
2.078 kelime · ~10 dk okuma
Durmadan dönüp dolaşıp kendisini tosladığım ve hiçbir şekilde ondan uzak kalamadığım, her ne kadar görmemeye çalışsam da artık daha fazla görmezden gelemeyeceğim. Hazır fırsat bu fırsat. Tek başıma da düşünmek zorunda değilim. Sizle beraber düşünürüz diye düşündüm. Bir konuyu konuşmak istiyorum. O konunun üstünde biraz gezinmek istiyorum. Ne söylesem yetmeyecek. Bunu çok iyi biliyorum. Ne söylesem bir şeyler eksik kalacak. Bunu çok iyi biliyorum. Aşktan bahsetmek istiyorum ben.
Evet. Aşk yani. Aşk, aşk, aşk. Tabii ki aşk çok büyük bir kavram. Yani bir kişiye, bir nesneye, bir inanca, bir kavrama herhangi bir şeye karşı da duyulabilir. Ama ben dünyevi anlamda, romantik anlamda aşktan bahsediyorum. Hepimizin daha çok aşina olduğu.
Bu kelimenin Arapça kökenleri sarmaşık ve ışıktan geliyor. Muhteşem değil mi? Hani üstüne konuşmayı bırakıyorum, daha en başından kelimenin kökenleri sarmaşık ve ışıktan geliyor. Saran, sana nüfus eden, seni kapsayan ve aynı zamanda aydınlatan ve yakan bir şey.
Bu kadar tadını, hissini veren bir kelimeyle karşılaşmak bence çok zordur. O yüzden de çok nadir kelimelerden bir tanesi. Bir şey tarafından kapsanmak, bir şey tarafından yakılmak ve aydınlatılmak. Muhteşem bir bileşen. Ve bu bile beni çok uzun süre düşündürmüştü gördüğümde.
Ondan sonra da dedim ki acaba ben aşktan bahsetmek istediğimde okuduğum ne benim çok hoşuma gitmişti ya da izlediğim ne ya da hayatımda bana ne dokundu diye çok düşünüyorum. Aşkla ilgili bir şey söylemek istersem, birine aşkımı anlatmak istersem ne kullanırım diye düşünüyorum. O zaman da hiç kuşkusuz aklıma Montaigne geliyor. Hiç unutmuyorum. Sanırım denemeler kitabındaydı. Onun için sevdiğimi söylememi isterseniz ancak şöyle açıklayabilirim. O oydu, ben de bendim.
Muhteşem, çok basit, saf, naif, kılçıksız bir şey bu. O oydu, ben de bendim. Beni neden seviyorsun sorusu bazen çok meşhurdur. Neden ben? Beni neden seviyorsun? Ve bunlara böyle çok güzel cevaplar almak isteriz aslında. Ben de çok uzun zaman. Beni neden seviyorsun? Bilmiyor musun? Bilmiyorsa bir dudağımın düştüğü falan olurdu.
Neden beni seviyorsun? Şundan bundan, ondan bundan, güzel bir sürü şey belki. Ama zaman geçtikçe aslında bunu hiç duymak istemediğimi fark ettim. Yani bana göre aşk dilin engeline takılmalı, artık mantığın engeline takılmalı. Yani birisi bana çok mantıklı cümleler kuramamalı. Birisi bana seni seviyorum çünkü bundan bundan bundan, sana aşığım çünkü bundan bundan diyerek anlatamamalı.
Önceden aradığım şeyi artık hiç aramıyorum, hatta kaçıyorum. Belki bu alıntı, belki bu okuduğum şey de beni çok değiştirdi. Sadece iyisiyle kötüsüyle ben olduğum için... Evet, mesela Ezgi, sen bunu şöyle yapsaydın daha iyi olurdu, böyle yapsaydın daha iyi olurdu. Bu özelliğinden nefret ediyorum demesine rağmen o oydu, ben de bendim denebilmesi dışında sanırım artık hiçbir şey aramıyorum.
Bana nedenini açıklayamasın istiyorum. Sadece sen olduğun için diyebilsin istiyorum ve bunun anlam kazandığı bir yaş aralığındayım galiba. İyi cevaplar, mantıklı cevaplar, mantıklı hareketler, mantıklı seçimler istemiyorum. Benim için aşk sanki eşittir çocukluk.
Eşittir saçmalama becerisi. Eşittir beraber aptal olma becerisi. Mantık istemiyorum. Güzel sözler istemiyorum. Mantık ve dil aşk engeline takılsın istiyorum. Sadece beni ben olduğum için sevsin, ben de karşımdakini o olduğu için isteyim istiyorum. Evet, aşkı arıyoruz. Hepimiz arıyoruz. Bir yandan da ondan cehennemden korkar gibi korkuyoruz. İyisiyle kötüsüyle. Ama mantığa oturması, korkutsa daha iyi mantığa oturmamasını istiyorum. 35 yaşındayım ve aşkı böyle yaşamak istiyorum. 20 yıl önünde sorsanız, beni neden sevdiğini bilmeyen birisi beni daha çok ürkütebilirdi. Ama şimdi beni neden sevdiğini söyleyebilen birisi, ben olmam dışında, beni daha çok ürkütüyor.
Bilmiyorum, sizin için nasıl? Sizin için nasıl olacak? Çünkü kafa sayısı kadar fikir vardır gibi bir şey bu. Kalp sayısı kadar aşk vardır. Aynı kişinin aşkları bile birbirinin aynısı olamaz.
Hepsi biricik. Her seferinde aşk yeni. O yüzden benim aşkım sizin aşkınıza benzemiyor. Onun aşkı ötekininkine benzemiyor. Kendi aşklarımız birebirbirine benzemiyor. Sizin için nasıldır, hangi dönemde nasıl olacaktır bilmiyorum ama benim için bu. Sen sensin, ben benim. Ve biz bu yüzden bunu yaşıyoruz. Denebilmesi.
Bilmiyorum, hayallerimizin çocuğu. Yani aşk, insanların hayallerinin çocuğu, hayallerimizin çocuğu ve birçok hayal kırıklığımızın da anne babası aslında. O yüzden böyle ince çizgide olan bir şeyin mantıkla alakası olması içten içe beni hiç güvende hissettirmiyor. Belki bu benim hatam, belki seneler sonra değişecek bir şey. Belki iki gün sonra bunu dinlediğimde, aa hani ne diyorsun diyebileceğim bir şey. Bugün böyle düşünüyorum.
Benim için bir kendimden çıkma gereksinimi değil, benim için kendimden uzaklaştırmak ya da hayatıma bir renk katma yöntemi değil. Benim için daha çok kendimi sevmek, kendimi bulmak, benim ben olmamla ilgili huzurlu hissetmeme sebep olan bir şey hissetmek. Bazıları hani, evet aşk insanın kendinden çıkma gereksinimidir, aşk rutini bozma gereksinimidir, aşk işte gerçeklikten kopma gereksinimidir. Hayır.
Beni daha çok gerçekliğimde mutlu edecek, beni ben olarak daha çok mutlu edecek bir şeyler hissetmek istiyorum. Evet, ben marazlarımla, artılarımla, eksilerimle, ben olduğum için birinin hayatında, birinin yaşamında yer kaplıyorum diyebilmek istiyorum. Hiçbir şey yaşamdan büyük değil aslında. Her şey yaşamın bir parçası. Yaşam aslında aşktan üstün. Ama bu öyle bir his ki, kendi kelime kökenlerindeki gibi, hem sarmaşık hem ışık gibi bir his ki, hem saran, hem aydınlatan, hem yakan, bazen yaşamın bir parçası olmasına rağmen aşk yaşamdan daha büyük olabiliyor.
Ve bu kadar hayatı domine eden bir şeyi hissederken, ben kendimden çıkmak istemiyorum. Ben daha çok kendim olmak istiyorum ve buna vesile olan bir şeyler yaşamak istiyorum. Evet yani, özetle 35 yaşında aşk nedir senin için diyorsan, benim için, onu o olduğu için seveceğim ve kendimden çıkmayacağım, yaşamdan çok büyük gelen ama yaşamın da parçası olduğunu unutmadığım bir şey yaşamak, bir şey hissetmek. Bir yandan da bunun bir sanat olduğunu düşünüyorum.
Evet, yani neden sanat olduğunu düşünüyorum. Herkesin başına gelebilecek bir şeymiş gibi görünse de hepimizin biricik işte... herkesin kendine münferit, süper yetenekleriyle bağlantılı olsa da bence aşk bir sanat ve bazı insanlar bu sanata muktedir olmuyor. Bazı insanlar bu sanatı icra etmeye hazır olmuyor. Bir şeylerden kaçmak için aşka tutulmaya çalışan ya da aşkın kendisine aşık olan ya da bu daha önce konuştuğumuz gibi yanlış yere koyduğumuz yalnızlıklarımız
...Minvalin'de seçtiğimiz aşklar bence çok fazla... ...çok fazla bize... ...aradığımız o naif, saf... ...hissetmek istediğimiz o güzelliği getirmiyor. Yani bu sanatı icra edebilmek için gerçekten bu sanata soyunmak ve bu sanatın... ...saf kaynağından faydalanmak istemek gerekiyor galiba. Ben... ...sıkıcı bir şeyler yaşadığımı düşündüğüm için aşka düşmemeliyim. Ben bir şeyden kaçtığım için aşka düşmemeliyim. Kendimden çıkmak için aşka düşmemeliyim.
Aşk bir sanatsa ben bunu kendim olarak, kendi hayatımdan memnun olarak, kendime yeterek, yalnızlıklarımı yanlış yere koymayarak bunun içinde olmalıyım. Bence o zaman ancak hakkını verebilirim ve o zaman bu sanatı icra edebilirim. Hazır olmak diye bir şey var galiba. Yani bir şeylere, bir insanın hayatına girmeye, o insanın hayatımızı almaya... Bunların o anda tabii ki hesabını yapamazsınız. Yani o an gerçekleşen bir şeydir. Belki bir saat önce o insan karşınıza çıksa ya da bir saat sonra karşınıza çıksa o insana hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz, o insan dikkatinizi çekmeyebilir.
Her şey aslında zamanlamasıyla şahane ya. O an karşıma çıktı. Biz o an karşılaştık. O an birbirimizi bulduk. O an tabii ki bunların matematiğini yapamazsın. Ben hayatıma birini almaya hazır mıyım? Ben aşk yaşamaya muktedir miyim? Ben bu sanatı icra edebilir miyim? Demezsin. Ama belki de bilmiyorum. Bilmeden de biz bunlara hazır oluyoruz.
Ben hiç hayatımda birini sevmeye ya da birini hayatıma almaya hazır olmadığım bir günde, birine denk geldiğimde bu kadar ona karşı akabildiğimi görmedim. Biz bunların hesabını yapmasak da kalbimiz, ruhumuz bir şekilde bence hesabını yapıyor. Hazır olmak diye, bu sanatı icra etmeye hazır olmak, buna yetecek olmak diye bir şeyler bence var. Her ne kadar bilsek de, bildiğimizi sansak da, bilmesek de ben buna inanıyorum.
Ve zaten böyle şey gibi oluyor. Hani bir kişi vardır ve her şey tamdır. Bir kişi yoktur ve dünya eksiktir gibi. Diğer insanlarla o biriciğimiz arasındaki fark inanılmaz açılıyor. Sanki o herkesten çok farklı. Pozitif yönde, olumlu yönde çok farklı oluyor. Ve bunu ödüllendirebilmek, bunu kendi içimizde kendimiz olarak yaşayabilmek çok kolay bir mekanizma gibi görünse de aslında bence çok zor. Çok büyülü.
Çok büyük bir lüks. Yirmilerimde belki böyle nefes almak kadar hızlı ve çabuk olabilecek bir şeyken yaşa aldıkça bunun aslında ne kadar nadir, ne kadar özel bir şey olduğunu düşünüyorum. Bazı zamanlar oldu ayaklarım yerden kesilsin istedim. Bazı zamanlar oldu ayaklarım yere tam bassın istedim. Ben de bazen ne istediğimi bilmiyorum. O yüzden belki de ihtiyaçlarımız, isteklerimiz doğrultusunda bir kişiyi buluyoruz. Ben hayatımın aşkı kavramına belki belli bir yaşa kadar ya da hayatın sürprizlerinden emin olamadığımız için hiçbir zaman inanmıyorum. Çünkü biz hiçbir zaman aynı olamayız. Her zaman değişiyoruz. Her zaman bir devinim söz konusu. Aynı şekilde karşımızdaki insan da değişiyor ve deviniyor. Sabah kalktığımızda başımıza gelen herhangi bir şeyle çok başka bir insan olup, çok başka ihtiyaçların peşinde koşabiliriz. Bu yüzden hayatımın aşkı, hayatımın fırsatı, hayatımın şansı diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Her zaman çok köklü değişiklikler yaşamaya açığız. Bu yüzden her zaman bence bizim için ömürlük diye adlandırabileceğimiz büyüklükte bir aşkın karşımıza çıkma olasılığı çok fazla.
Değişime karşı gelmeden, belki beraber değişerek... ...o zaman ömürlük olmak daha olası. Bu şey değil yani. Ömürlük, sevgi diye bir şey yok. Aşk diye bir şey yok. Hayır. Ama değişiyoruz. Karşısı da değişiyor. Belki de bu işin büyüsü beraber, paralel değişebilmekte. Ben değişiyorum, sen değişiyorsun. Değişmiş hallerimizle de birbirimizi... ...ben ve sen olarak sevmeye devam ediyoruz. Ve yeni bizler yaratmaktan... ...kocunmuyoruz, yorulmuyoruz.
Evet, o zaman ömürlük, o zaman sonsuz bir sevgi, sonsuz bir aşk bence de mümkün. Ama bu değişimi beraber yakalayamazsak, bence her değiştiğimizde baktığımız yönde değişiyor ve bu hem talihsiz, bu hem bir lütuf, hem bir lanet. O yüzden belki çok büyük cümleler kurmamak gerek. Sonsuza kadar seni seveceğim, sonsuza kadar seninle olacağım. Belki bunları inanmak istesek de bunları söylemek veya söyletmemek gerek. Ama onun yerine belki şunu diyebiliriz. Değiştiğim sürece ve sen de değiştiğin sürece, buna gönlümüz olduğu sürece, geçinmeye gönlümüz olduğu sürece, yeni bizler yaratmaktan üşenmeyeceğim ve yeniden yeniden biz olmaktan üşenmeyeceğim diyebilmek belki de bu işin en güzel yanı. en çok belki fedakarlık yapılabilecek ve en çok niyetini belli edilebilecek yanı. Bunları seneler önce söylesem söyleyemezdim. Demek ki aşkla ilgili beklentilerim de bu yaşımda bu hale gelmiş. Evet değişebiliriz, evet hayatta bir şeyler başımıza gelebilir. Ama önemli olan beraber tekrar ve tekrar değişmeye, gönlü olmak ve tekrar tekrar bizi yaratmaya, meyilli, istekli olmak ve kendimiz olabilmek. Buradaki en önemli şeylerden bir tanesi de aşkın içinde karşıya yarayacak, karşının aradığı cevapları verecek bir insan olmak değil de kendimiz olabilmek.
Hangi kitabıydı bilmiyorum ama benim gibi çok sevenler mutlaka hatırlayacaktır ya da bulacaktır. Oruç Arıoba'nın bir sözü vardı, ''Benim yanımda kendin olamayacaksan hiçbir işe yaramaz.'' Tam da bu. Aşk ne dersem, benim için, bazen bana yaşamdan daha büyük hissettirecek, yaşamın parçası olsa dahi yaşamdan üstün gelecek.
O, o olduğu için ve ben, ben olduğum için yaşayacağımız ve kendim olabileceğim, tekrar tekrar bizi yaratmaktan üşenmeyeceğim, geri durmayacağım bir şeyin içinde olmaya gönüllü olmak. 35 yaşındayım ve bunu arıyorum ve bunu aradığıma eminim. Çünkü bundan yıllar önceye baktığınızda, bu kadar önemli mi aşk diyeceksin belki ama evet, ben her şeyden çok temelde olduğuna inanıyorum. Çünkü bundan yıllar önceye baktığımızda ne elektrik vardı, ne sandalye vardı, ne masa vardı. Ama yine de aşk vardı. Ne kadar geriye giderseniz gidin, hep orada aşk vardı. O yüzden bunun bir anlamı olduğuna inanıyorum. Bunun üstüne ne eklesem, ne çıkarsam da asla yeterli olmayacak.
Her gün bunun üstüne ekleyebileceğim ya da fikrimi değiştirebileceğim, okuduğumda ya da gördüğümde bana geçecek tonlarca şey olabilir. Bugünlük bu kadar benim için aşk. Birini mantığıyla ifade edemeyecek şekilde sevmek, mantık aramamak, sadece onu o olduğu için sevmek. Evet, her insan bana keşke böyle yaklaşsan, şöyle davransan diyebilir.
Ama olsun. Ben gözleri kapalı, büyülenmiş... ...ayakları yerden kesilmiş bir şeyden de bahsetmiyorum. Hatalarıyla, sevaplarıyla, her şeyiyle... ...onu o olduğu için istemekten bahsediyorum. Dün hatta... ...sevdiğim insanla konuşurken... ...ondan ısrarla balon çizmesini istemiştim. Hani balon, neden balon, neden balon? Çünkü aşk benim için balona benziyor. Gerçekten. Hani uçuyorsun, uçma hissine sahipsin... ...ama bir yerlere de bağlısın. Köklerin var.
Ve ben bu hissi gerçekten aşka benzetiyorum. Bağlı olarak, bir yere tutunarak, bir yerin seni tutmasıyla, bir yerde bağın olarak uçmak, özgür hissetmek, mutlu hissetmek, yükselmek, aydınlanmak. Bu yüzden balona benzetiyorum ve bu beni çok gülümsetiyor. Ben köklü bir değişiklik yaşamadığım sürece de sanırım aşağı yukarı aşka böyle bakacağım. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz? Benimle birlikte düşünün istedim. Lütfen hatta bana yazın. Sizi etkileyen aşk tanımları varsa, bana bunu düşündürdü dediğiniz bir şeyler varsa bana ulaşın.
Biliyorsunuz bu kayıtların en önemli yanı. Yapıyoruz ve dönüp arkamıza bakmıyoruz. O yüzden bir hata yaptıysa mahvola. Ama benim için bugün, bugünün şartlarıyla aşk, sevgi buna benziyor. Umarım böyle birini bulursunuz. Karşınızdaki kişiye seviyorum. Çünkü o oydu, ben de bendim diyebileceğiniz kadar basit. Ama altı dünyalar, evrenler kadar dolu o şeyi umarım hissedersiniz ve bulursunuz. Bir sonraki konuda görüşmek üzere. Öpüyorum, çok sarıldım.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.