
631 kelime · ~3 dk okuma
Simülasyona ya da daha popüler ismiyle Matrix'e hoş geldiniz arkadaşlar. Burada istediğinize inanabilirsiniz. Mesela az önce içime çektiğim nefes gerçek değildi ama benim içim yine de bir ferahlıkla doldu. Mavi hapı tercih ederek kimilerine göre aykırı bir karar verdiğinizi söyleyebilirim ama merak etmeyin, burada kimseyi seçimlerinden dolayı yargılamayacağız. Sadece yaptığınız seçim üzerine konuşacağız. Önce şunu bir kabul edelim isterseniz.
Biz insanlar rol yapmayı veya diğerlerini rol yaparken izlemeyi çok seviyoruz. Hikaye anlatımından oyunlara, filmlerden sanal gerçekliğe kadar. Mekanlar ve olaylar üzerine her geçen gün daha da gelişiyoruz. Dinlemiş olanlarınız hemen ''Hayat bir rol yapma oyunu olabilir mi?'' bölümümüzü hatırlayacaktır. Dinlemeyenlerine de tavsiyem olsun. İşte rol yapmaya duyduğumuz merak da gerçek dediğimiz hayatı bir simülasyona dönüştürüyor aslında.
Bazen toplumsal normların yönlendirdiği rolleri oynuyoruz hepimiz, bazen de ailemizden ya da okuldan öğrendiklerimizle kendimize bir rol biçiyoruz. Ayrıca şunu da unutmayın, gerçek diye düşündüğümüz dünya ve simülasyon arasında bir karar vermek de bir seçim. Size seçim şansı tanınıyorsa bunu yani rol yapmayı da seçebilirsiniz gayet. Her şey sizin özgür iradenize kalmış. Tabii simülasyonda yaşıyorsak öyle bir şeyin varlığından bahsetmek de çok mantıklı değil. Bunu da not düşelim hemen buraya. Ama bir de şöyle bakın duruma. Kırmızı hapı alanlar nereden emin olabilirler ki gittikleri dünyanın da bir simülasyon olup olmadığından?
Ama ben size burada bambaşka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Dünyada olup bitenlerin gerçek olduğundan nasıl emin olabilirsiniz ki tüm gelişmelerin, öğrendiğiniz, tecrübe ettiğiniz her şeyin dönüp dolaşıp varacağı son durakta sizsiniz neticede. Kendi beyninizle yalnız kalıyorsunuz günün sonunda. İşte bu noktada bir şeylerin gerçekten var olduğunu kanıtlamak son derece zor. Hatta neredeyse imkansız. Kütüphanenizdeki bir kitabı düşünün.
Sizin beyniniz onu siyah olarak algılıyor. Ama ya benim beynim o kitabı beyaz olarak adlandırıyorsa? Daha doğrusu benim zihnimde beyaz olan şeyin adı siyahsa? İşte buna ben merkezci çıkmazı deniyor. Charles Sanders Peirce'in üzerinde durduğu bu fikir tıpkı Platon gibi yaşamı ikiye ayırıyor.
Bir tarafta evrenin gerçek hali, yani kırmızı hapı tercih eden kişilerin seçtiği evren duruyor. Diğer tarafta ise benliğimiz, zihnimiz aracılığıyla süzülen bir dünya. Buna da Phaneron diyor Pierce. Ne demek bu? Beynimizde yalnızız demek. Dahası dışarıdan aldığımız uyaranları almıyor bile olabiliriz demek.
Her şeyi beynimizin içinde tekrardan ve sıfırdan yaratıyor olabiliriz. Oturduğunuz koltuk bile sizin beyninizin bir eseri olabilir. Daha da iddialı konuşayım, bırakın simülasyonda yaşamayı, hepimiz birer simülatör dahi olabiliriz. Bakın, buna dair Arthur C. Clarke'ın, önlü bilim kurgu yazarı biliyorsunuz, çok güzel bir sözü var.
Yeterince gelişmiş bir teknoloji sihirden ayırt edilemez demiş Üstad. Eee insan beyninden hala bir teknoloji kaygıt mı var? Peki, bir simülasyondayız madem. Burada nasıl davranmak gerek bir de onu konuşalım kısaca.
Oxford Üniversitesi ve İnsanlığın Geleceği Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olan ekonomi doçenti Robin Hanson, 2001'de yayınladığı How to Live in a Simulation, yani bir simülasyonda nasıl yaşamalı? isimli makalesinde buna dair bir kılavuz vermiş bizi. Diyor ki Hanson, bir simülasyonda yaşadığınızı düşünüyorsanız, diğer kişileri daha az umursamanız, anı daha fazla yaşamanız, önemli olayları takip etmeniz ve katılım göstermeye çalışmanız gerekli. Eğlenceli ve övgüye değer olmalısınız. pozitifin peşinde koşun diyor özetle. Simülasyonda yaşamak biraz tembel bir seçim gibi gözükse de aslında inatçı olmayı, özverili olmayı filan gerektiriyor kısaca. Her an mutlu hissetmek, pozitif olmak kağıt üzerinde öyle iyi güzel gözükse de bu durumda zamanla sıkıcı hatta yıpratıcı bile olabilir.
Bu arada benden de bir tavsiye size. Simülasyonda yaşamayı tercih ettiyseniz hemen dışarı çıkıp gerçekten ilginç şeyler yapmalısınız. Böylece simüle eden kişi sizden sıkılıp programınızı kapatmayı tercih etmeyecektir. İstediğine inanma lüksünün de bir sorumluluğu var yani. Bu arada kararınızı dilediğiniz zaman değiştirebilirsiniz elbette. Ne demiştim? Burada kimseyi seçimlerinden dolayı yargılamıyorum. Matrix'teki sayfırı hatırlayın.
Önce kırmızı, sonra da mavi hapı seçmiş ve simülasyonda kalmıştı kendisi. Sonu pek iyi olmadı ama kendi seçimini yaptı sonuçta. Siz de tam aksi istikamette ilerleyebilirsiniz. Gerçek olarak düşündüğümüz dünyanın keşmekeşine bir simülasyon molası da verebilirsiniz. Kendi zihninizi bir simülasyon gibi düşünüp, kendi deniz kenarınıza da sığınabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.