Podcast

112 - Tertemiz Oldu: Hijyenin Kısa Tarihi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İçgüdüsel olarak temiz olmayı, etrafımızı temiz görmeyi, kendimizi temiz hissetmeyi istiyoruz. Zihnimiz bu şekilde daha rahat ve huzurlu kalabiliyor. Peki insanlığın hijyen konusundaki hassasiyeti nasıl gelişti? Nasıl hijyen tanrıçası Hygieia’dan, sosyal medyadaki ASMR etkili temizlik videolarına kadar geldi temizlik alışkanlıklarımız?



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Hazal Beril Çam

Ses Tasarımı ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media



Bu bölüm Arçelik hakkında reklam içerir.

Arçelik NEO Çamaşır Makinesi hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayın.


Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

2.302 kelime · ~12 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Burada mıydı ya? Vay be! Arkadaşlar, inanır mısınız? Ta pandemi zamanlarından kalan bir kağıt çıktı çekmecemden. Of ya, bak ne acayip zamanlardı hatırlayınca şimdi. Bu kağıtta mesela ellerimizi nasıl yıkamamız gerektiği resimlerle anlatılıyor. Ne o, hatırlamadınız mı? Üzgünüm arkadaşlar, ben hatırladıysam siz de hatırlamak durumundasınız. Ne de olsa 112 bölümdür birlikte yolculuk ediyoruz. Gelin şimdi ben size detaylarıyla hatırlatayım şu el yıkama kağıdını.

Her direktifi anlatmayacağım tabii ki. Mesela, ilk adım. Elinizi suyla ıslatın. Yani zaten nasıl olacak ki kuru kuruya? Neyse. Şöyle bol sabun alalım şimdi de. Bu arada elinizi sabunlarken de suyu kapatmayı unutmayın. Çevreci bilinç olmazsa olmazımız biliyorsunuz.

Transkriptin tamamını oku

Evet, sol elimizle sağ elimizin üstünü, daha sonra da sağ elimizle sol elimizin üstünü şöyle bir güzel çitleyelim. Şöyle parmak aralarını falan iyice sabunluyoruz. Baş parmakları da ovalayalım. Parmak uçlarını da avuç içimizde ovalıyoruz. Bak ben bunu ara ara unutuyordum pandemi zamanlarında. İyi ki yazmışım değil mi? Şimdi de bol suyla yıkıyoruz.

Ve tamam. Musluğu da kağıt havluyla kapatıyormuşuz. Tamam işte bu kadar. Hatırladığımız iyi oldu. Çocukken bize ilk öğretilen pratiklerden biriydi bu halbuki değil mi? Yemekten ve tuvaletten sonra ellerimizi yıkamak. Hatta yemekten önce de yıkamak.

Pandemi döneminde televizyonlarda sürekli karşımıza çıkan hijyenin önemi temalı videolardan, umumi tuvaletlere asılan ellerimizi nasıl yıkamalıyız gibi yönlendirici levhalara kadar her şeyi başa sarıyoruz gibi hissetmeye başlamıştı çoğumuz. Hijyen 101. Bildiğimiz hiçbir şey doğru değil. Ellerimizi yıllardır yanlış yıkıyormuşuz diye garip bir paniğe bile kapılmıştık.

Dezenfektanlar mı dersin? Kolonyalar mı? Dirsekle selamlaşma mı dersin? Efendim ne vardı başka? Sosyal mesafeler mi? Günde 25 kere elimize kolonya boca ettiğimizde bütün mikropların tek tek hakkından geliyormuşuz gibi rahatlıyorduk öyle değil mi? Temizlik yapma sıklığımızdaki artışı bir hatırlayın. Bir nevi hijyenin anlamı değişmişti bizim için. Peki ne yatıyordu bunun temelinde? Hijyen neydi? Ve ne oldu bizim için?

Bu sorunun yanıtını verebilmek için çok eskilere, her zaman olduğu gibi ta böyle antik zamanlara, antik Yunan'a kadar gitmemiz gerekiyor. Zira bu hijyen mevzusu neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Geldik yine uğrak mekanlarımızdan Olimpos Dağı'nın eteklerine. Sizlere Yunan mitolojisinde tıbbın ve sağlığın tanrısı Asklepios'la kızı Hayciyan'ın hikayesini anlatacağım. Günlerden bir gün Güneş, ışık ve kehanet tanrısı Apollon, Tesalya kralının kızı Koron ise aşık olur. Ancak her şeye olduğu gibi aşkına da şüpheyle yaklaşır Apollon.

Bundandır ki kutsal kuşu Kuzgun'u gönderir fani dünyaya kendisine haber iletmesi için. Kuzgun döndüğünde Apollon'a iyi haberler getirmez. Söylediğine göre birlikteliklerinin ardından Koronis karnında Apollon'un çocuğunu taşırken başkasıyla evlenir. Bu duruma çok öfkelenen Apollon Koronis ve kocasını öldürmesi için kardeşi Artemis'i görevlendirir.

Artemis oklarıyla aşıkları yaraladıktan sonra onları ateşe atarak yakmaya başlar. Öfkesini ancak küle çevirerek dindireceğini düşünen Apollon tam o sırada Koronis'in kendinden hamile olduğunu öğrenir. çocuğunu kurtarmak için onu alevlerin arasından çıkarır. Koronis çoktan hayata gözlerini yummuş olsa da ateşlerin arasından ölüme meydan okuyan bir çocuk çıkar. Üzerinde hiçbir çizik dahi olmayan cap canlı bir erkek çocuğu. Bu bebek bir fani olarak dünyaya gelmesine rağmen ölümsüzlüğün sembolü ateş sınavını geçip ölümsüzler arasındaki yerini alan sağlık tanrısı Asklepios'tur.

Ask ve Piyos zaman içinde sağlığın kaynağı olan doğanın sırlarını şifalı otlardan ve sulardan faydalanmayı öğrenerek hastaları iyileştirmeye başlayan usta bir hekim haline gelir. Atina'daki herkesin derdine derman olan biri haline gelmiştir artık. Ancak gün geçtikçe bu gücünü doğanın kanunlarına karşı kullanmaya yeltenir. İnsanlara şifa dağıtarak ömürlerinin uzamasını sağlamak ona yetmediğinden Ölüleri diriltmeye başlar. Doğanın dengesini tersine çeviren bu müdahalesi ölüm tanrısı Hades'i çok sinirlendirir.

Asklepios'un bizzat tanrıların tanrısı Zeus'un atları tarafından öldürülen Hippolytos'u diriltmesi Olympos'un zirvesinde kendisine karşı bir öfkenin doğmasına yol açar. Bunun üzerine Zeus doğal düzeni bozduğu için Asklepios'u cezalandırmaya karar verir ve yıldırımlarını yollayarak onu öldürtüyor. Rivayet odur ki Asklepios'un o sırada yazdığı reçete bir otun üzerine düşüp toprağa karışır ve her derde deva sarımsak meydana gelir. Asklepios'un ölümünden sonra hekimlik sanatını kızı Hayce'ya ve oğulları sürdürmeye başlar. Doğanın kanunları içerisinde insanlara şifa dağıtmaya devam ederler. İşte şifalı sular, kaplıcalar, fizik tedavi gibi bir takım yöntemlerin yanı sıra telkin, eğlence ve müzik gibi insanın ruhuna da iyi gelen tedavileri keşfedip hekimliği ileri götürürler.

derken Atina'da bir veba salgını patlak verir. Salgının yarattığı hijyen sorunu üzerine Tanrıça Hayci'ya sadece vebanın tedavisi için değil, hastalığa sebep olan koşullar ve onlardan nasıl korunulabileceği üzerine de çalışmalar yapar. Hastalıklardan korunma ve sağlıklı yaşamın devamlılığını sağlamak için gece gündüz çalışır. Bugün hala aynı anlamda kullandığımız hijyen kelimesinin çıkış noktası da tahmin edebileceğiniz gibi buradan geliyor arkadaşlar. Hayciya heykel ve rölyeflerde genellikle bir elinde yılan diğerinde ise kaseyle tasvir ediliyor. Görmüşsünüzdür bu şekli. Bu kasede buğday, bal ve yağdan oluşan

iyileştirici bir içecek olduğuna inanılmış ve zamanla eczacıların simgesi olarak kullanılmaya başlanmış. Birçok sanat eserinde bu tasvirin hala kullanıldığını da görebiliriz. İşte hijyen tanrıçası Haycia, sağlık tanrısı Asklepios'un hastalıkları tedavi etmeye yönelik yaklaşımını bir adım daha ileri götürmüş ve hastalık yapan faktörleri bulup onları bertaraf etmeye yönelik çalışmalar yapmış. Üstelik sadece basit temizlik kuralları üzerinde de durmamış. Hava ve çevre kirliliği ya da stres gibi insanı hem fiziksel hem de ruhsal olarak hasta eden faktörleri uzaklaştırmaya yönelik girişimlerde bulunmuş.

Tabii insan sağlığı ve hijyene dair böyle mitolojiden değil tarihten de örnekler verilebilir. Şimdi yine bu yolculuğumuza bir devam edelim ve farklı coğrafyalarda o coğrafyaların kültürüyle temizlik anlayışları arasındaki ilişkiye bir bakalım isterseniz. Çünkü enteresan tasarım ve fikirler çıkıyor bunlara bakınca karşımıza. Babil kazıları sonucunda altı bin yılı aşkın bir süre öncesine ait drenaj ve foseptik sistemleri bulunmuş. Altı bin yıl. Bu arkeolojik çalışmalar bize gösteriyor ki dünyanın çeşitli yerlerinde, farklı zamanlarda, farklı kültürlerde gelişmiş tesisat sistemleri tasarlanmış. Ben bir tanesini Azerbaycan ziyaretimde görmüştüm mesela.

Bunu görmedim ama mesela yine M.Ö. 2500'lerde Pakistan'da bulunan Mohenjo-Daro yerleşiminde temiz su temini ve kanalizasyonların boşaltılması için gelişmiş bir sistem kullanılırmış. Burada sürekli akan suyla temizlenen tuvalet sistemleri de sifonlu tuvaletin bilinen ilk örneği aslında.

Bu dönemde Girit adasında da gelişmiş bir tesisat sistemine rastlanıyor arkadaşlar. Minos uygarlığı temiz su girişi ve kirli su çıkışı için yer altına toprak borular döşemiş. Bunu yapan ilk uygarlık olarak biliniyor Giritliler. Peki Roma durur mu hiç Giritlileri görüp de? Asla. M.Ö. 200'lerde Roma İmparatorluğunda dağlardan gelen su dev sarnıçlarda toplanıp kurşun borularla hamamlara, umumi çeşmelere ve evlere dağıtılırmış.

İçme ve yıkanma suyunun temiz olması için de arıtma sistemleri kurmuşlar. 40 kişinin aynı anda kullanabileceği latrinaların yani umumi tuvaletlerin ve toplu temizlenme alanları olan hamamların yapılması da aslında günümüze kadar uzanan hijyen kültlerinden bazıları. Nitekim dünyada hamam deyince bir Roma hamamı bir de Türk hamamı geliyor. Çünkü baktığınızda özellikle İstanbul için konuştuğumuzda işte Doğu Roma, Batı Roma'nın devamı olarak geçtikleri için ta o zamanlardan başlayan böyle bir kültürden de söz edebiliyoruz.

Bölümün başında elimizi sabunla şöyle güzel bir çitilemiştik ya. E sabunu da anlatayım hemen size o zaman. M.Ö. 2800'lerde Babil'de kullanılmış ilk sabun. M.Ö. 2800 yani neredeyse 5000 yıla yakın bir zaman olmuş. Yıkanmak için keçi yağı ve kül karışımını kullanan bu Babililer sabun yapma yöntemini bir de kil tabletlere yazmışlar, kaydetmişler bunları.

Bu arada benzer şekilde Mısırlılar, Fenikeliler ve Romalıların da yine sabunu ya da buna benzeyen temizlik maddelerini kullandığını biliyoruz. Veba, çiçek, frengi, kolera, tifüs ve cüzzam gibi bilhassa hijyen yetersizliğinden kaynaklı birçok salgın hastalıkla mücadele eden uygarlıklar çeşitli yeni yöntemler keşfetmişler. Örneğin iki sene öncesi kabusumuz olan o karantina uygulaması 15. yüzyılda Venedik'te bulunanlar için son derece normaldi. O dönem gemilerle yapılan ticaretin merkeziydi Venedik. Fakat aynı dönemde Avrupa'yı bir veba korkusu da sarmıştı. Dolayısıyla limana öyle istediğiniz gibi girip çıkamıyordunuz. Limanlara yanaşan gemilerin mürettebatı 40 gün boyunca gemilerinde karantina altında tutuluyordu. Ancak yine de hastalığın Avrupa'da yayılmasına engel olunamadı.

Zira fareleri karantinada tutamazsınız. E tabi tıp da çok gelişmemişti o zamanlarda. Bütün Avrupa'ya yayılmıştı bu veba illeti. Of, bak insanlık tarihinden veba diye bir şey geçti ya. Modern tıbba ne kadar teşekkür etsek az. Neyse, hijyen ihtiyacı taa milattan önceki tarihlere kadar dayanıyor anlayacağınız. Peki bugünlere nasıl gelindi dersiniz? Şimdi sizinle takvimimizde biraz daha ileriye gidelim.

Sanayi devrimiyle beraber insan gücünün yerini, makine gücünün aldığını biliyoruz. Eski zamanları anlatan filmleri kitapları düşünün. Derenin başında hep beraber böyle ellerinde çamaşır yıkayan kadınlar pek de yabancı bir görüntü değil, değil mi? İşte o dere kenarları kadınların birbiriyle sosyalleştiği bir alanda aynı zamanda başkalarıyla görüşüp sohbet edebildikleri zahmetli ama bir o kadar da keyifli bir uğraştı. Daha sonra çamaşır makinesinin icadıyla bu zahmetli uğraş yerini bir düğmeye bıraktı.

Elektriğin icadından evvel üretilmeye çalışılan çamaşır makinelerine baktığımızda elde yıkama sistemi çok daha pratik gözüküyor açıkçası. Mesela 1800'lü yılların sonuna doğru çevirme koluyla çamaşırları yıkayan bir makine icat edilmiş. Tabii bu makine günümüzde evlerimizde kullandıklarımızdan çok daha farklı. Zaten sadece endüstriyel amaçlarla kullanılmış onlarda. Peki bugün evlerimizde kullandığımız çamaşır makinesine en benzeyeni hangisi dersiniz?

O da 1908 yılında icat edilmiş. Yani 100 yıldan biraz daha fazla bir zaman önce. Ancak bu makinenin pratik bir şekilde herkes tarafından kullanılabilen ve herkesin erişebileceği, ulaşabileceği bir hale gelmesi ta 80'li yılları buluyor. Merdaneli çamaşır makinelerini muhakkak görmüş ya da duymuşsunuzdur. Anneleriniz, anneanneleriniz falan anlatmıştır kesin sizin.

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte kimyanın da gelişmesi bizim hijyen anlayışımızı değiştirdi elbette. Kimyevi maddelerin endüstride kullanılmaya başlamasıyla sabunların yerini de deterjanlar aldı tabii ki. Kir sökücü anlamına gelen deterjan da Belçikalı kimyacı Albert Rechler tarafından 1913 yılında bulundu ve 1917'de Almanya'da satışa sunuldu. Peki neden deterjan daha güçlü bir temizleyici diye sorarsanız, onun için de gelin biraz kimyasına bakalım. Deterjanın içinde bulunan hidrofilik atomlar, suyu çok severken yine içinde bulunan hidrofobik atomlar sudan hiç hoşlanmazlar. Bu feel ve phobie kelimelerini zaten biliyorsunuzdur. İşte hidro da su demek, hidrofil suyu seven, hidrofobik sudan korkan.

Hidrofobik atomlar, suyu sevmedikleri için kendilerini yağ ve kire bağlarken, suyu seven atomlar, hidrofiller yani, yağlı ve kirli atomları temizleyerek götürürler. Böylece çamaşırlarımızda kir filan kalmaz. Ama temizlik ürünlerinden beklentilerimiz de değişti tabii zamanla. Günümüzde daha farklı deterjanlar kullanıyoruz. Mesela içinde kimyasal barındırmayan, organik, natürel temizleyicileri tercih etme eğilimindeyiz artık. Ya da kullandığımız markaların sürdürülebilir bir dünya için yenilikler geliştirmiş olmasını bekliyoruz. E tabii bu beklentilerimiz sadece temizlik malzemelerine değil, kullandığımız araçlara da yansıyor doğal olarak. Mesela çamaşır makinelerimizde daha az enerji, daha az su harcayan modelleri tercih ediyoruz artık.

İşte tam bu noktada bölümümüzün sponsoru Arçelik Neo çamaşır makinesinden bahsetmek istiyorum size. Öncelikle Arçelik Neo çamaşır makinesi, Arçelik'in yapay zeka teknolojisine sahip ilk otonom çamaşır makinesi olma özelliğini taşıyor. Bu ne demek derseniz şu demek. Arçelik Neo entegre akıllı sensörleriyle kumaşın türü, kirlilik seviyesi ve yük miktarını tespit ediyor ve yapay zeka destekli Optimix özelliğiyle çamaşırlarınız için en uygun yıkama programını uyguluyor.

Arçelik Neo aynı zamanda deterjan, su ve enerji tüketimini ideal seviyede tutarken A enerji sınıfındaki ürünlere göre %10 daha az enerji tüketimine sahip. Üstüne üstlük yaşam döngüsü boyunca karbon ayak izini %32 oranında azaltıyor. Ağırlığının %24'ü geri dönüştürülmüş materyallerden oluşan Arçelik Neo, aynı zamanda sorumlu üretim ve tüketim döngüsünde önemli bir yer tutuyor. Hem hijyen hem de sürdürülebilirlik bir arada yani. İklim dostu hareketi başlatan Arçelik, geliştirdiği iklim dostu ürün ve teknolojilerle bu değişime öncülük ediyor.

Eee böyle teknolojiye iyi bir tasarım da yakışır. Tamam biliyorum çoğunuz aileden kalma alışkanlıklarla makinenin üstüne bir örtü atma refleksi gösteriyor. Fakat Arçelik Neo Çamaşır Makinesi estetik açıdan da sizi tatmin ediyor. İçinizde bu makineyi salonun en güzel köşesine koymak isteyenler bile olabilir benden söylemesi. E madem bu kadar hijyen ve temizlikten söz ettik sürekli önümüze düşen ve izlemekten kendimizi alıkoyamadığımız temizlik videolarından da bahsetmeden geçmek olmaz değil mi?

Böyle çöp evleri temizlemeye giden insanların programları vardı televizyonda hatırlar mısınız? Bunların yanı sıra şimdilerde evini böyle dip köşe temizleyenler, yıkayanlar, kıyafetlerinden, buzdolabındaki meyvelere her şeyi renklerine göre ayırıp düzenleyenler ve tabi bunların videolarını izleyen bizler. Neden izliyoruz sizce bu tür videoları? Hatta neden izlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz? Neden kendimiz yapmış kadar haz veriyor bu temizlik ve düzen tipi kategorisindeki videolar bize? Bakın bu konuda bir uzmanın şöyle bir yorumu var. Klinik psikolog Christy Philips diyor ki, ''Beynimiz düzen sever.'' Söylediğine göre çevremizde ne kadar az uyaran olursa zihnimiz o kadar gevşiyor ve rahatlıyor. Dağınıklık arttığındaysa tam tersi bir şekilde huzursuzluk ve rahatsızlık hissi de başlıyor. İşin ilginç tarafı bunu illa gerçek hayatımızda görüp hissetmemize de gerek yok. Ekrandan da olsa temizlenmiş veya düzenlenmiş bir alan gördüğünde zihnimiz aynı şekilde rahatlamış oluyor.

Yani zihnimizi rahatlatmak için illa kendi evimizi temizlememize, kendi dolabımızdaki kıyafetlerimizi renklerine göre dizmemize falan gerek yok. Tabii onu yaparsak da iyi olur ama. İzlediğimizde de aynı tatmini yaşayabiliyoruz sonuçta. Bu videoların beynimizde bir ASMR etkisi yarattığını söyleyen araştırmalar da var. Bunu duymuşsunuzdur, ben daha önce videosunu da yaptım ama bir kere daha üstünden geçeyim. ASMR, İngilizceden kısaltma ama şöyle çevriliyor, Otonom Duyusal Meridyen Tepkisi. kabaca izlediğimiz ve dinlediğimiz içeriklerde yaşadığımız bir rahatlama hissi de diyebiliriz. Bu trend son zamanlarda o kadar popüler oldu ki arama motorlarında en çok aranan ve izlenen videolar arasında artık ASMR içerikleri de var. Gerçek hayatta ertelediğimiz dolap düzenleme işlerimiz, temizlemediğimiz rafların temizlendiğini ekranda görmek ve ertelediklerimizi tırnak içinde tamamlamak bize iyi hissettiriyor. Çünkü videoların sonunda bunların hepsi tamamlanmış oluyor.

Sadece birkaç dakika hatta saniyeden oluşan bu hızlandırılmış videoları izlerken de, ya ben de yapabilirim bunu aslında, hissi yaşıyoruz. Yapmasak bile kendimizi kandırıyoruz. Bu arada ASMR ile ilgili bir bölüm de hazırlamıştım. Geçmişteki arşive bakanlar onu görebilir ya da dinleyebilirler.

Hijyen tanrıcısı Hygieia'dan sosyal medyadaki ASMR etkili temizlik videolarına kadar geldi bizim bu temizlikle ilgili kültürel yaklaşımlarımız, alışkanlıklarımız. Antik çağlardaki hamamlardan pandemi zamanındaki hijyen takıntılarımıza kadar uzanan bir yolculuk bu. Bundan binlerce yıl öncesine göre temizlik alışkanlıklarımız, kültürümüz ve yöntemlerimiz elbette değişti ve değişecek de. Ancak temizliğin ve hijyenin insan sağlığına olan etkisi, bizleri rahatlatan tarafı hala öyle yerinde duruyor.

Hijyen ihtiyacının da en az insanlık tarihi kadar eskiye dayanması da galiba biraz bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Biz içgüdüsel olarak temiz olmayı istiyoruz. Etrafımızı temiz tutmayı, öyle görmeyi istiyoruz. Zihnimiz bu şekilde ancak daha rahat ve daha huzurlu bir hale geliyor.

Umarım insanlık bir daha veba ya da covid gibi bir takım pandemilerle uğraşmaz. Ama tabii ummak yetmiyor. Öyle ya da böyle bunlar belli dönemlerde tekrar edebiliyor. Ancak biz biliyoruz ki artık hepimizin temizliğine ve sağlığına dikkat etmesi gerekiyor. Ha bu arada kişisel sağlık demişken Asklepios'un reçetesinden çıkan sarımsağı da bol bol tüketmeyi ihmal etmeyin. E antibiyotiktir sonuçta benden söylemesi.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)