Podcast

Korku

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

O "gönder" tuşuna basma korkusu, topluluk önünde dilin tutulması ya da o meşhur FOMO! Korkular hepimizin gerçeği. Ayşegül Aldinç ve Fatih Türkmenoğlu bu bölümde korkuları masaya yatırıyor. İtiraflara ve ‘ismi lazım değil’in ne yaptığını öğrenmeye hazır olun.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.695 kelime · ~18 dk okuma

Ayşegül Aldınç. Fatih Türkmen oğlum. Ne büyük şeref benim için. İlk bölümümüzün konusu Ayşegül Aldınç. Korku. Korku. Her hafta bir konuyu yatıralım dedik. Senin en büyük korkun nedir? Yeni bir programa başlıyor olduğumuz için ben sana sorayım, biraz tırsma var mı korkman? Hem de ne biçim korkuyorum. O zaman güzel bir yerden başladık. Korku. Evet. En büyük korkum ne diye soruyorsun. Yani en büyük korkum aslında tabii ki annemi kaybetmek. Ama yani korkunun ecele bir faydası yok. Yok mu hakikaten? Yok, yok. Mani olamayacağımız konular var. Bunlardan en belli başlısı da en yakınlarımızı kaybetmek. Doğru.

Ama onun dışında neden en çok korkarım dersen, benim bir sahne korkum vardı Fatih. Yıllar içinde onu elimine ettim. Artık korkmuyorum. Senin, Ayşegül'ü aldığın için sahne korkusu. Ama ben alnım karnımdan doğar doğmaz sahneye atmadım ki kendimi. O bir süreçtir. Hep böyle üstüme üstüme geliyormuş gibi olurdu seyirciler. Şimdi ben onların üstüne üstüne gidiyorum. Nasıl? Çok iyi Ayşegül. Müthişsin, müthişsin. Bence de. Bence de. Peki senin? Ya ben de düşündüm aslında. Buraya gelirken de düşündüm. Korkularım, korkularım. Hani o çocukkenki korkular tamam. O hepimizde olan bir sürü korku vardı. Ama herhalde benim en belirgin korkum annemi de, babamı da hastalıklar ve uzun süren hastalıklarla yitirdim maalesef Ayşegül. Ve çok acıklı süreçlerdi bunlar. Ben hep bütün gençlik yıllarımda bir ahır hastalığa yakalanma korkusuyla yaşadım. Hani bir yerimde bir şey çıkardı, koşarak doktora giderdim, test yaptırırdım falan. Şimdi? Üç günü öksürürüm, giderim çektiririm. Şimdi bunu yendim. Yani tabii gene doktora, tabii gene düzenli check-up'larımı yaptırıyorum ama... ...onu bir fobi olarak artık yaşamıyorum ve bundan dolayı çok mutluyum.

O zaman kurtarılmış bölgedesin. Kurtarılmış bölgedeyim. Onun için benim itirafım buydu. Biz her programda bir itiraf yapalım. Evet öyle yapacağız. Kendimizle ilgili. Süper. İsmini vermeden bir olay anlatalım. Konuyla ilgisi olsun olmasın bir olay anlatalım. Konuyla ilgili de olabilir ama çok ciddi dinleyenler belki de kim olduğunu bulurlar. Ama biz söylemeyelim. Ama biz söylemeyelim.

Transkriptin tamamını oku

Peki, korku gerekli mi hayatta? Gerekli. Çünkü korku, yani insanlar için de, hayvanlar için de tehlikeden kaçmamıza, kendimizi korumamıza yardımcı olan bir duygu. O yüzden gerekli. İşte orada, çok emin değilim Ayşegül ya, bir bakıyorum, korkuyu gereksizmiş gibi yaşayan ve korkmayan insan aslında daha çok kazanıyor hayatta.

Gereksizmiş gibi olması keyfe keder bir duyguymuş gibi görünse de bununla başa çıkabilmek çok önemli zaten. Şimdi yani fobik olmak yani işte ne bileyim mikrop korkusu olur, yükseklik korkusu olur. Hayatta o kadar fazla yani bu konu aslında bu pilav çok su kaldırır. Bu konu haftalarca işlenecek bir konu. Biz burada ne kadar yaklaşabiliriz onu bilmiyorum ama deneyeceğiz bakalım. Deneyeceğiz. Ya doğuştan gelen korkularımız var ya, ilk insanlardan beri gelen. İşte bak yıldırım var, koş kendini koru. Sel gelecek, öleceksin. İşte çok kar yağıyor, aç kalacağız. Ayı geliyor, koş mağaraya saklan. Bunlar aslında bizim genlerimizde yok.

Kesinlikle. Değil ki, hala vardır. Kaç yada savaş modu. Kaç yada savaş. Yani o bir anlamda süpap bizim için. Doğru. O yüzden bu anlamda bu bizim hayvansı yönümüz olsa gerek. Hayvanlarda da o şekilde cereyan ediyor olsa gerek. Bir de bizim ana karnında başlıyor zaten. Yani büyük seslere tepki vermemiz, işte düşüyor gibi olmamız. Var öyle yükseklik korkumuz var. Başka şiddetli ses korkumuz var. Yani akademik anlamda bunların altı çok doldurulur. Akılımıza kalanları konuşuyorlar bize zaten. Asıl o ana karnında çekilen en acıklı ve en vurucu videolardan bir tanesi vardır ya... ...şimdi mutlaka hatırlayan dinleyicilerimiz olacak... ...biraz geç Kürtaj'a giden bir kadının karnı çekilmiş. İç ve bölgesi, rahminin içi ve Ceni'nin kaçışı. O Neşter'den kaçışı. Korkucu bir şey. O inanılır gibi bir şeydir. Ben hiç bilmiyordum. O dediğin çok doğru. Aslında korku anne karnında başlıyor. Şeyi seyrettin mi? Hatırlar mısın? Onun videoları var. Fotoğrafları geldi. Hani kürtaja giren bir kadının biraz da geç bir kürtaj sanıyorum. Hani onun bir haftası var. 12 haftadan sonra olmuyor. Bu biraz daha gecikmiş bir şey. Dolayısıyla anne karnındaki bebek biraz daha büyümüş.

Daha böyle hani kafası falan belli. Neşter'den kaçışı. Ah canım. Eliyle itiyor, eliyle yüzünü. Ya o felaket bir şeydi Ayşegül ya. İşte hayatta kalma işgüdüsü. Evet, benim de korkunç ediyor. İşte alarm sistemi dedin ya. Tamamen bu alarm sistemi. Korku öyle bir şey. Doğuştan gelen korkular ama herkes de eşit değil mi? Yani hepimizde olan şeyler aslında. Hani karanlıktan korkmak. Karanlık, yüksek ses, ani hareket. Yalnızlık. Yalnızlık daha sonra o daha sosyal bir fobi olsa gerek mi acaba? Herhalde öyle. Peki öğrenilmiş korkulara ne diyorsun babacığım? Öğrenilmiş korkular. Şimdi ben aslında köpek çok severim de çocukken saldırdı onun için. Güzel söylüyorsun da o konu birazcık netameli bir konu. Çünkü bu şekilde yetiştirilen çocuklar var ne yazık ki. Ve korku biliyorsun ki hayvanlar açısından da biz korkunca bir şey salgılıyor. Bir koku salgılıyoruz ve bu hayvanların duyabileceği bir koku. Tabii ki onaylamıyorum. Bazı vakalar oluyor. Tabii ki onaylamıyorum ama köpeklerin itilaf edilmesi için çok büyük bir zemin hazırlıyor. Bu korkuların pompalanması. Bu da sosyal medya aracılığıyla ki oraya da sonradan gelmemiz gerekiyor.

O benim içimi çok parçalayan bir şey. Dünyanın en masum hayvanları aslında. Ve sadece sevilmek istiyorlar. Yani biraz yemek, biraz şefkat. Bilmiyorum çok mu romantik bakıyorum. Yani biraz romantik bakıyorsun. Bence insanların da kötüleri olduğu gibi hayvanların da kötü. Bazı hayvanlar canavarlaşarak evrimlerini geçiriyorlar. Bir de o şekilde yetiştiriliyorlar. Öyle yetiştirilen var, sokakta olan da var. Bazı köpek cinsleri var, yasaklı köpekler. Evet, evet. Ben onun için şeye çok karşıyım. Sen kötüsün, sen kötü baktığın için hayvan saldırıyor. Hayır, öyle değil. Bazı hayvanlar gerçekten vahşi ve saldırıyor.

Hayvan saldırıyor ve vahşi diye sen de onu itlaf etmene gerek yok ki. Yani bunu medeni ülkeler nasıl hallettiler yıllar önce? İşte bunu pompalıyorlar. Medeni ülkeler de aslında bu şekilde hallettiler. Bir kere yaptılar ve bir daha hiç sokakta hayvan yok. Etmiyoruz. Etmiyoruz tabii. Başka türlü olmasına imkan yok ki. Hani o lüzumsuz hayvanseverlik de çok sinirimi bozan bir davranış. Neyse onlara sonra gireceğiz. Peki, sana birkaç tane laf söyleyeceğim. Söyle bana ne hissettiriyor?

Adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından korku. İşte korku. Adamın yere bakanından korku. Bu neymiş ki bu? Bir atasözüymüş. Tamam da içeriğini alalım. Alalım işte. Adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından korku. Sınava tabi tutmuşsun gibi oluyor. Tabi falan da eski kelime. Neyse tamam. Hayır hayır şekil. Sınav olur mu? Peki bir de bunu geçelim. Peki tamam onu geçtik. Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz.

Bu tecrübeyle sabit olması gereken... Nasıl olsa ıslandın, boş ver yağarsa yağsın diyorsun. Peki, bir tane daha söyleyeyim, başka da söylemeyeyim. Hadi son, son. Şimşeği çakan buluttan korkma.

Anladım. Havlayan köpek ısırmaz gibi bir şey. Aynen öyle. Teşekkür ederim. Yani korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir diyecektim, demiyorum geri alıyorum. Demiş bulundun ve doğrudurdu hakikaten. O da doğrudur. Peki ben sana bir şey sorayım. Niye korku filmi seyrederiz? Ya ne güzel konu. O gerekli bir şey Ayşegül. Seyretmemiz lazım bizim onu arada sırada. Ne kazandırıyor bu bize? Sempatik sinir sistemi dediğimiz yer aktive oluyor. Ve bu aktive olduğu zaman kardiyovasküler sistem çalışıyor ve bütün bu fonksiyonlar artıyor. Dolayısıyla daha uyanık oluyoruz. Bütün duyularımız açılıyor. Gözlerimiz açılıyor. Göz bebeklerimiz büyüyor. Ve bu aslında sevilen bir durum biliyor musun? Ama burada bir savaş var. Şimdi ben bayağı psikolog gibi konuşuyorum. E biraz öyle konuşuyorsun. Klinik psikolog konuşuyor. Alayım efendim mikrofonları şöyle. Sözünü kesmek gibi olmasın ama stresin de insan vücuduna yararı olduğu konusunun aynısı değil mi? Bu dediğin şey. Aynısı. Ama çok ciddi bir fark var burada. Sonunda yenmen lazım. Yani sen korku filmi seyrederken karakterle özdeşleşiyorsun ya. Onunla beraber savaşıyorsun ve kötüleri yeniyorsun. Bütün kötüler ölün. Orada kazanman gerekiyor. Peki gözlüklü karakterin ilk ölmesini ne diyorsun?

Gözlükle meşil şişman. Niye öyle oldu? Hiç bilmiyorum. Bu böyle bir kalıp var. Peki hiç unutamadığım bir korku filmi var mı deyip o filmle ilgili kısmı kapatalım. Var mı? Carrie. Aa Carrie evet. O tepesinden böyle kan. Çok küçüktüm. Çok güzel film senin. Aynı zamanda. O zaman, küçükken Suspiria diyordum. Sonradan Suspiria olduğunu öğrendim. Ha, bu bale okulu falan mıydı? Evet, evet, evet. Öyle bir şeydi değil mi? Hatırlıyorum. Ne korkmuştum, ne korkmuştum. Bir de Visitors diye bir film vardı. Bu kertenkele şeyler. Dünyalı oluyorlar ve işte bir yerleri yırtıldığında tenlerinin altından kertenkele dokusu çıkıyor falan. O bir diziydi. Ve ben kaç sene önceki işte Sevgilim'den bir bayramda onlarda kalmıştım ben. Ve onu seyrediyorduk.

Aslında bir anlamda bir itiraf falan filan köşesi de olabilir mi bu? Bir anımızı da anlatalım böyle istiyorum ben programlarda. Araya bir anı girsin istiyorum. Tabii ki onu yapacağız. Yapacağız. Tamam. İstiyorsan o şimdi bu, bu şimdi mi olsun? Onu sonunda yapalım. Sonunda tekrar. Ah bende hikaye çok.

Biz orada kalırken biz bunu dizi olarak aldık. O zaman video vardı. Sonra işte kaç tane aldıysak onlar bitti. Sonra videocu da kapalı tabii bayram olduğu için. Acaba videonun camını taşla mı kırsak, işte tokayla kapısını şey yapıp videoyu çalsak falan filan gibi düşünmüştük. O kadar bağımlılık yaratmıştı. Böyle de bir anım var mesela benim. Yani kendine bağlayan bir şeyi korku. Hani tek gözünü kapatıp öbür gözünle bakabildiğin bir şey. Evet, bir de sonuçta hayatta kalacağını biliyorsun seyrederken. Evet, tabii.

Bir de batıl inançlar var. Hani o da korkulardan biri. Hani günümüzün korkularına gelelim biraz sonra ama hani bildiğimiz batıl inançlar da aslında. Cin peri şeytan falan. Cin peri şeytan, siyah kedi, gece tırnak kesmek, işte sabahleyin bilmem ezandan önce abdestsiz dışarı çıkmak, bla bla bla bir sürü bir şeylerden bahsedebiliriz. Bunlar da bizim genlerimize işlemiş şeyler. Evet, o gece tırnak kesmeyi ben bir yerden okumuştum galiba. Diyor ki eskiden yer sofraları vardı ya. Evet. İşte onlara sıçrar falan filan gibi böyle bir gerekçesi var. Mutlaka aynı şeydir. Ama hepsinin bir dayandığı yer var. Yani şu anda aklımda olanı paylaştım. Annem hiç kesmezdi ve kestirmezdi. Allah rahmet eylesin. Gece mi? Gece. Ha gece bir de şey derlerdi, ne kadar abuk sabuk. Ciklet çiğnemeyin, ölü iti çiğnermişsiniz falan gibi. Ama işte yani bunlar şey, hurafeler. Hurafeler.

Annem ama akıllı bir şey söylemişti. Evladım dedi, gece ne kadar ışık olursa olsun yanlışlıkla bir yerini keserim dedi. Bu çok doğru. Yer sofrasından daha mantıklı bir gerekçe. Bence de çok mantıklı. Kesinlikle. Bir de düşünsene o dönem elektrik yok ki Ayşegül. Tabii, tabii. Gaz lambası mı var değil mi? Neyle büyüyoruz? Ama günümüz korkularından çok farklı bunlar. Günümüz korkuları çok acayip.

Sen peki yanlışlıkla hiç başkasına göndermek istediğin bir, ne diyeyim sana, beni çekiştirdiğin mesajı bana yolluyorsun. Böyle bir şey oldu mu hiç? Üç kardeşiz biz. Üç kardeş grubunda iki kız kardeşim beni çekiştiriyorlar ve yanlışlıkla bizim gruba attılar mesajı. Gruplar çok tehlikeli her bakımdan. Dedim ki bir dakika ben buradayım ve gördüm. Rezalet, rezalet. Zannetti ki öbürüne atmış. Senin başına geldi mi?

Beni başıma geldi. İsmi lazım değil. Çok meşhur birisi. Çok meşhur birisi. Yine başka bir meşhur birini çekiştirirken o çekiştirdiği kişiye mesaj attı yanlışlıkla bana atacağını.

Ooo! Acayipmiş. Evet. O da bana mı attın demiş. O da demiş ki ya seni uyarmak için yaptım ki herkese söyleme diye o konuyu işte neyse. Eyvah! Yemiş mi diyeceğim şimdi. Ama şey gibi oluyor yani hani kedi pisliğini kuyruğuyla her yere yayar ya temizlemeye kalkar. Doğru, doğru. Kapatmaya kalkarken her yere yayar. Birazcık öyle bir şey olmuş onunki. Hala görüşüyorlar mı? Bu iki meşhur insan. Sanırım hayır, hayır. Sanırım hayır. Peki sen hiç yanlışlıkla story attın mı? Attım bir, bir iki tane ilk başlarken ama kötü bir şey değildi. Yani hani çok yanlış çekilmiş, kötü bir şey. Sen attın mı? Attım. Kötü bir şey değildi zaten. Yani bir kelime hatasıydı falan filan. Peki yanlışlıkla birini beğendin mi? O beğeniler çok stratejik anlamda ürkünç. Yanlışlıkla birini beğendim tabii. Hemen geri aldığınızda o beğeni geçerli olmuyor değil mi? Emin değilim. Yani bir kere beğendiysen o ileti gidiyor olabilir mi acaba? O sırada bakıyorsan. O sırada bakıyorsan.

Barış! Sen beğendin mi yanlışlıkla büyüğünü? Evet, evet. Ben de geri aldım ama... ...bir kere elim o kalbe gitmiş oldu. Ama buna bir çare bulamadılar değil mi? Bildiğim kadarıyla yok. Bu konuda uzman değilim ama. Teknik anlamda. Şimdi ben tabii biraz işim gereği yeni fobilerle de ilgileniyorum. Daha çok onları okuyorum. Bana gelenlerle konuşuyorum. Öyle enteresan şeyler. Şimdi sen de çok meraklı bir insan olduğun için Ayşegül biliyorsundur. Mesela FOMO var şimdi. Fear Of Missing Out.

Ne inanılmaz bir şey değil mi? Tam günümüzün korkusu. Kesinlikle. Yani kesinlikle. Bir de bildiğim kadarıyla FOBO var. FOBO var. Evet. O da Fear of Better Options. Aynen öyle. Yani şuradan alsam daha mı ucuz olurdu? Bunu yapsam bilmem ne. Bravo. Fazla çeşitlilik insana göre değil. Bak biz çocukken nasıl hiçbir şey yoktu? Kesinlikle. Kedinin de önüne bir tane bir şey ver, onu yer ama birkaç tane verdiğinizde ona dokunmaz. İnsan aklına zarar. Evet, yani karara varamamak daha iyi bir alternatif olabileceğini düşünmekle ilgili bir korku bu FOBO'da. Öteki de bir şeyler kaçırma korkusu. Aynen öyle. Ne kaçırıyorum? İşte bunların üstüne gitmek lazım ama birazcık. Yani bunlar gerçekten sosyal medyayla da çok tetiklenen şeyler. Kesinlikle. Çok büyütülen şeyler. Günümüzde birçok insanın, birçok şöhretin, birçok başarılı insanın da bu korkularla yaşadığını ben biliyorum. Maalesef, ay ay benim de orada olmam lazım. Bir şey görüyorlar, bir dakika benim de orada bir fotoğrafım olması lazım. Zaten Instagram bunu fazlasıyla tetikleyen bir şey. Maalesef. Yani özenilen hayatların fazlaca üzerimize hoca edilmesi gerçeğine dayansın.

Ama tabii burada toplumsal korkularla bunları karıştırmamak lazım. Hani toplumun bir başarı beklentisi var. Çok doğru. Bir zincirleme, bir olaylar silsilesi senden bekleniyor. Bir yaşa gelince okulu bitirmen, askerliğini bitirmen, işte evini alman, evlenmen, çocuk sahibi olman falan. Bir de bunun ayrıca korkuları var. Yani toplumsal korkularda reddedilmek, başarısızlık, ayıp etmek. İzolasyon. Evet, bunlar var. Bir de şimdiki dünya düzenindeki toplumsal korkularımız var bence. Türkiye gibi biraz daha çalkantılı ülkeler. Aslında dünyaya bakınca her yerde böyle. Amerikalılar da çok korkular içindeler. Kanadalılar da korkular içindeler. Kesinlikle. Fade özgürlüğünün sınırlarını çizmek için korku çok acayip bir faktör. Olması gereken bir şeymiş gibi düşünülüyor. Aslında hepimizi tedirgin eden konu o. Yani bu gözdağları, işte kızım sana söylüyorum, gelinimi sen anla konulu gözdağları var hepimizde. Yani siyasette zaten toplumu kontrol altına almak için kullanılan en önemli faktör bence korku.

Biz kendi ülkemizde de bunu yaşıyoruz fazlasıyla. Elbette. Yani siyaset de öyle. Ama bütün dünya böyle. Bütün dünya böyle. Din biraz daha böyle hale gelebiliyor bazı ülkelerde. İnsanların bir şekilde sınırı çizerek... ...ve saldırgan olmadan kendi düşüncelerini doğru şekilde ifade etmeleri gerekiyor. Ve bunu öğrenmeleri gerekiyor.

Bunu bile yaptığında bazen sorun çıkıyor. Yani evet, ifade özgürlüğü çok önemli ama yani oralarda hep soru işaretleri var. Evet, yani genel olarak dünyanın hukuk sistemine bir güvensizlik söz konusu zaten. Bir şekilde hukuk çarpıtılabilen bir şey. Bunu artık hepimiz çok net biliyoruz, öyle değil mi? Hani bir şekilde haklı olan her zaman kazanmıyor. İyiler her zaman kazanmıyor. Dünya adil bir yer değil. Ki biz böyle yetiştirildik. Ama asla dünya adil bir yerde. Dolayısıyla şimdi bu güven sorunu varsa hayatta, zaten bunun beraberinde gelen korkuların zaten olacak.

Değil mi? Ayrıca çok seçenekliliğin getirdiği işte çok fazla para harcama bir maddi takıntıları ve endişeleri beraberinde getirecek. Acaba borç batağında mı kalacağım? Acaba kredi kartımı ödeyemeyecek miyim? Bir gelecek korkusu mu var? Belirsizlik mi olacak? Bunun yanında işte o senden beklenen bir başarı zinciri var. Bunu acaba gerçekleştiremeyecek miyim? Ayşegül ne şanslıyız ya. Gerçekten çok şanslıyız. İyi ki 25 yaşında değiliz. Ben çok üzülüyorum. Sadece üzülüyorum. Sesimi çıkartmaya çalışıyorum ama işte dediğim gibi bu ifade özgürlüğünün sınırlanmasının tuzağına zaman zaman düşebiliyoruz. Peki bir şey soracağım sana. Pandemi başlı başına çok büyük bir korku değil miydi tüm dünya için? Çok büyük bir korkuydu. Çok lüzumsuz bir... Benim tezim o konuda. Öyle mi? Tabii. Pandeminin getirdiği, yarattığı depresyon yaşlılarda.

O kadar korkunçtu ki. Ne çok yaşlı öldü biliyor musun defesyondan? Çok çok öyle hikayeler var. Yani sadece korkudan ölmek diye bir şey var. Ölmeye yatmak diye biliyorsun. Adalet Ağaoğlu'nun müthiş kitabı vardır. İnsan ölmeye yatar. Vazgeçersen hayattan ölürsün. O kadar kolay.

Yani ben düşünüyorum da pandemi zamanında o kadar gözüm korkmuş ki... ...bu biraz mizofobiye de giriyor, mikrop korkusuna da giriyor. Hala ben yanımda kağıt bardak taşıyorum. Yani manyak diyecekler. Ya biliyorum Ayşegül'ü. Sana da geldiğimde kağıt bardak... Sen yabancı mısın, değilsin. Yanımda eğer içki içmek için bir yere gidiyorsam da cam bardaklarımı getiriyorum... ...şeye koyuyorum bir şeylerin içine. Çıkartıyorum. Garsonlar tuhaf tuhaf bakıyor. Masaya konması değil de masadan alınması sorun teşkil ediyor. Yani kendi malının hırsızı gibi oluyorsun. Böyle bir şey oluyor yani. Çok enteresan. Çantama koyarken sağıma soluma bakıyorum. Acaba bardak mı yürütüyor bu kadın demesinler diye falan. Annemi korumak için tamamen. Bunun tedavisi çok kolay ama. Neymiş? Bayağı hasta, hastayım ben yani diyorsun. Estağfurullah, estağfurullah. Hayır, hayır olabilir, olabilir. Ne yapacağız, ne yapacağız? Burada çok minik minik bilissel davranışçı terapi şeylerini uygulayacağız ritüellerinde ve istersen hani bir on seansla bu iş hallolur. Aa, sahi mi? Peki nasıl başa çıkabiliriz? Böyle birkaç bir minik örnek alsak, hap örnek. Yani doktor ayağıma geldi, hemen söylesin diyorsun. Madem öyle. Bak, hakikaten çok kolay. İstersen bunu kendin de yapabilirsin. Şöyle, bu işin temelinde yatan mantık minik minik ekspoze olmak. Her seferinde bir tek ekspoze olarak. Şimdi senin korkun ne mikrop. Şimdi diyeceksin ki, ben her gün bir kez bir yerde onların bardağından çay, kahve içeceğim. Kalkıp evime gideceğim. Elimi yüzümü yıkayacağım ve bir şey olmayacak. Umarım ABM'lerde trabzanları yalamaya kadar gitmez. Yok, yok. Yani. Niye söylüyorsun? En sonunda onu yaptıracaktım işte. Mesela metroya binmekten korkan bir danışanım oldu. Onunla çok aylar boyunca çalıştık. Biliyor musun? Birkaç ay, yani iki üç ay sadece metro istasyonuna kadar indi, işte o turnikelere kadar ve geri çıktı.

Bir şey daha söyleyeceğim annemle ilgili. Annem çok yaşında bir kadın ve bana bir şey olmadı ki durumu var. Bu çok önemli bir şey. Korkuyu biz kendi içimizde yaratıp onu gazladığımız zaman kendi bünyemize o zaman ne oluyor? Onun tuzağına düşüyoruz. Korku büyür. Büyüyen bir şey bu. Köpüren bir şey. Ve bulaşır. Ve bulaşıcı. Annem bana hiçbir şey olmaz dedi ve annem çok hafif atlattı. Ben daha atlattım. Gördün mü? Ateşi olmasına falan rağmen. Ama onun sebebi olmamak adına da işte böyle salaksalık önlemlerim var kağıt bardaklı.

Dolaşmak gibi. Rahat ediyorsan şimdi bak buradaki... Ama bir yere kadar Fatih, nereye kadar? Şimdi bizim işlerde şöyle bir şey var Ayşegül. Senin bu rahatsız olduğun durum günlük hayatını etkiliyorsa... ...o zaman patoloji başlamış demektir. Etkiliyor mu seni günlükten? Etkiliyor. O zaman tamam. Hiç kimseye verecek bir lafın yok. Hesap vermek zorunda. Hesap vermene gerek yok. Aynen hayatına devam et. Ama korku bulaşıcı. Maalesef. Ama iyi bir haberim var. Mutluluk da bulaşıcı.

Kahkaha mesela bulaşıcı bir şeydir. Kahkaha terapisine girdin mi hiç? Hayır, girmedim. Ben bir kere gittim. Sahi mi? O kadar güldük ki. Ama yani olayın kendisi zaten girmeden gülünecek bir şey olduğu için... ...girdiğinde hakkını da vermişsin. Şahane. Nasıl buldun böyle bir şeyin içinde olmayı? Şöyle girdim, benim sunuculuk yaptığım bir organizasyondu. İşte dediler ki kahkaha terapisti, meşhur kahkaha terapisti... ...işte gelecek ve bir saatlik bir sunum yapacak. Tabii ki ben hani bu klinik psikoloğum. Tahka terapisi nedir falan diye gittim. Ayşegül bayıldım, bayıldım. Bir saat güldük, gözlerimiz yaşar öncesine. Yani neyi? Bir işaret veriyor, hep beraber güleceğiz mi diyor. Gülecek bir şey mi anlatıyor? Ne yapıyorlar yani? Önce hafif nefes egzersizleri yaptırıyor ki bilişsel davranış terapide de yapılır. Her tür endişe tedavisinde, terapisinde mutlaka uygulanır. Tamam. Çok sık uygulanan bir şeydir. Nefes ayağı kaldırıyor.

Yapıyor. Anladım. Diyafram diyafram diyafram. İster istemez uymaya başlıyorsun ve bir zaman sonra krize dönüşüyor ve krizlerde bulaşıcı ya, orada bir toplumsal histeriye oluşuyor. İşte üç yüz kişi miydik, beş yüz kişi miydik, beş yüz kişi birden güldük işte. Anladım. İnşallah yaşarsın böyle bir şey. Çok isterim. Yani. Çok çok çok keyifli. Çok heveslisi olmamakla beraber içine düşersem de hakkını verebileceğimi düşünüyorum. Ne diyeyim?

Ben de öyle düşünüyorum. Efendim, sonu yok konuşmanın. Yani biz böyle sabaha bağlarız. Bu konu dediğim gibi çok su kaldırır. Son söz olarak bir öneride bulunacağım sana rağmen. Lütfen efendim. Bir yerde okumuştum ve ben bunu sık sık yapıyorum. Bu nefes dedin ya biraz önce. Camı açtığım zaman diyorum ki hayatı seviyorum. Şimdi ben buradayım. Korkular kayboluyor. Akışa bırakıyorum diyorum mesela. Ben bunu yapıyorum kendi kendime. Yani gel seninle hep beraber yapalım ve böyle bitirelim programı.

Sonra 6-9-1 demeyeceğiz değil mi? Hayır, 7-7-7 de demeyeceğiz. Ölmek istiyorum Allah'ım ya, ne yapacağız ya? Ama bana iyi geliyor, ne bileyim ben? Ne diyeyim sana iyi geliyorsa iyidir mi demem gerekiyor? İyidir, peki o zaman. Çünkü canım zaten birçok konuda o kadar ayrılıyoruz ki zaten fikir ayrılıkları olmasa biz niye ikimiz bir araya gelelim? Hepimiz birbirimize hı hı diyerek zaten bu iş olmaz ki. Olmaz.

Ama hayır, bir dakika, şu konuda yanlış anlaşılmasın. Tabii ki insan kendi düşüncelerini doğru bir eksende oturtursa... ...işte kendini doğrulayan kehanet, sürekli negatif düşünürsen başına gelmedik. Pislik kalmaz, musibet kalmaz. Öyle değil mi yani? Olmayacak olmayacak dersen olmaz yani. Ama şeyi de sevmiyorum yani, bu uyduruk iyimserliği de sevmiyorum. Ama senin söylediğin, hadi gel, peki hadi yapalım, yapalım, tamam. Tamam. Koskoca Ayşegül Altınç'i mi kıracağım? Benim kafamı kırarlar. Zaten bunu dinleyen herkes... Abi sen Ayşegül Altınç ile program mı yapıyorsun? Evet kardeşim yapıyorum. Ne giymişti abi? Söylemem kardeşim. Bu sana yapılmaz biliyorum ama hadi hep beraber. Hayatı seviyorum. Hayatı seviyorum. Şimdi ve buradayım. Şimdi ve buradayım. Korkular kayboluyor. Korkular kayboluyor.

Akışa bırakıyorum. Bunu yapamayacağım. Akışa bırakmıyorum. Buradayım. Peki, tamam. Tutsana o akışı. Tuttum. Peki, biz bir ortak gibi olduk ama ben arada senin sesini duymak isterim. Şarkıcı sesini de duymak isterim. Arada söyleyeceğim zaten. Söyleyecek misin? Aklıma geldiğinde öyle ufak bir mırıldanacağım. Kesmezlerse gideriz. Artık onlar ne derlerse. Potbideyiz biz.

Podbi'deki patronlarımız ne isterlerse. Podbi ahalisi bu anlamda çok açık. O bakımdan yani arada şey yaparım. Söylerim tabii ki. Çok iyi insanlar be. Dur bitirmeden ben de anımı söyleyeyim mi? Kısmı lazım değil. Lütfen. Bak, çok bilinen biriyle Taksim Meydanı'nda yürüyorum. Bir Ramazan günüydü bundan. Yirmi sene falan evvel. Bana dedi ki, şey dedi, şimdi top patlar dedi. Ben de tabii çok biliyorum yani gazeteciyim, hastacıyım.

Yani dedim ne top patlaması ya biz de Anadolu'nun ücra bir yerinde miyiz? Top patlamaz dedim. Öyle şey olmaz dedim. Yürüyoruz.

Bir top patladı Ayşegül. Elim ayağım birbirine dolaştı. Nasıl korktum? Nasıl korktum? Taksim'in ortasında? Taksim'in ortasında top patladı. Demek ki oralara yakın bir yerde. Demek ki oralara yakın. Tam AKM'nin arkasındaydık. Hayır, ben uzatmazsam bir ufak anımı ona bağlayacağım. Lütfen, lütfen. Amasya'da dizi çekiyoruz. Bir otelde kalıyoruz. Otelin yan binasında top var bildiğin.

Ve o patlamış. Ve ben de yorgundum. Öğleden sonra işim yoktu. İstirahat ediyordum. Yataktan düştüm Fatih. Gerçekten? Gerçekten. Hayatımda evet ilk defa yataktan düştüm. O top patlıyor şekerim. İşte benim de ödüm patlıyordu.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)