
1.338 kelime · ~7 dk okuma
Bir bodrum katındasınız. Zifiri karanlık. Sadece ayak sesleriniz duyuluyor önce. Fakat her adımda dizlerinize kadar suya gömülüyorsunuz. Fakat bu su bildiğimiz gibi değil. İçinde ölüm var. Elinizdeki küçük fener arızalanıyor bir anda. Loş bir titreme hissediyorsunuz. Sonra... Sonra yine karanlık.
Başınızın üstünde onlarca tonluk bir tavan var. Tavanın hemen üstündeyse eriyen bir çekirdek. Atomların parçalandığı, ölümün neredeyse ışık hızında hareket ettiği bir yer. Zamanla yarışıyorsunuz artık. Çünkü o çekirdek birkaç dakika içinde bu suya düşebilir. Ve bu gerçekleşirse ölen sadece siz olmayacaksınız. Koskoca bir şehir, yani Minsk yok olacak.
Avrupa kıtası binlerce yıl boyunca yaşanılmaz hale gelecek. Ve siz sadece vanaları açmakla görevlisiniz. Saniyeler içinde ölebileceğinizi biliyorsunuz. Ama durmuyorsunuz.
İşte bu bir süper kahraman filminin senaryosu ya da bir hayal ürünü değildi. Bu gerçeğin ta kendisiydi. Bugün dünya tarihinin en büyük felaketlerinden birini engelleyen 3 isimsiz kahramanın hikayesini anlatacağım size. 26 Nisan 1986'da gezegenin başına gelen en korkunç felaketlerden birisini, Çernobil felaketini konuşacağız bu bölümde. Koruyucu kıyafetleriniz hazırsa hadi başlayalım.
26 Nisan 1986. Ukrayna'daki Çernobil nükleer santralinde yaşanan patlama anında onlarca kişi hayatını kaybetmişti. Üstelik aradan geçen 30 yıldan sonra geriye baktığımızda çok geniş bir coğrafyada on binlerce kişinin bu felaket nedeniyle hayatını kaybettiğini biliyoruz. Fakat inanır mısınız çok ucuz atlatmışız.
İnsanlığı kıyamete giden uçurumun köşesinden çekip alan üç tane kahramandı. Eğer onlar olmasaydı bu sayı milyonları bulacaktı belki de. Türkiye'nin kuzeyi de dahil olmak üzere birçok ülkede yaşam sonsuza dek sona erecekti. O üç kahraman olmasaydı belki de biz olmayacaktık ya da çok ciddi hastalıklarla dünyaya gelmiş olacaktık.
Bu kahramanların hikayesini anlatacağım size işte. Ama öncesinde kısaca Çernobil'de ne olmuştu ona bir bakalım. Çernobil'de yaşanan bir nükleer buhar patlamasıydı. Santralin su soğutma sistemi arızalandı. Radyoaktif reaktörün alt kısmında bir göl oluşmuştu.
Soğutma olmadığı için de reaktör çekirdeğinin üstünü kapatmak için kullanılan bron ve kum karışımı tabaka ciddi bir ısıya maruz kalıp lav haline almıştı. Dolayısıyla reaktörün çekirdeğinin bu su gölüne düşmesi an meselesiydi. Bunun neden önemli olduğunu şöyle açıklayayım size. Bahsettiğimiz çekirdeğin ısısı o kadar yüksek olacaktı ki bu su birikintisine düştüğü anda suyun tamamı anında buharlaşacaktı. İşte bu da nükleer buhar patlaması dediğimiz korkunç olayı ortaya çıkaracaktı. Bu da buharla birlikte tüm radyasyonun havaya karışmasına ve Avrupa, Asya ve Afrika'ya kadar yayılmasına yol açacaktı.
Radyasyonun yayılması kadar bu patlamanın kuvveti de çok önemliydi bu arada. Sovyet fizikçi Vasily Nesterenko şöyle ifade ediyordu bu büyüklüğü. Uzmanlarımız bu olasılığı incelediler. Sonuçlara göre ortaya çıkacak olan yıkıcı güç 3 ila 5 megaton seviyesinde olacaktı. Çernebil'den 320 km uzaklıktaki Minsk şehri tamamen yeryüzünden silinecekti.
Kıta Avrupa'sının büyük bir kısmı, binlerce yıl herhangi bir canlının yaşamasına uygun olmayacak bir şekilde zarar görecekti. Şimdi 3-5 megaton denince bazılarınıza pek bir şey ifade etmemiş olabilir. O yüzden bu büyüklüğü bir örnekle açıklamak istiyorum. 1 megaton, 1 milyon kiloton'a denk geliyor.
Hiroshima'ya atılan ve 150.000 civarında insanın ölmesine neden olan atom bombasının kuvveti 15.000 kilotondu. Yani 5 megaton demek Hiroshima'ya atılan atom bombasının aynısından neredeyse 350 tanesinin daha aynı anda patlaması anlamına geliyordu. Yaşanabilecek
yıkımı bir hayal edin. Tüm dünya için korkunç bir senaryo bu. Sadece insanlığı değil tüm canlı yaşamı etkileyecek korkunç bir yok oluş. Ama işte bu bir şekilde önlenmişti. Peki ama nasıl? Hadi onun üzerine konuşalım biraz da. Bahsettiğim gibi reaktör çekirdeğinin altında bir göl oluşmuştu. Ve o göl patlamaya hazır bir saatli bomba gibiydi. Eğer çekirdek o suya düşseydi Avrupa'nın kaderi birkaç saniyede çizilecekti.
Dolayısıyla bu suyun tahliye edilmesi gerekiyordu. Ama kolay bir iş değildi bu. Reaktördeki su vanalarının yerini sadece birkaç kişi biliyordu. Onlardan birisi ise bir makine mühendisi olan Alexei Anenen koydu. Vanalara ulaşma görevi kendisine teklif edildiğinde açıkça istersen bu görevi reddedebilirsin bile denmişti.
Fakat Alexei, nasıl reddedebilirim ki? Vanaların yerini bilen tek kişi benim diyerek yanıtlamıştı bu soruyu. Bunun üzerine ufak bir ekip kuruldu reaktör içerisinde. Ananenko'nun yanına iki kişi daha görevlendirildi. Valery Bespalov ve Vardiya şefi Boris Beranov. Bu üç kişi sadece insanlığın değil, gezegenin de tarihini değiştirecek kritik bir karar vermişlerdi.
reaktör çekirdeğinin altındaki alana gidecek, o gölün içine girecek ve su vanalarına ulaşacaklardı. Karanlık ve tehlikeli görev için her şey hazırdı. Bu üç insan yaşamı kurtarabilmek için canlarını ortaya atacaktı. Görev esnasında neler yaşandığını da anlatacağım tabii size. Fakat burada kısa bir ara verelim. Kendimizi bu gerileme hazırlasak hiç de fena olmaz.
Evet, Ananenko, Bespalov ve Beranov'un tehlikeli görevi için zaman akmaya başlamıştı. Tahliye vanasını bulmak için her şeyden önce özel koruyucu kıyafetlerini giydiler. Artık hazırlardı. Ölüme meydan okuyacak göreve doğru adım atmışlardı.
Ananenko, Bespalov ve Beranov reaktörün altında bulunan alandan geçti ve karanlığa doğru yürümeye başladı böylece. Beton koridorun ardından alana geçtiler önce. İlk adımlarda ayak bileklerinden başlayan su ilerledikçe dizlerine ulaştı. Birkaç dakika içinde su bel hizalarına kadar gelmişti. Fakat bu su bildiğimiz her şeyden farklıydı. Zira içinde ölüm vardı.
Başlarının üstünde eriyen bir çekirdek bulunuyordu bir kere. Ellerinde harita, ortamda da ışık yoktu. Sadece zihinlerinde kalmış bir plana ve basit gibi duyulan bir göreve sahiptiler. Su tahliye vanasını bul, suyu boşalt, işi bitir.
Adımlar ilerledikçe sular da yükselmişti. Üç görevli sanki çamur zemine gömülmüş gibi yürüyordu artık. Fenerleri arızalı, koruyucu kıyafetlerinin vizörleri buğulanmıştı. Oda o kadar karanlıktı ki birbirlerini neredeyse göremiyorlardı. O esnada Beranov bir şey gördüğünü zannediyordu. Durun durun, sol tarafta bir şey gördüm sanki.
Bu karanlıkta nasıl bulacağız ki dolayı? Şşş! Ayıplanmakla kaybedecek vaktimiz yok yoldaş beranım. İlerlemeye devam etmeliyiz. Odadaki uzun boru hattı düz mü yoksa kıvrımlı mı anlaşılmıyordu karanlıktan. Fakat zaman akıyordu. Tavandan bir damla düşüyor. Odadaki derin sessizliği inletiyordu sesi. Derken Ananenko'nun bastırılmış bir çığlığa benzeyen sesi yankılandı. Durun! Galiba buldum. Bana burada bir yerlerde olmadı.
Metal buz gibiydi. Elleri titriyordu. Bulduğu ya yanlış vanaysa? Ya fazla ses çıkarıp çekirdeğin düşmesine sebep olursa? Daha da kötüsü, bu vana ya çalışmıyorsa?
İşte o andan itibaren herkes susmuştu. Dünya durmuştu sanki. Sadece nefes sesleri duyuluyordu odada. Ananenko ağır hareketlerle çevirdi bu anayı. Milim milim. Ve bir gıcırtı. Burunun içinde bir titreşim hissedildi aniden. İçinde durdukları su hareketlenmeye başladı yavaşça.
Bunun üzerine Ananenko kendinden daha emin bir şekilde çevirdi banı. Ve en nihayetinde su tahliye olmaya başladı. Bu işlemden sonraki birkaç gün içinde milyonlarca ton su tahliye edildi Çernobil'den. Başarısız olmaları durumunda neler yaşanacağına dair birçok bilimsel makalede yayınlandı sonrasında. Sonuçlar ciddi anlamda ürkütücüydü. Öyle ki bir kıtanın yaşanamaz hale gelmesi dahi söz konusuydu.
Diğer yandan felaketin önlenmesinde sadece bu 3 kişi sorumlu değildi elbette. Bölgede canları pahasına mücadele eden askerler ve itfaiyeciler de inanılmaz büyük fedakarlık göstermişti. Ancak bu itfaiyeci ve askerlere tehlikeden asla bahsedilmemişti o sırada. Basit bir yangın olduğu tebliğ edilmişti kendilerine sadece. Diğer yandan o zamanki Sovyetler Birliği hükümeti bu olayı günlerce dünyadan ve hatta kendi halkından da saklamıştı.
Sırf ülkenin itibarı gölgelenmesin diye on binlerce insanın ölmesine, kanser olmasına göz yummuşlardı. Buna rağmen Ananenko, Bespalov ve Berenov'un fedakarlıklarının neden bu kadar önemli olduğunun altını daha kalın bir çizgiyle çizmek gerekiyor. Zira onlara ölüm riskinden bahsedilmişti. İşin ciddiyetini ve en ufak bir aksilikte saniyeler içinde ölebileceklerini biliyorlardı yani.
Buna rağmen o görevi kabul ettiler. İlerleyen yıllarda Ananenko, Bespalov ve Berenov'un tam olarak neler yaşadığını ise bilmiyorduk. Uzun yıllar boyunca tam olarak nerede oldukları ve ne yaptıkları gizli kalmıştı. Bazı kaynaklar onların görev sırasında ya da birkaç gün sonrasında hayatını kaybettiğini öne sürüyordu. Hatta bu belirsizlik yıllarca anlatılan hikayelere ve dizilere de yansımıştı. Ancak artık daha net bilgilere sahibiz.
Vanaları açmak için bodruma inen üç kişiden biri olan Vardiya şefi Boris Baranov 2005 yılında geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. Diğer iki mühendis Aleksey Ananenko ve Valery Bespalov ise hayatta kaldılar. Hatta bu iki isme yıllar sonra Ukrayna devleti tarafından Ukrayna Kahramanı unvanı dahi verildi. Alexei Anonenko'nun halen nükleer enerji alanında danışmanlık yaptığı da çeşitli güvenilir kaynaklarda yer alıyor. Kısacası zamanla kaybolmuş gibi görünen bu kahramanlar hayattaydı. Öyle sessizce yaşamaya devam ettiler. Onlara dair efsanelerin yerini şimdi belgelenmiş gerçekler alıyor.
Yıllar sonra gelen bu açıklık bile bize bu insanların kahramanlıklarının sadece yaptıkları fedakarlıkla değil, gösterişten uzak duruşlarında da gizli olduğunu hatırlatıyor. Ve asıl kahramanların ışıltılı pelerinlerden ya da süper güçlerden ibaret olmadığını kanıtlıyor bize. Kahramanların herkes tehlikeden kaçtığı sırada sessizce ortaya çıktıklarını gösteriyorlar. Evet, gerçek kahramanlar aslında aramızda. Askerler, öğretmenler, doktorlar, bilim insanları. İnsanlığa inancımızı her gün bir kez daha pekiştiren insanlar. İyi ki varlar.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.