Podcast

Borcu Olan Alsın

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Öyle ya da böyle hepimizin bir borcu var. Sadece kredi kartı borcu da değil üstelik... Yaşamanın, ilişkiler kurmanın, hissetmenin ve hatta insan olmanın borcu. Giydiğimiz kıyafetten yediğimiz yemeğe; aldığımız nefesin bile taksidini ödemekle uğraşıyoruz hayatımız boyunca. Peki biz, kendimize olan borcumuzu ne ara ödeyeceğiz? Kaç taksitle?




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.756 kelime · ~9 dk okuma

Selamlar. Bugün podcast'ın adını değiştiriyorum. İhtiyacı olan alsın değil, borcu olan alsın. inanılmaz bir borç hissiyle uyandım. Borç hissi tarafından sarıp sarmalanmış bir şekilde uyandım. O yüzden borcu olan alsın. Bugün adımız değişti. Taksidi olan alsın da olabilir. Taksit deyince ben de yer etmişim. Yıllar önce daha okuyamadım o kitabı ama çok merak ediyorum. Yuvalamayın beni lütfen.

Taksitli Ölüm diye kitabın adını gördüğümde çok gülmüştüm ya. O zaman tabii ki kendi paramı kazanmıyordum. Çok böyle neye ne kadar gider, neyden ne kadar gelir bir fikrim yoktu. Taksitli Ölüm abi falan diye hani çok güldüğümü hatırlıyorum.

Hiçbir anlam ifade etmemişti bana taksitli ölüm. Şu an onun bana bir anlam ifade ettiğini fark ettim ve bu hayatımda birçok şeyin değiştiğini gösteriyor. Hani bazen bir şey okumaya çalışırsınız, bir şiiri okursunuz ya da bir cümleyi okursunuz, size hiç geçmez. Çok karanlık gelir, çok derin gelir. Sonra zaman geçer, okursunuz ve sizde bir şeyler uyandırmaya başlar. Bu bende zamanın geçtiğinin, hayatın bana işlediğinin en açık göstergesi olan örneklerden bir tanesi.

Transkriptin tamamını oku

Mesela bir kitabı çizmişim, çizdiğim yerler bana çok hafif geliyorsa, aralarda bana o dönemlerde hiç anlam ifade etmeyen bir şeyler görüyorsam, büyümüşsün ya da hayat başına gelmiş diyorum kendime. Borç konusu da biraz böyle. Mesela borcum var, taksidim var. Bu gibi şeyler birçoğumuzun hayatına çok çok daha önce giriyor. Birçoğumuzun hayatına şanslıysa girmiyor diyeceğim ama hiç girmediğine inanmıyorum.

Hafifliği, zorluğu, biraz bahtımıza, şansımıza kalmış ama öyle ya da böyle, hepimizin bir borcu var. Eğitim aldığım için borçluyum. Nefes aldığım için borçluyum. Eğitimi geçtim. Yaşamaya çalıştığım için borçluyum. Ve sürekli bir yerlere taksitle gidiyorum. Sürekli attığım her adımın zaten yeterince manevi, psikolojik etkisi yokmuş gibi, bir de maddi ve arkadan gelen taksitli bir etkisiyle uğraşıyorum.

Geçen ay yediğim içtiğim şeyin parasını ödüyorum mesela. Hangi hislerle yedim? O gün neyi kutluyordum? O gün neye mutsuzdum? O gün kendimi niye ödüllendirdim? Ya da o gün kendimi neyin paniğiyle cezalandırdım? Bilmiyorum ama onun bedelini bugün ödüyorum. Bunun bedelini yarın ödemeye devam edeceğim.

Yaşadığım için, hissettiğim için taksit taksit sürekli bir şeyler ödüyorum. Ama insanlar bunu göstermiyor. Yani hepimiz eksideyiz ya. Ekside olmayan var mı? Zannedilmesin ki artıda olmak gibi bir lüksün peşindeyim. Ben sadece nötr olmanın peşindeyim. Ama sanmıyorum. Hepimiz maddi, manevi, eksideyiz.

Ama dışarıdan bakıldığında, özellikle de dönemin getirisi, herkes lüksün içinde yüzüyor gibi görünüyor. Ama bir sabah da uyanıp, arkadaşlar bugün 12 aylık taksidim bitti diye bir post çıkan kimseyi görmüyorsun mesela. Bence hak ediyor. Bir ara yapmayı düşünüyorum hatta. Bir şeyin taksidini tamamladığımda, arkadaşlar şu kadar aylık taksidimin sonuna geldim yazıp. Bilmiyorum, kutlamak istiyorum belki.

Herkes eksidi ama kimse söylemek istemiyor. Bu şey gibi, en mutlu anlarımızı derlemek, kolajlamak gibi. Hiç kimse o taktığı çantayı ya da o giydiği ayakkabıyı ya da o üstüne giydiği, içinde gülücükler attığı şeyleri taksit taksit satın aldığını söylemek istemiyor. Eksidi olduğunu kimse söylemek istemiyor.

Bu tabii şey gibi algılanmasın. Birinin kötü olduğunu bileyim de iyi hissediğim gibi bir şey değil bu. Ama bunda da beraber olduğumuzu bazen bilmeye hakkımız ve ihtiyacımız var. Arkadaşlar sakin olun. Hepimizin borcu var. Maddi, manevi hepimizin borcu var. Ve yine sakin olun. Hepimiz eksideyiz ya. Hepimiz eksideyiz. Şuraya onumuz otursak, dokuz buçuğumuz eksidedir yani. Hiçbir şekilde bunun bittiği bir dönem yok. Biri bitiyor, biri başlıyor. Her zaman kitabın bu ismini düşünüyorum. Taksitle ölüm, taksitle yaşam, taksitle mutluluk.

Her şeyin bir taksidi var. Maddi değil yani bakıldığında, sadece manevi de öyle. Bir aşk yaşıyorsun, faturası kesiliyor, taksidi bitmiyor. Senden götürdükleri, seni eksiğe çektikleri bitmiyor. Ya da bir dostluk yaşıyorsun. Yıllardır süregelen bir dostluğun var. Aldıkların, verdiklerin hiçbir zaman dengede olmuyor. Yine eksidesin.

Sen ekside değilsen, birileri senin için ekside. Birileri senin için bir şeyler yapabilirdi ama yapmadı. Ya da sen birileri için bir şey yapabilirdin ama yapmadın. Hep borçlusun ve hep birilerinin, hayatın, eşin, dostun, herkesin sana bir borcu var. Herkesin bizden bir alacağı var. Herkesten alacağımız var. Ve bu düzen hiç değişmiyor. Bu düzen hiç sıfırlanmıyor.

ve hayatımızda bu kadar baskın olan maddi manevi, bu kadar baskın olan bir hissin hiç konuşulmuyor olması, hiç üstünde durulmuyor olması. Mesela günlük sohbetlerde de şu çok yer ediyor. Nasılsın bugün? Eee ya fena değilim ama kötüyüm. Ya da nasılsın bugün? Kalp acısı çekiyorum. Ya da nasılsın bugün? Dişim ağrıyor. Nasılsın bugün? 12 taksitli bir şey aldım da 8. taksitindeyim. Böyle çok taksitim var. Ya da kredi kartı ekstrem geldi. Bunları çok yoğun duymuyorum ben.

Ama aslında her gün bunlarla boğuşuyor. Ekstra gelmeden on gün önce, ekstra geldiğinde, bir şey alırken... Ya da bazen şunu yapmıyor musunuz? Hesap kesimine çok az kalıyor mesela. Ben bu ay bunu almayayım ya. Çünkü iki gün sonra hesap kesimi var. Demiyor muyuz mesela?

Bunları bir ben mi yapıyorum? Sanmıyorum. Hiçbirimiz aslında bu konuda yalnız değiliz. Ama bu tarz konuları konuşmak da çok yalnız. Bir ara hatta gülerek bir podcast bölümünde Yasemin'le konuşurken, faturanı öde. Yani bazen faturamızı ödemekten bile eriniyoruz. Bazen yataktan çıkmaktan bile eriniyoruz.

Herkesin her gün yapması gereken şeyin yanına nasıl tik attığını, nasıl günlük sorumluluklarını bile bazen full güç yerine getirdiğini anlayamadığımdan bahsetmiştim. Bazen kalkıp faturayı ödemeye bile halin olmuyor. Ama bunları çok konuşmuyoruz. Herkes sanki hayatın full, en temel, en basit sorumluluklarını yerine getirebiliyormuş da bunları yapmaktan erinen tek ben varmışım gibi.

Hayır ya, hayır bir tek sen değilsin, bir tek ben değilim. Lütfen artık birbirimize dürüst olalım. Taksitle yaşayan bir tek ben olamam. İronik olacak ama taksitle ölüyoruz da yani. Gerçekten kitabın adı gibiyim. Taksitle ölüm. Dünyaya geldim. Bir konuda insanlara, yaşadığım yere, memleketime, dostlarıma, aileme, kendime faydam olsun istedim.

eğitim almak istedim, borçlandım. Bir şeylere sahip olmak istedim, sahip olmak zorunda kaldım, istek dışında, lüks değil ihtiyaçtı belki, borçlandım. Bir arkadaşımdan zor günümde iyilik istedim ama ne yaparsam yapayım onun manevi yükünden kurtulamadım ya da o bana bu manevi yükü göstermekten bıkamadı. Borçlandım. Her gün borçluyum. Bilsem de borçluyum, bilmesem de borçluyum. Ailem beni belli bir yaşa getirdi. Borçluyum. Ama en önemli ve en ironik borç, bu kadar borcun arasında nereye olan borç biliyor musunuz? Kendimize. Kendimize borçluyuz ama o kadar çok borç ödüyoruz ki sıra kendimize olan borcumuzu ödemeye gelmiyor.

Ben ne ara ödeyeceğim kendime olan borcumu? Ne ara milleti, sistemi, kredi kartımı, cüzdanımı mutlu etmeyi bırakabilip, onların hizasına yetişip, ne ara ben kendime olan borcumu ödeyeceğim? Kendime bir mutluluk borcum var. Kendime bir ferah, refah, rahat borcum var. Kendime değer borcum var. Ama bu kadar taksidin arasında, onunkini unutma, bununkini unutma derken kendimi unutuyorum.

Her şeyi takside bağladım. Kendime olan borcu bir türlü takside bağlamaya bile başlayamadım. Ben ne ara kendime borcumu ödeyeceğim? Bir zahmet. Bugün gerçekten buna içerledim. Önceden her şeyin zamanla yoluna gireceğine, her şeyin zamanla yerleşeceğine, şimdi sırası değil ama yarın, oturacak dediğim her şeyin yarınındayım. Ve bir şeyler oturmaktan ziyade çığırından çıktı.

Her şey zamlanıyor, her şeyin maddi yükü çok artıyor, manevi yükü de çok artıyor. Ama benim elime, ruhuma, kalbime giren şeyin yüküne eş değer getirisi artmıyor. Bu dengesizliği ben ne yaparak, ne düşünerek, nereye bakarak, ne yöne bakarak çözeceğim? Dahası bu benim elimde mi? Borçlanmamak benim elimde mi? Hiçbir şeye, hiç kimseye, hiçbir yere borçlanmadan yaşayabilir miyim? Sanmıyorum.

Ve bu kadar hayatımızın merkezinde olan bir şeyi nasıl hiç konuşmuyoruz, nasıl düşünmekten kaçıyoruz bilmiyorum. Ama ben artık taksitle ölmek istemiyorum. Taksitle bir zahmet yaşamak istiyorum. Ne borcum olursa olsun, kime, nereye, maddi, manevi, ne vereceğim olursa olsun, bugünden itibaren taksitle yaşamaya başlamak istiyorum.

Şu borcu bir hele ödeyeyim de. Hayır ya. Ben önce bir kendime borcumu ödeyeyim de. Gerisi zaten hiç bitmiyor ki. Kartımın borcu hiç bitmiyor ki. Yaşadığım için ödediğim borç hiç bitmiyor ki. Eğitildiğim için ödediğim borç hiç bitmiyor ki. Birinin çocuğu, birinin sevgilisi, birinin annesi, birinin babası, birinin dostu olduğum için ödediğim borç, altına girdiğim yük hiçbir zaman bitmiyor ki. Bunların bitmesini beklersem ben kendimi hiç bulamam.

Bir lanet gibi, bir zamanlar bana hiçbir anlam ifade etmeyen taksitli ölümün bu kadar hayatıma çökmesi, lanet gibi... Ben kendime olan borcumu ödemeye başlamak istiyorum. Mesela atıyorum her ayın on yedisinde, ben bugün bankaya ne ödeyeceğim diye bakmak istemiyorum. Bir zahmet her ayın on yedisinde ben bu ay kendime ne ödedim diye bakmak istiyorum. Kendime ne borcum var?

Maddiden kurtulsam maneviden kurtulamıyorum. Sevgi veriyorsunuz ya da sevgi alıyorsunuz. Bu gönül bağı. Geri veremeyebilirsin. Ve borçlu hissediyorsun. Birisi senin için bir fedakarlık yapıyor. Ne yaparsan yap gözlerinde ödeyemediğini ya da ne zaman ödeyeceğini, kuşkusunu, şüphesini, ısrarını görüyorsun. Bunu nasıl mesela yok edeceğim?

Birini zor zamanla senin yanında olduğu için, sırtına yüklediği o yük, bunu kaç taksitle ödeyeceksin mesela? Ya da bazı şeyler gerçekten ödenmeli mi? Ödemek zorunda mıyız? Bilmiyorum, kafam çok karışık ama sürekli, her sabah, istisnasız, her sabah ödeyeceğim bir şey var. Eğer bu kadar borcum varsa, tamam. Ben bir de kendime kart açıyorum şimdi, kendime borcum.

Kendime taksitlerimi sayacağım bundan sonra, diğerlerini yok edemiyorsam ve madem almaya ve vermeye bunun yüküne bu kadar alışkınım, bugünden sonra kendimi ödemeye başlamak istiyorum. Ya da kendime borcum olduğu, kendimden alacaklı olduğum şeylere oturup bunları düşünmek istiyorum. Bilmem kaç ay önce üstüme aldığım, dolabın neresinde olduğunu bile hatırlamadığım, pantolonum için ödediğim bedelden daha ciddi bir bedelliyim mi bu ya? Niye bu kadar önemli olan şeylerin sırası bu kadar karışık bu hayatta? Rutinin gölgesinde boğulma, maddi şeylerin gölgesinde boğulma demek çok kolay ama gerçekten o gölgede boğulmadan, onların taksidinde boğulmadan yaşamak kolay mı? Bunu öğütleyen kim yapabiliyor dağlara taşlara kendini vurmadan, bir keşiş gibi kendini hayattan soyutlamadan, doğanın bir parçası olmadan, kulağını kalbini güncel bir şeylere kapatmadan gerçekten bunu yapabilen var mı? Yani bunu hayatın içine entegre edebilen var mı? Varsa lütfen beni bulsun.

hislerimizden arınmayı, yüklerimizden arınmayı başaramıyoruz. Başaramayacağız da bence bu canlı olmanın ve hayatta olmanın bir cilvesi. Ama belki öncelik sıralaması yapabiliriz. Sürekli hiç bitmeyen kartlarımın taksitleri, maddi manevi borçlarımın taksitlerini değil de, kendime olan borçlarımı bir listelesem mi acaba? Önce ben bir kendimi ödeyeyim de, önce ben alacağımı alayım da, ha bu demek değil ki herkesin bana bir alacak borcu var.

Hiç kimsenin hiçbir şeye aslında teknik olarak borcu yok ama siz demek istediğimi anladınız. Bir de beklenti içinde yaşamak değil. Alacaklarım var ulan benim bu hayattan gibi bir beklenti değil. Ama en azından kendime vermenin ve kendimden almanın ve kendime borçlanmanın bir dengesini bulmalıyım.

Bugün çok yoğun bu hislerle uyandım ve birkaç gün düşüneceğim. Umarım yanında olabilmişimdir, umarım düşündüğün ama konuşamadığın bir şey konuşmuşuzdur bugün. Benim ihtiyacım vardı çünkü benim borcum vardı. Hayata, kendime, kartıma, aileme, dostlarıma, belki adını hatırlamadığım öğretmenime, Ya da bilmiyorum, yolda yürürken kendimi çok kötü hissettiğim bir anda bana gülümsemiş bir arkadaşıma, bir yabancıya... Bildiğim, bilmediğim, hatırladığım, hatırlamadığım milyonlarca borcum var. Ve milyonlarca alacağım var, eminim. Ama bu dengenin içine kaybolmadan kendimizi düze çıkarmamız gerekiyor. Hepimiz eksitteyiz. Hepimizin borcu var. Umarım sana sarılabilmişimdir, omzuna dokunabilmişimdir. Borcu olan az.

Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)