
2.807 kelime · ~14 dk okuma
Selam flarsızlar. Bu kaydın orijinali Selam Patronlar diye başlıyordu. Zira geçen bölüm vadettiğim üzere oraya koyacağım kısa bir ekti Los Angeles yangınları hakkında. Fakat artık ihtiyarladık mı, çok mu uykusuz kaldım nedir?
Sadece kendim için yayınlamışım. Kendim çalıp kendim oynamışım resmen. Bunu biraz geç fark ettim. Dedim madem öyle üstüne bir şeyler ekleyeyim, tam bir bölüm olsun.
Sigorta kavramı üstüne olsun. Ekonomiyle ilgilenenler için gayet ilginç bir konudur zaten sigorta. Çünkü işin içinde matematik olduğu kadar adalet kavramı da var. Bu arada gündemin epey gerisinden gittiğimizin farkındayım.
Ama zaten bu hiçbir zaman bir gündem podcast olmamıştı. O yüzden bir sonraki konumuz Deep Seek olacak. Hele hele yapay zeka alanında her şey sansasyonel olduğu için olaylar biraz soğuduktan sonra girmek daha iyi oluyor. Son olarak da benden bir haber var.
Safsatalar Ansiklopedisinden sonra nihayet ikinci kitabımız Cuma günü matbaaya gidiyor. Revize üstüne revize derken sonunda bitti. İsmi Dört Önemli Mesele. Mükemmel bir yaratıcılık örneği olarak.
Kitapçıya gidip önemli meseleler hakkında bir şey istiyorum derseniz verirler diye umuyorum. Raflarda ne zaman olacak belli değil. Hele bir matbaadan çıksın da öğrenince ben de esas duyuru yaparım. Haberler bu kadar.
Gelelim bugünkü konumuza. Yaklaşık bir ay önce Los Angeles civarında büyük birkaç tane yangın çıkmıştı. Ve 4 tane Kadıköy büyüklüğünde yer yanmıştı. Kadıköy merkez değil kastettiğim.
Tüm ilçeden 4 tane düşünün. Bizim eski memlekettir oralar. Bir aralar hatta Santa Monica'da yaşlı bir kadının evinde oda kiralıyordum. En büyük yangın onun epey yakınına gelmiş.
1-2 sokak ötesine kadar gelip durmuş. Harita üstünden biraz gezinti yaptım da mahallede. Ama vallahi hiç de nostalji hissetmedim. Sanki başka birilerinin anılarıymış gibi geliyor.
Kişisel değil yani olayla ilgilenme sebebim. Onun yerine sigorta şirketleriyle ilgili bir dizi haber çıkmıştı sosyal medyada. Yangından hemen önce o bölgedeki poliçeleri iptal etmişler diye yayıldı. Bu haliyle güzel bir komplo teorisi beklerdim.
Hani oraları bilerek yaktılar, yerine bir şeyler yapacaklar. Ama işin altından bence daha da güzel bir şey çıktı. İyi niyetle alınmış bir kararın geri tepmesi çıktı. Genel olarak sigorta size basit gelen bir konu olabilir de bir sürü insan gerçekten anlamıyor.
Bir risk yayma aracı olarak görmüyorlar da kendi açılarından bakıyorlar, kumbarada para biriktirmek gibi düşünüyorlar. ''O kadardır ödüyoruz, bir faydasını görmedik, ceplerine attılar paraları, ne güzel iş.'' diyenlere rastlamışsınızdır kesin. En azından benim çevremde vardı.
Aslında çok da suçlayamıyorum. Yani düşünürseniz kimse oturup da size sigortaların nasıl çalıştığını, belli başlı terimlerin ne manaya geldiğini anlatmıyor. Hayatınızdaki en önemli şeylerden biri, ya onu geçtim zaten bir sürü okulda ekonomi dersi yok genel olarak. Ne zaman düşünsem böyle şeyleri sinirlerim hopluyor, boşverin.
Bunları bırakalım, ta 1988 yılına dönelim. Genelde oradaki eyaletler seçimlere denk gelecek şekilde birçok konuda referandum düzenlerler. O senede Kaliforniya bir sigorta referandumu düzenlemiş. Birkaç tane kanun var da oylanan.
Esas önemli olanı şunu vadediyor. Primler anında %20 düşecekler. Daha sonraki prim artışları da bir komisyonun onayından geçecek. Bu komisyonun başkanını da halk doğrudan seçecek.
Şirketler kullandıkları risk modellerini bunlara açacaklar. Yani kafalarına göre fiyat teklif edemeyecekler. Şimdi bildiğiniz gibi serbest piyasada böyle bir fiyat kontrolü tabudur. Piyasanın yani tüm alıcı ve satıcıların kolektif kararları sonucu fiyatların belirlenmesi daha iyi.
Ama piyasalarda nadiren tamamen serbest. Mesela birkaç büyük oyuncu aralarında anlaşmışsa zaten onlar da bir nevi fiyat kontrolü getiriyorlar. Böyle bir kartelleşme yasak tabii de. Kanıtlaması kolay değil.
CEO'ların karanlık bir odada bir araya gelmelerine gerek yok. Zaten demokrasiler de bu tip şeyleri bilimsel bir disiplinle inceleyip karar vererek işlemiyorlar. İşin ucunda hayvan gibi para var. O yüzden sigortacılar ortak lobi oluşturup yaklaşık 200 milyon dolar harcamışlar bu kanuna karşı.
Başkanlık yarışından bahsetmiyorum. O yarışa denk gelen bir referandum. ''Efendim bu yasa geçerse kışın komünizm gelecek, sigortacılar ezilecek, sizin cebinizden çıkacak hepsi.'' Bir sürü argümanları var.
Yasayı destekleyen hareketin dediği ise, ya bu adamlar bizi kazıklıyor, normalde çok para kazanıyorlar, biraz daha az kazansınlar. O kadar basit. Yalnız hareketin parası yok. Kapı kapı dolaşıp 6-7 milyon dolar bağış toplayabilmişler.
Bu da demokrasinin zayıf noktası. Yani herkesin yararına olacak bir dava savunsan bile, şimdilik o pozisyonu öyle farz edelim, Herkese yararı olsa olsa biraz olacak. Hayatımı değiştirmeyecek sonuçta sigortadan edeceğim tasarruf. O yüzden de bana mı kaldı memleketi kurtarmak psikolojisi için de idealistler dışında kimse katkı yapmıyor.
Diğer taraftaki toplam kaynak daha fazla değil ama motivasyonları yüksek. Kanun geçerse şu kadar zararımız olacak, dolayısıyla lobi için şu kadar bütçe ayırabiliriz diye hesap kitap yapabiliyorlar. Sorumluluğu da başkasına atamıyorlar. Kendilerinden başka kimse sigortacıları savunacak değil.
Kısacası motive bir azınlık her zaman orantısız etki sahibi oluyor demokrasilerde. Bu yüzden sistemde dengeleyici unsurlar olması önemli. Oradaki dengeleyici unsur da televizyonların siyasi reklamlar için görece eşit zaman ayırma zorunluluğuydu. Tam olarak eşit değil de hani birinden üç göstermişsen diğerinden de bir göstermek zorundasın.
Neyse artık o zamanki dengesi. Yani sigortacılar daha çok reklam verdikçe diğer tarafta daha çok reklamını bedavaya yayınlayabiliyor. Bir başka de işte sigorta lobisi her iki tarafında propagandasını finanse ediyor. Sonuçta kanun %51 oy aldı.
Haritadan baktım, bölge bölge ayırmışlar. İç taraflar ezici çoğunlukla reforma karşı oy kullanmış. Belli kıyı şeritlerindeyse, yani pahalı bölgelerde yaşayanlarsa evet oyu vermişler. Kanun geçti ve vaat ettiğini de hakikaten yerine getirdi.
Bu fiyat kontrolünün ne kadar sıkı uygulandığı şuradan belli. En son yangının merkezindeki bölgede ortalama ev fiyatları 3 milyon dolar kadar. 3.1 milyon.
Ama sigorta maliyeti ülkedeki en ucuz yerlerden biri. Koca ülkede tüm mahallelerin sadece %3'ündeki primler oradakinden daha ucuzmuş. Ya burası bir de orman içinde, deniz kenarında, üstelik deprem bölgesi yer. Yani hem pahalı evler var hem de riskli bölge.
Belli ki prim artışlarına hiç izin vermemiş komisyon. Yalnız aradan geçen yaklaşık 40 senede iki gelişme daha yaşandı. Birçok gelişme yaşandı. Tabii de ben tembellik edip sadece ikisiyle bağlantı kuracağım.
Birincisi genel bir etki. Tahminde etmişsinizdir iklim değişikliği. Sigortacılar ta 70'lerden biri bu konuda raporlar çıkarıyorlar. Ama hem iklimin düzenli olarak yavaş yavaş değil de uzun süre aynı gidip bir anda değişen bir yapısı olması yüzünden hem de koca bir endüstrinin değişime karşı normal direnci yüzünden, mukavemet ne güzel bir kelime, mukavemeti yüzünden gerçek etki son yıllarda hissedilir hale gelmiş ancak.
Mesela anladığım basit bir problem şu. Genelde medyada gördüğümüz iklim tartışmaları ortalama sıcaklıklar üstünden yürür ya. Sigortacılar için önemli olan o mu? Ortalama değil, en kötü durumları önemsiyorlar.
En ekstrem hava koşullarını önemsiyorlar çünkü ödemelerini etkileyecek esas şey o. Bugüne kadar kaydedilmiş en sıcak aylardan kaç tanesi son 10 senede gerçekleşmiş? Veya en yoğun yağışların dağılımı nasıl olmuş? Onlara bakıyorlar.
Bu arada ben de uzun bir süredir insanlarla bu konuda tartışmaya girmiyorum. Sizle de paylaşmışımdır kesin. Diyorum ki askeri stratejistler ne yapıyor? Sigortacılar ne yapıyor?
Turizmciler ne diyor? Bunların endüstri raporlarında iklim değişikliği lafı kaç kere geçiyor? Onlara bakın. Böyle kestirip atıyorum.
Ben de öyle sabah akşam rapor okuduğumdan değil de yani insan arada sırada görüyor işte yıllardır. Bizim aramızdaki tartışmalarımızda üfürmemiz çok kolay çünkü yanlış çıkınca nasıl olsa çat diye para kaybetmeyeceğiz. E saygınlık da kaybetmiyoruz. Unutulup gidiyor her şey.
Yani kişisel bir bedeli yok. Bir bedel ödenecekse herkese beraber ödeyeceğiz. O yüzden üfürmek kolay. Ama öte yanda yanlış yaptığında anında milyarlarca dolar bedel ödeyecek şirketler var.
Veya 20-30 senelik ulusal güvenlik planları yapmak zorunda olanlar var. Ne diyor onlar? ''Bütün bunlar globalistlerin komplosu, size böcek yedirecekler mi?'' diyor.
Ha tabii onlar da komplonun parçası olabilirler. Yani artık işin içinde de medyası, akademisi, özel sektörü, sigortacısı, askeriyesi, istihbaratı bunların hepsi varsa zaten ne direniyorsun arkadaşım ya? William Wallace gibi freedom diye bağıra bağıra imparatorluk mu yıkacaksın? O film de zaten yalandı.
Arka planda olan biten bu. İkinci bahsedeceğim değişim biraz daha spesifik bir olay. Normalde sigortacılar için öncelik primary peril dedikleri kasırgalar ve depremler. Bir anda vuruyorlar bunlar çünkü çok yıkıcılar ve çok geniş alanları etkileyebiliyorlar.
Örneğin 92 yılında Andrew Kasırgası 125 bin evi yıkıp geçmiş. O kadar hasar vermiş. Tek seferde şirket batıracak cinsten felaketler. Ya ne şirketi?
Sektör batırır. O yüzden onların geleceğini, o tip olayların geleceğini merak ediyorlar ve daha iyi modelleme yapıyorlar. Öte yandan sel, orman yangını, dolu gibi daha sık görülen ama o kadar da yıkıcı olmayan ikincil tehlikeler pek iyi modellenememişler. Yani son senelerdeki yangınlar aşırı maliyette olunca 2016'da Kanada'da yaşanan gibi veya ondan sonraki sene ABD'de yaşanan ki gibi herkes bir silkinip kendine gelmiş.
Artık ikincil tehlikeler sigorta ödemelerinin yarısından fazlasını oluşturuyor. Yani pek de ikincil bir tarafları kalmamış. İşte hızla değişen bu dünyada Kaliforniya tam bir muhafazakarlık abidesi olarak duruyor. Politik muhafazakarlık değil tabii dediğimiz.
İklim değişikliği dahil her türlü konuda gayet progresifler. Ama ne yapıyorlar? Sigortacıların iklim değişikliğini hesaba katmalarını pratikte engelliyorlar. Hayır, illa tarihsel verileri kullanacaksınız, geleceğe dönük modelleme yapamazsınız diyorlar.
Çünkü düşünürseniz iklim değişikliğini işin içine katınca model bir anda kara kutuya dönüşebiliyor. Çok belirsiz ya. değişkenlerle oynayarak istediğin fiyatı çekersin. Yani eski düzene dönülür bir nevi.
O yüzden bunu yasaklıyorlar. E bu durumda sigorta şirketlerinden ne yapmalarını beklersiniz? Bir ihtimal, hakikaten de eskiden o kadar çok kar ediyorlardı ki şimdi biraz daha usturuplu kar edecekler, başka da bir şey değişmeyecek. Fakat bakıyorsun sigorta ödemeleri artık her sene 100 milyar dolar seviyesine gelmiş.
Sırf State Farm şirketi 2 sene üst üste 6 milyar dolar zarar yazmış. Yani tek bir sigorta şirketinin 2 senelik zararı bizim 100 senelik koç holdingin toplam piyasa değerinden fazla. Öyle bir şekilde kan gövdeyi götürüyor. Bu şartlar altında ''Ya ne uğraşacağım?'' derler.
Birileri gelmiş ormanın içine, denizin kenarına, fay hatlarının üstüne neyse artık malikanelerini yapmışlar. ''Gel beni sigortala.'' diyorlar. Verecek paraları da var.
Üstüne bir de ev fiyatları iyice şişmiş. Tabii evlerin değerinin büyük kısmı araziden geliyor. Evin yapımında kullanılan maddeleri o kadar da değerlenmiyorlar. Ve her geçen sene risk de şişiyor.
Ama benim o riske değecek fiyat çekmem yasak. Önce fiyatı halka beğendirmem lazım. Bir adım geri çekilip bu soruna kuş bakışı bakalım. Soralım kendimize sigortanın işlevi nedir?
Tarihin başından beri her konuda çeşitli riskler var. Yani insanlar konuşmayı öğrenmeden önce de bazı riskler vardı. Ama sigorta yoktu. Nedir o zaman getirdiği yenilik?
Sigorta bir riski fiyatlayarak insanların anlayacağı hale sokuyor. Riskleri bu şekilde karşılaştırabiliyorsun. Eğer doğrudan fiyatlarla oynarsan, çat diye %20 indirim yapacaksınız diyerek mesela veya dolaylı yoldan oynarsan metodolojiyi kısıtlayarak temelde yatan riski değiştirmiş olmuyorsun ki. O riskin algısını değiştiriyorsun sadece.
Bu şartlar altında da eğer bir şeyi sigortalayacak birilerini bulamıyorsan ya o şey gerçekten de aşırı risklidir ve hiçbir politikanın mantığı olmaz. Yani gidip yanardan ağzındaki evi sigortalamak gibi olur ya da doğru fiyatlama engellenmiştir. Bunlar sigorta şirketlerinin açgözlü davranmadığı anlamına gelmiyor. Ya o ya bu olacak diye seçmek zorunda değiliz.
İki etki de aynı anda olabilir. Sonuç olarak zamanla o kıyı bölgelerinden kaçmaya başladı sigortacılar. Poliçeleri iptal ettiler diye yazıyorlar da öyle bir şey yok. Zaten bir senelik yapılıyor poliçe.
O da ayrı bir sorun. İleriye dönük risk analizi yapman da çok gerekmiyor sigortacılar açısından. Zaten o riski sadece bir senelik üstleniyoruz diyorlar. İklim değişikliğinin riskleri ise onlarca yıla yayılmış bir şey.
Sonuçta anlaşman bir senelik, süresi dolunca yenilemiyorlar. Bu ne demek biliyor musunuz? En çok parası olan insanları sigortalamaktan, onlara bir hizmet vermekten, satmaktan vazgeçmek demek. Bir yandan böyle bir kriz var ama zamanında yasayı geçirenlere sorsan büyük bir başarı.
Çünkü o günden beri vatandaşın cebinden bilmem kaç milyar dolar daha az çıkmış. Hangisi haklı? İkisi de biraz haklı aslında ve durumun ironisi şurada yatıyor. Yasadan yana oy kullanan kıyı bölgelerinden sigortacılar kaçıyor dedik.
Özellikle zengin mahallelerinden. Yasaya karşı oy kullanan daha az riskli bölgelerde ise kalıyorlar ve oradaki müşteriler hakikaten tasarruf ediyor. Yani yandaşlarına ters tepmiş, karşılıklarına yaramış bir acayip yasa. Bu iki ucun arasında bir denge bulmak için birkaç senedir devam eden görüşmeler var.
2023'ten bir takım haberler buldum mesela. Orada valinin girişimiyle, ki biliyorsunuz oradaki valiler bizdeki gibi değiller. Merkezi hükümeti temsil eden bir bürokrat değil yani. Seçimle gelip eyaletin başkanı oluyorlar.
O yüzden bütün bu değişik çıkar çevrelerinin arasında kalıyorlar. Hep ara yol bulmak zorundalar. Bunun da yaptığı, tamam sigortacılar artık gelecekteki trendleri de hesaba katarak modelleme yapabilsinler ve teklif ettikleri fiyatlar öyle aylarca komisyon onayını beklemesin. 60 gün içinde cevap alsın.
Yani komisyonu falan ortadan kaldırmıyor, sadece olayı hızlandırma peşinde. Karşılığında da orman yangını riski olan bölgelerin çoğunu kapsamak zorunda kalsınlar. Yani oradan çekilmesinler, %85 gibi bir oran koymuşlar. Sonuç olarak prensipte yaptığı fiyat kontrolünü biraz azaltıp yerine arz kontrolü, herkese hizmet götüreceksin diye zorlamak.
Bunu teklif ediyorlar. Bu görüşmeler uzuyor da uzuyor. İşte 2023 demişiz kim bilir ne zaman başladı. Ve kriz çözülmeden en son yangınlar oluyor.
Bu yangınların toplam zarar tahmini aralığı bile korkunç. Yani 150 milyar da duydum, 250 milyar dolar da. Bu tabii toplam ekonomik kayıp. Sigortaların zararı 30 milyar dolar.
Kaçmasalar kim bilir ne kadar yazacak. Nasıl karşılayacaksın 30 milyarı? Hakikaten bu sigorta şirketleri nasıl batmıyor? Yani araba sigortası, hırsızlık sigortası bunlar ayrı.
Belli bir seviyede devam eden riskler var. Kaza oranı o kadar değişmiyor, suç oranı o kadar değişmiyor bir anda. Felaket sigortalarındaysa devasa bir boyut farkı var. Durup durup bir anda patlıyorsun.
İşte bu ortamda ayakta kalmalarını mümkün kılan şey reinsurance. Türkçesi reassurance'mış, Türkçe'de denebilirse. Sigortacıların sigortacıları var anlayacağınız. Nasıl işimize yarıyor bu?
Mesela yerel sigortalar, her türlü yerel iş gibi oradaki riskleri daha iyi biliyordur. Ama anlık şoklara dayanacak kadar kaynakları yoktur. Veya büyük şirketler, büyük yapılar da birbirlerini sigortalıyorlar ki. Hani büyük bankaların birbirine gecelik faizle borç vermeleri gibi herhangi birimiz patlamasın riski yayalım diyorlar.
Normalde sigortacılar bu reinsurance maliyetini son kullanıcıya geçirebiliyorlar. Ama Kaliforniya'da o da yasak. Sonuçta riskin karşılığı müşteriden çıkmıyorsa sigortacıları sigortalamaya da kimse yanaşmıyor ki. Böyle piyasa mahvolunca ne oluyor?
Sigorta dediğin sadece kendisini etkileyen bir şey değil. O olmazsa morgaj işi karışıyor. Fiyatlar düşüyor, emlak vergileri düşüyor. Okullarda, emniyette onlar bunlardan fonlanıyorlar.
Yani dalga dalga yayılıyor etkileri. Bunları engellemek için de ne olacak? Devlet işe dahil olacak bir şekilde. Burada da oldular nitekim.
FAIR diye bir girişim yoluyla özel sektörden sigorta bulamayanları sigortalıyorlar. Şimdi bu da sorunlu. Yani devletin yaptığı şeyler ücretsiz olabilir de hiçbir şey bedava değil gerçekten. Eğer böyle hayrına veya aşırı ucuza sigorta hizmeti verirlerse bu demektir ki hesabı tüm vatandaşlara kesecekler.
Düşün mesela sen yeni mezunsun, ilk işine girdin, çalışıyorsun, kirada oturuyorsun. Verdiğin verginin bir kısmı, atıyorum 50 yaşındaki bir milyonerin pahalı evini felaketlere karşı korumaya gidecek. Böyle şey olur mu? Olmaz tabii.
Mevcut sistem de böyle değil. Vergileri böyle cukkalamamak için, kendi yağında kavrulmak için primlerle geçinmeye çalışıyor. Fakat primler çok yüksek. Ortalamada senelik 3200 dolarmış.
O bana bir şey ifade etmiyor da işte normalin iki katı deyince daha iyi anlıyorum. Halbuki tersi olması lazım. Devletin önerdiği şey genelde daha kalitesiz olur ama daha ucuz olur. Burada daha pahalı.
Nedeni de belli aslında. Normal fiyatlar o kadar baskılanmışlar ki bu daha gerçek fiyatları yansıtıyor. Ve buna rağmen katılım son yıllarda iki katına çıkmış. O yanan yerlerdeki her beş evden biri bu devlet programına dahil.
Dolayısıyla bu programın yapması gereken ödeme neredeyse 5 milyar dolar. Ceplerinde var sadece 370 milyon. Nasıl ödeyecekler? Hani o kadar da sorumsuz değiller.
Onlar da reinsurance yapmışlar. Kendilerini sigortalatmışlar. Oradan alacakları neredeyse 6 kağıt var. Fakat öyle bir anlaşma ki o fonlara erişmeleri için önce 900 milyonluk bir ödeme limitine ulaşmaları lazım.
Didactable gibi yapmışlar sanırım. Hani kişisel sağlık sigortası yaptıranlar bilirler. Kısacası bir yerlerden bir yarım milyar dolar daha bulmaları lazım. O yüzden de sigorta komisyonu başkanı hani halkın seçtiği o başkan dedi ki bir kereliğine mahsus şirketlerin, eyaletteki tüm müşterilerine birkaç bin dolar geçirmelerine izin veriyoruz.
Hani demin dediğim senaryonun biraz daha hafif versiyonu oldu bu. Hesabı herkese kesmiyorlar da konuyla alakalı alakasız tüm ev sahiplerine kitliyorlar. Düşünün bir tane ev sahibi var iç kısımlarda. ''Bana ne ya?'' demiş,
yasaya karşı oy kullanmış. Yasa geçmiş, bu tasarruf etmiş yasa sayesinde. Ondan sonra gelip diyorlar ki ''Ya sen 3000 dolar daha ver. Vermezsen biz batacağız.
Biz batarsak da bu kıyılardaki evleri tamir edemeyeceğiz. Bana ne ya?'' dersin ama işte diyemiyorsun. Dediğim gibi bu tartışmalar yeni değil.
Benim ilgimi çeken tarafı da anlamışsınızdır. İyi niyetle veya popülist nedenlerle yapılan şeylerin de sonradan bakınca ya çok barizmiş bu, nasıl göremediler diyeceğin bir şekilde ters tepmeleri ve en progresif eyaletin iklim değişikliğini tamamen yok sayan pratikte bir fiyatlama politikası gütmeye zorlaması şirketleri Bunlar ilgimi çekmişti. Yani düşünürseniz aslında bu modern hayatın bel kemiği olabilir sigorta. Her şey için bunu diyebiliriz aslında taşımacılık içinde.
Ama bu olmazsa hiçbir iş yürümüyor. Ve sigortacıları da sigortalayanlar olmazsa hiçbir iş yürümüyor. Alıştığımız virülü ufaklı her şeyin aslında altında bunlar yatıyor. Medeniyeti devam ettiren mekanizmalar.
Aslında böyle bir seri iyi olabilir ya. Başka neler var acaba? Soralım o zaman patronlarımıza neler varmış başka. Hamza Oğuz Ertuğrul, Yusuf Savrun, Nedir Sayın Kardeşim, Selin Kaledelen, Can Çilingir, Mehmet Erdoğan, Selim Sanje, İhsan, Meryem Bayraktar, Cengiz Macit, Özgür Akçiçek, Emre Köksal, Atlas Bera, Elif Koca Taşkın.
Beni böyle karanlıkta bırakmayın. Emre Ersoy, Korhan Kaftanoğlu, Öner Can Yıldız, Burak Özdemir bari sen söyle. Bülent Boyacı, Zafer Faydalı, Çağlar Pir, Özen Kandıralı, Rıdvan Duran, Vedat Kürşün. Hepinize tek tek soracağım.
Neler medeniyetimizi ayakta tutuyor? Söyleyin. Sezer Sunar, Bahadır Batır, Kadir Hacıkurt, Tenzer Bilgen, Elad Azizli, Erdem Kumtepe, Salih Ünal, Erman Korkut, Mr. X, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Can Karakuş, Aydın Kahraman, Can Emrah Yaldız, Refik Şekercioğlu, Ali Özbek.
Hepinize ve ismini okumadığım herkese teşekkür ederim. Sorularımı yanıtsız bıraktığınız için de teessüf ederim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.