
3.946 kelime · ~20 dk okuma
Günaydın canlar. Bir tanem burada saat 06.06 orada kaç bilemeyeceğim. Bu arada sabah tabii ki. Peki ben sabahın bu köründe neden kalkıp podcast çekiyorum yine? Çünkü arkadaşlar önümüzdeki hafta itibariyle ekseriyetle yoğun olacağımı bildiğimden öne geçmek istiyorum. Ve bunu yapacağıma inancım çok yüksek. Ve bunu yaparsam gerçekten bundan sonraki podcastlerimde yaratıcılığımla beraber hiç kendimi kasmadan rahat rahat yapmış olacağım.
O yüzden bugün bu saatte nöbete gitmeden önce, inşaat başlamadan kalktım. Dedim ki, hadi Tuba yaparsın. Bir de sabahın sıkıntısı dilin dönmüyor. Hem dilin dönmüyor, hem de beynin tam verimli böyle hani... O gelmiyor ya ne yapıyorum biliyor musunuz? Bu benim her zamanki beyn çalıştırma rutinim. Bazen de hiperfokus'a sokuyor beni, iyi oluyor. Hem de işte müzik böyle sevdiğim. O an ne istiyorsam kulaklığımı takıyorum.
Sonra ben sabah kalktığımda diş fırçaladıktan hemen sonra güneş kremi sürüyorum. Her sabah çünkü sürekli soyucu tedaviler yaptığım için işte tretinoin olsun, tretinoin olsun, yine tretinoin olsun. O yüzden güneş kremini eksik etmiyorum çünkü gündüz böyle camdan vuruyor güneş yüzüme yani ne yapayım, beni seçiyor. Allah Allah.
Sonra kahvemi yapıyorum. Kahve beni çok bu anlamda uyarıyor. Beynime sinyal gönderiyor. Ben yatmadan bile kahve içiyorum. Çünkü bir eğilim başlatmam için, initiate etmem için kahve gerekiyor. Tamam işte bunları yaptım, tamam mı? Sonra biraz şarkı söyledim. Hem de ağzımı çalıştırmış oldum orada. Böyle tekerleme falan gibi.
Sonra dedim ki hazırsın başla hadi yaparsın güzelim. Sonrasını düşün kendini zorla yaparsın dedim. Ve bugün ne konuşacağız? Bugün arkadaşlar medeniyetin, yaşadığımız içinde de bulunduğumuz medeniyetin ince terziliğini konuşacağız. Yani small talk. Ayaküstü sohbet deyip geçmeyin. Bu small talk yalnızca havadan sudan konuşmak değil.
İnsan ilişkilerinin zarafetle işlenmiş, toplumsal dokunun harcı olan sosyal bir beceridir. Smalltalk'un önemi... Neden smalltalk yapmalıyız? Smalltalk'ta green flagler, red flagler, grey flagler yani... Bunu da açıklamayayım ya. Ve smalltalk yapma yetisini nasıl edinirim? Bunların hepsi bölümün içinde. Hazırsanız ya da hazır değilseniz de başlıyoruz, dinlemek zorundasınız. Çünkü bu medeniyetin dürüklü değil. Hadi öptüm.
Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Şimdi arkadaşlar öncelikle şuna bir açıklık getirmek istiyorum ki şöyle dediğinizi duyar gibiyim. Ya arkadaş ben Smalltalk'ı sevmiyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki kimse bayılmıyor Smalltalk'a. Kimse sizinle gelip de öyle havadan sudan konuşmak istemiyor. Kusura bakmayın bayılmıyoruz yani. Ama ben özellikle bakın diyorum ya bana çok katkısı oldu buranın. Ben de böyle deyip, bunda sebepleri var, niye istemiyoruz, niye sevmiyoruz falan. Ki sevilecek çok da bir şey değil zaten bu da, bunda sebepleri var yine. Neyse, ben de böyle diyordum ve işin kolayına kaçıyordum, yapmıyordum falan. Ya da dünkü attığım reel'da söylediğim gibi, kendini deyip sanan müdürler, yani benim değilsiniz, sadece kendinizi sessize almışsınız yani. O yüzden bazen böyle de durabiliyor ama kolaya kaçıyorsun. Diyorsun ki neyse susarak en azından deyip durabilir. Böyle yapmıyorum, duramıyorum zaten de. Smalltalk yapmıyorum. Direkt konuya giriyorum. Konuya giremeyeceğim kişiyle konuşmuyorum falan filan. Ama diyeceğim o ki ben buraya geldim hastanede, gördüm ki o cahil, bu cahil, ay şu şöyle, şu böyle diye beğenmediğim insanlar. Bakıyorum da her sabah ne güzel smalltalk yapıyor. Bir görseniz. Oradan buradan ya diyorum. Bunu bunu merak ediyorum gerçekten.
Bu arada merak ediyor da olabilir, onun merakı o yönde de olabilir. Ama bence çoğu etmiyor. Fakat sadece toplumda beraber yaşamanın, yani aslında Ariston dediği gibi, political animal zone, politikon. İnsan nedir arkadaşlar? Politik bir hayvan. Bunun gerekliliğini yaparak, ki sadece bu da değil, başka toplumda başka taşları da var bunun, yapıyor ya helal olsun dedim, helal olsun. Ve arkadaşlar hayran olduğum bir yer daha overshare'ı da yapmıyor ha. Kocasının dertleri de anlatmıyor falan, böyle bakıyorum ben.
Vay be. Dedim ki madem öyle o zaman Tuba, sen bu yetiyi edinmek zorundasın. İşte bu yetiyi nasıl edindim arkadaşlar? Smalltalk'un gerekliliğini kafama böyle kazıyınca, yeterince kavrayınca. O yüzden bugünkü podcast'in amacı da aslında Smalltalk'ın ne konuşulurdan ziyade size Smalltalk'un gerekliliğini böyle böyle böyle kazımak. Şimdi ben niye bayılmıyordum arkadaşlar? Siz de kendinizden bulabilirsiniz parçalar diye anlatayım. Birincisi, tabii ki yüzeyde kalmaktan hoşlanmıyorum.
Çünkü ben derin bir insanım, hissel biriyim, duygusal biriyim. O yüzden derinliği anlamı ve samimi teması seçiyorum. Samimiyetsizlikten hoşlanmıyorum. Bu demek değildir ki small talk samimiyetsizdir. Samimiyetsizlikten çıkarabilirsiniz bunu. Böyle, yani, işte, hey how are you, hey how are you gibi Amerikanların samimiyetsiz small talk'u yerine, İngilizlerin, hey now say how you do enine geçebiliyorsunuz. İngilizler samimiyetsiz de işte, iyi beceriyorlar. O kadar yapabiliyorlar kardeşim.
İşte şimdi bu benim dediğim derinlik anlamı sömümet arıyorum, yüzeysel ilişki istemiyorum diyorsanız haklısınız arkadaşlar. Evet, okey. Ama medeniyet dediğimiz tekliş kalmamış canavar altı ulu ayağı. Neyse, bazen keyiften değil, hükümlülükten doğuyor. Ne demek bu acaba? Yani sevmek zorunda değilsiniz Smalltalk'ı. Ama bunu beceremezseniz, beceremezsek, beceremezsem eksik kalırım. Yani Smalltalk biraz bir savunma, tamam mı? Aynı zamanda da biz insanların, kollektif aklının getirdiği bir toplumsal regulasyon sistemi.
Tıpkı ne gibi arkadaşlar? Tokolaşmak gibi. Tıpkı ne gibi? Sıraya girmek gibi. Nasılsın sorusuna otomatik olarak iyiyim demek gibi. Bu tabii tartışılıyor şu anda. Ben genelde yuvarlanıyorum falan diyorum. Çok da iyi. Yani iyiyim çok net ya. Kendinize ait böyle bir renginiz olsun diye. Cümleye bak. Kendime ait bir rengim olsun diye. Ona böyle kendime ait bir cevap veriyorum. Sıradanlıktan çıkmak için. Otantik olsun diye diyelim. Smalltalk sevmiyorum demenin başka ne anlamı var arkadaşlar?
Psikiyatrik yönden açıklıyorum. Ben uzman psikiyatrist olduğum için. Genellikle böyle mesela aşırı dürüstlük eğilimi olan, böyle dürüst olmaya yemin etmiş falan böyle işte mesela otizm spektrumunda daha sık görünebiliyor bu. Sevmemek, yapamamak, becerememek. Ya da işte borderline'da da olabilir yine.
Ya da arkadaşlar yüksek düzeyde içsel yoğunluk yaşıyorsa birisi, yüzeyde dolanmak yerine derine dalalım diyebilir. Güzel bir cümle söyleyeyim. Bazı zamanlarda toplum derini ödüllendirebiliyor ama yüzeyde kalmayı da zorunlu kılıyor. Bu benim çoğu zaman yaşadığım şey. Neden smalltalk'ı sevmesek de yapmalıyız? Otomobil motorunun yağ ihtiyacı olduğu gibi, çünkü neden? Yağlamazsak sürtürücü bir friksiyon oluşur. İnsan ilişkilerinin de ilerlemesi için small tolkuya ihtiyacı var. Nasıl ki motorun yağ ihtiyacı var? Benzetmeye bak adama. Bir asansörle tanımadığın biriyle on kat çıkarken hiçbir şey dememek mesela bence tedirgin edici.
İnsan bir günaydın, iyi akşamlar falan hani mesela ya da iş görüşmesinde doğrudan kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz? Biz sizi niye işe alalım? Demek biraz agresifçe önce bir selam yani hani merhaba, small talk. Small talk selam merhaba değil de anladınız demek istediğimi. Dolayısıyla arkadaşlar dengeyi kuracak bu small talk. Duygusal iklimlendirme. Anlatabiliyor muyum?
Ayrıca, medeniyetin gereği, medeniyetin gereği aynı zamanda bir sınırdır, saygıdır, nezakettir, Smoltov. Arkadaşlar, lafı gelmişken, stormda ettiğim isyanı burada defaatle ve ekseriyetle söylemek isterim ki, güzelce tafsilatını yapmak isterim ki, hocam sizi anlamıyoruz, hocam sizi anlamıyoruz. Arkadaşlar, zaten hayatta sadece anladığın şeylerle yaşıyor olmak kadar sıkıcı bir şey var mı? Öğrenmek nasıl olur? Öğrenme süreci şöyledir. Hayatta bir şey görürsün ya da gözlemlersin ya da bilmediğin bir şey direkt görürsün ve bunu açarsın, merak edersin, bakarsın neymiş diye. Ve bu sayede öğrenme gerçekleşir. Zaten hayatta sadece anladığın şeylerle yaşasan hiçbir şey öğrenemezsin ki. O yüzden anlamadığınız bir şey varsa şükredin. En azından anladığınız alfabeyle konuşuyorum değil mi? Yazdığım her şey anladığınız alfabe. W falan da biliniyor zaten.
Eee tamam, gördüğünüz bir şeyi anlamıyorsanız deyin ki, ah işte bak bilmediğim bir şey. Ha merak etmiyor olabilirsiniz, tamam okey. Ama anlamamak değil konu. Anlatabiliyor muyum? Lafım size değil ya, boomer'lara. Aa işte söylediğinize bir anlasak kardeşim. Önde internet var. Aç bak ya, aç bak.
Bu kadar mı öğrenmeye kapalısın ya? Bu kadar mı ya? Beni şu an dinleyenlerin hepsini anladığını hatta anlamadığını da açıp baktığını açıp baksana mutlu olduğunu biliyorum çünkü ben öyle yapıyorum. Ben öyle yapıyorum. Okuduğum her şeyi anlıyor muyum? Okuyorum psikiyatri kitaplarını anlıyor muyum? Anlamadığım bir sürü şey var. Freud'u bile anlamıyorum okurken. Ne yapıyorum? Açıp bakıyorum. Ben olduğum çağdan çok mutluyum. Hatta olduğum çağdan ileri gitmek istiyorum. Ben internetsiz yapamam. Chipbitsiz yapamam. Airfrysız yapamam. Airfry ama. Airfrysiz yapamam. Anlatabiliyor muyum? Çağın bize verdiklerini kullanalım lütfen ya. Çağın bize verdiği diğer bir şey de smalltalk.
Yani diyorum ki small talk sevilecek bir şey olmak zorunda değil. Ama bunu yapmıyorum dersek uyumsuzluk belirtisi olabilir. Ve benim de burada gerçekten survive etmedeki en büyük challenge'ımdan bir tanesi de uyum sağlamaktı biliyorsunuz. Adaptasyon ve orientering. Tam da burada böyle ne oluyor biliyor musunuz uyum sağlayamadığınızda? Sosyal beceri eksikliği ve anti-konvansiyonel duruşlar arasında farkı beliriyor. Konvansiyonel ne? Bilmiyorum açsın baksın. Anti-konvansiyonel duruş nedir?
Smalltalk'tan rahatsız olan psikiyatrik gruplardan, sosyal enksitesi olanlar ya da duygusal regülasyonunu tam olarak yapamayanlar yani duygusal disregülasyon. Dis. Ve yine bahsettiğimiz otizm spektrümü ya da Asperger sendromu da onun içinde zaten. Bu kişilere arkadaşlar Smalltalk maalesef ki oyun gibi değil de yalan gibi geliyor. Gelebiliyor diyeyim. Geliyor ne Tuğba? Yakışır mı sana?
Ama gel gelelim ki neurotypical, yani neurodivergent olmayanlar, yani nörotipik, sinir tipik, sinir tipik ne ya? Neyse. Bu kişilere smoltok güvenlik protokolü gibi. Kim dost, kim nötr, kim düşman, kim yılan, kim tehdit? Bunu ayırt etmenin en risksiz yolu. Şimdi bakacağınız 2-3 şey var diye düşünüyorum. Siz bunları bakın, biraz reklam dinleyin, azıcık da soluklanın. Ben soluklanmayacağım, ben çok iyiyim. Geliyorum abi, beksin. Dr. Güneş radyo.
Arkadaşlar, biraz da toplumsal açıdan ele almadan önce, istedim ki Smalltalk'ta bana yedirilemeyen propagandadan bahsedeyim. Söylüyorum. Nerelisin sorusu. Kardeşim, ne yapacaksın, nereliyim? Mesela, ben 2500 milyon milyar ister programına çıktığımda, bana dedi ki karşımdaki beyefendi, nerelisiniz? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın kardeşim? Ben buraya gelmişim, ben ne cevap vermem biliyor musunuz? Anadoluluyum. Kraliçe!
Şimdi arkadaşlar benim annemin annesi farklı yerden, annemin babası farklı yerden, babamın babası farklı yerden, babamın annesi farklı yerden hepsi gelip İstanbul'a göçmüş. Hepsi de İstanbul'da tanışmış, İstanbul'da evlenmiş. Tamam mı? Okey. Şimdi ben bunu mu anlatayım kardeşim? Ben İstanbul'luyum diyeceğim, yok kökenin neresi? Ne yapacaksın? Benim kökenimin neresi olduğuna bağlı olarak bana ne yapacaksın? Belli ki.
Ya bir nüfuz ticareti yapacaksın, ya bir sosyal ayrımcılık yapacaksın, ya da discrimination yapacaksın değil mi? İzin vermiyorum. I don't let you darling. Burada o çok var. Taşrada falan çok fazla. Neresin sorusu. Neresin diyor karşı Urfa. Olsun. Olsun o da insan.
Çok ayıp, çok ayıp ya. Hiç yakışıyor mu? Buradaki insanlar sizin elinizdeki yemeğe de laf eder. Bunu mu yiyorsun da, cartırda, cırtırda, saçını boyarsın. Bakın ben ne yapıyorum biliyor musunuz? Bunları da anlatacağım bir gün size. Bazı söylemlere hazır cevap geliştiriyorum. İminite geliştiriyorum, bağışıklık. En yorgun anımda olsa bile bu cevabı verebiliyorum. Mesela biri saçımı boyadım ve biri bununla ilgili yorum yapıyor sormadan. Unsolicited advice veriyor. Sormadan tavsiyesini söylüyor. Ben diyorum ki anında. Bu yaşa gelmişsiniz. Hala bir kişinin 15 dakikada değiştirilmeyeceği şeyleri söylenmemesi gerektiğini bilmiyor musunuz? Şaka yaptım diyorum. Kardeşime patavatsızsa ben de böyle cevap veririm. Kimse kusura bakmasın. Sonra karşımdaki böyle ambalo oluyor. Sonra gülmek zorunda kalıyor.
Ha yok ya, o yüzden demedim. Ne yüzden dedim patavatsız? Sana mı sorduk? Hak ediyorlar arkadaşlar. Ya da size diğer birkaç tane bağışıklık cevabımı söyleyeyim, Emine Hünter'in yanıntını. İşte bana diyor ki, ben senin yanında olsam mı böyle yaparım? Ben diyorum ki, ya diyorum, o kadar zekisin diyorum, senin tavsiyen... Genelde seninle konuşmam, sizinle konuşuyorum ki mesafe olsun aramızda.
Ya diyorum siz o kadar zekisiniz. Sizin tavsiyeniz sorulmadan verilecek kadar değersiz mi ya diyorum. Asla ben böyle bir şeye inanamam. Asla deyip gülüyorum. Madem kafamız çalışıyor arkadaşlar yöneteceğiz böyle şeyler değil mi? Bize düşüyor bize. Onlara bırakmayacağız.
Onları bırakırsan, ooo yandın. Sürün! Çalış köle! Şimdi, arkadaşlar. Golfman'a göre. Bakın. İsteyen baksın. Golfman. İki feyle. İnsanlar birbirine karşılıklı sahne oynar. Ve her karşılaşma sosyal bir performanstır. E zaten Small Talk da sosyal bir performans olduğu için aslında biz ansiyöz oluyoruz.
Smalltalk da aslında bu performansın tam kendisiyle gidiş müziği diyelim, tamam mı? O yüzden ne çok soğuk, ne fazla samimi, ne böyle donuk, ne yapışkan, ne oversharing, ne overthinking. Yani Smalltalk kişisel sırlarımız ile toplumsal bağ kurma isteğimiz arasında kurduğumuz köprü. Yani ben buradayım, sen de oradasın, seni görüyorum. Henüz dost değiliz ama düşman da değiliz. Bu aramızdaki hayvan politikasını, politikalı animo olduğumuz için, bir şekilde halletmemiz gerekiyor, diyoruz birbirimize, el sıkışıyoruz. Hypothetically. Durkheim'da diyor ki, ritüeller birleştiriyor, çok doğru bence, bakın. Smalltalk, bir mikro ritüeldir, diyor. Hangi mikro ritüellerdendir peki? Bizim toplumla olan, mekanik bağımızı güçlendiren mikro ritüellerden. Micro ritual. İşte bahsettiğimiz gibi günaydın demek, ya da fırına girince ayrı sabahlar demek. İşte bunlar arkadaşlar, bizleri, bireyleri,
Anonim bir kalabalığın içindeki tanıdık yüzler haline getiriyor. Ben çok tanıdık yüzü istemiyorum bu arada. Hiç sevmiyorum. Yani kimse... Şey anlamında söylüyorum. Mümkünse böyle ben Japonlar gibi yaşayayım, tamam mı? Mesela kuaföre gideyim, kimse benimle ilgilenmesin, konuşmasın falan. Bunu çok istediğimiz zamanlar oluyor. Hatta sırf bundan kaçmak için gitmiyorum. Sosyal engel sistem yok.
biliyorsunuz olmadığını yani görüyorsunuz yaptıklarımı ama kafam çok yoğun ve anlatmaya başlayınca eczanenin aldığım ilaçları yaptım bilince anlatıyorum anlatabiliyor muyum? onları anlatmamak için de size anlatıyorum her şeyi ki onlara small talk kalsın diye dün mahalle esnaf lokantasında şeye gittim yemek yemeye tek başıma people watching yapıyordum en sevdiğim aktivite hepinizin en sevdiği aktivitelerden biliyorum aynen o tamam sıkıntı yok ben de seviyorum biliyorum biliyorum işte Bazıları Paris'te yapıyor, bazıları Londra'da. Gördüğüm storylerinizde. İşte ben de Baybat'ta yapıyorum. Çok zevkliydi. Neyse. Orada dedim, her türlü manipülasyona rağmen bunlara kanmayıp serum takmadığım hastalara karşılaştım arkadaşlar. Bana bakıyorlar böyle. Ama hiçbir şey yapamazlar çünkü yarın da ben nöbetçiyim ve salgın devam ediyor.
Mesela orada yemek yerken ben, ben kimseyle small talk'a girmedim. Kendim deneyeyim dedim bile ama girmedim. Hemen oradaki kadın girdi. Gülüm sen yabancı mısın? Yeni mi geldin buraya? dedi. Tamam mı? Ben dedim ki, ben dedim doktorum acildi. Kardeş sussana ya. Neyse, çünkü ben de kısa kesmek istiyorum. Hani değilim desem, diyecek ki bana, ha ne zaman geldin? Annem baban nereli? Nerede oturuyorsun? falan filan.
cevap vermek zorunda değilim bunlara evet ama doktorum deyince işi çok rahatlıyor falan neyse sonra konuştuk konuştuk konuştuk benim şöyle böyle tamam dedim anladım ben durumu tamam yarın gelin ben hastaneye bakacağım dedim tamam mı gelsin bakayım hastalığına devam ediyor falan filan dedim ki benim şimdi bir işim var hastanede konuşuruz mesela anlatabilir miyim arkadaşlar kendimi zora sokmak zorunda değilim ama şöyle bir sıkıntısı oldu ben bir daha oraya yemek yemeye gitmiyorum gitmem yani çünkü ben gittiğimde tekrar bana hastaneyi anlatacaklar dert anlatacaklar Tekrar istemiyorum bunu mesela o yüzden gitmeyeceğim. Kendimi sürekli yaptım yanlış small talk demeyeyim de ya doktor olduğunu söyleyince böyle sıkıntı oluyor işte ya da small talk'a girince de böyle sıkıntı oluyor. Small talk'a bir kere girince karşıdaki insan sınır bilmiyorsa çünkü mesela orada gelip oturdu yanıma ben yemek yiyorum ama ben yemek yerken zaten bir şey izlemek istiyorum ve yemek yerken ağzım dolu ve ben orada hastalık dinlemek istemiyorum çünkü gelmişim yemek yemek istiyorum mesela.
Anlatabiliyor muyum? Tam durdurdum orada. Ve bir daha gittiğimde bir daha aynısı olacak. Bu sadece buraya özel değil. Bu çoğu esnafta var. Bunu yönetmek lazım. Buna da çalışıyorum. Çünkü bunu yaşayacağım yani. Fakat gerçekten bilinçli insanlar bunu yapmıyor. Zaten mesela alışverişte falan genelde sadece gülümsüyorlar tanıyanlar. rahatsız etmek istemiyor çünkü alışveriş biraz özel bir alan ya hani gelmişim ben rahatsız etmek derken merhaba nasılsınız rahatsız etmez zaten ama alışveriş anında mesela bana en özelini açıyor tamamen en özelini o an ben böyle ne desem acaba diyorum ne desem acaba çünkü çok o kadar özel bir konu ki bu ben buna ne cevap verebilirim acaba falan
O yüzden bunu yapmıyorlar. Nasılsınız? İyi misiniz? Sizi seviyorum. Ben de sizi çok seviyorum diyorum. Orada bir üç dakika, dört dakika çok güzel. Fotoğraf çekilelim, çekilelim. Çok güzel. Şimdi bir de toplumda yaşamanın beceri gerektiren yönüne şöyle bir bakmak istiyorum. Şimdi habitüs kavramını hep beraber hatırlayalım arkadaşlar. Sınıf, burada mısınız? Odaklanış. Her sınıfın, her kültürün, hatta her mikroçevrenin kendine özgü konuşma, seri anlaşma ve ilişki kurma becerisi vardır. Mesela biz nasıl kendi jargonumuza sahipsek, peri bacaları falan, labla, whatever, her çevrede var bunlar biliyorsunuz ki. Smalltalk da bu sosyal sermayenin bir parçası. Naber nasılsın dediğimizde doğru tonda, doğru dozda, doğru mimikle cevap vermek gerekebiliyor.
Bir de mesela ortama girdiğinizde merhaba değil de merhaba. Merhaba. Bunu ben mi söylüyorum? Ben söylüyorum. İnsanın her birini yapmak zorunda değil. Farkınlılıkla bir şey gerçekleştirmek arasında upuzun zorlu bir varoluş sancısı var arkadaşlar. Bu cümleyi de yazın.
Sosyal kodları çözebilmek, işte bu benim şu anda esnaflarla yapmaya çalıştığım şey. Diyorlar ki şimdi esnaf nefretine mi başladı bir kadın? Hayır arkadaşlar, yeni hayatıma uyumlanmaya çalışıyorum. Çünkü önceden tanımıyorum, şimdi tanınıyorum. Tanınıldığım hayatımda uyumlanmaya çalışıyorum. En doğru şekilde, kimseyi kırmadan, kendini de kırmadan. Kendini kırmamak çok önemli, tamam mı? Nasıl yaşarım? Sosyal kodları çözüp. Kültürel şifreyi çözeceğim. Çünkü bu öğrenilebilir ve geliştirebilir bir yeti.
Ve small talk'u evet herkes yapamaz. Neden? Çünkü kimisi fazla kontrolcü olur, kimisi çok konuşur. Kimisi fazla içe kapanık, fazla introverted, kimisi de hiç konuşmaz, yani muted. Kimisinin duygusal revyasyonu zayıftır, o an mesela depresiftir, konuşmaya başlayınca ağlar. Olabilir, çok normal. Kimisinden uykusuz şeyler söyler, over-sharing yapar. Bunu ben eskiden çok yapıyordum.
Hala da kontrollü olarak yapmamaya çalıştığımı biliyor bilenler. Oysa Smalltalk niye zor? Bunların hiçbirini yapmadan duygu denetime, toplumsal farkındalık ve ilişki stratejisini, strategisini birleştireceğiz ve ona göre konuşacağız. Hayda! Yani zamanlama, bağlam, denge o kadar fazla birleşen var ki.
Ama öğrenildiğinde, ah bir öğrenildiğinde var ya sizi her ortamda, giriyorsunuz ortama böyle konuşmaya bakarlar ya. Hakkınızı verirler. Çünkü kapsayıcı, güvenli ve saygın biri oluruz. Tamam mı? Okey. Bir de sessizliği bastırmıyor bu small talk. Ona anlamlı kılıyor ya. Onunla bayılıyorum. Söyleyeyim şimdi onu da. Hakkını yemeyelim.
Şimdi medeniyet dedik ve anladık artık kim medeniyet olduğunu ve aynı zamanda ne demiştik? Bir nezakettir ve bir sınırdır, mesafedir. Ne gibi? Freud'un benlik sınırları gibi arkadaşlar. Ne çok fazla içer alır ne de aşırı dışlayarak serilli hale getirir. Ama sınır ihlali nerede başlar? Alerjim var biliyorsunuz. İlk cümlede dert anlatmak. Dünkü yaşadığım şey.
Hava durumundan girip, travmaya bağlamak. Yaptığım şey. Yok yok, ben trauma dumping yapmamaya çalışıyorum. Önceden bayağı bir trigger warning görüyorum, uyarıyorum. Ya trauma içerebilir falan diye böyle önden söylüyorum. Arkadaşlarıma da söylüyorum bunu. Bence ne iş yapıyorsun sorusu bile yanlış bir soru. Smalltalk'ta sizlere ne iş yapıyorsunuz? Ne iş yapıyorum? Ne iş yapıyorum? Söyleyince konu Smalltalk'tan çıkıyor çünkü mesela benim için. Anlatabiliyor muyum? Ya da karşıdaki kişi mesela diyelim ki top secret bir iş yapıyor, tamam mı? Top secret iş ama.
Highly confident show. Neyse işte şeyde çalışıyor diyorum ki FBI'da. Sana diyecek ki ben serbest meslekteyim. Sen diyeceksin ki ne serbest mesleği falan. Biz demeyiz de işte bunu sınır hilali yapanlar. Yanlış yanlış. Biraz önce dediğim gibi red flaglardan ne var benim için? Nüfuzu ticareti. En sevmediğim şey.
Geçen bir kişiyle konuşmaya başladığınız ikinci saniye, ben A'yı şöyle tanıyorum, B bizim arkadaş şu ya, C de bizim, D de şöyle, devam ediyorsa, ben bunu tanıyorum, şunu tanıyorum diye nüfus ticareti yapıp üzerinden bir prim kasmaya çalışıp sekondör kazançlarla böyle böyle insan satıyorsa, Uzak dursun kardeşim. İstemiyorum. Bu insandan arkadaşlar hayır gelmez. Sizi de bir gün birine satar. İki selam vermişsinizdir. Başka birine der ki o bizim dost, o bizim kanka. Ben ona söylerim ya. O benim arkadaşım. Hayır ben senin arkadaşın değilim. Sen bana bir şey söyleyemezsin. Benim aklımda aldığın herhangi bir şeyi gidip oraya satıyorsun diye benim arkadaşım değilsin. Tamam mı? Kendine gel. Kendine gelin ya. İkincisi, her söylediğime bir itiraz. Böyle benim de fikirlerim var, ben de bir kişiliğim, benim de bir şahsiyetim var demek için her söylediğim A'ya, B, C, D diye itiraz eden lavuklardan tiskiniyorum. Her şeye itiraz edince senin fikirlerinde bir anlamı kalmıyor. Tamam mı canım? Böyle cool olunmuyor. Böyle dikkatim çekilmiyor.
Şimdi ne konuşabiliriz, ne konuşalım falan. Bunlara bir şey söyleyeyim mi? Söylemeyecekmişim ama. Aslında söylemiyorum. Arkadaşlar, şimdi kimle ne konuşacağınıza göre değişir tamam mı bu? Bakarım karşımdakine insan mı diye. Şimdi zamanlama çok önemli. Mesela en sevdiğim benim, ben hep bunu yapıyorum. Uzayınca bir şey verdiğim örnek gibi. Benim şimdi biraz telefonda işim var. Realist diyeceğim parantez içerisinde. Sizle sonra görüşelim falan. Ya da mesela siz ne diyebilirsiniz kendi işinize göre falan.
Birazdan toplantım var ama seni gördüğüme sevindim. Ne bu? Saygı plus sınır. Şimdi ton çok önemli demiştik. Nötr ve hafif mizahi. Ama ironi de olsa hafif sarkastik abartmadan. Ben bunu bazen abartıyorum. Kendime de neyi batırayım? Çuvalızı. He bakın aynen öyle onlar. Çok önemli.
Herkese yapacağınız smalltalk farklıdır. Bu kodu çözmek, anlamak gerekiyor. Fırıncayla yapacağın smalltalk ile hastayla yapacağın smalltalk aynı değil. Mesela ben hastayla smalltalk yapıyorum. Hastayla smalltalk yaptığınızda arkadaşlar, o hastalık %25 daha hızlı iyileşiyor. Hasta %50 daha mutlu çıkıyor kapıdan. Bakın ben asla serum yapmıyorum diyorum gereksiz yere fakat hiçbir hastam da memnuniyetsiz olarak niye bana serum yapmadın diye çıkmıyor kapıdan. Çünkü ben ona oturup tüm muayenesini yapıp anlatıyorum. Neden yapmadığımı, niye böyle olduğunu, tıbbi olarak gerekli olmadığını. Yani kendisi benim onu başımdan savmak için yapmadığımı hissettiğinde diyor ki tamam bu doktor benimle ilgilendi ve benim tıbbi olarak seruma ihtiyacım yok.
Ben şimdi ne yapacağım? İlaçlarımı içeceğim. Eve gidip dinleneceğim. Çorbamı içeceğim. Hatta diyorum ki şu çorbayı içip bunu yap, şunu yap. Youtube'dan bunu izle falan. Böyle söyler söylüyorum anlayana. Tabii ki yaşlı teyzeye Youtube'dan bunu izle demiyorum. Torununu çağır diyorum. Torununu var mı diyorum. Bunu diyorum. Şunu diyorum. Anlatıyorum her şeyi. İşte eşine diyorum yormayın kadınla falan. Bunu deyince diyorlar. İlla hep eşim yoruyor. Evet ya. E bir şey yapmayacak. Bu kadar basit diyorum. Tamam mı? Böyle böyle. Yani o tonu karşınızdakine göre ayarlayıp aynı nöronu yapıp karşımızdakinin enerjisini okuyacağız.
Gözlerini kaçırıyorsa arkadaşlar daha fazla derinleşmeyeceğiz tamam mı? Keseceğiz orada keseceğiz. Bak çok güzel başka bir şey. Empatik eko. Karşımızdakinin söylediklerinden yola çıkarak echoing yapacağız. Yani yumuşak bir karşılık vereceğiz. Kedilerim var şöyle böyle diyorsan aa kedilerim var demek. O zaman sabah alarmına ihtiyacın yoktur.
Hayır yani durun. Şey mesela, kedilerin var diyorsa, aa öyle mi? Onlar da her gün biskit yapıyor mu? Şimdi İngilizce'de şey var, making biscuit. Hani kediler patileriyle böyle dokunur ya, onlara işte making biscuit deniyor. Türkçesi de kurabiye yapıyorum değil de, Türkçesi de hamur yoğuruyorum. Hah, aynen. Şimdi bir de, burada güzel başka bir şey var. Anlamlı geçiş. Arkadaşlar, dışarıdasınız tamam mı? Böyle flirt veya date'e uygun bir yer. Birileriyle ilk kez tanışacaksınız. Bir partiye gittiniz.
Smalltalk'tan daha derin sohbete geçerken, burada bir safe word vardır. Her ilişkide bir safe word vardır ya, o da onun gibi. Şimdi, burada bir teklif gerekir. İzin ve o izin alınması. Smalltalk'tan derine geçerken, bir böyle bir, o teklifi nasıl biliyor musunuz? Ya, çok hoşuma gitti bu Smalltalk, diyebilirsiniz mesela.
Ya, seninle aslında uzun uzun konuşmak istedim falan gibi. Ama bunu kendi tonunuzda, otantikliğinizde yaparsınız. Bunlara çalışın arkadaşlar. Çünkü bunlara çalışmak ayıp değil. Utanılacak bir şey yok. Öğreneceğiz, geliştireceğiz, tamam mı? Ne konuşabiliriz arkadaşlar? Ben oraya gittim, buraya gittim, şuraya gittim değil tabii ki ama ortak mekan deneyimleri olabilir. Günlük ritüeller, akutüel, amanötül konular, işte film, müzik, tatil planları falan. Ama dediğim gibi yine potansiyel bir şekilde, snob gibi, ben buraya gittim, şuraya gittim falan konu sen değilsin şu an ya.
Konu Dünya ve Gezegen. Tamam mı? Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Saturn, Uranüs, Neptün. İsteyen varsa İnstagram'da smalltalkehliyeti diye bir videom var. Orada baş harfleriyle bir kod yazdım. Gidip o koda bakabilirsiniz aşağılarda. Bir sene önce falan postum.
Eee bilgi böyle bir şey. Çin'de de olsa gidip alacaksın arkadaşlar. Ne konuşmayacağız? Arkadaşlar politika, futbol, siyaset. Tamam mı? Diyebilirsiniz ki bu gündemden sonra ben konuşurum politika. Siz bilirsiniz. Ama bu genel kanı. İlk 5 dakika içerisinde sistem eleştirisi yapmamak. Ben şey zamanı, gündem zamanı böyle bazen gıcık olduğum kişileri gördüğüm anda başladım o. Hak, hukuk, adalet. Hak, hukuk, hukuk. Bakıyor böyle smol soluk yok ama. Her şeyi ona bağlıyorum. Her şeyi ona bağlıyorum falan.
Bazen tabii gerekiyor bence de böyle yapmak. Devam. Sağlık problemleri arkadaşlar. The motto konusu olmamalı. Benim de tiroidlerim var falan da falan şöyle böyle. Ya ben anlıyorum karşılıklı doktor olunca anlıyorum. Bu zaten yılların serzenişi yani. Ben yapmıyorum ilk bunu ama harbi çok yoruyor. Parasal detaylar, ekonomik durumlar, işte kira ne kadar falan filan. Ya zaten burada mıyız hala ya? Yani hani benim o insanla medeniyete ihtiyacım yok bana kiramı soran insanla.
İstemiyorum ya. Çünkü o medeni değil. Tamam hadi kolaylar. Tabii bunu konuşmuştuk işte. Bunlar için Deep Talk'a randevu verilmesi lazım arkadaşlar. Nasıldı bölüm? Nasıldı? Ben eğlendim. Benim eğlendiğim bölümler güzel oluyor diye düşünüyorum. Sizi seviyorum ya. I love you. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.