Podcast

Keşke Benim Olsa: Haset Etmek

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Haset duygusu nedir, kıskançlıktan farkları nelerdir, birine karşı neden haset duygusunu hissederiz ve bu duyguyla nasıl başa çıkarız gibi sorular bu bölümde cevap buluyor. Siz de hayatınızın bir döneminde bir arkadaşınıza karşı bu duyguyu hissetmiş olabilirsiniz. Nedenleri ve çözümleri için Psikolog Dr. Gizem Sürenkök'e kulak vermeyi unutmayın.




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.104 kelime · ~16 dk okuma

Herkese merhaba. Geçtiğimiz günlerde kıskançlık konusu hakkında konuşmuştuk. Hatta ben böyle kıskançlık ve haseti birbirine ayırarak anlatmaya başlamıştım. Haseti de anlatacaktım derken kıskançlık o kadar çok o kadar çok yer kapladı ki haset konusuna fırsat kalmadı. Ben de size söz verdim. Daha sonraki haftalarda bir haset konusuyla ilgili bir podcast kaydederim demiştim. İşte bugün o podcastle karşınızdayım ve

Bugün böyle haseti enine boyuna inceleyelim istiyorum. Çünkü haset aslında çok sık hissettiğimiz bir duygu. Ve bence ilişkilerimizi çok etkiliyor. Özellikle arkadaşlık ilişkilerimizi, iş arkadaşlıklarımızı falan çok etkiliyor. Ve bu duyguyu anlayıp kabul etmeyi başarabilirsek kendi içimizde de çözebileceğimiz çok şey olduğuna inanıyorum. O yüzden hazırsanız hemen başlayalım.

Haseti bir tanımlayalım önce. Haset aslında başkasının sahip olduğu bir şeye duyulan arzu anlamına geliyor. Biz o şeye sahip olmadığımız için kendimizi kötü hissediyoruz. Bu iki kişilik bir dinamik aslında.

Transkriptin tamamını oku

ve benim sahip olmak istediğim şeyi halihazırda sahip olan o kişi arasında geçen bir duygu. Genellikle yancı duyguları diyeyim. Tatminsizlik, eksiklik, yetersizlik gibi duygular var yancı duyguların arasında. Nedir aklımıza gelen ilk örnekleri? Mesela ben yalnızım ama en yakın arkadaşım sevgili yaptı. Ya da işte aynı departmanda çalışan birkaç kişiyiz. Aramızdan birisi hepimizin umduğu terfiyi aldı. Ya da mesela sosyal medyada insanlar orada burada şurada tatil fotoğraflarını paylaşıyorlar. Biz o tatillere gidemiyoruz. Ya da mesela bire bir başarı elde ediyor, bir ödül kazanıyor. Biz onun yeteneğine, zekasına imreniyoruz. Bunlar hep örnekler, hatta şimdi söylemişken de eksik bıraktığımı fark ettim. Haset aslında imrenmek, özenmek duygularıyla aynı kaynaktan besleniyor. Haset sadece bence bizim dilimizde daha kötücül bir anlam içeriyor. Yani haset etmek, onun sahip olduğu şeyden dolayı kendimizi de özellikle kötü hissetmek. Çünkü aslında biz mesela başkasının yediği bir yemeğe de imrenebiliriz ya da başkasının gittiği bir şeye özenebiliriz. Burada bir kötücül duygu yok sanki. Yani bu dille ilgili bir mesele gibi geliyor bana. Aslında bu çok normal bir duygu olmasına rağmen bir günah olarak da tanımlanan bir şey. Haset. Biliyor musunuz? Bilmiyorum. Büyük günahlardan bir tanesi. Halbuki bu kadar insani bir duygunun günah olarak tanımlanması da çok enteresan. Çünkü aslında haset yörümsel olarak da bizim daha rekabetçi olmamızı ve motive olmamızı sağlayan bir yere sahip. Yani böyle hep aslında şunu söyleriz. Bir duygu varsa o duygunun bir işlevi vardır. Yani kendi kendine çıkmaz bir duygu. Bizim işimize yaramıyorsa o duygu oluşmaz hiç. Genel bir bakış açısında söylüyorum.

Ve yani haset de aslında toplumsal hiyerarşide hepimizin rekabetçi olması, daha ileriye gitmesi, kendi geliştirmesi için var olmuş bir duygu. Ve daha çok da aslında kendimizdeki yetersizliği idrak etmemizi sağladığı için haset duygusuna böyle bir burun kıvırmadan onu kucaklayacak şekilde yaklaşabilirsek o zaman aslında biz de ne gibi yetersizliklere işaret ettiğini daha kolay anlayabiliriz. Tabii bence haset aslında günlerimize şöyle daha fazla girmeye başladı. Sosyal medya arttıkça ve sosyal medyayı insanlar arkadaşlık ilişkileri kurmaktan ziyade kendi başarılarını ya da işte hayatlarının güzel taraflarını sergilemek için kullanmaya başladıkça iş değişti. Yani biz başka insanların yapabildiği ve bizim yapamadığımız şeyleri görmeye başladık sürekli. Bir şekilde de bu daha önce de konuştuğumuz bir şey ama işin arka planı hiç bilmiyoruz ya yani işte mesela bir programa kabul almış bir insanın aslında kaç tane red aldığını bilmiyoruz ya da işte bir işe başlayan bir insanın kaç tane mülakatı aslında çok kötü geçirdiğini bilmiyoruz.

Dün karşımda çok tatlı bir video çıktı instagramda çok fazla beğenilme almış. Bir Türk kız paylaşmış aslında yurtdışında yaşayan bir Türk kız paylaşmış. Ya video şeyle başlıyor. Kendisini öpen bir sevgilisi var böyle romantik bir anda. İşte siz burada büyük bir aşk hikayesini görüyorsunuz. Ama aslında çok da uzak olmayan bir noktada bizim aslında

bir ayrılık sürecinden geçtiğimizi bilmiyorsunuz işte siz beni burada mutlu bir hayat sürerken görüyorsunuz ama aslında bunu yapmak için benim hangi yollardan geçtiğimi bilmiyorsunuz işte kariyerimi başarılı görüyorsunuz ama ben bunun için kaç uykusuz gece geçirdim bilmiyorsunuz ya da işte şimdi beni böyle bir şekilde görüyorsunuz ama ben aslında hiç bu koşullarda büyümedim falan gibi böyle bir işin arka tarafını gösterdiği çok güzel bir video Bu hoşuma gitti çünkü aslında bütün mesele bu. Yani biz işte sürekli LinkedIn'de veya işte başka mecalarda ne kadar başarılı olduğumuzu paylaşıyoruz ama arka tarafta keşke ne kadar başarısız olduğumuzu paylaşsak. Bu eski Twitter'ı yeni adıyla X'de böyle ara ara şey oluyor ya. Bilmem kaçıncı kere terk edildiğimi bütün herkese duyurmaktan onur duyarım falan gibi paylaşımlar yapılıyor ya. Bence işte bunlar aslında daha gerçek, daha çok yaşadığımız doğrular diyeyim.

Tabii hasetten bahsederken, biz günlülük hayatta kıskanma kelimesini haset içinde kullanıyoruz. İngilizce'de de böyle bu arada. Halbuki derim gibi, ikisi çok farklı duygular. Kıskançlık, sahip olduğumuzu kaybetmekle ilgili bir duygu. Sahip olduğumuzu başkasıyla paylaşmaktan ve kaybetmekten korkmamızla ilgili.

Haset, başkasının sahip olduğuna bizim özenmemizle ilgili. Bu arada çok geçmişe dayanan hasetle ilgili hikayeler de var. Mesela çok tanrılı toplumlardan bize kalan, tanrıların, insanların sahip olduğu güzel şeylere haset ettiğini anlatan mitolojik hikayeler var aslında. Yani çok çok geriye dayandığını, bu duygu hakkında konuşulmaya başlanmasının çok çok geriye dayandığını anlatmaya çalışıyorum söylediğim şeyle.

Bence burada bu duyguyu ikiye ayırmamız lazım. Şöyle bir yerden, bir iyi niyetli haset diyelim. Yani böyle bizi, karşımızdaki insanın başarısının, kazancının, elde ettiği şeyin harekete geçirdiği, motive ettiği, geliştirdiği haset. Bunu ben de yapabilirim. Ya da işte onun geçtiği yollardan ben de geçebilirim. Ondan ilham alabilirim. Bu kısmı önemli. İlham almak. Ondan ilham alabilirim diyerek harekete geçmek. Yani mesela ben bunu kendimden de biliyorum. Bundan 6,5 yıl önceydi ben yakın işleri kurduğumda. İşte şimdi artık neredeyse 5 yıl olacak podcast yapmaya başlayalı. Ben bunları yapmaya başladığımda çok fazla yoktu buna benzer örnekler. Ve ben çok aşırı tatlı hala mesajlar, e-mail'ler alıyorum. Yani ben yaptığınız işi çok özeniyorum, çok hoşuma gidiyor. Ben de benzerini yapmak istiyorum. Nasıl yol gösterirsiniz ya da size destek olabilir misiniz? Şeklinde. İşte burada da aslında özenmek, imrenmek duygusu var ama bu çok iyi niyetli bir duygu. Yani ilham almaya evrilen bir duygu.

Ve bu arada yani özendiğin kişiye de yazdığın, bunu açıkladığın ve onlara destek aldığın bir yeri de var. O yüzden bence çok kıymetli. Buna benzer şöyle örnekler de verebiliriz. Yani mesela bir iş alanında kendine ilham almak için alanında çok başarılı bir insandan mentorluk almak. Mesela ben

Girişimci kimliğimle diyeyim. Çünkü biliyorsunuz mental sağlık uygulamamızı relate özelinde benim bir de bir girişimci kimliğim var. Girişimci kimliğimle çok farklı insanlardan mentorluk alıyorum ve o insanların başarılarından ilham alıyorum sürekli. Onların geçtiği yolları görüyorum, onların geçtiği zorlukları görüyorum. O yollardan ben de geçerken belki bir şey daha farklı yapabilir miyim? Bunu anlamaya çalışıyorum ki ben de başarılı olayım. Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir etkinlikte şey vardı, Türkiye'nin önemli unicornlarından biri Insider'dan gelen bir

...direktör vardı ve insider'ın büyüme hikayesini anlattı. Yani ben gözümde yaşlarla dinledim. O kadar etkileyici ki. Ve yani insanın geçtiği süreçleri görüyorsun. Aslında senin de o süreçlerin belki çok başında ya da ortasında olduğunu görüyorsun. Ve müthiş ilham alıyorsun.

Ve onların başarılarıyla gurur duyuyorsun aslında. Çok keyifli bir duygu. O yüzden bir iyi niyetli bir hasette mümkün. Dönelim bir de kötü niyetli haset. Yani başkasının sahip olduğu o şeyi hem ona yakıştıramamak hem de o kişiye zararlı Yani burada zarar vermek derken aklıma bir şey geliyor benim. Onun elinden onu almayı istemek gibi. Yani mesela bu tarifi o aldı ama asla hak etmiyor. Aslında ben daha iyiyim. Ya da işte keşke o bir hata yapsa da ben onun yerine ön plana çıksam. Yani onun böyle haset ettiğimiz insanın ayağına çelme takmayı istemek ya da biz çelme takmasak da bir şekilde onun bir engele takılmasını ve böylece bizim onun yerine daha başarılı olmamızı istemek gibi daha ağır bir rekabet içeren kötü niyetli bir haset de mümkün. Bu aslında ilişkilerimize en çok zarar veren şey.

Çünkü bu ilham almak değil, bu karşımızdaki insana zarar vermeyi hedefleyen bir düşünce. Mesela aslında baktığınızda sosyal medyada hiç tanımadığımız insanlar hakkında yazılan şeyler okuyoruz bazen. Özellikle anonim hesapların yazdığı şeyler okuyoruz. Burada da bazen o mesajların içeriğinin gerçekten kötü niyetti, haset içeriğini de görmek mümkün.

Şimdi bu hasetin çeşitlerinden filan da bahsetmişken isterseniz tam burada bir ara vereyim. Aradan sonra hasetin arkadaşlarımızdaki yerinden bahsedeceğim biraz. Birazdan görüşmek üzere. Arkadaşlar, konusa geçmeden şey söylemek istiyorum. Haset neden bu kadar güçlü? Neden aslında bizi bu kadar ele geçirebiliyor, etkiliyor? Birincisi, bence en önemlisi... ...haset aslında kendimizi eksik gördüğümüz, yetersiz gördüğümüz yerlerle yüzleşmemizi sağlıyor. En önemli tarafı bu. Yani hepimiz için bir ideal benlik kavramı var. Bir olduğumuz benlik, bir de ideal benliğimiz var. Ve o arada...

birçoğumuz için bir uçurum var. Yani tamam ben hakikaten hayatımda ideal benliğimdeyim diyen çok fazla insan yoktur. Olması da zaten iyi bir şey değil yani ideal bir benliğimiz olması bizim hayatımız boyunca bizi motive eden, daha ileriye gitmemizi sağlayan hedeflerimiz olduğu anlamına gelir. Bütün o hedeflere ulaşmak zorunda değiliz ama bir amacımızın ve hedefimizin olması hayatı anlamlı ve yaşanılır kılan bir şeydir.

O yüzden de ideal benlik kavramı işimize yarar. Ama ideal benlikle bugünkü, işte aktüel benlik diyelim, arasında çok ciddi bir uçurum olduğunda, çok büyük bir fark olduğunda, bu bizi zorlamaya başlıyor. O yetersizlik hissi, o ideal benliğe ulaşmak için daha yürümemiz gereken çok fazla yolun olduğunu düşünmek ve Bunun gözümüzde büyümesi, bunu yapamayacağımıza inanmak, bunun için yeterli kaynağa sahip olmadığımız ya da yeterli desteğe sahip olmadığımızı düşünmek bizi çok rahatsız ediyor. O yüzden de mesela bazen bazı başarıları elde etmiş insanlara kötülüyoruz. Yani tabii ki bunu yapacak çünkü onun parası var. Tabii ki onu yapacak çünkü onun güçlü bağlantıları var gibi şeyler söylüyoruz.

Doğruluğunu araştırmıyoruz bile ya da o insanın başarısının gerçekten bunlarla ilgili olduğunu bilmiyoruz bile. Ama bu tarz varsayımlarda bulunarak aslında biraz kendimizi rahatlatıyoruz. O şu demek çünkü benim öyle güçlü bağlantılarım olmadığı için ben zaten bunu yapamam. Bunu denemem bile, ya bile gelebilir bir noktada ya da işte tabii onun parası olduğu için bunları yapabiliyor.

Belki o insanın parası yok ve o farklı yöntemler buldu ve bunu yapmaya çalıştı. Bir nevi kendi zihnimizde bir kısa yol yaratmak, short cut yaratmak gibi yani. O yüzden benim için zaten bu mümkün değil. Böyle olunca hem o insanın sahip olduğunu düşündüğümüz imkanlara gıcık oluyoruz, hem de o insana gıcık oluyoruz, hem de o insanın başarısına gıcık oluyoruz. Böyle bir daha da dolu dolu

hissediyoruz bu duyguyu. Bundansa aslında biraz şeye bakabilmek yani o insanın güçlü bağlantıları varsa ve o şekilde ellettiyse diyelim ki bunu ben ne yapabilirim? Ben hangi yoldan giderek oraya ulaşabilirim? Ya da mesela diyelim ki bu mesela girişimcilikle çok yaşadığımız bir tecrübe olduğu için oradan örnek vereceğim. Diyelim ki başarılı olan bir markanın

Çok parası var. O yüzden onlar reklamı basıyorlar, yapıyorlar. E o zaman sen reklamı basamıyorsan o zaman ürünü daha iyi hale getireceksin de sen o reklamları basmadan o kişi zaten seni tanıtacak ve duyuracak. Yani farklı yöntemler var. Biz tek bir yere odaklanırsak zaten başarılı olmanın yöntemlerini kaçırmış oluyoruz. Şimdi podcast'ın son kısmında haseti nasıl daha sağlıklı hale getirebiliriz bunu anlatacağım. Ama ondan önce istediğim gibi arkadaşlıkla ilgili kısma girmek istiyorum. Çünkü hayatımızda en yakın olduğumuz insanlar ve en çok aslında haset duyabileceğimiz insanlar arkadaşlarımız. Bu da hasetin şu önemli özelliğine getiriyor beni ve bunu bilmenizi çok isterim. Mesela ben oturup, gerçekten zaten aslında haset edilecek bir hali kalmadı bence ama Elon Musk'a kıskanmıyorum mesela. Elon Musk'a haset etmiyorum mesela. Yani adam dünyanın en zengin insanlığından biri ve atıyorum onun kendine yeni bir özel jet alması benim ona haset duymama sebep olmadı çünkü benim zaten kendime özel jet alabilme gibi bir imkanım yok yani.

O kadar ekstrem bir şey ki onu benim zihnimde değerlendirip bunu haset edebilme şansım da yok. O yüzden herkes kendine yakın gördüğü, kendi kriterlerine en yakın bulduğu insanları daha fazla haset ediyor ve bu da daha çok arkadaşlarımız oluyor zaten. Mesela işte diyelim ki yani ben kendi alanımdaki insanları daha fazla haset etmeye meyilli oluyorum ya da kendi eğitim seviyemdeki insanları haset etmeye daha meyilli oluyorum ya da kendi ekonomik seviyemdeki insanları Çünkü dediğim gibi diğer insanların ulaşabilecekleri benim zaten radarıma girmiyor. Bunu olumlu ya da olumsuz bir anlamda söylemiyorum. Yani olduğu haliyle söylüyorum. O yüzden de arkadaşlarımız bizim en büyük referans noktamız.

Çünkü neden? Yani düşündüğünüzde çoğu zaman en yakın arkadaşlarımız, her zaman böyle olmadığını biliyorum ama çoğu zaman en yakın arkadaşlarımızla benzer eğitim seviyesine sahip oluyoruz, benzer sosyal ekonomik stüdyoya sahip oluyoruz, benzer ailelere sahip oluyoruz, benzer geçmişlerden geliyor oluyoruz, benzer mahallelerde büyümüş oluyoruz vs. vs. Öyle olunca onların ulaşabildikleri genelde benim de zaten ulaşabilme alanımda olan şeyler oluyor. O yüzden de bizi en yakın insanlar bu anlamda daha çok hasetliyor. duyuyorum. Peki, yani arkadaşımızın başarılarıyla mutlu olmak veya bunlardan ilham almak da mümkün ama bazen kötücül bir yere evrilebiliyor. Bunu nasıl fark ederiz? Biraz örnek verelim. Mesela baktık, arkadaşlarımızın başarılarını içten içe küçümsüyoruz. Hani böyle çok da önemli değilmiş gibi konuşuyoruz ya da çok da büyük bir şey başarmamışlar gibi küçültmeye çalışıyoruz onların başarılarını.

Ya da işte onların böyle güzel haberleri geldikçe mutlu olmak yerine kendimizi rahatsız hissediyoruz. Başarılarını onların emeklerine değil de şansa veya işte dediğim, az önce bahsettiğim gibi dış etkenlere bağlıyoruz. Ve zaman içerisinde kendimizi onlardan uzaklaşmış buluyoruz. Bunlar hep hasetin yani kötücül hasetin göstergeleri. Ve bunu arkadaşlarımızla gözlemlemek de aslında bizi çok üzüyor. Yani

şeyi fark ediyoruz bazen mesela biz birilerinden övgü alırken işte yaptığımız işe dair güzel şeyler duyarken yanımızdaki insanın bundan mutlu olmak bundan gurur duymak bizi yüceltmek yerine suratlarının asıldığını gerildiklerini hatta böyle bazen ışığı bizden çalmaya çalıştıklarını fark edebiliyoruz çok da üzücü bir şey Veya işte bizim her yaptığımızın altında bir şey aramaya çalıştıklarını, işte işimize, başarılarımıza ilgili konuştuğumuz zaman, dediğim gibi bunun böyle çok da büyük bir şey olmadığını bize hissettirdiklerini ya da işte diyelim ki Yurt dışında bir yere gitme hakkı kazandık. İşte zaten orası da çok kötü. Zaten orada da, işte ne bileyim, Türklere iyi davranmıyorlar. Zaten orada da yaşam koşulları hiç de zannettiğin gibi değilmiş. İşte ne bileyim, insanlar da yalnızlıktan mutsuz olup dönüyorlarmış gibi gibi. Aslında tabii ki doğru olabilecek ama o anda sırf bizim o hevesimizi kaçırmak, rüzgarımızı kesmek için söylediğini hissettiğimiz şekilde davrandıklarına çok üzülüyoruz.

Ya da işte bizim gerçekten çok emek harcayarak elde ettiğimiz bir şeyi bilmelerine rağmen, o emeğimizi tanıklık etmiş olmalarına rağmen durumu tamamen şansa veya az önce söylediğim gibi dış faktörlere bağladıklarında çok kalbimiz kırılıyor. Bazen mesela mücadelemizi yeterli bulmadıklarını hissediyoruz, bazen duyuyoruz falan. Bunlar işte arkadaşlıkların köküne dinamit koyan davranışlar ve gerçekten aslında iyi bir arkadaşlık değil tam anlamıyla. O yüzden yani bunda ne yapabiliriz, bunu bir yandan da aslında hasetle ilgili ne yapabilirizle bağlayacağım. Ve şuradan başlayacağım. Bir, bu gayet normal bir duygu. Yani başka bir insanın sahip olduğu bir şeye özenmek gayet normal bir duygu. Önce bu duyguyu normalleştirmek zorundayız. Evet, böyle hissediyorum. Onun yaptığını ben de yapıyor olmak isterdim. Onun kazandığı okulu ben de kazanmak isterdim.

Onun konuşulduğu kadar benim de hakkımda konuşulsun isterdim. Onun yazdığı bu yazıyı ben yazmış olmak isterdim. Bu okey. Benim kötü bir insan olduğum anlamına gelmiyor. Bu sadece benden önce bunu yapmış bir insana karşı hissettiğim bir duygu. İnkar etmem gerekmiyor bunu. İkincisi, neden bu durum benim için bir tetikleyici oldu?

Bu arkadaşımın belki daha önce elde ettiği bazı başarılar vardı. Neden bu sefer ben bundan daha fazla etkilenmiş durumdayım? Benim özellikle kendimi yetersiz hissettiğim bir damardan mı yakalandım şu anda? Ya da benim hiçbir zaman başarı olamayacağımı düşündüğüm bir yerden mi yakalandım? Ne oldu? Ne oldu da şu anda daha kötü hissediyorum?

Ama ikincisi, bu arkadaşın bu başarısından ben ne öğrenebilirim? Ya da bu insanın başarısından ben ne öğrenebilirim? Neyi o bu şekilde yaptığı da başarılı oldu? Benden farkı ne yapıyor? Benden... Daha iyi ya da daha kötü demiyorum, bakın. Benden farkı ne yapıyor? Ben buna benzer bir şey yapabilir miyim? Ya da ben bunu üzerine koyabilir miyim? Bunu geliştirebilir miyim? Sonra, bence çok önemli olan bir cümle şu.

Bu benim yolum, benim mücadelem, benim savaşım. Çok benzer geçmişlerden, çok benzer eğitimlerden vesaire geçmiş olsak da farklı insanlarız. Farklı kişilik özelliklerimiz var. Etrafımızdaki fırsatları sonuca çevirebilme yeteneklerimiz farklı.

Ya da her şey çok aynı ama mesela birimiz daha yabancılarla rahat konuşabiliyoruz, tanımadığımız insanlarla daha rahat konuşabiliyoruz. Diğerimiz, hayır böyle daha derinden kendi başına ilerlemeyi daha çok seviyor. Öyle olunca belki diğer insanlarla çok rahat konuşabilen bir insan daha hızlı başarıyı elde edebiliyor ama benim kendi yöntemimle ben biraz daha uzun süre sonra elde edeceğim bunu. Belki o insanın benden daha farklı bağlantıları var. Daha önce geçirdiği iş tecrübesi vs. bu tip sebeplerle daha iyi bir network'ü var ve o network ona daha yardımcı. Belki bende de aynı network var ama onun network'ündeki insanlar daha destekleyeceği insanlar var. Benimkiler değiller. Yani aynı şey olamaz. Birebir aynı şey olamaz. O yüzden ben kendi yoluma odaklanmalıyım. Onun yoluna değil de kendi yoluma odaklanmak zorundayım. Ondan ilham almak durumundayım.

Ve başkasının başarısını takdir edip kutlamakla değişiyor haset. Yani iyi ki yaptın. Bunun yapılabileceğini gösterdin. Böyle bir başarı elde ettiğin için bende artık bunun yapılabileceğini biliyorum ve benim için yolu açtın. Mesela bugün girişimcilikten çok örnek verdim ama yine şunu söylemek istiyorum mesela biz yaptığımız bir uygulamanın benzeri çıktığında aynısı demiyorum benzeri çıktığında aynı alandan bir şey çıktığında çok mutlu oluyoruz çünkü yolu açıyorlar. biraz daha fazla insana bunu tanıtıyorlar. Böyle bir şeyin mümkün olduğunu ve farklı şekillerde yapılabileceğini göstermiş oluyorlar. O yüzden kötü bir şey değil. Yani mesela farklı markaların aynı alanda yer alması kötü bir şey değildir. Tüketiciyi o şekilde hacket etmeye alıştırır. Oraya alışan tüketici senin markanda gelir bir noktadan sonra. Eğer sen kendi markanda iyi şeyler yaparsan,

O yüzden başkasının başarısını kutlamak önemlidir ve başkasının başarısını kutlayabilen insan, kendi başarısını da görmeye başlayabilen insandır. O yüzden lütfen insanları takdir etmeyi, yüceltmeyi ihmal etmeyelim. ve başkalarının başarısına onlarla beraber yaşamaya, onlarla beraber büyümeye de yatkın olmak çok kıymetli. Maalesef bizim kültürümüzde birlikte büyümek, işbirliği yaparak büyümek, el ele büyümek çok gördüğümüz bir kavram değil. Sanki hep birbirimizin

ayağına basmamak için uğraştığımız, daha doğrusu birlikte iş yaparsak hep birbirimizin ayağına basacağımızı düşündüğümüz bir taraf var. Yani mesela bu podcastlerde bile söz konusu, bazen bana insanlar soruyorlar işte, bilmem kimi dinledin mi? Senden daha çok dinleniyor. E tabii ki benden daha çok dinlenebilirim. Ama hiç sakıncası yok.

Ben bütün podcast yapanlara mesela hayranlık duyuyorum. İyi ki yapıyorlar çünkü insanları podcast dinlemeye teşvik ediyor. Her biri ayrı ayrı. Tıpkı benim podcastlerimin de bazı insanlar için podcast kavramını ilk kez açması gibi zihinlerinde bütün podcast yapan arkadaşlarım o sayede insanları bu mecraya getiriyorlar. O yüzden aslında birlikte büyüyebiliriz. Birlikte bir şeyler yapıyoruz. Birlikte bir şey için uğraşıyoruz.

O yüzden başarıyı birlikte yaşamak, başkasının başarısını da kutlamak, başkasının başarısından mutlu olmak çok önemli. İşte böyle sevgili arkadaşlar. Umarım bu bölüm size iyi gelmiştir, iyi hissettirmiştir. Bu söylediklerimin hepsini şu anda yapılmıyor gibi hissedebilirsiniz. Bu da çok anlaşılır. Çünkü bence hemen gelmiyoruz o noktaya. Biri zaten duyguyu kabul etmekte zaman alıyor. Bunu da konuştuk ama yani

Oradan başlayıp yavaş yavaş eritmek, küçük adımlarla ilerlemek çok kıymetli. Umarım iyi gelir size bu podcast'ı dinlemek. Çok sevgilerimi gönderiyorum. Başka bir bölümde görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)