Podcast

antep fatihi dr. beyran güleç’ten antep gastro awards ⭐️⭐️⭐️

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kahramanımız takipçilerini dinledi ve mentalini toplamak, fiziksel, duygusal tüm açlıklarını gidermek için Antep'e doğru yola çıktı... Peki başına neler geldi dersiniz??? Neler yedim, nerede yedim, nasıl yedim hepppsini anlattım bu bölümde. Dinlerken not almayı, Antep'e gittiğinizde benim için de bir porsiyon yemeyi unutmayın! Öptümmm 😘😘😘








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.947 kelime · ~25 dk okuma

Peribacısı Fakültesi, size kötü bir haberim var. Sizin tarafınızdan, Evet tarafınızdan, Instagram'da yapılan kan testlerim sonucunda, laboratuvar testlerinin hepsinden çıkan sonuç üzerine Antep Deficiency'den Antep fıstıklığı tanısa aldım. Ve sek çocuğunun Antep'e bir uçak bileti olduğunu anlayınca herkes seferber edip nöbet çıkışı, annem babamı İstanbul'dan alıp Antep'e gidiyorum. Yani birazdan şimdi nöbete gideceğim. Tamam mı? Bakın saat şu an 7.34. Benim nöbetim 8'de başlıyor. Ben mikrofonu bırakıp arkadaşlar hazırlanıp yanıma bir gece önceden hazırladığım yani satın aldığım yemeklerimi de alıp nöbete gideceğim. 23 dakika içerisinde. Yaparım bunu ben. Boşuna hızlı değiliz. Sadece hızlı konuşmuyoruz.

Bizden hızlısı nerede bilmiyorum. Bana atarsanız İnstagram'dan göreceğim diğerlerden. Boş duruyor. Elleriniz boş duruyor. Bu ara az çalışıyorsunuz. Birbirimize İspanyol rugbycu atmayı bıraktık. Ne oldu? Şimdi arkadaşlar, akademik biri olarak bilirsiniz ki, ne yaptım tabii ki. Öncelikle sizden gelen Antep listelerini bir güzel birleştirdim. Benim ablam bu arada muhteşem ITN yapıyor.

Bunu Excel'e falan harika şeyler yapıyor. Hani bir görseniz, size bir gün Instagram'dan atacağım onları. Babamlara bir yere gitmeden önce ne kadar saat yürümek isterler, ne kadar gezmek isterler, müze mi istiyorlar, yoksa yemek mi istiyorlar, yoksa işte sinema mı, tiyatro mu, ne istiyor? Böyle yemeklerde hangi mutfağı tercih ediyor? Hepsini bir anket yapıyor, anketin sonucuna göre bir altyazı çıkarıyor falan. Böyle efsane bir kız yani. Ben o kadar yapmıyorum fakat ben de sizden aldığım tüm trickleri birleştirdim. Antep'li arkadaşlarıma teyit ettirdim. Bir de Chachapiti'ye sordum ama bu konuda gerçekten Chachapiti'ye güvenmiyorum. Size çok daha fazla güveniyorum. Ve doğruymuş arkadaşlar. Elimdeki liste doğruymuş. Her birini tek tek inceleyeceğiz. Mikrofonu anneme uzatacağım, mikrofonu babama uzatacağım. Herkese soracağım beklentiniz neydi, kaç oldu diye.

Transkriptin tamamını oku

ASMR yapacağız ve Tasting'i bulacağız arkadaşlar. Neden Antep baklavasının ne özelliği varmış da bu kadar da çıtırtı patırtı neymiş bu tantana bunların hepsini? En dürüst gurman yorumlarını benim radyomda göreceksiniz. İddia ediyorum. Hazırsanız giriyoruz Antep'in hamamlarına. Başlasın şölen! Hadi bye!

Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Arkadaşlar, ben tam bu muhteşem planları kurarken hayatımda benim için başka bir planım varmış. Ailemle beraber havalimanına gittim uykusuzluğu falan size anlattığım storylerde o anki micro krizlerimi ve bir baktım ki hiçbir mikrofonu yanıma almamışım. Ben gidecektim, anneme soracaktım, yediklerimi babama soracaktım, değerlendirecektik böyle gurmanlar olarak falan böyle

çıtırtıları size çekecektim ASMR yapacaktım falan filan olmadı çünkü hiçbir şey almamışım yanıma ama sonra dedim ki Tuba sayenizde söyledim bu arada bunu çünkü siz de bana bunu çok yazdınız bu bir işaret git tadını çıkar zaten sen bunalmıştın sürekli bir şey üret sürekli bir şey yap e ne güzel işte git sadece yemek ye böyle yaptım ve bugün size dünyanın en kısa zamanda yapılmış en iyi Antep gastronomi rehberini sunuyorum Ama öncesinde neredeyse bir hafta oldu arkadaşlar. Bu arada ne oldu? Ben kaç kilo aldım? Ne yaptım? Ne ettim? Hangi metakognisyonla? Neyi çözdüm? Neyi aradım? Bir şeyler soracağım size kısa kısa tamam mı? Bunları paylaşmam lazım. Çünkü bunları paylaşmazsam bir hafta sonra başka şeyler olacak. Onları da paylaşmam gerekecek tamam mı? Yani Antep rehberi öncesi birazcık T'yi vereceğim. Hazır mısınız?

Arkadaşlar Antep'e gittiğimden beri farkındaysanız sürekli bir aksiyon içerisindeyim, sürekli bir adreninin peşindeyim. Ya yemeklerden serotonin, dopamin alıyorum ya da gidiyorum oradan buraya zıplıyorum falan filan. Evet fark ettiniz, ilacı bıraktım. Böyle söylenir mi? Ya bunda bir şey yok. Şimdi, bende hiperaktivite var. Bunu hepimiz biliyoruz zaten aşikar. Okey, tamam. Peki, hiperaktivite var da ben niye ilaç kullandım, şimdi niye bırakıyorum? Kısa bir şey açıklayacağım size. Bir insanın sağlıklı olması için öncelikle en önemli şey ne? Arkadaşlar, uyku. Düzenli, en az 8 saat uyku. Çok önemli, tamam mı? Sonra ne arkadaşlar? Düzgün yemek.

Sonra spor, sonra insani ilişkiler, sağlıklı olanlar. Gelin görün ki bunların bende hiçbiri şu an için yok. Ne uyku uyuyabiliyorum nöbetlerden, ne insan gibi yemek yiyebiliyorum. Saçma sapan şeyler yiyordum. Zaten sağlıklı insan ilişkilerim burada yok. Yapayalnızım. Yaylaya çıkıyorum yalnızlıktan. Bir de üzerine spor da yok burada. Atamıyorum enerjimi. Öyle olunca zihnim hararet yapıyordu.

Hiperaktivitemi atamadığım için. Normalde sağlıklı bir insan gibi yani kendi düzenimde yaşasam bir şeye ihtiyacım olmuyor. Çünkü ben de yüksek işlevli. Yani işlevlerimi yerine getirebiliyorum herhangi bir ilaç kullanmadan. Hiperaktivite anlamında söylüyorum. ADHD diyebilirsiniz. Bunların hepsi spektrumda. Ben şu anda hani daha kolay anlaşılsın diye belli jargonu kullanıyorum. Öyle söyleyeyim tamam mı? Hepsi farklı. Hani mesela bende de kateksikliği yok. Tam tersi hiperfokus var falan.

Geçtim bunları. Gereksiz bilgi. Tuba geç. Neyse arkadaşlar. Ben de bunların hiçbiri olmadığı için beynim hararet yapmaya başlamıştı. O yüzden de ben ilaç kullandım. Ama ADHD'nin sadece iki tane ilacı yok yani. Sadece konserte ve televizyondan dönmüyor bu işler. Başka ilaçlar da var. Ben ondan kullanmıştım ve artık istifa edeceğim zamanlara yaklaşıyoruz ya. Ben dedim ki, ben biraz daha bu enerjimi atabileceğim falan yere doğru evireyim.

Ve yemeğime de biraz dikkat edeyim. Biraz da işte aksiyon yapacağım. Antep'e gideceğim. Oradan oraya gidelim falan filan. Hallederim ya. Dedim şu ilacı bırakayım falan. Tamam mı? Bıraktım ilacı. Farkındaysanız ilacı bıraktığımdan beri bir enerji patlaması yaşıyorum. Özlemişim bunu da. Çünkü ben normalde böyleyim. İlacı aldığımda tüm fonksiyonlarım azalıyordu. Şu anlamda söylüyorum.

Her ayet yapmasın diye hem az yiyorum hem az hareket ediyorum falan böyle yaşıyorum. Bu arada sakın ama sakın bakın ADHD ilaçları böyle yapar, bu böyle falan değil. Herkesin farklılığı, herkese farklı etki edebilir. Benim kullandığım ilaç mesela %30 insanı etki ediyor, herkes etmiyor falan tamam mı? Sakın buradan örnek alıp da böyle böyle. Bunu yapmayacağınız için bunları rahat anlatıyorum tamam mı? İlaç almadığımda ise hem çok yorum hem çok hareket ediyorum falan. Hayattan daha fazla doyum alıyordum. Bu her zaman böyle değil. Gerçekten çok ihtiyacım vardı ilaç zamanına o anda ve bana ilaç gibi geldi. Ama şu anda işte hayatımı dengeye oturtturmaya başlayacağım için dedim ki tamam şimdi kendim olabilirim. Çünkü tek başıma kendim de olabiliyorum dengeliyken tamam mı? Burada böyle bir ayrım var. İlaca doktor kontrolünde başlayıp doktor kontrolünde bıraktım falan filan. Bunları söylememe gerek yok zaten.

Bu sene zarfında bir şey daha oldu ve benim için çok büyük bir aynalama oldu. Analitik zekası, matematiksel zekası yüksek fakat duygusal zekası gerçekten yerlerde olan biriyle tanıştım. Ve bu kişi sayesinde gerçekten yaptığım rahatsız edici ne varsa hepsini gördüm. Benim için çok iyi oldu. Hayat arkadaşlar genel olarak bu sene karşıma hep kimleri çıkardı biliyor musunuz? Beni aynalayan insanları. Bunda bir olayı vardır ama önemli değil. Ben sonuca bakıyorum.

Kendimin yaptığı, insanları rahatsız eden, bana yapıldığına rahatsız olduğum birçok hareketi görüyorum ve aa bak ben buyum diyorum. Mesela gerçekten bir eleştiri yapacağım kendim hakkında. Annem babam bana hep diyor ki Tuğba çok baskılıyorsun konuşurken, çok baskılıyorsun, bize konuşma fırsatı vermiyorsun. Ben dedim ne alaka ya falan filan. Ama ne yapıyordum biliyor musunuz? Bir konu hakkında ailem ağzını açıyor ya, şimdi ben de biliyorum ya falan.

Böyle yani bilip bilmek istemeyeceklerin ne varsa o konu hakkında tüm detayları böyle pat pat pat. Ya bir dur, bir dur. Belki o kadar bilgi istemiyorlar ki, belki ilgilenmiyorlar bile. O al diyor, ben ne yaparsam yapayım. Gidiyorum, konuyu böyle kendi bilgilerimle alakalı seçiyorum. Ya istemiyor insanlar bunları. Mesela bu podcast'i de anlatıyorum ama podcast'im ikili bir konuşma değil ya, diyalog değil yani. Monolog, ben konuşuyorum. İstemiyorsanız kapatırsınız, gidersiniz. Ağzını sıktın dersin, gidersin. Ama ikili konuşmalar da öyle olmuyor. Ayrıca onlar ikili...

bir münasebet yani hani karşımdakini de o anlamda bir alan açmam gerekiyor. Ayrıca sürekli bunu biliyor musun şunu biliyor musun şöyle böyle işte ben metekoklisyon diyorum işte critical thinking falan ya istemiyor bunu gördüm. Bundan sonra dikkat edeceğim gerçekten kimseye istediğimden fazla bilgi vermeyeceğim iki ilişkilerde buradan bahsetmiyorum yine tamam mı onu söyleyeyim. Kapatırsın zenginlik.

Sonra arkadaşlar, başka bir şey daha anladım. Ve bu anladığımı size söyleyince diyeceksiniz ki, bunu yeni mi anladın? İşte bunu yeni anladığım için zaten bunu yeni anlıyorum. Şimdi şöyle, ilacı bıraktım ya, bir de adrenalinden de kopunca, işte gerindömete gelince falan böyle yaklaşık 28 saattir falan düşünüyorum, tamam. Sonra da işte dedim ki en son, Keşke aptal olsaydım. Certrude'a bağladım. Söyledim saçmalama. Zekanın tüm nimetlerini yiyorsun. Sonra oturup da böyle diyemezsin. Sonra neyi fark ettim biliyor musunuz? Şareler sonucu kendimle babamı falan da aradım. Beni tanıyan birkaç arkadaşımı aradım. Sordum falan. Henüz terapistimle görüşemedim bu konuyu. O biliyordur zaten de. Ben kendim aydım işte. Arkadaşlar zekanın türleri var biliyorsunuz. İşte yaratıcı zeka, bedensel zeka, müzikal zeka, kişilere sosyal zeka, duygusal zeka, doğasal, mekansal zeka falan. Tamam mı? İş güzel. Yok öyle değil. Değitsel zeka, allahımsal zeka. Neyse arkadaşlar, sonuç olarak benim hangisi yüksektir? Tahmin edebiliyorsunuz değil mi? İşte, analitik, matematiksel yüksek, mantıksal yüksek, yaratıcı zeka yüksek, bedensel... Ama ney çok kötü? Çok kötü yani. Duygusal zeka, kişiler arası zeka ve sosyal zeka. Bakın, sosyal medya zekası değil. Sosyal... Hadi ya. Ve arkadaşlar, çocukluğumda, yani doğduğumda, hele 2-3 sene önceye kadar duygusal zekam çok kötüydü yani. Çok kötü.

Ve sonra ben fark ettim ki, Tuba, sen daha aptal olmayı dilemek yerine, git gerçekten aptal olduğun zekalarını geliştir canım. Önce buna bak bir. O yüzden dedim ki, beni zorlayan şey, bazı zeka türlerinin çok yüksekliğinden ziyade, aradaki dengesizlik. Bunu yeni mi anladın diyebilirsiniz. Evet, yeni anladım ya. Yeni anladım. Çünkü insan bazen karıştırıyor. Atıyorum işte, sürekli okuyorum, okuyorum, farkında değil mi? Sanıyorsun ki farkında olduğun için duygusal. Hayır. Ya da işte sosyal medyada nasıl viral olacağını biliyorum, bir şeyin yaratıcısını falan. Onu sanıyorsun ki işte anlıyorsun insanı. Hayır abi, o o değil. Ben böyle sanıyordum arkadaşlar. Kabul ediyorum. Aslında biliyordum da sosyal ilişkilerle kötü olduğumu. Biliyordum da uyumlanamadığımı falan. Ama duygusaldim ki ama bu kadar kötü olduğunu kabul etmekte niye bu kadar zorlandım bilmiyorum. Neyse, bu bölümü sadece Antep'le ilgili olacaktı ama işte hayat.

Şu anda da bunlarla çok meşgul olduğum için bunu size söylemek istedim. Son bir şey daha bulduğumu söyleyeceğim ve bölüme geçeceğim. Ben bu konuyu taktığım için şunu da düşünüyordum. İşte benim beraber olmam gereken kişi nasıl olmalı, benden zeki mi olmalı falan filan. Böyle düşünüyordum tamam mı? Ne buldum biliyor musunuz? Bu hayatta bence en güzel kod şu arkadaşlar. Gerçekten %80'lere varan yüksek bir duygusal zeka ve belli bir alanda yüksek zihinsel kapasite tamam mı?

Diğeri tam tersi değil yani. Bendeki olanlık tam tersi ve bence o hiç değil. O çok yoruyor ve işte o dengesizlik oluyor. Kontrol edemiyorsun falan filan. Böyle yetişkin olamıyorsun yani. Ben bunu da fark ettim. Hala yetişkin değilim mesela. Yetişkin olacağım inşallah. Ben geç ergenliğe girdim. Geç de yetişkinliğe giriyorum. Bunu da söylüyorum yani. Bunu da anladım. Yapacak bir şey yok. Halledeceğiz onu da. Diyor ki sorunun çözümü olarak Niçe Bey, yeni değerlerle hayatını özgürleştirdikten sonra onu olduğu gibi kabul edeceksin.

Mutluluk, mutsuzluk, ızdırap, can sıkıntısı ve sevinç. Birbirinden ayrılamayan metafizik güçler olduğuna göre... ...sana kalan düşünsel evrimini yaptıktan sonra... ...hayatını, kaderini sevmen olacak. Kaderini sev derken bunu demek istiyor yani. Sana sunulan, göklenilen kaderden bahsetmiyor sadece, tamam mı?

Ben de ilerleyen dönemlerde hazır olduğumda beraber olacağım en iyi eşleşmeyi şöyle düşündüm. Yüksek duygusal zeka, tamam mı? Bu mutlaka olması gerekiyor, mutlaka. Ki beni ehliyleştirsin, lafa bak. Şaka yaptım. Mutlaka olması gerekiyor. Aynı zamanda işte dediğim gibi belirli bir alanda yüksek zihinsel kapasite olacak. Ve çok önemli, alçak gönüllü bir kendiliğe sahip olacak, tamam mı? Self.

Yani benden daha az entelektüel olabilir ya, benden daha az bir şeyleri merakı veya ilgisi olabilir, daha az bilebilir. Fakat öğrenmeye açık olacak. Böyle hani analiz bağımlısı olmasın, her şeyi böyle PowerPoint sorusu gibi yapmayalım ama duygusal olarak beni taşıyabilsin. Beni taşıyabilsin. Bu lafa değil ama anladınız demek istediğim işte. Yani mesela ben babamı arıyorum her türlü sıkıntımda. Babam böyle beni sakinleştiriyor ve diyor ki mesela ben bu zeka konusunda da işte ne bileyim kendim duygusal zekam, dış konuşu, işte bazı savunma mekanizmaları falan aradım tamam mı sıkıntıdayım ama baba, baba bir şey var çabuk. Klepte yanlış bir şey geliyor. Babam diyor ki tamam sakin ol, sakin ol. Yarın değişebilir bu. Sen bulursun, düşünürsün, bulursun falan.

Beni böyle sakin tarafa çekiyor. Bahsettiğim şey bu. Söylediğim her şeyi o an anlamıyor da olabilir yani. Anlamlandırması gerekmiyor da zaten. Ayrıca bu eşleşmeye olacak insanın kendiyle derdi olmayan biri olması lazım, tamam mı? Herkesin kendine derdi var da. Bence anlatıyorum ne demek istediğimi. Ve küçümsemeyen bir güce sahip olacak. Böyle... Doktor

Güneş radyo. arkadaşlar bana muhteşem tavsiyeler verdiniz o kadar iyiydi ki kimi görsem diyorum ki taksiye biniyoruz ben buraya gideceğim şey yapacağım ya diyor siz diyor dolu gelmişsiniz dedim herhalde ne sanıyorsunuz herhalde Ve şöyle bir hayal geçti yani, düşünsenize Türkiye'deki böyle en güzel yemekleri olan yerlere gitsem, şu arada mesela bence Mardin var, Urfa var, Diyarbakır var. Gitsem buralara ve hep sizin söylediğiniz yerlere gitsem, sonra ben böyle bir liste oluştursam, bunu böyle postatsam falan filan. Bence harika bir şey olur. Toplu böyle kolektif bir çalışma yapmış oluruz. Hepimiz için 1 milyon olur diye düşünüyorum. Benim göbeğim için de 1 milyon olur, kalçam için de 1 milyon olur.

Yani ben dedim buraya gideyim istediniz ki hayır şuraya git falan filan. Çok iyi bir yönlendirmeydi. Koyduğum her şey en memnun kaldıklarımdı. Memnun kalmadığım birkaç yer oldu. Onları da koymadım. Çünkü kimseye gidip eleştirmek istemiyorum burada. Sonuçta ben bir şey değilim yani.

Neyse, benim bir şey olmamla da alakası yok. İstemedim öyle yapmak. O yüzden de koymadım. Sizi bu podcast'ı dinlerken ben eş zamanlı olarak Instagram'da bir de post çıkacağım. Böyle yerlerin ismini falan, detayları yazacağım. En çok istediğiniz şeyi bunu yapacağım. Siz de aynı zamanda kulağınızda bunu dinleyin ki daha güzel bir betimleme olsun istiyorum. Şimdi, biz arkadaşlar uçaktan indik. Tamam mı? Otele gideceğiz. Ama otele gitmiyoruz. İstanbul'da

bir tane Antep restoranı var, tamam mı? Acıbadem'de, bilen bilir. Ben burayı çok seviyorum ve her fırsatta İstanbul'a gittiğimde oraya giderim. Orada güzel bir yuvalama yerim. Çiğ köftesi çok güzel yerim. Ama çiğ köftesi etli çiğ köfte. Ben etli çiğ köfte sevmiyorum. Etsiz çiğ köfte seviyorum tadından ötürü. Etli çiğ yemekle ilgilisi yok. Neyse yuvalama yerim. Orada güzel böyle dolmalar falan da var. Fakat arkadaşlar orada içtiğim beyranın Antep'te içtiğim beyranla alakası yok.

Bir kere eti böyle löp diye koymuyorlar falan, her şey farklı. Ben o ilk gün o yemeği yedikten sonra bir de üzerine Yeni Dünya kebabı yedim, bir de simit kebabı yedim. Burada Sakıp Usta'da yedim bunları. Sakıp Usta o saatte yani akşam saatlerinde orada açık olan tek beyrenci falandı.

O yüzden ona gittim. Sonrasında da çok doğru karar verdiğimi anladım. Çok güzeldi. Şöyle bir disclaimer vereyim ki, ben tek kebap sevmiyorum. Yani tek et, tam sadece biftek olarak seviyorum. Tavuk tavuk olarak seviyorum. Onun dışında yani böyle et et et değil. Etin yanında sebze olacak, karışık olacak, tatlar böyle ağzında mix olacak. Anlatabiliyor muyum? Anlatamadım. Ağzım ıslandı.

Harmoni olacak. Anlatabiliyor muyum arkadaşlar? Hamileler dinlemesin. Bölüm başında vermem gereken Disclaimer'ı şimdi vereyim. Hiç yoktan iyidir diye düşünüyorum. 1-0'dan büyüktür. Sonra küçük Mumbai yedim arkadaşlar. Mumbai'ın küçüğü. Adana'da ben Mumbai'ı yiyememiştim. Çok beğenmemiştim ama burada küçüktü. Ve annem acıdan ötürü hiçbir yemeği ilk başta yiyemedi. O kadar acı geldi ki ona. Ama ben çok seviyorum acıyı. Çok seviyorum. Çok seviyorum. Sonra ben sordum kendi kendime.

Sonra dedim ki söz ver kendine uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin. Arkadaşlar dedim ki bu I'm Tep yemekleri neden güzel? Neden? Tamam mı? Varolsal kriz direk. Şaka. Neyse. Sonra bunu sordum. Tabii ki tarih bilgim yok genel olarak. Gerçekten çok eksik.

Coğrafya da öyle. Araştırdım, sonuçta uzay çoğu. GPT bana dedi ki... Şimdi birincisi, yanlışlık varsa düzeltin, yazın bana DM'den. İpek yolu buradan geçiyor, yani baharatlar, tamam mı? En güzel baharatlar burada. En iyi salça burada. Neden? Güneşten. Güneş öyle güzel kurutuyor ki...

Salçayı, baharatları, kuru dolmanın dolmasını, her şeyi. Suyu farklı, havası farklı, nem yok. Ondan sonra Kuvayi Milliye zamanları. Bu da Atatürk'ün orada anayevi var ya, oraya gidince babam anlattı. Benim babamın tarihi çok iyi, özelce olduğu için. Oturup her şeyi anlatıyor bana böyle isteyince. Şimdi ben önceden merak etmiyordum, şu an merak ediyorum. Daha çok bilmek istiyorum herhalde ondan. Sayenizde bir de yani. Çünkü insanın tarihi bilmesi gerekiyor. İnsan kendi tarihini bilmeli ya. Arkadaşlar neyse.

Kuvayi Milye'den sonra, şimdi Antep çok güzel, böyle halk toplanması falan başarılar. Oradaki analar da askerleri en besleyici şekilde doyurmak için en lezzetli yemekleri, en az malzemeyle, en az derken işte elimdeki olan malzemeyle yapmaya çalışmış. O yüzden baharatlar tatlandırmışlar. Ya da mesela oradaki bulgur, pilav neyse işte o güneşte kuruyor ya onun tadı farklı oluyor. Her şeyin tadı bir tık iyi olunca toplam kümretif tat çok

Ayrı bir şey oluyor yani damağında öyle bir lezzet bırakıyor ki. O yüzden Antep'te yapılan yemekle aynı yemek, aynı malzemelerle bile yapılsa İstanbul'da farklı. Çünkü suyu, hava, farklı yani bunlar. Değiştiriyor o ayerasyon. Arkadaşlar, neyse işte kulağın eminliği, sonrası falan bu analar. Mesela nohut dürüm yapmış, tamam mı? Nohut ne arkadaşlar? Protein. Şimdi niye yok nohut? Bir de aşağıdan da gelen bir şey var ya hani tam böyle Mezopotamya'nın ortasında tüm böyle kültürlerin birleşimi. Ben mesela Lübnan mutfağına bayılırım. Oradan alıyor, oradan alıyor, oradan alıyor falan.

Ya şahane bir şeydi ya. Yani ben en çok Japon mutfağını seviyorum tamam mı? Üç mutfağımı sayayım size. En birinci, Japon mutfağı çok seviyorum.

İki, İspanyol mutfağı. Çok severim yine. Üç, Türk mutfağı. Ve Türk mutfağında en çok Ege, Akdeniz ve Antep. Güneydoğu Anadolu değil bakın, Antep. Çünkü neden? Ben çok dedim ya et sevmiyorum ama Güneydoğu Anadolu daha hani bildiğim kadarıyla bakın yanlış olabilirim. Et falan. Şimdi ben Malatya'ya gideceğim. İlk kez gibi diyelim. Çünkü daha önce gittiğimde sadece 3 saat falan kaldı. Malatyalıyım biliyorsunuz ama gitmedim. Bu habere şöyle vermiş olayım. Canım arkadaşım Turan'ın kütüphanesini açmaya gidiyorum.

Malatya. Ve gittiğimde orada da bir lezzet turu yapmak istiyorum. Bir de vişneye sarma falan filan. Yani kendi topraklarım anlıyor musunuz? Hiç köyümüz falan yok orada. Kimsemiz yok. Ama olsun. Arap girliyim. Orada üzümleri falan çok güzel Arap girdi. Gideyim de. Ne demiştim arkadaşlar? En çok sevdiğim Ege, Akdeniz ve Antep mutfağı. Tamam mı? Ben bunu bilerek gittim. Fakat daha önce hiç niye gitmedim bilmiyorum. Sakip Usta'dan çıktık. Metanete gittik. Katmer yemeğe. Fakat bakın çok önemli bir uyarı. Antep'te bir sürü metanet var.

Birazcık orada böyle, birazcık bir böyle kandırmaca var arkadaşlar. Dümenden böyle bir şeyler var, haberiniz olsun, tamam mı? Dikkat edin, gelmeyin dümene. Ben yanlış metanetle yedim ama hangi metanetle gitsem burası doğru metanet falan diyor bana. Ve ben yanlışla yedime eminim ama doğruyu da bulamadım. Doğrusu bir tane kebapçısı varmış, beyrancısı. Karşısında da katmercisi varmış. Ben katmer sevmiyorum zaten çok ama o yüzden illa oraya gideyim olmadım. Beyranı da orada içemedim, aklımda kaldığı bir dahaki dişime.

Bir dahaki girişime daha uzun zaman kalmayı düşünüyorum ve sıfasına da gitmeyi istiyorum. Antep'in hamamları gerçekten sağlasın. Şu külhanları istiyorum arkadaşlar. Hoşgörün mahallesinin dip dibe dip damları. Ay bir de Antep'e gittiğin an ailene gelen o Antep şiirisi perileri hemen diyor ki, en tepli misiniz? Anne! Evet, en tepli.

Neyse arkadaşlar. Bu arada düşünmedim değil ya. Bir böyle düşündüm. Ben şimdi Antep'i yazmıştım ya ilkime. İlkime. İlk tercihime. Acaba Antep'e gitsem orada Antep'li biriyle falan nasıl olur diye. Sürekli yemek yerdik karşılıklı falan düşündüm. O zaman yani. Ben Alberto'dan devam edelim. Bu arada bu datesel durumları ayrıntılı ayrıntılı anlatmamaya karar verdim. Çünkü tanıştığım birisi bunu böyle

Sürekli ağabey bundan konuşuyor. Hayır rezalet, midem bulandı. Yemek bu benim ağabey. Midem bulandı. O yüzden yapmayacağım bunu. Yapmayacağım. Çok itici. Kendimi çok itici buldum. Ben benden hoşlanan biri olsam ve böyle şeyler yazsa... Tamam bu kontenttir, okey falan ama yani başka kontentler de var. Niye bunu yapıyorum? Yapmayacağım. Burada konuşalım. Buraya bulaşmasınlar. Yasaklayacağım. Bu arada nasıl bu kadar yedim? Nasıl midem aldı? Çünkü sadece tadım yaptım. Siz sanıyorsunuz ki hepsini yiyorum sonra... Hayır. Baklavadan çok yedim. Lahmacunun bir tanesini yedim. Diğerlerini tadım yaptım.

İki çatal aldım, üç çatal aldım. Bu kadar. Nohut dürüm. Sadece ısırık aldım, ekmeğini yemedim mesela. Böyle yapa yapa gezdim. Çünkü hepsinin tadına bakmak istiyorum. O yüzden sadece tadına baktım. Arkadaşlar şöyle bir şey söylemek isterim ki, kime desem ki İmam Çağdaş'a gideceğim diye. Ay sakın gitme oraya, sakın gitme oraya. Neden? Ben çok beğendim. Tamam okey, çok popüler olabilir. Popüler kültürün en çok gidilen yerleri olabilir ama bence hak ediyor. Hem ortam çok güzel, böyle dekorasyon çok güzel. Bence gidip görülmesi gerekiyor yani. Ben sadece Ali Naziğ'ini yedim. O da kıymadan.

ama çok hoştu yani yediğim en iyi şeylerden bir tanesiydi ya o altındaki yoğurdu falan filan yani mutlaka bir misafirim olsa Antep'e götüreceğim giderim İmam Çağdaş'ta ayı nazik yedirtirim onu ona onu ona oradan çıktık nereye gittik arkadaşlar yesemek yemesek mi yesek mi Burada da şu an şimdi sayamayacağım sayısız yöresel yemek var. Bence mutlaka gidilmeli. Ve tadım tabağı yapmışlar. Harikaydı. İşte mezelerden, sıcaklardan, yuvalama, ekşili, çorba, şu bu falan. Zaten Antep'te ne var? Acı, ekşi ve... Başka ne kaldı ki? Umami diyorum.

Acı ve ekşi işte. Muhteşem. Bu ikisi ancak... Harika. YSMR'de tam puan veriyorum. Tam puan veriyorum arkadaşlar. Şu ana kadar 10'da 10 gidiyoruz. Buradan çıktık. Nereye gittik? Annemin tutturduğu... Ben ciğer yiyeceğim. Ben askere gideceğim. Ben de geleceğim canım. Gittik ciğer yemeye. Ben ciğer yiyemiyorum. Sadece raw liver yiyebiliyorum. Yani çiğ ciğer yiyebiliyorum. Ciğerci Mustafa'daki beyefendi de bunu söyledi. Dedi ki, bakın ben pişmiş yiyemem. Dedi ki, nasıl yani abla? Abla nasıl yani? Anlatmaya çalışıyorum, anlatamıyorum falan. Çiğ yani diyor, çok pişmiş falan. Neyse.

Ben yine yiyemedim, kıyır kıyırdı. Dediler ki o zaman şunu dene, ciğer kavurması. Ciğer kavurmasında iyice o ciğerleri böyle doğuruyorlar sanırım. Anlamıyorum çok etten bu anlamda. Ve dediler ki bana, löküs ciğere git, löküs ciğere git. Löküs ciğer varmış, oraya gitmedim arkadaşlar. Oraya da gitmeyi isterdim. Ama benim ciğere karşı bir afinitem olmadığı için yani hani böyle

ve ailem sağ olsun benim açlığımı doyurmaya gittiğimiz için ben nereye diyorsam oraya gittiler. Ailem beğendi fakat ailem de daha iyisini yemiş. Hem de İstanbul'da. Sadece Arnavut ciğeri de değil. Benzer yapılan ciğerden daha iyisini yemiş. O yüzden ailem burayı beğendi fakat Antep'e misafir götürsem ilk beşimde olmaz. Ama ağlama ve karşılama okey. Güzeldi, teşekkür ederiz. Ve oradan çıktık. Nereye gittik? Kesinlikle Antep'e birini götürecek olsam ilk üçümde. Mutfak Sanatları Merkezi. Harika. Dünya üzerinde yediğim en iyi çorba. Gezegenin en iyi çorbası. Yuvalama. Şaka şaka. Ana yemeği. Dünya'nın en iyi yemeklerinden yuvalama. Bakın İstanbul'dakinden fark edebiliyor musunuz? O etler küçücük küçücük arkadaşlar. Küçük küçük. Böyle yani emek var. Emek dolu dolu. Bizim İstanbul'daki böyle köfte gibi, taa köfte gibi koymuyorlar içine.

Yoğurdu, kıvamı, sunumu... Harika! Harika! 10'da 10! Muhteşem! Orada yediğim içli köfte de çok iyi. Yemeyecektim onu ama yani o kadar güzel gözüküyordu ki orada yiyemediğim bir şey içimde kaldı, zeytinyağlı tabağı. İçimde kaldı. O an gözüm döndü yuvalamadan, söyleyemedim. Ve sonra nereye gittik? The Glorious Koçak Baklava. Ne yaptım biliyor musunuz oradaki evimde? Şimdi ben yedim yedim orada baklava video koydum ya, el insaf yani ben de insanım. Hastanede arkadaşlarım görüyor, nöbet tutuyorlar. Arkadaşlar muhteşem bir servis, reklam falan değil. Zaten sevda biliyorsunuz bu. Yemek sevdası. Ben gittim orada yemek yiyince kargolattım hastaneye. Benden önce hastaneye gitti. Ve orada nöbette kim varsa o arkadaşlarım yemiş oldu. Efsane bir olay. Bu Zeki'nin aldığı şöbetlediğim gibi orada da yapılıyor.

Anitep'in böyle güzel yanı var. Gidiyorsunuz, oraya diyorsunuz ki, paket yapın, kargolayabilir miyim bunları? Her şeyimizde kargoluyorlar. İstediğinizde kargoluyorlar. Ve arkadaşlar, ben baklava sevmiyordum. Hâlâ çok sevmiyorum. Sevmiyorum tatlı, neyse. Rengli olduğum zamanlar falan filan iyi gidiyor. Ama onun dışında aramıyorum. Yiyeceksem böyle sütlü tatlı, işte güllaç, sütlaç falan böyle şeyler. Ama bu baklava çok ilginç bir şey yani. Buradakinin tadının güzel olmasında arkasındaki emek de yatıyor.

İstanbul'dakiler emek vermiyor mu? Tabii ki veriyor tamam da oraya gidiyorum ya orada böyle o babam anlattı bir de kat kat kat kat yapıyorlarmış baklavayı da öyle böyle falan bir de işte o oradaki fıstığın direkt kavrulup gelmesi bilmiyorum farklıydı tadı sade yağ yapıyorlarmış bir de sade yağ Ghee, İngilizcesi. Efsaneydi arkadaşlar baklava. Gittiğimde yerim bir daha. İstanbul'da ya da burada yiyeceğimi düşünmüyorum. Bir de şerbeti de farklı bence. Glukos şurubu falan filan öyle şeyler. Ben şerbet konusunda da çok bilgili değilim ama var bir farklılık şerbetinde de. Mesela belki sıcakken dökünce farklı, soğukken dökünce farklı. Malzeme kalitesi farklı. Bir de yanında keçi sütü getiriyor. Harika oluyor. Öyle yani.

Oradan gittik biraz yer açmak için müze falan gezdik. Zeugma harika bir müzeydi. Çok şey öğrendim. O kız var ya Çingeneköz, işte o ilk bulunan eser. Sonra gerisi bulunuyor, tüm antik kent. Ben bu antik kenti anlatmaya kalksam, şu an bir 5-10 dakikada anlatmak isterim. Çünkü üstün körü geçmek istemiyorum. Onu konuşur muyuz? Çok sanmıyorum. Aklıma bir gerisi anlatırım ama çok güzeldi. Valla arkeolojiye daha önce merakım çok yoktu. Gezdikçe oluyordu. İtalya'da Pompei'de falan da öyle olmuştu. Ooo falan çok şaşırmıştım. Çok hoşuma gitti şimdi de. Öyle yani söyleyeyim dedim.

Tavsiyemdir yani tavsiyem. Oradan çıktık sürekli gidin gidin dediğiniz son durak olarak Kasap Selçuk'a gittik. Son durak dediğim ilk günün son durağı. Kasap Selçuk güzeldi böyle şey. Hemen seriyorlar önünüze kağıt servis. Sonra salata falan koyuyorlar. Hoş bir yer. Ama arkadaşlar ben öyle et yiyorum İstanbul'da zaten. Antep'te onun için yani yine misafirlerimi Antep'e götürecek olsam oraya götürmem. Ama güzel. Salata falan güzeldi. Salatasını ve ayranını çok övüyorlardı. O ikisi güzeldi evet.

Bir de ortam güzel işte. Sonra mutlaka içmemiz gereken bir yer vardı kahveyi, tamiz kahvesi. Ambiyans güzel ama kahvesini de bence... Güzel dediğimi anlatabiliyor muyum? Gitmek lazım, görmek lazım çünkü tarihi bir yer. Kahvesinin tadı için değildi bence. Ortam, ambiyans.

İçin gidilir. Güzeldi çünkü. Evet. Biraz sinirdik arkadaşlar. Geldik ikinci sabaha. Acıkmıştım baya. Çok heyecanlıydım. Çünkü peynir müzesine kahvaltıya gidiyoruz. Yani nereye? Udma'ya. Önce kocaman bir tepsi... Soğuk geldi tamam mı? Kocaman. Yani bir kere gözünüzü doyuruyor. En sevdiğim şey.

Açıkladı hepsini. Hayatımda ilk kez işte kaymak oturtma mı neydi unuttum. Bastırma mı? Batırma mı? Öyle bir şey. İlk kez duydum bunları. O kadar heyecanlıyım ki. Hayatımda ilk kez gördüğüm şeyler ağzıma girecek. Tadacağım onları. Dadanmam böyle tadı. Of çok heyecanlıyım. Yani bu reseptörlere mi heyecanlıyım? Sustum. Ve Antep peyniri. Antep peyniri. Bu arada ben daha önce bu kadar doğuya gitmedim hiç.

Dimendo Antep şu an. Yani yurt dışından bahsetmiyorum, Türkiye içerisinde. Sıcak, sıcak kurulmuş peynir ilk kez yedim. Çok güzel bir olaymış, bunu gördüm. Ciğer kavurmayı da burada yedim. Yani illa ciğer yemek zorundaysam, mecbursam ciğer kavurmaya okey olurum. Ama yine tercih edeceğim bir şey değil. Damak tadım olarak söylüyorum. Sonrasında oradan sonra nereye gidip biliyor musunuz?

Sürekli gidin gidin dediniz, gidin dediniz. Zeki'yi yine alıp gittik, şöbiyet yedik. Arkadaşlar şöbiyet diye bir tatlı varmış ve güzelmiş. Bayıldım. Ama orada bayıldım. Bir daha yer miyim? Şöbiyet yemem. Çünkü sanmıyorum ki o şöbiyetin oradakiyle aynı oluşunu. Şükürler olsun ki bu kadar iyi yapamıyorlar. Ve sonra, çift renkli kahve diye bir şey var. Kahveci Seddar diye. Çok sıcaktı hava. Çok sıcak olduğu için biraz bunaltıcıydı. Ama kahvesi güzeldi. Bence bunun kahvesi tamisten daha iyiydi kahve olarak. Ama bunun da ortamı akşam güzel olur.

Oradan çıktık. Bu sefer de işte o olay olan lahmacuncuya gittik. Çıtır lahmacun. Ben beğendim. Sarımsaklı falan oluşunu. Ama ben lahmacun çok sevmiyorum. Kurtarıcı bir yemek. Yurt dışında falan da yani çok acıktınız, bir yemek bulamıyorsunuz. Ben buluyorum ama genelde yanımdaki insanlar seçiciyse yemek konusunda, lahmacun öyle bir yemek bence. Çok da güzel. Kalorisi de yine ekmeğe göre az.

Güzeldi ama daha ilerini yedim. Şimdi paylaşmadığım ama gittiğim bir yer daha var. O yerde de yaşadığım sıkıntıysa söyleyeceğim. Şimdi beni anlayacaksınız, bakın. Şimdi bazı mekanlar var arkadaşlar, tamam mı? Bunu öncelikle alışveriş yaptığımız markalardan örneklendirmek istiyorum. Böyle high-end, luxury markaları düşünün. Fior, Mora Fiano falan, tamam mı? Düşünün bunları. Mermez falan. Burada satıcılar ne yapıyor arkadaşlar bilinçli olarak? Mesafeyle ya da somurtgan davranıyorlar değil mi? Bunun bir adı var. Selective Aloofness. Ya da halk arasında Snob Selling diye geçiyor. Yani burnu havada satıcılık. Ya da işte Luxury Attitude. Bu niye yapılıyor? Çünkü... Bu, o lüks markanın kendi statüsünü koruma amacıyla yaptığı bir davranış, tamam mı? Satıcı potansiyel müşteriyi test ediyor gibi davranıyor. Ya da işte, herkese karşı sıcak ve hoşgörülü olmak yerine, böyle onların tabirleriyle söylüyorum. Müşteri de bu statüye layık mı, değil mi, onu sorgulayan bir tavır. Müşteride de bu ne yapıyor? Onaylanma ihtiyacı, ait olma arzusu yaratıyor. O yüzden almayacağı şeyi de alıyor. Kendi kanıtlama çabasına giriyor.

Ya da restoranda diyelim ki açtırmayacağı şeyi açtırıyor falan. Tamam mı? Böyle bir şey. Ne diyor mesela satıcı orada? Sana ilgisizim çünkü sen o kadar özel değilsin. Kendini özel hissetmek istiyorsan o zaman şu şeyi açtır.

Kendini özel hissetmek istiyorsan, en ucuz ikinci şarabı değil, en pahalı ikinci şarabı. Söyle var ya o, the second cheapest wine diye bir olay var. Gidersin, en ucuz şarabı seçmezsin, en ucuz ikinci şarabı seçersin. Kendini kötü hissetmemek için falan. Bunu bilerek yaptırtıyorlar. Müşteri günün sonunda, kendinin ispatlanma dürüstlüğüyle o markayı daha da fazla istiyor. Status symboli alışverişinde işe yarıyor falan filan. Fakat... Bu gerçekten bazı markalara yakışıyor. Sen gidip Antep'te, insanların o şekilde bir yarışa girmeyeceği bir yerde ya da İstanbul'da bir kuaförde de başıma bu geldi. Alakan olmayan kişileri böyle koyup bunu yaptırınca snob selling yapmıyorsun. Sadece pretentious duruyorsun ve çok çiğ duruyor çiğ. Snoblukla yakışmadı arkadaşlar.

Ben oraya gitmişim, kibarca istediğimi söylüyorum. Diyorum ki mesela, annemle babam yemek yiyemeyecek. Sadece ben yiyeceğim, bir şey yiyeceğim, kalkacağım. Ben ona söyledim ya, ona istediğini vermedim ya. Arkadaşlar, annemin sorduğu soruya cevap vermedi. Annem, ne kadar güzel yapmışsınız burayı falan filan dedi böyle bir hanım için. Cevap vermedi annemin söylediği soruya.

Başta bir cevap verdim, vermedim. Annem böyle tekrar baktı suratına. Asla muhatap olmuyor. Asla. Gerçekten müşterisine değer veren bir yerde, hiçbir zaman bunu görmedim. Tam tersi. Bakın alışveriş markalarından bahsetmiyorum. Burası restoran. İkisi farklı. Böyle o kadar güzel karşılaşıyorsunuz ki İstanbul'da en güzel yerlere gittiğinizde. Böyle odur çünkü ya. Medeniyet odur. Bu yaptığınız bu değil. İkisi karıştırıyorsunuz işi. Neyse sonra annem tabii ki kalktı ki hemen. Anne dedi ki böyle bir şey kabul etmiyorum.

Bir de annemi suçluyor. Diyor ki, yok öyle değildir Ofa. Dedik tamam açık yapmanızı istemiyoruz teşekkür ederiz deyip kalktık gittik. Öyle yerleri paylaşmadım. Fakat başınıza böyle bir şey gelirse bilin ki bu sizle ilgili değil, onların gerçekten görmemişliği ile ilgili. Bunun üzerine daha fazla konuşmak isterim. Biliyorum ilginizi çekiyor. Sizi seviyorum. Dünyanın en güzel yemeklerini yediğimiz günlerde görüşmek üzere. Çünkü bu kız yemek için yaşıyor. I love you and I eat you. I rub you.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)