
5.099 kelime · ~25 dk okuma
Öncelikle merhaba. Hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim. İlk defa sadece film izlemiyorum, canlı bir kaydını yapıyorum. Aynen, benim için de enteresan olacak. Ve Adidas'a da teşekkür ederim bu ortamı sağladıkları için. Belki fark etmemişsinizdir. Ama bu Adidas sponsorluğunda gerçekleşiyor. Tamam, şimdi hem seyirciyle hem de bu bölümü podcast olarak da koyacağız. O yüzden hem sizde hem de podcast dinleyicileriyle de konuşulabilecek bir şekilde bir podcast hazırlamaya çalıştım. Ve şimdi ona başlıyorum.
Merhaba, şu an karşımda 40-50 kişi var ve hepsi bana bakıyor ve ben de onlara bakıyorum. Evet, ilk defa podcast'ı seyircili kaydediyorum ve normalde insanlar podcast'ı toplu taşımada, evi toplarken, yürürken, bir şeyler yaparken dinliyor ve ilk defa... Şu an 40-50 kişi beni bir salonda dinliyorlar ve yapabilecekleri hiçbir şey yok şu an. Gidebilecekleri bir şey de yok. O yüzden şimdi ben evdeki çamaşırlarımı getirdim. Siz onları katlayabilirsiniz eğer sıkılırsanız. Şu an bunu dinleyenler görmüyor ama birkaç kişi çıkmaya başladı salondan.
Bugün koşmak üstüne konuşacağım. Bu ilginizi çeken bir şey mi bilmiyorum. Bunu dinleyiciler için söylüyorum. Siz zaten geldiniz ve kapı kilitli şu an çıkamazsınız iki saat boyunca. Evet yani günümüzde herkes koşuyor, sürekli koştuklarını paylaşıyorlar. Ve hani insanlar niye bu kadar koşuyor, nereye koşuyorlar?
Niye koşuyorlar? Koşmak benim ilgimi çeken bir şey ve bu bölümü bence koşmakla ilgileniyorsanız da, ilgilenmiyorsanız da dinleyebilirsiniz. Çünkü bu podcastin ilk bölümünde de şeyden bahsetmiştim. Yani bazen konuşacağımız konuya, yapacağımız şeylere çok önem veriyoruz. Ama bazen bir şeyi nasıl yaptığımız da önemli. Mesela ben pandemide yemek yapacaktım ve
tatlı bir süreç, eğlenceli. Ama o sırada stresli bir şekilde telefona da bakıyordum aynı anda. Elimdeydi telefonum. Sonra tavayı almaya çalıştım öbür elimle. Ve sonra tava düştü ve üst kapağı camdı. Sonra onu tutmaya çalıştım. Sonra kırıldı ve böyle parmağım kesildi.
Mesela sakin bir şekilde de yemek yapabilirdim ama gerizekalı gibi yemek yaptığım için parmağımı kestim. Evet yani o yüzden... Bilmiyorum ne diyorum şu an. Yani koşup da salak olabilirsiniz ama ya da PhD yapıp da tam bir dallama olabilirsiniz. Ama hiçbir şey yapmayıp çok tatlı bir insan da olabilirsiniz. Hani o dengeyi bulmak sürekli hepimizin aradığı bir şey yani. Bu arada ben koşuyorum.
Hani şeyler oluyor ya. Arkadaşlarınız var mı? Öyle bilmiyorum. Bir şey yapmaya başlıyorlar. Sonra diyorlar ki ben artık... ...oyum. Hani böyle aynada oyunculuk deniyor. Ben oyuncu oldum falan diyor. Ya da üniversitede çift anadal yapmayı düşünüyor. Sonra bir ders alıyor matematik. Ben mühendislik okuyorum falan demeye başlıyor böyle. Ben de koşuyorum. Ama ben cidden koşuyorum tamam mı? Bayağıdır. Ama çok koşmuyorum.
Ve böyle hani şu ana kadar 15-16 kilometre koştum galiba en fazla. Normalde de çıktığımda 5-10 kilometre koşuyorum ve bu bana iyi geliyor. Ve ben koşma uzmanı değilim, o yüzden birazdan zaten Onur ve Ceylin, onlar gerçekten koşuyorlar, onlar gelecek. Onlarla konuşacağız. Bu iki boş sandalye, o yüzden var.
Şimdi hızlıca size spor geçmişimi anlatmak istiyorum. Gördüğünüz gibi çok sportif duruyorum zaten. Bildiğiniz gibi çocukken hepimiz koşuyoruz galiba. Salak salak hareketler yapıyoruz ve eğlenceli oluyor. Pek bir amacımız da olmuyor. Fit olayım falan gibi. Ben küçüklükten sonra koşmamı basket oynayarak devam ettirdim. Itun'un küçük takımında oynuyordum. O da bayağı ilginç bir tecrübeydi çünkü takım sporu yapmak
Tuhaf bir şey. İyi basket oynasanız bile, eğer oynadığınız takımdaki insanlarla iyi bir dinamik yakalayamıyorsanız, ya da diyelim utangaçsınız ve takımdaki insanlar sizi bayağı domine ediyorlar, bana öyle bir şey olmadı kesinlikle. O yüzden böyle kendi güveniniz olmayabiliyor ve iyi oynamayabiliyorsunuz. O da kendinizi tanımak, kendinizi görmek için iyi bir fırsat aslında. Çünkü sonra iş hayatında da domine edileceksiniz.
Ve ben basket oynarken şey ilginç gelmişti. Ortaokulda arkadaşlarımla halı sahaya gittiğimizde onlar yoruluyordu, ben yorulmuyordum. Ve kendimle ilgili çok iyi hissediyordum. Sonra ilk koşuyla ilgili şey, yani birinin koşabileceğini gördüğüm şey şöyle oldu. New York'ta bir kuzenim yaşıyor benim.
Fotoğrafçılık yapıyor, ailemle onu ziyarete gitmiştik. Ve kuzenim dedi ki ben koşacağım, evde oturuyorduk. Sonra gitti, bir saat sonra geri geldi ve terliydi. Koşmuştu o süre içerisinde. Biz de annem babam falan oturuyorduk evde yani. Ve şey çok ilginç hani, şu anda da insanlar bir şey yapıyor ya, siz de beni dinliyorsunuz baya kötü.
Aynen yani bir saat içinde insanın yapabileceği bir şeyi görmek baya ilginç geliyor bana. Çünkü bu hem bazen FOMO hani ben niye bir şey yapmadım diye de hissedebiliyorsunuz ama bazen de yani adam bir saat boyunca çıktı ve geldi ve hiçbir şey olmadı hani ne kadar basit olduğunu da görebiliyorsunuz. Sonra şey oldu, o yaz yani ben ortaokuldaydım, kuzenimin koştuğunu gördüm. Sonra kuzenim İstanbul'a geldi. Ve ben, kuzenim... Kuzenim bu arada babam yaşında. Bunun sebebini açıklamayacağım yani çok detay veren teyze gibi ama kuzenimin babam yaşında olması bu hikayede birazdan önemli bir şey olacak. Boşuna öyle bir detay vermedim. Ben, kuzenim, babam yaşındaki babam... Ve bir arkadaşım sokakta basket oynuyorduk. Ve babam eskiden basket oynuyor. O da Galatasaray'da oynamış. O da 1.88. Boyu uzun, tekniği iyi. Ama o koşmuyor. Benle babam takım olduk. Kuzenimle de arkadaşım takım oldular. Ve arkadaşımla kuzenimin basket geçmişi yok. Ve ben böyle sokakta basket oynarken de hafif yarışmacı oluyorum yani. O maçı kazanmak istiyorum. Sonra biz maça başladık. İyi gidiyor. Ama bir saatten sonra... Babam yoruldu. Ben de biraz yoruldum yani. Benim arkadaşım da yoruldu. Ama kuzenim yorulmadı. Ve böyle üstümüzden atlayıp altımızdan falan geçiyordu. Ve hiç yoruldu. Yani aşırı sinir bozucuydu. Ve ben bunu böyle kafama yazdım yani. Hani koşunca böyle süper güçlü olabiliyorsunuz diye. Ve sonra şey oldu, lisedeyken ben sürekli basket oynuyordum teneffüslerde. Çünkü seviyorum spor yapmayı. Sonra bir gün terli bir şekilde derse girdim. Ve lisede bizim bir tane öğretmenimiz vardı. Ve öğretmen insanları sevmiyordu. Çok gergin, sinirli biriydi. Ve insanları sevmeyen birinin öğretmen olması baya zor bir şey bence. Hem bizim için hem de onun için. Belki onun için kolaydır çünkü sürekli nefret edebileceği 30 kişi falan var.
Neyse sonra ben terli bir şekilde sınıfa girdim ve öğretmen dedi ki senle hiçbir kız konuşmayacak çünkü teneffüslerde basket oynuyorsun işte bu ne biçim hal tipine bak falan dedi. Sonra da bir tane kız dedi ki hocam Cem çok yakışıklı hepimiz konuşmak istiyor böyle bir şey olmadı. Yani öğretmen onu söyledi de kız söylemedi. Koşarken bazen şeyi hissediyorum. Bence bu hayatta konu bir anda derinleşti. Öleceğiz yani hepimiz ve
Yani tabii ki bazen öleceğimizin sürekli farkında olup korkabiliyoruz ama bazen de ölebileceğimizin iyi şekillerde farkında olup yaşayabildiğimiz zaman hayat güzel oluyor. Ve bazen koşarken onu hissedebiliyorum yani. Gerçekten yaşadığımı hissedebiliyorum. Mesela yine basket oynadığımdan bahsedeceğim ama geçen yaz benim bir Amerikan futbolu oynayan arkadaşım var ve öküz gibi kendisi. Ve onun da Amerikan futbolu oynayan arkadaşları var. Onlar da öküz gibi. Beni basket oynamaya çağırdılar.
ve bazıları milli takımda oynuyor yani. Ben de gittim onlarla basket oynamaya ve gerçekten öküz gibi basket oynuyorlar. Biraz korkutucuydu açıkçası. Ama iki saat boyunca oynadık ve ben sürekli bayılmanın eşiğinde gibiydim ama hani sağlığımı korumak için hani Abartmadım. Durdum yani bayılacağımı düşündüğüm zamanlar. Ama bittikten sonra maç aşırı manyak bir histi yani. Çok güzel bir histi. Gerçekten yaşadığımı hissettim. Ve bazen böyle 5 kilometre koşsam ya da 10 kilometre koşsam da, birazdan daha detaylı konuşuruz ama, böyle zıplayan geliyor ve güzel oluyor yani. Bazen de şey oluyor kendinizle ilgili bir şeyler öğrenmeniz açısından da güzel çünkü bazen böyle hoşuma giden şeyleri çok fazla yapmak istiyorum. Ama mesela diyelim 5-10 kilometre koşmak istiyorsanız bir anda böyle çok hızlı koşarsanız mutlu olup sonra sakatlanabiliyorsunuz. Orada da hem kendi sabırsızlığınızı görüyorsunuz hem de kendi sabırsızlığınızı görüyorsunuz. Evet şimdi konuklarımızı çağırmak istiyorum. Ceylin Torgay ve Onur Şen kardeşleri. Kendileri koşuyorlar.
Siz kendinizi tanıtır mısınız? Merhaba ben Ceylin. Üniversite için Amerika'ya gitmiştim. Spor Management okudum. 7 yıl orada kaldıktan sonra neredeyse 2 yıl önce Türkiye'ye geri döndüm. Koşu hayatıma çok erken girdi. Onu zaten konuşuruz daha önce. Üniversiteden sonra biraz Adidas'ta çalıştım. Orada hep spor benim için çok önemli bir noktaydı. Bir farkındalık yaratmak istersem sporlu olacağını düşündüğüm için hep bu alanda kalmaya çalıştım.
Şimdi Türkiye'ye döndüğümden beri de aslında daha kurumsal bir hayat yaşıyorum. Adidas Runners benim için biraz daha akşamları yaptığım, beni koşu rutinine sokan bir şey oldu. Diğer kişiliğim oldu. Son 3 aydır da aslında Adidas Runners'dayım. Böyle yeni bir macera olmuş oldu benim için de. Ben Onur. Ben buradayım, İstanbul'dayım. 26 yıldır buradayım. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde okudum ben. Aslında kariyerim çok koşuyla alakalı değildi bir noktada. 18 yaşına kadar. Sporla da alakam yoktu. Bütün gün bilgisayarda oyun oynayan birisiydim ben. E-spor kariyerim de var. Azıcık belki tanıyorlardır beni. Evet, iyi sporla uğraşıyordum ondan sonra. İnsanlar şey diyor, şimdi ben bir sürü şeyle uğraştığım için ciddiye almıyorlar beni. Sen e-sporcu musun, koşucu musun, antrenör müsün, mühendis misin falan böyle... Sen insansın. Ben insanım, evet. Hobileri olan birisiyim aslında ama hobilerimi biraz fazla ciddiye alıyorum herhalde. Artık hobi olmaktan çıkıyor. Ya evet ya. Ki bence...
Şeyden bahsedeceğim. Geçen arkadaşlarımla konuşuyorduk. Mesela şimdi spor salonu ya da fit olmak şey oldu ya yani bu konuda uzmanlar da var. Ama herkes uzmanı oldu ya. Mesela eskiden insanlar spora gidip ağırlık kaldırıp hoşlandıkları kızlarla alakalı konuşuyorlardı. Ama şimdi işte o ağırlığın açısını 3 santim değiştirirsen nasıl böyle daha fit olabilirsin onu konuşuyorlar. Yani bence tabii ki sakatlanmamak için bunları bilmek önemli. Ama sanki bazen böyle sırf bir şey üstüne takıntı yapıp o şeyi
Aynen. Mesela bazen insanlar niye koştuklarını ya da niye spor salonuna gittiklerini unutuyorlar. Ya da yani sadece iyi gözükmek için gidiyorlar. O da tüketim kültürünü daha da arttırıyor gibi yani. Ama aslında çok daha fazla şeyleri var. Pardon, bu aklımdaydı. Bunu söylemek istedim. Sen kendini tanıtmaya devam edebilirsin. Tamam, devam edeyim. Bir de şey var... Hayır hayır.
Mühendis olarak ben aslında yola çıktım. Buradaki arkadaşların çoğu muhtemelen. Bir üniversite sınavına giriyorsun. Bir puan veriyorlar sana. O puanla çok seçebileceğim bir şey yok zaten. Ben de o şekilde mühendis olarak başladım. Onun öncesine hiç sporla alakam yoktu. Üniversitede atletizm takımıyla tanıştım. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin. Pandemi ne zaman oluyor üniversitenin? Sonrası mı, öncesi mi? Ortası.
Benim okul biraz uzun bir maceraydı. Koşu yani öncesi, pandemi öncesi. Evet evet. 2016'da ben koşuyla tanıştım. 2015'de de fitness yapıyordum da o biraz alakasız oluyor. Niye peki dışarı çıkıp koşmaya karar verdin? Dışarı çıkıp koşmaya şöyle karar verdim. Benim de Amerikan futbolundan arkadaşlarım vardı. Seni dövdüler mi? Yok, liseden arkadaşlarım. Bir gün işte liseden mezun olduktan sonra o arkadaş grubuyla ilk defa tatile gittik. 18 yaşını geçtikten sonra ilk gidilen tatil o tatilde. Oraya gittik. Hiç beklediğimiz gibi olmadı. Acayip olmadı yani.
Azıcık hayal ediyorsundur, 18 yaşında yeni giren erkeklere... ...işte tatile gideceğiz falan, içeceğiz. Şu an 28 yaşında olarak çok kötü duyuluyor. Şu an çok kötü duyuluyor ama... ...şimdi düşün lisedesin, 16-17 yaşındasın. Sonsuz olasılık varmış gibi. Evet, evet. İşte Beach Club'dır, bilmem nedir falan. Hep bunları hayal ediyorsun. Biz gittik tatile, hiç beklendiği gibi olmadı. Üçüncü gün falan acayip sıkıldık. Efe işte arkadaşımla da kalktı, dedi ki... ..."Onur, koşuya mı çıksak artık? Ne yapalım? Koşuya falan çıkalım." dedi yani. Kitap mı okusak? Benim de hiç aklım... Yani aklımda öyle bir şey yoktu koşuyla alakalı. Dedim bir çıkalım abi koşalım ne yapalım çünkü çok sıkıldık yani. Beklentiler yüksek olduğu için bayağı bir üzüldük orada. Yani koşu böyle bir opsiyondu benim için o noktada. Neyse onunla koştuk ettik falan bayağı bir koştuk. 10 kilometreye yakın koştuk. Ben hayatımda ilk defa koşuya çıktım. 10 kilometre mi koştun? 10 kilometre koştum. İçimde varmış demek ki. Oha!
Fitness bayıyor bazen beni de ya da böyle fitness'e gidiyorum sonra koşuyorum hatta bir ara sıkıntıydı o çünkü kilo verdim bayağı ve insanlarda ruh hastası olduğu için arkadaşlarımla buluşuyorum hasta mısın falan diyor hayır koşuyorum yani ve kilo verdim ve gayet iyi hissediyorum neyse aynen. Bana da ailede çok oluyor forma giriyorum böyle çok hayatımın en iyi formundayım zayıflamışım artık falan şey halam geliyor yaşlı bir tane halam var Onur, sana ne oldu? Hasta mısın? Çok geçmiş olsun, bir şeyler söyle." dedim. Hayır, çok iyi formdayım, şu an zayıfladım. Forma girdim ama bilmeyen anlamıyor yani. Sen niye koşuyorsun? Sen yurt dışında gidince mi başladın? Çünkü Amerika'da herkes ruh hastası gibi koşuyor ya. Evet, onlar öyle ama benim aslında başlama hikayem daha da tuhaf. 14 yaşımdayken annem... Pardon. 14 yaşında kimse koşmuyor ya. 14 yaşında annem dedi ki, ben Ağrı Dağı'na çıkacağım. Sen de gel fotoğrafları çek dedi. Yani başta da dediler ki yani hani bu kız çıkamaz 14 yaşında bir çocuk yani Ağrıdağ'ın zirvesinde bunu kaybederiz diye yalvarıyor.
Yalvar, yakar, ikna ettik. Yapar, yapar o diye. O sırada da turla çıkıyorsunuz. Birkaç kişi daha var ekipte. Onlardan bir tanesi de çok ultra koşucu. 200 kilometreler koşmuş bir insan. Bir hafta. Bir sefer değil mi? Birkaç gün sürüyor ama tek bir yarış oluyor. Böyle ultra ultranın maratonlarından.
O bir hafta annemin başına etini yedi. Yok koşu şöyle güzel, yok koşu böyle güzel. Ve o bizim ailenin kariyerini çizdi. Artık ne zaman bir aile tatili olacaksa, bir yere gidilecekse koşu üzerineydi. Yok şurada şu yarış var, şurada bu var. Galiba annemin ilk koşusu Kazan maratonu. Nasıl? Kazan'da bir maratona. Ankaralıyız biz. Biraz etraf ne var? Google. İlk defa maraton mu koştu? Hayır. Orada Kazan'da koştu. Öncesinde koşuyordu herhalde. O dağa kadar koşmuyordu. Nasıl? Durup dururken maraton mu koştu? Yani biraz tabii çalıştı öncesinde. Uyanıp koşmadı ama yani öyle başladı. Sonra işte annemler hep böyle maratonlara gitmeye başladı, şey yaptı. Biz de mecburen çocuklar olarak...
O yüzden koşuyla yani çok uzun bir süre hep böyle mecburi yapılan bir şey gibi oldu bana. Sıkılmamışsın ama. İlginç yani. Hiç şey yaptım. Çok karşı çıktım başta. Yani antrenman yapmazdım. Baya zorlardı.
Ya şeydi böyle, bana annem şey derdi, koltuktan yarı maraton koşuyorsun. Kızım bir kere çık koş onun öncesinde derdi. Öyle böyle bir şey yapardım, disiplin. Koçumuz yanımda olmasın sonra. Ama yani rutin antrenman olayı gerçekten ilerleyen yaşlarda geldi.
Küçükken o şeyi yaparken, sonra artık mesela Adidas Runner'ıza başladığımdan beri minimum haftada iki koşuyoruz. Yani onun şeyi, insanın hayatında çok fark ettiğini görüyorsun. Yani öyle ben koşarım ya, herkes koşar aslında. Ama sonra onun acısını çekiyorsun. Kaslar, bacaklar gitmiyor birkaç gün. Koşunca? Koşunca, uzun koşunca antrenmansız. Ama öyle bir koşu hikayem oldu. Ama sayesinde çok güzel yerler gördüm. Çok farklı yerler gördüm. Çoğunda ağlayarak bitti ama.
Maratonlar falan mı? Maratonlar var. İki tane maraton var. Bir sürü de yarı maraton var. Koşmak şey için çok iyi bence. Yani yürümek de aslında da bir yeri görmek için yani. Hani yeni bir yere gittiyseniz... Ben mesela farklı şehirlerde koştum bayağı ve enteresan şehirlerde koştum. Mesela Rio'da koşmak çok değişik.
Türkiye bu noktada biraz emekleme aşamasında diyebiliriz koşuda. Aslında dünyada da şu an bir hype var, boom var koşuya dair. Türkiye ama çok emekleme aşamasında. En son aldığım bir veri gelmişti elime, bir yerden hatırlamıyorum. Fransa'da 12 milyon insan koşuyormuş aktif olarak. 12 milyon insan. Bu sayıyı düşününce biz şu an çok böyle daha baby steps atıyoruz. Belki bu işin temelini atıyoruz şu an. O yüzden gidecek daha çok yolumuz var. Herkesin denemesi lazım. Koşuya başlama kararı almaktan ve gerçekten koşuya başlamakla geçen zaman arasında ciddi bir fark olabiliyor. Bu da insanların çoğunun vazgeçtiği yer aslında. Yani çoğu burada bırakıyor zaten. Koşulan keyif almak için önce belli bir süre, belli bir tempoda koşabiliyor olmak lazım. O zaman hani ''Hee evet bu böyle bir şeymiş.'' O hissiyat o zaman geliyor aslında. Bunu yapmak için de belli bir süreçten geçmek gerekiyor. Bu da işin asıl zor olan kısmı. Başlamak. Başlamak. Ama mesela benim bile şu an hayatımda bugün koşacağım deyip koşmadığım günlerim... ...kesinlikle koştuğumdan daha fazla. Yani Onur'un dediği gibi. Önce o mental şeye gelmen lazım. Bugün koşacağım, koşuya çıkacağım. Bir de bir sonraki daha en zoru gerçekten çıkıp koşmak da var. O kapıdan döndüğüm günler o kadar çok oluyor ki benim de. Giyinip dönüyor musun? Yok. Giyinip koltuğa geri oturuyorum. Cidden? Çok iyi.
Bu hafta bizim koşularımızda 200 kişi vardı neredeyse. Yani siz koşu grubu yapıyorsunuz. Biraz bahsetmek ister misiniz? Ben de geçen geldim. Koştuk beraber. Evet çok keyifliydi. İyi ki geldim bu arada. Koşu kulübü aslında bu bir süredir var Türkiye'de. Ama bu koşu olayının patlamasıyla beraber bizim koşu kulübümüzde... Niye böyle patladı koşu? Yani hem iyi hem de ilginç. Şimdi bence bu çok güzel bir konu. Bunu konuşalım. Cim kültürü de patladı mı?
Cim kültürü patlamadı. O biraz aslında düşüşte diyebiliriz. Çünkü şöyle bir şey var. Koşu aslında bireysel bir spor. Ama bunu bir ekip haline de yapabiliyorsunuz. Mesela fitness'ta gidip 10 kişi yan yana bench press yapsa hiçbir anlamı yok onun.
Ama koşuda yan yana koşunca başka bir hissiyat oluşuyor. Aynı dertleri çekiyoruz, aynı problemlerle uğraşıyoruz aslında. Nedir hedefimiz? 30 dakika boyunca tempoyu koruyabilmek. Bu aslında orada ortak bir hedef oluşturuyor. Bunun haricinde bence koşunun patlamasının bir diğer sebebi... ...koşu kulüplerinin özellikle. İnstagram. İnstagram zaten... Bütün trend setter şeyler sosyal medya. Bizim hayatımızı o belirliyor bir noktada. Benimkine öyle oldu yani. Koşu kulüpleri hem sosyalleşme hem de egzersiz yapma olanağı sağlıyor insanlara. Bu ikisini birlikte sağlaması bence Türkiye'de de çok bir bonus point. Çünkü haftada 40-60 saat arası çalışan bir toplumuz. Hem spor yapıp hem sosyalleşme. Bu arada hayat kalitesi de Türkiye'de az koşulmasının en önemli sebeplerinden biri olabilir. Eğer toplu taşımaya 3 saat harcıyorsan ne zaman koşacaksın? Kesinlikle aynen öyle. Bu işin içine sosyoekonomik durum giriyor, coğrafya giriyor. İstanbul çok yokuşlu ve tepeli bir asla yapısı var. Atıyorum Fransa'ya gittiğinizde böyle değil. Onun da bir etkisi var tabii ki de. Ama bu insanların hem bir topluluğa ait hissetme duygusunu... ...karşılaması koşu kulüplerinden hem de bir yandan sosyalleşirken... ...bir yandan sağlıklı bir şey, vicdanlarının rahat edebileceği bir şey... ...yapıyor olmaları çok bonus point. Hava kalitesi. Mesela? Biraz da jenerasyon şeyi de olduğunu düşünüyorum. Mesela eskiden koşunun esprisi bir orta yaş kriziyle... ...ben hayatımda ne yapıyorum? Bir dakika ben bir yarı maratona yazılayım. Hemen bir koşmaya başlayayım diye koşuya başlama yaşı daha yüksekti. Şimdi biz görüyoruz... Şimdi Çeyrek krizindeydi. Aynen. Z kuşağının yaşadığı... Quarterly life crisis'dan koşuya başladı. Kesinlikle. Onların böyle bir... Hem o insanlar da... Anksiyete 25 yıl önceye geldi böyle. Onların dediği gibi Z kuşağı da biraz daha yalnız bir toplum oldukları için bu sosyal medya ve internetin şeyiyle topluluk aidiyatını daha çok istedikleri bir yerde. Yani dışarı çıkıp, çime dokunup... Bir de insanlarla konuşayım. Aynen. Sosyalleşim, biz mesela görüyoruz koşularımıza gelen insanların çoğu bir süre sonra yani %60'ı neredeyse aynı insanlar oluyor. O yüzden bir topluluk yaratıyor bu koşu kulüpleri. Böylelikle hem koşunun yaşı küçüldü hem de daha sosyal bir aktivite oldu bireysel bir sporda.
Ve sosyalleşmek iyi oluyor. Ben de podcast yapmaya başladığımda bundan bahsetmiştim. Normalde evde YouTube videosu çekiyorum. Ve tek başıma oluyorum. Ve podcastı stüdyoda kaydediyoruz. İnsanlar oluyor. Onlarla konuşuyoruz. Gözüme bakıyorlar. İnsanlar falan oluyor. Koşu grubu da öyle bir şey olabilir. Kesinlikle. Peki, hiç koşamıyorsanız koşu grubunda ne oluyor? Ve koşu grubunda herkes birbiriyle flörtleşiyor mu? Gergin bir ortam mı oluyor? Bunu açıklar mısınız?
Şimdi koşamıyorsanız zaten orada gelen insanların büyük çoğunluğu da zaten koşuya çok yeni başlayacak olan. Yani bizim neredeyse hafta 2 koşu düzenliyoruz. Her koşuda en az bir 10-15 kişi hayatında ilk defa koşacak oluyor, öyle söyleyeyim egzersiz olarak. O noktada bir sıkıntı yok yani biz zaten rutinimizi ve programı ona göre ayarlıyoruz. Ne oluyor onlar? Geride kalıyorlar sonra dalga mı geçiyor?
Yeni başlayanlar için ayrı bir grubumuz var. Onları koşuya alıştıracak şekilde. Tempolarda koş-yürü, koş-yürü şeklinde ilerliyoruz. Biraz koşuyorlar, biraz yürüyorlar. Biraz koşuyorlar, biraz yürüyorlar. Sonra ensesini vuruyorlar böyle yavaş geçenlerin sollarken. Evet, o bullyleşme şeyi yok bizde. Çok böyle mütevazı insanlarız.
Peki gerginlik var mı? Herkes flörtleşiyor mu? Koşu gruplarını öyle Instagram'da... Instagram yıllardan hayatı öğreniyoruz gerçekten. O da çok değişik de. Yoksa sadece insanlar daha çok koşsun diye mi öyle paylaşılıyor? Yani ikincisi daha mantıklı. Sonra gidiyor oraya hiçbir şey olmuyor değil mi? Sonra gidiyoruz işte ahlak polisleri var orada. İzin vermiyorlar. Yok şaka yapıyorum tabii de. Böyle mesela single olanlar bileklik takıyor falan gibi bir şey var mı böyle? Hani anlaşılsın. Yok.
Yok hiç böyle bir şey yapmadığımız olmadı bizim. Bir dahaki koşu da aklımızda. Kimsenin kısmetini kapamak istemeyiz tabii ki. Bunu hani şey yaptığımız, reklamını yaptığımız bir şey değil. Ama insanlar buradan arkadaşlar da yeni arkadaşlara ediniyor. Yani benim de mesela şu anki en çok gördüğüm en yakın arkadaş grubum bizim ekip oldu.
Niye koşuyorsunuz? Şimdi, neden koşuyoruz? Koşun... Nereye koşuyorsun? Koşunun bence şöyle bir özelliği var. Herkes aradığı şeyi biraz bulabilir yani. Kendinden mi kaçıyorsun? Kendimden mi kaçıyorum? Şaka yapıyorum, şaka yapıyorum. Kendinden kaç... Kendinden kaçamıyorsun işte ne kadar koşarsan. Şimdi derin muhabbetlere girersek... O da güzel yani. Böyle koşuyorsun... ...ama sen de seninle geliyorsun. Bence... ...şu an...
elinize kolunuza bakarsanız dinleyenler için söylüyorum ya da buradaki insanlar da bakabilir yani o vücudunla kendi bilincinin ilk defa 14 yaşında lisede arkadaşıyla böyle şey konuşan Ama gerçekten o vücudunun senin bir parçadan olduğunu görmek güzel bir şey ve mesela yaşlanıyoruz, bir şeyler oluyor, tekrar öleceğimizle alakalı şeyler düşünmek ya da... Aynen yani... İlginç bir şey. Vücudumuz var ve biz bu vücudun içindeyiz ve onunla koşabiliyoruz ve o o bağlantıyı biraz daha hatırlatıyor gibi bana. Peki koşmak için neye ihtiyacımız var? Çok fazla şey almamız gerekiyor mu yoksa sadece ayakkabıyla yapabilir miyiz?
Kendin yeter aslında günün sonunda. Çıplak ayak. Ama biliyor musunuz var caddede çıplak ayak koşanlar. Ama cesur insanlar onlar. Eğer o kadar cesur değilsek yani kesinlikle mesela istediğiniz ayakkabıyla koşabilirsiniz ama ayakkabının koşuya kattığı o değer ve koşunuza kattığı o fark gerçekten çok doğru ayakkabıyı bulduğunuz zaman çok fark ediyor.
Yani sıradan bir ayakkabıyla siz çok zor ayağınız şey içinde, yaralar içinde bitirebileceğiniz bir koşuyu, çok güzel o rahat ayakkabıyı bulduğunuz zaman çok daha farklı bir deneyim yaşayabiliyorsunuz. O yüzden de eğer hiç koşmadıysanız, eğer ilk defa koşacaksanız, Supernova'yı tercih etmeyi şey yapıyoruz. Şu an bizde de gördüğünüz. Denk gelmiş. Hiç konuşmadık. Bir anda Onur'la zaten böyle. Koşu şöyle bir şey. Aslında diğer sporlarda şöyle bir nokta var. Benchpress'te 100 kilo kaldıramıyorsan altına girmiyorsun değil mi? Biliyorsun senin kuvvetin orada değil. Ama koşuda öyle bir sınır yok. Ben bazen böyle koşuyorum. Sonra çok hoşuma gidiyor. Sonra dizim ağrıyor.
Kimse nerede, ne zaman durması gerektiğini, ne kadar koşması gerektiğini, bunlar bilinmiyor. Benim bacağım yamuk bir de burası böyle parantez gibi. O yüzden ekstra bazen ağrıyor galiba. Ama o yüzden mesela yoga ve strecha başladım. O da iyi oldu. Yani şimdi koşmadan önce şey yapıyorum. Bazı insanlar ısınmıyor ve hiçbir şey olmuyor. Onlara sinir oluyorum. Bu oyun adil bir oyun değil. Sen kesin öyle birisin değil mi? Yok, benim ısınmam bir saat falan sürer.
Tam tersi çok iyi. Çok esnek olmayan biriyim ben. Tam böyle açılıp rahat hissetmem için 1 saat ısınmam gerekiyor. Koşuda insanlar ne yapması gerektiğini bilmediği için tam olarak sakatlanmaya da çok müsait bir spor. Çünkü kendini durdurup, fren mekanizması yoksa sende veya bilmiyorsan ne kadar koşman gerektiğinde sakatlanabiliyorsun. Ama şu an teknoloji sayesinde diyelim, ayakkabılar artık bu sakatlıkların bir kısmının önüne geçmeye başladı. Çünkü o altındaki yastıklama olsun,
Ayağı kavrayış şekli olsun. Bu sakatlıkları minimize etmeye başladı. Bundan 10-15 sene önce daha başkaydı. Her koşucu da mesela stres kırığı oluyordu. Şimdi eğer doğru ayakkabı tercihi yaparsan ve çok abartmazsan koşmayı... ...bu sakatlıklar azalıyor. O yüzden doğru ayakkabı tercihi çok önemli. Her kuşta her ayakkabı giyilmez. Normalde 3-4 farklı çeşit ayakkabı ne olacak? O. Evet. Nasıl? Bir rotasyon oluşturacaksın kendine. 3-4 mü? Evet.
Nasıl diyeyim? Bu soğuk havada uzun bir şey giymek gibi üstüne aslında. Bunu ben de geçen öğrendim. Benim tek koşu ayakkabım var yani. Sonra koşan biri dedi ki, farklı ayakkabılarla koşunca onlar farklı yerleri çalıştırıyor. Sonra sakatlanma ihtimali azalıyor. Ben de dedim ki aa!
3-4 ayakkabı mı? Bir de bir ayakkabının limiti var. Hep onu giydiğin zaman ve onu aşındırdığın zaman... ...bir ayakkabının bir kilometre olduğu için... ...rotasyon ona da fayda ediyor. Daha uzun gidebiliyor en azından ayakkabı. Evet tabii. Bir ayakkabıyı 3 ayda eskilecekken... 3 ayda eskilme ayakkabı? İyi koşuyorsan 3 ayda değişmesi gerekiyor.
Çok ilginç. Evet, bu araba lastiği değiştirmek gibi bir şey. Aynı mantık. Arabanın lastiğini de değiştirme o zaman hiç mesela. Normal değişmesi gereken bir lastiği 3 yıl kullan. Zaten araba lastiği. Gerçekten araba. İlginç bayağı. Evet, ayakkabı o yüzden çok önemli. Doğru ayakkabı seçimi önemli. Giyim de havaya göre giyinin. Bu çok aşırı kompleks bir konu değil. Sadece terletmeyecek kıyafet araması. Bazıları ağzına tüp falan bağlıyor.
Ya ben mesela çok su sayan bir insanım. Yani iki adım koşsam bile bir su olsun isterim. O insanlarda dediğim... Tüp bağlı mısın? Tüp bağlamam. Elimde suyla koşuyorum. Elinde su şişesiyle mi koşuyorsun? Biz bir de hoparlörle de koşuyoruz. Dengeleniyor artık şöyle yazlar. Kışın o kadar şey olmuyor tabii soğuk havada ama yazın su yakında olması iyi oluyor.
Bu arada şey de çok ilginç, müzik dinlemeden ya da kimse olmadan koşmak. Ya da böyle koşu bandında müzik dinlemeden, kimse olmadan, hiçbir şey yapmadan böyle kafanızın karanlığının içinde böyle çok ilginç oluyor. O kadar çok şey aklınıza geliyor ki gerçekten terapi seansı gibi yani. Evet. Evet, o road-dogging dedikleri böyle hiçbir şey olmadan... Ama koşuyorsun. Ya koşuyorsun da... Bilmiyorum, ben de anlamıyorum onları bu arada. Ben de asla koşamam. Müziksiz koşamaz mısın? Ben koşamam. Bence çok iyi oluyor, çok zor işte. Ben de hayatta koşamam ya. Hayır mı?
Ya ben koşarken böyle özel şarkılarım var, onları dinliyorum. Mesela çok sevdiğim bir komedyen var, Bo Burnham diye. Onun böyle 30 yaşında olmakla alakalı bir şarkısı var. Şey diyor, 30 yaşına geldim işte, tüm arkadaşlarım, salak arkadaşlarım, işte salak çocuklar doğuruyor falan diyor. Eskiden işte çok koşuyordum ama şimdi 30 yaşındayım, yoruldum falan diyor. Mesela o şarkıyı dinleyip böyle...
25 yaşımdan beri dinliyorum. Şu an 28 yaşındayım. Aynen 30 yaşımda da dinleyeceğim. Yani şarkılarla çok iyi oluyor ama şarkı dinlemeden de o kadar daha zorlaşıyor ki bence çok iyi bir olay. Çok çok çok iyi. Ama zor. Ben de yani %15'inde falan müzik dinlemeden koşabiliyorum.
Zaten uzun mesafe koşucularda mesela 21K, 42K'lara çıktığım zaman... Onlar maratonda AirPods takmıyorlar herhalde. Takmıyorlar, bir de diyorlar işte pace'imi kaçıramam, nefesimi dinlemem lazım. Ben o kadar katı olması gerektiğine inanmıyorum. Bir tane maratoncu vardı.
Bu adam şarkının ritmi tam o an onun ayaklarının ritmine uyduğu için bu şarkıyı dinleyerek inanılmaz bir derece koşuyor maratonda ve bu şarkıyı açtırtıyor organizatörlere o tempoda koşsun diye. Benim de yeni başlayanlara tavsiyemdir bu arada. Şarkı? Evet. Şimdi mesela yavaş tempo koşacaksanız muhtemelen 130 bpm, 140 bpm'lik şarkılar sizin ayak ritminize uyum sağlayacaktır. Şimdi yeni başlayanlardaki en büyük sıkıntılardan biri bu. Özellikle tek koşuyorsan sana tempo veren bir insan yok ama müziğin ritmine eğer ayak uydurursan yani ayağını dakikada 130 kez yere temas ettirirsen... O olmaz. 130 kez yere temas ettirirsen dakikada kendi temponu aslında şarkıyla bulmuş oluyorsun. Çok faydalı. Mesela atıyorum hızlı tempo koşacaksın. 170-180 bpm. Tekno şeyine giriyor bu.
Bu şarkıları aslında kullanarak kendine bir virtual tempo maker aslında yaratabiliyorsun. Bence şarkıları o açıdan çok faydalı. Ama belki elite sporcular da artık onlar o ritmi kaçırmak istemedikleri için... Benim gibi. Senin gibi elite sporcular. 5 kilometre elite koşuyorum. Var bu arada, öyle branşlar da var. 5 km'de bir yarış aslında. Doğru yani, % yarışı. Herkes koşuyor. Hüseyin Bolut da koşuyor abi. Biz de koşuyoruz. Şimdi yavaş yavaş kapamaya geçiyoruz ama size komik koşanınız var mı ya da koşarken ne öğrendiniz kendinizde veya dünyayla ilgili böyle bir şekilde soru sormak istiyorum.
Ben komik değil ama duygusal bir koşum var. Kobe Bryant vefat ettiğinde Los Angeles'taydım o an. O haftada böyle herkes tabii ne yapacağını bilmiyordu. Yani orası için çok ünlü bir insan, çok değerli bir insandı. Şöyle bir şey yapıldı. Oradaki işte Adidas Runners oradaki organize etmişti. Los Angeles'taki bütün koşu grupları... Aynı anda, aynı yerde başladı okul. Bryant'ın bir tane duvar resmi çizilmişti hemen sonra. Tam da Staples Center'ın yanındaydı. Herkes aynı yerde başladı. Farklı yerlere dağıldılar, farklı yollardan. Sonra yine aynı yerde bitirdik. O gün koşan, koşmak isteyen herkes böyle bir şekilde bir saygı, bu kadar önemli bir insana, hayatlarına bir şey katmış birine böyle bir şey yapmışlardı. Benim için çok duygulu bir gündü ve orada koşun önemini, o topluluğun önemini, her şeyini orada anlamıştım biraz da. O gün bugündür de olabildiğince işte bu toplulukları korumaya çalışıyoruz. Biz de olduğu kadar.
Ben bir kere İtalya'da arkadaşımın düğününe gitmiştim. Arkadaşım İtalyan biriyle evleniyordu. Düğünden bir gün önce arkadaşıma dedim ki koşalım mı? Çünkü güzel yani İtalya. Koştuk sonra dedi ki cüzdanım nerede?
Ben cüzdanımı almamıştım. O su alırız falan diye cüzdanını almış. Sonra kaybetmiş ve bir gün sonra evlenecek ve balayına gidecek. Sonra beni dövmeye başladı. Senin gerizekalısın. Koştuk ne oldu 5 km falan. Hayır öyle bir şey olmadı. Ama cüzdanı kaybetti ve bulamadı. Sonra balayına giderken problem olmadı. Telefonla ödeyebilen havalı insanlardan yurt dışında yaşadığı için ehliyeti gitti sadece. Ama kız arkadaşı ve sonra eşi olan kişinin ehliyeti olduğu için araba kiralayabildiler. Çok komik değil mi?
O gün bugündür koşmamış bu arada, ben de sorun değilim. Son koşusun sen olmuş. Aynen, ortak bir arkadaşımız. Aynen, bir daha hiç koşmamış. Travması. Benim... Anlattım zaten bu tarz bir anı az önce de... Ben şeyi fark ettim. Her yaz bir iki üç kez kamp yaparım genelde. Hikingle beraber. İşte o doğada, macerada yürüyüş. Bunları seviyorum. Orada bir gün acayip bir yürüyüş yaptık. Yani 12-13 saat neredeyse. Ve Ege'de dağlar denize...
Coğrafya sorusu hemen. Karadeniz'de mi paraleldi? Karadeniz ve Akdeniz'de paralel, Ege'de dik. Şimdi Ağadeniz'de dik olduğu için böyle kıyı görmeniz için sürekli inip çıkman gerekiyor. Nasıl? Böyle. Aynen. Bu şekilde. Anladın değil mi? Cidden anladım. O yüzden inip çıkman gerekiyor sürekli. Ve biz şunu fark ettik, kamp attığımız bir yer vardı. Oradan sabah çıktık ve akşam tekrar oraya geri döndük. Bizimle beraber kamp atan bir çift daha vardı. Kamp atılır mı? Şöyle atılmaz ama biraz daha düzenli bir şekilde atılabilir. Kamp atılır. Ben bilmiyordum bunu. Kamp yapılır mı yoksa? Bilmem. Atılmak havalıymış yani. Kamp atmak. Kamp atar mısın falan gibi sorulabilir. Aynen. Not alınsın. Biz gittik, gezdik, geldik falan. Bir de orada bir çift daha vardı bizimle beraber kamp yapan. Onlar... Yani sadece en yakındaki koyu görüp gelmişler.
Biz, yani neredeyse ben şeye baktım, kalp ritmeme baktım saatten. Saat, nabzım yaklaşık 7-8 saat 130-140 arasında atmış. Yani aslında bu inanılmaz bir egzersiz normal bir insan için. Koşuya başlamış olmak, bunları yapabiliyor olmak bana bunu çok kazandırdığı için ben çok mutluyum yani.
E yürüyebilmek çok iyi ya. Böyle bir yeri kendin tamamen turlayınca, bir şehri ya da doğa yerini, böyle harita sanki birleşiyor ya. Ya bazı, mesela İstanbul'da yaşayanlar da, İstanbul o kadar büyük ki bazen bir yerinden bir yerine gerçekten yürürseniz anlıyorsunuz. Şununla şununla arasında bu varmış, bunda bu. Ve şehirli olan bağlantınız ya da doğayla olan bağlantınızı da güçlendirir, güçlendiriyor. Evet, katılıyorum. Bir de şöyle bir olay var, hikingin aynı zamanda doğada yürüyüş yapmanın, bir single player oyun gibi yani. Keşfediyorsun, yolu bulmaya çalışıyorsun. Sadece ölmemen lazım. Aynen, ölmeme sıkıntısı var. Burada gerçekten ölme ihtimalin var çünkü. Onun haricinde o macera çok güzel. Bunları yapabiliyor olmak, bunu capable olmak, fit olmak falan. Evet, yaşıyorken bir şeyler yapabiliyor olmak iyi yani. Tabii ki herkes her şeyi yapabilir ve bir şey yapamıyorsa kötü hissetmesin ama yapabiliyorsan da iyi yani tabii ki. Kesinlikle, aynen. Çok teşekkürler bölümü dinlediğiniz için.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.