Podcast

9 - Mübadele (2): Tarih Yanlış Yazılıyor

Tefrika 24

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

1923 yılının Kasım ayında fiilen başlayan nüfus mübadelesi ile 1 milyon 200 binden fazla Ortodoks, Anadolu’dan Yunanistan’a, yarım milyona yakın Müslüman da Yunanistan’dan Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Mübadelenin özünde aslında etnik köken değil, dine dayalı bir homojenleştirme isteği yatıyor. Zira mübadiller arasında hiç Türkçe bilmeyen Müslüman ya da hiç Rumca bilmeyen Ortodokslar da vardı. Mübadele tarihçiler için de adeta bir gayya kuyusu. Hangi tarafını çeksen diğer tarafı eksik kalıyor. Tek bir tarafı aydınlatanlar tarihin diğer yanını karanlıkta bırakıyorlar. Mübadeleye dair tarih yazımı uzun bir süre kendini devlet politikalarından bağımsız kılamıyor. Bu nedenle de diyor tarihçi Prof. Dr. Elçin Macar: Tarih yanlış yazılıyor.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.856 kelime · ~9 dk okuma

Gel gel, arayıp çıkalım. 1923 yılının Kasım ayında fiilen başlayan nüfus mübadelesiyle 1.200.000'den fazla Ortodoks Anadolu'dan Yunanistan'a, yarım milyona yakın Müslüman da Yunanistan'dan Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı. Mübadelenin özünde aslında etnik köken değil, dine dayalı bir homojenleştirme isteği yatıyor. Zira mübadeller arasında hiç Türkçe bilmeyen Müslüman ya da hiç Rumca bilmeyen Ortodokslar da vardı.

Şaban Yaylalı şanslı olanlardan. Onun için onlara da pek az Rum varmış. Onlar da pek tabii %80 Müslüman olan bir köyde, o Rumların da sözü geçmez. Dolayısıyla çok samimi olarak geçinirlermiş. O bakımdan şey değil, annem de babam da Rumca bilmez, bilmiyorlar. Bizim köyde Rum yok.

Mübadeleden önce Türkiye'de de hiç Türk'ün yaşamadığı köyler vardı elbette. Bunlardan birine ilk kez ben lise yıllarımda gitmiştim. Benim doğduğum yere yüz kilometre uzaklıktaki Kayaköy. Eski adı Livisi olan Kayaköy'de mübadeleden önce üç bin kadar Rum'un yaşadığı biliniyor.

Transkriptin tamamını oku

Her ne kadar 1957 Fethiye depremiyle adeta harabeye dönse de tarihin acı taraflarını haykıran bir heykel gibi dimdik duruyor. Nitekim Kültür Bakanlığı Kayaköy'ü turizm amaçlı kullanmak üzere müzeye dönüştürdü. Kayaköy ne kadar ıssızsa yine eski Rum köylerinden Şirince o kadar canlı. Hiçbir evin diğerinin manzarasını kapatmadığı Şirince'ye mübadeleyle Selanik, Kavala ve Provusta'dan gelen Müslümanlar yerleştirilmiş. Rumlardan bugüne kalan sadece evlerin mimarisi ve iki Ortodoks kilisesi. Rum yazar Dido Sotiroyo, Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı ünlü romanında Şirince'den şu yeryüzünde cennet diye bir yer varsa bizim Kırkınca yani Şirince mutlaka bu cennetin bir parçasıdır diye söz eder. Sabahattin Ali de Şirince'ye yolculuğunu ve izlenimlerini anlattığı bir öyküsünün adını çirkince koymuştur.

Çirkince, Şirince için kullanılan eski adlardan biridir ve bu kadar güzel bir yere neden çirkince dendiğine dair pek çok rivayet dillendirilir. Şirince adının isim babası da eski İzmir valisi Kazım Dirikpaşa'dır. Dirikpaşa haklı. Şirince, adı çirkince olamayacak kadar güzel ancak tarihinde her iki taraf için de çirkinlikler barındıran bir yer.

Bu noktada 1. Dünya Savaşı sırasında amele taburlarına gönderilen bazı Rum gençlerin ya dağa kaçıp çetelere ya da Yunanistan'a sığınıp direnişe katıldığını anımsatmakta yarar var. Önceleri iyi anlaşıyorduk Türklerle. Sonra olanlar oldu. Çünkü Rumlar bağımsız bir Pontus devleti kurmak istiyorlardı. Sanki Türkiye izin verecekmiş gibi. Sürekli bir çatışma hali vardı. Hayatta kalan Rumların bir kısmı daha kaçtılar. Yüz kızartıcı işler yaptılar. Türk kadınlarına tecavüz ettiler. Öldürdüler.

Trabzonlu Yannis Muratidis küçük olmasına rağmen o günleri hatırlıyor. Stelio Berberakis'in dedesi ise çete içinde bizzat savaşan Rumlardan biriymiş. O ayaklanmaların arasında zaten annemin babası yani benim dedem de vardı daha çıkmıştı. Orada Topal Osman'ın kuvvetleriyle diyelim veya bir çeteler savaşı vardı aslında. Annem işte o sıralarda doğdu.

ve Yunan ordusunun çekilmesi ve Pontüs Rumların bu bağımsızlık mücadelesi sona erince ki o sırada mesela dedemin kafası uçuruldu Osmanlı'ya karşı çıktığı için. Vardı öyle bütün o yörelerde çok şiddetli çarpışmalar oluyordu zaten. Bu da bir nevi cezalandırmaydı. Çünkü Osmanlı toprakları içinde kendilerine bir bağımsızlık kurmak isteyen Pontius Rumlara karşı olan bir cezalandırma yöntemiydi. Direniş karşısında elbette Türkler de seyirci kalmamış. Rumlara karşı artan şiddeti tarih kitapları da yazıyor. Türkiye'de hal böyleyken Yunanistan'da yaşayan Müslümanların da giderek huzurunun kaçtığı hatta artan düşmanlığın şiddete kadar vardığını anlatıyor görgü tanıkları.

Tarihçi Elçin Macar, çatışmaların en yoğun yaşandığı adres olarak Girit'i gösteriyor. Girit özel bir örnektir. Girit, orada Yunan milliyetçiliği yükselişe geçtiği için oradaki Müslümanlarla Rumlar arasında çatışmalar oluyordu gerçekten. Çeteler kurulmuştu, Müslümanlara yönelik saldırılar vardı vesaire vesaire. O yüzden de 1890'larda çok Müslüman göç etmişler, çok ilginç yerlere gitmişlerdir. Mesela Libya'ya.

Kiraniye diye bir şehir var orada, oraya yerleşmişlerdir. Rodas'a gitmişlerdir 2. Abdülhamid dönemi. Kısmen Makedonya'da, Makedonya'da medyaçilikler yükselişe geçtiğinde Osmanlı Makedonya'sı denilen bölgeden söz ediyorum. Orada Bulgar çeteleri, Rum çeteleri, Osmanlı jandarması çatışmaları gerçekten olmuştur.

Bunlar doğru ama böyle bir bütün tarih bundan oluşuyordu iddiası da fazla iddialı ve doğru değil. Tarihsel gerçeklerle de uyuşmuyor. Bir başka tarihçi Serhan Kemal Saygı da meslektaşının sözlerine katılıyor. Yaşananları sadece hatırlamak değil, detaylandırıp çeşitlendirmek için İzmir'deki buca göç ve mübadele evinin kurulmasına da öncülük eden Saygı, şiddeti tek gerekçe gösterenlerin bunu daha çok mübadeleyi savunmak için yaptıklarına inanıyor. Yunanistan daha önce ulus devleti oldu. Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti olarak dünyada var olmak istiyor. Bu da homojen bir toplumla mümkün.

ve bir şekilde zorunlu göç. Hem Türkiye hem de İstanbul bunu kabul ediyor. Tabii şunu söylüyorlar, genelde mübadeleyi savunan siyasi otoriteler, eğer olmasaydı iki toplum nasıl bir arada yaşayacaktı, belki daha büyük katliamlar, cinayetler olacaktı, bunu engellemiş oldu mübadele. Ama diğer taraftan da en doğal insan hakkı, insanın kendi doğduğu yerde büyümesi, yaşaması, tabii mübadele bunu engellemiş oldu.

Mübadele, tarihçiler için adeta bir gayya kuyusu. Hangi tarafını çeksen diğer tarafı eksik kalıyor. Tek bir tarafı aydınlatanlar, tarihin diğer yanını karanlıkta bırakıyorlar. Mübadele, uzun bir süre kendini devlet politikasından bağımsız kılamıyor. Bu nedenle de diyor Elçin Macar, tarih yanlış yazılıyor. Bu iki ülke tarih yazımları aslında bize bir çatışmalı tarih hikayesi anlatıyor. Sanki Kurtuluş Savaşı 3-4 sene yaşanmamış da 400 sene Rumlarla Müslümanlar bir çatışma halindeymiş gibi

Yunanlar Türklerin kölesine dönüşmüş Rum hikayeleri anlatıyorlar. Yani tarih yazımından söz ediyorum tabii ki. Türkiye'de de yani hep bir ihanet eden, hep Türkleri, Müslümanları arkadan vuran Rum anlatısı hakim. Bu doğru değil. Yani aslında bizim kafamızdaki fotoğraf 3-4 sene süren bir kurtuluş savaşı ve o dönemde Rumların yaptıkları bütün bir tarihe

teşmil ediliyor, uygulanıyor ki fotoğraf aslında 3-5 senelik bir fotoğraf. Yani burada bir sorun var. Bu, tarihi böyle öğrenmemizi istediği için devletler tarihi böyle yazıyorlar Yunanistan'da ve Türkiye'de. Mübadele sırasında henüz bebek olan Şaban Yaylalı da anlatılanlardan etkilenmiş görünüyor. Sözleri Türkiye resmi tarihinin tescili gibi. Ben Anadolu'yum derim çünkü

Ben orada kalsaydım orada rahat edemezdim. Çünkü Balkan Harbi'nde Anadolu'daki Rumlar ne olur ne olmaz Osmanlı Balkan'ı kazanırsa biz perişan oluruz. Anadolu'dan Yunanistan'a göç ediyorlar ve o zaman bizim evlerimize Rum yerleştiriyorlar. Ama biz kalabalık olduğu için ailemiz bize Anadolu'dan Rum yerleştirme şansı olmuyor. Bazılarının evi mesela iki kişiymiş, o üç odası varmış, bir odasını Rum'a, Anadolu'dan gelen Rum'a veriyor. Bu Rumlar, Müslümanların evlerine dağıtılıyor. Onların tarlası varsa, tarlasının bir kısmını Rum'a veriyor. O bakımdan biz orada onu geçirmemiz mümkün olmayacaktı. Onun için bizim oradan git kaçmak mecbur. Örneği var hâlâ, hâlâ örneği var.

Şaban Yaylalı haklı olabilir. Belki de isabetli bir seçimdi döneminde mübadele. Mübadele sadece tek olması değil, görece yakın bir tarihte meydana gelmesi, kavuşmadan çok bir ayrılık hikayesi olması ve birdenbire ortaya çıkmasıyla sanatçılar için de cazip bir hikaye. Kaç gün gittik bilmem. Sabahın körüydü. İzmir'e ilk görüşümdür.

Dedemin İnsanları filmi, Mübadele'nin en net biçimde anlatıldığı ve geniş kitlelere ulaşmayı başarmış ilk Türkçe sinema eseri diyebiliriz. 2011'de Beyaz Perde'ye kazandırdığı filmle yönetmen Çağan Irmak, Mübadele'yle Girit Adası'ndan İzmir'e göçen dedesiyle geçirdiği son yazını anlatıyor. Film, geri dönüşleriyle Bana Kalırsa Bir Tarih de yazıyor. İzmir'de şimdi karantina dedikleri bir yer var. İsmini bizden sebep almıştır.

Ote yedi tikesi. Benim karantinayı ziyaret etmem bir türlü mümkün olmadı. Ya vakit bulamadım, ya kapalıydı, ya da ne bileyim, içimden bir ses, belki de hissedeceklerimin vereceği hasar yüzünden buna izin vermedi. Babası daha bebekken mübadeleyle İzmir'e göç eden Şebnem Kurumsa, karantina adasını iki kez ziyaret etmeyi başarmış.

adadaki karantina tesislerinin Osmanlı döneminde Fransızlar tarafından yapıldığını hatırlatan Şebnem Kurum, mübadele sırasında da aynı işlevi gördüğünü anlatıyor. Karantina adasında ilk geldiklerinde tamamen hepsinin bütün kıyafetleri, o zaman çünkü salgın hastalıklar da varmış, o yüzden de bütün kıyafetlerden arındırılıp, orada tek tek duş odalarında duş alınıp, o kıyafetler steril edilip, tahalliler yapılıp ondan sonra hasta olanlar ayrılıyormuş orada tedavi görüyormuş. Sağlam olanlar da işte orada iki üç gün bekletildikten sonra gidecekleri yerlere sevk ediliyormuş. İzmir'in Urla ilçesinde bulunan 323 bin metrekarelik ada son yıllarda korona salgını sırasında da karantina amaçlı kullanıldı. Bugünlerde tadilat nedeniyle kapalı olan adada antik çağdan kalan kalıntılar da bulunuyor.

Pek yüksek sesle dillendirilmese de adanın özellikle mübadele sırasında yaşananlar yüzünden bir müzeye dönüştürülmesini isteyenlerin sayısı az değil. Şebnem Kurum da onlardan biri. Şu anda Tağfuzhane dediğimiz bina giriş izni yok ama dernek de bunun çalışmalarını yapıyordu müze olarak açılması için. Yani bence de müze olarak orası herkesin görüşüne açılmalı. çok tarihi barındıran bir yer. Fakat oraya ancak İzmir Gritler Derneği'nin anma etkinliğinde iki kere gidebildim ve her gittiğimde de tüylerim diken diken oldu. Çünkü orada sanki onların çektiği acıyı hissediyorsunuz. Yani o duygusal atmosfer hala da orada var. Oraya girdiğinizde o konveyörleri, sıra sıra eşyalarını koyduğu, tek tek sıra sıra duşları,

Yani hepsini gördüğünüzde çok duygulanıyorsunuz. O acıları sanki hissetmiş gibi oluyorsunuz. Mibadile sırasında Yunanistan'a göç edenler de karantinaya alınmış diye anlatıyor iş arkadaşım Milto Olios. Rum mibadiller Yunanistan'a ayak basar basmaz önce bir mülteci kampına yerleştirilmişler. İş arkadaşım Milto Olios. Rum mibadiller Yunanistan'a ayak basar basmaz önce bir mülteci kampına yerleştirilmişler. İş arkadaşım Milto Milto Olios. Rum mibadiller Yunanistan'a ayak basar basmaz önce Bildiğim bir kadarıyla mülteci dedem Selanik'te kampına yerleştirilmişler. İş arkadaşım Kalamarya'da Milto O

bir kampta kalmış. Bu kamp mübadiller için kurulan kamplardan biriydi ve yaşam koşulları çok kötüydü. Kamplarda ölenler olduğunu gösteren belgeler var. Mübadiller bu kamplardan başka şehirlere dağıtıldılar. Çoğuna bir tarla verildi.

Dedeme sormadım ama bir miktar sermaye verildiğini de okudum kayıtlardan. Belki birkaç inek, koyun, eşek de verilmiş olabilir. Bununla yeni bir hayata başladılar. Hikaye bu. Bu, benim

babamın Grişenland'a geldiği hikaye. Milto Olios, Yunanistan'a giden mübadillerin bir biçimde devletin gösterdiği yerlerde yaşamaya zorlandığını hatırlatıyor. Kolay olduğu için ülkenin kuzeyi ya da Makedonya gibi daha önce Müslümanların yaşadığı kırsal alanların tercih edildiğini söyleyen Olios, Türklerin evlerine turkospita dendiğini de sözlerine ekliyor. Milto Olyos da benim gibi büyükannesinin naftalin kokulu çamaşırlarını hiç unutmamış. Her yaz gittikleri oldukça eski evdeki ceviz ağacı, ocak, dedesinin peşinden hiç ayrılmayan köpeği de hafızasında yer etmiş. Milto Olyos'a mübadinlerin Yunanistan'da nasıl karşılandığını sormadan edemiyorum.

Ya, das var son, son so enlik ne, es gab natulyik beide seyten, of der einen seyte gab es natulyik dan nog damals hilz programi. Sanirim Türkiyedekinden farklı olmadi. Evet, Birleşmiş Milletlerin yardimlari vardi ama bir takim çekincelerde yok değildi. Ozelikle bazi onyargilari olan halk pek memnun kalmadi bundan. Daha sonra bu onyargilar azaldi diyebilirim.

Önyargıların ortadan kalkmasındaki en önemli faktör sanırım savaştı, ki tarihçiler de böyle söylüyor. Önce İtalyanlara karşı, sonra Alman işgaline karşı savaştı halk ve birlik olmak zorundaydı. Ama şunu belirtmeliyim, 80'li 90'lı yıllara kadar Yunanistan'da Pontuslara ait fıkralar anlatılırdı. Onların, yani Türkiye'den Karadeniz'den göç edenlerin ne kadar aptal olduğunu anlatan fıkralardı bunlar. Bu da yerli halkın onlara karşı ne kadar kebirli olduğunu ve hemen kabullenmediklerini gösteriyor.

Daran sitman da sozusagen ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne, ne Önce birlikte yaşadıkları halktan şiddet gördüler ya da şiddet görmekten korktular. Sonra zorla evlerini terk ettiler ve sahip oldukları varlıklarını kaybedip yoksul mülteci muamelesi gördüler. Travma belki de en doğru tanımlama. Şu çocuk Yunanistan'dan gelen ailenin çocuğu değil mi? Ne olmuş ayağına? Dün bir şeyi yoktu ya. Nereye yerleştiler acaba? Yorgunların evine anne. Sen nereden biliyorsun kızım? Himmet Ağa bu yeni gelen aile evlerini beğenmiyorlar.

...burungaları veriyorlar. Ne bekliyorlardı Hoca Efendi ha? Konak mı? Türkiye'ye geldiler, daha ne istiyorlar? Orada kalsalardı Yunan sağ kor muydu onların? Komazdı. Komazdı tabii. Allah Allah!

Allah Allah! Allah Allah! Aman aman zevkton tom zevktikon dunya Aman aman dunyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa Aman, yedeği umdu aman. Yaşta gömül.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)