk konusunu açayım. Yani sen risk ve volatilite hakkında ne düşünüyorsun? Yani yüksek risk almak yüksek getire anlamına gelir mi?
Yoksa optimum noktası var mıdır bunun? Risk nedir sana göre yatırımda, yatırım açısından bakacak olursak? Aynı bence de en doğru başlangıç noktası herhalde risk konusunu konuşmakla başlamak olabilir. Çünkü bir portföy dağılım, bugün portföy dağılım stratejileri üzerine konuşmuş olacağız genel anlamda.
Fakat bu portföylerle ilgili bir çeşitlendirmeye giderken veya o portföyün içerisindeki korelasyonları gözetirken öncelikli olarak baktığımız nokta esas olarak bizim ilk başlangıç noktasında biz Hangi riski alarak nasıl bir getiriyi umuyoruz? Buna bakmamız gerekiyor en başlangıçta. Bu zaten biliyorsunuz şeylerin de her türlü kurumunda bir yatırımcıyı müşteri olarak alırken uyguladığı yatırımcı profillerinin en başındaki testlerden geliyor. Risk profili bildiğin gibi.
Öncelikle ben burada şeyi düşünüyorum yani kişinin kendi psikolojik olarak katlanabileceği bir risk var, alabileceği risk var ve onun yanında bir de portföye, bizim portföye sokabileceğimiz risk var. Yani bu ikisi birbirinden ayrı gibi görünse de bence birleşik kavramlar. ve eğer bir kişi çok yüksek risk, risklere katlanabilecek bir yapıda değilse, psikolojide değilse zaten ona göre portföyünü dizayn etmeye başlaması. Yani önce kendisinin bir kişiliğine bakması gerekiyor bence risk konusunda ve bir de şey var tabi risk ve volatiliteden işte bahsettin.
Risk ve volatilite biz bunun ikisini eşit kabul ediyoruz. Zaten riski volatility ile ölçüyoruz. Genel olarak yani standart sapmaya bakıyoruz. Bir hisse senedi fiyatındaki, varlık fiyatındaki fiyat değişimlerindeki standart sapmaya bakarak oradan riski çıkartıyoruz.
Bu tanım pek doğru değil bana kalırsa. Bunu zaten hatırlarsan şeyde de konuşmuştuk. İkinci bölümde ben biraz bu risk ve getiri konusuna ve bazı farklı asetlerin risk getiri tablolarında nerede yer aldığına, ona göre portföyde hangi oranlarda bulunması gerektiğine o modern portföy teorisi üzerinden girmiştim birazcık ama bunu zaten bölümün ilerleyen bölümlerinde konuşacağız. Benim kısacası şöyle söyleyebilirim bakış açım, riskimizi minimize ederken getirimizi arttırmaya yönelik hamleler yapmalıyız fakat riskimizi de bu anlamda volatilite ile eşit tutmadan o asetin kendi içsel risklerini anlamaya çalışarak hesaplamalıyız.
En azından kişisel düşüncem bu benim. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Doğru düşünüyorsun evet. Yani sen asimetrik riskten daha çok bahsediyorsun.
Evet. Şimdi kesinlikle evet. Şimdi biraz önce yatırım araçlarından bahsettin. Uzun vadede yatırım araçlarının birleşik getirilene de bakmak istiyorum ben aslında.
Hangi araç ne kadar getirmiş? Şimdi öncelikle uzun vadede bir varlık kalesi oluştururken nelere yatırım yapabiliriz? Onları kısaca bir saymak gerekirse. İlk başta bilgisayar sanatları var, tahviller var, gayrimenkul var, altın var, kripto varlıklar var ve türev araçlar diye olarak ayırabiliriz.
Ve tabi değerli materyaller. Bunlardan, bunların uzun vadeli... Nakit yok mu? Nakit bir yatırım aracı tabi, nakit bir yatırım aracı değildir bence.
Tamam. Uzun vadede yatırım araçlarının birleşik getirilerine bakacak olursak, şimdi en uzun vadede 100 yıllık getirilere ben bulabildim internette. S&P 500'ün 100 yıllık ortalama getirisi, temeddülerin geri yatırıldığı varsayımıyla yaklaşık %10.6 civarında.
Bu getirinin %60'ı hisse fiyat artışından geliyor, %40'ı ise temeddülerden geliyor. Bu tabii enflasyon öncesi. Enflasyonla arındırırsak bu getiriyi yaklaşık %7.5 oluyor yılda.
Yıllık sandırılmış fazla. Sonra 30 yıla baktığımızda ise, Evet yıllıklandırılmış bazda yani Jagger dediğimiz İngilizcesi Compound Annual Growth Rate. Sonra 30 yıla baktığımızda ise %10.7 ve %8 oluyor sırasıyla.
%10.7 enflasyon öncesi %8 enflasyon sonrası. Şimdi bir de Bizt 100'e bakalım. Bizt 100 getiri endeksini baktığımızda 37 yıllık kısa bir tarihimiz var bildiğin gibi, 1986'da kurulmuş biz.
1986-2023 arasında baktığımızda enflasyonla arındırılmış ortalama birleşik getirimiz %6,86 olmuş. S&P500'ün biraz altındayız yani o S&P500 %8 civarındaydı, biz %6,8 olmuşuz. Şimdi endeks hesaplamalarında Türkiye'de tabii sıkıntılar var. Yani S&P 500'de hesaplama yöntemiyle bizim BIS 100'ün endeksine hesaplama yöntemi birbirinden çok farklı.
Sorunları bertaraf etmek için eşit ağırlık yatırımı kullanılması öneriliyor. Şimdi Serkan Ünal Bey'in araştırmasına dikkat çekmek istiyorum burada. O kendisi akademisyen. 1986 yılında kurulan Borsa İstanbul'da işlem gören 40 tane ise senedi varmış 1986'da.
Bunların hepsini tam eşit miktarda yatırım yapmış olsaydık 2022 sonu itibariyle yatırımlarımız 74 katına çıkacakmış dolar bazında. aynı dönemde S&P 500'ün ortalama getirisi 13 katı olmuş. Bu anlamda ağırlıklandırılmış bir yöntem yerine. Orayı anlayamadım.
Eşit ağırlıklı bir şekilde bizim endeksimize yatırım yaptığımızda S&P 500'ün aynı vadede, o 37 yıllık vadede 13 katı bir getirim ortaya çıkıyor. Hayır, S&P 500 aynı vadede 13 kat getiri elde etmiş. Yani varlığımız 13'e katlanmış dolar bazında. Bizde eşit ağırlık yapınca?
Borsa İstanbul'a eşit olarak 40 hisse senedine eşit olarak yapılan yatırım ise 74 katına çıkmış. Yani bu mesela bizim endeks tanımlama yöntemimizin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Yani endeksi ağırlığı yüksek olan şirketlerin düşük getiri elde etmesi ve endeksi ağırlığı düşük olan şirketlerin yüksek getiri elde etmesiyle hani bu böyle bir anomali yaratılmış olmuş. Lise senetleri bu şekilde.
Tahvillere bakacak olursak 1928'den beri ABT hükümet tahvillerinin ortalama getirisi %4.6 olmuş. Aynı sürede enflasyon %3 olmuş yaklaşık. Yani real getiri %1.6 olarak gerçekleşmiş.
Demin nakitten bahsetmiştin sen. En kötü getiri yalnızca %0.3'lük real getiriyle faize konan nakit para olmuş. Yani Hisse senetleri uzun vadede aslında rakipsiz görünüyor.
%100 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık periyotlara baktığımızda ama volatiliteyi de tabi hesaba katmak gerekiyor burada. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Yani krizlerde mesela hisse senetlerindeki geri çekilmeler ve işte tahvillerdeki geri çekilmeler aynı olmuyor. Ya da mesela burada altın bu işin neresinde?
Bu konuda biraz da sönüstü sana bırakayım. Ya şöyle şimdi elbette en azından bir uzun vadeye baktığımızda yani 100 yıllık S&P 500'e baktığımızda veya bizim kısa vadeli Türkiye borsalarının grafiğine baktığımızda 8-10 yıllık veya hatta bazen Türkiye'de bu daha da kısa bir sürede herhalde 3-5 yıllık vadelerde sürekli bir geri çekilmeler, kısa anlık krizler veya işte konjektürel krizler diyebiliriz belki jeopolitik konumumuzdan kaynaklı çeşitli krizlerle %20, %30 bazen hatta %70, %80'e varan düşüşlerle karşılaşabiliyoruz. Yani bu yüzden tabii ki ilk bakışta dışarıdan bakıldığında finansal piyasalarda özellikle borsa İstanbul gibi araçlar çok riskli yatırım araçları olarak görünebilir ama bu bence endeks bazında değerlendirdiğimizde yani genel fotoğrafa baktığımızda böyle bir şey sonuç ortaya çıkıyor ki bunun yanında şöyle bir örnek verebiliriz yani son 3 aydır bildiğin gibi özellikle o Japonya'daki carry trade çözülmesiyle birlikte 2 ay diyelim
carry trade çözülmesiyle birlikte Türkiye piyasaları da çok ciddi bir düşüşe geçti hatta ondan önce de başladı belki dolar bazında %20'ye yakın galiba geri çekildik değil mi yanlış hatırlamıyorsam son 2 aydır ama şimdi buna bakıyoruz ama bu endekste gerçekleşen düşüş Bunun içerisinde eğer doğru hisse senetlerini, doğru demeyelim ama daha güvenli veya daha böyle bu tip olaylara maruziyeti daha düşük olan hisse senetlerini, şirketleri seçebilirsek aynı oranda düşmeyebiliyor. Tabii ki bu şu demek değil, sadece borsa İstanbul'a yatırım yapalım veya sadece Amerikan piyasalarına yatırım yapalım ve bunlardan da korunmayı umalım değil. O yüzden zaten bir portföy dağılımı bence mutlaka gerekli. ki ben portföylerde çok çok düşük oranda da olsa nakit ne kadar da yatırım olmasa da bir nakit bulundurulması gerektiğini de düşünüyorum.
Bunu şeyde bakabiliriz yani Berkshire Buffett'ın nakit pozisyonuna da bakabiliriz galiba 200 milyar dolar seviyelerine kadar çıktı şu anda toplam nakti. Tabii ki biz o kadar büyük bir nakit pozisyonu yaratamayız ama en azından portföyümüzün bence %5'ine kadar olan bir maksimum nakit pozisyonu gözetebiliriz ki bu tarz krizlerde de alımlarla değerlendirerek bence getiri oranımızı daha da yükseltebiliriz. Volatiliteden bence faydalanmalıyız. Yani volatilite kötü bir şey değil.
Hatta Buffett'in bir lafı bu. Ben diyor sabit garanti yüzde 10 getiriği, yüzde 10'a giden getiriği görmek yerine diyor sallantılı bir şekilde giden yani sürekli inen çıkan yüzde 12'yi tercih ederim diyor. Bakın bu çok aradaki yüzde ikilik fark. çok çok önemli bir farka dönüşebilir uzun vadede ve volatiliteyi bizim kendimize bir araçmış gibi kullanmamız gerekiyor bana kalırsa.
Benim ekleyebileceklerim bunlar volatilite ile ilgili. Evet en son volatilite konuşuyorduk yani volatiliteyi kesinlikle hesaba katmak gerekiyor. Şimdi ben bunu genellikle geçmiş krizlere bakarak anlıyorum. Mesela 1929 Büyük Buhran'ı ele alalım.
Şimdi volatilitenin en büyük örneğini görebileceğimiz Büyük Buhran. Büyük Buhran'ın ardından temeddüler hariç hisse senetlerinin eski seviyesine gelmesi Tam 25 yıl sürmüş. Yani 25 yıllık süreçte tek getirinizin temettüler olduğunu düşünün. Yani hisse senetleri hiçbir getiri getirmemiş, tek getirinizin temettüler olduğunu düşünün.
Tabi diplerde alım yapıp, nakiteniz yoksa, diplerde alım yapıp mariyet düşürmediyseniz. Yani bu çok zor bir durum, umarım yaşamayız. Bu nedenle, Yani yapılan back testlerde hisse oranı böyle belli bir seviyenin üzerine çıktığında volatilite de aynı oranda artıyor. Örnek veriyorum işte Trinity çalışması var belki herkes biliyordur muhtemelen podcast'ı dinleyenlerin birçoğu.
Trinity çalışmasında 1998 yılında yapılmış bu çalışma. Güvenli ve dayanıklı bir portföy nasıl yapılabilir sorusunu ilk soran biz değiliz tabii. Bunu William Bangun ve ekibi 98 yılında sormuşlar. Ve klasik yaşta yani 60 ve 65 yaşında emekli olacak kişilerin hayatları boyunca varlık dağılımlarına bağlı olarak işte ne kadar para harcayabileceklerini ve bunun için ne kadar bir portföye sahip olmaları gerektiğini hesaplamışlar.
Bu kapsamda demişler ki bu yaştaki bireyler için en uygun varlık dağılımı minimum %50 hisse senedi olacak şekilde bir varlık dağılımına gitmeleri gerektiğini söylemişler. Bu %50 hisse senede %50 tahvil olabilir ya da %60-70 olabilir hisse senede ama minimum %50 hisse senede 30 yıllık bir periyotta gerekli olduğunu görmüşler. Yıllar içinde bu formül de tebrevize edildi güncel işte piyasa şartları, borsa getirileri değiştikçe. En son 2023 yılındaki araştırmayı gördüm ben.
En son araştırmaya göre %75 hisse senedi %25 tahvil bulunduran portföylerde hem %100 hisse senedi hem %50 hisse senedine göre daha başarılı ve dayanıklı kaldı tespit edilmiş. Yani ne %100 full hisse gidelim ne de %50 civarında hisse gidelim. Yani %75 bunun optimum noktası o gibi söyleniyor en son araştırmaya göre. %50'yi hisse tutanlar 30 yıllık bir periyodda %95 oranında bir başarı elde etmişler.
Ama tabii emeklilik süresi 40 yıl ve üzerine çıktığı zaman insanın ömrü biliyorsan uzuyor. başarı oranı düşüyor, 80'lere 70'lere düşüyor. %75 hisse oranında ise 40 yıllık bir periyodda bile %90'ın üzerinde başarı oranı mevcut. Tabii senin de kullandığın bir %4 değil de %3'e düşürüyorsun para çekme oranını.
Eğer %3 kuralını uygularsak ise %50 hisse senede bile yetiyor. Yani o kadar fazla ağırlığının hisse seneden olmasına gerek yok. Çok daha güvenli olduğunu düşünüyorum ben %3'ün. Bir de bu benim belki mühendis altyapımdan kaynaklı, şöyle yani örnek olarak düşünüyorum.
Bu finansal bağımsızlık yolculuğunu bizim o atacağımız adımı bir köprü olarak düşünürsek bu köprünün güvenlik kat sayısı aslında bizim portföylerden çekiş yaptığımız o yüzdeliklim. Ben burada güvenlik kat sayısını bir miktar daha yükselterek köprüyü daha güvenli bir şekilde inşa etmek için yüzde üçlük bir çekim oranının daha makul olduğunu düşünüyorum yani en azından bunu söyleyebilirim fakat şunu eklemem gerekiyor ben tahvil tutma konusunda pek emin değilim yani bilmiyorum şöyle söyleyebilirim en azından biraz da iddialı olsun şey yapalım belki şey yaparız bunun üzerine tartışabiliriz kafama silah dayasalar ben tahvil taşımam öyle söyleyebilirim yani çünkü şimdi sen biraz önce şeyi verdin işte yüzde dört Kesinlikle taşımam tahvil. Bu hem benim dünyaya bakış açımla ilgili bir şey hem de portföyle ilgili çok rasyonel bir düşünceden kaynaklı bir şey bu. Şimdi biz tahviller, sen dedin ama %4-4.5 civarında bir getirisi var.
Yıllık enflasyon uzun vadede %3 dedin ama ben bu fikre pek katılamıyorum. Şöyle katılamıyorum. Uzun vadede para arzına bakıyorum ben tahvilleri herhangi bir yatırım aracında karşılaştırırken bunu yapabilirsiniz. Uzun vadeli para arzına baktığımızda doların arzı bakın dolar arzı yüzde yedi ortalama olarak yıllık büyüyerek artıyor.
Ki bu son zamanlarda çok çok daha yükseldi. Çok çok yani yüz yıllık bir vadeye baktığımızda yüzde yedi dolar arzı artıyor. Parasal arz yükseliyor. Tahvillerin getisi yüzde dört buçuk.
Yani ben burada bir negatif getiri görüyorum. ki dünyanın genel ağırlıklı ortalama para arzına miktarsal bakımından baktığımız zaman dolara çevirip tüm para arzına baktığımız zaman da yıllık ortalama %15'e yakın büyüyor para arzı. Yani ben bir yatırımcının öncelikle bununla kendini karşılaştırması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu bize şunu gösterebiliyor.
Çok basit bir şekilde herhangi bir varlık satın almaya çalıştığımızda bence gerçek enflasyonu işte bu artan para arzına korele bir şekilde orada görebiliyoruz. Yani CPI metriklerinin içerisindeki enflasyon oranı bir enflasyon sepeti ve bu sepetin bilmiyorum tartışalım mı burada ama ne kadar doğru olduğu ne kadar gerçeğe yansıttığı belki tartışılabilir Amerika için bile özellikle. O yüzden şey yani şunu söyleyebilirim tahvil bence kesinlikle bir yavaş para kaybetme yöntemi bana kalırsa. bir güvenlik katsayısı da yaratmıyor portföylerde.
Onun yerine ben belki tahvil taşımak isteyen, güvenli tarafta kalmak isteyen yatırımcılara belki altın önerebilirim kişisel olarak. Evet ondan da bahsedecektik aslında. Yani ben işte hizmetse senetler ve tahvillerden bahsettik. Bir de gayrimenkul ve altın tarafına bakalım istersen.
Aynen. Sen ne düşünüyorsun? Mesela gayrimenkul ve altın konusunda senle hiç bu konuyu çok fazla konuşmadık. Gayrimenkul ve altın biraz daha biliyorsun piyasalarda yatırım araçları, hatta yatırım olup olmadığı da tartışılabilir.
Sen ne düşünüyorsun onlarla ilgili? Şimdi bence gayrimenkul ve altın ikisi farklı kutuplarda. Gayrimenkul çok lokal bir yatırım aracı. Şimdi pek çok durumda karlı olduğu görülmüş.
Özellikle de kaldıraçlı işlem yapıyorsanız, yani krediyi bankaya ödetiyorsanız. Bu son yıllarda ülkemizde çok fazla yaşandı bu anomali. Kredi faizlerine çok duyarlı bir yatırım aracı biliyorsun ve yani lokasyon ve kredi faizlerine duyarlı olduğu için bunun back test yani geriye doğru test yapması çok zor. Örnek veriyorum işte 1985'te ya da 1990'da aldığınız bir evin sizin yıllık bazda ne kadarlık birleşik getiriye mal olduğunu, birleşik getiriye elde ettiğini şu an hesaplamanız çok zor. Mümkün değil gibi bir şey yani enflasyonunu bunu arındırmanız,
o evin amortismanını hesaplamanız. O yüzden gayrimenkul endekslerine ortalama olarak bakabilirsiniz ama şimdi eve alacağınız zaman o bölgenin gelişim yapısı, o bölgedeki benzer konutların fiyatları, o bölgedeki biraz önce söyledim yani o bölgenin nüfusu artıyor mu? Altyapı olanakları nasıl? Gelişime olanakları nasıl?
Yani bunları formülize etmek çok zor. O yüzden gayrimenkul yatarımı bence birazcık daha böyle değerli şeyler, değerli saatler, değerli böyle sanat eserleri gibi böyle tek başına bir piyasası var ve o piyasaya göre hani herkesin kendi değerini biçtiği sanki böyle bir zanaat gibi düşünüyorum ben gayrimenkul değer biçimde gayrimenkulde değer biçmeyi. Böyle hisse senetleri ve diğer şeyler gibi yatarım araçları gibi çok fazla böyle analitik yöntemlerle değer biçemiyoruz gibi geliyor bana. Altın tarafında ise ben altını çok fazla yatırım alacağı aracı olarak göremiyorum maalesef.
Yani genelde zaten güvenli liman olarak kullanılıyor. Yani 100 yıllık ortalama getirisine baktığımızda real getirisi %2.1 civarında. Yani kötü mü?
Bence kötü. Yani bu süreçte altının çok iyi performans gösterdiği dönemler de var ama özellikle resosyonlarda ve savaş zamanlarında özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Ama yüksek enflasyon dönemlerinde de tabi jeopolitik karışıklıklarda da iyi bir performans gösteriyor. Ama normal zamanlarda hisse senetlerinin oldukça gerisinde kalmış.
Yani ben portföylerde altın tutanlara niye tutuyorsunuz diyemem. Ama bir nakit akışı da yaratmadığı için benim gözümde tahvillerin bir adım gerisinde kalıyor. Tabi sen farklı düşünüyorsun bu konuyu. şey şöyle biraz farklılaşıyoruz burada ben yatırım araçlarını aslında şey olarak ayırıyorum likit olanlar ve likit olmayanlar olarak ayırıyorum yatırım araçlarını portföye eklemeye bir yatırımcı düşünürken öncelikle buna bakıyorum yani likit olmayan araçlar bildiğimiz gibi gayrimenkuller zaten adından da anılışacağı gibi bunlar her zaman o şey manşet fiyat diyelim manşet fiyatından satılacak değil ve bir adil değer hesaplamak bu yatırım araçlarında kolay bir şey de değil en azından satış esnasında adil değerini elden çıkartmak kolay değil.
Şöyle sen orada şeyi bahsettin zaten hisse senetlerinde sonuçta bir şirketin 1 milyon parçasından bir tanesine sahip olduğumuzda her parçanın fiyatının eşit olduğunu biliyoruz ama gayrimenkulde bir adada yani bir mahallede 1 milyon adet gayrimenkul var sayalım diyelim ki var diyelim 1 milyona Bunlardan bir tanesi bir diğerine benzemiyor. Aynı apartmandaki gayrimenkul bile bir diğerinden farklı değerlenebilir yani o anlamda hisse senetleriyle çok çok farklı şeyler bunlar ve konum işte... Benim anlatmak istediğimi daha güzel anlatmış oldun şu anda. Evet yok onu ben o yüzden biraz oraya şey daha net anlatmak için şey öyle örnek vereyim dedim yani Benzersiz olduğu için aslında birazcık problem ortaya çıkıyor gayrimenkullerde.
Fakat ben ona şey olarak altın ve gayrimenkule ayrıştığımız nokta şurası. Korelasyonu düşüren araçlar olarak bakıyorum ben bunlara. Yani çeşitliliği arttıran değil ki çeşitliliği de arttırıyor elbette ama bir portföy için korelasyonumuzu düşürüyor. Yani bu soruyu geçenlerde sana da sormuştum.
Hani bir portföy herhangi bir kriz olduğunda, herhangi bir işte biraz önce konuştuğumuz o problemlerle ilgili genel küresel çapta bir problemle karşılaştığımızda, krizle karşılaştığımızda dolar bazında belki yüzde elli düşüşle bile karşılaşabiliriz ki bu kesinlikle karşılaşacağımız bir şey ileride. Yani bunu öngörmeye gerek yok. Vadesi sadece bilinmiyor. ne zaman olacağı ve bunlar genellikle Black Swan eventler olarak değerlendirilebiliyor.
Böyle bir durumda altın veya gayrimenkul bunlardan tabii konut krizi hariç 2008'deki çok fazla etkilenmeden veya belki bir arsa yatırımı çok fazla etkilenmeden çıkabiliyor. Bu da genel portföyünüzün sizin diğer piyasadaki oyunculara göre daha makul seviyede bir orada negatif ayrışma değil de pozitif bir şekilde üstlerine çıkarak makul bir seviyede kalmanızı yarayabilir bence. Bu yüzden ben önemli görüyorum altını ve gayrimenkulü bir yatırım aracı olarak. İkisini de yatırım aracı olarak değerlendiriyorum yani.
Güzel yani şimdi gayrimenkul ve altını benim tercih etmememin bir sebebi de aslında ikisinin de klasik anlamda bana uymaması. Yani insanın kendi psikolojisi önemli ya. Ben zamanında gayrimenkul yatırımı yaptım. Kiralamak amacıyla ev satın aldım.
Yani işte kiracısıyla ayrı uğraşıyorsun, emlakçısıyla ayrı uğraşıyorsun. Çok zor. Arsa yatırımı farklı bir kategoride benim için. Konut yatırımı farklı kategoride açıkçası.
Çünkü arsanın herhangi bir bakıma ihtiyacı yok. Kesinlikle haklısın. Ben de orada aslında mesela gayrimenkul tarafında arsayı tercih ederim. Konuta göre ve şeyde çok haklısın.
Yani bir kiracıyla uğraşmak, tabii kiracı da bu sefer şey diyor, ev sahibiyle uğraşmak çok zor diyor. Yani bu şey şöyle, hani iki kişinin bir araya gelip de bir konuda anlaşması özellikle de bir fiyat konusunda anlaşması özellikle Türkiye'de çok çok zor bir şey şu yaşadığımız enflasyondan da birazcık kaynaklı olarak fakat işte senin o örnek verdiğin temetdü hisselerinde veya işte size nakit akış sağlayan hisselerde böyle bir şey yok karşınızda bir tartıştığınız birisi yok yani şirketin bir ortağı oluyorsunuz küçücük bir parçasının ve orada bir işte size yıllık bir nakit akışı sağlayabiliyor. Çok çok daha kafa yapısı olarak insanın psikolojisini çok daha iyi seviyelerde tutabilecek bir yaklaşım bu. Ben de buna kesinlikle katılıyorum yani.
Bir kiraya o evin oradaki masrafları işte evde çıkacak herhangi bir problem bunlarla uğraşmak yerine çok basit bir tabirle bir yani hisse senedi alıp onun sağlayacağı temettü geliriyle ki bu aynı zamanda şimdi gayrimenkul de tabii ki büyüme olabilir yani fiyat olarak değer kazanabilir ama bu ölçeklenebilir bir şey değil. Hisse senetlerinde şirket tekrardan yeniden yatırımlar yaparak ölçekli bir şekilde büyüyebiliyor ve temettüsünü kira oranlarından belki çok daha yüksek bir şekilde arttırabilir. Ben böyle bakıyorum fakat yine de portfolio'ların yani yüzde belki otuzuna kadar bölümünde altın veya gayrimenkul ikisinin toplamından bahsediyorum bulunabilir bence yani bu kötü bir şey değil yine de kriz anları için en azından çok uzattım buraya kusura bakma Estağfurullah, sen kriz anlarında mesela gayrimenkul, eline tutabilip gözlüğü görebileceğin gayrimenkul ve altın gibi yatırım araçlarına yönleniyorsun.
Benim bakış açıma göre de kriz anlarında en önemli şey nedir? Bence kendi bakış açıma göre en önemli şey nakittir. Bunun için kriz anlarında... Senin farklı bir stratejin var aslında tam da oraya geldik değil mi?
Evet, ben de onu anlatmak istiyordum aslında. Şimdi benim için kriz anlarında, 3-5 sene sürecek krizlerden bahsediyorum. Birkaç aylık krizler değil bu. Hani %10, %20'lik krizler değil de daha fazla böyle %50-60 geri çekilmelerde nasıl bir strateji yürüyorum, onu anlatmak istiyorum birazcık.
Şimdi genel literatürde bahsediyoruz, yıllık harcamalarımızın 25 katı bir portföye ulaşmak finansal bağımsızlık için yeterli oluyor. Peki gün gelip de emekli olduk diyelim, portföyden para çekmeye başladık. Bunu nasıl yöneteceğiz? Portföyümüzde bir sürü aset var.
Bu sorunun cevabını bulmak için kova stratejisi diye bir yöntem geliştirilmiş. Bunu ben geliştirmedim. Başka yabancı kaynaklardan bu şekilde geçiyor. Bucket strateji diye geçiyor.
Aslında bunun temel mantığı emekli olduktan sonra sanki her ay kendimize bir maaş bağlamışız gibi bir portföy oluşturmak. Yani yatırım portföyünü gerekli gereksiz bozmadan büyütmek ve geliştirmek. Nakit akışımızı da buradan elde etmek. İlerleyen yıllarda da büyüttüğümüz bu portföyden para çekerek beslendiğimiz bir senaryo.
İstesene de ve tahvil yatırımları tabi piyasa koşullarına göre çok değişken. Bu yüzden kendimize maaş ödeme bence büyük önem taşıyor burada bu kavram. Şimdi ben nasıl düşünüyorum bu konuda? Benim 3 tane kovam var.
Sanki böyle 3 tane kovayı yan yana koymuşum gibi düşünüyorum. Birinci kova nakit ve nakit benzerleri. Bu nedir? Bu kovada 1 ila 3 yıllık nakit ihtiyacımı karşılayacak şekilde Nakit veya nakit benzer.
İşte para piyasası fonu olur, vadeli mevduat olur, kısa vadeli bonolar olabilir. Bunları bulundurabiliriz. Burada amaç yüksek getiri elde etmek değil, enflasyonu ezdirmemek. 1 yıllık ya da 2 yıllık ihtiyacını olan parayı.
Şimdi ben daha öncesinde bununla alakalı bir sosyal medyada paylaşım da yapmıştım. zamanlama riski diye bir şey var şeyde finansal bağımsızlık stratejilerinde. Sequence of Return Risk diye geçiyor. Yani şöyle bahsedebiliriz bundan.
Bunun anlamı siz emekli oldunuz artık hiçbir nakit akışınız yok. Diyelim ki borsa bir anda yüzde elli düştü. Yani bu Sequence of Return Risk yatırımlarınızı bozdurduğunuz tarihin yüksek bir orta borsa performansına denk gelerek toplam getirinizi azaltma riski olarak adlandırılıyor. İşte bu kovayı Nakit ve nakit benzerinin olduğu kuvayı emekli olmadan önce full doldurman gerekiyor ki bir yıllık iki yıllık o çöküşlerde senin elinde yeterince nakit olsun.
Hazırlıklı ol bunlara evet. Örnek veriyorum işte yıllık harcaman 20 bin dolarsa bu kovada risk algına bağlı olarak işte 20 bin dolarla 60 bin dolar arasında bir miktar bulundurabilirsin. Enflasyona ezdirmeyeceksin tabii bu parayı. Yoksa kendi kendine nakit olarak durursa yıllar içerisinde eriyecektir.
Şimdi ikinci kovaya geçeyim yavaş yavaş. Bu kovada az riskli enstrümanlar var, benim kovamda en azından. Orta uzun vadeli euro bontlar. Ben bunlara portföyümde bulunduruyorum, senin aksine.
Bunlar hem uzun vadede hisse senetleri kadar fiyat oynaklı taşımıyorlar. Bu yüzden stabilite sağlıyorlar. Hem de düzenli olarak kupon ödüyorlar. 6 ayda bir, benim hesabıma dolar bazında bunların kuponları yatıyor.
Yani bir anlamda pasif gelir elde ediyorum. Benim bu kovam yaklaşık 5 ila 8 yıllık harcamalarım kadar varlık bulunduruyor. Yani örnek veriyorum yıllık harcaması 20 bin dolar olan bir kişi bu kovanın büyüklüğü 100 bin dolarla 160 bin dolar arası değişebilir. Bu kovadan düzenli aralıklarla tabii nakit kovasını doldurmak gerekiyor.
Eurobond kuponları yatıyor ya da işte faiz getirileri elde ediyorsunuz tahvillerden. Birinci kovaya buradan düzenli aralıklarla para transferi yapıyorum. Bunu otomatik bir şekilde yılda birkaç kez yapabileceğiniz gibi, benim de yaptığım şekilde dinamik yönetim tarzı, yani örneğin piyasa yatay gidiyor, 3 ayda bir portföy ağırlıklarını gözden geçiriyorum, dengeleme yapmaya çalışıyorum. Üçüncü kovaya gelecek olursak, burada tabii en büyük kovamız bu, hisse senetleri.
10 yıldan daha uzun süre satmayacağım hisseleri alıyorum buraya. Uzun vadede portföyü büyüten ve ileriye taşıyan lokomotif görevi bence bunlar görüyor. Burada tabii 10 yıl dokunmayacağımız için, yani 10 yıl satmamak amacıyla aldığımız için bu hisseleri, 1-2 yıllık dalgalanmalar, hatta krizler, önemi arz etmeyecek. Hatta krizlerde daha fazla dipten alıp ortalama maliyeti oluşturmak stratejisini uyguluyorum da.
Buradan gelecek temetler oluyor tabi hisse senetlerinden. Bunların bir kısmını diğer kovalara aktarıyorum. Çok fazla birinci kovayı, üçüncü kovayı da çok fazla şişirmemek için. Bir kısmını da tekrar hisse alamında kullanarak işte birleşik büyüme sağlamaya çalışıyorum.
Örneğin veriyorum şirket kârları o yıl çok iyi gitti. Yüksek temetli dağıttılar. Buradaki kârın bir kısmını realize ediyorum. Portföyün diğer kısımlarını aktarıyorum.
Ay piyasasında veya işte krizlerde ise temeddüleri kesti diyelim şirketler. Nakit akışlarını da euro bontlar üzerinden yaparak düşük fiyatlardan hisse senedi satmayı engellemeye çalışıyorum açıkçası. Biraz uzun oldu kusura bakma. Bilim stratejim bu şekilde.
Seninki nasıl? Seninkini de merak ediyorum açıkçası. şöyle ben orada şeyi soracağım sana bir de soru olarak 3 farklı kovan var yani basitçe toparlamak gerekirse bir tanesi nakit zaten çok kısa vadeli ihtiyaçlar için diğeri biraz daha uzun vadeli nakit akışı sağlamak için tahvil ve euro bond tarafı işte euro bond tarafı 2. kova 3.
kovada neredeyse hiç dokunmadığın hisse senedi bu kovalardan sondan başa doğru bir şey var, su dökme şeyi var değil mi böyle taşıma su gibi diyeyim hani taşıma su kavramı değildi hani şey oradan o tarafa su aktarımı sürekli o kovalardan aralığında değil mi bu strateji? Musluk var diyelim kovaların üzerinde. Ha musluk taşıma suyla değirmen dönmez demeyeyim de şimdi. O kovalar arasında geçişler var.
Kısaca bu değil mi? Orada yüzdelik dilimleri nasıl ayarlıyorsun? Nakit bildiğim kadarıyla zaten biraz az tutuyorsun ama Eurobond ve hisse senedi tarafında eskiden senin yüzdelik dilimlerin sanırım %80'e 20 veya %70'e 30 civarlarındaydı. Böyle bir yüzdelik dilim gözetiyorsun herhalde değil mi orada?
Tabi gözetiyorum. İşte 60-40 kuralını biliyordur şu o kişi. %60 listesinde de %40 tahvil gibi bir ağırlık uygulandığında uzun vadede güvenli olacağını varsayıyorlar. Tabi bu birazcık bence şey muhafazakar.
Daha genciyiz yani 30'lu yaşlarımızdayız. Ondan dolayı ben bunu birazcık yaş eksi 15 oranında tahvil tutmayı tercih ediyorum. Örnek veriyorum ben şu an 37 yaşındayım. 37-15 %22 civarında ben tahvil tutuyorum yani Eurobond tutuyorum.
Yaklaşık %70 yani şu an tam bakmadım ama %70 civarında da %70 küsur civarında da hisse senedim var. %5 civarında nakitim var. Bu aslında yaklaşık olarak zaten toplamı %100'e denk geliyor. Bu tabii %1-%2 oynayabilir piyasanın performansına göre.
Ben bunları 3 ayda bir kontrol ediyorum, dengelemeye çalışıyorum diyelim. o zaman ama şey olmuyor mu mesela işte o Peter Lynch'in hani çiçekleri koparıp dikenleri sulamak gibi tabi bu senin portföyünün şeyi ama genel stratejisi olarak hani orada tam olarak Peter Lynch'in o sözüne aykırı bir şey olmuyor ama dengeleme yaptıkça yani yükselen hisse senetlerinden çıkıp Eurobond tarafına geçmek getirini biraz kısıtlamış olmuyor mu? Tabii bu bir risk yani sonuçta. Ben her hisse senedini değerleme yaparak alıyorum.
Bu değerlemenin de dışına çıkarsa eğer, o hisse senedine satış yapabiliyorum. Hani hiçbir zaman bir hisseyi alırım, sonsuza kadar satmam diye bir şeyim yok, kuralım yok. Benim içtiğim değerin çok üzerine çıkarsa, o hisse senedini tıraşlayabilirim. Ben bunu zamanında bir tane tarım şirketi için yapmıştım 2022'de.
sosyal medyada da paylaşarak yaptım hatta. Çok güzel bir zamanlama yapmıştın orada, hatırlıyorum. Evet, ondan sonra %70 civarında doğal bazında geriye düştü zaten şirketin piyasa değeri. Bunun gibi işlemlerden bahsediyorum aslında.
Yılda bir defa yaptığım ya da iki yılda bir defa yaptığım bir işlemlerden bahsediyorum. Diğer türlü ufak tefek tıraşlamalar zaten şey yani portföyün genel yönetim tarzından kaynaklanıyor. Dikenleri sulamak benim de hiçbir zaman istemediğim bir şey. Hatta bunu hayatımın ilk yıllarında yapmıştım ve bundan şu an pişmanlık duyuyorum.
Yani hiçbir zaman giden hisse satılmaz, düşen hisse alınmaz gibi bir ezberci yaklaşımla hiçbir zaman şey yapmıyorum, desteklemiyorum ama ederinden pahalı oluysa satılır, ederinden ucuzsa alınır gibi düşünebilirsin aslında. Bir de şey de önemli, aslında senin bunu yapman... Şimdi sen de birazdan herhalde bana soracaksın da, bunu yapman gerek şart yani. Ben bu soruları bir de şey için soruyorum, dinleyiciler anlasın diye aslında soruyorum.
Şimdi başka bir gelir kaynağı yoksa, tabii yapılan ekstra işler veya pasif başka gelirler haricinde, normal maaşlı çalışan biriyle senin düşüncen aynı değil. Onu aslında göstermeye çalışıyorum bir de burada birazcık. Kesinlikle evet. Çünkü sen buradaki geliri belirli bir garantiye almalısın.
Yani buradaki değil mi? Çok çok yüksek artık getiri oranlarından ziyade makul belki veya makulün biraz üstünde bir getiri oranı ama bunun yanında da nakit akışı işte o kova statüsüyle nakit akışı sağlayacak bir portföy dizaynı oluşturmalısın ve bir kural, bir prensipler bütünü belirlemelisin ki çok çok uzun vadede bir problem yaşamayasın. Öyle değil mi? Ben hiçbir zaman yani %50, %100 gibi bir getiri hedeflemiyorum.
Dolar bazında tabii konuşuyoruz bunu. Hiçbir zaman öyle yüksek getiriler hedeflemiyorum. Yani makul enflasyonun %10 üzerinde, real %10 getiri elde etsen mesela yıllar içerisinde, bu zaten seni 7 yılda bir ikiye katlıyor portföyünü. Bu şekilde bakarsak olaya, ben hiçbir zaman böyle uçacak kaçacak hisselere yatırım yapmamaya çalışıyorum.
Şu anlamda bakarsak da hiçbir zaman da tabii çok fazla düşecek yani. Riskli şeyler almıyorum. Riskli oyunlara girmiyorum diyeyim yani. Kaldırabileceğimden daha fazla risk almıyorum.
Kendi psikolojimi iyi tanıyorum. Kendi psikolojimin kaldırabileceğinden daha fazla risk almıyorum. Aslında böyle söyleyebilirim yani. Bazısının risk iştahı çok fazladır.
O yüzden mesela portföyünün belli kısımlarında işte öne kaldıraçlı vadeli işlem yapar. Benim mesela hani öyle bir psikolojim yok. Gece kafamı yastığa koyduğumda rahat uyumak istiyorum. Ondan dolayı her zaman kaldırabileceğim kadar riskler almaya çalışıyorum.
Anladım. Bence gayet aydınlatıcı oldu. Ben de kendi eğer şeyimden bahsedersem ben senden biraz daha farklı yapıyorum yine burada da. Ben de tabii ki nakit takışı benim için de çok çok önemli fakat benim birinci ve öncelikle en büyük nakit takışımı sağlayan kaynak temetdül gelirleri ki en büyük kaynağım o.
O çok önemli benim için ve zaman zaman da şirketlerle ilgili bu yönde değişiklikler de yapabiliyorum. Portföyümün büyük bir bölümünü yani daha doğrusu nakit akışımın büyük bir bölümünü temettü gelirleriyle sağlamış oluyorum. Bunun yanında herhangi bir sabit nakit akışı sağlayan bir kıymet yok elimde. Euro bond gibi veya bir kiraya verilecek bir gayrimenkul gibi.
Bir arsa yatırımım var mesela belki ileride orada başka bir şeyler olabilir veya bunun yanında yine portföyümün büyük bir çoğunluğunu bitcoin oluşturuyor. Orada da sana benzer aslında bir strateji var aslında. Şöyle ben de eğer temettü gelirleri haricinde bir nakit akışı üreteceksem bunu genellikle Bitcoin'den yapıyorum, sağlıyorum. Aynı senin Eurobond'da yaptığın gibi aslında Bitcoin'i de burada şey gibi düşünebiliriz.
Bence çok daha sağlıklı bir Eurobond, bilmiyorum şimdi sen buna karşı çıkarsın büyük ihtimalle ama Eurobond'a göre çok çok daha güvenilir. Bak yani bu sözleri özellikle seçerek söylüyorum. Çok daha güvenilir ve çok daha makul bir yatırım aracı olduğunu düşünüyorum Bitcoin'in. Portföy dağılım oranı çok vermeyi tercih etmek istemiyorum.
Ben şeyden dolayı, onu eskiden de çok söylerdim. Ne kadar Bitcoin tuttuğum çok şey olsun istemiyorum. Yani bu biraz ben gizlilik tarafındayım burada. Ama yüksek oranda bitcoin taşıyorum.
Nakit akışımda eğer bir problem olursa bitcoinlerimden genellikle çok ufak derecelerde bozdurarak bu şekilde karşılıyorum. Zaten şöyle mesela uzun vadeli sen o tahvilleri vermiştin yüzde dört buçuk diye şeye baktığımız zaman bitcoine bak ben herhalde 2013 o bin dolardan şeye düştüğünde ilk alım yapmıştım. O dönem hadi onu da saymazsak sekiz yıldır minimum bitcoin yatırımı yapıyorum. Çok uzun vadiye, böyle bir uzun vadiye baktığımızda Bitcoin'in yıllıklandırılmış dolar bazlı getirisi, yıllık ortalama %150 seviyelerinde.
Yani bu yatsınamaz bir rakam bence, hiç göz ardı edilebilecek bir rakam değil. Bu zaten benim nakit akışıma eğer sıkıntıya girersem, bir John Smith olarak kullandığım kaynak. Onun dışında şey yapmıyorum, seninki gibi bir Kovasta tesisi uygulamıyorum. Bitcoin'de de sanırım bir nakit akışı Bitcoin'de de sanırım birindeki takışı elde etme yöntemi var.
Staking diyorlar. Onu uyguluyor musun? Uygulamıyorum abi. Ona istersen başka bir bölüm girelim.
Onlar çok çok sıkıntılı konular. Şöyle sıkıntılı. Belki bilmiyorum ne kadar takip ettin ama 2023 yılında bunu, 2022'de de gördük. Bu staking sitelerinin bazı blog file gibi mesela, Celsius gibi birkaç site var böyle zaten vardı.
Bunların battığına şahit olduk. Yani şöyle. Şimdi sen normal bir hatta geçenlerde bununla ilgili eğer bu konularla ilgili olanlar varsa örnek olarak bir içerikle paylaşayım burada Michael Saylor'la Seyfeddin Emmous bu bitcoin standartı kitabının yazarı ikisinin yaptığı bir podcast bölümü var videocast daha doğrusu video şeklinde o bölüme mutlaka izlemelerini tavsiye ederim Michael Saylor'ı zaten tanıyordur buradaki bitcoin ile ilgili kişilerin büyük bir kısmı Seyfi Din'i de tanıyorlardır diye tahmin ediyorum. Bir tanesi senin söylediğini savunuyor, Michael Saylor.
Bitcoin'in ileride bir nakit akışı üretebileceğini savunuyor. Seyfi Din ise bunun mümkün olamayacağını savunuyor. Ben biraz Seyfi Din tarafındayım bu konuda. Çünkü bu bir arzı sınırlı bir yatırım aracı olduğu için bir şeyi yok.
Biz ona İngilizce tabir olarak söyleyeyim bunu, Lander of the Last Resort diyoruz. son kurtarıcı kurum yani dolarda bu mesela merkez bankaları bankalar battığı zaman ne oluyor yani bankalar zorunlu karşılıkları var biliyorsun bankaların belirli oranlarda %10 %15 gibi Bankalar bunun çok üzerinde kredi hacmi yaratıyorlar. Bu Bitcoin'de gerçekleşirse eğer böyle bir şey o senin dediğin staking'e benzer bir şekilde bunu karşılayacak tekrardan yaratılacak bir yeni bir Bitcoin olmadığından dolayı böyle bir şey fiziksel olarak da matematiksel olarak da mümkün değil. Ancak olduğu zaman işte bu geçmişteki BlockFi gibi Celsius gibi bir noktada Land of the Lost Resort olmadığından dolayı bu sistem bir ponzi şemasına dönüşebilir.
Bakın çok iddialı konuşayım. tam onu söyleyecektim bende arzı sınırlı olduğu için sanki böyle staking sürekli stake edildiği zaman sanki bir ponzi şeması gibi bir yerde patlamaya sanki doğru gidecek gibi o staking faaliyetleri devam ediyor. Landeroft'u rast resort olmadığından dolayı patlıyor yani eğer arkasında birisi çıkıp bilgisayara 2-3 kod yazıp bitcoin'in arzını o sırada 21 milyondan 30 milyona çıkartırsa ve bu çıkarttığı 9 milyonluk arzı da işte bu patlamak üzere olan kurumlara aktarırsa bankalarda olduğu gibi o zaman patlamaz herkes dans etmeye müzik çalmaya devam eder ve herkes dans etmeye devam eder fakat böyle bir şey bu rigid bir varlık rigid yani şey değil, oynak bir varlık değil, arzıyla oynayamadığın için çok fazla bununla ilgili bir faiz getirisi veya stake getirisi elde etmen matematiksel olarak doğru bir şey değil. Yani bunu anlatabilirim en azından kısaca.
Peki teşekkürler. şey kısmına işte bu ağırlıklar kısmında yani seninle biraz ayrışıyoruz ve strateji kısmında da biraz ayrışıyoruz bence tabii ki tek bir doğru yol yok bana kalırsa yani ben burada senin taşıdığın bazı asetlere birazcık laf etmiş oldum ama tek bir yani herkesin doğru stratejisi kendisi için çalışan stratejidir bana kalırsa yani şeye bir istersen Buffett'tan mesela orada bir örnek verebiliriz o da yani bu kadar büyük bir yatırımcı olmasına rağmen mesela diyor ki öldükten sonra bu vasiyetnamesinde var öldükten sonra eşine kalacak zaten %99'unu bağışladıktan sonra kalan miktarı eşine bırakıyor o miktarın nasıl değerlendirileceği ile ilgili vasiyetnamesine yazmış adam diyor ki bu paranın %90'ını endeks fonlarına yatırın %10'unu da kısa vadeli tahvillerde tutun diyor eşimin kullanması için o bile böyle bir tercih yapıyor örneğin Evet mesela zaten finansal okuryazarlığı başlangıç seviyesinde olan yatırımcılar için endeks fonları ya da işte borsa yatırım fonları,
hisse senede ağırlıklı fonlar bence hem yüksek getiri elde etme potansiyeline sahip hem de portföyünüzü profesyonel insanlar yönettiği için riski de aslında kendi üzerinize almamış oluyorsunuz. Sadece fon seçme riskini almış oluyorsunuz. Bunu da S&P 500 fonuyla çözerseniz hani S&P 500'ün de biraz önce bölümün başında ortalama getirisine baktık. Yani %11'lere yakın bir getirisi var.
Yani bence çok makul. Uzun vadede %90 endeks fonu, %10 kısa vadeli tahviller de işte kısa vadeli nakit akışlarını sağlasın diyedir muhtemelen. Bence çok makul bir, hiçbir şey bilmeyen insan için çok makul bir bence yatırım stratejisi oluyor. Şimdi bitcoinler, gayrimenkuller, altın yani çok fazla bölündüğünüz zaman da bizim gibi yani çok böyle bu işlere gönül vermiş insanlar tabi daha detaylı işlere girebiliyorlar ama bu sıradan bir yatırımcı için bence endeks fonları ve kısa vadeli tahvillerden oluşan bir portföy gayet yeterli diye düşünüyorum.
Tabi burada sen şeye nasıl bakıyorsun peki yani Portföyün bir kısmıyla mesela işte temettü portföyü, bir kısmıyla böyle trade edeyim, bir kısmını böyle büyüme portföyü yapayım, işte değer yetimi portföyü yapayım. Böyle ayrımlara giriyor musun hisse portföyünün içerisinde yoksa tek portföyünü tek bir bütün olarak mı düşünüyorsun? Ben hepsini bir bütün olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Şeye de çok katılmıyorum.
Büyüme portföyü veya temettü portföyü. Temettü portföyü belki bu noktada biraz ayrılabilir ama büyüme portföyü veya değer yatırımı portföyü diye iki böyle bir ayrıma da katılmıyorum. Charlie Munger'ın dediği gibi yapılmış olan her akıllıca yatırım bir değer yatırımıdır bana kalırsa. O da böyle.
Bu Charlie Munger'ın bir sözü. Yani akıllıca yatırım yaptığınız sürece bu bir değer yatırımıdır. Bu isterse bir temettü getirisi yaratan bir araç olsun veya büyüme sağlayacak bir araç olsun veya bunun yanında değer yatırıma odaklı bir yatırım aracı olsun. Bunların hepsinin bir değer yatırımı odağında toplandığını düşünüyorum.
Yani ben ana kolonun değer yatırımı olduğunu düşünüyorum. Onunla birlikte zaten ve şu da önemli yani bugün temetlü portföyü bugün temetlü ödemeye başlayacak diye bir şey de yok bana kalırsa. Uzun vadeyi de düşünmeliyiz. Yani bu özellikle hani finansal bağımsızlığına henüz daha ulaşmak amacıyla yola başlayanlar için söylemek gerekirse.
Ben şu anda özellikle temettüyü odak noktası haline biraz getiriyorum yatırım araçlarımda nakit akışı için. Ancak yolun en başında birisi için ilk başlangıç noktasında temettüyü odaklı bir yatırım yapmak belki de çok da doğru da olmayabilir. Yani 10 yıl sonrasını düşünerek belki hareket etmeli. Yani bu şirket şu an temettüyü vermiyor ama 5 yıl sonra 10 yıl sonra bana temettüyü getirisi sağlayacak mı ve bu şirket ne kadar büyüyecek bu sürede?
gibi sorular sorarak bence başlamalı ve portföyünü ayırmamalı. Yani büyümeye bu kadar ayıracağım, temeddüye bu kadar ayıracağım, değere bu kadar ayıracağım yerine genel tek bir portföy yapısı kurmalı veya ben şeye de çok katılmıyorum. Best portföyüne bu kadar ayıracağım veya işte altına şu kadar ayıracağım gibi değil. Toplam büyük resme bakarak bir yüzdelik dilim dağılımına gitmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Tabi bu da yavaş yavaş yani insanın finansal okur yazarla arttıkça oluyor. Ben de mesela ilk bu işlere başladığımda hep ilk önce temettü verimi yüksek olan hisseleri önüme koyardım. Evet genelde öyle yapıyorlar. İşte şu kadar pasif gelir elde etsem, şu kadar nefis değilse kaç temettü verimi olur?
Yani çoğu kişi böyle yapıyor. Bunun bir süre sonra doğru olmadığını anlayıp hem temettüsünü büyütecek hem de hisse değer artışından sana kazandıracak şirketleri seçmeye çalışıyorsun. Bu da tabi pazar payını genişletebilecek, ileride satış sorunu olmayacak ve kârlarını, fa ve ürünü enflasyon üzerinde arttırabilecek şirketleri tercih etmeye başlıyorsun bir süre sonra. Bence gayet güzel bir özet oldu diye düşünüyorum.
Senin eklemek istediğin başka bir şey var mı? Son bir soru sormak istiyorum sana, şeyi sormak istiyorum. Senin mesela şu anda tabii ki çok bu arada ben senin portföyünü beğeniyorum. Eurobond olmasına rağmen şeyini beğeniyorum yani portföy mekanizmanı ve prensiplerini çok beğeniyorum.
Şunu sadece sana sormak istiyorum. Nihai bir portföy hedefin var mı? Veya işte bu kova stratejisinden ayrı ulaşmak istediğin portföyünde nihai bir nokta var mı? hepimiz bir arayış içerisindeyiz elbette ve ben de mesela ben bu arayışı sürekli devam ettirdiğimi düşünüyorum.
Yani o nihayi Ray Dalio'nun tabiriyle all weather portfolio dediğimiz her şarta her koşula uygun o mükemmel portfolio arıyorum daha doğrusu öyle dağılım olarak. Böyle bir arayışım var. Sende böyle bir arayış var mı onu merak ediyorum. Son bu soruyu sormuş olayım.
Evet yani şöyle söyleyebilirim, ben şu anki portföyümden oldukça memnunum. Hisse senede ağırlıkta bir portföyüm var. Bunun riskini rahatça taşıyabiliyorum. Sadece şu olabilir, ileriki aşamada portföyden çıkartacağım, örnek veriyorum bunun 5-10 katına çıktığında, portföyden çıkartacağım bazı, işte bir miktar nakitle senin yaptığına benzer mesela arsa yatırımları, işte yaşım da ilerlemiş olacak örnek veriyorum işte 40'la 50'li yaşlara geldiğimde, Arsa yatırımları yapmak içimden geçiyor açıkçası.
Konuttan ziyade arsa yatırımı yapmak içimden geçiyor. Onun dışında portföyümden gayet memnunum. Tahvil oranları bence yeterli seviyede. Hisse senedi zaten %70-75'ler civarında.
Tek yapabileceğim şey bundan 10-15, 5-10 yıl sonra artık bilemiyorum ne zaman olur. Portföyüm belli bir noktanın üzerine çıktığında içeriden para çıkartıp ufak tefek arsalara yatırım yapmak olabilir belki. Senin mi var mı? Peki ben de sana sorayım o zaman.
Ya ben nihayet işte bir hedef arıyor, yani bir dağılım sürekli arayış içerisindeyim. Şöyle yani şimdi Arsa çok güzel bir yatırım fakat yani likit olmadığından ben likit olmayan varlıkları çok sevemiyorum. Arsa ki şöyle söyleyeyim, şunu da burada bölümün sonuna kadar gelmiş olanlara hani özet bir bilgi belki hani bir şey olarak bunu vereyim. Benim şu ana kadar getiriyarattığım en büyük yatırım araçlarının başında Arsa yatırımı geliyor.
Bunu da burada belirtin, bölümün sonuna kadar dinleyenlere özel olarak. Yani hisse senetleri de tabii ki çok ciddi getir oranı yarattı ama bu 7-8 yıl önce ben arsa almaya başladım. Yani yüzdelik dilim olarak çok çok yüksek katlarda bir getir oranı yarattı arsa. durduğu yerde.
Tabii ki bir nakit akışı olmadığından dolayı ve likit bir varlık olmadığından dolayı ben portföyde sınırlı oranda olması gerektiğini düşünüyorum. Benim kendi nihai hedefime gelirsek de şey yani çok basit her türlü krize karşı, her türlü hava şartına karşı korunaklı bir portföy yaratmak nihai hedefim var ve bunu da O biraz önce bahsettiğim hani likit olmayan varlıkları överken işte arsanın veya gayrimenkul konutun bu tip durumlarda altının sizi koruyabileceğinden bahsederken bunu daha likit olan varlıklarla yapabilmek gibi bir hedefim var. Tabii bu ulaşılabilir hedef mi emin değilim. Böyle toparlayabilirim kendi adımı.
Çok teşekkürler. Kapatalım o zaman bölümü. Senin söylemek istediğin daha farklı bir şey yoksa. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Çok teşekkür ederiz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyelim o zaman. Görüşmek üzere. Yine çok keyif aldım bence.
Evet ben de keyif aldım. İki hafta sonra görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.