
5.905 kelime · ~30 dk okuma
Herkese merhaba, Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bölümüne hoş geldiniz. Şöyle bir söz vardır, sadece bir kereline zengin olmanız yeterli. Varlıklı olmakla varlıklı kalabilmek arasında çok ciddi farklar var. İkisi de bir bakıma birbirinden farklı yetenekler gerektiriyor.
Hepimiz bugünlerde tanımı biraz değişmiş olsa da aşağı yukarı nasıl zengin olabileceğimizi biliyoruz ve aslında çok basit bir formülü var ama bana kalırsa varlıklı olabilmeyi tam olarak öğrenemediğimizden dolayı genellikle kendi adımıza bir zenginlik ilüzyonu yaratıyoruz. Ve bu yüzden de hiçbir zaman için gerçekten varlıklardan gelen bir zenginliğe ulaşamıyoruz. Yani bence eşyalara olan bağımlılığımız ve dışarıdan görünebilecek şekilde gösterebildiğimiz mal varlıkları aslında birer zenginlik göstergesi değil. Bunlar sadece birer yükümlülükler ve bir ilizyon yaratıyor.
Ve bu oyunu yanlış oynamaya devam ettikçe de işte böyle tuzaklara düştüğümüzde aynı zamanda bir borç köleliği içine de girmiş oluyoruz. Ve hayatımızın büyük bir kısmı borçları ödemek üzerine kuruluyor. Ayrıca bu tarz borçların hiçbir zaman için bitmesi de mümkün değil. Çünkü ihtiyaçlarımızın ve arzularımızın bitmesi mümkün değil.
Epiktetus'un dediği gibi özgürlük insanların arzularının yerine getirilmesiyle değil, arzunun ortadan kaldırılmasıyla sağlanır. Benim anlatmaya çalıştığım şeyden çok daha basit ve sade bir tanım bu. Bugün işte bu anlamda ilizyonlara kapılmadan bir varlık kalesi inşa etmek üzerine konuşacağız. Bir varlık kalesi nasıl inşa edilir?
Yine en azından aşağı yukarı bildiğimizi düşünüyorum. Ama genel prensipler bakımından sanırım çok dikkat etmediğimiz veya dikkatimizden kaçan bazı detaylar var. Aslında Gökhan'ın da bu konuda neler düşündüğünü merak ediyorum. Bu girizgahın ardından lafı da çok uzatmadan Gökhan'a aktarayım.
Şöyle sormak istiyorum, şununla başlayalım istersen Gökhan. Sence varlık veya varlıklı olmak ne demek? İstersen bu noktadan başlayabiliriz. Merhabalar güzel bir giriş yaptın teşekkürler.
Varlıklı olmak şöyle düşünmek lazım aslında yoldan mesela birisini çevirip varlıklı olmak ya da zengin olmak nedir diye sorsan pek çok kişi parayla alakalı örnekler verecektir. Zengin olursam şu model arabam olacak işte şu restoranlara gideceğim şurada tatil yapacağım. Yani hep maddesel ihtiyaçlarımızı sıralamakla başlarız işe. Peki gerçekten varlıklı olmak ne demek?
Biraz önce sen bahsettin. Epictetus bununla alakalı işte daha önceden filozoflar bazı şeyler söylemişler. Şimdi bence varlık nedir? Varlıklı olmak nedir?
Önce kendi tanımımı yapmak istiyorum. Bence zenginlik veya varlık giydiğimiz kıyafetler, bindiğimiz araba, oturduğumuz ev, kredi kartı limitimiz, cep telefonumuz vs. herhangi bir tüketim eşyasıyla tanımlanmıyor. Zenginlik sadece parayla ilgili değil.
Sağlık, mutluluk, sosyal ilişkiler hep zenginlik sembolleri aslında. E parasal açıdan bakarsak ise zenginlik bize pasif gelir getiren varlıklar sahibi olmak demek. Paranın kendisi bir zenginlik sembolü değil. Zenginlik zamanla alakalı.
Zamanın kontrolünü ne kadar çok eline geçiriyorsan bir bakıma zaten o kadar zengin oluyorsun. Geçtiğimiz günlerde bir sosyal medyada Morgan Housel'ın bir sözünü paylaşmıştım ben. Şöyle diyor Morgan Housel, zenginliğin en yüksek hali her sabah uyanıp bugün ne istersem yapabilirim demektir. İstediğinizi, istediğiniz zaman, istediğiniz kişiyle ve istediğiniz sürece yapabilme yeteneğine paha biçilemez.
Bu paranın ödeyebileceği en yüksek kar payıdır demiş. Morgan House'u çok güzel söylemiş. Ama ülkemizde tabii ki zenginlik sembolleri olarak maddi varlıklar görülmeye devam ediyor. Geçen bölümde de konuşmuştuk fare yarışı bölümünde.
Böyle devam ettikçe fare yarışından çıkmak da aslında zorlaşıyor bir bakıma. Eğitim sisteminin baştan yanlış olması yani hem de modern dünyanın tasarruf yerine sürekli olarak harcamayı özendirmesi buna katkıda bulunuyor tabii. Yine de bütün bunlara rağmen bir şekilde varlık ve yükümlülüklerin farkının birincinde olan bu çemberden çıkmak isteyen insanları görüyoruz. Bu kişiler kendilerine pasif gelir üreten varlıkları satın alıyorlar ve her fırsatta bunları çoğaltmak için tasarruf ediyorlar.
Peki bunu nasıl yapıyorlar? Yani sence bir varlık kalesini nasıl oluşturabiliriz ve sağlamlaştırabiliriz? şöyle istersen o varlık kalesini biraz tanımlayarak da başlayabiliriz yani benim mesela hayalimdeki o kurduğum varlık kalesi tanımını kullanırken hayalimde canlanan şeyi tarif ederek istersen başlayayım bu eski ortaçağ kalelerini düşünelim yani böyle yalçın bir tepenin üzerinde bir neredeyse kimsenin hiçbir düşmanın ulaşamayacağı veya kolay kolay işte surlarını aşamayacağı bir kale düşünelim. İşte benim varlık kalesi tanımım aslında bununla birebir örtüşüyor.
Yani varlık kalesi derken böyle bir kaleden bahsediyorum. Yani bizi kimsenin rahatsız edemeyeceği veya herhangi bir işte bir ölümcül hata yapmazsak yanlış bir karar vermezsek ömrümüzün sonuna kadar rahatça yaşayabileceğimiz bir düzenden bahsediyorum aslında bu varlık kalesinden bahsederken ve bence aynı senin dediğin gibi o varlık kalesinin esas amacı veya esas bileşenleri diyelim para kısmı veya materyal kısmı değil daha çok ben bunları kalenin çevresinde kurulan işte o hendekler veya surlar onlar gibi düşünüyorum yani materyalleri veya parayı kapitali kalenin içerisinde ise Sağlık, huzur, mutluluk, aile bu tip olguların ve bilgi, tecrübe bunların kalenin içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bunlar bize mutluluk getiren şeyler esas olarak bunlar. Paranın kendisi veya elimizdeki olan sermayenin kendisi olmadığını düşünüyorum.
zaten o şey devreye giriyor. Kendi zamanına sahip olma fikri devreye giriyor bence birazcık. Çünkü kendimizi bir ortaçağ kalesi lordu şeklinde düşünürsek eğer zamanımızın sahibi olmamız için işte bu mantığı kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Yoksa aksi halde biz ya o kaledeki bir şey oluruz, bir çalışan oluruz veya çok çok o eğlence çalan çalgıcılar var ya onlardan biri olabiliriz maksimum.
mantığımızı bu şekilde kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bilmiyorum sen bunlara ne eklersin? En azından şey, ne amacı olduğunu anlatmak açısından kendimce böyle bir düşüncem var benim. Şu anlamda katılıyorum sana.
Varlık kalesinin amacı tamamen parasal ya da finansal bir koruma kalkanın içerisinde kişinin kendi hayatını kendi eline geçirmesi. Kişinin kendi zamanını kontrol edebilmesi. Aslında finansal bağımsızlık ya da diğer bir deyişle finansal özgürlük de bu amaca hitap ediyor aslında. Peki bir varlık kalesi nasıl oluşturulur?
Sen kendi fikirlerini söyledin. İşte hendek kazalım dedin, duvarları sağlamlaştıralım dedin. Ben biraz daha spesifik örnekler vermek istiyorum. Mesela bir kaldıraç kullanımı bence çok önemli.
Şimdi bir varlık kalesini şöyle oluşturabilirsin. Bunun çok farklı yolları var. Bunu finansal araçlarla yapabilirsin, hisse senetleriyle. Biz daha çok bununla ilgileniyoruz yani aslında ama bunun tabii birçok yolu var.
Mesela bir şirket kurabilirsin, bir e-ticaret şirketi ya da başka bir şey olabilir. Bir web sitesi kurabilirsin ve bu web sitesine sürekli olarak trafik çekersin. Bunun reklamlardan para kazanabilirsin. Sosyal medya son dönemde gerçekten para kazanmak ya da kaldıraç oluşturma amacıyla kullanıldığında çok etkili bir araç.
Sosyal medyada bilinirliğini arttırabilirsin. Yani burada önemli olan kendine bir kaldıraç oluşturmak. Bu kaldıraç Birilerini yardımcı olarak işe almak şeklinde olabilir ya da ulaştığın insan sayısını arttırmak şeklinde olabilir. Örnek veriyorum son zamanlarda YouTube'da 100 bin ya da 1 milyon aboneye ulaştığınızda artık kendinizi çok ciddi bir kaldıraç elde ediyorsunuz.
Senin de kendi YouTube kanalın var. Sen de bunu başlangıç aşamasındasın ama yine de hissediyorsundur kaldıracını. Bundan sonra artık bileşik getirinin etkisiyle daha hızlı bir şekilde bu kaldırıcı kullanıp kendini üste atabilirsin. Yine hisse senetlenen örnek verdik.
Yani bunların dağıttığı temettülerle bir bileşik getiri makinesi oluşturabiliriz. Bu yol birazcık sermaye gerektiriyor. Fakat düzenli birikim yapıldığı takdirde uzun vadede çok farklı sonuçlar çıkıyor ortaya. Sen de bunu kendinden biliyorsun.
Ben de biliyorum kendimden. Bununlar dışında ticari bir gayrimenkul olabilir. Bunların kira gelirleri. Burada tabii birazcık daha kaldıraç etkisi zayıf.
Burada eğer krediyle ya da özellikle düşük krediyle ev aldıysanız bunun bir kaldıraç etkisi olacaktır tabii ki. Onun dışında tahviller var. Kupon getirirse elde edebildiğimiz. Bunun da kaldırıcı biraz zayıf.
Bu varlık dağılımlarını hep tüm bu varlıkları aldığımızda ya da sıfırdan kendimiz oluşturduğumuzda adeta sonsuza kadar para basan bir makineye sahip oluyoruz. Bu da tabii varlık kalemizi koruma konusunda bize oldukça güçlendiriyor. Burada tabii şuna bakmak lazım. Bu varlıklar ne kadar yani portföyümüz içerisindeki bu varlık dağılımları arasındaki denge nasıl?
Tekrar değineceğiz ama kişinin kendi risk algısına ve getiri beklentisine uygun bir portföy yapması ve bunu belli aralıklarla dengelemesi bence çok önemli. Örnek veriyorum hisse senetleri portföyünde de çok ciddi bir yer kaplamıştır. Çok yükselmiştir borsa. Bunu dengelemek bence uzun vadede, getireyi törpülemek gibi düşünmemek lazım bunu.
Varlıkları dengelemek bence yapılması gereken bir şey. Bir de senin söylediğin gibi yani bu varlık kalesini oluşturduk. Artık bunu bir korumanın yolunu bulmamız lazım belli bir noktadan sonra. Bu da aslında birazcık şeye giriyor.
Yani varlık kalesini önce oluşturma, sonra büyütme ve sonra koruma. Yani aslında üç aşamaya ayırmak lazım. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Yani varlık kalesini oluşturma aşamasında mı risk alınmalı yoksa varlık kalesini geliştirme aşamasında mı risk alınmalı?
Bu konuda farklı farklı düşünceler var. Herkesin kendi düşüncesi farklı. Şöyle tamam oraya girmeden şeyi bir belirtmek istiyorum. Çok güzel bahsettin hisse senetleri işte veya diğer pasif getiri yaratabilecek araçlar daha sermaye odaklı araçlar bileşik getirinin etkisi bu kar topu etkisi gerçekten çok önemli bir şey.
Özellikle tabii ki sermayemiz açısından bir kar topu etkisi yaratabilmek zaten bu işin en önemli püf noktalarından bir tanesi. Onun yanında bir de şey var hatta aslında o Charlie Munger mesela şöyle diyor, diyor ki oldukça erken başlayıp bir kar topunu olabildiğince uzun süre ve sürebileceğiniz en yüksek tepeye sürün diyor. Burada zaman işte hem devreye giriyor hem de oradaki çaba yani en yüksek tepeyi sürebileceğimiz en yüksek yere sürmek fikri işte kar topunu ne kadar büyütebileceğimiz fikri devreye giriyor. Burada galiba Naval'dan da sen birazcık onları aslında söylüyorsun.
Naval'ın öyle üç tane ayırdığı bir kaldıraç şeyi var. Sermaye kaldırıcı, iş gücü kaldırıcı ve işte diğer bizim pasif geliri yaratacak diğer kaldırıçlarımız şeklinde böyle ayırdığı bir de tabii ki ekstra bilginin kaldırıcı var. Bilgi ve tecrübenin kaldırıcı var. Ben orada geçen yılda galiba orada birazcık bende sonradan dank etti diyeyim.
Berkshire'ın hatırlarsan yıllık toplantısında Warren Buffett'a bir soru sormuşlardı. Onu zaten sık sık soruyorlar bu soruyu aslında da işte tekrar 19 yaşınıza dönseniz o şöyle bir iddiası var ya ben 1 milyon dolarının altında param olsa tekrar bunu hızlı bir şekilde katlarım büyütürüm gibi bir iddiası var. Yine bu küçücük çocuk herhalde 13-14 yaşında bir çocuk bu soruyu sordu. Siz dedi tekrar 19 yaşına dönseniz bir milyon dolarınız olsa ne yaparsınız?
Yine aynı şeyleri mi yaparsınız diye bir soru sordu. O da dedi ki yani şeyi sordu tekrar alıp dedi bütün işte hisselerin faaliyet raporlarını mı okursunuz? İşte bütün yatırım prensiplerini mi okursunuz? Bunların üzerinden okuyarak mı devam edersiniz?
Yoksa başka bir şeyler mi yaparsınız? Yani diye sordu. Aynı şeyler mi yoksa farklı şeyler mi diye. Buffett da dedi ki ben dedi tekrar önüme alırım dedi şirket listesini.
A harfinden başlayarak Z harfine kadar okurum dedi şirketlere. Yani şöyle, bunun aslında etkisini ben şöyle söyleyebilirim. Buradaki bilgiyi anlamak açısından. Örnek olarak ben son zamanlarda bunu yapmaya başladım.
Gene kendimi çok okuyan biri olarak görürüm aslında ama o kadar değilmiş yani. Onu şöyle fark ettim. Her gün sabah kalkıp Mesela kap haberlerini, bir gün öncekinin kap haberlerinin tamamını okuyorum. Bunu çok uzun bir süredir devam ettiriyorum son zamanlarda.
O Buffett'in o sözünden etkilendim. Ve inanılmaz bir, onun ne demek istediğini işte onu yaptıktan sonra anladım. Öyle söyleyebilirim. Ve şunu anladım yani ben zaten böyle düşünüyordum ama en azından bunu tecrübe etmiş oldum tekrardan diyeyim.
Bilginin getireceği, bileşik getiri bana göre bu diğer saydığımız her şeyin üstünde. Kesinlikle evet ben katılıyorum buna. Varlık kalesini korumak aşamasına geçmeden önce hani varlık kalesini oluşturmak aşamasında bence bilgiyi çok hafife almayalım. Onun altını çizmek istedim.
Bilmiyorum bunların üstüne istersen sen eklemek istediğin bir şeyler varsa onu şey yapabiliriz. Ondan sonra da varlık kalesini nasıl koruyabiliriz veya işte nasıl varlıklarımızı büyütebiliriz oraya devam edebiliriz nasıl istersen. Biraz uzun tuttum yine kusura bakma. Estağfurullah, kesinlikle katılıyorum.
Bilginin bileşik yeterisi belki de diğer bileşik yeteriler arasında en önemlisi. Çünkü okuduğun bir bilgiyi nerede kullanacağını, ileride nerede karşına çıkacağını asla bilemezsin. Ömrünün sonuna kadar sana eşlik edecek bir kaldıraç oluşturuyor aynı zamanda sana bilgi. Mesela yatırım hayatımızın başlarında yeterince paramız yok.
Bunun yatırım hayatımızın başlarında küçük tasarruflar edebiliyoruz ama istediğimiz kadar okuyabiliriz. Yani boş vakitlerimizin tamamını okuyarak değerlendirdiğimizde bu bilginin birleşik yeterisi paranın birleşik yeterisinden daha fazla ilerliyor. Ben şunu tavsiye ediyorum yeni başlayanlara. Varlık kadenizi oluşturma aşamasında ilk başlardaysanız eğer Çok fazla risk almayın.
Risk almayından kastım şu zaten kapitaliniz küçük ben bunu tasarrufla biriktirip işte yavaş yavaş ilerlemek yerine böyle paramı katlayayım 3'e 5'e katlayayım şeklinde yetersiz bilgiyle paranı 3'e 5'e katlamak istersen bu sefer sıfırlama ihtimali çok yüksek oluyor. Bu yüzden ben şunu öneriyorum, yeni başlayanlar borsaya ya da yatırıma, paranızı biriktirin yavaş yavaş, tasarruf edin, tasarruflarınızı yatırıma dönüştürün fakat bunu düşük risk alarak yapın. Ne olabilir örnek olarak? Fonlar olabilir, yatırım fonları ya da endeks fonları.
Yatırım fonları, endeks fonlarında bir profesyonel sizin yerinize paranızı değerlendiriyor. Siz de bu sırada sürekli okuyun. Yani elinize geçen her şeyi okuyun. Şimdi internet der ya Deniz.
Buffett'ten bahsettim biraz önce. Yani Buffett'ın zamanında gazeteleri, haftalık çıkan gazeteleri okuyorlarmış ve şirketlerin faaliyet raporlarını okuyorlarmış. Onlar da yıllık oldukları. Yani hepsi basılı bir materyal zaten bunların.
Yani yıllık faaliyet raporlarını okuyarak Buffett bir yere gelmiş. A'dan başlamış dedin sen. A'dan Z'ye kadar Amerika'nın tüm şirketlerinin faaliyet raporlarını okumaya başlamış. Bu çok ciddi bir zaman ve emek gerektiriyor ve bunun Ya şöyle bir araya gireyim, pardon.
Şöyle, hakikaten bu söylediğini ben şimdi tam olarak yapmıyordum. Hiçbir zaman, zaten bunu sürekli söylüyor Buffett ama yani göz ağrı da etmiyordum tabii ki elbette. Zaten bilginin ne kadar önemli olduğunun farkındayım. Fakat o dediğini birebir uygulamıyordum hiçbir zaman.
Tabii ki bir sürü şirket raporu okuyoruz veya bir sürü faaliyet raporu okuyoruz. Rastgele de olabiliyor veya işte ilgilendiklerimize zaten bakıyoruz, mutlaka inceliyoruz. Fakat o A'dan başlayıp Z'ye kadar okuyun diyor ya. Bak bunu mutlaka deneyin.
Bu dediğim şeyi. İnanın hiç anlamayacağınız şekilde böyle ya bu bilgi burada ne geziyor diyeceğiniz şekilde acayip böyle çok garip garip bilgiler öğreneceksiniz. Bu kadarını söyleyeyim. Pardon araya girdim kusura bakma.
Estağfurullah. Ben de mesela bazen oturup şirketlerin genel kurul tutanaklarını okuyorum mesela. Çok ilginç bilgiler çıkıyor oradan. Yani bir yatırımcı bir soru soruyor mesela.
O soruyla alakalı şirket hakkında hiç bilmediğim bir şey öğrenebiliyorsun. Ya bu da araya bilgi olsun. Yani şirketlerin genel kurul tutanaklarını okumak da şirketler hakkında açık kaynaklardan edinemeyeceğiniz birçok bilgiye sahip olmanızı sağlayabiliyor. Özellikle oradaki sorulara karşı verilen cevaplar değil mi?
Evet yani cevap veren kişinin tutumu ve cevabı ne kadar detaylı verdiği şirket hakkında sizin görüşünüz değiştirebiliyor. Ben bunu gördüm yani. Şimdi varlık kalesinden bahsediyorduk. Varlık kalesini dedik ki başlangıç aşamasında risk almayalım.
Daha sonra bir bilginin birleşik getirisi sayesinde bazı yeteneklere sahip oluyorsunuz. Şirket değerleme işte bunu uzun vadeli oyunlar oynamayı öğreniyorsunuz. Bir noktadan sonra artık belli bir portföy seviyesine ulaşıyorsunuz ve burada portföy seviyesi de bir risk alarak bir miktar risk almanız gerekiyor. Ya da hisse sayınızı düşüreceksiniz ya da paranızı birazcık daha riskli yatırım araçlarına yönlendireceksiniz.
Diyelim ki bu varlık kalesini belli bir noktaya getirdiniz ve artık bu noktadan sonra bunu korumak istiyorsunuz. Burada uzun vadeli oyunlar oynamanın çok büyük önemi var. Çünkü sahip olduğumuz ve olmayı planladığımız varlıkları bir kale olarak gördüğümüzde bu kaleyi sürekli olarak güçlendirmemiz lazım. Sen biraz önce bahsettin zaten.
Etrafına hendekler kazmaktan bahsettin. Ben bunu biraz şeye benzetiyorum. Rekabet avantajına sahip şirketler satın almaya benzetiyorum. Yani hendeğe olan şirketler diyoruz ya.
Bu hendeye olan şirketler satın almak varlık kalenizi gerçekten güçlendirecektir. İkinci bir şey olarak duvarlarınızı sağlamlaştırabilirsiniz demiştim. Bunu da mesela defansif böyle düşüşlere dayanıklı yani krizlerde öne çıkabilecek şirketlere satın almak varlık kalesinin duvarlarını güçlendirme anlamına geliyor bir anlamda. Ya da üçüncü bir opsiyon, örnek veriyorum değerlemeler çok yüksek.
Siz zor zamanlar için cephane biriktirebilirsiniz. Bunu da işte piyasalar sakinken nakit biriktirmeyi, para piyasası fonlarına yatırım yapmayı gösterebiliriz. Tüm bunları yaptıktan sonra artık arkamıza yaslanabiliriz, keyfimize bakabiliriz. Tabii surlarda açılan gedikleri dikkat etmek lazım.
Ara sıra bunlara da bakacağız. Nasıl bunları yapacağız? Bilençoları ve senin söylediğin gibi günlük kap haberlerini takip etmek, mesela bilençoları okumak. Ya da bir düşmana mesela öncü birlikleri gönder, gözcüler göndermemiz lazım.
Niyetini anlamaya çalışacaksın mesela. Ya da bunun bir örneği mesela haberleri takip etmek, genel kurullara gitmek. Orada çünkü normal açık kaynaklardan edinemeyeceğiniz bilgileri bazen ufak bir sohbet sırasında edinebiliyorsunuz. Gözcüler göndermeyi de ben buna benzetiyorum aslında.
Çok doğru. Evet, varlık karesini korumak için ben bunları yapmaya çalışıyorum. Yapmasını da tavsiye ediyorum yatırımcıların. Sen peki hisse senetlerinde uzun vadeli oyunlar oynamayı nasıl görüyorsun?
Yani ben uzun vadeli olduğunu biliyorum zaten senin de senden duymak istiyorum. Yani hisse senetlerinde pozitif toplamlı bir oyun veya negatif toplamlı oyun sence ne anlama geliyor? Şöyle yani hepimiz zaten kısa vadeli baktığımızda bunun finansal piyasaların sıfır toplamlı bir oyun olduğunun farkındayız. Araya girdim pardon başlamadan bence negatif toplamlı bir oyun çünkü bir de komisyonlar var işlem komisyonları.
Doğru söylüyorsun aslında bak komisyonları falan sayarsak doğru negatif toplamlı bir oyuna belki de dönüşüyor. Şunu demek istiyorsun sen kazanmanızın mümkün olmayacağı bir oyun yani negatif toplamlı bir oyun. Birileri kaybedecek yani bu kaybedenlerin de kim olduğu çok açık belli zaten yani bireysel yatırımcılar genel olarak. Çünkü yanlış hamleler yani yanlış oyunun içinde oldukları için zaten kaybediyorlar.
Şimdi bu oyunun bir tarafı burada sıfır toplamlı veya işte negatif toplamlı oyunlarda bir kaybeden bir kazanan var sürekli ve kazananlar sayıca az montanca değil yani miktarca fazla sermaye bakımından kaybedenler sayıca fazla miktarsal bakımdan sermaye bakımından az olabilirler belki ama böyle bir denklem var sıfır toplamlı oyun dediğimizde piyasalarda. Bu oyun kısa vadeli bir oyun. Yani şöyle ben mesela şunu da çok fazla tercih etmiyorum işte bilanço odaklı yatırım diye bir şeye inanmıyorum. Örneğin yani böyle bir şey mümkün değil bence.
Bu sadece bir trend takibi olabilir veya işte bir momentum takibi olabilir veya haber akışlarında herkesin gördüğü bir şeyi siz de görüyorsunuzdur. Bir sürüyle birlikte hareket ettiğiniz bir şey olabilir bu. Şöyle bir şey var, aslında bunu Damadaron Hoca söylüyor, şeylere benzetiyor. Hangi hayvandı onlar?
Kötü bir hayvan ismiydi de bir şeye benzeteyim ben, keçilere benzeteyim. Yani uçuruma doğru koşmakta olan, bu sıfır toplamlı oyunda, uçuruma doğru koşmakta olan bir keçi sürüsü düşünelim ya da koyun sürüsü düşünelim. Bunlar uçuruma yaklaşıyorlar ve atlamaya başlıyorlar uçurumdan. Damodaran hocanın hikayesi bu.
Şimdi birinci tamam gitti. Birinci keçi veya koyun gitti, atladı. Görememiş olabilir. Arkasından ikincisi gitti, atladı.
Üçüncüsü, beşincisi, onuncusu... Sürünün tamamı, en sondaki bile, o önündekileri görmesine rağmen oradan atlamaya devam ediyor. yani bu çok ilginç bir benzetme ve şeye benzetiyor bu kısa vadeli işte bu sıfır toplamlı oyunların veya negatif toplamlı oyunların içerisinde kazanç elde etmeye çalışanları şuna benzetiyor diyor ki onlar da diyor bu sürünün içinde fakat şuna inanıyorlar diyor Bu uçurumun sonuna kadar gidip o son noktada durup atlamayacaklarına inanıyorlar diyor. Çok hoşuma gitmişti o tabiri.
O yüzden paylaşmak istedim burada. Bu belki mümkün olabilir. Hatta o da böyle söylüyor. Yani mümkün olabilir, durabilirsiniz diyor o atlamadan.
Siz de bu kısa vadeli oyunların içerisinde trendi takip ederek veya bilançoları kendinizce o kısa vadede bir yorum yaparak uçurumdan atlamadan durabilirsiniz. Ama bunu sürekli ve uzun vadeli bir şekilde yapmanız mümkün değil. Değer yatırımı zaten burada devreye giriyor. Yani buradan da şeye bağlayabiliriz, hepimizin söylediği söz.
Kısa vadede piyasalar bir oylama makinesidir. Uzun vadede bir tartı makinesidir. Yani uzun vadeye geçtiğimiz zaman, benim uzun vadem bu arada orta vadem diyeyim daha doğrusu, 3 yıldan başlıyor. Uzun vadem 10 yıla kadar en azından bir süreç.
3 yıldan az süreçleri kısa orta arası değerlendiriyorum. 1 yılı ben kısa vade olarak görüyorum. Yani minimum 1 yılı. Şimdi uzun vadeye geçtiğimiz zaman artık sizinle karşınızda piyasada bir rakip yok.
Yani sürekli alsat yapmadığınızda karşınızda bir başka bir oyuncu hani onun zararıyla siz kâr elde etmiyorsunuz artık. Tabii ki aslında ne kadar uzun vadeye gitseniz de sonuçta birileri satıyor da siz alıyorsunuz veya birisi satıyorsunuz da siz kazanç elde ediyorsunuz ama en azından Sizin gibi uzun vadeli oyun oynayanlar çoğalırsa piyasada, siz artık sıfır toplamlı bir oyunun içerisinde olmuyorsunuz. Pozitif toplamlı bir oyunun içerisinde oluyorsunuz. Biraz böyle toparlayabilirim sanırım kısa vadeli ve uzun vadeli oyunları.
Dışarıdan da biraz örnekler vermeye çalıştım. Umarım yerinde olmuştur. Yani şöyle bir bakış açısı bence seni söylediğin. Orta vadede ya da kısa vadede bizim kazancımız başkasının kaybına karşılık geliyor.
Borsa da günlük trade ya da haftalık trade de birileri alıyor, birileri satıyor. Aracı kurum da komisyonunu alıyor, çekiliyor. Yani bu komisyonlar nedeniyle kazanan sayısı her zaman kaybeden sayısından daha az. İşte bu yüzden negatif toplanmıyoruz zaten.
Bence orta vadede, orta vadeli yatırım dediğimiz, Türkiye'de orta vadeli yatırım 3-6 ay orası kabul ediliyor. Senin deyiminle kısa vade oluyor aslında ama. Bence onların bakış açısından baktığımızda yani şu ön yargıya sahip olmamalıyız. Orta vade ya da kısa vade kesinlikle kazandırmaz.
Bence böyle bir bakış açısı şey değil. Nasıl diyeyim? Kazandırabilir mi anlatan? Tamamen doğru değil.
Kesinlikle kazandırmaz diyemeyiz. Ben kazandırabileceğini düşünüyorum ama neden kazandırabileceğini düşünmüyorum. Türkiye gibi piyasalar birazcık etkin olmayan piyasalar. Yani bir kap haberi görürsün mesela sabahleyin.
Küçük bir şirket hakkındadır. O kap haberini belki de ilk sen görmüşsündür. Yani o şirketi takip eden yatırımcı sayısı örnek veriyorum 300-500'dür. O kap haberini ilk sen görmüşsündür ve onunla alakalı bir işlem yaparsın ve oradan bir kar edebilirsin.
Bu ama sürekli olacak yani sürekli tekrarlanabilir bir şey değil. İstikrarlı olarak yapılabilecek bir şey değil. Bu zaten... Bir prensip olamaz bu bence.
Bu bir prensip olamaz. Bu kısa vadeli bir vur kaç olabilir yani. Aynen öyle. Orta vadeli bilanço odaklı yatırım da aynı şekilde.
Yani mesela işte yazın hangi sektörlerin ön plana çıkacağını ya da mevsimsellik nedeniyle bazı bilançoların kötü geleceğini, bazı bilançoların iyi geleceğini, hangi şirketlerin öne çıkacağını Bazıları, yani bunu bilen kişi sayısı Türkiye'de çok fazla yok. Son zamanlarda çok fazla sosyal medyada bu tarz bilgiler yazılıyor, çiziliyor. Ama eskiden daha da azdı. Bu nedenle gerçekten okuma yapan insanlar ve bilen çolarını, şirketleri yakından takip eden insanlar bir fark yaratabiliyorlardı, bir kaldıraç oluşturabiliyorlardı.
Bu gittikçe azalıyor. Yani piyasaların etkinliği arttıkça bu avantajlar gittikçe azalıyor. Mesela Amerika'da bu imkansız. Çünkü aynı anda yüz binlerce kişi aynı bilgiye erişebiliyor aynı saniye içerisinde günümüz teknolojisiyle.
Yani Amerika piyasalarında bunu yapmak neredeyse imkansız. Türkiye piyasalarında eskiden daha kolaydı. Şimdi biraz daha zor ve gittikçe zorlaşacak. O yüzden yani asıl yapmamız gereken pozitif toplamda oyunları dahil olmak şirketlerin büyümelerinden para kazanmak günlük trade ya da haftalık trade ya da bilanço odaklı analiz bence bunların yanında yani bunların ekstrasında eğer vaktiniz varsa piyasayı takip edebiliyorsanız benim yaptığım bir şey değil ama yapanlara bu açıdan bakmak hani tamamen onları da dışlamamak yapanlara bu açıdan bakmak şirketlerin mesela işte her türlü yurt dışına olan şeylerini ihracatlarını günlük işte kamyon bazında takip eden insanlar var yani şimdi bu bir kaldıraç oluşturabilir Kısa vadede ya da orta vadede.
Ama bunu... Ben bunu kaldıraç oluşturacağını hiç düşünmüyorum mesela. Yani şöyle söyleyeyim. Hatta burada şöyle bir sıkıntı var.
Information bias diyoruz buna. Yani bilgi yanılsaması diyoruz. Şöyle, tabii ki şirketlerin verilerini takip etmemiz lazım. Senin dediğin gibi günlük belki nereye ne yük gönderdiğini de takip etmemiz gerekiyor.
bunda bir sıkıntı göremiyorum ama biz bir bilgiye o kadar çok yoğunlaştıkça yani bazı şeylere bazı bilgilere çok yoğun bakmaya başladıkça o bilgiye karşı oradan gelecek artık farklı bilgileri de bir yanlı bir tavır belirlemeye başlayabiliyoruz ya burada psikolojik bir problem aslında bu veriyle ilgili değil ama Ondan sonraki yorumlayacağımız verileri de hep olumlu görmeye başlayabiliyoruz. Yani veri takip ediyorum diye her şeyi böyle olumluya, yormaya doğru evirmemeliyiz. Onu dipnot olarak araya sokmak istedim. Demek istediğini şöyle anlıyorum ben.
Mesela bir ay bir şirketin Amerika'ya ihracat verileri çok iyi gitmiş. Hangi şirket olduğu belli oldu ama bak şimdi sen. Ya da sen mesela oradan güzel bir para kazanmışsın bu şirkete yatırım yaparak. Bunun tekrarlanabilmesinin herhangi bir garantisi yok, onu demeye çalışıyorum.
Yani sen bunu ne kadar takip edersen et, tekrarlanmayabilir. Yani o şirketin o esnada, o konjektürde sen bundan para kazanmış olabilirsin. Ama bunu tekrarlanacağının herhangi bir garantisi olmadığı için senin harcadığın emek boşa gidebilir. Bu yüzden uzun vadeli oyunlar oynayalım diyoruz.
Bu yüzden pozitif toplamda oyunlar oynayalım diyoruz. Şey devreye giriyor zaten orada, şimdi sen Günlük tamam takip et, hiç problem değil. Şirketin nereye ne gönderdiğini, ne sattığını hiç bunlar bir problem değil. O veriyi aldığın zaman, sen o veriyi veya aylık aldığın o veriyi uzun vadeli yorumlayabiliyor musun?
Problem burada. Yani sen o veriyle ne yapıyorsun? Şunu diyor musun? Yani bu şirket işte satış coğrafyası diyelim yani en azından jeopolitik riski şudur.
İşte bu bölgelere satış yapıyor, şu bölgelere satış yapıyor. Bundan 5 yıl sonra bu bölgelerde şunlar olabilir veya bunlar olabilir gibi sen o veriyi Uzun vadeli yorumlayabiliyor musun, yorumlayamıyor musun? Mesele bu. Yani bence bu açıdan bakmak lazım veriye.
Yani her veriyi okuyunca bilgiye sahip olmuyorsun. O veriyi yorumlaman gerekiyor. Benim fikrim bu yönden en azından. Bu konuda katılıyorum sana.
Peki şimdi birazcık böyle... Piyasalardan çıkalım mı birazcık? Evet evet detaylara çok girdik. Birazcık böyle şeyden bahsedelim.
Varlık kalemizi oluşturduk diyelim. Korumaya devam ediyoruz. İşte gelen dalgalara karşı savunuyoruz kalemizi. Bu kalenin artık bizden sonraki jenerasyonu geçmesini istiyoruz.
Yani işte çocuklarımıza biz bunu büyüttük. Bu konuda ben şey düşünüyorum. Yani çoğu kişi şey diyor ben öldükten sonra gerisi önemli değil. Herkes kendinden sorumludur diyor.
Çocuklarımıza miras bırakmalı mıyız? Bırakacaksak kalemizi koruyup sürdürmelerini sağlamak için neler yapmalıyız? Birazcık bu konulardan bahsetmek istiyorum. Yani bence çocuklarımıza finansal okuryazarlık eğitimi vermek bu varlığın jenerasyonlar arası geçişinde birinci sırada yer alıyor ve varlık kalesini güçlendirmelerini sağlamak.
Bunun için her yaşta çocuklarımıza bunu öğretmenin çok fazla farklı yolu var. Şimdi burada hepsine girmeyelim. Çok uzatmış olacağız bölümü. O yüzden ben birkaç kısa örnek vermek istiyorum.
Küçük yaşlarda çocuğumuza paranın nereden geldiğini, nasıl harcanması gerektiğini yani yaşına uygun şekilde anlatmamız gerekiyor. Toplum olarak varlıklı ailelerde veya işte refah içinde büyüyen çocukların ileride şımarık olacağına yönelik bir inanç var. Ben bunun tamamen doğru olmadığını düşünüyorum ve ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkilerinin bir ürünü bence bu. Ne yapabiliriz peki?
İlk olarak çocuklarımıza bireysel emeklilik hesabı açarak başlayabiliriz doğduklarından itibaren. Bunu çoğu aracı kurum açıyor. Bankalar da yavaş yavaş açmaya başladılar. Oraya onlar adına her ay belli miktar, küçük miktarlar olabilir.
Katkıda bulunarak ve belli aralıklarla çocuğumuzla paylaşarak farkındalıklarını arttırabiliriz. İşte banka hesabında şu kadar insan var, şu kadar şeyim var gibi. Herhangi bir zorlama olmadan harçlıklarından mesela buraya katkıda bulunmaları teşvik edebiliriz. Tabii harçlık meselesi önemli.
Bir diğer önerim de çocuğa yaşına göre harçlık vermek. İlk başta günlük olarak başlayabilir bu ilkokulda. Yaşı büyüdükçe önce haftalık sonrasında aylık harçlıklar bence verilmeli. Ben mesela lise dönemlerinde ailemden aylık harçlık alıyordum.
Verilen bu harçlıklar ve harcama yöntemleri hakkında belli aralıklarla oturup konuşulabilir. Tüyolar verebilirsiniz. Farkındalıkları bence böyle arttırabilirsiniz. Son olarak şunu demek istiyorum.
Alışveriş mesela birlikte çocuklarımıza alışveriş yapıyoruz. Etiket okumayı mesela farklı ürünler arasındaki fiyat farklılıklarını gözlemlemeyi ben öğretmeyi düşünüyorum çocuğuma. Örneğin mesela kilogram başına olan maliyeti orada çocuk görürse mesela rahat bir şekilde farklı ürünler arasındaki fiyat farklılıklarını gözlemleyebilir. Çok mantıklı bir şey.
Ben bunu 20 yaşımda falan öğrendim galiba. Evet kesinlikle. Yani örnek veriyorum mesela bunu yaptıktan sonra ikinci aşamada çocuğun eline belli bir bütçe vermek ve alışverişi onun yönlendirmesini sağlamak mesela mükemmel bir eğitim olacaktır. Bir markete girdikten sonra eline bir liste vereceğiz mesela şu kadar da bütçemiz olacak ve bu bütçeyi onun yönlendirmesi alışverişi bence en güzel eğitimlerden biri olacaktır.
Çocuklar bence sandığımızdan daha zeki varlıklar ve içinde bulundukları ortamı çok iyi seziyorlar. eğer ebeveynler olarak parayla sağlıklı ilişkiler kurulan bir ortamda yetişmelerini sağlarsak büyüdüklerinde de iş hayatlarında başarılı olma şanslarını bence arttırmış oluruz. Doğru şöyle ben de şeyden başlayayım istersen o kısmı sanki piyasalardan şeye buraya biraz böyle hızlı geçtik gibi hissettim ben kendim açısından da bağlantıyı şöyle kurayım istersen jenerasyon akışına geçmeden önce bu oyunlardan bahsettik işte uzun vadeli kısa vadeli oyunlar dedik şey dedik ben bunu şeye benzetiyorum yani senle de yine daha önce de konuşmuştuk bir Satranç oyununa benzetiyorum. Bu örneği de yine başka yerlerde de daha önce kullanmıştım.
Yani şöyle bunu bir satranç oyunu gibi düşünürsek. Şimdi oyunun satrançta dinleyenlerden bazıları mutlaka biliyordur. Oyunun belli aşamaları var. Yani tahtaya oturduğunuzda karşınıza bir rakiple bu oyunun 3 tane aşaması var.
Basit anlamda anlatırsak. Birincisi açılış kısmı var. İkincisi oyun ortası var. Üçüncüsü oyun sonu var.
Şimdi hatta saatten çok detaylara girmeyeyim ama bazı büyük ustaların işte kimisinin oyun sonlarında çok iyi oldu veya kimisinin açılışlarda çok iyi oldu veya işte oyun ortasında çok iyi oldu. Farklı farklı büyük ustalar var yani herkesin farklı avantajları olabilir. Yani bu hayat için de aynı şekilde geçerli veya yatırım için de işte aynı şekilde geçerli. Herkes farklı bir noktada belki avantaja sahip olabilir ama Bu üç aşamayı sırasıyla oynamak zorundayız biz.
Yani şunu demek istiyorum. Şimdi o varlık kalesini kurmaktan bahsederken, bunu işte bir sonraki belki jenerasyona aktarmaktan bahsederken, biz bu oyun akışını oynamamız gerekiyor. Açılışlardan örneğin, ben buna birikim aşaması ve yatırma başlangıç aşaması olarak görüyorum bu kısmı. Burada hiçbir şekilde risk almamam, yani makul ölçüde belki hani hesaplanabilir riskler olabilir ama kör bir risk almamamız gerektiğini söylüyorum bu açılış aşamasında.
Yoksa çoban matı olabilirsiniz yani bu kaçınılmaz bir son olur. Oyun ortasındaysa artık birikimlerimizi büyüttük, yeterince bir sermaye elde ettiğimizi düşünüyoruz veya işte artık bir oynayabiliriz bir şeylerle. Oyun ortasında çeşitli riskler almaya başlamamız gerektiğini düşünüyorum ve Oyunun amacı da oyunu oyun sonuna götürmek. Yani ölümcül bir hata yapmamak ve oyun sonunda oyunu kazanmaya çalışmak.
Böyle bir oyun planı ben çiziyorum. Ve bu oluşturacağımız şey oyunun sonunda bütün taşlar hepinizin bildiği gibi tekrar kutuya geri dönecek. Bir sonraki kişiler masaya oturacak, oyunu oynamaya onlar başlayacak. Bunlar da bizim açımızdan bence işte kişisel olarak düşünürsek kendi ailelerimiz olarak düşünebiliriz.
Yani bir sonraki jenerasyonumuz olarak düşünebiliriz ve onlara bu tahtayı tekrardan nasıl bırakacağımız konusu devreye giriyor. İşte o senin çocuklara girdiğin, jenerasyona girdiğin kısma böyle bir ara bir bağlantı yapmak istedim ben de. Evet doğru yani çocuklarımız bizim en büyük varlıklarımız onlara bu varlık kalemizi onların devam ettirmesini istiyorsak finansal okuru yazarlık eğitimi önemli. Sen de söyledin yani satrançta bir varlık kalesine giriş yapmak bunu büyütmek ve korumak Ardından da diğer jenerasyonu bunu geçirmek.
Aslında kolay değil bence ama en azından bu çaba gösterildiği takdirde yapılabilir bir şey. Şu konuya girmek istiyorum aslında bu jenerasyonlar arası geçişte. Finansal ve kuru yazarlık eğitimini konuştuk. Bunu bir kenara bırakırsak, miras bırakmak konusunu konuşmak istiyorum seninle.
Şimdi jenerasyonlar arası geçişte önemli kavramlardan birisi de miras bırakmak. Yani günümüzde insan ömrü oldukça uzadı. Yani 80'li 90'lı yaşlara kadar yaşamak standart hale geldi. Bu insanları miras bıraktıkları çocuklar 50'li belki 60'lı yaşlarında olacaklar ve artık paraya çok daha az ihtiyaç duyacakları bir yaşa gelecekler.
Bu nedenle ben bunu aslında kendim kafamdan bulmadım. Bill Perkins'in bir kitabı var, Sıfırı Gör diye. Evet, Sıfırı Görmek diye bir kitabı var. İngilizcesi Die With Zero.
O kitaptan aslında bir esinlenme gibi düşünebilirsiniz. Ben bu yaşlarda çocuğumuza yaşamın belli dönemlerinde aralıklı olarak destek olunması gerektiğini düşünüyorum. Örnek verirsek kariyerinin başında mesela ev alırken eğitimi için yurt dışına gitmek istediğinde böylece hayatlarında maksimum etkiyi onların enverimi dönemlerinde bu etkiyi yaratmış oluyoruz. Ülkemizde kültürel nedenlerle pek sıcak bakılmıyor buna.
Özellikle Anadolu'da diyeyim sosyal kültürel seviyeyi daha düşük olduğu yerlerde. Yaşlanınca işte bana bakmaz vesaire gibi sebeplerle pek sıcak bakılmıyor ama ben zamanla bu trendin değişeceğini düşünüyorum. Sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Yani miras bırakma konusunda senin fikirlerini almak istiyorum.
Aslında benzer fikirlerdeyim seninle ancak miras konusunda bir şöyle bir ekstra bir fikrim daha var benim aslında bu yine kişinin kendinin işte o varlık kalesine ulaşma hedefi ve amacıyla da ilgili birazcık yani. Beni en çok motive eden şey bu konuda özellikle hani miras anlamında yani bu mirası bu arada tabii ki para anlamında sermaye anlamında düşünebiliriz ama başka bırakacağımız miraslar da var sonuçta önümüzdeki jenerasyonlara onlar da bence önemli hatta toplumsal anlamda ki bu bırakacağımız miraslar daha da önemli belki kişisel bırakacağımız miraslardan fakat şöyle bir şey düşünüyorum şimdi kendi babama bakıyorum örneğin bu benim çok çok erken yaşlardan itibaren kurduğum bir mantıktı babamın babası çok çok fakir bir ortamda Yani tabii Türkiye'nin durumunu da o zamanlar düşünebilirsiniz. Hani 50'li yılları düşünelim, 40'lı yılları, 60'lı yılları. Oldukça fakir bir ortamda yetişen bir adam ve kendi babasından aldığı sermayeyi veya işte mirasları,
çok az mirasları, hiç bilmiyorlar sıfır mirası sermaye anlamında. belirli bir aşamaya getirip kendi çocuklarına aktarma noktasına gelmiş. Yani aralarında belki yüz kat fark var diyebilirim yaşadığı o dönüş şey anlamında. Şimdi ben de şöyle düşünüyorum eğer babam babasından alıp böyle bir fark yaratarak bana ileride verecekse veya işte şey yapacaksa ben de kendi çocuklarıma, onun bana o kendi sağladığı, babasından aldığı, bana bıraktığı o ölçek düşünürsek, ben de kendi çocuklarıma o kadar belki olmasa bile üstüne koyarak bırakmalıyım.
Yani böyle bir jenerasyonlar arası geçişte benim şeyim var, kendimce kurduğum bir, yani geriye doğru gitmemeliyim, ileriye doğru gitmeliyim ve bunu nasıl yapabilirim? Bu benim temel şeyim bu, bu konudaki düşüncem. Mirası şimdi devretme konusuna geçersek, şimdi tabii ki şey kısımlarında bence çok çok cömert davranmalıyız. parasal konular harici diğer miraslarda çok cömert davranmamız gerektiğini düşünüyorum yani bilgi, tecrübe veya işte başka türlü eğitim gibi konularda çok ucu açık bence konu ama para konusuna geldiğimizde o senin söylediğin finansal okuryazarlığı öğretme aşamasını çok çok önemsiyorum ben ve yani bir anda bir çocuğa servet verilmesini veya sermaye verilmesini değil de aynı senin dediğin gibi yavaş yavaş ve o şeyi de beklemeden artık ölümünü de beklemeden devretmek gerektiğini düşünüyorum.
Sürekli konuşuyoruz zaten uzun vadeli oyunlar oynamak. Burada... Pardon şunu da ekleyeyim araya, özür dilerim. bu şekilde devredilmesi gerektiğini düşünüyorum ama eğer yani ben de mesela o konuda biraz şey gibi düşünüyorum Buffett gibi biraz düşünüyorum yani çocuk eğer gerçekten bunu hak etmiyorsa bu kendi çocuğum için konuşuyorum ben yani bilmiyorum bu vicdansız değerlendirilebilir mi emin değilim ama çocuk bunu eğer hak etmiyorsa ben eğer öyle bir şey olursa ileride servetimin büyük bir kısmını vermem yani kesinlikle vermem.
Bağışlayabilirsin mesela. Tabii ki bağışlayabilirim yani benim bağış anlayışım da biraz farklı belki ona başka bir zaman gireriz. Şu açıdan katılıyorum sana yani şimdi sen zamanında çocuğuna gerekli finansal okuryazarlık eğitimlerin hepsini vermişsindir. Yeterli işte finansal enstrümanlar dışında işte bilgini, tecrübeni, sevgini yeterince aktarmışsındır.
Ama bunun sonunda çocuk tabiri caizse haylaz olmuştur. Tabii ki yani bu noktada ona yeterli desteği, parasal desteği sağlamamak senin elinde. Bunu da yapman gerekir. Ama şimdi seninle konuşurken bir Buffett örneğini verdik.
Buffett'ın da çocuklarıyla arası pek iyi değil. Tıpkı şeyler gibi, eski krallar gibi. Eski krallar da mesela çocuklarıyla olan ilişkilerinde genellikle soğuk olurlar. Çünkü onlara bir taht devredeceklerdir.
Onlar gibi mesela hani çocuklarının bakımı ile yeterince ilgilenmezler. Bunu dadılara ya da işte başka kişilere devrederler. Daha sonra 7-8 tane çocuğun arasında en kalifiye olana tahtı bırakırlar ve işte miraslarını ona bırakırlar. Survival of the fittest gibi oluyor aynı zamanda.
Yani bu noktada günümüzde tabi bunu çok uygulanabilir değil ama bence yeterli eğitimi, yeterli ilgiyi ve alakayı gösterdikten sonra tek çocuk bile olsa zaten çocuklar anne babalarına benziyorlar. Yani çok farklı bir kişilik sahibi olmalarına pek imkan görmüyorum ben. Yeterince ilgi ve alaka gösterildiğinde, yeterince eğitim verildiğinde Zaten çocuk da o varlık kalesini uzun vadeli oyunlar oynamaya yönelterek koruyacaktır diye düşünüyorum. Çok ince nüanslar var bence çocuk eğitiminde veya işte çocuğu bu tip şeyleri hazırlamakta.
Belki bunu son zamanlarda düşünmeye başladım. Belki de çocukluğunda yapacağınız böyle çok küçücük bir kritik hata bütün o kuracağınız şeyi kaleyi dağıtabilir ama yapabileceğiniz çok ince bir iyilik veya ince bir o gelişimi anlamında çocuğun bazı şeyleri anlaması anlamındaki çok ince bir detay belki de o kaleyi daha da büyütmesini sağlayabilir. Bence çok böyle pamuk ipliğine bağlı bir şey. Yani şey diyorlar ya kavun değil ki hani koklayıp da şey yapalım anlayalım.
Hani diyorlar ya kavun değil ki daha şey yapalım, anlayalım. Doğru, evet haklısın. Çok ince detayları var bence bu işin ve bunun bir formülü de yok bence. Bir formülü yok.
Çocuğun da yani şimdi bizim jenerasyonumuzla çocuğumuzun jenerasyonundaki finansal enstrümanlar yani kaldıraç etkisi, dünyanın ekonomik durumu ne olacak hiçbir fikrimiz yok bundan 20-30 yıl sonra. O yüzden tabii onu da çok fazla yargılamamak gerekir. O anda içinde bulunduğu ekonomik şartlar da onu gerektirebilir. Belki paramızı çarçur edecek.
Yani çok da fazla yargılamadan bence devam etmek lazım. Toparlayalım mı artık istersen yavaş yavaş? Toparlayalım, evet. Ben de bir öneride bulunarak bölümü toparlamak istiyorum.
Şeyi izleyebilirsiniz, bu tip konularla ilgiliyseniz eğer. Özellikle son konuştuğumuz konularla. Bence bu arada bugün çok akış olarak da güzel oldu her şey. Güzel bir bölüm oldu diye düşünüyorum.
Önerime dönersek, Succession dizisini izlemenizi tavsiye ederim. Bu tip konularla eğer böyle hoşunuza gidiyorsa. Orada bu çok daha böyle sinematik bir şekilde anlatılıyor. Sözü sana bırakayım istersen.
Senin tavsiyen üzerine ben de izleyeceğim o bölümü. Kapatırken söyleyecek çok fazla bir şeyim yok. Teşekkürler dinlediğiniz için. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyelim.
Ben de teşekkür ederim. Tekrardan görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.