Podcast

Siyah Leke

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Asla ikinci kere dönüp bakılmayan, editlenmeyen minik samimi sohbetler serimizin birinci denemesi. Umarım zevk alırsın. E hadi, ihtiyacı olan alsın.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.402 kelime · ~7 dk okuma

Herkese çok selam. Çok uzun zamandır yapmayı düşündüğüm ama tembelliğimden dolayı ve de kafamda biraz da tasarlayamadığım için yapmaya geciktirdiğim bir şeyin ilk denemesi bu. Ne olur beraber nereye gideriz, neler yaparız hiç bilmiyorum. Neler konuşuruz hiç bilmiyorum. Yani bu biraz yalan oldu biliyorum az çok tahmin ediyorum ama

Nasıl şekilleneceğini gerçekten bilmiyorum. Bunu bu yolda beraber yapacağız. Tabii siz de buna istekli olduğunuz sürece. Ama şunu yapmak istiyorum biraz. Bu biraz dinlerken sizin için problem olabilir. Ama bu karşılıklı bir konuşma gibi olsun istiyorum. Yani oturmuşuz beraber. Nasıl ben konuşmalarımı editleyemezsem,

Bunların hiçbirini editlemek istemiyorum. Oturacağım, konuşacağım. Ne çıktıysa o kaydı aynen olduğu gibi sizinle paylaşacağım. Bunun daha samimi olacağını düşünüyorum, daha içten olacağını düşünüyorum. Bazen yorucu olabilir. Ama karşılıklı sohbet ediyor gibi hissetmemizi istiyorum. Bu benim için çok önemli. Biraz aklımdaki fikir şu aslında, ihtiyacı olanı alsın,

Transkriptin tamamını oku

Hiç böyle sahiplenmeyi düşünmediğim bir şeydi ama çok hoşuma gitti. O dönem neye yoğunlaşıyorsam, o gün ne kafamı kurcalıyorsa, belki ne duymak istiyorsam ya da ne vermek istiyorsam, onlara yönelik parça parça şeyler paylaşıyorum. Çok derine inmiyorum. Sadece omzunuza dokunuyorum belki bu konuda.

Ve orada bırakıyorum. Belki bu konuşmalarım da biraz çoklu görsel paylaşımları gibi olabilir. Düşünceden düşünceye belki. Tadımlık. Ama ikimizi de... Sen diyorum artık, sizden çıktım. İkimizi de bu konuda düşünmeye yetebilecek şeyler belki bırakabilirim.

Şu an bu kaydı yapmak için çok enteresan bir zaman seçtim. Uyku durumum biraz kötü. Sabahın köründe yapıyorum bunu. Ve şu an aklımdan birkaç şey geçiyor. Yoğun olarak birkaç şey geçiyor. Mesela bir tanesi geçen gün paylaştığım

ve hayatımızdaki kötüye ya da hoşumuza gitmeyen şeylere odaklanmak yerine hayatımızda iyi olan şeylere odaklanır ve bunlar da daha iyiye gitmeye çalışırsak bu iyileşme adına daha faydalı olabilir tarzında bir şey paylaşmıştım. O yazı bende tamamen böyle bir televizyon ekranının üstündeki beyaz bir leke Pardon, siyah bir leke hissi uyandırıyor. Ya da böyle çok güzel beyaz bir şeyin üstündeki siyah bir leke ve sürekli onu tırnağımızla ya da ne bileyim bir bezle çitileyip çıkarmaya çalışıyormuşuz gibi. Bu beğenmediğimiz, kötü giden şeyler de hayatımızda sanırım biraz bunu andırıyor benim için.

ve gerçekten o lekenin etrafında kuruyoruz hayatımızı. Başaramadığımız şeyler, başaramadığımızı düşündüğümüz şeyler, sahip olmadığımız şeyler, sahip oluyormuşuz gibi, lanet olsun ki bu çok kötü, sahip oluyormuşuz gibi olan ama olamadığımız şeyler, işte kendimizce eksiklerimiz, ha gayret şu olsa işte çok mutlu olacağım, şu bir geçse düzlükteyim gibi şeylerin etrafında aslında dönüyoruz. Yani o leke, o problem, o noksanlık artık sana göre neyse, bana göre neyse... Onun etrafında bir hayat inşa ediyoruz. Ben neden bir noksanlık hissinin etrafında dönüyorum? Halbuki ben neye sahibim?

Benim iyi olduğum şeyler neler? Bana iyi gelen şeyler neler? Bana iyi hissettiren şeyler neler? Ailem, arkadaşlarım, işim, gücüm, nasıl bir anneysem, anneliğim belki, çocuğum, sahip olduğum şeyler, bana iyi gelen şeyler, yapmaktan zevk aldığım şeyler. Ve bunları neden çoğaltıp, o siyah lekeyi küçültmek varken, bunları çoğaltmak varken,

Bunlarla dolu yaşamak varken neden ben bir lekenin etrafında dönüyorum? Bu bana çok acımasız geldi. Bunu ne kadar acımasız olduğunu biliyorum, eminim sen de biliyorsun. Ama yapıyoruz. Yani hayatımız eksikliklerimiz etrafında dönen bir çember halinde devam ediyor. Bunu kırmak gerekiyor. Herkes bunu kendisi kıracak. Yani herkesin düğümünü herkes kendi çözebilir.

Çok seviyorum bu lafı bu arada. Birkaç kere de paylaşmıştım. Belki denk gelmişsindir. Bir kişi ancak kendi düğümünü kendisi çözebilir. Bu doğru. Ben ışık tutabilirim. Belki sana oraya bak diyebilirim ama gün geldiğinde o düğümü çözecek olan sensin. Bu hem zor hem de bence çok olması gereken bir şey. Şaşırtmayan bir şey.

Yani... Hem kimse benim düğümümü çözecek kadar kudretli olmamalı. Bunu ben yapmalıyım. Hem de bu kadar kolay olmamalı galiba. Yani... Dışımızdan aldığımız şeylerin... En dipteki, en kordaki şeylerin uzanması... Açık özür dilerim, konuşamıyorum. Uzanması bu kadar kolay olmamalı.

Bu geliyor aklıma. Bunları düşünüyorum. Lekenin etrafında durunan hayat. Yoksunluğun, noksanlığın etrafında durunan hayat. Ve bir şeylere ne yazık ki şükretmeyi beceremeyen ben. Ya da sen.

Şükretme kavramı biraz da havada kalıyor. Yani hani bu şey değil hani elini göğsüne koyarak şükrediyorum. Ben şunlara sahibim gibi bir şey yapmak da değil. Ben bunu çok yapmacık buluyorum. Durduk yere bir gün uyanıp da şuna sahibim, şükrediyorum. Bir yerden sonra bunu yaparsan da zaten çok sıradanlaşacağı için hani her gün çiçek getiren sevgilinin hiçbir şey yapmıyor gibi görünmesi.

Ne yapmaya devam edersen, süreklilik haline getirirsen zaten rutin oluyor. Her sabah kalkıp şükrediyorum. Kırmızı bir çantam var, şükrediyorum. İki tane balonum var falan dersen ve her gün bunu söylersen balonu da görmez olursun. Kırmızı çantayı da yani kendini kaybetmiş bir şekilde şükretmekten bahsetmiyorum. Ama bunların hayatındaki yerini, varlığını, onların eksikliğini görmeden

Bir şeyi kaybetmeden değerini bilmekten bahsediyorum. Birkaç sene önce kaza geçirmiştim. Bir arabayla yuvarlandım. Kafamda tonlarca dert var. İki ay sonra şurada olmalıyım. Saçımı yarın şöyle kestirmeliyim. Gözümün kenarına şunu yapmalıyım. Şu arkadaşım yolda beni gördü mü görmedi mi? Bilerek mi bana selam vermedi? Bilmem kim bana hala mesaj atmadı. Ve kaza geçirdikten sonra eve geldiğim bir iki ay bunların hiçbirini önemsemediğimi hatırlıyorum.

Ve şey demiştim ya evde oturup sıkılabilmek bile ne büyük bir lüksmüş. Ve bazen şimdi böyle hoyrat konuştuğum zaman diyorum ki Ezgi sakin ol çünkü sıkılabilmenin de bir lüks olduğunu hatırla. Evde bomboş sıkılabilmek gerçekten şükredilebilecek bir şey bu arada. Sağın solun ağrımadan, ne bileyim dişin başın sızlamadan, oturabiliyor olmak bile evet bence şükredilecek bir şey ama hayat bunu bize unutturuyor çünkü siyah lekeler etrafında dönüyoruz ne yazık ki bugün bunu düşünüyorum ve senin de düşünmeni istiyorum belki iyi gelecek belki kötü gelecek bilmiyorum her zaman iyi geleceğimin garantisini veremem kendime de veremedim bu garantiyi kimseye de veremem bu konuştuklarım Şey gibi algılanmasın ya, klinik psikoloğa bak, ünlü biçim şeyler. Hayır, psikolog olarak konuşmuyorum. Tamamen bir arkadaşımla nasıl konuşuyorsam, doğrularımla yanlışlarımla, kendi hayatta başarabildiklerimle, başaramadıklarımla konuşuyorum. Bu düşüncenin etrafında dönerken de aslında şeyi düşündüm. Bir şeyi yapabilmeyi bilmemek.

Yani yapman gerektiğini bilmek, onunla ilgili her türlü veriye sahip olmak, nasıl yapılacağını bilmek, neden yapılması gerektiğini bilmek ama bir türlü yapamamak. Burada da gösteriyor ki yani bir şey bilmemiz, yapmaya muktedir olmamız anlamına gelmiyor. O arada bir süreç var. Belki büyüdüğümüz, bir noktadan bir noktaya eriştiğimiz, belki hayatın bize işte tamam, şu an bu bilgileri işleyeceğin gün dediği bir dönem oluyor.

Bunu nasıl oluyor, nasıl ilerliyor bilmiyorum ama herkes için temennim bilgileriyle o bilgileri akışa getirme arasında çok fazla zamanın yoğun bir şekilde geçmemesi. Yani onun arasında çok büyük bir fark olmaması. Çünkü bana o ikisi arasındaki fark çok büyük bir kayıp gibi geliyor. Boşa geçen zaman gibi geliyor.

Bir şey yapmam gerektiğini biliyorum. Bir şeyin doğru olduğunu biliyorum. Bir şeyin bana iyi geleceğini biliyorum. Bu bilgileri alıp işleyip kendi hayatımda, kendim için kullanamıyorum. O boşluğun çok uzun olmamasını diliyorum. Hem kendim için hem senin için. Kafamda dönenler bunlar. Bunları seninle paylaşmak istedim.

Bu tabii ki kısa bir kayıt olacak. Bir hem merhaba, ne yapıyoruz, kabımızda sığabilecek miyiz, nelerden konuşabiliriz. Bir de bu tarz olacak. Sence böyle olmalı mı, olmamalı mı? Bunu belki tartışacağımız. Senin bana dönüp, ya Ezgi konuşmuşsun ama hani hiç de özenli gelmedi ya da Ezgi konuşmuşsun ama çok da beni açmadı ya da iyi oldu böyle falan gibi şeyler söyleyebileceğin küçük bir deneme kardı gibi olacak.

Benim de ilk kahvemi bile içmeden seninle konuşuyor olmamın ne kadar değerli bir şey olduğunu tabi bilmen gereken bir kayıt olacak bu. Çünkü kahve içmedim daha. Ve bunu yapıyorum. Yani buradan anla ne kadar değerlisin. Neyse bu böyle. Yani bu kayıt böyle bitecek. Çok enteresan bir şey gelmezse aklıma bitene kadar.

Sadece düşün istiyorum ya hayatında, hayatın domine eden ve hayatın etrafında çevirdiğin. Ha şunu bir yapsam çok mutlu olacağım ama şunu bir yapana kadar bir bekleyeyim dediğin. Ya da ben onu yapamıyorum ki deyip, ya da şuna sahip olamıyorum ki deyip, ya da işte şunu seviyorum ama o beni sevmiyor deyip. O kara leke, o kara siyah nokta etrafında dönen hayatını bir düşün eğer öyle bir şey varsa ve bunun ne kadar aslında ziyan bir şey olduğunu düşün istiyorum.

Onun yerine o lekeyi daha küçük göstermek için daha iyi hissettiğin şeylerin daha çok odağında ve gözünün önünde olmasına dikkat et istiyorum. Küçük bir milyonlarca lekeden bir tanesi olmalı o. Birçok renkte belki tam seni hissettiren ve arada hissettiren, heyecanlı hissettiren tonlarca renkli lekenin arasında ufak bir leke olmalı. Ana leke hiçbir zaman Bu olmamalı. Sadece bunu demek istiyorum. Bunu sessiz söylerken belki kendim de başarırım. Belki duymak sana da iyi gelir. Şimdilik benden bu kadar. Umarım zayıf kalmışsındır küçük sohbetinizden. Şimdi mecbur gideceğim ve kahve içeceğim. Çünkü kahvesiz ancak bu kadar işleyebiliyorum. Kendine iyi bak. Bir dahakinde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)