Podcast

Yapay Zeka Dünyayı Ele Geçiremez

Bakıcaz

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yapay zekâ kanka mı, yoksa bizi kandırıyor mu? Serdar Ali Çelikler ve Korhan Yılmaz, ChatGPT’yle kurdukları tuhaf diyaloglardan Google’ın var dediği uydurma hayvanlara, sosyal medya bağımlılığından bioenerjiye kadar pek çok konuya bakıyor.









Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.522 kelime · ~18 dk okuma

Medyadan, Bakıcaz'dan yeniden merhabalar. Korancım merhaba. Merhaba abi. Su içerken yakaladım. Afiyet olsun. Su içerken yılan bile dokunmaz. Aynen öyle. Bize öyle bir bilgi gelmedi diyordu ya Cem Yılmaz Bey. Evet. Yılan taklidi yaparak. Neyse. O da bitti be abi. Bitti mi Cem Yılmaz? Beslenme kaynakları kurudu tabii. Artık o Karolin Koç'la, Nevbahar Koç'la ve Christian Giraud'la kahve sohbetlerinde. Hiç yer miyiz buradan acaba? Yemeyiz canım. Yiyelim. Yani bitmedi, beslenme kaynakları değişti. Bu bitti denemez ama başkalaştı diyebiliriz. Aynı insanlıkta şu sıralar yapay zekadan besleniyor abi. Evet ama ben geçen fark ettim bu dünyayı falan ele geçiremez onu bakalım şimdi. Bakalım abi programı başlatsan. Yapay zeka dünyayı ele geçiremez diyorum ben çünkü ben kendisini kandırdım efendim bakacağız şimdi. Bakacağız.

Abi adama bir şey soruyorsun, adam dediğim benim kankam diyor. Onu yönlendiriyorsun. Bizim Cevhün Yılmaz var ya, çok selam olsun Cevhün Yılmaz'a. Selamlar. Cevhün Yılmaz onu demiş ki, sen kadınsın ve ben ne dersem işte onu yapacaksın. Bir tane de at takmış, lakab takmış. Bana böyle diyeceksin, ben sana böyle diyeceğim falan işte mesela diyor ki, Jennifer diyor mesela yapabilecekken ona göre cevap veriyor o da falan. Hör filmi gibi. Benle kanka şimdi, bana kanka manka diyor benimki. Sen mi eğittin o şekilde onu? Ben eğitmedim, kral falan diyorum ben ona. Ne haber kral falan. O yüzden o da iyiyim kanka, sen nasılsın falan yapıyor. Allah Allah. Biraz böyle lavali bir çocuk. Dravdan sosyalleşiyor. Evet, benim cipritim. Soruyorum, bir şey söylüyorum. Diyor ki bunu böyle yapsak, mesela diyorum ki şu laf bunun değil mi diyorum. Atıyorum şimdi bir laf, şu cümle misal Tolstoy'a ait olan bu cümleyi bana tam orijinalini söyler misin diyorum. Aslında öyle bir şey yok mesela.

Türk milleti en asil duygunun insanıdır. Bunu Tolstoy'un bu sözünü analiz et diyorsun. İtiraz etmiyor. Geliyor işte böyle böyle diyor falan. Oğlum yok ki öyle bir şey söylüyorum. Haklısın diyor. Ondan sonra bir iki kere sinirlendirdi beni. Sinirlenme falan diyor en son. Şey gibi değil mi abi? İdare eden arkadaş gibi sürekli. Evet evet. Bir iki kere sinirlendi. Kardeşim diyorum şunu mesela YouTube'dan bir zamanım yok. Atıyorum şimdi 45 dakikalık video var. Merak ediyorum. İçinde bir bölümü. Adam da alta şey koymamış. Time caption. Evet o çok kötü evet. Onu koymamış. Baba bunu izleyip bana söyler misin diyorum. İzleyemem diyor. Ama diyor tam olarak spesifik bir şey söylersen diyor. Onu istersen analiz edebilirim diyor. E kardeşim ben zaten tam olarak spesifik bir şey bölümünü arıyorum yani. Onu nereden bulacağım ben şimdi? Yani bazı şeyleri var. Faydaları var ama henüz dünyayı ele geçirecek pozisyonda değil. Korkmayalım. Henüz emekliyor. Evet. Derken ama...

Transkriptin tamamını oku

Ama bunu emredin demişlerdi ya, sen anlatmıştın bana. Tabii. Ona rica etmeyin, emredin. Emret ona. Doğru. Sam Altman böyle bir şey söylüyor. Çünkü boşa vakit harcadığınızı söylüyor o zaman da. Yani boşa gigabyte yakıyorsunuz, elektrik yakıyorsunuz. Bu da genel olarak atıyorum 3-5 milyar dolarlık bir zarara sebep oluyor. Aylık bazda, günlük bazda diye bir açıklaması vardır. Rakamları da, süreyi de atıyorum tabii şu anda. Ama şöyle bir faydası var, kızımın matematik sorularını atıyorum çözüyor. Öyle bir faydası var. Yine de doğrulamak gerekiyor. Tabii, tabii, tabii. Matematik gibi kesin sonucu olan şeyleri çok doğrulamaya gerek yok ama acaba dünya bizi kandırıyor mu ya? Yani kandırıyor olabilir. Ben şöyle düşünüyorum yapay zekayla ilgili. Ben yazarlık yaptığım için buranın dışındaki esas mesleğim yazarlık. Sen bir metin yazarısın Eftemci kendisi. Bu chat GPT'ye, yapay zekaya çok alıştım. Bunun benden şeyi aldığını fark ettim. Düşünme yetimi. Düşünmene gerek yok yani. Evet. Yani düşünmene gerek yok diyor. Ama bu da insanın bir yerde hayal gücünü öldürüyor açıkçası. Biri demişti ki, sanayi devrimi insanın fizik kuvvetine olan ihtiyacı bitirdi. Evet. Teknoloji devrimi de yani şimdi bu chat GPT'de, yapay zekada, artificial dünyada dönemde insanın fikri farklılıklarını bitirecek diyor. Kesinlikle yani. O zaman herkes mal gibi gezecek abi ortada böyle. Ya maldan ziyade aslında bir düzenin nasıl diyeyim pürüzsüz askerleri gibi bir şey olacak. Bence en sonunda Yuval Noah Hariri'nin Homo Deus kitabında söz ettiği gibi hepimizin büyük bir kısmımız gereksizler olarak sınıflandırılacağız ve öldürüleceğiz. Yok edileceğiz diyorsun. Evet. Hastalıklarla. Tabii tabii tabii. Bir salgın bir gelecek abi.

Yüzde seksen öldürücü mesela. Covid yüzde yirmi öldürücüydü. Yüzde seksen öldürücü bir gelecek abi, gereksizler ölecek. Çünkü artık yapay zeka zaten. Çünkü zaten senin işini yapıyor olacak. İşini yapıyor, senin yerine düşünüyor, senin yerine üretiyor. Hatta işte bundan hadi zaman vermeyeyim de yakın bir tarih dediğim, bu podcast'ı yaptığımızdan yakın bir tarih öncesinde Google bir lansmanla Google Vio 3 diye bir uygulamayı tanıttı.

Nedir o? Bu uygulama sayesinde abi izi dinleyenler de internetten girip bakabilirler bu uygulamanın çıktılarına. Kısa bir prompt ile yani bir brief ile işte Serdar Ali içeriklerin bir uçaktan bir uçağa şarjör doldururken atladığını yazarsan bunu sanki Christopher Nolan çekmiş gibi bir dakikalık bir sinematik haline getirebiliyor. Google Via 3 dediğimiz uygulama Bir film yaptırıyor yani. Bir film yaptırıyor hem de bunun dakikalar içerisinde. Yani sadece sen kafandaki ve hayal gücündeki sahneyi tasarlıyorsun, yazıyorsun, Entra basıyorsun ve bir çıktı olarak... Taskı ver, teski ver, sonucu... Kusursuz bir sonuç. Sonucu gör. Sonucu gör. Bu da her şeyi değiştirecek bir şey. Yani sadece sinema üzerinde değil. Zaten orasını geçtim. O bambaşka yani artık her evden bir Christopher Nolan çıkacağı için... Gerçek Christopher Nolan'ın da bir önemi kalmayacak. Tıpkı influencerlar çıktıktan sonra ünlülük kavramının değiştiği gibi. Yani Sezen Aksu artık gençler arasında o kadar da ünlü değil. Başka birisi ünlü onun yerine. Tabii ki ünlü ama o kavram... Şöyle diyorlar. Onu benim tanıdığım birine söylemişler. Ünlüsünüz ama popüler değilsiniz. Aynen öyle. Herkesin kendine ait şahsi ünlüleri var yani. Siz ünlüsünüz ama şu an popüler değilsiniz demişler. Yani günün sonunda şunu düşündürtüyor bana, orada oturanlar ya herkes bir dakikalık güzel sinema filmleri yapsın. Dünya çok daha güzel bir yer olsun diye mi bunu yapıyorlar? Yoksa? Yoksa fake haberler. Tabii ki canım. Yasa dışı porno vesaire gibi. Peki o zaman ölümsüzlük de olmaz mı yani mesela ben yaşıyorum.

Hala falan aslında öldüm ama. Nasıl abi anlayamadım. Beni yaşatabilir aslında bu benzer teknolojiler. Yani bir dijital hafıza olarak yaşatabilir tabii ki. Atıyorum öldüm. Ben önemli biri değilim de diyelim ki Trump. Evet. Trump öldü diyelim. Gerçek Trump. Ama bu tip teknolojilerle yaşıyormuşçasına. Benim kaygılarımdan birisi de oydu doğru söylüyorsun. Yani evet mesela Bursa seferine çıktığında Fatih Sultan Mehmet ölüyor. Evet. Bir gece çadırda fakat şey belli değil. Seferin sonucu. Seferin sonucu artı Cem Sultan'a mı gidilecek yoksa Bayezid'e mi gidilecek? Çünkü oradaki konsülde de bir karışıklık var. Yani aslında sıra belli Bayezid'e gidilmesi lazım.

Neyse uzatmayayım. Fatih'in öldüğünü en fazla 3-4 gün saklayabiliyorlar Yeniçeri'den. Yani günün sonunda onu fiziksel olarak görmeyince millet diyor ki yani padişah nerede? Bu durumda senin dediğin gibi yani Trump ölse belki Trump'ı bir sene boyunca bu gerçekten yaşıyor diye insanlığa yutturabilirler. Bu da bütün sistemin değişmesi demek. Şimdi daha korkunç bir hikaye konuşuyorduk içeride. Efendim bir tane hayvan var. Bu hayvanın ne olduğu belli değil. Foko benziyor.

Ornu terenk ile fok arasında bir şey bu. Ama ne olduğunu bilmiyoruz. Diyelim ki adı da ne olsun? İşte pod olsun mesela, pod. Şu anda uydurduk. Pod. Tamam mı? Pod olsun. Bu pod diye bir hayvan işte. Asya'nın bilmem ne bölgelerinde yaşayan, az sayıda bulunan bilmem ne hayvan diye Google'da aratıyorsun. Aslında yok öyle bir hayvan mesela. Yok. Yani bunu üretmiş olabilirsin. Böyle bir hayvan üreteyim ben. Bunu yayınlayayım işte TikTok'da veya Reels'de. Bunu da ne olduğunu soranlar Google'a bakacaklar. Google'dan da bunu teyit edeyim. Yani teyit mekanizmaları da üretim mekanizmasının aynı yeri olunca, o zaman dünyayı kandırmak, manipüle etmek. Yüzde yüz. Son derece doğal. Bedir abi gibi işte, Bedir Baykam gibi, Fener son iki şampiyon diyor ya, ona inanabiliyorsun yani. Mesela Bedir abi bunu içinden geldiği için, iyi bir Fenerbahçe'li olduğu için, Ali Koç'a tos kondurmak istemediği için söylüyor da. Eğer elinde bir... Bir de böyle mesela yapay zeka... Vedra abi sanatçı biliyorsun. Önemli bir, iyi bir sanatçı. Bir de onu böyle kendi yeteneğiyle süsleyebilirse, al sana son iki senedir şampiyonu Fenerbahçe abi. Yani bilgiler... Sen bilmiyorsun, sen bilmiyorsun. Yok öyle bir şey falan. Yok aslında Fener şampiyon. Tabii günün sonunda meczupa dönebilirsin. Her ekibi on sene falan geçtiyse üstünden. O zaman gerçeği söyleyenler deli rolü görür mü acaba? Gerçek kavramı tamamen değişecek o zaman. Yani şeyi de anlayamayız. Yok kardeşim bu gerçek değil diyenlere deli derler değil mi? Deli derler. Muhakkak, muhakkak. O zaman gerçeği söyleyenler... Radikalleşirler. Radikalleşirler ve deli derler. Vay be. Nerelere geldik. Yıllar evvel Hollywood bunu bize sundu biliyorsun değil mi? Bunları. Gerçeği söyleyenlere şey oldular falan böyle. Deli dediler. Komplo teorisi dediler. Komplo teorisi. Mel Gibson'ım vardı. Filmin adı da o komplo teorisi. Evet. Çok da güzel film. 7.2 Türkiye deprem biliyorsun değil mi? 19 Ağustos'tan önce çekilmiş bu filmler falan filan işte neyse. Şimdi oralara girdik mi çıkamayız. Peki gerçeği arıyorsak, gerçeği ve sadece gerçeği söyleyeceksek, bu gerçek günümüzün dehlizlerinde aslında nasıl bulunuyor? Valla pek mümkün değil. Türkiye için henüz o kadar tehlikeli bir durum yok ama bak demin dedik işte bir tane hayvan ürettik, bunu yaydık. Böyle bir hayvan yok. Google'a sorduk, var dedi. O zaman artık var. Sonrasında dedik ki bu hayvandan böyle bir hastalık geçebilir falan dedik. Korku iklimi de yarattık. Bu hayvandan da öyle bir hastalık geçti mesela. Evet. Bir tane Asya'da uzak Asya'da bir Borneo'da biri yedi mesela hayvanı. Sebebini de o gösterdiler. Tamam mı? Ondan sonra hastalık bir yayıldı abi herkes öldü.

Olacak olmayacak şey değil ha. Bence de. Şimdi insanlara da şey pompalamayalım ama... Peki kendimizi nasıl koruyacağız? Kendimizi nasıl koruyacağız abi? Şöyle söyleyeyim abi, ben şunu düşünüyorum. Bu ekran bağımlılığı olduğu sürece artık bundan kendimizi korumak mümkün değil. Yani yapay zekanın bu kadar geliştirilmesi ve tekerleşmesi Moğolların kütüphaneleri yakmasıyla aynı şey hemen hemen. Çünkü orada bilgiyi yok etmek ve kendi sistemini getirmek var. Burada da bilgiyi kendi isteği doğrultusunda sürekli deforme etmek var. O yüzden bilmiyorum yani bu insanların bireysel olarak çözebileceği bir şey değil. Ve genel olarak hükümetlerin de çözmeye niyetli olacağını düşünmüyorum buna. Çünkü bu durum tamamen insanları hizaya sokmakla alakalı bir durum olacak artık. Kitleleri yönlendirmekle alakalı. Ozan Güven bir karar açıklamış. 50 yaşında, 50 yaşıma giriyorum. Akıllı telefonundan aptal telefona dönüyorum, tuşlu telefona dönüyorum. Evet, o biraz mesela sıyıracak bu işten. Bugüne kadar var olan bilgileriyle devam edebilir. Bütün sosyal medya hesaplarımı da kapatacağım demiş. Aynen öyle.

Bu peki bir çıkış yolu mudur? En azından bir kendini koruma yöntemi olabilir. Ama o zaman da toplumdan iz oraya olacaksın artık abi. Peki bir şey soracağım. Ben neden sürekli algoritmanın bana önerdiği şeyleri görmek zorundayım? Neden algoritmik bir yaşam yaşıyorum? Bak çok derin felsefi konulara girdik. Yani şimdi Ozan Güven veya benim işte annem veya benim daha yaşlı, benden büyükler. Onların sosyal medya hesapları, şunlar, bunlar da yok. Ben onlara diyorum ki mesela bazen bunlar da dünyadan haberi yok.

Doğru. Tamam çünkü akşam ajans seyrediyorlar ajans. Eski ajans derlerdi biliyorsun haberlere. Oradan aldığı kadarıyla biliyor. İki kere hala gazete okuyor. Oradan aldığı kadarıyla biliyor. Bilgiyi daha yavaş alıyor. Ona yeterli. Mesela dünyadan haberimiz var da ne oluyor yani? Bir şey olmuyor. Bir de o var işte değil mi? Hani bizim dünyadan haberimiz var. Var. Her şeyden haberimiz var yani. Mesela neden bu kadar çok her şeyden haberimiz var mesela?

Bu iyi bir şey mi acaba? Bir de o var yani. Bence iyi değil. Çünkü bu dediğim gibi kolektif hafızaya da ket vuran bir şey. Yani bu kadar bilgi alımı her yeni bilgi geldiğinde bir önceki bilginin unutulması anlamına geliyor. Bu yüzden zaten pandemi sonrası yaşadığımız dönemle öncesi arasında sanki uçurum yıllar farkı varmış gibi geliyor insanlara. Sanki 30 sene öncesiymiş gibi falan düşünülüyor yani 2020 yılı. Halbuki 5 sene öncesi. Doğru. Ve bunu tüketmen gerekiyor abi bu uygulamalarla. İşte TikTok vesaire herkesin elinde bir yayın yapma aracı var. Biraz insanları ehlileştirmenin bir yolu gibi geliyor bana bu. Ben de her gün elimde TikTok kaydırıyorum. Çünkü akşam bu boş vakitte kendi kendime kalmak beni rahatsız ediyor. Ya bu bir tane böyle guru ile falan konuşalım hakikaten bir gün.

Bir gün buraya konuk edelim. Evet. Ne gurusu? Sade yaşam. Var ya böyle odaya giriyorlar, kapatıyorlar iki gün kendini. Ama abi onu da Instagram'dan pazarlıyorlar işte yani. Evet. Öyle birini bulmak lazım, mağaralardan, dehlizlerden çıkarmak lazım. Evet yani baba yani hiç hiç böyle bu işlerden olmayacak bir adam bulup onunla konuşmamız lazım yani. Abi sen bize bu aydınlanmanın yolunu anlatsana baba falan diye. Öyle bir program mı yapsak? Buradan PodBimedia, Can Dosto'ya sözleniyoruz. Bize bir tane guru bulun abi, onu konuk çıkartalım. Olmazsa bir reklam arası verelim abi. O sırada o gururun ismini düşünelim. Guruya bir bakalım evet.

Evet bize bir gru bulalım ve diyelim ki baba bize bu kadar çok... ...feed gelmesin. Bu kadar çok feed gelmesin. Bir gru da Fener'e lazım ya. Bir grusu mu? Mario Branco? Olmaz ne Mario Branco'su abi? Öyle değil böyle şeyci. Aydınlan, bir şey söyleyecek aydınlanacağız hepimiz. Böyle her iki tane bir şey söyleyecek. Gerekirse Ali Koç'la Aziz Yıldırım'ı karanlık odalara filan kitleyecek iki gün. Çıktıklarında farklı adamlar olacaklar. Onu dinleyecekler tamam. Tabii mesela öyle bir şey lazım. Çok sıkıştı Fenerbahçe'de, çok üzülüyorum vallahi. Üzülüyorum, çok sıkıştı. Aslında her takıma lazım olabilir şöyle bir grubu, böyle bir tane şey. Hım hım hım hım falan. Her takıma da... Şeyi biliyor musun? Bak gerçek hikaye anlatayım sana. Bilmiyorum. Şimdi buna inanan olur, inanmayan olur. Ben buna inanıp deneyimlediğim için biliyorum.

Gağ Saray, yirmi sene sonra Feneri Kadıköy'de indi ya. O hafta biyoenerji uzmanları iki üç gün Florida'da şey yaptı. Ciddi misin? Ciddiyim, yüzde yüz bilgi bu. Çünkü aynı biyoenerji uzmanlarının olduğu şeyde ben sigarayı bıraktım. Allah Allah. Evet, kurumda. Orada tabii Gağ Saray'ın taktiksel başarısını, Fatih Terim ve ekibinin bir takım planlamalarını küçümsemek için söylemiyorum. Orada iki gün biyoenerji seansı yaptılar. Bir destek oldu. Şey o, yani sakinleştirdiler.

Yani siz yirmi senedir böyle bir şey oldu diye, yirmi birinci senede aynı şey olacak diye bir şey yok denildi. Yani tema buydu. Ve bu iki günlük destek programından sonra ki daha öncesinde mesela, daha öncesinde o yirmi senede Galatasaray komedyen getirdi. Allah Allah hiç bilmiyorum. Tabii tabii komedyen getirdi. Dört attı Fener mesela. Bir kere komedyen getirdi stres gitsin diye, dört oldu. Bir kere işte Mozart'la hazırlanıldı, üç attı Fener falan. Öyleydi yani.

Ama biyoenerjiniz bunu. Ama biyoenerjili dönemde hani sakin olun, öyle bir sıkıntı yok falan. Şeyler geldi daha evvel, mentorlar geldi. Bildiğin mentor, adamın işi bu yani. Profesyonel mentor geldi. Sakin olun, düşünmeyin, bu hayatın sonu değil falan. Ama biyoenerjiyle, hani on beş dakikalık küçük seanslarla...

Belki de tesadüftür yani zaten olacağı vardır. Ama biyoenerji uzmanlarının da öyle bir katkısı vardır. Ama ben aynı biyoenerji cicilerle sigarayı bıraktığımı biliyorum. Şimdi ben nasıl bir çalışma yaptıklarını bilmiyorum ama mesela şey mantıklı geldi yani. Biyoenerji eğer seni bu cihazlardan, bu feedden uzak tutuyorsa başarıya da bir katkısı... Çok güzel konu bu. Şimdi şöyle, iki tane net bağımlılıktan kurtarma vaadi var bunların, bu uzmanların.

Birisi sigara bağımlılıktan kurtulma, biri de alkol ve şeker bağımlılığından kurtulma. Türkiye'de alkolizm öyle çok anormal boyutta bir alkolizm olmadığı için. Burada daha çok şeker ve karbonhidrattan, beyninde bir reseptör var iddiaları şu. Ben o reseptörü kapatıyorum abi.

Nasıl bilgisayarda bir dosyayı çöpe atıyorum, çöp kutusuna atıyoruz ya. Tabi bilgisayardan olduğunu düşünün. Ben onu çöp kutusuna atıyorum ve onu sen bir daha görmüyorsun. Ora söptöre kapatıyorum, ta ki bir daha şeker yiyene kadar veya karbonhidrat alana kadar ya da sigara içene kadar. Bunu içersen onu çöp kutusundan geri çıkartmış olursun. Ama yapmazsan, yani onu çöp kutusundan geri almazsan ana ekrana, bir daha asla o dosyayı görmeyeceksin. Ben sana bunu garanti ediyorum. Özetle bu. Biyoenerjinin şeysi bu. Birazcık kendini ikna etmek gerekiyor. Mantığı bu.

Dolayısıyla ben sigarayı bıraktım. Çok ciddi bir hard sumo kırdım ben. Allah Allah. Tabii ciddi bir hard sumo kırdım ben. Kaç paket içerdin abi? İki buçuk paket içerdim. Ciddi misin? Günde iki buçuk paket sigara içen adamdım ben. Ve çok severek içiyordum. Severek içiyordum. Yani bunu bir lanet olsun bu merete falan. Öyle değil yani. Nereden bulaştın? Keyifle. Tamam mı? Hani şimdi versen içerim mesela. O kadar seviyordum. Ama bıraktım işte. Artık istihap haddimi açtım falan. İlkini bırakmışım. Dolayısıyla buradaki mantık bu. Şimdi de şeker ve... Ama mesela şeker de olmadı bende. Benzer bir deneyim, deneyim. O reseptörü kapatamadılar. Kapatamadılar. Veya ben o sır

Ama Galatasaray'a gittiklerini biliyorum. Bunun net bilgidir bu yani. Buraya da sosyal medya detoksundan... Şimdi diyorum ki, şimdi acaba bu biyoenerjiyle sosyal medya bağımlılığından kurtulmayı da eklemek gerekir mi? Yüzde yüz. Güzel bir fikir olarak buradan söyleyeyim biyoenerjiyle uğraşan uzmanlara. Yüzde yüz o reseptörü de kapatmak biraz kendi gözünü, ruhunu, zihnini dinlendirmek için bazen, bazen değil hatta düzenli olarak gerekiyor bu. Yani konuyu nasıl açtık? Biz mesela filmler Google Viyo 3 dedik.

Yani şey fikri sana nasıl geliyor? Herkesin kendi evinde filmini yapabilmesi fikri. İyi bir fikir mi? Değil. Yani bence de. Herkes de yapmasın kardeşim. Çünkü zihniyet olarak da çok farklı zihniyet. Çok farklı zihniyet var. Kötü insanların ellerinde falan. Propagandaya dönüşebilir, fake habere dönüşebilir, pornoya dönüşebilir. Yani bu kadar bize bunun hızı vesaireyi entegretmelerini ben çok olumlu bulmuyorum. Ben de. Yani kendi yaşadığım kuşak, ben 81 doğumluyum. En azından 2000'e kadar sanki böyle daha normal bir hayat sürmüşüz gibi hissediyorum yani.

Bu aynı zamanda tehlikeli de bir şey, doğru söylüyorsun. Bunun yapılmaması lazım. Ya işte diyoruz ya, bir takım hukuki kararların gelmesi lazım. Gerçeği kim tezahür edecek? Hangi mahkemeye başvuracaksın? Yani bilişim suçları bir alt birim olmaktan çıkmalı bence. Bence çok ciddi bir birim olmalı yani. Teğitçilik diye bir iş çıktı abi ya. Tabii canım. Para olan bir sektör çıktı yani. Teğitçilik diye bir şey çıktı ve ben onlara bakıyorum abi. Özellikle seçim dönemlerinde falan. Her kurumun bir teyit ajansı var yani. Peki o teyidi eden kim yani, anladın mı? Bir de onlar şey var yani, öyle saçma sapan bir hayat oluştu yani maalesef. Ki ben bakıyorum onlara yani, teyit orka falan bakıyorum. Bir tane daha var onlardan, ona da bakıyordum. Doğrula, doğrula kon. Bir de çok büyük şeyler yani, girişimler. Bu bir yeni iş sekmesi oldu. Abi buna devlet ya devlet başa ya kuzgunleşe. Bir yönetim erkinin, yönetim aygıtının bu bilişim işlerine bakması lazım. Mesela buna da şey diyorlar, böyle işte müdahaleci. Müdahaleciyiz kardeşim biz. Her şey de öyle, her şey de serbest olmaz. Her şey serbesttir. Bilmem ne, o da yok yani. Herkes bu hayatı kafasına göre yaşıyor. Öyle de öyle de bir durum yok. Kurallar olacak. Kural aynıca insanın hayatını kolaylaştıran bir şey. Bizde hani böyle kuralsız hayat, bilmem ne, ben özgürüm falan, buzlu bademciyim falan var ya hani o tip saçmalıklara da hani karışayım. Kural iyi bir şeydir. Kural hayatı kolaylaştıran şeylerdir. Kuralın sebebi budur yani. Düzen yani, düzen iyi bir şey değil. Topluluk içinde yaşayacaksan bu kurallara uyacaksın. Zaten benim ağzımdan aklım çıkıyor abi. Yirmi beş, otuz milyon insan bir şehirde nasıl yaşıyor birbirine satmadan. Yaşamaması da lazım zaten. Yirmi beş milyonluk şehir mi olur ya? Değil mi? Çok büyük hata yani. Bir gün İstanbul'u konuşalım, İstanbul'u nasıl bölelim diye. Şundan bahsediyorum. İstanbul'un nüfusunu bir yerlere taşıyacağız. Atıyorum yüzde otuzunu şuraya, yüzde yirmi ikisini buraya. İstanbul'u kurtarıyoruz bölümünün. Kesin, bunu yapmamız lazım yani. Benim de fikirlerim var onunla alakalı.

Ben İstanbul'da mesela köpreleri yıkıyorum. Hepsini? İki tanesini. Biri kalıyor. Üçüncü köprü. O transit geçiş. En azından mallar falan geçsin karşıya. Tabii yani transit geçiş. Malzemeler. Doğru. İki ayrı şehir mi olur kardeşim diyeyim. Değil mi? Hani radikal fikirlere açığız yani. Karşıya geçecek olan sandal tekne kullansın. Tabii abi. Yani gezmek için geçecek olan. Doğru. Galata Köprüsü falan onlar duruyor ama değil mi? Tabii tabii. Galata Köprüsü Haliç'i bağlıyor. O ayrı bir şey. O küçük. Ya da yüzerek. Yok geçemezsin yüzerek.

Ama bu tip İstanbul'u kurtarma planları yapalım abi. Bir sonraki bölüm. Bir ara bir ara yapalım. İstanbul'u kurtarsak Türkiye'yi kurtarırız. Yani futbolu bile kurtarırız ya. Abi yirmi beş milyonluk şehri yaydığımızı düşünsene. İstanbul on milyona düştü diyelim. Oh be. Diyelim ki. Geri kalan on beş milyon ve Sanayi'de diyelim Çanakkale'ye. İşte bir Tekirdağ'a. Ne bileyim bir taraftan işte. Amasya'ya. Yok. Daha yakın olması lazım. Liman miman. Kırklar eline. Bursa'ya. Bursa'nın bir kısmına. Efendim Bilecik'e. Aa Bilecik. Sakarya'nın belli kısımlarında taşıdığımızı varsayalım. Teşvik etmesi lazım. Ne kadar güzel abi. Evet. Bu ayrı bir konu olsun. Yani her şey İstanbul, her şey İstanbul olur mu abi? Ve bununla alakalı mesela şehir şehir yani işte Bilecik'e göndereceğiz ama sizi Bilecik'e şu yüzden gönderiyoruz. Siz Bilecik'te şunu çok iyi yapacaksınız diye anlatalım detaylı. Bu konu benim de uzun süredir aklımda olan bir konu yani.

Yani şehircilikle ilgili Türkiye'nin çok kat etmesi gereken yol var. Özellikle İstanbul'la ilgili. Yapay zeka bu konuda yardımcı olur mu ya ileride? Yapay zeka ne yapacağı belli olmaz ya. Neyse biz bu şey gru konusunu hakikaten soruyalım. Bunu bulsunlar birisinin de şey konusunun şu sosyal medyayı.

Bağımlılığından en azından hafifletme konusunda veya bunsuz gerçek, salt gerçekle nasıl yaşarızı bize bir anlatsın. Ama orada da biz de sosyal medyaya iş yaptığımız için bir paradoks, kara delik oluşmasın sonra. Aynen bir paradoksun içindeyiz şu anda da doğru söylüyorsun. Bu da bir sosyal medya değil mi yani Spotify, Apple Podcast falan? Varlık sebebimiz için. Evet. Neyse biz ekmeğimizle fazla oynamayalım. Aynen. Guru iptal. Guru işi iptal. Guru işi iptal ettik. Efendim, bizi dinlediğiniz için teşekkür ediyoruz. Hepinize iyi haftalar diliyoruz. Bakacağız da böyle boş muhabbetler yapmaya devam edeceğiz. Umarım bizimle eğlenmeye, keyif almaya devam edersiniz. Biz de bu sohbetleri sürdürürüz. Sevgiler, saygılar diliyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)