Podcast

Aşk

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Aşk. Aklımızı başımızdan alan, midemizde kelebekleri uçuşturan o duygu. Peki ama her aşk özel midir? Bu bölümde Ayşegül Aldinç ve Fatih Türkmenoğlu, aşk konusunu açık açık konuşuyor. Bu acı ve tatlı yanlarını, geçmişten günümüze aşkın nasıl yaşandığını ve ilişkilerdeki karmaşık yapıları tartışıyorlar.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.988 kelime · ~20 dk okuma

Ayşegül Aldınç. Fatih Türkmenoğlu. Bugün konumuz aşk. O yüzden itirafım da aşkla ilgili olacak. Bundan yıllar, yıllar önce. Ben tazecik bir kızken. Benim uzun süren bir ilişkim vardı. Bunu herkes bilir ama şimdi vak vakları ürkütmemek için... ...isim falan vermek manalı olmayacaktır mutlaka. Annemle oturuyordum o sıralar. Valideçeşme'de oturuyorduk. Tatbiki, güzel sanatları bitirmişim. Okula yakın olsun diye orada oturuyorduk ama konumuz bu değil. Dediğim gibi bir flörtüm vardı. Ben, annemin Volkswagen'i vardı o zaman. Karşıda oturuyordu flörtüm.

Ve ben gece yatağıma bayağı havluları serip, bir tane de annemin peruğunu yastığa koyup... Babam çünkü devreye gezerdi evde. Vay vay vay. Öyle şeyler vardı. Öyle bir babanın kızıyım ben. Yani kızıydım, hala da öyle. Babam rahmetli oldu ama anısı, hatırası hep bu yönlerde.

Ve annemin arabasını çalarak ve ehliyetim yok o zaman... ...karşıya gidiyordum ve sabaha karşı da dönüyordum. Bayağı gidiyordun o kadar yolda. Bayağı gidiyordum. Ehliyetsiz mehliyetsiz. Ve sabaha karşıya kadar kalıyordun. Sabaha karşıya kadar kalıyordum ve... ...ondan sonra parmaklarımın ucuna basa basa... ...o havluları yerine koyup, peruğu kaldırıp yatacağım. Değiyor muydu? Nasıl? Değiyor muydu gitmene? Değmez olur mu? Harika bir şey yapmışsın. On sekiz yıl mı? Ne sürdü ilişkim?

Transkriptin tamamını oku

Ne diyorsun? Tabii ki bunu yaptığım için sürmedi o ayrı da çok uzun süren bir ilişkiydi o. Muhteşem bir itiraf bu. Hadi sıra sende. Benimki bu kadar böyle aklıma ilk gelen bu kadar hani seksi bu kadar böyle heyecanlı bir şey değil ama ben bir dönem bir aşk yaşıyordum bende ve bana yalan söylediğinden şüpheleniyordum sürekli.

Hani aşk insan da öyle duyguları da tetikliyor ya. Böyle hafif şizoid, böyle biraz paranoid. Acaba mı, acaba mı? Başka biri mi var? O mu var, bu mu var? Ben de gece kalkıp üçte, dörtte... Tabii zaten uyku tutmuyor ki aşk. Aşk insan uyumaz ki. Her şey birbirine karışmış. Bütün hormonlar birbirine girmiş. Sabaha karşı o saatte kalkıp gidip evinin önünden geçerdim ki... ...arabası var mı içeride ve arabasının arkasında bir başka araba duruyor mu? Işığı yanıyor mu? Işığı yanıyor mu? Ona bakardım ve geri dönerdim eve. Ve bunu ben defalarca yaptım. Bir, üç, beş falan değil. Ondan sonra bir gece dedim ki, ya sen... Kendi kendime. Sen dedim artık bu çizgiyi aşıyorsun. Gittin, yani normal bir insan değilsin artık. Ve o gün bıraktım. Bıraktın. Benim buna benzer bir şeyim daha var.

Söyle. İtiraflarca. Söyle. Birine aşıktım. Hatta bir şiir bile yazdım. O şiirin bir kısmı benim sekiz albümümde. Kenan Doğulu'ya gösterdim şiirlerimi. Onun bir kısmını aldı. Yine birine aşıktım ben. Yani aşıklaştık daha doğrusu.

Onun işte içip içip onun evinin önüne böyle gidiyordum. Ama asla kapı çalmak falan yok. Bakıyordum böyle camında bohar varsa, ışık yanıyorsa. Hatta öyle, şiir de öyle de. Şimdi ben ezbernen kendi yazdıklarımı aklımda tutan biri değilim. O yüzden şimdi bilemedim. Aklıma gelirse bir ara söylerim.

Böyle, hatırlıyorum, bebek de oturuyordu. Çıktım bebek yokuşundan, bire taktım vitesi. Aylardan Şubat mıydı, neydi? Günlerden Pazartesi. Kaldırıp kafama baktım, camlarında buhar. Ya sırf senin sıcaklığın ya da mutfakta biri var.

Vay! Böyle devam ediyoruz. Muhteşem, muhteşem. Böyle fişir de yazardım, itinayla aşık olup 90'lı yıllarda falan. Baya yani verimliydim o sıralar. Platonik aşklarım çoktu. Ama şu anda yazar mısın desen, hayır yani gerekli görmüyorum. Yani yok.

İşte iki itirafla başladık. Şöyle hani çok özür dilerim daha konuya giremedim ama Ayşegül Aldınç bütün Türk erkeklerinin aşık olduğu kadın ya şey zannederdim ben Ayşegül öyle birine aşık olup şiir falan yazmaz. Ayşegül şiir yazılan kadındır. Onlar da olmadı değil, oldu. Ama öyledir ya, aslında imkansız aşklara çekilmedim ben hayatım boyunca. Ama kendi kendime imkansız kıldım o aşkları nedense. Yani kendi kendini didikleyen bir yapıya sahiptim. Aşkı meşgul bir tarafa bırakırsak hala öyleyim aslında baktığımda. Evet, yani dediğim gibi verimliydim. Yazardım o şiirleri. Aşkı da dibine kadar yaşardım. Yani kendi şeyimde, içimde yaşardım. Çok belli etmezdim sevdiğimi.

Sen böyle seni seviyorum der miydin? Yani o konuda şey misindir? Cömert misindir? Değilim, değilim. Çok ketumum ve çok korkarak söyledim aslında her seferinde. Çünkü onun getireceklerinden korktum Ayşegül. Çünkü onun bir yükü var o anlamın. Yani o cümlenin bir anlamı var ve o anlam da çok yüklü bir anlam. Hani ben sanki zannettim ki birine seni seviyorum dersen... ...bir sonraki adamım hadi kalk evleniyoruz olur. Üstüne kalacak yani. Üstüme kalacak. Hep de öyle oldu.

Bana çok komik geliyor. Yani galiba çok romantik biri değilim ben. Yani seni seviyorum bana dense tamam, o hoşuma gider. Zaten insanlar birbirlerine bunu demeden davranışlarıyla anlatabilmeliler yani. Değil mi? Böyle o anda seni seviyorum deyip böyle bir filmin, Türk filminin içindeyim ve o replik bana verilmiş ve ben söylemek zorundaymışım. Herhangi böyle tuhaf bir duygu oluyordu. Yani pek dediğimi hatırlamıyorum. Hangi zamanlar yani? Çok intim zamanlarda bence çok.

Öyle hani dolaşırken, yürürken bir manzaranın yanında seni çok seviyorum falan değil ama... ...hani o iki insanın, sadece o iki insanın beraber olduğu minnacık o güzel zamanlarda... ...nefeslerin birbirine karıştığı zamanda bence çok... Sevişmekten söz ediyoruz sanırım. Yani öyle de algılayabiliriz, öyle de söyleyebiliriz. Peki, o zaman söylenir. Kadınlardan yana sevişirken eğer birisi sana seni seviyorum derse... ...ona çok inanmamak gerektiğini falan düşünenlerdir mi yani?

Yani sonra... Su boğazıma takıldı. Öyle mi hakikaten? Bilmem, yani bana anlatılanlardan falan ben öyle bilirim. Peki, aşk acısı ne kadar zamanda geçer? Güzel soru. Ne kadar manyak, paranoyak falan olduğuna bağlı galiba bütün bunlar. Hani ne bileyim ben? Takıntı, takıntına bağlı aşk acısının. Takıntına bağlı. Aslında sen daha iyi bilirsin bunun psikolojisini. İşin bu çünkü. Ne kadar zamanda geçer?

İnsandan insana değişir. Bilmiyorum ama... Ama böyle genel geçer bir... Belki bir iki senede geçer. İki senede geçer mesela. Aşkın ömrü de üç yıl. Aşkın ömrü de üç yıl ama o arada ne yaptığınla da bilintili herhalde. Başka bulutlar yaratıyor musun altında yürüyecek? Başka bir hayat yaratabiliyor musun? Yaratamıyorsan, bu bir saplantıya yönleniyorsa o zaman bir ömür de sürer.

Peki bir insan aynı şekilde mi sever sevdiğini? Sence nasıl? Bence değil. Yani çok farklı şekillerde sevdiğini sanmıyorum. Hım. Ben farklılık olduğunu düşünüyorum. Bence her aşk özeldir. Tamam, her aşkı güzeldir ama... Her aşk özeldir, her aşk başkadır. Tamam ama bir seviş biçimi vardır bir insanın ve oradan ne kadar kayabilir? Yani bilemiyorum, çok mu bağnaz düşünüyorum? Yok, hiç bağnaz düşünmüyorsun. Bayağı kayabilir. Eğer insan kendinde bir psikotik taraf sezmişse ve bunun için uğraşıyorsa... ...bunun için değiştirmek için çaba sarf ediyorsa ve bu değişiyorsa zaman içinde... O zaman sevmesi de değişir. Çünkü bağlanma şekli değişir. Her şey bağlanma şekliyle ilintili ya. Nasıl bağlanabiliyorsak öyle seviyoruz aslında. Bu da bizim ilk çocukluk yıllarımızdan gelen şeyler. Şimdi bir dakika fazla şeye girdik. Fazla detay psikolojiye girdik. Bence bunu niye bunlara giriyoruz zaman zaman dinleyicilerimize söyleyelim. Ben Fatih Türkmenoğlu'yum, gazeteciyim, televizyoncuyum. Evet, arada bir bunu söylemek lazım. Ve aynı zamanda klinik psikoloğum.

Ayşegül Aldenç'in arkadaşıyım. Ayşegül Aldenç hepiniz tanıyorsunuz. Ayşegül Aldenç bir şarkıcı, oyuncu, buyurun, yazar. Yani yazarlara ayıp olur yazar dersem. Yazabilen, şarkı oynayabilen bir şarkıcıyım ben. Bir dakika, çok mütevazı bu.

Yani... Sen çok güzel yazıyorsun. Bence sen çok ciddi bir yazarsın. Teşekkür ederim. Yani o kimlikleri, insanların kendi yarattıklarıyla ilgili bir durum mu var? Yoksa o kimlikleri, o algıları kişiler mi ya da seni sevenler mi sana atfediyor falan? Yani oralarda biraz karışığım ben. Ama her zaman haddini bilen biri oldum ve...

...had bilmenin çok önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama fazla da alçakgönüllü olunca da ölesin zannediyorlar. O da iyi bir şey değil tabii. O da doğru. Bunu öğrenmeye çalışıyoruz. Hem insan haddini bilmeyeyim. Sen de öylesindir. Çok alçakgönüllüsündür. Evet, evet. Ama her zaman öyleyim. Hiçbir zaman. Hatta hep karım benimle dalga geçer. Ya yeter artık şu eve gelen bütün ustaları yemek masasına oturtma der. Ben de hani bir şey yenecekse, çay içilecekse, evde usta varsa yani... ...orada çalışırken ben nasıl oturayım çay içeyim ki?

Oturamam ki. Eşim var dedin, bütün kısmetlerine mani oldun şu anda. Bilmiyorum, farkında mısın? Bakayım yüzük takıyor musun sen? Ay tuta takmıyorum, yüzük yok. Yüzük takmayan bir insan bunu ilk yayınında itiraf ediyor. Eşle şey olduğunu, evli olduğunu. Şakalaşıyorum tabii. Biliyorum, biliyorum. Eşini de çok seviyorum bu arada. Biliyorum, biliyorum. O da seni acayip seviyor. Hani saçımın başımın yolunmama ihtimaline karşı bunu söylemek durumundayım. Estağfurullah Ayşegül, öyle şey olur mu? Olmaz tabii ki. Beni utandırma, hiç imkansız.

Yani bir de senin söylediklerinin üstüne bir de şunu eklemek isterim. Ayrıca da çok güvenilir ve çok özel bir dostsun. Sana dost olanlara. Böyle adlandırılırım. Beni kıskanmazlar arkadaşlarım mesela hiçbir şekilde. Çünkü adamın ve algımın yarattığı böyle bir dayanılmaz kadın falan durumları var ya... ...hiç öyle olduğunu falan düşünmüyorum zaten. Belki de öyle olduğunu düşünmediğin için öyle bir algı yaratıyorsundur. Onu da bilmiyorum. O yüzden çok da dikkat ederim ilişkilerimde o mesafeye. Mesafe demişken bir şey söyleyeceğim. Tabii. Doğru telaffuz ediyor olmayı dileyerek Chopin Avar'ın bir kirpi metaforu var. Sen aşkla mesafeye nasıl bakıyorsun? Bir kere onu bir öğreneyim senden.

Bence bir zaman sonra mesafe falan kalmıyor. Aşık insanla aşık olunan kişi yani o ikisi bence bir oluyorlar, bir yerde. Ama bunu bir küme olarak... Sen ideal bir şeyden söz ediyorsun ama yani. İdeal, ideal bir şeyden söz ediyorum. Öyle de olması gerektiğini düşünüyorum ama bunlar böyle bir hani kesişen kümeler değil mi?

İki insan belli zamanlarda o kümeler böyle birleşiyor. Şu anda yapıyorum onu iki elimle çember. Ortada bir ortak hayat, sonra her ikisinin de ayrı kendi işleri, arkadaşları, okul arkadaşları. İdeali zaten güvenli birleşme de bunu bize öğretiyor. ...böyle olması gerekir diye düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun mesafe konusunda? O metafor gereği, yani aslında ikili ilişkilerde illa ki aşk diye adını koymak da gerekmiyor bu anlamda. Bu kirpi metaforunda bu soğuktan doğmamak için birbirine yaklaşan kirpiler... ...birbirlerine, oklarına maruz kalıyorlarmış. Birbirini kanatmayacak kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın olma gibi bir şeyleri varmış onların doğal olarak. Ne derler? Pozisyonları. İlişkilerde de bunun böyle olmasına dikkat ediyorlar. Yani çok birbirinin içine girip, mırç mırç olmadan belli mesafeler. Ama çok mesafede koyduğunda bu sefer uzaklaşıyorsun. Yani bu metafor bana her zaman iyi gelmiştir. İlişkilerde bu dengeyi her gibi sağlayabiliyoruz. Tabii ondan çok emin değilim ama.

Çok doğru, sağlanması da gerekiyor. Herkesin bir kendi hayata, me time derler ya Amerikanca'da. Bana da bir zaman lazım, bir benim özel zamanım. Bir kimsenin olmadığı, en sevdiceğinin de olmadığı bir zamana ihtiyacım var. O zaman da sporunu yaparsın, kendi özel bakımını yaparsın, kendi özel okuyacak bir... Arkadaşlarına da görüşürsün ayrıca. Sevdiğin arkadaşına da görüşürsün, evet. Çünkü her dakika çift çift çift görüşmene gerek yok ki. O bozar bazı ilişkileri, olmaz.

Anladım. Yani böyle olmak isteyen kadınlar ya da erkekler var ama... ...yek diğerleri buna rıza gösteriyor demek ki. Rıza gösteriyorlar. Başka türlü yürümez çünkü o ilişkiler. Ben geçenlerde Ayşegül Mehmet Sungur'la beraberdim. Biliyorsun çok iyi bir yazar, çok iyi bir psikiyatr. Bence Türkiye'nin en iyi konutmacılarından birinin. Onunla alıntılarını konuştuk. Hatta onun birçok sev...

...diyim bir alıntısı var. Kızılcık şerbetinde kullanılmış geçenlerde. Bu alıntıyı mutlaka sen de biliyorsun. Bak şöyle hatta not aldım, nottan okuyorum. Mehmet Sungur'un kitabından alıntı ve bütün konuşmalarında da bunu söyler. Aşk diyor Mehmet Sungur, tedavisi olmayan bir görme kusurudur. Evlilik de onun tedavisidir. Aşık olunca hayal ettiğini görürsün, evlenince de eldekini. Hayal edildi, hayal... Baştan...

Ezberleyeceğim Fatih. Evet ezberleyeceğim. Ama okuduğunu itiraf ettin. Okuyorum. Hayal edilenle gerçek olanın arasındaki fark, fark edilinceye kadarki geçen zamana aşk denir.

Bunu aklımızda tutamıyoruz. Bunu okuyoruz, bunu tutamıyoruz. Bunu okuyamıyoruz bile aklımızda tutmak şöyle olsun. Sen bunu bana okudun, biz görüşmeden dedik ki aslında pek bu konularda konuşmayalım. Çünkü öyledir ya konukta aldıkları zaman işte televizyon ya da YouTuber'lar falan filan neyse hani böyle çok karşı karşıya gelmek istemezler ki konuşmanın konusu gayet akışkan bir... Gitsin diye. Yani şey yol alsın diye. O yüzden ama sen bunu dedin ki ben sınavını okuyacağım dedin. Ama o zaman daha güzel okumuştun.

Peki son cümleyi bir daha okuyorum o zaman. Hayal edilenle gerçek olanın arasındaki fark, fark edilinceye kadar ki geçen zamana aşk denir. Doğru mu bu? Onu bilmem ama hayal, Murat Amungan'a atfedilen bir şey. Bazen böyle okuduğumuz zaman ki ben bunu Google'dan daha önceden biliyordum zaten. Oradan da hep kontrol ederim. Hani bazen bu lafı ben etmedim diyor yaşayanlar. Ama ölenler için aynı şey söz konusu değil, onun üstüne yapışıyor.

Can Yücel'e birçok laf. Can Yücel'e, o rahmetli mezarında fırıl fırıl dönüyordur yani. İşte Murathan'ın, ki Murathan diyorum çünkü tanıdığım ve sevdiğim çok değerli kişi. Hayalimizdeki ruhlara verdiğimiz bedenleri koyuyoruz diye bir sözü vardır onun. O kadar doğru ki o, o kadar doğru.

O zaman uyduruyoruz biraz. Biraz uyduruyoruz. Kafamızda yarattıklarımız o değil. Değil. Oralarda çok tökezliyoruz işte. Ondan sonra ne oluyor? Ayaklar yere basıyor. İşte o sürede... Ona aşk diyormuşuz. Ona da aşk diyormuşuz. Vay vay. Aslında öyle mi oldu diye bakıyorum. Belki ben birileri için öyle olmuşumdur. Ben de.

Belki de sen de, evet. Betty Davis'ın çok öyle özel bir lafı var ya. Her seferinde neydi onun o muhteşem karakteri? Bir Betty Davis filminden olan karakter, Norma bilmem ne mi, unuttum. O der ki, bütün adamlar Norma'yla yattılar, Betty'yle kalktılar. O zaman ben onlar için bir hayal kırıklığıydım. Aynı şeyi Marilyn Monroe için de düşünebiliriz. Düşünebiliriz, tabii. Marilyn Monroe'yla yattılar, yok. Yok tabi Marilyn Monroe mesela. Ama aslında o Norma Jean'di. Norma Jean ile ya da Erkekler Sarışın Sever'deki karakterin adı her neyse diyelim. Aslında Marilyn Monroe ile yattılar ama o bir Norma Jean'di ama tam seninkini karşılamadı galiba Norma'dan. Norma ile de uyandılar belki. Norma Jean ile de uyandılar. Çarşım yaptı oradan. Bu hani birbirine benzemeye başlamak durumu var ya aşık olduğun zaman. Onunla ilgili de birbirine benzemeye başlıyormuşuz biz aşık olduğumuzda... ...ama bu bir süre sonra ilişkilerde sorun yaratıyormuş. Çünkü beyin plastiği sitesi ortak payda da paylaşımı olanları... ...yirmi bir günde beyinlerine uyumlanıyormuş. Bu yirmi bir gün kuralını hatırla. Evet. Yani şekeri bırakmak falan filan yani şeyleri. Davranışın, repertuara oturması. Onu çok daha iyi bilirsin sen. İşte dopamin, serotonin, oksitosin, Allah ne verdiyse yükselişe geçiyormuşuz ve beyin ikizi oluyormuşuz. Rezalet. Rezalet. Hakikaten rezalet.

Sen, senin gibi biriyle olmak ister miydin? Ya bilmiyorum. Peki niye? Benzediği için mi seçiyoruz öbür objeyi? O sevgiyi yönelttiğimiz objeyi? Hani zıt kutuplar birbirini çekerdi? Ya öyle, ya öyle. Mehmet Sungur her ikisi de olabileceğini söylüyor. Zıt kutup çekiyor ama o zıt kutubu bir orta yolda birleştirelim diye mi çekiyor bizi aslında? Onu seçmemizin sebebi o mu yani?

Aslında insanlar tabii ilişkiye başladıklarında orta yolda birleşmeyi falan filan bunları düşündüklerini hiç zannetmiyorum. Ben de zannetmiyorum. Yani dışarıdan bakınca bunun ilmini kavramış insanlar ideal ilişkiyi bu şekilde tarif ediyorlar. Doğru. Zaten ömür boyu insanlar ruh eşini falan arıyor. Ama ruh öküzünü buluyor yani çoğunlukla. Ruh öküzü. İkiz öküz. Güzel kelime oyunu falan. Peki sence cinsellikte başlamıyor mu her şey? Yani günümüzde evet, durum ilişkisi diye bir şey var. Tabii. Yani bütün bu Tinder'lar, Bumble'lar, hepsi hepsi öyle değil mi? Ama çok güzel evlenebiliyorlar da o şekilde başlayıp. Evet, doğru.

Yani eskiden şöyle olurdu, flört edilirdi. Önce... Yemeğe gidilirdi. Hayır, önce işte gözler birleşirdi. Sonra eller birleşirdi. Sonra dudaklar birleşirdi. Ondan sonra da sonra da yatılırdı, kalkılırdı falan filan.

Peki, aşk başka bir varlığa duyulan derin sevgi yakınlıkla başlıyor, yakınlığın kaybıyla da sonlanıyor. Bir şekilde o yakınlık senin dediğin gibi, yirmi bir günde şekillenen bir olma hali, bir düşünme hali, birbirleri için her şeyi yapabilmeyi göze alma durumu. Ama bir zaman sonra da artık gittikçe uzaklaşma ve DNA'ların birbirlerinden kopması ve tekrar ayrışma süreci. Ne kadar acıklı.

Ayrılık yarı ölmekmiş diye bir şarkı vardı yani. Vallahi tam ölmek de olabilir bazen. Tam ölmek. İşte derler ya, şimdi hata yapmayayım, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Yani onun muydu, onun muydu diye söylemeyeyim de cahil demesinler. Çok ünlü ozanlarımızdan birinin, şimdi bilemedim, özür dilerim, aklıma gelmedi. Öyle bir şarkı var biliyorsun, yani şiir var da. Evet, o var, evet. Şarkı yapılmış sağ olsun, Mahmur Alman söylemişti yıllar önce. Hatırlıyorum, yıllar önceden. Ne güzel bir şarkıcıydı Asumar Alman. Çok. Yok oldu sonra. Peki, karşındakini böyle bir bulunmaz Hint kumaşı gibi görmekle... ...ondan sonra da ya bu da böyle bulunmaz Hint kumaşı değilmiş. Aslında da ne bileyim mesela bir kadınsa, öküzün tekiymiş, hıyarın tekiymiş... ...ya da bir erkekse, ya bu paçozu da bırak. Ne kadar çabuk geliyor buralara. Oradan oraya geliniyor mu ya? Nasıl geliniyor işte? Nasıl oluyor? O büyü nerede kayboluyor?

Hangi ara? Yani ne bileyim, yani ben şimdi kadın tarafından bakacak olursam... ...sevgisine paçoz diyen bir insanın, yani hani tümden geleyim, tüme varım, geriye dönelim. Başta hani ona ne gözle baktığı da çok soru işaretli olmuyor mu sence? Yani en sonunda paçozla biten bir büyü... Büyüyle paçozu bir araya getiremiyorsun zaten. Evet, doğru söyledin. Sen bu kadınla beraber oldun. Ben bir senedir berabersin. Mesela ben arkadaşlarımdan biliyorum. Yemeklere götürdün, hediyeler aldın, seviştin. Bir sürü kereler tatile gittin. Ondan sonra hangi ara paçoza geldi bu kadın? Ne yaptı da böyle oldu? Ya da sen neyi görmemiştin de neyi gördün? Yani günümüzde ilişkilerin kadınlar tarafından baktığın zaman... ...yani böyle belli bir romantizm dengesini korumaya çalışan, onu arayan kadınlardan falan söz etmiyorum. Bu menfaat ilişkileri çok fazla ön planda olmaya başladı gibi ben öyle düşünüyorum. Ve yani şeye baktığın zaman, İnstagram'a falan bunların çok iz düşümlerini görebiliyorsun zaten. Geçen gün bir karikatür gördüm. Böyle iki tane kafa birbirinin işine girecek. Fakat bir tanesi kartımızı soktuğumuz makineye ne deniyordu? Kartımızı soktuğumuz makine? E yani ha. Hangi kartı sokuyoruz makineye?

ATM. Bir tanesi ATM, öteki yani visa kartı ona giriyor. Biri kadın, biri erkek şeklinde. Yani ilişkileri bu şekilde aslında yönlen... Yani öyle artık ilişkiler gibi. Yani üzerine yatırım yapmadığı kadına erkek pek değer vermezmiş falan deniyor. Ama bunlar hayatım boyunca benim söylemlerim hiç olmadı. Yani başkalarının söylemleriyle biraz yeşillendireyim dedim. Evet, ben de buna inanmıyorum. Öyle bir şey yok. Aşkta yatırım diye bir şey yok ki bence. Eskiden ama öyleydi. Annemler falan dedikodu yapardı işte günlerde, bilmem ne. Bir erkeğin iki çanağı varsa birini kır derlerdi. Kendi aralarında konuşurlardı. Ve gülerlerdi sonra da. Evet, bana çok ayıp geldi bunlar. Hiç menfaat ilişkisi bu anlamda kurmadım ben. Evet, yani o bence de çok çok saçma. İki pantolonu varsa birini yırt falan. Bir itirafım da bu olsun. İster inanın, ister inanmayın. Ama gerçekten öyle olmadı yani.

Aşk acısı artık yüreğinde o yoğun sadakati hissetmediğin zaman... ...ve onu hatırladığında için çok yanmadığın zaman bitiyormuş. Bittiğinin göstergesiymiş. İşte bu herkese göre zaman açısından farklılıklar gösteriyordu diye düşünüyorum. Aynen öyle. Bol aşklı olsun hayat. Bence de öyle. Aşkıs hayat olur mu? Olmaz herhalde. Hep rahmetli Aysel Güral öyle derdi ya, en çok kimi seviyorsun şimdiki aşığı.

Son aşık, en iyi aşık her zaman. Her zaman. Her zaman öyle. Çok tatlı.

Ya biliyor musun ki kaç sene önce Hürriyet, eski Hürriyet tabii, bir haftasonu dergisi çıkartırdı. Evet. Bir özel bölüm bu. Hiç görmediğiniz halleriyle... Ünlüler. Şöhretler, evet. Gürlis Hanım göz boyası olmadan bir fotoğraf çektirmişti ki... Gerçekten. İlk kez. Onun o göz boyası ve saçının üstünde de böyle bir şey. Kukulik. Ne denir ona? Ne denir ona? Kukulik. Bir ufacık topuzumsu bir şey vardı o saçının üstünde. Zerrin Tekindor'un oğlu vardı. Küçükken o dermiş ki ona, anne o teyzenin için kafasına kestane koyuyor dermiş.

İki tane gibi bir şey hakikaten. Ne zarif gitti yalnız Gülsan'ım. Nasıl yok oldu böyle birbirimizi? Evet, biliyorum. Ben onun hikâyesini de yani gidiş hikâyesini de eğer doğru aktarıldıysa biliyorum. Ali Poyrazoğlu'yla konuşuyormuş telefonda. Ali ben artık gitmek istiyorum demiş. Ve iki gün sonra. Ya bazen dualarınıza dikkat edin. Gerçek olabilirler diye bir laf. Belki de istediği için gitti. İstediğin zaman gidiyorsun zaten. Doğru. Pes ettiğin zaman gidiyorsun.

Ölen niye ölüyor? Ha, kazalardan, onlardan falan bazı... Hastalıklardan da bu şekilde kurtulan çok insan var. Dolayısıyla evet yani ölmeyi istemek de bir tavır demek ki istemiş ve gitti. Öyle büyük yogiler falan var ya hani kendi kendine kalbini durduruyor, kan dolaşımı duruyor falan. Hani demek ki oluyor bir şeyler burada. Beynimizin kaçtı kaçını kullandığımız malum. Yani nelere gebe bu beyin? Kendi kendimize çok şey yapabiliriz. İyi şeyler yapmak lazım. Hep aşk olsun şeyi hatırlıyor musun? Bundan yıllar yıllar evveldi. Yirmi küsür sene evvel mi acaba? Bir akşam Gürlis Hanım, sen, ben, ben buralarda bir ev almak istiyordum. Hani oraya gelip bakmıştık. Ah evet. Hatırladın mı? Hatta buraya çok yakındı. Bizi evine davet etmişti. Sonra da evine davet etmişti. Neredeydi? Şile'de. Evet ve biz oraya hiç gidemedik. Hiç gidemedik. Hiç gidemedik. Ah işte bunu da yapmak lazım bunlara Fatihçiğim. Bodrum'da hep görüştüm. Hep görüştüm Bodrum'da Ayşegül. Her seferinde bir çekim de yaptık. Çok severdi beni ve ben de onu çok severdim. Seni çok severdim. Böyle insanlar tarafından sevilmek, aynı şey Filiz Hanım için de geçerli Filiz Hanım. Filiz Akın. Filiz Akın, evet o benim için Filiz Hanım.

Yani sevdiğim insanların beni sevmesi bundan daha büyük bir armağan olabilir mi? Doğru. Çok haklısın. Ne büyük bir armağan hakikaten. Ayşegül, keşke bitmese miydi programımız ya? Yani evet, böyle uzar gider bu ama bir ara bitmesi gerekiyor. Sonu yok. Ama bir dakika, böyle bitirmeyecektik. Hani bir şey konuşmuştuk. Bizden duymuş olmayın diye de bir köşemiz olsun da öyle bitirelim demiştik. Ama isim vermeyecektik. Ama bunlar böyle bilinmiş insanlar olacaktı.

Ama böyle bir heyecanlı hikayeler olacaktı. Ama işin içinde böyle kim kimi öptü, kontes ne oldu falan gibi şeyler çıkardımlar olacak. Var mı aklına gelen böyle bir hikaye? Kitabımda yazdığım var bir tane de o geldi şimdi aklıma aslında. Hadi paylaş bakalım o zaman. Biraz tuhaf bir hikaye yalnız. Bu kişi çok ünlü bu arada. Peki. Kadın mı erkek mi? Kadın. Yerli yabancı.

Kaçar. Açık Hava Tiyatrosu'nda yıllar, yıllar önce tuvalete gitmemek için lavaboya yestehlemişti. Ne etmişti, ne etmişti? Yestehlemek. Google'dan yazın, bakın. Anladım, peki. Yestehlemek. Çiş yapmak gibi bir şey olabilir mi? Evet, tata kendisi. Küçük hapishane, küçükken öyle derlerdi. Büyük hapishanem geldi, küçük hapishanem geldi. Vay vay vay. Yani kakam geldi falan filan. Bunlar denmezdi, ayıptı. Ve bu çok bilinen kişi açık hava konserinde, konserinin öncesinde... Öncesi kuliste. ...yestehledi. Ve ben, evet.

O kadar hayranım ki nasıl kafamı çevirmiştim sana anlatamam. Yani böyle bir şey olamaz. Mesela şeylerde bu şifrenin girdiğim zaman ATM miydi? ATM. Alet.

Ona yanındaki böyle birden kafasını şöyle bir çevirirken, sen sanırsın ki... ...enteharimi unutmuşum da çıkmışım, evden bakmıyor adam falan, yani öyle zannedersin. Öyle bir kafa çevirmeydi benimki ben. Ha! Diye yani hiç olacak bir şey değil, düşünsene. Ama hayran olmaya devam ettim tabii yani. Ettin mi hakikaten? Ettim ama zamanla onun... Yani hepimizin defoları var. İşte bak insanı tanıdıkça defolarını görüyorsun. Bütün olarak gördüğün halde hala seviyorsan orada çok şanslısın. Ama çok eleştirdiğim yanı var tabii. Tabii var. Yani aşk ve nefret ilişkisi oluyor zaten. Hayranlıkta böyle bir müessese var. Peki ben de böyle aşkla ilgili şahit olduğum bir şeyi anlatayım o zaman. Benim yaşadığım bir şey değil. Tamam. Yıllar evvel bir televizyon kanalında çalışıyorum. Adı çok bilinen büyük bir televizyon kanalı. Orada program yapan bir programcı ve başka bir program yapan bir başka programcı.

Bunların hepsi çok meşhur insanlar. Çok ilginç. Bunların hepsi herkes evli. Fakat bunların aralarında bir aşk doğdu. Ve bunlar beraber oldular. Daha sonra bu erkek olan kişi bir başkasıyla da beraber oldu. O da şirketten. Bu üçüncü beraber olunan kadın bir gece çok sarhoş oldu ve... Camı, çerçeveyi? Camı, çerçeveyi kırdı ve daha sonra biz bir yerde karşılaştık. O kadar o savroşluğu devam ediyordu ki savroş olma hali aylar sürdü kızım. O kadar aşık olmuş ki elindeki kırmızı şarap dolu kadehi... ...olduğu gibi beyaz yörgeymişti, üzerine döküldü. Küfretti öbür kişiye ve yanından gitti. Böyle de bir şeye şahit olmuştum ben. Kim olduğunu söyleyeceksin herhalde değil mi bittikten sonra? Sonra söyleyeceğim sana hepsini. Tamam, peki. Aramızda kalsın ama bunlar.

Tamam. Ama sendeki miydi, ne hikayeler vardır? Var valla. Ayşegül, biz programı senelerce yaparız. Öyle mi diyorsun? Vallahi yaparız. Bak bakalım Aquarium'un diğer tarafına. Bizi beğendiniz mi? İnstagram hesabımızı da söyleyelim de hani bir ekranımız olsun, takipçimiz artsın. Benim adım soyadım, normal. Senin zaten kaç tane şeyin vardır? Takipçin var. Takipçi meselesi değil de fake'ler var. Benim de maalesef çalındı Instagram hesabım ve binlerce takipçim varken gitti. Şimdi yeni var. Faturkmenoglu. Ben seni takip ediyorum diyebiliyorum. Yok, sen eskiyi görüyorsun. Benimki şimdiki bu. Faturkmenoglu benimki. Hemen hemen takip edelim.

Seninle beraber olmak çok güzeldi. Ay yaşasın. Bence arkadaşlarla beraber olmak muhteşemdi. Bu genç ekibin içinde olmak bir kere çok güzel. Bayıldım ben. Hepsine bayıldım gerçekten. Pod B. Pod B. Bir arı kova neredeyse bu. Çok güzel değil mi? Efendim bir sonraki programda? Ne konuşacağız? Meraklanın anacığım. Meraklanın anacığım.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)