Podcast

Ülkemizde “Hakikaten” Sürdürülebilirlik Nabzı Atıyor Mu?

Hakikaten

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Sürdürülebilirlik konusu global olarak birkaç senedir odak noktaları arasında. Dünya’nın önde gelen endişe noktalarında sosyal eşitsizlik boyutu son verilere göre 3. Sırada ve İklim krizi de 9. Sırada yer alıyor. Türkiye'de de sürdürülebilirlik konularına olan ilgi her geçen gün artıyor. Türkiye olarak yaptığımız Segmentasyon araştırmasına göre, Türkiye’de tüketicilerin %43'ü, sürdürülebilirlik konusuna dikkat eden markalar için daha fazla ödeme yapmaya hazır olduklarını belirtiyor. Ayrıca, tüketicilerin %47'si, sürdürülebilirlik konusunda adım atmayan markaların ürünlerini satın almayacaklarını ifade ediyor.

Hakikaten’in bu bölümünde Sidar Gedik, konukları Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gürgen ve Ipsos Kilit Müşteri Yönetimi Ekibi’nden Sezi Peynirci ile sürdürülebilirlik ile ilgili tanımlardan ve genel olarak bireylerin bu konudaki davranış farklılaşmasını tartışıyorlar.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.934 kelime · ~30 dk okuma

Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Siler Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.

Merhabalar, podcast serimiz Hakikatenin Bir Başka bölümünde tekrardan beraberiz. Gündemimizi aldığımız konuları hakikatin ötesine geçmeden içinde kalarak araştırma verisiyle de destekleyerek konuştuğumuz program serimizi devam ettiriyoruz. Bugünkü konumuz sürdürülebilirlik. Çok değerli konuklarım var her zamanki gibi. Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinden Prof. Dr. Haluk Gürgen. Hoş geldiniz hocam. Teşekkür ederim, hoş bulduk. ve bizim kilit müşteri programı yöneticilerimizden Sezi Peynirci. Merhaba Sezi hoş geldin. Hoş bulduk. Bugün evet dediğim gibi sürdürülebilirlik konusundan bahsedeceğiz ama öncelikle bu tanımdan ve bu tanımla birlikte aslında çok fazla sıklıkla kullanılan

veya ESG ifadelerinin tanımıyla bir başlamak istiyorum. Sürdürülebilik deyince sürekliliği olan herhangi bir sistemin yapmakta olduğu işleri kesintisiz, bozulmadan, aşırı bir kullanımla tüketilmeden ya da işte sisteme bağlı ana kaynakları aşırı şekilde yüklenmeden devam edilebilir bir şekilde, devam ettirilebilir bir şekilde çalışabilmesi. ESG dediğimiz zaman da aslında bu İngilizce'de sonuçta environment, social and governance kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Doğrudan Türkçe'ye çevirecek olursak, çevresel, sosyal ve yönetişim kelimeleri bunlar. Bu tanım pazarlama dünyasında oldukça sık kullanılıyor ama biz bugün daha çok sürdürülebilirlik kavramını kullanarak bu sohbeti gerçekleştirmeyi tercih ediyoruz. Bu konu sürdürülebilirlik konusu global olarak birkaç yıldır özellikle odak noktaları arasında, dünyanın önde gelen endişe noktalarında da dikkat çekiyor. Biz bugün sizinle her zaman olduğu gibi verileri de paylaşıyor olacağız. Dört tane farklı araştırmadan kaynak kullanıyor olacağız. Bir tanesi Ipsos'un dünya çapında gerçekleştirdiği What Where is the World? ...ya da Dünya'nın Endişeleri diye bizim Türkçe'ye çevirdiğimiz araştırmanın... ...aralık döneminden sonuçlar paylaşacağız. Yine Ipsos'un global trendler araştırmasının... ...yine geçen yılın sonunda gerçekleştirilen, bunun sonuçlarını kullanıyor olacağız bugün. Yine geçen yıl, yaz aylarında gerçekleştirdiğimiz çok geniş kapsamlı bir sürdürülebilik segmentasyonu...

Transkriptin tamamını oku

ESG segmentasyonu araştırmasının sonuçlarını kullanacağız ve son olarak da bizim çok uzun yıllar Türkiye'de gerçekleştirdiğimiz devasa bir araştırma olan Türkiye'yi anlama kılavuzu araştırmasının sonuçlarını kullanacağız. Dediğim gibi sürdürülebilik konusu dünyanın odak noktaları içinde ve özellikle de endişe noktalarında sosyal eşitsizlik boyutuyla öne çıkıyor. Son dönemde sosyal eşitsizlik en çok endişe veren konular içinde üçüncü sırada yer alıyor. dünya ülkelerinde iklim krizi de keza yine ilk 10 içinde yer alan bir başka endişe verici konu. Türkiye'de de biz sürdürülebilirlik konularına olan ilginin her geçen gün arttığını tespit ettik çalışmalarımızda. Biraz önce bahsettiğim son olarak yaptığımız segmentasyon araştırmasında yani toplumun mikro gruplara ayırdığımız bu işe segmentasyon, sürdürülebilirlik konusuna yaklaşımları itibariyle mikro gruplara ayırdığımız bir araştırmadan bahsediyorum. Buna göre Türkiye'deki tüketicilerin yüzde 43'ü

sürdürülebilik konusunda dikkatli olan markalar için daha fazla ödeme yapmaya hazır olduklarını belirtiyorlar. Yine tüketicilerin yüzde 47'si bu konuda adım atmayan markaların ürünlerini satın almayacaklarını ifade ediyorlar. Tabi bunların hepsi ifade boyutunda kalıyor şu anda, beyan boyutunda kalıyor. Bunun gerçekten satın alma davranışına ne kadar yansıyıp yansımadığını da zaman içinde biz takip edeceğiz, göreceğiz. Buradan aslında ilk sorumu ortaya atıp topu

Seziye atacağım. Sonra da hocam sizin konuyla ilgili yorumlarınızı rica edeceğiz. Bu tüketicilerin sürdürülebilirlik konularına ilgisi artıyor dedik. Peki markaların bu talebi karşılamak üzere harekete geçmesi de elbette çok kritik. Bu konuyu yani bu beklentileri biraz detaylandıralım. Bu konudan bizim araştırmalarımız ne diyor?

Eskiden sürdürüle veriliğe verilen önem global verilerde daha fazla öne çıkıyordu ve soru şuydu, Türkiye'de bu seviyede tüketici için gerçekten önemli mi ki? Biz bunu artık ortadan kaltırdık aslında bulduğumuz verilerde çünkü gerçekten önemli olduğunu görüyoruz. Ama kılavuzunun 2024 verilerine göre çevre konusunda özellikle birkaç veri paylaşacağım. Çevre kirliliğini sağlığımızı olumsuz yönde etkilediğini düşünüyorum diyenlerin oranı %71 diyebiliriz. Çevremdeki suyun, havanın, gıdaların kirliliği beni korkutuyor diyenler de %67.

Ama tabii konu sadece çevre konusu değil. Biraz önce de konuştuk. Geçen sene sürdürülebilirlikle ilgili yaptığımız araştırmada, Sider Bey, siz de bahsettiniz. IPSOS Global'de 15 ülkede gerçekleştirilen sürdürülebilirlik segmentasyon yaklaşımını IPSOS Türkiye olarak da biz Türkiye'de gerçekleştirdik. 6000 bireye çalışmamızı lokalize ederek uyguladık. Bu kapsamlı segmentasyon araştırmasında şunu gördük. Bu üç önemli başlıkla da artık sürdürülebilirlik deyince sadece çevrenin ön planı çıkmadı. Sosyal edalet ve yönetişim konusunda da...

aktif olarak beklentili olduğunu gördük. Mesela insanlara adil davranılmadığında sosyal adaletsizlikle aktif olarak mücadele etmeye hazırım diyen grup %64'lük bir grup ve şirketler sürdürülebilirliği ve etik açıdan en iyi uygulamaları desteklemek konusunda yeterince çaba bence göstermiyor diyenler de %59. Özetle sürdürülebilirlik deyince çok net hani konuyu tanımlayamayan belki bir tüketici grubumuz var. Ama onun alt bileşenlerine indiğimizde sosyal adalet, çevre, yönetişim dediğimizde beklentilerini çok net açıkça ortaya koyabilen bir toplum. Yani devamında şunu söyleyebiliriz aslında. Sonuçta bir kavramın oturması için önce beklentilerin oluşması lazım. Sonra da bunun hayatta bir karşılığının gözükmesi lazım. Herhalde beklentilerin oluştuğunu veya oluşma yolunda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz gibi gözüküyor hocam. Ne diyorsunuz siz aslında?

Gerçekten yani araştırma sonuçlarına baktığımız vakit sonuçlar oldukça sevindirici. Türkiye'de insanların önemli bir kısmı sürdürülebilirliğin ana meseleleri hakkında bir farkındalığa hatta belki bir bilinç düzeyinde önemli bir noktaya erişmiş görünüyorlar. Fakat sizlerin de çok iyi bileceği gibi yani bu farkındalık ifadenin hani dile giriyor olması... ...yani sürdürülebilirliğin baş hat konuları hakkında markaların söz gelimi yeterli yatırım yapmaması durumunda... ...o markaya mesafesinin artacağı, o markayla müşteri ilişkisinin zayıflayacağına dair... çıkarımlarda bulunuyoruz ama o sonuçlardan bunların tabi tutum olarak davranışa dönüşmesinin yoğun bir iletişim ve tutarlı bir iletişimle mümkün olacağını da biliyoruz. Dolayısıyla ben bu sonuçların umut verici olmakla birlikte kesin olarak

Bu sonuçlar üzerinden Türkiye'de, Türkiye toplumunda sürdürülebilirlik ve onun alt kırılımlarının insanların önemli bir kısmı tarafından hani benimsendiğini, davranışlarının da buna göre düzenlendiğini söylemekte zorlanıyorum. Özellikle şunun altını çizmek isterim. Tabii yani sürdürülebilirliğin çevreyle ilgili kavramsal ve ona bağlı alanları... ...göreci olarak daha fazla insanların somut davranışlarında karşılığını gördüğümüz konular. Ama söz gelelim bir sosyal ve yönetişim dediğimiz alanlarla ilgili Türkiye'nin genelde çok temel problemleri var. Yani... ...ekonomiyle ilgili sıkıntıları var, işte toplumsal cinsiyetle ilgili sıkıntılar var. Efendim buna bağlı olarak onun alt kırılımlarında yaşanan gerekirse detaylara girebiliriz. Etik problemleri var. Yani çok temel yönetişimin ana unsuru olan hesap verebilirlik, sorumluluk... ...şeffaflık gibi konularda kurumlar bazında da toplumun genelinde de kavramın anlaşılması ve bunun önemine... yönelik davranışların, kararların, uygulamaların alınmasıyla ilgili makro ve mikro düzeyde ciddi sıkıntılar var. Yani siz çok ciddi bir toplumsal problemde ya da bir felakette bunun sorumlularıyla ilgili bir hesap verme durumunun tanığı değilseniz

zaman içerisinde bu aşınmaya başlıyor ve demek ki hayat yani bir şeyleri yaparsın iyi ya da kötü sonuç itibariyle onun hesabını da vermeden yoluna devam edersin türünden bir anlayışın temellenmesine yol açıyor. Dolayısıyla kurum da bu noktada üzerine düşeni yapmakta ciddi şekilde sıkıntı yaşıyor. Çünkü hesap vermesi gereken bir muhatabı ortaya çıkmıyor. Bütün bunlar açısından bakıldığı vakit, bence topyekûn meselenin ele alınarak konuşulması gerekiyor. Hem markaların burada rolü çok önemli, hem sivil toplumun, medyanın ve özellikle de kamu kesiminin, yani devletin kanun koyucunun, kanunu uygulayıcıların... Uygulanmadığında bunun hukuksal yaptırımları üzerinden... ...harekete geçecek hukuk sisteminin, yargı sisteminin... ...topyekûn bir şekilde hayatı sarmalaması gerekiyor ki... ...burada biz sadece markaların yaptığı iletişime bağlı olarak... ...bir beklenti içerisinde de olmayalım. Ama şöyle bir şey var tabii, dünyada ve Türkiye'de... ...bu global dünya düzeni içerisinde iletişimini özellikle dikkate aldığımda... ...yani bu meseleleri konuşuyor insanlar. Bir de somut olarak yaşıyor. Yani işte kar yağmıyor, yağmur yağmıyor. Ya da ne bileyim, Ocak ayında bahar... Yangın çıkıyor Los Angeles'ta mesela. Los Angeles'ta yangın çıkıyor. Bildiğimiz yangın gibi de olmuyor bu. Dolayısıyla bunlar çok somut. Toplumun bizzat deneyimlediği konular olduğu için. Buradan tabii bir adresleme yapılıyor. Yani bunun nedeni budur. Budur dediğimizde sürdürülebilirliğe kapı açıyor.

Hocam burada bir ekstra soru sormak istiyorum. Yani sonuçta üç tane harften bahsediyoruz ya. E, S, G harfleri. Burada biraz sadece Türkiye için değil, hatta dünya çapında da biraz indirgemeci bir şekilde özellikle E'nin yani çevre tarafının fazlasıyla öne çıktığını söyleyebilir miyiz? Orada da hani konu çevre tarafında da sadece işte yenilenebilir enerjiye, ne bileyim işte diğer sürülebilir kaynaklara, çevreye indirgendiğini söyleyebilir miyim? Çünkü işin gerçekten social governance boyutu da bu kavramın önemli parçaları olmasına rağmen konuyu biraz da sanki daha dar bir ölçekten ele alıyor gibi.

İnsanlar. Kesinlikle yani bu işin bu sürdürülebilirlik kavramı daha ortaya çıkmadan... ...zaten yeşil çevre kavramlarıyla meseleyi anlatmaya başlamıştık. Yani insanlık tarihinde durum böyle bir yerden başladı. Almanya'da Yeşiller Partisi söz gelimi. İşin sosyal tarafı çok fazla dillendirilmedi o yıllarda da. Yönetişim meselesi, ahlak meselesi, hesap verebilirlik meselesi. Dolayısıyla bu bir iletişim süreci içerisinde doğal olarak vardığımız bir nokta. Bunu kırmak kolay değil. Ama söz gelimi toplumsal cinsiyet meselesini böyle kozmatik, lüks bir kavram almaktan çıkartıp... ...gerçekten bunun hayatın içerisindeki karşılıklarını, iş hayatındaki, ekonomideki karşılıklarını ve de... Sürdürülebilirliğin ana meselesiyle bunların ilişkilendirmesini anlaşılır, etkili bir iletişimle sürdürülebilir kılmak lazım. Yoksa sürdürülebilirlik dediğiniz gibi sadece çevreyle ilgili, yenilenebilir enerjiyle ilgili değil. Bunlar tabii ki çok önemli ve gündeminde

Hani parçası mı? Parçası. Söz gelimi yani şimdi zannediyorum konuşuruz bilmiyorum ama Trump'ın yeniden seçilmesiyle birlikte müstesni bir şeyle, tavırla değil mi? Sarkastik bir şeyle bu yenilenebilir enerji ya da neymiş kadınla erkek var sadece. Türünden yaklaşımları bile bence çok dikkatle hani konuşulması, izlenmesi gereken konular. Konu çok önemli bir noktaya doğru ilerlemiş halde. Siz de söylediniz. Birazdan o konuyla ilgili elimizde veriler var. Onları da paylaşacağız. Trump'ın özellikle son dönemdeki söylemleriyle ilişkili Amerikan toplumunun yaklaşımına dair. İş dünyası genel olarak tüketici tarafında bir aksiyona davet edilirken ama bir tek tip aksiyonun da çalışmadığını görüyoruz biz. Bunu da yaptığımız araştırmalarda da tespit ediyoruz. Dolayısıyla aslında her alanda

aksiyon haritalarında farklılaşma olması gerektiği gibi burada da farklılaşmaya ihtiyaç var. Bireyleri de bu kavram etrafında, hani kavram deyince de sürdürülebilirlik kavramını bütünsel olarak ele almaktan bahsediyorum. Sadece çevre boyutuyla değil elbette. Yönlendirmeye de ihtiyaç var. O zaman da aslında sizin bireylerin birbirinden nasıl farklılaştığını da anlama ihtiyacınız var. Çünkü burada da bir topyekun bakış açısı söz konusu değil. Bu da bizi segmentasyon araştırmasına getiriyor. Yani topluma, alt gruplarda bu konuya bakış açısı nasıl ayrışıyor? Bu grupları birbirinden ayıran nitelikler, bakış açısı farklılıkları nelerdir? Bu yüzden aslında biz bu konuda bu sınıflandırma araştırmasını yaptık.

Ben segmentasyon kelimesinden özellikle kullanmadım daha net anlaşılsın diye. Toplumu alt gruplarına ayırdık. Bu araştırmada anlamaya çalıştık o grupların birbirinden nasıl ayrıştığını. Şimdi Sezi'den rica edelim bize o gruplardan bahsetsin.

Dediğiniz gibi sürdürülebilirlik konusu tek bir çatı altında, tek bir stratejiyle ilerlemiyor. O zaman da markalara bir ışık tutup, peki stratejileri nasıl çeşitlendirmek lazım bu grupları anlayıp, kıyaslayarak diye bir araştırma yürüttük bu segmentasyon çalışmasında. Beş tane grubumuz var sürdürülebilirlikle ilgili olarak. En aktiften, bu konuda daha az aktif olan kesime doğru ilerleyen beş gruptan bahsediyoruz. En aktif olan grup değişim öncüleri ve Türk toplumunun %17'lik bir grubunu oluşturuyor bu kişiler. Sürdürülebilirlik konusunda çözümler sunmaya ve gerektiği için değişim için kendini ortaya koymaya hazır bireylerden bahsediyoruz burada. Aslında bir süreç gelsin ve ben onu uygulayayım değil, sürecin içinde olmak isteyen, projelerin içinde olmak isteyen ve gerekirse fikir vermek isteyen gruptan bahsediyoruz.

ve yenilikçi sürdürülebilir stratejilerin öncüleri olarak ön plana çıkıyorlar. İstekli destekçiler ikinci grubumuz, Türkiye'nin %21'lik grubunu oluşturuyorlar. Bunlar sürdürülebilirlik konusunda aktiflikte biraz daha değişim öncülerinden geri plandalar ama büyüklük olarak en büyük grup diyebiliriz. %21'lik grup olarak sürdürülebilirlikte aktif olmak isteyenler arasında.

Bunlar aksiyon almaya hazır ancak çok fazla ne yapacaklarını bilmiyorlar. Aslında hem bunun için daha fazla zaman harcamaya gerekirse belki maddi olarak kararlarını değiştirmeye de hazırlar ama markalardan, devletten vesaire bu konuda bir yönlendirme bekliyorlar ve biraz daha bizimle birlikte bunu şöyle yapabilirsin gibi bir tonla yaklaşabileceğimiz bir grup. Seçici gerçekçiler üçüncü grubumuz Türkiye'nin yüzde on altısını oluşturuyorlar. Bu grupta yine sürdürülebilirliğin öneminin farkında ancak birazcık daha gündelik konularda hani çalışan bir kesimden de biraz daha çok bahsediyoruz burada. Dolayısıyla da biraz daha çözümlerde seçici davranıyorlar. Her çözümü hayatı geçirebilecekleri zamanı olmadığını düşünerek. çok daha somut çıktıları olan çözümlerle ilerleyebileceklerini söylüyorlar. Dolayısıyla burada biraz bu konuda konuşurken bu gruba çok daha etkili, güvenilir, somut çözümler sunmamız ve çıktıları da paylaşmamız gereken bir gruptan bahsediyoruz. Öte yandan daha az aktif olan gruplarda sessiz kabulleniciler var. Dördüncü grubumuz. Bunlar Türkiye'nin yüzde 21'ini oluşturuyorlar. Bu grup artık birazcık daha Türkiye'deki ekonomik durumdan dolayı sürdürülebilirliği biraz geri plana atıyorlar.

Ancak yine de çok da fazla diyelim ki hani tabiriyle parmakla gösterilmemek için, hani hiçbir şey yapmadığını göstermemek için biraz daha aktifler, özellikle bu grubu aktife etmek için onların lokalde bulundukları, kendi gerçek hayatlarına dokunan sürdürülebilir çözümleri hayata geçirmemiz gerekiyor diyebiliriz. Uzaktan izleyenler ise beşinci grubumuz Türkiye'nin yüzde yirmi dördü. Bu grup hani artık ekonomik durum o kadar önemli ki bu artık sosyal eşitsizliği pekiştirse bile kesinlikle hani devlet, hükümet biraz daha bu konuya odaklanmalıdır, ekonomiye odaklanmalıdır. Ne yazık ki sürdürülebilirlik benim gündemimde çok yok diyor. Yani toplamına baktığımızda aslında değişim öncüleri, istekli destekçiler ve seçici gerçekçiler olarak toplumun yüzde elli dördünün bu konuya gerçekten önem verdiğini

çözümlere cevap verdiğini, markaların bu konuda beklentilerinin yüksek olan bir gruptan olduğunu söyleyebiliriz. Ve aslında 15 ülkede yapmıştık bu çalışmayı. Uluslararası olarak global olarak da çok da farklı bir ortalama da değil. Bu üç grubun %54'lük toplamı globalde de %56 oranında.

O yüzden aslında biz biraz daha Türkiye'de de bu konuyu konuşmak, buna göre çözüm geliştirmek potansiyel diyoruz ama Haluk Hocam sizin dediğiniz gibi tabii her gruba çözümün daha uygun bir şekilde stratejik olarak adreslenmesi gerekiyor. Yoksa dediğiniz gibi güzel bir beyan var, güzel bir potansiyel var ama aslında bu gerçekten davranışa dönüşecek mi? Bu işte birazcık markaların geliştirdiği stratejilerle de ön plana çıkabilecek gibi duruyor. Bu arada tabii şunu da ben yine de hani not etmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Birçok konuda olduğu gibi dünya üzerinde yani tartışmaya konu olan birçok meselede olduğu gibi burada da toplumların yaklaşık eşit şekilde ortadan ikiye yarıldığını görüyoruz. Hani bizim global trendler araştırmasında gördüğümüz bir şey vardı hani bölünmüş toplumlar trendi. Toplumların birçok konuda yani sadece bu konuda değil yani pek çok konuda birbirine çok yakın oranlarda iki farklı kutba dağıldığını görüyoruz. Bunun bir örneğini de burada görüyoruz yani her ne kadar gerçekten yüzde elli dört yine de tabii ki umut verici bir oran yani bunu ıskalamamak lazım ama burada bile hala aslında toplumun yarısının daha o noktada olmadığını da not etmek lazım diye düşünüyorum hocam ne dersiniz? Kesinlikle aynı fikirdeyim. Çünkü yani yine çok iyi bildiğimiz gibi beyanla davranış arasında her zaman büyük bir açık oluyor. Yani değerler üzerinden konuştuğunuz vakit, işte sürdürülebilirliği bir değer olarak kabul ettiğimizde onun yanında yer alıyor. Ama o değerle, o sürdürülebilirlik...

Hani durumunun içermediği bir davranışı yaptığında da hiç ondan rahatsızlık duymuyor. Dolayısıyla burada algılar ve algıların üzerinden meselenin yönetilmesi daha büyük önem taşıyor. Yani genel olarak değerler üzerinden toplumun ayrıştığını görüyoruz. Ama tersinden şimdi bakıyorum. Davranış bazında, algılar bazında o kadar ayrışmıyor. Bu önemli bir tespit gibi geliyor bana. İkincisi söz gelimi markalar üzerinden bu segmentasyonun bize ne söylediğine bakmak gerekirse gerçekten bir kere meseleye bu segmentasyon üzerinden değerlendirilmesi son derece önemli. kritik bir konu. Sizin böyle bir segmentasyon çalışmasını hem Türkiye'de hem de globalde hipsters'ın yapmış olması da bu açıdan çok önemli. Çünkü gerçekten stratejik doğru kararlar alınabilmesi doğru segmentasyon yapılanmalarına bağlı. Şimdi yani toplam olarak yüzde elli dört iyi bir şey gibi görünmekle birlikte uzaktan izleyenler yüzde yirmi dört söz gelimi. Bunu ben çok daha hani eğlen basında yüksek olacağını düşünüyorum. Ki söylem bazında dahi dört kişiden biri hiç az değil yani. Hiç az değil. Şimdi neden böyle? Yani bu insanlara bu konular niye sıcak gelmemiş, niye hayatların içine çekilmemiş diye baktığımız vakit... ...en büyük gerekçe günlük hayat telaşı, gailesi olarak karşımıza çıkıyor. Bunların gündeminde karnını doyurmak meselesi önemli. Çocuğunu sağlıklı bir şekilde yetiştirebilmek, eğitim meselesi. Varolma mücadelesi. Şimdi Türkiye'ye baktığınız vakit bu varolma mücadelesini derinden hissetmeyen kim kalmadı ki yani? Bu meseleler dolayısıyla lüks bir mesele gibi görünüyor. Yani çöpün ayrıştırılması konusu, işte kadın erkek eşitliği meselesi, şirketlerin markalarına hesap verme meselesi, hükümetin bu konuda duyarlı davranma meselesi. Çünkü bu sene içinde sonucu alınacak şeyler değil.

Belki bir sonraki nesle hizmet edecek şeyler ama insanlar bugünü kurtarma derdinde. Bu önemli bir faktör. Yani bunu kimse reddedemez. Siyaset kuranlar da bunu dikkate almak zorunda. Şirket stratejisini şekillendirenler de. Bununla birlikte burada şöyle bir şey var. Yani dünyada değerlerle ilgili... İnsanların bugüne ve yarına bakışını temellendiren, onlara rehberlik eden kırmızı çizgilerle ilgili de ciddi bir muğlaklık süreci yaşanıyor. Çözülme, erozyon dediğimiz durumun da burada ekonomik faktörler kadar önemli olduğunu söylemeliyiz. Yani sözün arkasında durma, tutarlı olma gibi değer içeren meselelerde ciddi şekilde müthiş bir çözülme var. Dün dündü rahmetli Demirel'in söylediği, bugün bugündür neredeyse dünyanın motto haline geldi. Böyle olunca da biraz önce belirttiğiniz uzun dönemli, bırakın orta dönemli bile bu konulara ilişkin beklentileri yerine getirme hususunda ciddi sorun yaşanıyor.

Hatta yani bunlar o kadar da önemli değildir iddiaları var yani bir taraftan. Tam tersi bunlar yoktur. Yani geçtim önemsizliğini. Bunlar yoktur. Bunlar hatta yanıltıcı propagandadır. Karşı iddiaları bile var yani. Kesinlikle var ve hatta yani argüman olarak değerlendirildiğinde de haklılık payları yok değil. Yani sanayileşmiş zamanında kalkınmış ülkeler... Kalkınma süreçlerinde doğaya zarar verdiler. Efendim, sınırsız bir şekilde yapmak istediklerini yapabilir oldular. Ondan sonra dünya çevresel anlamda ciddi problemlerle karşılaşınca... ...bunun engellenmesine yönelik, sınırlandırılmasına yönelik... ...dolayısıyla maliyetlerin, yatırımların artmasına yönelik politikalar geliştirdiler.

Ve de gelişmekte olan ülkeler için de tabi engel teşkilatı. Şimdi düşündüğünüz vakit evet, yani sanayileşmiş ülkelerin çıkarttığı problemin bedelini gelişmekte olan ülkeler ya da gelişmemiş ülkeler, çünkü dünya ülkeleri bu konuda yasal anlamda yapmaları gereken yatırımları yapmaları ve dolayısıyla ürettikleri mal ve hizmetlerin bedellerinin artmasına yol açan sonuçların yükünü de taşımak zorunda kalıyorlar. Düşündüğünüz vakit burada bir sosyal adalet problemi varmış gibi görünüyor. Bunun bedelini o zaman sanayileşmiş ülkeler büyük ölçüde ödesin deniyor. Bu da çok tartışılan bir konu malum. Burada ironik olan sanayileşmiş ülkelerin bazılarının da bu konuya aynı şekilde karşı propagandayla yaklaşmaları. Yani ilginç olan yani başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tabii. Bir izin verirseniz bir şey daha burada söylemek istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri dediğiniz için. Esas mesele şirketlerin bu kar maksimizasyon hedefleriyle ilgili noktada ortaya çıkıyor. Yani bir şirket bütün stratejisini, karını maksimize etmeye yönelik kuruyorsa, o zaman burada sürdürülebilirlik adına... ESG'nin E'si de S'si de G'si de açıkçası güme gidiyor. Yani samimi olmadıklarını anlıyorum ben. Dolayısıyla bu ekonomik ve bu işletme anlayışının radikal anlamda değişmesine bağlı, sürdürülebilirlik konusuyla ilgili çalışmalarda doğru başarılı adımların atılabilmesi. E tabi bu sonuçta bir devrim niteliği taşıyacaksa herkesin ekonomik, hukuki, politik bedeller ödemesi de gerekecek. Yani markalarında, toplumlarında, devletlerinde, hükümetlerinde üstüne düşen, bedel ödeme manasında yapması mutlaka gerekecek. Çünkü son derece radikal bir zihniyet dönüşümünü gerektiriyor. Devrimden kastım o aslında yani. Neredeyse devrim niteliğini taşıyacak kadar radikal bir zihniyet dönüşümü ihtiyacı. Ama bunu dillendirdiğiniz vakitte kaçırtıcı olabilirsiniz. İnsanların ürkmesine yol açabilirsiniz. O yüzden iletişimini doğru yapmak yani stratejik olarak da çok önemli.

Şimdi şey demişken yani şirketlerin sürdürülebilirliği merkezlerini alması noktasında hani bu konuda da bedel ödemek adına bir şeyler yapmasıyla ilişkili olarak bizim Ipsos Global Trendler Açılmasında insanların çok büyük bir kısmının baskın şekilde %84'ünün iş dünyasının amacının sadece kar amacı gütmek olmaması gerektiği düşüncesinde olduğunu görüyoruz. Mutlaka topluma geri kazandırmayı da şirketlerin hedefleri arasına alması gerektiği gibi bir beklenti var. Bu çok baskın şekilde var bir taraftan. Bu mesele biraz önce Sezi'nin bahsettiği değişim öncüleri grubunda hani bunun bayraktarı olmak isteyen gruptan bahsediyoruz. Yüzde doksanları aşıyor bu beklenti oranı. Dolayısıyla da iş dünyasının da bu konunun artık yeterince farkında olduğunu düşünüyoruz ve aksiyon almak için de yalnızca ortalamalar üzerinden hareket etmek yerine daha cesur kararlar alması gerektiği gibi bir noktadayız. Çünkü ortalama kararlar %80-90 seviyesindeki beklentileri karşılamaya yeterli değil. Tabii bu o sırada siz de dediniz yani bir anda değil, belki tüketiciyi de işin içine entegre ederek belki orta uzun vadeli bir geniş bir algı değişimi de yaratan

İşte eğitim, insanların birbirini de eğittiği, tüketicinin de eğitildiği bir süreç yaşanması gerekiyor diye düşünüyorum. Bizim Ipsos'un globalde elli ülkede gerçekleştirdiği global trendler araştırmasından aslında hani arada böyle alıntılar yaparak devam ediyoruz. Orada iklim konusu, yani ESG'nin E'si başlıklardan biriydi. Bunun dışında biraz önce de ben atıfta bulunduğum bölüm, şu toplumlar konusu da özellikle kritikti. Yine bu beş tane alt grubun birçok başka konuya olduğu gibi aslında bu trendlere de bakışlarında farklılaşmalar olmuştu. Onunla ilgili olarak da araştırmadan bir takım verileri sizden rica edelim izinle paylaşsın.

Tabii. Global trendlerde iklim odağı öne çıkan ilk 9 başlıktan biri. Türkiye'de de bireylerin %75'i iklim değişiminin çok önemli bir kriz olduğu konusunda hemfikir. Segmentler bazında baktığımızda da değişim öncülerini bu konuda en çok ayrıştıran başlığın bu konunun artık öncelik aksiyon olarak öne çıkması gerektiğini savunmalarından görüyoruz. Yani evet bu bir problem diyorlar ama aynı zamanda da aksiyon alınmalı net bir şekilde diyorlar. Bu grubun %69'ı herkesin bu konuda net aksiyona artık davet ediyor.

İklim dışında da tabii konunun çevre kısmı dışında da sosyal kısımda global trendlerde bölünmüş toplumlar konu başlığını görüyoruz. Bu konu aslında Türkiye'de daha da kritik bir durumda çünkü sosyal kısma işaret ediyor sürdürülebilirlikte ve gelir eşitsizliği, cinsiyet eşitsizliği, yaş ayrımcılığı ya da göçmenlerle birlikte yaşanan bölünmüşlük gibi konulardan dolayı sürdürülebilirliğin sosyal adalet kısmına çok önemli bir damga vuran alanı diyebiliriz. Burada bu tür eşitsizliklere önem veren segmentler Markalardan yapıcı aksiyonlar artık bekliyor ve segmentler bazında görüyoruz ki değişim öncülerinin yüzde seksen beşi, istekli destekçilerin ise yani ikinci grup aksiyon almada önemli gören yüzde altmış altısı sosyal adaletsizliğin toplumda artık çok önemli bir konu olduğunu, sorun olduğunu ön plana çıkartıyor. Tabii trendlerde sürdürülebilirliği çok şiddetli bir şekilde destekleyen bu iki başlık iklim odağı ve bölünmüş toplumlar dışında başka bir başlık var ki acaba hani sürdürülebilirlikle bir tezat oluşturuyor mu diye bir soru işareti bize çıkartıyor. Bunlardan bir tanesi yeni nihilizm, bir tanesi de bireyselciliğe kaçış. Bu trendler birazcık daha günümüzün ekonomik ve sosyal eşitsizliklerinden dolayı uzak geleceği artık daha az planlama ve anı yaşamaya odaklanma toplumun çok da fazla bütününü değil artık daha kendi bireysel hayatına dönüşü getiriyor beraberinde. O zaman da konu bu anı yaşama arzusu ve bireysellik konuları sürdürülebilirliğe çok da fazla önem vermemeyi mi getirecek? kısmını getiriyor. Aslında burada da yine segmentleri detaylı olarak incelediğimizde gördüğümüz burada özellikle yeni nihilizmi çok fazla ön plana çıkartan seçici gerçekçiler grubu. Bunlar da Türkiye'nin yüzde on altısını oluşturan bir gruptu. Evet bunlar daha fazla toplumun genelinde yarın kendi başına çaresine bakacak diyenlerin oranı yüzde altmış iki iken seçici gerçekçilerde bu yüzde altmış dokuz yani çok da fazla

geleceği düşünmeden ben bugünüme bakarım kazandıklarımla hayatımı yaşamaya bakarım diyen bir grup ancak bu segmente detaylı baktığımızda aslında hem biraz daha çalışan grup olduğu durumdan dolayı maddi gücü sayesinde hem de çözümleri uygulamadaki kararlılık seviyeleri sayesinde biraz daha sürdürülebilirlikte etken bir çözüm gördüğünde çok daha fazla hızlı karar alabilen ve bunu uygulayan bir grup da olduğunu aynı zamanda görüyoruz yani biraz daha Burada noktasal bir atış hedefiyle gerçekten iyi bir hedef ve çözüm sunarak bu grubu hatta sürdürülebilmek için daha fazla harcamaya bile entegre edebiliriz. Ancak konu burada şeye denk geliyor da biraz sürdürülebilir çözümün çok da fazla andan ve bugünden uzak olmadığı mesajıyla da biraz ilerlemek biraz daha aslında belki de bazen eğlenceli çözümlerle de bunu sunmak gerekiyor. Hala anı yaşama arzusunda olanların yüzde yetmiş üçünün sorumluluk sahibi markaları almayı tercih ettiklerini görüyoruz. Dolayısıyla çok da fazla gelecekten vazgeçmiş durumda değiller diyebiliriz. Konu aslında yine aynı eksene dönüyor biraz. Tüketici trendlerini anlamaya ve sürdürülebilirliğin bu trendleri hangi alanını bağlamaya çalışacağımıza bakarken yine farklı gruplardaki farklı motivasyonları kesinlikle anlamak, keşfetmek ve buna göre strateji geliştirmek gerekli.

Burada aslında enteresan bir tespit oluşuyor. Yani biz biraz önce beş gruptan bahsettik. Bunun iki tanesi daha aktif tarafta, bir tanesi daha nötrü tarafta, iki tanesi daha pasif hatta nevetif tarafta yer alıyordu bu konuya dair yaklaşımları itibariyle. Şimdi buradaki trendler bize bu grupların, bu davranış biçimlerinin arkasındaki gerekçelere dönük...

bir takım ipuçları da veriyor yani bu konuştuğunuz trendler. Yani baktığınızda özellikle daha aktif tarafta yer alanların gerçekten de işte iklim konusunda bölünmüş toplumların alt başlıklarına baktığımız zaman oradaki işte geli eşitsizliği, cinsiyet eşitsizliği, işte yaş ayrımcılığı, göç konusu gibi konulardaki hassasiyetlerinin onları oraya doğru yönlendirdiğini görüyoruz. Yani daha aktif olan gruba dahil ettiğini görüyoruz bu insanları. Ama diğer tarafa döndüğümüzde Tabii ki bir taraftan var olma mücadelesinden bahsettik biraz önce. Bu mecburiyetten, ekonomik krizle mücadeleden kaynaklandığı gibi... ...bazı durumlarda kişisel tercihlerden de. Yani daha anın keyfini çıkartma, daha kendi içine dönme... ...toplumun bu işleri kendisinin dışında, kendi başına bir şekilde halledeceğine inanma... ...veya böyle olması gerektiğini düşünme gibi gerekçelerle... ...insanlar aslında iki uca doğru savruluyorlarmış gibi gözüküyor. Siz ne dersiniz hocam?

Gayet güzel açıkladınız. Aslında ilave edecek çok fazla bir şey yok gibi görünüyor. Şu noktaların altını ben de sizinle birlikte çizmek isterim. Bir kere yani bu ekonomik meselelerle ilgili yaşanan sıkıntılar tabii insanları daha pasifize etti. Yani günlük hayatlarında karınlarını doyurmak, günü kurtarmakla ilgili çabalar diğer

alanlara yönelik duygularını da, eylemlerini de, düşüncelerini de büyük ölçüde örttü, daralttı. Şimdi böyle bir gerçeği öncelikle kabul etmemiz lazım. Çünkü zor bir dönemden geçiyor Türkiye. Dünyada da birçok ülkede benzer sıkıntılar var, savaşlar var, enerji problemleri var, işsizlik var. Yani globalde de çünkü benzer bir durum söz konusu bildiğim kadarıyla. O yüzden bu bir...

Olgu. Bu arada hocam araya gireyim sözünüzü. Tabii. Vallahi kesecekten. Yani bir de biz bir pandemi yaşadık ya. Tabii tabii. Pandemi bence her iki grubun da büyümesine yol açabilir. Yani hem pozitif taraftakilerinin çünkü bir taraftan gerçekten çevre felaketinin nasıl bir şey olduğunu yani böyle büyük bir salgının nelere yol açabileceğini görüyoruz ve bunun yarattığı bir pozitif bilinçlenme varken bir taraftan da hem hani evlere kapanmanın içe kapanmanın

Daha bireysel hayatlar yaşamak mecburiyetinde kalmanın, toplumdan kopuşu körüklediği, hatta işte bunun devamında uzaktan eğitimin, uzaktan çalışmanın iyice sosyalleşmeyi sığlaştırdığı... Şimdi oraya gelecektim, evet. Böyle de büyük bir yarılma da yaşadık aslında biz. Yani Sidar Bey, bu pandemi meselesi herhalde tarihsel öneminin ötesinde... ...başka bir takım farklı yaşam biçimlerinin, dünyayı algılama biçimlerinin, korkuların... ...ve geleceğe ilişkin umutların ve beklentilerin değişmesine yol açtı. Ve daha biz bunun travmasını insanlık olarak üzerimizden tam olarak atıp... ...serin bir noktada meselelere bakar durumda değiliz.

Biz yetişkinler olarak belki pandemi öncesindeki hayata aşina olduğumuz için oraya hızla dönebiliyoruz da onun içinden gelen, ergenliğini o dönemde yaşayanların önümüzdeki dönemde nelerle karşılaşacağı veya topluma ne sunacağını bilmiyoruz. Son derece önemli bir durumdu ve ekonomik gerçekliğin de hem sebebi hem sonucu olarak da görülebilir ve devam ediyor bu travma. Bu da tabii ki insanların sürdürülebilirliğin meselelerine yaklaşımında önemli bir faktör olarak değerlendirmemizi gerektiriyor. Bir diğer nokta var. O da bu dediğiniz husustan yola çıkarak söylemek istiyorum. Yani segment bazında farklılıklar söz konusu olmakla birlikte insanların bu meselelere... ...ilişkisini sağlıklı ve deneyimsel, hani pazarlama lafı vardır ya... ...deneyimleyecek şekilde yaşamalarının alanını açmamız lazım. İletişimi tamamen bunun üzerine kurmak lazım. Bir seyirci olarak birileri yapıyor, onlar da izliyor, takdir ediyor... ...ya da hani bir eksikliği tespit edip, bunun üzerinden değerlendirme, eleştiri yapıyor... ...pozisyonunu bıraktıracak çözümler üretmek lazım.

Bu çok önemli, deneyim meselesi. Yani bizzat küçük adımda olsa, büyük adımda olsa... ...kendisi yapsın ve yaptığıyla kendisi yüzleşsin, hesaplaşsın ve sonuçlarıyla kendisi yaptığını değerlendirsin. Öğreten olmaktan yaşatan olma yani.

Kesinlikle temel formülün bu olduğunu düşünüyorum. Yani insanlardan eylem tarifleri üzerinden bir takım taleplerde bulunmak gerekiyor. Bu çok önemli bir husus. İkinci bir nokta, belirttiğiniz pandemiyle ilişkili olarak sosyalleşme konusu. Yani insanların sokağa çıkması gerekiyor. İnsanların kendileri gibi düşünenle önce buluşması gerekiyor. Birlikte güç birliği, dayanışma içerisinde belirli bir meseleye sahip çıkıp... ...onun mücadelesini verebilme duygusunu ve de somut sonuçlarını yaşaması ve görmesi gerekiyor. Biz günümüz coğrafyasında ve toplumsal atmosferinde birlikteliği kaybediyoruz. Atomize olmuş toplumlar söz konusu ve insanın insanla münasebetine yönelik çabaların ciddi şekilde engellendiği ya da yaşanmasının mümkün olmadığı bir ortam içindeyiz. Sadece Türkiye için söylemiyorum bunu. Örgütlü hayat, örgütlü hayat olmadan toplumsal mücadele, iklime yönelik de sosyal meselelere yönelik de yönetişimin

ana konularına yönelik de bir başarı elde edemez. Yani ben sizinle birlikte, sizin hanımla birlikte hareket edebildiğim ölçüde ve ortak bir dil üzerinden güçlü bir ses çıkartabildiğim ölçüde bir baskı grubu olabilirim. Artı bir başkasına örnek teşkil edecek davranışların ortaya çıkmasının tutarlı sürdürülebilir olma şansını yakalayabilirim. Bu mesele de çok büyük bir engel. Yani nihilizm falan dediğimiz şey aslında yani bir araya gelemiyorsunuz, birlikte konuşamıyorsunuz, birlikte bir hareketin parçası olamıyorsunuz. Bir muhalif sesi olarak ortaya çıkmaktan söz etmiyorum. Bir işi... ...ele alıp onun çözümünü üretmek konusunda kaynakların seferber edilip... ...bir koordinasyonla verimli, etkin bir sonuç elde etmek için gerekli bir akıl... ...ortaya çıkmıyorsa, çıkartılamıyorsa şu ya da bu nedenle... ...ki bunların başında işte korku meselesi var ya da işte yaptık da ne oldu şimdiye kadar...

türünden değerlendirmeler var. Bu da çok büyük bir engel olarak görüyorum. Yani kapsayıcılık, katılımcılık, dayanışma, işbirliği ve örgütlü bir mücadele. Bu ESG'nin hem S'sini hem G'sini toptan kapsayan bir şeyden bahsediyorsunuz. Kesinlikle. Tabii çok büyük irtifa kaybı var. Çok. Yani geçiyorum örgütlü toplumu. Yeterince sosyalleşebilen, bir araya gelen, hani bir konu üzerinde güç birliği etmeye falan varmadan yani.

...sohbet edebilen, o ortamı yaratabilen toplum olma halinde dahi biz sonuçta... ...biz değil sadece yani. Genel olarak. Yani çok ciddi şekilde irtifa kaybetmiş durumda. Burada tabii sosyal medya gerçeğini de... Tam onu söyleyecektim ben. Yani unutmamak lazım. Evet. Ve yani jenerasyonlar ilerledikçe durumun daha da kötüye gittiği gibi bir...

durumda söz konusu maalesef. Öyle. Çünkü o sosyal medya ortamında insanın bir başka insanla yüz yüze teması ihtiyaç olarak zayıflamış durumda. Ya da bir yanılsama bu. Çünkü insanla teması etkileşiminin neticesinde benlik dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Sosyal medya üzerinden benlik yapılandırılması ciddi üzerinde durulması gereken psikolojik ve sosyolojik bir problem alanı. Ve yanılsamalar. Ve yanılsama.

Bu bireycilik ve de nihilizm dediğimiz problemli kavramların ortaya çıkıp... ...üzerinde konuşulur olmasının altta yatan temel değişkenlerinden bir tanesinde... ...bu sosyal medya meselesi oldu. Çünkü hayatı çok kolaylaştırıyor gibi görünüyor. Ama aslında çok zorlaştırıyor. Bu arada biraz önce söylediğiniz şey de burada atıfta bulunabilir. Yani orada da bir araya gelip bir birlik oluşturduğunu düşünüyor insanlar ama... ...bir başka yanılsama da bu. Kesinlikle bu. Orada bir baskı usulü oluşturmak, bir baskı grubu oluşturmak öyle sanıldığı kadar... ...büyük etki alanı yaratan şeyler değil ki karar vericilerin çoğu kez burada oluşan... ...büyük diyelim ki hani trend topikleri vesaireleri hani çok da kulak astıklarına söyleyemeyiz. O da bir başka yanılsam aslında hani insanların paylaşımda bulunarak bir konuda destek olması... ...veya protesto etmesinin hani kişisel tatmin yarattığı sosyal medya kullanıcıları üzerinde ama... sonuç üzerinde herhangi bir etki yaratmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bunu herhalde siz birçok araştırma nedeniyle tespit ediyorsunuzdur. Ben de kendi çalışma alanında büyük ölçüde bu kişiler arası iletişim, sosyal medya üzerine son yıllarda kafa yoruyorum. Böyle bir gerçeklikle ben de karşılaşıyorum doğrusu.

Buradan da şeye gelelim. Biraz önce de kısaca giriş yapmıştık Trump konusuna. Yani bu konu sürdürülebilik konusunda Türkiye'de globalde Trump'ın ikinci dönemiyle birlikte yeni bir dönem başladığını da düşünebiliriz. Kendisi hani her ne kadar yeni dönemini altın çağı olarak duyursa da biz bunun gerçekten hani nasıl bir çağı olup olmadığını merakla izleyeceğiz. Biraz da belki endişeyle

izleyeceğiz diye düşünüyorum yani dünya toplumları olarak. Biliyorsunuz daha hani görevi devralmadan dahi yani Green Deal'den Paris İklim Anlaşması'ndan çekileceğini ifade etmişti ve hatta hani bu anlaşmayı aşağılayarak bu anlaşmanın imzalanmış olmasını büyük bir aptallık olarak gördüğünü ifade ederek ve de arkasından da aslında hani dünyanın en büyük petrol kaynaklarına sahip olan ülke olarak bundan sonra çok daha fazla petrol üreteceklerini Daha önceki seçimlerde kullanılan bu drill baby drill ifadesini de kullanaraktan inauguration yani görevi devralma konuşması sırasında özellikle altını çizdiği bir şeydi. Tabi bunların hepsi aslında bizim ESG'mizin E harfiyle, çevre harfiyle doğrudan ilişkili. Belki ileride diğer harflere de bulaşacak konular. Çünkü yine aynı konuşmasının içinde biliyorsunuz

Bundan sonra sadece iki cinsiyet vardır ABD içinde diyerekten. Yine bence bizim sürdürülebildik konseptimizin bir başkası olan, bir başka parçası olan göçle ilişkide çok ciddi adımlar attığını biliyoruz. Yani sınır güvenliği üzerinden hareket ederekten. Keza yine hani Amerika'da doğan çocukların otomatik vatandaşlık kazanmalarıyla ilişkili yasaya dair de değerlendirmeleri var. Bunların hepsi aslında da S harfimize vuruyor. Tabii ki Governance'da yani yönetişimi de buna dahil ederekten yapıyor bütün bunlarını. Kendi elindeki bütün yönetsel gücü de kullananaktan. Biz İPSOS olarak Amerika'da 18 yaş üzerindeki Amerikan toplumunu temsil eden insanlarla bir araştırma yaptık. Burada sorduk yani bu konuları biraz çok özetle. Siz bize onu bir hatırlatabilir misin?

Biz özellikle bu Paris İklim Anlaşması'yla yaptığı açıklamadan sonra bir soruyu yönelttik. Amerika'da yapılı bu çalışma, Sedar Bey'in dediği gibi, Paris İklim Anlaşması'ndan geri çekilmesine Amerikan toplumunun yüzde otuz dokuzunun desteklediğini görüyoruz ve burada demokratlar ve cumhuriyetçiler arasında çok büyük bir fark var tabii. Toplumun yüzde otuz dokuzu desteklerken bu cumhuriyetçiler içerisinde yüzde yetmiş ikilik bir destek oranına sahip, oldukça yüksek. Yani bu da bizim bu program boyunca belki üçüncü, dördüncü kez atıfta bulunduğumuz bölünmüş toplumlar konusuna getiriyor bizi. Yani ESG öyle bir kavram ki zaten hani neyi tartışsak aslında bir noktada biz bu kapıya çıkabiliyoruz. Sizin yorumlarınızı alabilir miyiz hocam?

Ben öncelikle yorumumu yapmadan önce endişeli olduğumu söylemeliyim. Ben Medeket'te yazıyorum her ay. Bir küçük köşem var. Bu ayki yazımı da tamamen buna ayırdım. Yani gerçekten nasıl oluyor da insanlık Amerika'dan hani söz edelim. Cumhuriyetçilerin yüzde yetmiş ikisi Trump'ın bu kararlarını nasıl oluyor da destekliyor? Ben anlamakta zorluk çekiyorum ama benim gibi insanlar birçok konuyu anlamakta zaten zorluk çekiyor. Böyle bir tuhaflık da var. Çünkü dünyaya bakış, insana bakış, geleceğe bakışla ilgili argüman açısından, paradigma açısından müthiş bir farklılık var. Yani bu farklılık zaten bu bölünmüş toplumların nedenini oluşturuyor.

O kadar gerçek, o kadar açık seçik olanın karşısında böyle bir sonuçla karşılaşınca... ...bunca zamandır sürdürülebilirlik adına yapılan mücadelenin hiçbir işe sanki yaramadığını görmek insanı çok üzüyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri güçlü bir devlet. Avrupa'yla, Güney Amerika'yla, Kuzey Amerika'yla, Kanada'sıyla, dünyanın her tarafıyla aksesör olan etkisini derinden hissettiren bir ülke. Trump'ın aldığı bu kararların, ben sadece Amerika'yla sınırlı bir etki yaratmayacağını, Avrupa'sını da, Asya'sını da, az gelişmiş ülkeleri de, gelişmiş ülkeleri de çok olumsuz anlamda etkileyeceğini, etki alanının çok geniş olacağını düşündüğüm için çok kaygılıyım. Dolayısıyla sürdürülebilirlik konusunda bir gerilemeye yol açabilir endişesi yaşıyorum dünyada politika olarak ve eylem bazında. Şirketlerin çünkü stratejik olarak paradigmasında yeniden bir hizalama.

...yaptı. Dedi ki kardeşim maliyetleri arttıracak salak sulak yenilenebilir enerjiydi. Şuydu buydu. Bunlarla vakit kaybetmiyorsunuz. Ticaret önemlidir, para kazanmak önemlidir. Gerisi yalandır dedi. Gerisini hiç umursamayın dedi. Amerika yeniden büyük olacaksa, para kazanarak büyük olacak. Kazandığı parayla dünyada hakimiyetini insanların iliklerine kadar hissettirerek büyük olacak. Bunun da yolu böyle, politik doğruculukmuş, bilmem iklim meselesiymiş, oymuş gibi bunlar, kozmetik meseleler bunlarla vakit kaybetmeyin dedi. Bu bence kapitalist ülkenin diğer aktörlerine müthiş bir mesajdı. Ellerini rahatlat.

O bakımdan çok endişeliyim. İkinci, sosyal meselesiyle, sosyal hani mesele ve governance meselesiyle ilgili de insanlık adına kazanılmış olan değerlerin ve de mevzilerin kaybedilmesine yönelik de bir endişem var ciddi şekilde. Yani bu ne kadar gerçekleşir? Hani bazı değerlendirmeler yapılıyor. Amerika Birleşik Devleti'ndeki yasal sistem, siyasetin yapılanma ve de sürdürülme

...ve işte denge ve kontrol sistemlerinin Trump'ın bu söylediklerini hayata geçiremeyeceğini değerlendirenler var. Ben o kanaatta değilim. Yani bu kurallar değişir. Çünkü çok güçlü bir şekilde geldi. Var olan yargı sisteminin önemli insanlarını da kendisi atadı. Yani bilemiyorum. Ben oldukça bu konuda endişeliyim ve ümit et diyorum ama pek şeyim de yok.

Umudunda yok. Diğer kapitalist ülkeler bu meselede ellerini güçlendirmiş olacaklar. Sürdürülebilirlik konusunda, ne yazık ki son cümleleri böyle bitirmek istemez ama... Trump sonrası yeni politikalara, yeni stratejilere, gerçekten buna inanan ve bunun yani hayatın daha iyi yaşanması, insanların daha mutlu olması, çoluğunun, çocuğunun geleceğinin güvencesinin kıymetli olduğu fikrine sahip insanların... el birliğiyle yeniden meseleyi Trump sonrası değerlendirmesi gerekiyor. Ben kesinlikle katılıyorum işin kaygı endişe boyutuna. Yani baktığınız zaman dünyada hani bir zamanlar işte doğu batı ayrımından şimdi global kuzey, global güney, ayrımlarına geldik. Tabii bir zamanlar ağırlık merkezi olabilecek, önemli etki alanı sahibi olan Avrupa'nın, Avrupa Birliği'nin şimdi Rusya ve Amerika arasında sıkışmış bir pozisyonda olması, gerek yaşlanan nüfusuyla, gerek daha konformist, gerek daha ataletli tavrıyla eskiden oynadığı, oynayabildiği rolü oynamakta zorlanabileceğini, yani biraz önce siz de bahsettiniz, kazanılmış olan mevzilerin korunmasıyla ilişkili gerekli dirayeti, sürdürülebilir bir şekilde gösterebileceğine de çok emin olamıyorum ben bir taraftan maalesef. Diğer taraftan tabii Trump'ı eleştirdiğimiz hani endişeyi yaratan bu söylemlerinin bir çoğunun aynısını daha da belki daha da vahşi şekilde hayata geçiren bir Çin olgusu da var ki orada politik platform Amerika'daki gibi olmadığı için bunlar büyük infial de yaratmıyor.

doğallıkla gerçekleşiyor. Hani özellikle hani bir üretken yapay zekanın toplumu gözetleme panoptikon mantığıyla kullanıldığını da düşünürseniz bambaşka bir dünyadan bahsediyoruz. Çin tarafı için konuşuyorum. Dolayısıyla tabii endişe verici. Maalesef bu programı böyle kapatmak durumunda kalıyoruz ama biz bir taraftan da hani hakikati konuşmak için bu seriyi yapıyoruz. Hakikatte endişe verici ise altında çizmemiz gerekir diyorum. Çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ederim. Katıldığınız için ikinize de sağ olasın. Teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)