Podcast

Kaygı

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İnsan olmak demek kaygılı olmak demektir. Ölümlü Dünya, Altıncı His, yerine göre kaygıyı bir enstrüman olarak kullanmak ve diğer şeyler.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.252 kelime · ~11 dk okuma

Selamlar, selamlar ve selamlar. 2? Evet 2'de buluştuk şu an. Çok heyecanlıyım. Çünkü 2 böyle biraz şey biliyor musun? Bir kerenin ardından... Ya tamam bu kız bu işi yapacak mı ya? Falan gibi bir tatlı bir enerjisi var. Tekban başkadır ama 2, 3'ün de kapısını açar. Güzel bir şey. O yüzden... Bilmiyorum heyecanlıyım.

Umarım diğerleri konuşmamız hoşuna gitmiştir. Bilmiyorum ne kadar zaman geçti arasında ama bugün bir şeylere konuşmaya hazır... ...ve bir şeyleri konuşabilir hissettim. Çünkü kafamda yoğun bir fikir vardı. Daha önce de sahip olduğum bir fikri... ...birisiyle konuşurken açıkçası daha da böyle... ...belki altını çizmekten dolayı seninle de konuşma ihtiyacı hissettim.

Bugün kaygı ve böyle kaygı gibi addedilen belki çirkin ördek yavrusu hislerimizden biraz bahsetmek istiyorum. Hani sürekli şey gibi yaklaşılan... Kaygıdan kurtulmanın on yolu. Ondan sonra kaygıyı nasıl bir köşeye koyup arkanıza bakmadan kaçarsınız? Kaygınızdan nasıl kurtulursunuz? İşte kaygısız bir yaşamın bilmem neleri. On adımı, beş patikası vs. gibi.

Transkriptin tamamını oku

Bunları çok hevesli olduğumuzu biliyorum. Ben de çok hevesliydim ve buna inanan bir insanım bu arada. Bir gün uyanacağım ve işte düşlerimden, kabuslarımdan kaygısız olarak uyanacağım diye düşünüyordum ve bunu da istiyordum bir süre. sonrasında belki hayat böyle bir yol açtı bana ya da böyle bir düşünme fırsatı vardı. Şunu gördüm ki, nihayet olarak varabileceğin aslında tek bir yer var. İstersen 10 yıl sonra gelirsin, istersen 20 yıl sonra gelirsin, istersen yarın gelirsin yanıma bu konuda, bilmiyorum. Ama evet, bu şey gibi, ben sana bu konuda seçim hakkı bırakmıyorum. Buraya geleceksin. Yani bu kısma geleceksin.

Ama zamanını tabi ki dilediğin gibi kullanabilirsin. Bu aracağın nihai şey şu, insan olmak eşittir kaygılı olmak. Bunu bir sindirmek gerekiyor, bunu bir hazmetmek ve kabul etmek gerekiyor. Kaygılarından, korkularından, o aforoz ettiğin minik negatif şeylerden kurtulmamalısın. Evet, kötü haber. Onları 10-15 yöntemli hayatından silmemelisin.

Çünkü çok üzgünüm ama onlar da sensin. Onlar da seni sen yapan şeylerin bir parçası. Ve onlar aslında sadece elçi. Ve neden elçiye bu kadar zeval oluyor hiç bilmiyorum. Belki böyle bir algıyla yetiştirildik. Belki çok fazla yüzleşmedik. Çünkü yüzleşmesi zor.

Kim mutlu bir kaygısıyla yüzleşmek ister? Deli miyim ben? Belki. Bu ara çok konuşulan bir şey. Çünkü olabilirim. Yani niye yüzleşmek isteyesin ki? Neden onunla oturup masaya anlaşabileceğini düşünebilesin ki? Ama gerçekten de böyle. Kaygı... Güzel istenirse güzel bir heyecan. Pozitif bir heyecan hissetmek. Mutlu hissetmek. Aşık hissetmek.

bir şeylere dair, senin olumlu ad edebileceğin şeyler hissetmek kadar aynı göreve, aynı yola, aynı amaca hizmet eden küçük başka kardeşler bunlar. Ve sen de burada kaygıyı aslında silmek yerine, kaygıyı, korkuyu, endişeyi bunları bir paket olarak düşün, ben kaygı olarak düşünüyorum. Bunları silmek yerine onlarla anlaşmak, uzlaşmak, onları bir uzvun olarak almak ve onlar sana ne diyor bunu dinlemek gerekiyor. Evet. Çünkü senin vücudunda bir şey oluyor. Şöyle düşün. Örnek ne verebilirim? Belki yıllardır beklediğin bir şey var. Emek veriyorsun. Yıllarca bir çalışma yaptın. Ya da yıllarca bir ilişkiye emek verdin. Sonunda onunla ilgili bunun meyvesini alacağın ya da herhangi bir değerlendirmenin gerçekleşeceği bir gün geldi. Ve kaygılısın. Gergin hissediyorsun. Kötü hissediyorsun. Tamam.

Peki, burada tam olarak kaygının suçu ne? İçinde bir şeyler oluyor. Verdiğin emeğe yönelik bir şeyler oluyor. Harcadığın zamana yönelik bir şeyler oluyor. Beklentilerin orada. Hislerin orada. Geçen zamanın orada. Yüklediğin anlamlar orada. Ve bu anlamlar, bunların hepsi orada bir şekilde harekete geçiyor ve kendi aralarında titreşmeye başlıyor diye

Bir tanecik zavallı kaygı bunu sana haber verdi diye, teknik olarak kaygının suçu ne burada? Çünkü tam olarak o kendi başına bir şey ifade etmiyor. Kaygının böyle bir anlamının olmasının sebebi de sensin. Senin hissettiklerin. O gün oraya yüklediğin anlam. Bu şey değil ki anlam yükleme kaygın olmasın, hayır. Pozitif anlamda yürüdüğün yolun,

Ucundaki hissin ya, yani sen ne hissediyorsan sana sadece bunları anlatmaya çalışıyor. Bu noktada belki de kaygının altında neler var bir onlara bakman gerekiyor. Kendini tanıman, şurada bak ben daha önce de böyle bir şey olurken şunu çok fazla hissetmiştim ya da şu hisse çok kapılmıştım. Ben bundan niye bu kadar korkuyorum? Mesela ne olabilir? Çok uzun dönem emek verdiğin bir şeyin patates olması.

Bir şeyin patates olması çok güzel bir şey olurdu şu an. Ama o anlamda patates olması değil. Bir şeyin çöküp gitmesi. İstediğin gibi olmaması. Bu çok kötü bir şey. Bu hepimizi üzecek bir şey. Emek verip böyle bir zamanda bir şeyin istediğin gibi gitmemesi. Ya bunun seni üzmesi kadar doğal bir şey var mı bu hayatta? Ya da bunun seni kaygılandırması kadar doğal bir şey var mı bu hayatta? Bunlar zaten hayatta sahip olman gereken şeyler.

Eğer zaten yaşıyorsan, değişiyorsan, gelişiyorsan, nefes alıyorsan, bir taş gibi yerinde ağır ve ölü değilsen zaten böyle hissetmen gerekiyor. Heyecanlanman gerekiyor. Fani olman gerekiyor gerçekten. Dünyaya kazık çakmış gibi. İki yüz ellinci kere yaparım ne olacak? Rahatlığında zaten olamaman gerekiyor. Çünkü teknik olarak zaten iki yüz elli kere yapmadın.

Neden insan olduğun için ve çok normal bir süreçte giden bir şey hissettiğin için bu kadar ondan kurtulmaya çalışıyorsun? Ama sadece orada bir şeyler demek ki aşırıyı kaçıyor ve seni rahatsız ediyor. E o aşırıyı da bulman için bir dahakine daha rahat ve daha dozunda belki kaygılanmak için bugün o elçiyi, o sinyali dinlemen gerekmez mi? E o zaman bu niye kötü bir şey ki? Kaygı ya da korku ya da endişe? Niye kötü olsun ki? Sana bir şey anlatmaya çalışıyorum. Neden kötü olsun?

Ya da hangi akıllı, kendine yaşamsal olarak içerden haberler gönderen, mesajlar veren bir parçasını kendinden söküp atmak ister? Bu kadar yaşamsal bir şeyi, bir noktada seni hayatta tutmayı hedef edinmiş ve iyi olmana hedef edinmiş ama garibin bir türlü daha iyi ifade edememiş bir parçanı kendinden neden kesip almak isteyesin? Neden ondan kurtulmanın on yolunu arayasın? Hayır, sen onunla dans etmeyi öğrenmelisin. Onunla konuşmayı öğrenmelisin. Ama bu, şundan zor... Pozitif, tatlı minnoşlar... Aşık olmak... Tatlı heyecanlanmak... Aşırı mutlu hissetmek... Bir şeyler falan... Onlarla yaptığın gibi... Dans edemezsin.

Nasıl her insanla aynı dansı yapamazsan... ...duygusal olarak, ilişkisel olarak, fiziksel olarak... ...aynı dansı yapamazsan... ...hislerinin her biriyle de... ...bambaşka bir dans yapmak zorundasın. Senin burada yükümlülüğün... ...onu kesip biçmek, onu aforoz etmek... ...kaygıyı tokatlamak, tekmelemek değil... ...onunla nasıl dans edeceğini öğrenmek... ...ve onu bir enstrüman olarak kullanmak. Yani evet... Parolumuz sevgi...

Ama şiddeti de yerine göre bir enstrüman olarak kullanmak misali, kaygıyı da yerine göre bir enstrüman olarak kullanmayı öğrenmen gerekiyor. Çünkü gerçekten senin dünyandaki her şey doğru kullandığın zaman ve doğru bir baza çektiğin zaman senin enstrümanların ve pozitif olarak algılanabilecek zaten enstrümanların, senin için yaşamsal ve seni kurtarmak için burada olan şeyler. O yüzden Nihai varacağın yer burası diyorum ya. İstersen yarın gelirsin yanıma. İstersen bugün gelirsin. İstersen 20 yıl sonra. Bir şeylerden kurtulmaya çalışmak, dünyadaki bir şeyleri parçalamaya çalışmak, bence daha fazla yıkım getiren bir şey ve yanlış bir şey. Bunu yine altın çiziyorum. Klinik psikolog gözüyle söylemiyorum. Yaşamaya çalışan, 35 yaşında bir insan olarak söylüyorum. Neyden kendimi kurtarmaya çalıştıysam,

ve bunu doğru bellediysem, kendime ait, bunun faydasından çok zararını gördüm. Çünkü o bir yerlerde işliyor. Yani en basitinden bu takıntına sarıl değil ama hayatta birçoğumuzun muzdarip olduğu takıntıları var. Ama bu takıntılar bir yerlerden de senin hayatta işlevsel olarak götürdüğün şeylerin altından da geçiyor. Yani böyle negatif olarak gördüğün bir şeyin mutlaka pozitif tarafından da altından döşenmiş bir hat olduğunu,

Unutmaman gerekiyor. O yüzden her şeyi dozunda dengesinde kendi bünyenin altına güvenli bir hat olarak döşemen gerekiyor. Kaçmayacaksın. Onu biçmeye çalışmayacaksın. Aksine kendini bir heykel gibi düşünüp, kendini de yine heykel tıraş gibi düşünüp, Bu sana zarar veren şeyleri yoğun tutacaksın. Ve kendini istediğin gibi bir form hale getirene kadar... Sağını solunu acıtmaz hale getirene kadar... Kaygı mesela senin formundan... Kendi bir heykel olarak düşün... Formunun köşesinden çıkan sivri uçlu... Seni nereye taşısak oraya takılan... Ve seni düşüren... Belki sağını solunu milyon kere kırmış bir parçan... Kesmek mi gerekiyor? Çünkü kesersen dengeni de kaybedersin.

Kesersen belki ömrün boyunca sağa sola yatacaksın, düz ilerlemeyeceksin. Kesmek değil, şekillendirmek. Onu sağa sola takılmaz hale getireceksin ama... Seni de sen yaparak devam edecek. Bunu çözdüğü zaman bence insan... Biraz tatsız, belki biraz emek isteyen bir şey ama bunu çözdüğü zaman...

Bir şeylerden kaçmak yerine bir şeyleri dinlemek. Bilmiyorum hangi nesile sesleniyorum tam olarak ama böyle çok özür dilerim. Spoiler veriyorum. Hani bu suist filmin sonunda ölüymüş gibi olacak ama altıncı iste. Mesela çocuk sürekli hayatta olmayan insanlar görüyordu, ölüler görüyordu, hayaletler görüyordu ve sürekli saklanarak

ne bileyim işte halının altına giriyor yorganın altına giriyor kendine bir tane işte küçük bir çadır yapıyor oraya saklanıyor bunlardan tamamen kaçıyor sonra bir gün işte canım burusu istiyor ki ya sana bir şey anlatmaya çalışıyor olabilirler mi diyor ve gidip ona görünen hayaletlere diyor ki çok korkunç görünmelerine rağmen ''Hani ne istiyorsun benden? Niye buradasın?'' diyor. Ve gerçekten o korkunç görünen hayaletlerin sadece yardım istediğini ve kendini duyurmaya çalıştığını görüyor. Ve onlarla bir bağ kuruyor. Ve ondan sonra onlarla ilişkisi bambaşka oluyor. Yani bu böyle... ''Ne demeye çalışıyorsun Ezgi şimdi?'' falan gibi gitmesin. Ama bu... Korkup, kaçıp, yabanileşmek yerine kendi içimizdeki her şeyle bağ kurmamız gerekiyor. Çünkü... Yani kaynak biziz, bunlar bizden geliyor ve dinlemek zorundayız ki... Çünkü kendi başına hiçbir anlam ifade etmiyor. Seninle ilgili bir mesaj anlattığı için önemli. Ve senin o mesajı alıp almaman da ilerideki hayat kaliten, ilerideki ilişki kaliten, ilerideki emek kaliten, her şeyin etkileyecek bir şey.

Ben sana ondan yarın bir gün bir yardım almak istediğinde ya da terapiye vs. gitmek istediğinde, ''Selam, lütfen bunu benden alın. Kaygımı ve korkumu benden komple çıkarabilir miyiz?'' gibi. Ya da kendine bakarken ''Şunu kendimden atsam çok güzel olacakmış.'' gibi hislerle kendini bu yolda kandırmanı ya da oyalamanı istemiyorum. Kendinden kendini çıkaramazsın. Böyle bir şey yok. Ama sen onunla dans edebildiğin zaman,

Daha da iyi bir insan olacaksın. Daha da iyi bir insan olacaksın derken... Kendinin daha iyi bir versiyonu. Kendini daha iyi duyan bir versiyon. Ve... Kendiyle daha bir haber olmayan... Daha...

Kendinden haberdar adımlar atan bir insan olacaksın. Çünkü hayat... Bizim öylece başımıza gelen, böyle denk geldi, rast geldi bir şey olmamalı. Yani sen bilinçli olarak burada olmalısın ki... Bu şey gibi değil işte... Anın farkında mıyız? Böyle bir şey söylemiyorum. Söyleyenlere hak veriyor mu? Ben bilmiyorum onu. O yüzden onu söylemiyorum.

Başına gelen şeylerin rastgele başına gelmesi değil, hayat senin rastgele attığın adımlar olmaktan çok daha fazlası olmalı. Sana ait olması için. Adımlarının farkında olmalısın. Bir şeyin neden seni o yöne ittiğini tam karşı koyamadıysan da niye o yöne itildiğini bilmek bile...

Aslında o adımı niye oraya attığını bilmektir. Hayat böyle başıma gelen bir şey olmamalı. Hayat senin seçtiğin bir şey olmalı. Bu yüzden de kaçmaya çalıştığın, kesmeye çalıştığın kaygılarından, korkularından... Bunlardan bir enstrüman olarak faydalanmaya çalışmayı öğrendiğin anlarda... Artık hayatın daha bilinçli bir akış olduğunu göreceksin senin için. O yüzden diyorum yani... Ya Ezgi... Yine kaygımı fırlatayım ama ben yine... Hayır. Fırlatmayacaksın onu hiçbir yere. O yüzden diyorum. Nihayet olarak... İstediğin zaman hazır olduğunda gel. Benimle burada buluşacaksın. Tekrar ediyorum. İnsan olmanla kaygılı olman aynı şey.

Eğer kaygından kurtulmak istiyorsan, üzgünüm, insan olmaktan da vazgeçmek zorundasın. Korkman da, endişelenmen, insan olman da aynı şey. Bunlardan kurtulamazsın. Zaten bunlardan kurtulmamalısın.

Bunlar bir uyan çağrısı, bunlar bir beni dinle çağrısı. Kontrolsüz güç felaket getirir gibi de düşünebilirsin. Bunları kontrol etmeyi, duymayı öğrendiğin zaman muhteşem bir güce, dengeye, sabit bir zemine ve daha seçimleri sana ait bir hayata ilerlemen demek. O yüzden bugün hoşlanmadığın duygularınla belki daha başka bir sohbet yapmanın günü. Yani ihtiyacın olan buysa al. Çünkü ben aldım.

Bana yaradı. Kaydınla sohbet et ya. Sana ne söylemek istiyor? Ya da korkunla sohbet et. Sana ne söylemek istiyor? Ne seni bu kadar endişelendiriyor? Bunları kendimizden atmaya çalışmayalım. Onu beğenmedim gitsin, bu kalsın falan. Yani... Bunları hissetmemekle inan... Çok mükemmel giden hiçbir şey zaten bir yerden sonra tat vermiyor misali. İnsan kusur arar misali. Bu şey gibi değil ama.

Hedef seçecek kusur aramak gibi değil. bir dengesi var her şeyin. İnsan doğasının hissettiği eksiklikle, hissettiği dara düşmeyle, başarıyla, her şeyin, herkesin bir doğası var ve bunlardan, bu doğadan bunları kırıp atmak değil olar. Nihayet olarak bunu kabul etmek, dozunu ayarlayabilmek, verdiği mesajı duyabilmek, kaygınla barışabilmek, kaygının aslında bir noktada birçok seçeneğin olduğunu ve onların arasından bir şeyler seçiyor olduğunu gösterdiğini bilmen, Kaygının hayatta olduğunu söylediğini bilmen. Kaygının sana işte bir şeyler yapıyorsun dediğini bilmen. Kapatalım seni istersen çok güvenli bir fanusa. Hiçbir şey yapma. Kaygını da sıfıra yakın bir hale getirebilir miyiz deneyelim. Ama emin ol yine getiremezsin. Nefes aldığın müddetçe bunu getiremezsin. Getirmeyi de dilememelisin. Ben artık şey oluyorum. Kaygılanmadığımda endişeleniyorum. Çünkü

ilerliyor hissetmiyorum. Pozitif olarak da niye kaygılanmıyorum diye düşünüyorum. Yani içimizdeki hislerle iyi kötü, cız, pozitif, iteyim bunu seveyim gibi bir noktadan hepsi benim. Hepsi farklı bir dansı hak ediyor. Hepsi benim partnerim ama farklı bir dansta partnerim. Hepsi başka bir dili konuşuyor. Bu farkındalığa varmak ve onlarla bir şekilde barışmak ve bir orta yol bulmak gerektiğini bilmek. Senden sadece bunu yapmanı bekliyorum. Çünkü hayat 35 yılın sonunda bana bunu yapmam gerektiğini gösterdi. Böyle. Umarım bilmiyorum omuzuna dokunabilmişimdir. Umarım bugün

Bugün hazır olmasan da yakın bir zamanda gerekli sohbetleri yaparsın ya da çok yoğun bir kaygı ya da korku hissettiğinde, ya tamam, hadi bakalım ne oluyor burada? Ben aslında temelde neyden çekiniyorum? Neye üzülüyorum? Buna üzülüyorsam da neden buna üzülüyorum?

Zamanında ne oldu da buna bu kadar üzülüyorum? Ya da ben bunu tekrar tekrar niye yaşıyorum? vesaire gibi. Küçük bir sohbete gidebilirsin. Ama dediğim gibi kaçırın yok. Yarın, bugün, yirmi yıl sonra beklerim. Aynı yerde buluşacağız bu konuda. Maalesef hala kahve içmedim. Umarım bu bir ritüele dönüşmez. Kahvesiz sohbetler ritüeli. Şimdi kahve içmeye gidiyorum.

Bu şahane fikirlerimi sevdiğim bir insanla paylaşmaya gidiyorum. Kafasını şişirmeye gidiyorum. Sizin üstünüze bir de onu şişireceğim. Umarım ihtiyacın vardı ve aldın. Umarım omzuna dokunabildim. Üçüncü de bilmiyorum neyle ilgili olur. Görüşmek üzere. Çok seviyorum seni. Çok sarıldım.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)