Podcast

455: Safları Sıklaştırın Çocuklar

Trend Topic

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölümde, gündemin merkezine oturan Halk TV gerilimi ve İmamoğlu’nun diploması tartışmasını ele alıyoruz. Ancak mesele bir diploma meselesinden çok daha büyük. İktidarın yeni bir operasyon dalgasına hazırlandığı açık. İstanbul Üniversitesi’ne baskılar, dekanın istifası, medya tetikçiliği ve muhalefeti sindirme hamleleri… Geçmişte gördüğümüz kumpas davalarının yeni versiyonuyla karşı karşıyayız.
Peki, bu süreç neye işaret ediyor? Faşizmin yükselişine karşı haysiyet nasıl korunur? Çakalların ulumasını duyduk, gerçeği birlikte analiz edelim.
Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.504 kelime · ~18 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 18 Mart'ta alıyoruz. Normal şartlar altında bu hafta boyunca Halk TV ve Rasim Ozan Kütahyalı gerilimine ilişkin konuşmaya hazırlanıyordum. Halk TV'den ayrılan kayda geçsin ekibini tanırım, insani ilişkilerim de var onlarla. Öte yandan genel yayın yönetmeni Suat Toktaş'ı da tanırım, onunla da insani ilişkilerim var.

Meseleyi tüm çıplaklığıyla sizlere sunmaya niyetliydim fakat içinden geçtiğimiz atmosfer beni bu niyetimden alıkoydu. Ne var atmosferde derseniz çakalların ulumasını duydum diyelim. Bu ulumalar hayra alamet değildir. Geçmişte benzer deneyimlerden geçmiş biri olarak görüyorum ki bir operasyon yaklaşıyor. Safları sıklaştırmak gerekirken Hulk TV meselesini ertelemeye karar verdim. Ama konuşuruz bir gün.

Mart ayları faşizme karşı mücadelede kayıplarımızı andığımız bir aydır. Bir kere 16 Mart 1978'de yaşanan Beyazıt katliamı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önündeki bombalı saldırıda 7 genç hayatını kaybetmiş 41 genç yaralanmıştı. O günden bugüne miras kalan Hürriyet Marşı oldu.

Transkriptin tamamını oku

Sadece faşizme karşı mücadelenin değil, insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçun da tarihidir 16 Mart. Mesela Halepçe katliamı gibi. Boşuna Hürriyet Marşı'nı anarak başlamıyorum. Emek ve özgürlük mücadelesi verenleri zor günler bekliyor. Bugün uzaktan duyduğumuz çakalların ulumalarını anlamaya çalışacağız. Ne diyor bu çakallar? E hadi o zaman. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Çeviri Gerçeği ve hakiki olanı dile getiren herkes çürümüşlüğün, çıkarın, kıskançlığın ve anlayışsızlığın ittifakına karşı müthiş bir savaş vermek zorundadır, diyor Alman filozof Arthur Schopenhauer. Karşımızda çürümüşlüğün, çıkarın, kıskançlığın ve ve Altyazı M.K. anlayışsızlığın ittifakı var fakat bu ittifak karşısında aklı öne çıkaran bir mücadele yok. O halde bu bölümde aklımızı kullanalım. Bunun için olanı biteni olabildiğince çıplak biçimde ortaya koyalım ve gerçeğe baktıktan sonra ne yapabileceğimizi, neye sahip çıkabileceğimizi düşünelim. Önce aktüel olan ile başlayalım. Bir operasyon geliyor. Büyük bir operasyon. Çakalların ulumasından, kasapların bıçaklarını bileylemesinden belli bir operasyon geliyor. TGRT'den Cem Küçük'ün 14 Mart'taki konuşmasını dinleyelim.

Diploma iptal edilmesi gerekiyor. Bu akşam karar çıkacaktı, onu söyleyeyim. Temas eden arkadaşlar oldu rektörlükteki ilgili şahıslarla ama galiba yarına veya pazartesiye kalmış. Yani en geç dalı diye biliyorum. Evet, yarın muhtemelen pazar günü ayın 16'sı, yarın 15'i. Yarın veya pazarsa açıklanacak diye düşünüyorum ve iptal edilecek gibi görünüyor.

Bu, İmamoğlu'nun diploma meselesini ilk duyduğumda açık konuşayım meselenin buraya geleceğini öngörmemiştim. Dahası gülüp geçmiştim. Buraları yıpratma operasyonunun parçası gibi düşünmüştüm. Fakat sonra iktidar medyasındaki bu iştahı görünce işkirlenmeye başladım. Sabahtan akşama İmamoğlu'nun diplomasını konuşuyorlardı. Muhtemelen bu yolla İmamoğlu'nun itibarını sarsmaya çalışıyorlar diye düşündüm. Diplomanın gerçekten iptal edilebileceğini hesaba katmadım.

Ancak gelişmeler gösterdi ki niyetleri ciddiydi. İmamoğlu'nun diploması gerçekten iptal edilmek isteniyordu. Benim diplomamı iptal ettirmeye çalışıyorlar. Böyle aceleleri var ki savcılık ikinci kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu'nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır, acele et. Halbuki üniversite

Bu konuda zaten 5 yıl önce karar almış Ekrem İmamoğlu'nun diplomasıyla ilgili hiçbir hususuzluk yoktur demiş 5 yıl önce ama davanın asıl savcısı var ya Ankara'da malum şahsın acelesi var 23 Mart'tan önce diplomaya iptal edilsin diyor. Sadece ben değil, pek çok kişi benim gibidir diye düşünüyorum. Yani evet, İmamoğlu'nun adaylığının önüne geçecek türlü seçenek arasında diplomayı iptal ederek bunu denemek bana ilk duyduğumda saçma gelmişti. Terörden suçla, yolsuzluktan suçla, ahmak davasından karar çıkar vs. vs. Yani başka yol mu yok? Ama ne demek diploma? Sadece bana saçma gelmemiş. Anayasa hukukcusu, benim de mülki eden hocam Murat Sevinç, bu hafta Dikenkom.tr'deki yazısında şöyle yazmış. Ekrem İmamoğlu'nun diplomasi hakkındaki iddiayı ilk kez duyduğumda çok saçma olduğunu düşündüm. İlçe belediyeleri üzerinden Gezi, HDK ve oradan kent uzlaşısına gidecek bir çitleme amaçlandığını aklı başında herkes görüyor.

Buna mukabil bir insanın adaylığının 30 küsur yıl önce alınmış ve yasal olduğuna kuşku bulunmayan bir diploma üzerinden engellenebileceği 2025 Türkiye'sinde bile biraz fantezi gibi göründü bana. Hukukçuların hemen hepsi diploma iptalinin hukuka aykırı olduğunu söylüyor. Daha doğrusu bu konuda görüş belirtmeye yüreği yeten hukukçular, yapılanın saçma sapan, ipe sapa gelmez bir pervasızlık olduğunu belirtiyor. Ben size referans olarak saygın hukukçuları sunuyorum. Aslında siyasetçi olan avukatlar, televizyonlarda kendi taraflarına uygun yorumları hukukçu hisvesi altında yapabilirler ama bence akademiden gelen ses referans alınmalı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin İdare Hukuku Profesörü, ki pek çok Adalet Bakanı'nın bizzat hocasıdır, Metin Günday sözcü gazetesine şu demeci vermiş. Aslında gözü olan meselenin hukuki olmadığını görür. Tümüyle siyasi bir mesele. Neden mi? Anlatayım. İmamoğlu'na herhangi bir yargı kararıyla siyasi yasak vermek işlevsel değildir. Bakın, yargı kararıyla siyasi yasak yeterince işlevsel değildir. Zira bu yasaklar işi sürüncemede bırakıyor. Ne demeye çalışıyorum? Şöyle, yarı kararlarına itiraz yolu açık ve itiraz sonuçlanana kadar karar kesin değil. İlk derece mahkemesinden geçiyorsunuz bölge idare. Bölge idare bitiyor Danıştay'a, Danıştay bitiyor anayasa mahkemesine. Yani sürecin tam olarak kesinleşmesi yıllar alıyor. Ama bu hafta İmamoğlu'na yargı yoluyla siyasi yasak verilsek ki daha önce verildi,

kararı bir üst mahkemede itiraz edilebilecekken, işte bu nedenle yargı kararı o kadar işlevsel olmuyor. Fakat arzu ettiğimiz nedir? Arzu ettiğimiz kesin bir sonuç. Tartışmaya kapalı bir sonuç. İşte diplomanın sırrı burada. Diploma iptal edilirse, o dakikadan itibaren İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olabilmesinin önü net şekilde kesilmiş oluyor. Profesör Gündağ'a yeniden dönelim. Eğer diploma iptal edilirse, cumhurbaşkanlığına seçilme niteliği ortadan kalkar. Bu, hukuki bir engel oluşturur. Yani bir adli işlem yerine, bir idari işlemle adaylığın önü kesilir. O saatten sonra İmamoğlu hakkını yargıda aramaya başlar.

mesela bir yürütmeyi durdurma kararı almaya çabalar ama yargı bu kadar politikleşmişken bu kararı almak için sürünür durur. Diplomanın önemi ne anlatabildim sanırım değil mi? Şimdi soru, İmamoğlu'nun diplomasını iptal edecek makam neresi? Cevap, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu. Zaten düğüm de burada. Bu kurul 7 kişiden oluşuyor ve salt çoğunlukla karar veriyor. Fakat sorun şu, kurul üyeleri ve dekan her ne kadar bu rejimin atadığı kişiler de olsa

Hukuksuz olduğu bu derece açık bir karara imza atmak istemiyorlar, ayak diriyorlar. Sorumluluk almak istemiyorlar. Kurul üzerinde büyük bir baskı var. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üniversiteye iki kez diploma iptaline ilişkin yazı gönderdi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi'ne diploma hakkında işlem yapılmasını talep etti. Savcılığın yazısında, İmamoğlu'nun Kuzey Kıbrıs'tan İstanbul Üniversitesi'ne yatay geçişinin usullere uygun olmadığı belirtildi. Savcılık bastırıyor ama dekanlık yönetimi ayak diriyor. Benim öğrendiğim kadarıyla dekanlık yönetimi bu denli açık hukuksuzluğun sorumluluğunu almak istemiyor. Zaten işletme fakültesi dekanı Ahmet Köse de 4 gün önce sırf bu yüzden istifa ediyor. Yani ben bu karara imza atmaya zorlanıyorum, imza da atmak istemiyorum, o halde istifa edeyim diyor adam. Evet, yanlış duymadınız. Tüm bu süreçte karar verici konumda olan dekan istifa ediyor. İstifa ettiğini de Ekol TV'ye teyit ediyor.

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Ahmet Köse'nin biraz önce bize yaptığı açıklamayı aktaralım. Dün Ekrem İmamoğlu, dekanın istifaya mecbur edildiğini söylemişti. Birkaç dakika önce dekan beyle, hocayla Ahmet Köse ile konuştum. Bana söylediği ifade şu, evet istifasını verdiğini söylüyor. Uzun süreli yöneticiliğin getirdiği yorgunluk ve son dönemde yaşanan süreç sebebiyle 12 Mart tarihi itibariyle

İstifa etti. İşletme fakültesinin 8 yıllık dekanı Prof. Ahmet Köse bu süreçte diploma iptaline onay vermedi ve istifa etti. Belki de ettirildi, bilmiyoruz. İstanbul Üniversitesi karışmış vaziyette. Akademisyenler bir araya gelerek bir bildiriye de imza attılar. Üniversite öğretim üyeleri derneğinin açıklamasında şu ifadelere yer veriliyor.

Geçmişte başörtüsü yasağa dahil olmak üzere üniversitelerdeki tüm antidemokratik uygulamalara karşı çıktık. Bugün de bir siyasi aktörün diploması üzerinden gerçekleşen bu çekişmede İstanbul Üniversitesi'ni siyasi iktidarın bir aracı haline getiren anlayışa aynı şekilde karşı çıkıyoruz. Bu çerçevede, bir yatay geçiş hususüzlüğü iddiasıyla açılmış bir soruşturmada yargı makamının iddiasını kanıtlamak üzere İstanbul Üniversitesi rektörlüğü yönetimi üzerinde baskı oluşturulmasına itiraz ediyoruz. Hemen herkes İmamoğlu'nun diplomasının iptal edileceğine ikna olmuş durumda. Hukuksuz mu? Evet öyle. Ama kim takar ya hukuku? Hakikat kimin umrunda? Haklının değil, güçlünün rejimindeyiz şu anda. Bir kültür savaşının içine hapsedildik. Esir alınmış gibiyiz. Böylesi bir ortamda hakikatin bir önemi kaldı mı? Kalmadı. Fakat kendisine gazeteci diyenin hakikate sadık kalması lazım değil mi?

Mesleğin gereği bu yani. Yorumda özgürsün ama hakikati eğip bükemezsin, gerçeği çarpıtamazsın. O saatten sonra sana denilecek laflar çakal çukaldan ibarettir. Bu süreçte gazeteciliği kenara bırakıp, haysiyet cellatlığına girişen isimler de oldu. Onlara da değinmek isterim. Bu konuda başı çeken isim Nedim Şener'dir. Yeni Şafağ'ın da bağlı olduğu Albayrak Meydanı'nın televizyonu TVNet'e konuşan Nedim Şener, diploma meselesinin bir türlü çözülememesini İmamoğlu'nun üniversiteyi tehdit etmesine bağlıyor. Yani aslında diploması iptal edilecek, aslında her şey hukuka uygun, fakat İmamoğlu üniversiteyi tehdit ettiği için korkuyorlar İmamoğlu'ndan.

Yani tüm devlet aygıtı tümüyle tarafsız biçimde kenarda duruyor, hakkın hukukun gereği diplomanın iptali ama üniversite yönetimi İmamoğlu'ndan korktuğu için diplomayı iptal etmiyor. Evet öyle diyor adam. Aynen cümlesini okuyorum size. Nasıl tehdit ediyor üniversite yönetimini? Bugün İstanbul'da inanmadıkları bir imzayı atmaya zorlananlara sesleniyorum. Bak biliyor. 5 kişilik komisyon var ya, raporu imzalamamışlar. Belli ki öğrendiği şey bu. Aslında masada. Üniversitedeki 5 kişiye sesleniyorum, rektör dahil. Bu imzayı atarsanız, atmazsanız özür dilerim, çocuklarınıza, torunlarınıza, öğrencilerinize anlatacağınız, göğsünüzde gururla taşıyacağınız bir şeref nişanesine sahip olursunuz.

Ama sırf birileri istiyor diye o imzayı atarsanız, bunun utancını da bir ömür boyu yaşarsınız, vicdan azabını da yine bir ömür boyu çekersiniz. Hocam böyle bak adam çıkıyor, her kampanya konuşmasında diplomasını getirip kampanya yapmaya çalışıyor ve en son Üniversite yönetimi tehdit ediyor. Üniversite yönetimi, bak söylüyorum. Üniversite yönetiminin biraz önce dinlediğiniz demeci nedeniyle İmamoğlu tarafından tehdit edildiğini söylüyor Nedim Şener. İmamoğlu belediye başkanı rektörlüğe ne yapabilir ki? Yani konuşması nasıl tehdit oluşturabilir? Nedim Şener aynı konuşmasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının üniversite yönetimini gerçekten tehdit ettiğini söylüyor ama ağzından çıkanı kulağa duymuyor, farkında bile değil dediklerinin.

Yazısında diyor ki, diplomanın geri alınması dahil işlemleri yapmazsanız ortaya çıkacak hukuksuzluklardan siz de sorumlusunuz. Kime söylüyor bunu? Rektörlüğe. Bu sürecin önemli tetikçilerinden biri oldu Nedim Şener. Gazeteci olduğunu iddia eden bu şahsın gölgesinden korkacak kadar pısırık biri olduğunu da söyleyelim. Nedim, yıllar önce ödediği 3 kuruşluk bedelin ardından efendisine yamanmış, bu bedel ona devleti tanıtmış, biat etmiş.

Boyu neymiş? Yüreksizce efendisinin tetikçiliğini yapmaya soyunmuş. İtibarı yüksektir Nedim Şener'in. Televizyonlarda boy gösterir. Takım elbisenin altında bir adam varmış gibi görünür. Ama herhalde kendisine açılan hakaret davalarını ekmek kapısına da çevirmiştir. Bu nedenle daha fazla devam etmeyeyim.

Daha önce de söylemiştim. İtibar ayrı şeydir. İtibarlıdır Nedim Şener. O size bakıldığında görünendir ama. Bir de haysiyet var. O da aynaya bakınca sizin gördüğünüzdür. Nedim Şener, İmamoğlu'nun yargıda Erdoğan'dan bile daha güçlü olduğunu iddia edebilecek kadar da şuurunu yitirmiş durumda. Bak ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bile dokunulmaz birisi var demiştim. Bak yazı yazdım oraya.

Demek Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bile daha dokunulmaz İmamoğlu ha? Vay be. Ulan senin dediklerine inanana yazıklar olsun. Sen neymişsin be İmamoğlu. Bu diploma işini geçelim. Zira asıl mesele diploma değil. Dedim ya bir operasyon geliyor diye. Bir operasyon geliyor. Bunun ilk ipucunu Ekrem İmamoğlu 8 Mart'ta dile getirmişti. İktidar zalimliğine yeni bir sayfa ekledi. Dün öğrendim ki aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım,

Kimi hiç tanımadığım insanların mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Söz konusu mal varlıklarına tedbir ve yurt dışına yasak kararları bir soruşturma kapsamında alınıyor. Yani bir davanın cezası değil bunlar, bir tedbir, bir soruşturma var deniyor. Yüzlerce kişi bu işin içinde deniyor. Demek ki tüm bu kişileri işin içine alan bir soruşturma var. Peki, soruşturmanın detaylarında ne var? Onu bir reklamdan sonra konuşalım.

Soruşturmanın detaylarını bilemiyoruz, zira gizlilik kararı var. Ama şunu biliyoruz, sadece İmamoğlu'nun diplomasını alıp bitecek bir süreçle karşı karşıya değiliz. Yani İmamoğlu'nun diploması iptal, e tamam artık diye bir şey yok. Çünkü İmamoğlu'nun diplomasının iptal edildikten sonra ortaya çıkacak bir muhalif öfke de olacaktır, onun da soğutulması lazım. Sadece İmamoğlu'nun çevresiyle sınırlı bir operasyon da değil. İtiraz eden herkesi çuvalın içine koyabileceğiniz bir çuval lazım bize. E bu çuvallardan daha önce gördük değil mi? Enteresan bir gelişme gazeteci İsmail Saymaz'ın başına geldi. 15 Mart'ta yani 3 gün önce İsmail Saymaz ailesi ve arkadaşlarıyla Almanya'ya gitmek üzereyken havalimanında pasaportuna el koyuluyor.

gerekçe üzerinde gizlilik kararı olan bir soruşturma. Kimse göremiyor. Neden pasaportuna el konulduğu bilen yok. Bakın, dikkat edin. Daha önceki bir davadan alınmış bir ceza değil, bir soruşturma için tedbir olarak pasaportuna el konuluyor. Yani deniyor ki, yurt dışına çıkma, her an seni alabiliriz. İmamoğlu'yla ilgili soruşturma kapsamında bazı isteciler de tutuklanacak diye

Adeta Ramazan davulu çala çala ilan ettiği bir soruşturma süreciyle bir buçuk aydır karşı karşıyayız. Bir buçuk aydır bazıları 8, bazıları 15, bazıları 25 insandan oluşan gazetecilerin isimleri dolaşıma sokuluyor. Bu nasıl bir rezalettir? Bu nasıl bir pespayeliktir? Bu soruşturmanın bir sahibi yok mu kardeş?

Varsa eğer bir soruşturma, soruşturmanın savcıları bu soruşturmayı neden ayağa düşürdüler? Neden rollerin eline düşürdüler? Neden insanlar, neden bizim itibarımıza dönük saldırıların önüne açılıyor? Neden yani? Bizim Türkiye Cumhuriyeti'nin yargısı bizim itibarımızı ve şerefimizi korumak zorunda değil mi?

Kiminiz bunları dinlerken türlü soru işaretleriyle, türlü şüphelerle beni dinliyor olabilirsiniz. Ya ateş olmayan yerden duman çıkar mı? Ya demek ki suçsuzsa aklanır canım falan diyenleriniz de olabilir. Ne yani sütten çıkmış ak kaşık mı İsmail Saymaz? Bakın bir villada oturuyormuş falan diyenleriniz de olabilir.

Ne yani İBB'den para alan hiç mi gazeteci yok diye de sorabilirsiniz. Zaten böyle sorun diye geçmiş zamanda zaman gazetesinin, taraf gazetesinin işlevini bugün yerine getiren tetikçiler var etrafta. Soruşturmalarda gizlilik kararı var. Avukatlar göremiyor, gazeteciler göremiyor. Ama tıpkı dünkü kumpas davalarında olduğu gibi tetikçiler görebiliyor neler olduğunu. Cem Küçük'ü dinleyelim.

Ama İsmail Saymaz'la ilgili bir bilgi vereyim. Bunu öğrendim ve söyleme iznini de aldım. Yargı kaynaklarından aldığım bilgi. İsmail Saymaz'la ilgili davanın medya şeyle veya herhangi bir para, evle hiçbir alakası yok. Bir terör soruşturmasıymış. PKK veya DHKPC mi diye sordum. Hiçbir şey diyemeyiz dediler. Çok az kişi biliyor. Detayını hiç vermediler. Bir terör soruşturması ile ilgili pasaportuna tahdit konulmuş. İsmail Saymaz ile konuştum. ''Sen soruşturmanın detayını biliyor musun?'' ''Hayır.'' dedi. ''Bilmiyorum.'' Saymaz da bu memleketin gazetecisidir. Üstelik kaynakları da vardır. Merkezde pozisyon alan bir gazetecidir. Türkiye'nin en popüler gazetecisinden bahsediyoruz neredeyse.

Onun bilemediği soruşturmanın ne olduğunu Cem Küçük biliyor bak. Ne kadar tanıdık değil mi? Bakın Taraf Gazetesi yok, Zaman Gazetesi yok, Fethullah Güler ölmüş gitmiş. FETÖ diye bir şey neredeyse kalmamış ama bir yöntem olarak Fethullahçılık yaşıyor. İsmail Saymaz göz önünde olan bir kişi. Kendisine sordum, abi nedir hırsları, kim taktı sana? Sinan Ateş meselesinin intikamı olduğunu düşünüyorum Ozan Det. Bir terör soruşturması. Hangi örgüt acaba? Belki de yeni bir örgüt ihtiyaç edilecek. Haberleri dün Mehmet Baransu'dan alırdık. Bavul dolusu belgeleri sağa sola boca ederdi. Şimdi süreç dijitalleşti. Bavula gerek yok. Ama yeni Mehmet Baransu'lar yok değil. Dolanıyorlar etrafta. Savcı Bey ona da evet demedi. İfade vermek istiyoruz. Önümüz kapanıyor. İtiraz ediyoruz, itirazımız sonuç vermiyor. Neyle suçlu olduğumuzu dahi bilmiyoruz. Niçin ya? Ne suç işlemişiz? İnsan acaba benim için de bir örgüt mü aranıyor? Hissiyatına sahip oluyor. Kaygı bu kaygı. Şu an açıkça söylüyorum, biz yargı erkeğine karşı adalet arıyoruz kardeşim. Şimdilerde İsmail Saymaz'a örgüt arıyoruz. Fakat tabii sadece Saymaz'a olmadığı belli. Bu benim geçmişte başıma geldi. Terör örgütü yok ama örgütten alınmanız isteniyorsa ne yapılır? Örgüt uydurulur.

Ergenekon böyle bir davaydı. Şimdi de Gezi böyle bir davaya dönüştürülecek. Evet Gezi. Hatırladınız mı? Önce Ayşe Barım'ı Gezi'den almışlardı. Onca nedenle alabilmek varken Ayşe Barım'ı Gezi'den almaları tesadüf değildi. Politikleşmiş bir yargıyla karşı karşıyayız maalesef. Tam bir Fethullahçı taktiği olarak önce itibarını 5 paralık ettikleri bu kişiyi ardından Gezi'yle özdeşleştirdiler.

Cem Küçük'e geri dönelim. ÇGH'nince Halk TV'ye. Buradaki soruşturma devam ediyor, bilmem şey olarak. Bunun ilk etapını savcılık aldı, inceledi. Bunu da ilk Habertürk'ten bir arkadaşımızla beraber yaptı. Benim öğrendiğim, savcılık bütün Halk TV'yle ilgili incelemeyi bitirdi. Bugün ikinci kanalları istedi. Now, Flash TV, Cem TV, Kanal D'de de var içlerinde. Onları inceledi. Hepsini inceliyor. Gizli değil, Gezi'yle ilgili bir soruşturma var ve bir operasyon gelecek. Halk TV'de bunun merkezi.

Bu davanın başlangıç düğmesi İmamoğlu'nun diplomasıdır. İşte diplomanın önemi de zaten budur. Bu diploma iptal edilince İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının önü kesilecek ve İmamoğlu'nun siyasi geleceği yok edilecek. İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı yolu kapandıktan sonra ortaya çıkması beklenen tepkiyi soğurmak için operasyon genişletilecek. Korku, sindirme, tehdiş yoluyla bu hukuksuzluğa tepki gösterilmesinin de önü kapatılacak.

Belli ki gezi bir ayağı bu işin. Kent uzası da bir başka ayağı. Bu sayede PKK ile CHP aynı çuvala konulacak. Geçen ay başlatılan kent uzası soruşturmasında CHP'li belediyelerin bürokratları bir bir gözaltına alınıp tutuklandılar. Yine bir başka gündem başladığımız kent uzası soruşturması. Hemen dönelim Çağdaş Evren Şenli'ye. Tutuklandı 10 kişi. Peki, şimdi süreç nasıl işleyecek, nasıl olacak? Geride bıraktığımız dönemlerde Beyoğlu'nda bulunan Halkların Demokratik Kongre Genel Merkezi'nde politik ekipleri tarafından bir operasyon düzenlenmişti. O baskında bir takım dijital materyaller ele geçirilmişti ve o materyaller ışığında da aslında kent uzlaşısından belediyelere giren isimlerin tüm faaliyetleri tek tek tespit edildi.

Bu sayede Dem Parti'nin CHP'ye yakın, CHP'yle temaslanmaya niyetli kesimleri de yargı eriyle kesilmiş olacak. Böylece deniyor ki, bir uzlaşı yapacaksanız ey Kürtler, ey Dem Parti, bu ancak AKP'yle olur. CHP'ye dokunursan yakarım. CHP'yi de yakarım, seni de yakarım. Sadece kent uzası değil, daha bir de 38. kurulta işi var. Kılıçdaroğlu'cular bir biçimiyle bu çevre, bu kent uzası meselesinin ardından 38. kurulta işinde devlette işbirliği halinde.

itirafçı oluyorlar, yok efendim Şaibeli Kurultay vs. Şimdi bir de CHP'ye kayyum atanması gündemde. Bakın çok enteresan bir şey diyorum. CHP'ye kayyum atanması gündemde. Şimdi demek ki hava kurşun gibi ağır yani. Gelen bir şey var. Bir ya da birden fazla kumpas davasına hazırlanıyorlar. Zaman Gazetesi yok, Taraf Gazetesi yok ama Ergenekon balyoz süreçlerinde bu gazeteler hangi işlevi yerine getiriyorsa şimdi de aynı işlevde olan tetikçiler etrafta dolanıyor.

Bu işlerde sadece bir tarafa yayın yapmak yetmez. Sadece iktidar medyasına itibar cellatlığı yapılınca etkili olmaz. O yüzden muhalefet tabanına da seslenmeniz gerekir. Mesela taraf gazetesinin o dönem işlevi oydu. Sol muhalefetin diliyle konuşur, yer yer iktidara muhalefet eder, insan hakları ve demokrasi davalarını takip eder ama politikleşmiş yargının dezenformasyonlarına da destek verirdi. Taraf o dönem yetmez ama evet de cisimleşmiş anlayışın tetikçiliğini yapıyordu. Çünkü tüm bu kirpaz ortalığa dökülürken bunu muhalif kamuoyunun kafasını karıştırmak için kullanacak aparata ihtiyaç vardı.

Yetmez ama evetçiler milyonlarca insandan oluşmuyordu ama suyu bulandırıyorlardı. Aynı görevi bugün VeryansınTV üstleniyor. Cem Küçüğün, Nedim Şener'in takipçileri zaten iktidar medyasını izleyen Erdoğancılar. Ama bir de suyu bulandırmak lazım değil mi? İşte bugün suyu bulandırmak için yayın yapanlar VeryansınTV'ciler oluyor. Bir de Atatürkçülere yayın yapmak lazım yani.

Beryansın TV'nin genel genel yönetmeni Erdem Atay'ı dinleyelim. Şimdi İsmail Saymaz da böyle diyor. Çok acı bir durum. Yani İsmail Saymaz için çok acı bir durum. İsmail Saymaz, Medya AŞ'de ismi olduğu tartışılan isimlerden birisi, kişilerden birisi. Medya AŞ'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından destek verilip para verildiği iddia edilen bir kişi olarak karşımızda. Ve o yüzden de şu anda İsmail Saymaz diken üstünde. Gerçekten çok üzücü bir durum. Şimdi bunu bir kenara koyalım. Ancak açık yürütülen soruşturma olan ve bütün Cumhuriyet Halk Partili avukatların bildiği Ankara'da yürütülen soruşturma var değil mi? Kurultay soruşturması. Maalesef, hani demiştim ya Cafer Mahiroğlu'nun orada ismi var. Maalesef İsmail Saymaz'ın ismi orada da var. Yani İsmail Saymaz'ın ismi sadece Medya AŞ'in de yok. İsmail Saymaz'ın ismi Kurultay'la ilgili yapılan soruşturmada da ismi geçiyor.

İsmail Saymaz'ın soruşturmada ismi geçiyormuş. Ne olarak geçiyor? Suçlama ne? Medya aşiden para mı alıyor? Nasıl bir ilişki var? Yok. Onları söylemeye gerek yok. Yeter ki su bulansın, dert o. Ne deniyor? Nasıl suçlanıyor? Bilen yok. Belli değil. Çok üzücüymüş falan. İtibar cellatlığıdır bakın bu, itibar cellatlığı. Medya geçmişti. Ahmeşçik ve Nedim Şener davasında da aynı şekilde sınanmıştı.

O dönem de medyada köşe başını tutanlar hele bir hukuk süreci tamamlansın falan derdi. Basbayağı Fethullahçılardan korkarlardı, yürekleri yetmezdi de söyleyemezlerdi. Yargının işi, hele bir bitsin derlerdi. Gözü olan buradaki operasyonu görür, buradaki hukuksuzluğu görür. Bunu söylemeye bile gerek yok. Diplomaymış, saçma sapan şeyler bunlar. Atın kenara geçsin. Bu esnada tutuklanması beklenen kişilere de aynı yayınlarda itibar suikastleri yapılıyor bakın. Oldukça sert bir süreçle karşı karşıyayız ama tecrübeliyiz. Benzerlerini daha önce gördük, deneyimledik. Kişisel olarak oldukça kötümserim. Bir kere iyimser olmadığımı söyleyeyim. Bu rejimin seçim yoluyla değişmeyeceğini düşünüyorum. İmamoğlu'nun hayal kurduğunu zannediyorum. Mutlak bir kuvvetler birliği var. Yasama, yürütme ve yargı arasında tam bir uyum, tam bir birlik söz konusu. Enteresan bir otoriter rejim şu anda Türkiye.

Bu tabuda seçimler sadece rejimin meşruiyetine gölge düşürmesin diye var. Fakat iktidar karşısına kimin çıkabileceğini seçebilecek kudrette. Çok güçlüler. Peki ne yapacağız? Benim durumum belli. İktidar mücadelesi verenlere saygım sonsuzdur. Ama ben iktidar mücadelesinin artık anlamını kaybettiğini düşünüyorum. Çok üzgünüm. Bu belki sizin moralinizi bozabilir. Ben ama aylardır böyle düşünüyorum. O halde içimdekini söyleyeyim. İktidar mücadelesi değil önemli olan, ben haysiyet mücadelesi verme taraftarıyım. İktidar sizin olsun. Ben haysiyetimin peşindeyim. Bu boktan düzeni bunlar kurdular. O zaman bu boktan düzenin pisliğini de bunlar temizlesinler. Biz sadece haysiyetimize sahip çıkalım. Bu iş bittiğinde çünkü elimizde sadece haysiyetimiz, şerefimiz kalacak.

Bu fırtına dindiğinde yani tek sermayemiz şerefimiz olacak. Çakalların ulumasını duyduysak, bize düşen safları sıklaştırmaktır. Hürriyet marşı duygumuza rehber olur. Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar. Uzaktan duyduğunuz çakalların ulumasıdır.

Faşizme karşı hürriyet kavgası verenler, bilin ki bu faşist dalga arkasına orduyu, silahı değil, lüm... Buyur. Buyur. Ooo tamam, tamam oldu, tamam, tamam. Tamam, tamam oldu, tamam. Tam da kayıtta. Kaydın tam da bu anında İmamoğlu'nun diplomasından iptal edildiği haberini eşim Zeynep söyledi. Buradan size de duyurmuş olayım.

Faşizme karşı hürriyet kavgası verenlerden bahsediyorduk. Bilin ki bu faşist dalga arkasına orduyu, silahı değil, lümpen halk kesimlerini alarak ilerliyor. Darbe dönemlerinden farklıdır bu seferki. Bize düşen, milyonlarca antifaşiste düşen, faşistlerle halk kesimlerinin arasını açmaktır.

Eğer bir nifak sokacaksanız, halkla faşistlerin arasına nifak tohumları ekin. Bu düzeni yenebilir miyiz? Bilmiyorum ama haysiyetimizden başka sahip çıkacağımız bir şey de yok. Ölümden öte köy de yok. Bu topraklarda doğduk, yine bu topraklara gömüleceğiz. Trantopi'yi Pod B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme deyin, faşist dezenformasyonun zihninizi manipüle etmesine izin vermeyin. Hoşçakalın.

Derlenip dürülmesin bayraklar Uzaktan duyduğunuz çakalların ulumasıdır Safları sıklaştırın, safları sıklaştırın çocuklar Bu kavga faşizme karşı

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)