
719 kelime · ~4 dk okuma
Yine bir çarşamba gecesi uykuna eşlik etmek için güzel bir öykü ile karşındayım. Bugünkü öyküyü ben yazmadım. Bugünkü öykü sevdiğim bir arkadaşım olan Ayşegül Turan'ın kaleminden çıktı. Sizi onunla buluşturmak istiyorum. Bu vesileyle bana her zaman öykülerinizi gönderebileceğinizi de belirtmek istedim. Böyle seslendirmem istediğiniz öyküler olursa bütün yapmanız gereken bana bir e-mail atmak ya da bir mesaj göndermek. Hazırsanız başlıyorum.
Dört ay kilometrelerce yüzdüm. Denizde değil, zihnimde. Yüzüme dalgalar çarptı. Çocukluk öğretileri. Oysa ki Eylül ayına böyle girmiştik. Aşık olacak gibisin. Gözlerinde atıyor kalbin. Bir Eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun. Belki de sadece ben böyle girmiştim. Artık hiç bilemiyorum.
Şimdi dönüp bakınca sonsuz bir yazma hali ama işler ciddiye bineceğin de ortada yoksun. Bu, bir ilişkinin ilk oyun fazını başkalarıyla hep yaşamak gibi, hep karnı ortak olmak gibi, sınav zamanı çözülmesi gereken soru sayısını hep sayı problemi ya da doğru dağıtçı ile tamamlamak gibi mesela. Ya da ne bileyim, dondurma alıp külahını hiç yememek gibi. Böyle bedenin de dev neon ışıklarla ben ben ben yazıyor sanki. Tüm cümleler senden çıkıyor. Tüm düşüncelerinin odağı sen. Ağırlık merkezi sen. Odağı bu kadar kendisi olan biriyle daha önce hiç karşılaşmamıştım. Bazı günler sesinle sarılıyordun. Yalan söylerken sesinde bir hisset oluyordu, ufka bakıyordun. Oysa ben her şeyi konuşabileceğimize inanmıştım. Sense bu serbest konuşma alanını hiç kullanmadın. Güzel bir selfie çekmeyi başarınca şimdi içimdeki DJ çalıyor. Sen güzel kadın, hiç mi mutlu olmadın? Nihai sonu kabulleniyorum galiba. Beni uğurlamaya yalnızlığım gelsin. Aç biraz sesi.
Böyle sanki birbirinin yörüngesine giren iki gezegen birbirlerine en yakınlaştıkları anda çarpıştılar ve yörüngeleri boyunca birbirlerinden en uzak noktaya sarıldılar gibi hissediyorum. Vedalaşalım mı? Yıllar sonra tekrar bir şeyler hissettim ve hissetmek çok güzeldi. Zaten hoşlandığım her şeyin vücut bulmuş hali gibiydin. Benim sana ilk günden hayır demen bir mucizeydi zaten. Ben bir daha hiç sevmeyebilirdim. Sen bir daha hiç böyle sevilmeyebilirdin. Bunları söylemeseydim de hiç bilmeyecektin. Tanıdığım için mutluyum. Pişman da değilim. Olmasaydı merakımdan ölürdüm herhalde. Başlayınca bitmeye yaklaşıyor zaten. İkimiz de bunu biliyorduk. Bugün seni senden bağımsız sevmem lazım. Vedalaşacağız. İsminde saklı mevsimler keşfettim. Yaz bir ihtimaldi ve çok güzeldi. Eyman'ın sapından çıkmayacağından emindim. Ama ben yine de çevirdim. Sonsuz ihtimaller ülkesinde buluştuk. Bana öğrettiğin oyunu ben şimdi kendime unutturmaya çalışıyorum.
Kendi cephanemle vurulmak ne hoş demiştin. Senin bana karşı bir cephane nasıl olabilir ki? Senin yakınlaşma ezberinde bir şey var bende olmayan. Birden parlamalar, ıçınlaşmalar. Ezberin tartışmak olmuş. Oysa ki başka bir yakınlık mümkün. Sen görüşmek istedin, ben buluşmak. Benimkinde beklemek vardı. Öncesinde çokça özlemek. Tırnaklarım uzun, yüzümün ayva tuysuz, saçlarımın beyazsız olduğu günler vardı. Gelmedin. Tezgahta birikmiş bulaşık yoktu. En sevdiğim nevresim temizdi. Duşakabin bile kireçlenmemişti daha. Sen gelmedin.
Organik domateslere taze kekik ekleyip üzerlerine İtalyan zeytinyağı gezdirecektim. Pankeklere frambuaz ve bisküvi kreması. Kahveyi açmamıştım o sabah taze olsun diye. Gelmedi.
Son dilime zineyi vakumlu poşetimde beklettim. Buzluğa Ankara simidisi topladım. Tatlı niyetine bu kez dondurma yeriz dedim. Gelmedin. Ne giyeceğin bile belliydi. Evdeki hiçbir şey yeterince güzel değildi. Alışveriş yapıldı. Alınanlar denendi. Sen gelmedin. Birbirimize en yakın biziz gibi hissediyordum. Bir yıl boyunca sana uyanıp seninle uyumuştum. Sen gelmedin. Şimdi mi geleceksin?
Her sarılışın beni gittiğim yerden çağırdı. Sen bana geldin. Ben de gittiğim yerden gelmeye çalıştım. Bu kez daha uzun mesafe geldim. Sen de gülüşümle uzun kaldın.
Seni toplum içinde gördüğüm ilk gün, sende var olduğunu sandığım o yıldız tozu yere döküldü. Çünkü bence şimdi herkes gibisin. Eğer tekrar kalkabilirsem, yolun kalan kısmında kalbimi hiç kullanmayacağım. Hissetmesin. Kapansın tüm odacıkları.
Dağlandım. O kadar ki içimde bir yer öldü ve yaşasaydı nasıl hissederdi çok merak ediyorum. Böyle sanki bu senin için bir bilgisayar oyunuydu. O sığ dokunuşlar, tekrarlayan döngü, değişen isimler, yolda kazanılan puanlar gibiydi. Oysa onlar insan. Ben de bir candım. Devam edebildim ama çok üzüldüğüm günler oldu. Asfalta öptüm kaç kere. Kalkamayabilirim.
İlk geldiğin gün sormuştun bana ne düşünüyorsun bu adamla ilgili diye, ıssız adamla. Ben de Allah şifasını versin demiştim. O bile kendi içini tutarlıydı, ıssızdı ve öyle kaldı. En son sahilde derviş gibi boş volta atıyordu, gidip evlenip çocuk yapmadı. Ben o bir buçuk yılda Nil Nehri gibi geçtim senin ömründen. Yaşardı yaşardı, dönüp kık demedin.
Bu gördüğüm gerçekten senin kendi ışığın mı? Yoksa benim elimden alıp senin kullandığın ışığın yansıması mı? Artık biliyorum. Beni değersizleştirirken kendini yücelttin. Benim ışığımla parıldarken beni hiç görmedin. Ben de o parlaklığı gerçek sanıp kendi ışığımı kaybettim. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Herkese iyi geceler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.