
1.830 kelime · ~9 dk okuma
Bugün kahvemi içtim de geldim. Çünkü bu konu kahvesiz konuşabileceğim bir konu değil. Bu ara hayatımı inanılmaz domine eden bir şey bu. Beklentiler. Beklentilerimden ve duygusal yorgunluklarımdan bahsetmek istiyorum. Her ne kadar orada olmaması gerektiğini bilsem de bunları kovabilecek ve bunlarla baş edebilecek tonla yöntemim olsa da bir türlü oradan gönderemediğim sevgili beklentilerim ve onların getirileri
Bilmiyorum, hiç hakkında sesle düşünmedim. Duvarlara ya da arkadaşlarıma konuşmadım. O yüzden bu konuşma bizi buradan alır, nereye götürür bilmiyorum. Hep beraber göreceğiz.
Ben artık beklentilerimle cezalandırılmak istemiyorum. Kendime sanırım en yakın zamanda söylediğim en net, en haltı çizilebilir cümle buydu. Ben artık kendimi beklentilerimle cezalandırmak istemiyorum. Çünkü bu çok sevdiğin bir yemeğe yanlış bir malzeme ekleyerek son anda tadını kaçırmaktan çok çok farksız bir şey.
En sevdiğin yemek gelmiş, biraz da şundan ekleyeyim, biraz da bundan ekleyeyim diyerek ucunu kaçırıyorsun ve sevdiğin tat yerine bir daha gelmiyor. Aynen bunun gibi çok sevdiğim bir yemeği, çok sevdiğim bir şeyi son anda istemediğim bir tatla mahvediyormuşum gibi. Kendimi beklentilerimle cezalandırmak, beklentilerimle hayatımın tadını kaçırmak bir nevi benim için buna benziyor. Bir şeyler yapıyorum. Hepimiz bir şeyler yapıyoruz. Ve o anda o kadar gücümüzü vererek, öyle ya da böyle, mesela şey, daha fazlasını yapabilirdim. Kesinlikle daha fazlasını yapabilirdim. Ama buradaki durum şu, o anda sen olarak o günün şartlarıyla daha fazlasını yapabilecek olsan da o kadarını yaptın.
Nedenini bilmiyorum, bahanen neydi bilmiyorum, gerekçen neydi bilmiyorum. Ama o gün ancak o kadarını vermeyi uygun gördüm ve o kadarını görerek bunu yaptın. Orada aslında konu kapanmalı. Sen artlarıyla, eksileriyle belki daha iyisini yapabilirdin, şanslar el verseyde daha başka olurdu, kendinden daha fazlasını beklerdin olabilir. Ama sen onu yaptın. Ve o yapıldıktan sonra çıkan sonuçla bir yerlere varmak varken, bir önceki adıma gidip, artık hiçbir şey ifade etmeyen o adıma gidip, ben şöyle şöyle yapabilirdim ya da eğer böyle böyle olsaydı böyle olabilirdi.
Kendimden daha iyisini beklerdim. Ya da bunu yaptım, daha iyisini beklerdim. Evet, hepimiz birçok şeyde zaten şöyle yaparsam şuna ulaşabilirim gibi bir matematikle yapıyoruz. Her şeyden bir beklentimiz var. Sıfır beklentiye inebilir miyiz? Çok istiyorum böyle bir hayat görmeyi.
Ama bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Sıfır beklenti, sıfır istek, sıfır şöyle olur herhaldesiz bir yola girebileceğimizi düşünmüyorum. Bu kadar zen olabilirsek çok şanslıyız. Belki de şanslı da değiliz, bilmiyorum ama.
Bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum ama bunun bir şekilde yapılan şeyden alınan hazzı, çıkan sonuçla baş edebilme kabiliyetini, enerjisini götürdüğünü düşünüyorum. Ve bir insanın kendine bunu yapması kadar acımasızca bir şey olmadığını düşünüyorum. Evet, bir şeyler yaptın, bir şeyler bekliyordun. Ya da biriyle bir iletişimle olduğu, bir flörtün olduğu bir şey bekliyordun ama beklediğin gibi olmadı. Ah keşke şöyle olsaydı. Beklentim bu değildi noktasında kaldığımız zaman. Aslında önümüzdeki gerçeklere çok geç kalıyoruz.
Yani yolunda gitmedi ya da beklediğimden daha düşük bir formda gitti. Tamam, elimde neler var? Bugün başıma ne geliyor? Ben ne çeşit sonuçlarla baş etmek zorundayım'a gelmek yerine şöyle olması beklentimdi ve böyle olmadığı için hayal... Ama yolumun hiçbir tarafında bu beklentinin bana verileceğine dair, kesin böyle bir şeye ulaşacağıma dair bir anlaşma, bir sözleşme yoktu ki.
Ben bunu üniversitedeyken slide'ın tepesinde yazıyordu. Hayat adil bir yer olmak zorunda değil. Ya da en çok düştüğümüz yanlış düşünceler... Ben şöyle şöyle yaptım, o zaman bunun karşılığı bana gelmek zorunda.
Hayatın bana borçlu olduğuna inanmak, insanların bana borçlu olduğuna inanmak ya da bir şeye emek verdiğimde karşılığında bir fatura kesebileceğime inanmak, bir adalete inanmak... Tabii ki bu inanca sahip olmak hayatta bir şeylere devam edebilmemizi sağlıyor. Bunlar böyle olursa hay hay, başım üstüne, çok güzel. Ama bunlar olmadığında da bir alacaklıymış gibi hayata karşı oturmanın, bir beklenti sahibi olmanın aslında insan içten içe en çok kemiren şeylerin başında geldiğini bilmek, evet bilmek bir farkındalığa varmak ama bunu önleyemedikten sonra da bir anlamı yok.
Senelerdir bunu biliyorum. Kendimi bu cümleye ya da bu bakış açısına hazır hissetmediğim 25 yaşından beri mesela, ben bu cümleyi 25 yaşında gördüm herhalde, hayat bana borcu olan bir şey değil. Hayat adil bir yer olmak zorunda değil. İnsanların bana bir borcu yok. Emeklerimin sonunda fatura kesemem.
gibi cümlelerle 10 yıl önce karşılaşmama rağmen o cümleler 10 yıldır hala benim hayatımda benim üzülmememi, benim sinirlenmememi, benim haksızlığa uğradığımı düşünmememi sağlamıyor ne yazık ki. O yüzden bir şeyi bilmekle onu hayatımızda işlemek ne yazık ki farklı formlar. Evet, ben beklenti sahibi olmamam gerektiğini biliyorum. Bence hepimiz bunu sosyal medyada denk geldiğimiz şeylerle ya da büyüklerimizden duyduklarımızla, nasihatlerle, özlü sözlerle hepimiz bence bunu öğrendik. Hepimiz bir yarın hayatımızda en azından bir iki kere beklentilerin olmasın, beklentilerle lütfen kendini karartma gibi şeyleri mutlaka duymuşuzdur. Ama duymakla, dediğim gibi, bilmekle yapmak arasında dağlar kadar fark var. O zaman ben bunu nasıl yapacağım?
Yani ben nasıl beklentilerimin kurbanı olmayacağım, ben nasıl duygusal bu yorgunluğu kendime geçirmeyeceğim diye düşündüğümde artık şunu yapmaya başladım. Yani hedefe giderken her şeyin değişebileceğini düşünüyorum. Yani ben mesela A noktasından B noktasına gitmek için yola çıktım. Ama yolun ortasında bir C noktasının varlığından haberdar olabilirim. Ve C noktasına aşık olabilirim. Ve o zaman yola çıktığım halimle, yoldaki halimle, beklentilerimle, her şeyimle çok başka bir insan olacağım. Bu noktada zaten beklentilerimin aslında karşılanması da bir noktada imkansız hale geliyor. Şey gibi, ben mesela neden böyle düşünüyorum?
dediğimde bile aynı insan olmuyor. Kendimize dönüp bir kere baktığımızda bile artık bir önceki adımdaki biz olmuyoruz. Ben neden böyle bir insanım dediğinde artık o soruyu sorduğun insandan da farklı oluyorsun. O yüzden bir şey yapmaya başladığında, bir şeye emek verdiğinde, birini sevdiğinde, bir ilişkiye girdiğinde, bir işe başladığında, bir proje yürüttüğünde adım adım orada ilerleyen insanın yolun başındaki insanla aynı olması sana öyle gelse de bana öyle gelse de imkansız.
Bu yüzden şunu bilmek gerekiyor. Yeni beklentilerim oluşabilir. Ya da başta ben sonuçta şunu hedefliyorum dediğim şeyi artık hedeflemiyor da olabilir. Bu illa kötü anlamda bir şey değil. Mesela ben bunu en iyi sanırım hayatımda şurada gördüm. İnanılmaz derecede psikoloji eğitimi almak istedim. Lisans olarak psikoloji okumak istedim ve her şeyi yaptım, her şeyi yaptım. En sonunda dedim ki ya ben üniversite sınavında çuvallıyorum, ben başka bir bölümden geleyim ve çifte nadal yapayım dediğimde İngiliz Dili ve Edebiyat'ın öylesine seçmiştim mesela ve İngiliz Dili ve Edebiyat'ı okurken bir yandan da psikoloji okuyordum.
Ve şu benim için çok ironiktir. İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı okuduğum bütün bölümlerden, hani icra ettiğim meslek elbette psikoloji vesaire, o alanda çalışıyorum ama İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bütün bölümlerden daha çok sevdim. Bana hayatımda hiçbir şey o bölümde aldığım şeyler kadar katmadı. O bölümdeki hocalarım, o bölümde okuduğumuz şeyler, o bölümde yüzüme çarpan gerçekler, ne bileyim eski klasik eserleri okurken insanların hiç değişmediğini görmek, dertlerin tasaların yüzyıllarca aynı olduğunu görmek, Neredeyse asla adını bile anmadığımız insanlarla aynı acıları çektiğimizi görmek, bunların bende açtığı yaralar, sardığı yaralar vs. hiç bu benim planımda yoktu. Ben oraya psikoloji okumak için, psikoloji diploması alıp yüksek lisans yapabilmek için gittim. Ama yolda geldiğim yerde ben bambaşka bir şeyi çok sevdim ve bambaşka bir şeyden beslenerek yola çıktığım halimden çok uzaklara gittim.
Bunu belki de yaşamak, bunu tecrübe etmiş olmak beni artık daha esnek hale getirdi. Evet, ben bir şey hedefleyerek, bir şeyler beklentisinde yola çıkıyorum ama yolun sonunda, yol sürecinde çok başka şeyler isteyebilirim, çok başka şeyler arayabilirim ve çok başka şeyler beni bulabilir. O yüzden iyi anlamda da kötü anlamda da beklentilerimle kendimi ve sürecimi cezalandırmamalıyım. Başka bir şeyin bana çok iyi geleceğini düşünürken, o şeyi elde ettiğimde bana iyi gelmediğini de görebilirim. Çünkü bir şeylere varmadan, bir yeri düşünmek başka bir şey, bir yeri uzağa görmek başka bir şey, oraya gitmek başka bir şey. Bu çok ayrı ikisi. Bir şeyin fikriyle kendisi nasıl farklıysa, bir şeyin hayaliyle kendisi, bir şeyin görüntüsüyle icrası, her şey çok farklı.
Ben her şey umduğum gibi, beklediğim gibi gitse dahi o şeyden sandığım zevki almayabilirim. O şey beni sandığım gibi mutlu etmeyebilir ve hayatımın belki de en ızdırap verici, en çok öğretici olan, en kırıcı deneyimine de dönüşebilir. Ne olur ama beklentilerim ona varmaktı değil mi? Benim beklentim bir şeye emek vermek, bir insana ya da bir olaya emek vermek ve oraya gitmekti. Beklentilerim karşılandı. Ama gerçekten beklentilerim karşılandı mı? Hayır. Bu yüzden belki de kendimize bu esnekliği vermek, hayatta başımıza gelebilecek en iyi şeylerden bir tanesi.
Ben bir şey yapmak için yola çıkıyorum ama hiçbir insan yolda aynı kalmaz. Yol insanı değiştirir, yol insanı dönüştürür ve benim beklentilerim bugün böyle olsa dahi yarım bir gün böyle kalmayabilir. Varacağım noktaya vardığımda isteyeceğimi sandığım şeyi istemeyebilirim ve bu çok doğal. Yolda başka bir şey dikkatimi çekmiş olabilir ve onun üstüne başka bir yola sapmak istemiş olabilirim. Yolumu kaybedebilirim, yolumu tekrar bulabilirim, beklentilerimi tekrar çizebilirim. Çok doğal. Duygusal yorgunluklarım hesaba kattığımdan farklı olabilir, çok doğal. Çünkü ben, her ne kadar ben olsam da, her adımda başka bir insanım. Her adımda başka bir insan olmak demek, her adımda başka bir beklentim olması demek. Ne zamanki bunu kendi hayatımda tecrübe ettim,
Bir şeyler olmadığında da, olduğunda da, istediğim gibi gittiğinde de, gitmediğinde de... Artık tek yaptığım, Ezgi lütfen beklentilerinle kendini mahvetme. Çünkü bilmediğin bir kapı açılacak ve orada yaşadığın şeylerle sen zaten başka şeyler beklemeye başlayacaksın. Ben istediğim gibi mesela, lanet ettim ya ben ilk üniversite sınavına girdiğimde keşke psikoloji olsaydı çok isterdim. Ama olmaması sebebiyle hayatıma 2-3 farklı bölüm dahil oldu. Biri İngiliz Dili ve Edebiyatı oldu ve ben bu bölüme aşık oldum. Ve ben bu bölümde öğrendiğim şeyler sayesinde bugün neysem uyum. Bugün burada ne yapıyorsam uyum.
Beklentilerim, birkaç yıl önceki beklentilerim, on yıl önceki beklentilerim aynı. Karşılanmadı, çok üzüldü. Ama başka yollara, sapa sapa başka beklentilerle, başka yollarla, kendim için daha iyi olanı buldum. Her ne kadar kendimizi zora soksak da ben insan olarak inanıyorum ki insan kendine yarayanı bulmak için her zaman Her zaman bir yol buluyor. İhtiyacımız olduğunu sandığımız şeyle, beklentimiz olan şeyle bize yarayacak şey her zaman aynı olmayabilir. Ve bunu oraya varmadan ya da ona elde etmeden ya da başka bir yere satmadan bazen anlamıyoruz. Bu da bence hayatın cilvesi. Hani çok sevdiğim bir söz var. Hani hayatta iki tane kötü şey var. Bir istediğine sahip olamamak, bir istediğine sahip olmak.
Bazen oraya varmanın da sandığın anlama gelmediğini görebileceksin. O yüzden beklentilerinin karşılanıp karşılanmamasıyla, kendi kafanda kurduğun sana iyi gelecek şeyler kavramıyla hayatı zehir etmek, hayatın açacağı kapılara otomatikman ben sana bakmıyorum demek. Ben seni görmek istemiyorum demek. Yani hayatına ben seni yaşamak istemiyorum demek. Çekil önümden demek. Bana bu küstahlığı hatırlatıyor nedense.
Hala buna rağmen beklentilerim var mı? Var. Buna rağmen duygusal yorgunluklarım oluyor mu? Oluyor. Ama ne zaman bununla dolsam, ne zaman bununla içim kararsa diyorum ki Ezgi bir sakin ol. Çünkü sen hiç ummadın.
En kırıldığın yerlerden, ayağa kalkarak ve kendini birleştirerek, beklentilerinin dahi hayal edemeyeceği yerlerden, çok güzel yerlere ulaştın. Benim belki yarın bir gün varacağım yeri beklentilerim dahi tahil edemiyor olabilir şu anda. Ve hayata izin vermemiz gerekiyor, kendimize izin vermemiz gerekiyor. Bunu söylemeye bayılıyorum. Kendi önümüzden çekinmemiz gerekiyor. Ve beklentilerimizle hayatımızı mahvetmememiz gerekiyor.
Bu konuda ne zaman daralsam, bunları hissetmeye ihtiyacım oluyor. Ki şu anda bunları hissetmeye ihtiyacım var. Çünkü beklentilerimin kölesi olmak üzere hissediyorum kendimi. Bunları sessiz söylemeye ihtiyacım vardı. Umarım duymaya ihtiyacı olan vardır. Umarım omzunuza dokunabilmişimdir. Çok öpüyorum ve çok sarıldım.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.