
1.777 kelime · ~9 dk okuma
Bu ses kaydı, bu podcast sizi belki işe giderken bulacak, belki işten dönerken bulacak ya da sıkıldığınız 10-15 dakika bir kafamı dinleyeyim dediğiniz anda bulacak, bilmiyorum. Beni maalesef şu an kahvesiz buldu yine. Bilirsiniz kahve bağımlılığımı ve kahvesizliği. Ama bu konu üstünde konuşabilmek için kahvesiz olmam gerektiğini düşündüm. Çünkü bugün eğlenmekten bahsetmek istiyorum. Neden? Hayatımda böyle odaklandığım bir sürü konu var. Ve böyle hepsi şey gibi, birbirinin uzantısı gibi. Aidiyet, sevgi, aile, yeteri bilmek, vesaire gibi, duracağın yeri bilmek, bir şeyleri yanlış yere koymak, doğru yere koymak aslında bakıldığında hepsi aynı derdin ürünü gibi.
Ama eğlenmek üstüne hiç düşünmediğimi fark ettim. Bu ya çok kolay eğlendiğim için olmalı ya da hiç eğlenemediğim için olmalı. İkincisi beni çok üzer. Bunun üstüne hiç düşünemediğimi fark ettim ve şimdi düşüneceğim. Beraber düşüneceğiz. Bende ne çıkacak bilmiyorum.
Çok basit şeylerden zevk alabiliyorum. Mesela küçükken annem bana şey derdi, hiç unutmuyorum. ''Bu çocuğu mutlu etmek çok kolay.'' ''Hala bazen çocuk gibisin, seni mutlu etmek çok kolay.'' diyorlar çünkü çok basit bir şeyden hoşlanabiliyorum. Çok basit bir, mesela bir kitap, bir çocuk kitabı ya da çok saçma bir oyuncak, bana 90'ları hatırlatan herhangi bir şey, ufacık herhangi bir şeyden, bir detaydan çok mutlu olabiliyorum.
Bu beni çok mutlu ediyor, çocuksu bir şekilde. Ama bakıldığı zaman, yetişkin eğlencesi olarak, bir tatil, bir dinlenme ya da daha çok yaşıtlarımın yaptığı ve göstermekten hoşlandığı şeylerle aramın nasıl olup olmadığını bilmiyorum. Evet, mesela ben nelerden zevk alırım? Sergi görmekten çok zevk alırım. Kahve içmekten çok zevk alırım. Her şeyi kahve içerek yapmaktan çok zevk alırım. Kitap okumaktan çok zevk alırım ama kitap okumak için eve kapanmam. Dışarıda okumaktan çok hoşlanırım. Evde kitap asla okuyamıyorum.
Arkadaşlarımla yakın sohbetlerden hoşlanırım. Birbirimizin sesini duyabildiğimiz bu küçük lükslerden hoşlanırım. Mesela Dilara ile kahve içmek için oturup bütün gün boyunca her şeyi konuşup bir fotoğraf bile çekemeden ayrılmaktan çok hoşlanırım. Bu gibi ufak tefek şeylerden ama içi çok dolu. Hayatı hayat yapan küçük şeylerden çok hoşlanırım. Çünkü bana göre çok büyük büyük şeylerden oluşmuyor hayat. Çok küçük, küçük şeylerin arka arkaya eklenmesinden muhteşem bir hayat oluşuyor. Ve ben küçük şeylere bayılıyorum.
Bu yüzden acaba çok mu kolay eğleniyorum, çok sade şeylerle mi eğleniyorum? Yoksa aslında eğlenmek nedir bilmiyor muyum? Arada kaldım. Bu sorgu yapılır mı? Belki bundan bir 5-6 sene önce bu sorguyu yapmazdım ama sosyal medya bana bu sorguyu yaptırıyor maalesef. Mesela sabahlara kadar gittiğim bir tatilden hikayeler paylaşmak, sonsuz bir eğlencenin yansıtılması,
ya da bir tatile gidip çok eğlendiğimi birine gösterip onayını alarak tasdikli eğlenmek. Mesela bunları ben çok paylaşan birisi değilim. Benim Instagram'ımı farklı kullandığımı hepiniz biliyorsunuz zaten. Hayatımı kendi içimde yaşayan, sadece paylaşmaya değer gördüğüm satırları ya da bazı manzaraların bir kısmını ama nerede ne yaptığımı çok fazla kemik bir kadro içinde tutan bir insanım. Ama hani genel Instagram kullanım bu değil.
Eğlendiğimizi ve bir şey yaptığımızı onayladığımız ve onaylattığımız bir hayat yaşıyoruz çoğunlukla. Ben mesela şurada teknedeydim ve üç gün boyunca çok eğlendim, çok mutluydum demek bize yetmiyor artık. Ya da bunun denmesi bize yetmiyor, bunun gösterilmesi gerekiyor. Yani eğlenmek artık benim hissettiğim bir şeyden çıktı. Toplu bir şekilde herkesin şahit olması gereken ve aynı zamanda benim hissettiğim bir şeye dönüştü.
Hatta şöyle bir şey oldu. Herkesin şahit olduğu ama benim hissedip hissetmediğimin içten belki de çok önemli olmadığı ama dışarıdan eğlenceliymiş gibi göründüğü bir şeye dönüştü. Bunları tam olarak deneyimleyemediğim için, tabii ki başka insanların yerine deneyimleyemediğim için bunu bilmiyorum. Ama herkesin aslında ne kadar, ne noktada gerçekten zevk aldığını ya da neyden zevk alması eğlenmesi gerekiyormuş gibi davrandığını ayıramıyorum.
Bu beni hem endişelendiriyor hem bazen eksik hissettiriyor hem bazen kendimden mutlu olmama sebep oluyor. Ben bir şey göstermeden de mutlu olduğumda diyorum ki gerçekten demek ki bundan eğleniyorum. Hani şey gibi bir klişe vardır, doğru bir klişedir bu arada. Gerçekten mutlu olanın çok sesi çıkmaz derler ya da çok göstermek istemez derler. Buna da bir noktada inanıyorum ben.
Ama dediğim gibi artık zaman bizi biz olmaktan da bu konuda emin olduğumuz şeylerden de saptırabiliyor, uzaklaştırabiliyor. Ben eğer şurada şu tatili yaptığımı ve şurada şu kadar eğlendiğimi göstermezsem eğlenmiş miyimdir? Ya da kimse bilmezse eğlenmiş miyimdir? Bir kitapta şey yazıyordu. Mavi bir koltuğu gündüz vakti kimse görmüyorsa ve gece vakti de mavi olduğu belli olmuyorsa o koltuk gerçekten mavi midir?
Biraz bunun gibi bir şey oldu. Yani ben eğleniyorsam ve eğlendiğimi kimse görmüyorsa ben aslında eğlenmiş miyimdir? Bir yerde varlığımız hesaba katılmak, görülmek, fark edilmek ile ilintiliydi. Bunu daha temel bir sorun olarak aldığımızda var olmak, görülmektir. Var olmak, bir noktada var olabilmek için ben kendi başıma yeterim çok güzel bir şeydir her zaman ama var olduğumuzun kanıtı her zaman bir başkasıdır, bir başkasıyla var oluyoruz.
Bu noktada ama her şey bu kadar bir başkasına bağlı değildi. Daha temel, genelgeçer şeyler bir başkasına bağlıydı. Şimdi mesela eğlenmek. Eğlencem de artık bir başkasına mı bağlı? Zevk aldığım şeyler, mutluluğum... Bunlar bir başkasına mı bağlı? Bunu bilmiyorum. Her ne kadar içimde, belki de yaşım gereği bunun olmadığı dönemlere de şahit olduğum için bunu söyleyebiliyor olsam da emin olamıyorum.
Ben sizle paylaşmazsam bir mutluluğumu ya da sizle paylaşmazsam bir gittiğim yeri gerçekten eğlenmiş miyimdir? Artık bundan tereddüt ediyorum ve bu beni çok rahatsız etmeye başlıyor. En mutlu günümü ya da en mutlu başıma gelen güzel bir şeyi paylaşıp, yolun açık olsun, umarım her şey dilediğin gibi olur deyip, Sizi arkama almazsam ya da arkadaşlarımı arkama almazsam gerçekten bu olayı yaşıyor muyum? Sürekli bir şahide mi ihtiyacım var bilmiyorum. Bunlar benim kafamı çok karıştırıyor. O yüzden eğlenmek de sanki böyle bir yere geldi. Ben tek başıma yaptığım bir şeyleri evet ben biliyorum.
Ben bundan bir tecrübe çıkarıyorum. Bundan aldığım zevk, bundan hissettiğim değer elbette hayatta yaptığım başka şeylere işleniyor. Ben eğlendiğim bir günün arkasından yaptığım bir şeydir. Tabii ki o eğlencede depoladığım enerjinin, vizyonun, getirinin bir sonucunu görüyorum. Ama işte kimse onun oradan geldiğini bilmediğinde ben eğlendim mi aslında? Bunu bilmiyorum.
Olay yine eğlenceden bir yere sapıyor gibi olacak şu an ama, birileri görmediğinde biz eğleniyor muyuz? Kendi başımıza tatmin olmamız, eğlenmemiz artık yetiyor mu? Eğlence nedir tam olarak? Eğlenmek nedir? Ya da artık tek başına yaptığımız şeylerin bir anlamı kaldı mı?
Yani siz mesela benim hayatıma dair çok az şey görüyorsunuz. Benim hiç eğlenip eğlenmediğimi düşünüyor musunuz mesela? Yani bilmiyorum. Mesela benim vaktimin çoğunu kapalı bir yerde hiç eğlenmeden bir şeyler okuyarak ya da size bir şeyler aktarmaya çalışarak geçirdiğimi mi düşünüyorsunuz mesela? Ya da en az...
hikayesinde 10-15 tane tatil görseli paylaşan insanlar kadar eğlenip eğlenmediğimi tahil edebiliyor musunuz mesela? Yani eğlendiğimi düşünebiliyor musunuz? Bunlar benim kafamı çok kurcalıyor. Bir şeyler istemek, eğlenmek istemekten çok artık eğlendiğimizin görülmesi. Hani bir söz vardı, bize mutlu olmak yetmiyor. Bize başkalarından çok mutlu olma ihtiyacı yüklenmeye başladı artık.
Onun gibi bize eğlenmek yetmiyor, başka insanlardan fazla eğlenmeli, başka insanlarca onaylanan şekilde eğlenmeliyiz ve bu görülmeli, onaylanmalı gibi bir yere vardı. Sevgi de böyle. Mesela sevilmek yetmiyor. Bana yeten, bence sevgi dili olan bir şey artık yetmiyor. Herkesçe onaylanan, sevgi dili olarak kabul edilen bir şey olduğu zaman seviliyor oluyor. Eğlence de böyle. Eğlence kodlarına uyuyorsa ve bu topluluk tarafından kabul ediliyorsa, çok iyi bir tatilse ya da yoğun bir çalışmanın arkasından üç beş günlük kopardığım bir izinle gittiğim bir tatilde size gösterdiysem bunu ve tekrar işime döndüysem sanki o aralıkta eğlenmişim gibi bir yere varıyor. Ve bu hem bir şeyleri çok rahat yapmak gibi oluyor. Yani üç gün orada onu yapmak, eğlendiğimin onaylanması belki hem çok çabuk bir kazanç
Hem de içi boşaltılmış bir şey gibi geliyor ve ben bunda karmaşa içindeyim. Zaten şu an oradan oraya savrulmamdan bunu hiç düşünmediğimi ve düşünürken dehşete kapıldığımı fark ediyor olmalısınız. Çünkü gerçekten kapılıyorum. Biz artık bir olarak yani... Eğlenmek, orada olmak, burada olmak, sevmek, sevilmek, mutlu bir an yaşamak... Bir olarak, tek olarak bunları yaptığımızda ne kadar bize geçiyor? Ne kadar haz duyuyoruz? Ne kadar eğleniyoruz? Ne kadar sevilmiş hissediyoruz? Ne kadar bir şeylerin parçası hissediyoruz? Bilmiyorum.
Ben belki dediğim gibi kendi sosyal medya kullanımımı ya da kendi dışavurumumu bir şekilde gizem üstüne inşa ettiğim için... Belki bu benim için birçok insandan farklı oluyor ama... Genel olarak nasıl oluyor? Ben yaptığım bir şeyi bir arkadaşıma anlatmadığım zaman...
Ya da gördüğüm bir şeyi birisine anlatmadığım zaman, ki bence bir şeylerin fotoğrafını çekmek, onları anılaştırmak, görsel olarak bir yerlerde cebimizde hatıra olarak saklamak da aynı hizmeti sunuyor bize. Ben eğlendim ve bu bunun garantisi. Ben yaptım ve bu bunun garantisi. Bunun artık bir tür evi de ben anlattım, ben eğlendim ve bunu anlattım ve bu eğlendiğimin garantisi. Ben bir toplantı, bir event hazırladım, oraya insanlar geldi, eğlendik ve hepimiz bunu paylaştık ve bu bunun garantisi. Garantisi olmadan... Sadece kendi belleğimizi tutarak artık eğlenemiyor muyuz? Önceden bu nasıldı? Mesela çocukken ben sokakta oynayan bir çocuktum. 90'lar çocuğuydum. Şimdi de diyorum mesela bana 90'ları hatırlatan her şey huzur veriyor, mutluluk veriyor, eğlence getiriyor. Kendi başıma bisiklete binerdim, kendi başıma bir oyuncu kalırdım ve bununla kendi başıma oynadığımda çok mutlu olurdum.
Bunu tekrar yakalayabiliyorum çünkü benim aşina olduğum bir his. Ya buna hiç aşina olmayan insanlar ne yapıyor? Ya da bunu unutan insanlar ne yapıyor? Ne yapıyoruz? Yani eğlenmek tam anlamıyla... ...onaylanmaktan koparıldığında belki de eğleniyoruz sandığımız şeylerle eğleniyor muyuz? Yani... ...ben mesela tatile gittiğimi göstermesem... ...tatile gitmeden eğlenemez miydim?
gibi şeyler çok düşünüyorum ve bunların etrafında dönüyorum. Ve insanların da bununla ilgili ne düşündüğünü çok merak ediyorum. Bugüne kadar hiç sormadım. Bugüne kadar bunu eleştirmedim ve bugüne kadar bunu tartışmadım. Ama şu son zamanlarda yaşanan felaketler, vesaireler, onları düşündüğüm zaman eğlencenin bizim için nerede olduğunu, eğlenmenin ne demek olduğunu,
Hala bireysel ve bizi hoşnut eden bir şey olarak kalıp kalmadığını çok merak ediyorum. Göstermeden yaşıyor olmak. Mesela pandemideyken de bunu çok düşünmüştüm. Evimizin içindeydik ve bir şeyler yapamıyorduk. Bir şeylerle bir şeyler gösteremiyorduk mesela. Ve o zaman eğlenmek çok zor gibiydi. Sanki bir dış faktör olmadan eğlenmek, birilerine bir şey gösterememek, gidecek bir yer paylaşamamak... Ben birilerine bir şey göstermediğimde ve göstermek zorunda olmadığımda ne yapıyorum ve nasıl eğleniyorum? Birileri bana bir şey göstermediğinde ne yapıyor ve nasıl eğleniyor?
Dışarı gösterilenle gerçekten paralel mi aldığımız zevkler? Çünkü dediğim gibi ben bir kahve içmek ya da eski dönemi bana çağrıştıran bir şey yapmaktan bile çok eğleniyorum ve bunu hiçbir yere gösterme gereği duymuyorum. Ama çok büyük bir tatil organize etsem acaba bunu göstermeden ve bunun onayını almadan ne kadar durabilirim? Ve orada çok eğleniyor görünürken aslında eğlenir miyim?
Bu ve bunun gibi tonlarca şeyi düşünüyorum ve düşündürmek istiyorum. Düşünün istiyorum. Ben nasıl eğleniyorum? İnsanları geçelim. İnsanların ne düşündüğünü, ne gördüğünü, eğlence kodunu geçelim. Ben, ben olarak nasıl eğleniyorum? Ben nelerden zevk alıyorum? Ve göstermesem dahi, birileri onaylamasa dahi, ben ne yapıyorken zevk alacağım? Ben ne yapıyorken eğleneceğim?
Bunu düşündüğümde hem dehşete düşüyorum hem mutlu oluyorum. Bilmiyorum, sizin de bunları düşünmenizi istiyorum. Umarım kafanızı karıştırabilmişimdir. Çok öpüyorum, çok sarıldım.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.