Podcast

Yenilikçi Dönüşüm

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölümde yapay zekayı, küresel kültürü, dönüşümü ve beklentileri iyi okuyan, İspanya, Belçika, İtalya ve Hollanda ve daha bir çok ülkeye yönelik yenilikçi çözümler geliştiren bir organizasyonun lideriyle ile birlikteyim. ING Hubs Türkiye CEO’su Emre Danacı ile yeni nesil kurumları, onlara dair beklentileri ve değişim hızı üzerine sohbet ediyoruz.

Bölüm Transkripti

7.090 kelime · ~35 dk okuma

Çocukken en sevdiğim uğraşlardan biri birbirinden ilginç grafik ve ilustrasyonlarla bezeli hayat ansiklopedisi ciltlerini karıştırmaktı. Bugünkü TikTok ya da Instagram kaydırım hocaları gibi düşünebilirsiniz. En etkilendiğim maddelerden biri insan ömrünü anlatandı. Yanlış hatırlamıyorsam o dönem için 70 yıl olarak belirlenen ortalama yaşam süresinin ne kadarının uykuda, ne kadarının banyoda, tuvalette, yolda, yemekte, işte ya da ne bileyim okulda geçtiğini bir ilüstrasyonla gösteriyordum. Ömrün hatırı sayılır bir kısmının uyuyarak geçtiğini görmek baya bir dehşet vermişti. Tüm rutin aktiviteleri birleştirince sıra dışı anlara fırsat verecek zaman yok denecek kadar azalıyordu. Benim için zamanın ne kadar eşsiz ve ne paha biçilmez olduğunu erken yaşta öğreten bir uyarı olmuştum. İçinde bulunduğumuz dijital çağda da durum farklı değil. Ömrümüzün büyük bir kısmı hala doğal rutinlerimizde geçiyor.

Fakat bu dönemin belirgin bir farkı var. Bugün boş vakitlerimizi doldurmak için bizden önce hiçbir kuşağın sahip olmadığı kadar çok seçeneğe çok ihtimali sahibiz. Bu yüzden zaman bizden önceki kuşaklara kıyasla çok daha kıymetli. Ne çağrı merkezlerinde dakikalarca şarkı dinlemeye sabrımız var ne de bürokratik labirentlerde kaybolmaya. Yapay zeka ile vites yükselten dijital hizmetler hepimizin beklentilerini zirveye taşıdı. Uyum sağlamak ve rekabet etmek hem zor hem de kolay. Zor çünkü eğitimden ticarete kurumsal kültürümüz köklerini o kadar derinleştirdi ki organizasyon şemalarımızı, hiyerarşik düzenlerimizi dönüştürmek cümle içinde kullandığımız kadar kolay olmuyor hiçbir zaman.

Diğer yandan da kolay rekabet. Çünkü niyet ettiğiniz andan itibaren açık kaynaklarda sayısız tecrübe, birikim, örnek vaka ve hepsini hayata geçirebilecek sınırsız teknolojik çözüm var. Yeter ki isteyelim, yeter ki niyet edelim. Ama teknolojinin bir de görünmez etkisi var. İş yapış ve beklenti modellerini küresel ölçekte benzeştiriyor. Ortak standartlara oturtuyor. İrlanda'da yaşayan bir kişi mesela bedelini İngiltere merkezli bir ödeme sistemi üzerinden yaparak Singapur'da kayıtlı bir e-ticaret sitesinden aldığı ürüne o şirketin Hollanda'daki lojistik merkezinden Almanya merkezli bir dağıtım şirketi aracılığıyla sahip olabiliyor. Bu muazzam karmaşık süreci farkına bile varmadan

Transkriptin tamamını oku

tek bir tıklamayla yapabilmesi işte bu bahsettiğim küresel standart ve çözümler sayesinde mümkün hale geliyor. Peki, bütün bunları dinlerken aklınız da canlanmış olabilir. Türkiye olarak bu tablonun neresindeyiz? Lafı dolandırmadan özettiğim çok iyi bir yerindeyiz. Dahası da var üstelik. Bugün kurumların küresel çapta en yaygın hedeflerini oluşturan esneklik, yılmazlık, yaratıcı düşünme, hızla değişen koşullara uyum sağlama, pratik düşünme gibi meziyetler bizim zaten doğal iş yapış şeklimiz.

Öte yandan teknoloji kullanımında da, geliştirme konusunda da gayet umut veren performans tablosuna sahibiz. Sorun ne? Sorun, işte bunları uzun vadeli ve bütünlüklü bir kültüre dönüştüremeden kısa vadeli kurumsal kurnazlıklarımıza kaldıraç yapma eğilimimiz. Neyse ki o da yine küresel rekabet zoruyla yavaş da olsa değişiyor.

Haddini Aşan Yaşam Rehberi'nin bu bölümünde küresel kültürü, dönüşümü ve beklentileri iyi okuyan ve Türkiye'nin yanı sıra İspanya, Belçika, İtalya ve Hollanda'ya yönelik yenilikçi teknoloji çözümler geliştiren bir organizasyonun CEO'suyla birlikteyim. Kendisiyle yeni nesil çözümleri, kurumların ve müşterilerin değişimini konuşacak ve bize ilham vereceğini düşündüğüm ipuçlarını toplamaya çalışacağım. ING HAPS Türkiye CEO'su Emre Danacık, hoş geldiniz. Hoş bulduk.

Emre Bey programımızı dinleme fırsatı bulduysanız eğer sabit bir bölümünüz var bu sabit bir bölümde bölüm içerisinde bahsedeceğimizi düşündüğüm yani bu bölümde bu cümleyi kullanacağım normalde bahsedeceğim diyorum ama bu sefer bahsedeceğimizi düşündüğümüz kavramlardan birazcık söz edeyim. Böylelikle nelerden söz ederken neleri kastedeceğiz onların bir altını çizelim geçelim kavramlara. Şöyle bir bakıyorum notlarıma. Bir, iki, üç, dört kavramdan bahsedeceğim size. İnovasyon, dijital, vizyon ve dönüşüm. İnovasyon, Latince kökenli bir sözcük. Yenilenme, tazelenme anlamına gelen. İnnovar eden türemiş. Türkçe'de yenilikçilik de diyoruz, yenileşim de diyoruz. Türk Türk Kurumu ikisini de tercih ediyor. Ben yenilikçilikten yanayım. 1980'de

Lugatlara, sözlüklerimize girmiş ama Frankçede karşılığı çok daha eskiye dayanıyor. Ama çok da ilginç bir dönüşüm yaşamış. 16. yüzyıl döneminde münafıklık olarak görülmüş. Yani Frankçesiyle hereditary dediğimiz böyle sapkın insanlar, münasip düşüncelerden uzak olanları tanımlamak için kullanılmış.

18. yüzyılda fazilete dönüşmüş bu, 19. yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte bugünkü anlamına kavuşmuş, Türkiye Kurumu inovasyonu toplumsal ve ekonomik fayda yaratan yenilik olarak açıklıyor. Bir diğer tabirimiz dijital, o da latince. Onun da çok ilginç bir kökeni var. Dijital aslında sayma anlamına geliyor ama parmakla sayma. Yani latince de tam olarak parmak sayma, parmakla sayma anlamına geliyor. 15. yüzyıla kadar sıfırdan 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 yani parmaklarımız kadar ki sayıları tanımlıyor, 10'a kadar olan sayıları.

Bugün ne de bir köprü oluşturuyor çünkü dijital dediğimizde hani bugün bilgisayarlardaki bu ikilik sistem, binary sistemi anlıyoruz. Bu, bugün kullandığımız anlamdaki karşılığı 1942'de digitalın Bell Labs, Bell Laboratuvarları'nda ortaya çıkıyor Digital Computer adıyla. Bu arada hani bugünkü konumuzla hiç alakalı değil, belki de biraz alakalı ama bu Bell laboratuvarlarını bir Google'dan inceleyin derim. Bugün hayatımıza giren neredeyse bütün teknolojik yeniliklerin kökeni orada atılmış 1940'lı yıllarda inanılmaz hikayeler. Türkçe'ye 1990'larda giriyor. Yani bakın inovasyon 16. yüzyılda ortaya çıkıyor. 1500'lü yıllarda Türkçe'ye 19. yüzyıldan sonra giriyor.

Yine 15. yüzyıla kadar dayanıyor, Türkçemize 1990'larda geliyor. Vizyon var bir de o da latince videre, görmek demek. Orta çağda kehanet için kullanılmış, 1920'lerde siyaset, 1950'lerde iş dünyası kullanmış, kolektif gelecek hayali anlamına geliyor. Türkçe'ye 1990'larda girmiş, ileri görüş olarak çeviriliyor sözlüklerde. Ve son olarak da dönüşüm. Yani bir durumdan başka bir duruma geçme, şekil değiştirme. Ama bu dönüşümde genelde hep kastımız pozitif yan. Daha dönüşüm oluyor. Oysa dönüşüm negatife yönelik de olabilir. İşte bahsedeceğimiz sanıyorum kavramlar bunlar. Yeni kavramlardan da bahsedersek ben arada girip anlamlarıyla ilgili bilgilendirmeler yapmaya çalışırım. Ama isterseniz daha da fazla vakit harcamadan konumuza dönelim.

Açılışta da bahsettiğim gibi konuğumuz ING Hubs Türkiye CEO'su Sayın Emre Danacı. Tekrar hoş geldiniz. Hoş bulduk. Böyle sıkıcı, yorucu, bunaltıcı oldu mu bu beklenti? Keyifli. Bu uzun girizgah ama geleneklerimizi bozmayalım dedim. Ve dinleyicilerimizin en başta kafasında oluşabileceğini düşündüğüm soruyla başlayalım. Sonra konumuzun ayrıntılarına gireriz. ING Hubs Türkiye nedir? Sonunda bir Türkiye olduğuna göre Türkiye dışında da sanıyorum yansımaları var. Nedir, ne yapar?

Bir sizden dinleyelim. Teşekkürler öncelikle. İnegi HAP Türkiye, İnegi'nin HAP stratejilerinin beşincisi. Biraz önce söylediğiniz gibi adı Türkiye olduğu için başkaları da var. Nerelerde var? Filipinler'de, Manila'da bir merkezimiz var. Slovakya'da bir merkezimiz var. Kolonya'da, Romanya'da ve beşinci olarak Türkiye'de açtık. 2024 yılının Şubat ayından itibaren faaliyetlere başladık. İnege stratejisinde inege hap önemli bir yer ediniyor. Neden önemli bir yer ediniyor? Biraz önce de söylediğiniz aslında sürekli daha iyi yapma çabası ve yenilikler her sektörde önemli avantajlar elde ediliyor şirketlere. Ama bunu mümkün kılabilmek için aslında bilginin kendi içinde yer alması çok kıymetli.

O yüzden bu hub merkezleri operasyon, dijitalleşme, yapay zeka alanlarında bizim için ING için ana omurgada, stratejide yer alıyorlar. Bu sayede kendi çalışanlarımızla birlikte ING'nin faaliyet gösterdiği kurumsal bankacılıktaki 40 ülkeye, aynı zamanda Perakendeki bankacılıktaki 10 ülke ve 40 milyon müşterimize bu merkezlerdeki bilgiyi onlara katma değer sunacak şekilde konumlandırdığımız bir yapılanma. Yani yazılım tabanlı yaratıcı çözümler geliştiriyor. Evet, kesinlikle öyle. 3 tane ana alanı var demiştim aslında hapların odaklandığı. Operasyon, yazılım ve yapay zeka. Biz Türkiye olarak operasyon ayağıyla ilgili bir odakta değiliz. Bizim odamız teknoloji ve yapay zeka. Dolayısıyla haplar kendi bulundukları konum, yetenekler ve stratejik önceliklere göre aslında bu alanlarla konumlandırılıyorlar.

Biz de Türkiye olarak insan kaynağımızdaki yetkinlik seviyesi, onların bugüne kadar göstermiş oldukları bu alandaki ilerleme, olgunluk ve yaratabilecekleri çözümler sayesinde teknoloji ve yapay zeka alanında önemli aktif roller alıyoruz. Dinlerken ülke seçimleri ilginç geldi. Neye göre belirlenmiş bu ülkeler? Birincisi aslında bu ülke seçimlerinde odaklanacak alana uygun insan kaynağı ve yeteneğe, havuzuna bakılıyor. Dolayısıyla aslında katma değeri yüksek işler yapmak istiyoruz. Bankacılık dünyanın her yerinde ürünleriyle, süreçleriyle neredeyse aynı. Bugün hangi ülkeden bahsederseniz bahsedin, para transferi, kredi kullanımı, her şey aslında birbirine benziyor. Peki müşterilere daha iyi hizmet sürebilmek için bizim yapabileceklerimiz ne? Arka planda bu konularda çok ciddi anlamda dijital dünyanın ve analitiğin gücünü kullanarak, bunları aslında araç olarak kullanırarak müşterilerimize daha iyi hizmet verme amacı. Bunu kim mümkün kılacak? Bunu da gene bizim insanlarımız mümkün kılacak. Çünkü dizaynı onlar yapıyorlar, farkı onlar yaratıyorlar bunları araç kullanarak. İşte tam da bu sebeple bu ülkelerdeki ilgili odaklı alandaki yetenek havuzlarına bakılıyor ilk önce. Bu yetenek havuzlarındaki potansiyele ve sonrasında diğer stratejik konumlara ve diğer unsurlara uygun olarak bu konumlar, ülkeler seçiliyor ve sonrasında da yine EG'nin faaliyetlerine katkıda bulunmaları sağlanıyor. Peki Türkiye ayağını biraz tarif edermişsiniz. Nasıl bir organizasyon? Türkiye ayağı dediğim gibi geçen sene Şubat ayında bu yolculuk başladı ama bu yolculuk başlamadan önce aslında bu uzunca bir hayalin gerçekleşmesi diyebiliriz. Türkiye'de biz bankacılık sektöründe bütün dünyayla kıyasladığımızda dijitalleşmede, analitik alanda ciddi anlamda önemli bir konumdayız bütün finans sektörü olarak. Aynı zamanda biliyorsunuz ING 2007 yılından itibaren Türkiye'de de faaliyette bulunuyor. Bunun bir çıktısı olarak buradan ortaya çıkartılmış olan çözümlerin diğer ülkeler tarafından da avantaja dönüştürülmesiyle ilgili çözümlerimizi aslında ihrac etmek, onların neler olduğunu paylaşmak konusunda birçok ortamda, platformda biz diğer ülkedeki çalışan arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz.

Aynı zamanda insan kaynağı anlamındaki bu yetkinlikler uzun süredir en üst yönetimden aşağıya kadar bizim arkadaşlarımızın, Türkiye'de yetişmiş arkadaşlarımızın diğer ülkelerde de önemli rollere gelmesini de mümkün kıldı. Tüm bunların ışığı altında Türkiye'de yapay zeka ve teknolojideki bu yetkin havuzun, yetenek havuzunun stratejiyle de doğru orantılı olarak hayata geçirilmesi için biz yaptığımız çözümleri sürekli paylaşıp Bu konuda bir adım atılması için genel merkezde 10 yıldır ilk önce ING Bank Türkiye CEO'su o dönem Pınar Hanım'dı. Pınar Arbay ile başlayan bir yolculuk. Şimdi kendisi zaten perakende bankacılıktan sorumlu olarak... Hollanda'da değil mi? Evet, de görev oluyor. Sonrasında bankanın yeni CEO'su Alper Gökgöz ile birlikte sürekli bu konuda sıcak tutuyorduk. Sonunda 2024 Şubat ayında bu adımın atılmasına karar verildi. Biraz önce de bahsettiğim gibi teknoloji, yazılım ve yapay zekalını da aktif olarak yapıyoruz. Tabii her kuruluşun ilk

Kuruluş aşaması kolay olmuyor, sancılı oluyor ama bizi yine Ege'nin verdiği güçle ve onların yardımlarıyla bu dönemi hızlıca ve verimli bir şekilde geçmeyi başardık. Geçen sene itibariyle hedefimiz bu alanda hem varlığımızı sürdürülebilir kırmak, ana yapıyı oluşturmak hem de faaliyetlere geçmekti. Yıl sonuna kadar 80 kişilik bir ekiple projelere aslında girmek istiyorduk ama işlerimiz iyi gitti. Yarattığımız kültür ve arkadaşlarımızın işlere katkısı sayesinde gelenek tareplerle geçen seneyi biz 120 kişiyle kapattık. Şu gün itibariyle 6. ay sonunda 2025'in ilk yarısıyla da 200 kişilik bir ekibe ulaştık. 200? Evet. O zaman siz baya aslında hani Türkiye ölçeğinde de, genel ölçekte de baya büyük bir yazılım şirketi oluyorsunuz esasında değil mi? Çok doğru. Hem yazılım hem de yapay zeka şirketi oluyoruz. Dolayısıyla bence bu çok kıymetli. Neden? Bugün dünyada en geçerliliği olan iki tane alan bu. Bu profiller bütün dünya tarafından ciddi anlamda aranıyor.

Ülkemizde bu potansiyeli global bir oyuncuyla buluşturmanın da yeteneklerimize çok büyük katkısı var. Tabii ki yine GA çözümlerimizle birlikte katkı sağlamak istiyoruz. Yarattığımız bütün çözümler sayesinde bulundukları yerlerde avantaj, rekabet avantajı yaratmasını sağlıyoruz. Ama öbür tarafına baktığınızda bu kendi genç yeteneklerimiz için, ülkemizdeki yetenekler için de büyük fırsatlarla geliyor. Şimdi tabii daha makro konulardan da bahsedeceğiz de, INGH Türkiye'nin bir genel künyesini çıkartalım, çerçevesini çizelim diye böyle başlamak istedim. Ama şunu da sormadan diğer konulara geçemeyeceğim. Bu çok uluslu bir yapı olmakla birlikte INGH Türkiye, Türkiye kökenli insan kaynaklarını mı kullanıyor yoksa burada da böyle çok uluslu bir yapı mı var? Çok uluslu bir yapı var. Baktığınız zaman bu 200 kişinin içinde sadece Türkiye'de yerleşik arkadaşlarımız yok. Çoğunluğu tabii ki Türkiye'deki yerleşik arkadaşlarımız ama bizim yürütme kurulumuzda aslında Romanya'da yaşayan ve bizimle çalışan bir arkadaşımız var. Yine yazılım ekiplerimizde, yapay zeka ekiplerimizde aynı şekilde farklı arkadaşlar var. Daha da önemlisi günlük hayatları aslında global gidiyor.

Çünkü proje bazlı çalıştıkları için İtalya ekibiyle birlikte buradan bağlanarak online bir şekilde dönem dönem tabii ki fiziksel ziyaretlerde oluyor ama günlük olarak aslında birlikte farklı lokasyondaki insanlar bir amaca doğru onu var etmek üzere güçlerini birleştiriyorlar. Çalışma şeklinde de global bir yapı var. İş dünyasının başardığı bu şeyi hani diğer konulara aktaramamış olmamız enteresan yani insanların ortak bir çaba uğruna belki birbirini hayatı boyunca hiç görmeden apayrı kültürlerde, apayrı iklimlerde, dillerde, zaman dilimlerinde ortaklaşa çalışabilmesi dijital sayesinde var oldu ama umarım yazılım sektöründen aldığı ilhamla diğer konulara da tahvil edebilir. Peki, şimdi bu globalleşme, küreselleşmeden çok bahsettik, çok atıfta bulunduk. Siz de sözcülerinizin arasında sıkça kullandınız. Tanımlayalım o zaman. Mesela bugün küresel dünyasının kullanıcısı, tüketicisi nedir? Çalışan profili nedir? Yönetici profili nedir? Nasıl tanımlıyorsunuz? Yani ortak faydalarımız ne?

Ortak paydalarımız, aslında belki de ortak paydaları anlatmadan önce şöyle bir girizgah yapmak, sizin de başlangıcınızı atıfta bulunmak iyi olabilir. Biraz önce de söylediğiniz gibi aslında ortak amacımız aynı bizim hepimiz. Bulunduğumuz lokasyonlardan da bağımsız olarak. Daha iyi yapma amacıyla yola çıkıyoruz. Dolayısıyla niyetimiz daha iyi bulmak.

O da otomatik olarak sizin de söylediğiniz gibi inovasyon ya da yenilikçiliği mümkün kılan bir ortam. Dolayısıyla bu çerçevede, bu tabanda birleştikten sonra farklı kültürlerin, farklı iş yapış şeklilerinin belli prensipler dahilinde, o yelpazede farklı renklerle bir araya gelmesi aslında çıktığı da çok katma değerli bir hale getiriyor. birbirinden öğrenen, sürekli gelişen bir organizasyon kültürü ve bunu da aslında önemli bir oyuncuyla dışarıda gerçek hayatta test edebilmek, test ettikten sonra ortaya çıkan iyi giden yönler, geliştirecek yönlerin sürekli size beslenmesi, sizin normal bir işte şunu yap bunu bana getirdiğinden daha fazla sürekli öğrendiğiniz, sürekli geliştirdiğiniz, bu sayede versiyonlarıyla hep daha iyi yapma amacınızı mümkün kıldığınız bir yapıyı oluşturuyor. O zaman oradan aldığımız da ortak noktalar. Liderler bunları mümkün kılacak, bu amacı ortaya çıkaracak, bunu özgür bir ortamda belli prensiplerle götürecek çevre şartlarını kılmalı. Dolayısıyla bunu onlara teşvik etmeli. Sürekli öğrenme, sürekli gelişme dediğinde hata yapma herkes söyler belki kalıplaşmıştır hata yaparak öğreneceğiz ama gerçekten bu hataları kontrollü hata şeklinde yapıp öğrenmeyi mümkün kılan bu sayede de insanlara inisiyatif verebilen bir hale getirmek gerekiyor.

Dolayısıyla inegenin global anlamda kültüründe ve iş yapış şeklinde bunlar prensiplere dönüştüğü için bugün itibariyle ister İtalya'daki arkadaşlarla, ister Belçika, ister Avustralya'daki arkadaşlarla yapın. Bu kültürün ana noktasındaki bu ortak amaç ve daha iyi bulma amacı bizi bir arada o hedefe doğru götürüyor. Liderler bu anlamda bu şekilde insanlarımıza fırsatlar sağlamaya çalışıyor. Çalışan açısından baktığınızda çalışan profili sadece değişmiyor. Tabii ki jenerasyonlar değişiyor. Jenerasyonların değişmesiyle birlikte davranışları değişiyor. Ama yine ortak bir noktamız var aslında. İnsanlar gelişmek istiyor, öğrenmek istiyor ve katkı sağlamak istiyor. Hayatımızın çok önemli bir kısmını biraz önce sizin girişinizde söylediğiniz gibi sadece uyarak değil, işte de geçiriyoruz. Burası sadece ay sonunda maaş alınan bir yerden sürekli kendinizi geliştirdiğiniz, arkadaşlarınız sayesinde bulunduğunuz ortam sayesinde yeni yeni fırsatlar, öğrenme fırsatları bulduğunuz bir öğrenim yerine, bir tedrisata dönüştüğünde aslında sizin katma değeriniz de çok fazla artmaya başlıyor. Dolayısıyla istenilen bir olduğunda aslında siz üç getirmeye başlıyorsunuz ekip ruhuyla birlikte. Dolayısıyla yapmaya çalıştığımız çalışanlarımızın beklentisinin bu olduğu bilinciyle bu ortamı doğru kontrol prensipleriyle birlikte mümkün kılmak.

Hep yapmayı düşündüğüm konu başlıklarından biri bu olaylar ve vesile olduğu şeyler. Şimdi sizi dinlerken bu yerel kültürlerden çıkan yaratıcı, ilham verici fikirlerin küresel ölçeklenmesini dinlerken aklıma bir tanesi geldi o programda ayrıntılarını bahsedeceğim şey. Kısaca da değineyim. Büyük buhran biliyorsunuz. Dünyanın ekonomik tarihinin en şiddetli krizi. Amerika Birleşik Devletleri'nde Wall Street olarak bildiğimiz borsanın çökmesi ve Amerikan halkının

Büyük bir bölümünün borsada yatırımcı olduğu, o furyaya kapıldığı dönemde %80'inin bütün varlığını hayatı boyunca yerine koyamayacak şekilde kaybettiği bir dönem. Bu 1920'lerde yaşandıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin erken yıllarını da vuruyor, dalga dalga geliyor. Dünya bu kadar birbirine bağlı değil. döviz fiyatları fırlıyor, enflasyon fırlıyor, petrol kıtlığı başlıyor vs. bir sürü şey. O dönemde İstanbul'da taksicilik yapmaya başlayan birisi, aşçı kökenli birisi. Tabii taksimetre duruyor ama her şeyin, borcun faizi tıkır tıkır işliyor. İş yapamaz hale gelince aklına şöyle bir fikir geliyor, diyor ki benim her gün mutlaka denk gelip aldığım sadık müşterilerim var. Bunlar işte sabah denk gelirsem Nişantaşı'ndan Mısır Çarşısı'ndaki dükkanlarına gidiyor, akşam da Mısır Çarşısı'ndan

Nişantaşı'nda evlerine dönüyor ve bunlar hangisine denk gelirsem onu alıyorum. Hepsi aynı saatte gidiyor, aynı saatte geliyor. Şimdi yürüyerek gidip geliyorlar. Çok pahalı olduğundan taksi. Ben bunları bir araya getirsem, paylaştırsam parayı. Tahmin ettiğiniz gibi dolmuşu icat ediyor. Bir aşçı kökenli şoför. Bir şoför bunu icat edemezdi çünkü kurumsal körlüğü ve ne diyelim, iş yapışı şeklindeki o ataleti vardı.

Bunu bir aşçı icat ediyor. Fakat daha da enteresan, seneler sonra, yanlış aklımda kalmadıysa 6 sene önce ya da biraz daha yakın zamanda Türkiye'de de hizmet veren uluslararası araç kiralama hizmeti olan Uber, ride-sharing adı altında aynı uygulamayı yaptı ve birkaç ay içerisinde 1 milyar doların üstünde değer kattı kendine. Hani bir fikir esasında ölçeklenebildiği takdirde, demek ki milyarlarca dolarlık bir şey yapıyor ve bu fikir neredeyse 100 yıllık bir fikir de olabilir, dolmuş gibi. Bütün dünyaya yayılmış bir fikir de olabilir. Şimdi siz ING HAP Türkiye olarak bir yandan regulasyonlarla bağlısınız, bir yandan kurumun kendi stratejileriyle bağlısınız. bir yandan da zihninizde bir hedef var. Yani epey bir sırtınızda hassas küfe taşıyorsunuz. Bunların ortalamasını nasıl buluyorsunuz? Yani siz stratejinizi neye göre belirliyorsunuz? Fikirler sizden mi çıkıyor yoksa taleplerle mi şekilleniyor? İkiye ayırmak lazım. Biraz önce de söylediğim gibi teknoloji ekiplerimiz ve yapay zeka ekiplerimiz var. Teknoloji ekiplerimizin genel çalışması aslında ING'nin gelecek teknoloji ad yapısında önemli roller alıyorlar. Orada

daha yukarıdaki stratejiyle uygun yapılacak işleri uçtan uca çözüm olarak üretmek üzerine gidiyorlar. Şimdi yapay zekâdan tam da verdiğiniz örnekle ilgili aslında ilerlemek çok daha anlamlı olacak. Birincisi biz bir kuruma bağlıyız ve onun bir stratejisi var. Dolayısıyla o kurumun içinde o stratejiyi mümkün kılacak yapı taşlarını doğru sırada doğru şekilde bir kere hayata geçirmemiz gerekiyor. Bu olmazsa olmamız. Ama yapay zekalının bize verdiği bir özgürlük alanı daha var. Biraz önce söyledik ya bankalar hep aynı, süreçler aynı, ürünler aynı. Farkı nasıl yaratacağız? O zaman bizim bu çözümlerimizle birlikte dışarıdan bakıldığında görünmeyen, kopyalanamayan unsurları hayata geçirip daha iyi hizmet vermemiz lazım. Şimdi yapı taşlarını yaparken tabii ki arkadaşlarımız özellikle yapay zekalılığında şu silsileyle gidiyorlar. Bunu yapabilmek için yapay zeka ile ilgili biraz önce siz de atıfta bulundunuz ilk girişinizde. Eğitim bile değişti artık. Eğitim imkanları değişti. Ben 79 doğumluyum. Eğer kodlama yapmak istiyorsam o dönemde maalesef Google bile yoktu. Üniversiteyi okurken. Bir ilgisayar mühendisliği bir bölümüne gidip o kitaplara ulaşmak, oradaki laboratuvarda bilgisayara dokunmak ve hocadan o dersi dinlemek zorundaydım. Oysa ki bugün niyetiniz varsa... Bir de o dönemki dillerin bir kısmı da artık geçersiz. Tabii hiçbiri yok. Neredeyse hiçbiri yok. Ama temel olarak onları bilmeniz bugünkülere adapte olma yetkiliğini besliyor. Ama bugün öğrenebiliyorsunuz, bilgiye çok ulaşabiliyorsunuz. Yeter ki doğru sırada gidin. Şimdi bu bizim insan kaynağı havuzumuzu çok fazla genişletmeye sebep oldu yapay zekâda.

Uzunca bir süre içinde bunun hayatımıza girmesiyle birlikte birincisi buradaki araçların kullanımında ehil olmak bir süre oldu. Ama bu ehil olma süresi geldikten sonra dolmuş örneğine geleceğim. Aslında hedefimiz yapay zekada gerçek hayatta ölçeklenebilir, fark yaratabilir problemleri tespit etmek. Bu problemleri de en optimum şekilde çözüp hayata geçirmek ve beklediğimiz değerlerle onların sonuçlarını izlemek gerekiyorsa da tekrar Onları revize etmek ve iyileştirmek gibi bir döngü yaratıyoruz. O zaman ne gerekiyor? Aslında bu hep anlatılan üç tane kümenin kesişmesi diyorlar ya, matematik istatistik bilgiye ihtiyacınız var. Doğru, bu da bir araç. Algoritmaları anlamanız, hangi dağılım olduğunu bilmeniz, ne zaman kullanacağını bilmeniz. Doğrudur. Bunları nasıl takip edeceğini, gelişimlerini görmeniz de önemlidir. Doğru. Ama bu bir araç. İkincisi, bunları bilgisayar kodlamasıyla belli bir şekle sokmanız lazım. Dolayısıyla kodlama da bir araç. Biz bu sürecin sonucunda asıl amacımıza odaklanacak bir yapı kuruyoruz arkadaşlarımız için. O da şu, gerçek o alanla ilgili problemleri çözmek. Belki birazcık şeyden de örnek verilebilir. Yemek yapmaya çalışıyoruz aslında biz. Yemek yaparken evet mutfağa ihtiyacımız var. Aynı zamanda malzemeye ihtiyacımız var. Kullanacağımız ekipmanlara. Bir de ülkelere gittiğimizde her ülkenin farklı, bize sağladığı aslında malzemeler var gelecek.

Ya da damak zevki var. Bunlara uygun şekilde gitmemiz lazım. Hepsinin dijital olgunluk seviyesi farklı, hepsinin bize sağladığı veriler farklı. Bu bilinçle birlikte o problemi en iyi çözecek kişi olmaya çalışıyoruz. O zaman ne oluyor bizde? Yapay zeka alanında çalışan arkadaşlarımız ilk önce bunları tespit ediyorlar. Bunların doğrultusunda olgunluk haritalarını ortaya koyuyorlar ve bunları sırasıyla hayata geçirip sonrasında sürekli gelişecek, monitör edecek ve sıkıntılı ve iyi giden yokları bulup onlara uygun yeni çözümlerle bunu ilerletecek bir yapı kuruyorlar. Bu da çok büyük bir gelişim fırsatı onlar için. Bu birincisi. İkincisi yenilikle ilgili kısımda evet stratejiyle böyle ilerliyoruz. Bu tespitleri yapıyoruz uçtan uca. Ne yapılacağını ortaya koyuyoruz buradaki arkadaşlarımızla. Sonra bunları yapıp hayata geçiriyoruz. Anahtar teslim ülkelere veriyoruz. Verdikten sonra her şey istediğimiz gibi gidiyor, gitmiyor. Yapılarını kuruyoruz. Oradan gelen bilgilerle bunları daha iyi versiyonlara çeviriyoruz. Dolayısıyla sürekli öğrenen ve gelişen bir organizasyonel yapı kuruyoruz. İkincisi ne oluyor? Gerçek hayat problemlerini bu kadar gözlediğinizde o durumlarda bir tane gurur duyduğumuz bir iş daha yaptık. Biz ona hidden effort

diyoruz. O hiddinne falan şöyle oluyor. Klasikleşmiş sizin faaliyet gösterdiğiniz ülkelerde belli tutarın üstünde varlığı olan kişilere ona uygun segmentler oluşturuyorsunuz. X tutarın üstünde varsa şu segmenttir ona uygun yapın diye. Ama biliyoruz ki biz tecrübelerimizde bütün ülkelerde genel olarak ortalama banka kullanımı bir değil. Baktığınız zaman bütün ülkelere iki küsürlerle üç küsürler arasında yani ortalama da üçlere geliyor. Bu şu demek sizde aslında o kadar parası olmayabilir kişinin ama

Aynı zamanda başka yerlerle birleştiğinde aslında istediğiniz tutara gelebilir. İşte biz bir kendi faaliyet gösterdiğimiz yerde bu programla, bu fikirle, Türkiye'den çıkan bu fikirle bütün 9 tane ülkeye şimdi bu modelleri yerleştirdik. Bu modeller sayesinde kendilerinde olmayan o threshold'la, tek bir kuralla yazamadıklarını yapay zeka modellerimizde o davranışı modelleyerek biz bütün müşteri databezinde bulup onların önüne daha iyi faaliyetler için sunuyoruz ve önemli başarı elde etti. O yüzden 9 ülkeye bir sene içinde hepsini yaptık, hepsini implement ettik. Bir de ne mutlu bize ki geçen sene ING'nin global faaliyet raporunda bile geçti ve atıfta bulundular. Tabi arkadaşlarımız da bundan. Doğru mu anladım? Mesela diyelim ki A bankasında bir müşteri var, B bankasında daha fazla mevduatı işte fonu bilmem yatırımı var. Siz A bankası olarak B bankasında onun öyle bir varlığı olduğunu öngörüyorsunuz, seziyorsunuz ve onu kendinize çekmek için böyle cazip teklifler oluşturuyorsunuz. Tam bir ekonomi maliye bakanının hayalindeki projeymiş bu. Ölçeklenebilir o anlamda da.

Onların elinde tabi o dataya ulaşım var ama finansal sektörde hiçbir ülkede bu mümkün değil. Peki başarı oranı ne oldu? Yani sistem muhtemelen tespitte başarılıdır da davranışları değiştirebildi mi? Değiştirdik. Biz bu projeyi ilk önce Belçika'daki arkadaşlarımızla ve İspanya'daki arkadaşlarımızla yaptık. Ortalama rakamlarla vermek gerekirse... %40 başarı oranına ulaştı. %40? Evet. Ve aynı zamanda %40 de aslında kazanılan mevduatla ortalamalarında da ekstra bir getiri getirdi. Yani Danimarka'nın gizli zenginini hayal edemiyorum. Yani bizim gizli zenginden biraz daha varlıklı olduğuna eminim. Biz Danimarka'da yokuz ama sonuç olarak aslında bu bir yaklaşım. Aynı zamanda yapay zeka ve iş, gerçek problem birleştiğinde iş birimlerinin karar alma kalitesini, odaklanmasını, önceliklendirmesini çok ciddi anlamda değiştiren yapılar. Şüphesiz.

Peki, biraz daha makroya gelelim. Şimdi burada ne diyoruz? Öğrenen bir organizasyondan bahsediyoruz, yenilikçi düşünmesi gerekir diyoruz, dünya ölçeğinde çerçevesini genişletmesi gerekir, farklı kültürlerden beslenmesi gerekir. Birçok ön şart koyuyoruz ama burada tabii bir de bütün bu iç işleyişin de buna uygun bir ortama hazırlaması lazım. Yani insanların fikirlerini olumlu ya da olumsuz özgürce dile getirebildiği, denemeler yapabildiği, hatalarından ders aldığı sürece yineleyebildiği. Fakat Türkiye ölçeğine baktığımızda ne aile yapımız ne eğitim sistemimiz aslında böyle değil. Yani biz hatanın çok şiddetli cezalandırıldığı, çok hiyerarşik yapıların olduğu, kimin konuşup kimin konuşamayacağının çok net belirlendiği, doğru ile yanlışın kimi zaman teneffüs bile edilemediği bir kültürden geliyoruz ve böyle mezun oluyoruz. ...ve diyelim ki sizin kapınıza gelip mülakat sonrasında masanıza oturuyoruz. Çok geç olmuyor mu bu kültürel kodları kazanma adına ve siz ne düşünüyorsunuz bu süreç hakkında? Birincisi bunu kırmamız gerekiyor ki biraz önce söylediğimiz sürekli daha iyi arama amacımızda... ...hep beraber ortaklaşalım ve birlikte bir noktaya gelelim. Dediğiniz kültürel yapılar ister istemez ortada olsa da bunu nasıl aşabileceğimize odaklandık biz açıkçası. Uzun yıllardır bu ekiplerin biraz önce söylediğim gibi sadece araçları kullanma bilgisi değil, bu araçları yanına alarak çözüm üretme, daha iyi arama derdinde olma. Bunun için de ilgili alanı öğrenmeyle ilgili gelişimlerine yatırım yapıyoruz. Bu on küsur yıllık bir süreç. Öyle olduğu için bunu kırmak için iki tane mekanizmayı çalıştırmaya çalışıyoruz biz. Birincisi sizin girişte ben çok mutlu oldum bunları ortaya koyduğunuz için. Ülkede çok büyük bir potansiyel var gençler. Genç nüfusumuz çok yüksek. İyi eğitimli genç nüfusumuz da çok yüksek. Ve bu arkadaşlar aslında daha iyi arıyorlar, daha iyi yaşamak istiyorlar, daha fazla katma değer yaratmak istiyorlar. Evet kültür olarak, bunların şiddetli olarak maalesef engellendiği bir ortamdan çıkıyorlar. Ama bu bir yandan da böyle bir ortamı bulduklarında uzun süredir aradıkları bir şeyle kavuşmaları anlamına geliyor. Bu da bir pozitif şey. Önemli olan ona ikna edebilmek. Onun için o çevre faktörünün o şekilde işlediğini ve davranışa eğer dönüşürse desteklendiğini onlara yaptıklarınızla gösterebilmek. Dolayısıyla bunu yapabilmek için iki şeye dikkat ediyoruz. Bir, mülakatlarda gerçekten çok iyi insanları almaya çalışıyoruz. Çok iyi derken şunu yapmamaya çalışıyoruz. Kalıplaşmış bazı tabii ki filtreler var. Bunlara dikkat ediyoruz. Türkiye'nin bir başka avantajlarından bir tanesi. Belki eleştirilebilir, daha iyisi olabilir ama aslında biz ilk günden itibaren girdiğimiz sınavlarla bir skor kartla yukarıdan aşağıya

sıralanıyoruz. Şimdi bu bizim bir potansiyelimizi gösterdiği için aynı zamanda aslında nasıl bir çalışma ahlakına sahip olduğumuzu da destekliyor. Sürekli biriktiren, sürekli disiplini çalışan, üstüne düşenleri yapan insanlar otomatik olarak aralarında bazı farklılıklar olsa da çoğunlukla aslında yukarıya doğru gidiyorlar. Dolayısıyla bu bize bir tane ışık veriyor ama bu yetmez. Neydi derdimiz? Gerçek hayat problemlerini anlayabilen, sonra da onu en iyi şekilde çözebilen insanlar bulmak. Bu da aslında kompleks problem çözme yetkinliği ile ilgili. Biz işe alımlarımızda özellikle bu fitremelerden sonra bunları simüle edebildiğimiz yapılar ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu çok önemli. İkincisi içeriye geldikten sonra bu ortamda kolektif bir şekilde sürekli birbirini besleyen, destekleyen ve bir şeyi arayan insanlar yaratmaya çalışıyoruz. O çalışma şartlarını yapıyoruz. Şimdi yapay zeka diyoruz ama bunun 15 sene 20 sene önce adı hatta Dolmuşcu'nun yaptığı da şey oydu. Data mining'ti yani veri madenciliği. Madene gittiğinizde altını belki bulabilirsiniz ama uzun yıllardır altın madeninde çalışan ehil işçiler onun aslında daha büyük bir yere gitmesi için başka yollara da gitme inisiyatifini kullananlardır ve daha büyüğünü bulur. O zaman bu bizim dünyamızda da aynı. Problemi çözdükten sonra onunla yetinmeyen daha iyi versiyonları için aslında umut varsa oralara da özgürce gidebilen insanlarla biz fark yaratabiliriz. İşte tam bunu sağlayacak ama belli koşullarla tabii sağlayacak bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Birlikte çalışmalarını, birlikte öğrenmelerini, bundan zevk almalarını, bunun bir gelişim yolculuğu olduğunu ve onların daha iyi versiyonlarını aslında oluşturduğunu söylüyoruz. Bu büyük avantaj. İki, bizi ne destekliyor? Bütün dünyada bu alanlar tabii ki çok revaçta, bu profiller çok aranıyor. Ama bu profiller aranırken yine bu teknik yetkinlikler değil, gerçekten sonuç olarak neler yarattığı hikayeler yaratıyoruz onlara. Bugün şöyle düşünün, bizimle bu yolculuğa girmiş arkadaşlarımız önümüzdeki seneden itibaren inşallah bizimle devam ederler ama bir gün birileriyle konuştuklarında şunları anlatacaklar. Evet ben Python biliyorum, evet SQL biliyorum, evet şu algoritmayı da biliyorum, bunu da biliyorum. Bu teknik mülakat bittiyse ben bugüne kadar bunlarla neler yaptım onu anlatayım mı? Belçika'da %40 daha fazla şu kadar conversion yarattım. Kredi karar sistemlerinde iki kat daha fazla onay oranı yaratırken aynı batık oranını sağladım. Bu sayede %100 otomatik sistemler kurdum. Bunun parasal karşılığı bu kadar. Burada bu kadar. Hikayenize bunları koyduğunuz zaman aslında siz bütün dünyada çok geçerli olan başka bir profile dönüşüyorsunuz. Dolayısıyla biz bunu sağlamaya çalışıyoruz. Bir de tabii ölçek olarak düşündüğümüzde milyonlarca kişinin kullandığı çözümleri geliştiriyor oluyor. Aklıma şey geldi bir tahmin edeceğin üzere Ankaralı bir mühendisle konuşuyordum da dedi ki Serdar Bey o kadar özeniyorum ki arkadaşlarım işte gidiyor annesine gösteriyor bak şu çamaşır makinesinin düğmesini ben tasarladım bunun bilmem ne programını ben yaptım. Savunma sanayinde çalıştığı için her şey büyük bir gizlilik içerisinde. Hiçbir şeyden bahsedemiyorum. İş mülakatlarında dahi adlarını anlamıyorum. Kimseye ne yaptığımı anlatamıyorum. Delireceğim burada diye. Sizinki de tam onun antitezi olmuş. Peki, aynı yerden ilerleyelim. Ne arıyorsunuz çalışan profilinde? Çünkü hani şimdi bir yandan sanki çok böyle yani bu terimleri kullanmayı sevmiyorum da böyle nerdy, geeky, çok böyle uysal, ekran başına çakılıp tıkır tıkır işini yapan biri arıyormuşsunuz. bir yandan da tam aksine böyle yaratıcı, yenilikçi, sıra dışı, çizgi dışı birilerini arıyormuşsunuz gibi. Hangisi? Birazcık ikincisine daha yakınız. Öyle mi? Evet. Aslında ne arıyoruz? Temel olarak şunu arıyoruz. Yetkinliği yüksek işini yapan insanlar olmalı. Doğru. Teknik becerileri olmalı. Çünkü iş geldiği zaman o becerileriniz yoksa otomatik geride kalıyorsunuz. Bu ortamı da bozan bir şey. Dolayısıyla orası hijyen faktörü olarak belli bir seviyede olmalı. Ama daha önemlisi birlikte üretmek, sürekli aramak ve biraz önce söylediğimiz gibi o madenin içinde aslında bulduğuyla yetinmeyip daha iyisinin sebepleriyle birlikte ortaya konulduktan sonra peşine düşebilecek, meraklı, üretmeye açık insanlar arıyoruz birincisi. Ama bunu yalnız başlarına, bilgisayar başına kendilerini yapmalarını istemiyoruz. Tam tersine oluşturduğumuz ekiplerle ki burada global ekiplerle birlikte bir sürü farklı görüşle birlikte kolektif ilerlemelerini sağlamaya çalışıyoruz. Buna açık iletişimi yüksek, teknik becerilerinin yanında ikna kabiliyeti yüksek, hikayeleştirme konusunda da kuvvetli arkadaşlar yaratıyoruz. Aslında biz bir problemi hikayeyle arıyoruz ve sonunda o hikaye ne kadar kuvvetliyse sonuca o kadar iyi gidebiliyoruz. Uçtan uca bir ürünü tasarlayabilecek ve sonrasında sürekli hale getirebilecek bakış açısında arkadaşlar arıyoruz. Bunlar bir araya geldiğinde aslında çok güzel bir ortamda. Daha iyi arayan ama bunu birlikte yapmaya çalışan, birlikte yaptığı için çözümlerinin kalitesiyle gurur duyan ama aynı zamanda o yolculukta yer aldığı için öğrendikleriyle de kendini geliştiren insanlara bakıyoruz. Kulağa hoş geliyor tabii ki ama bir yandan da çok nadir bir elemente dönüşüyor dinledikçe kriterler arttıkça. Bir yandan da tabii Türkiye'nin son yıllarda çok önemli bir sorunu haline gelen beyin göçü meselesi var. Yani bütün hem veriler hem haberler hem de çevremizdeki tanıklıklarımız Türkiye'nin yetişmiş insan gücünün şu veya bu sebeple yurt dışına geçtiğini

ya da bazen fiziki olarak burada bulunsa bile yurt dışındaki projelerde ekonomik sebeplerden dolayı çalışmayı tercih ettiğini duyuyoruz. 200 kişilik bir ekip oluşturmanın bile ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum. Siz nasıl gözlemliyorsunuz bu süreci ve nasıl aşıyorsunuz bu sorunu? Ülkemizde ciddi anlamda arkadaşlarımız son yıllarda rakamlarla zaten takip ettiğimizde başka ülkelerde çalışmaya gittiler. Bu bir gerçek. Ama hala Türkiye'nin potansiyeli çok yüksek. Yani nüfusun medyanı 29 yaşta %45'i bulunuyor dağılımda. Dolayısıyla çok yetişmiş hala insan kaynağımız var. Önemli olan aslında biraz önce söylediğiniz gibi fırsatlarla buluşturma.

imkanlarını onlara sunabilmek. İşte ING Hub Türkiye hem globalde, farklı kültürdeki insanlarla, hem çok büyük bir oyuncuyla, perakende bankacılıkta 40 milyon müşteriye, kurumsal bankacılıkta 40 ülkeye hizmet etme fırsatını sunuyor ve bunu başka insanlarla birlikte var etme fırsatını sunuyor. Otomatik olarak bizim coğrafyamızda çok büyük ölçekte, katma değeri çok yüksek işler yapabileceğiniz bir fırsatla buluşuyorsunuz. Bu bence çok önemli bir değer önerisi onlar için. Bu da karşılık buluyor tabii ki. İkincisi güzel şey, biz bir buçuk yıldır buradayız. Bu iki yüz kişilik ekibimizin içinde altı tane arkadaşımız terse geldi. Dolayısıyla aslında yurt dışına gitmişlerdi. Yine GAAB Türkiye'nin varlığıyla birlikte bazen biz onlara, bazen onlar bize ulaştılar. Şu anda altı tane arkadaşımız bizimle birlikte tekrar Türkiye'ye geri dönerek çalışmaya hayatlarına

Bu da güzel bir şey. Bu da ne demek oluyor? Aslında bu fırsatları biz burada çoğaltabilirsek, bu tarz revaçta katma değer yaratabilecek, onların gelişimlerine her zaman fırsatlar sağlayabilecek eğer bir kazan kazan modeli yaratabilirsek belki de buradaki arkadaşlarımıza çok daha farklı işler tüm coğrafyalarda yapabiliriz. O yüzden de biz mutluyuz. Podcast dinleyicisi hakkında fikir sahibi olmak kolay değil. Ben bu halini çok seviyorum bu arada. Çünkü her şey hakkında çok fazla fikrimiz var. O bizi birazcık baskılıyor. Mesela bana gelen dinleyici mesajlarında 85 yaşında dinleyicim olduğunu biliyorum bir hanımefendi. Burada tabii adını anmayayım da. Çok küçük yaşlarda dinleyicilerimiz var ama ağırlığının gençler olduğunu düşünüyorum. Ne tavsiye edersiniz kariyerlerinin bu başındaki dönemde? Hani böylesine dünyayla entegre sektörde önemli bir oyuncu olarak? Kesinlikle gelişecekleri alanlara girmeleri lazım. Tabii ki ilgi alanı çok güzel. İnsanın sevdiği işi yapması inanılmaz büyük bir mutluluk. Ben matematik mühendisliğini isteyerek okudum. Ne mutlu bana ki 2003'te veri bilimi falan yoktu ama hayallerim vardı. Onunla çok ilgili işler yapma fırsatı buldum çok uzun yıllarda. Dolayısıyla istediğiniz alanda sürekli gelişme fırsatı bulmanız lazım. Hele kariyerinizin ilk yılları bunun için çok önemli. Eskiye kıyasla sizin söylediğiniz gibi açık kaynakta bilgi çok fazla. Önemli olan sizin niyetiniz var mı? Sürekli disiplinli bir şekilde bu niyeti hayata geçirmek üzere çalışmak için hazır mısınız? O zaman orada her şey bekliyor. İkinci şey bilgi kitapta ya da videoda ya da başka yerde. Pratik hayatta olabildiği kadar çok bunu kullanarak aslında püf noktalarını öğrenmek sizi başka bir noktaya götürüyor.

Bu fırsatları sağlayan, belli bir organizasyonla, strukturla sağlayan yerlerde olabilirsiniz. Sizi sürekli gelişimde destekleyen yerlerde olabilirsiniz. Gerçek hayatta da elinizi kirletebilirsiniz. O öğrenme başka bir seviyeye sizi götürüyor. Ben onu kesinlikle özarda etmemelerini öneririm birincisi. İkincisi tabi ki aslında bu gelişim yolculuklarında bir amaca doğru gitmeniz lazım. Bir kendinizle ilgili bir amaç var ama yarattığınız Yaptıklarınızın da bir amacı. Sizin o yolculuğunuzu desteklemeli. Bu fırsatı sunan bizdeki gibi yaptığınız her çözümün gerçek hayattaki sonuçlarını gözlemleyebildiniz. Her zaman istediğiniz gibi sonuçlar çıkmadığında neden böyle oldu diye öğrenebildiğiniz, oradan beslendiğiniz yapılarda yer almak, onları deneyimlemek sizi başka bir noktaya, başka bir bilinç düzeyine götürecek. Şimdi yapay zeka, bu elelemler, Agent AI ile birlikte çok fazla otomasyondan bahsediyor, her şeyden bahsediyor. Siz de çok güzel söylediniz. Büyük Burhan Sanayi devrimi, o bu fark etmez. Her köklü dönüşümde yetkinlik setleri değişti. Ve bunun sonucunda iş yapış şekilleri değişti. Hızlandı, daha otomatize oldu. Çeşitlendi, farklılaştı. Her şey oldu ama bir şey değişmedi. Farkı, tasarımı insan yapmaya devam etti. Farkı insan yapıyor. İşte mesela gene kendi dünyamızdan örnek vermek gerekirse bugün Türkiye'de inanılmaz iyi bir bankacılık sistemi olduğunu söyledik. Hepimiz kredi kayıt bürosunun vermiş olduğu bilgiler dahilinde kredi modelleri yapıyoruz.

Ama onay oranlarımız farklı, sonuçta oluşturduğumuz batık oranları farklı. Öyle olduğu için aslında bu hikaye şuna dönüşüyor. Oraya dokunan, dizayn eden insanlar ne kadar ehilse sonuçlar o kadar müspet oluyor. Demek ki bizim yapacağımız şey hala kendimizi yeni dünyanın şartlarına uygun şekilde adapte etmek, gelişim yolculuklarla kendimizi oraya doğru hazırlamak ve dizaynlarımızla birlikte fark yaratacak, tüm dünyada örnek gösterilecek, aslında çözümleri buradan üretmek üzere yola gitmek. Bunları yaptığımız zaman bence çok daha güzel şeyler bizi bekliyor olacak.

ki söylediklerinizden anladığım kadarıyla zaten yaptığınız çok başarılı örnekler de var. Bu Orson Welles'in şarkısı aklıma geldi. Bir daha sıradaki soruyu yönlendirmeden önce diyor ya, ben genç olmanın ne demek olduğunu biliyorum ama sen yaşlı olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsun diyor. Oradan yola çıkarak şimdi 200 kişilik bir organizasyon, 200 farklı hikaye, 200 farklı karakter, gözlem. Tabii ki kariyerinizin daha öncesinde beslendiğiniz birçok kaynak var. Böyle bir tavsiye verecek olsaydınız ya, şunu keşke imkanım olsaydı da şöyle olmasını sağlayabilseydim dediğiniz bir şeyler var mı çalışanlarda? Yani genel gözlemlediğiniz böyle sıkıntı noktaları. Aslında şunu şöyle yapsalar ya da şöyle baksalar, şöyle algılasalar bambaşka olurdu, çok daha verimli olurdu, çok daha yaratıcı olurdu diye. Çalışanlarla ilgili geçmeden önce başka bir hayalim var, onu da hazır bu fırsatta söylemek istedim. Keşke böyle organizasyonlar daha fazla olsaydı da bizim çocuklar

buralarda gelişse, rekabet etse, birbirlerini besleseydi. Onu çok hayal ederdim. Dolayısıyla bu adımlarla birlikte umudum buradan aslında bunun çoğalması. Belki şeyi örnek vermek güzel olabilir. Benim açımdan çok kıymetli bir insandır. Oyun sektöründe Sidar Şahin vardır. Aslında yarattığı ilk milyar dolara ulaşmış bir oyun şirketini burada yaptıktan sonra Peak Games. o oyun atölyelerinden yetişen arkadaşlar şu anda hala da oyun sektöründe çok ciddi anlamda bir sürü usulü... Bir de oradan çıkıp çalışanların milyar dolarlık kurduğu oyun şirketleri de var. Dolayısıyla bu kendini aslında besleyen bir yolculuk. Doğru alandaysanız, katma değeri yüksek bir alandaysanız, dışarıdan kopyalanamayan işler alanında yararlıyorsanız, aslında bunun bambaşka organik etkileri oluyor. Oradan çıkan arkadaşlar yine milyar dolarlık işler yapabiliyor. Bugün milyar dolarlık olmadığı için ama onlarca, yüzlerce milyon dolarlık başka bir sürü şey de olduğunu biliyoruz. Ve sürekli o alanda aslında yeni arkadaşların da fırsat bulması demek. Bu bizim genç nüfusun bu çoğalan organizasyonlar, şirketler sayesinde bu alanlarda aktif olarak gelişmeleri, öğrenmeleri ve bir şeyler yaratmalarını yapıyor. O zaman bizim alanımız da belki ilerleyen dönemlerde hem kısa sürede 200 kişiye gidip yine Ege gibi bir oyuncu da yarattığımız katma değer örneklerinin çoğalmasıyla başka radarlara girecek. Hem de belki de buradan fintech alanında ciddi anlamda bazı şeylerin katar üzeri olacak.

diye hayal ediyorum. O yüzden hem kendi çocuğum Doruk için hem de gelecek nesiller için bunun çok kıymetli olduğunu inanıyorum ilk önce. İkincisi çalışanlarımız için şöyle yapsalar diye düşündüm, yetinmemek lazım. Size söylenilenle sadece onu getirmekle değil de aslında daha iyisini nasıl yapabilirim diye ortaya çözüm getirmek lazım. Çok ilginç. Benim de aklıma hep böyle bir telaş giriyor. Çok telaşlılar ama sizin söylediğiniz de çok önemli. Orada yeterince ağırlık vermediğimi düşündüm şimdi. Fakat bütün sistemde gerektiği kadarını yap, daha fazlasına zaman harcama, enerji harcama gibi bir şeyle kurguluyor sanki değil mi bugünün insanlarını? Hani şu bölümden şu testten şu kadar doğru çözdüysen tamam yeter hemen öbürüne geç falan diye. Hani sessiz istifa, sessiz işte ne bileyim işten çıkarma gibi kavramlar var. Çok ilginç bir dönemdeyiz. Ne kastediyorsunuz tam olarak o yetinmemeden? Yani şimdi çünkü şöyle de bir şey var. İş dünyası çok karşılıklılık bekleyen bir ortam ya. Hani ben bunu yapıyorum, sen ne yapıyorsun karşılığında gibi. İki tarafta birbirine bunu soruyor sürekli. Yetim ve mahalle o ekstra çabanın takdir edildiği organizasyonları da gerektiriyor sanıyorum, değil mi? Kesinlikle. Biraz önce söylediğimiz gibi sürekli gelişeceğiniz, öğreneceğiniz, bu fırsatların size verildiği bir organizasyon, o kültür, o işleyiş olması lazım. Orası zaten olmazsa olmaz. O olmadığı zaman bunları elde etmeniz çok zor. Belki şöyle başlamam daha güzel olacak. Yeterince iyi mükemmelin düşmanı aslında. Dolayısıyla aslında sizin biriktirdiğiniz hikaye, bulunduğunuz ortamdaki arkadaşlarınızın biriktirdiği hikayeyle bir araya geldiğinizde,

size söylenen değil onun daha üst versiyonu varsa bunun sebeplerini ortaya koyabiliyorsanız bu konuda talepkar olmak bu konuda sadece söylenenle değil de aynı zamanda daha iyi versiyonlarını ortaya sebepleriyle koymak ve bundan çekinmemek bunun konuşmaktan bunu ortaya koymaktan çekinmemeyi kastetmeye çalışıyorum yetinmemek Bilmiyorum yani çok mu çağ dışı bir düşünce ama ben şahsen ne iş yapıyorsam yapayım öncelikle kendim için yaptığımı düşünüyorum ve çok iyi olsun istiyorum. Çok iyi tabii yani mükemmel diye bir şey yok ama yeterince emek verdiğimi düşündüğüm şeylerle daha kendimi özdeşleştiriyorum. Kendimle gurur duyuyorum. Sanıyorum iş dünyası birazcık bu ruhunu kaybediyor. Organizasyonların büyümesi midir, kuşakların değişimi midir bilmiyorum ama biz buradan yine de bir seslendirmiş olalım. Nispeten ıhtiyarlar olarak işine gösterilen özen aslında birazcık insanın kendi öz saygısıyla ilgili bunu da bir yerde düşünelim. Peki kapatırken son olarak da şeyi sorayım. Daha doğrusu iki şey sorayım. Eminim merak eden olmuştur şimdi aklıma geldi. Birincisi, büyümeye devam edecek misiniz? Yani bu bahsettiğimiz profillerin hala sizin bünyenizde şansı olacak mı? Yoksa en azından bir sürü hedefleri kapattınız mı büyüme adına? İkincisi, neler duyacağız sizden? Hedefler ne? Büyümeye devam edeceğiz. Bu sene sonuna kadar 300 kişiye ulaşmayı hedefliyoruz. Bu sene sonuna kadar? Evet. Önümüzdeki 6 ayda 100 kişilik daha büyüme planımız var. Ama büyümeyi biz aslında şuraya konumlayarak ilerletmeye çalışıyoruz. Yarattığımız etkiyle birlikte arkadaşlarımızın ortaya koyduğu çözümler, kaliteli iş, işine saygıyla yaklaşma ve otomatik olarak iğnegenin stratejisine direkt etki eden, fayda yaratan, etki yaratan çözümler arttıkça otomatik olarak bizim büyümemiz artıyor. Çünkü bu yolculuk biraz önce söylediğim gibi sürekli daha iyi versiyonları bulma yolculuğu. ve 9 ülkeyle uğraşıyoruz. 40 tane kurumsal bankacılık ülkesine hizmet etmeye çalışıyoruz. Onun altında çok fazla faaliyet alanı var. Buradaki bu yapay zeka ve teknoloji yolculuklarında yapılacak çok işimiz var. Aynı zamanda da yaratacağımız çok fazla etki var. Güzel tarafı bulduğumuz çözümler otomatik olarak ölçülebilir çözümler. Biz bir iddiayla ortaya çıkıyoruz. Bu kadar etki yaratacağımızı söylüyoruz bu yaklaşımdan. ve sonucunda bu etkileri gördüğümüzde bunların daha iyi versiyonlarını yapmak, daha yenilerini, daha farklarını yapmak üzere büyüme yolcularımız destekleniyor. O yüzden büyümeye devam edeceğiz. Çünkü yaptıklarımız gerçekten bu sonuçları veriyor. İkincisi bizi çok mutlu eden şey şu. Biraz önce konuştuk ya, gelecekte yeni bir yapış şekli var ve bununla ilgili de beklenen yetkinlikler var. Bunun en tepesinde de kompleks problem çözme yetkinliği yapıyor. Biz bu fırsatı yaşayarak öğrenme ve desteklemeyi mümkün kılıyoruz arkadaşlarımıza. Organizasyonumuz büyüdükçe ilk bir senede bizimle bu yolculuğa başlayan 13 arkadaşımız liderlik kadrolarını terfi etti. Bu bizi çok mutlu ediyor. 300 kişiye doğru gittiğimiz yolculukta organizasyonumuzda başka roller, başka gelişim yolculukları, başka fırsatlar da bulmaya devam edecekler. İçerideki arkadaşlarımız Dolayısıyla İNH Türkiye sadece büyümüyor, kariyer yolculuğunu, öğrenim yolculuğunu destekleyerek büyüyor ve bunun sonucunda elde ettiği, yarattığı çözümlerle etki yaratıp İNH'de de önemli bir konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Dayanamayarak son bir soru sorayım. Çok andık, hep dinleyici kafasıyla düşünmeye çalışıyorum. Şu anda bizi dinleyen, sizin çizdiğiniz yolda bir kariyer oluşturmak isteyen birisi, mesela yapay zekayı çok anıyoruz da çok şemsiye bir kavram ya, yani neresinden başlamalı, neresinde uzmanlaşmalı? Çünkü bir yandan da bu yapay zeka dediğimiz şey birçok yetkinliğin yerini alacağı iddiasıyla ilerliyor ya da öyle bir atıfta bulunuluyor. Nereden başlasın?

Üç tane bacaktan bahsetmiştik. Kendisini yeni bu yolculuğa konumlayacak arkadaşlar. Birincisi kodlamayla ilgili yetkinliklerini değiştirmek zorundalar. Artık eskisi gibi değil. Bilego gibi aslında kodlama süreçleri var. O yüzden Python bu kadar popüler. Çünkü fonksiyonel bir programlama dili. Aslında küçük parçacıkları doğru sırada bir araya getirip yeni bir

amacı uygun yapı oluşturmak. Dolayısıyla öğrenmesi zor değil. İkincisi, arka tarafta matematik ve istatistik olarak algoritmaları ne zaman nasıl kullanacaklarını anlamaları, o temeli oluşturmaları lazım. Bunlar için açık kaynaklar dünyanın her yerinde var. Hatta bizzat yapay zeka tabanlı sohbet botları da bunu öğretmekte gayet mahir. Ben epey kendimi geliştiriyorum yani o anlamda. Yüzde yüz, çok da doğru yapıyorsunuz. Ben de kendimi aynı şekilde geliştirmeye çalışıyorum. Bu yolculuğu doğru tanımladığınız zaman açık kaynaklarda hangi sırada neyi, nereden almanız gerektiğini bile söylüyoruz. Bu da şunu aslında mümkün kılıyor. XP Üniversitede bir dönem boyunca bütün o konuları, alt başlıkları anlatan kişiden almak yerine doğru ölçümlemelerle bu konunun şu başlığını MIT'deki John'dan, öbür konusunu Harvard'daki Mary'den dinleme yolculukları çıkartabiliyorsun. Bu çok iyi. Ya da yani zayıf olduğunuz, kişisel olarak zayıf olduğunuz alanda daha yetkin bir şekilde donatılmak gibi böyle kişiye özel çözümler de mümkün. Ama bunlar hep sizin araçlarınız. Bu araçlarla bir kıymet yaratacaksınız, bir değer yaratacaksınız. İşte orası çok kıymetli. O da nedir? Gerçek hayat problemini çözmeniz lazım. Dolayısıyla belli bir alanda kompleks problemleri çözmek üzere ellerini kirletmeleri, sonrasında da bunu hikayeleştirerek, ikna ederek, hayata geçirmek üzere, anlatabilmek üzere kendilerini geliştirmeleri bence çok kıymetli olur. Kendilerini çok hazırlarlar. Ne güzel biliyor musunuz Serdar Bey? Ben 2015 yılında ilk bu yolculukta işte %100'e yakın bir otomatik karar sistemi kurduk hep beraber. Yepyeni yeni

mezun arkadaşlarla. Onları içe alırken ikna etmek üzere, o zaman veri bilimi denilmiyordu bu kadar. Hep optimizasyon problemleri, business problemlerle yapıyorlardı. Geleceği anlatıyordum onlara bir hikaye, resim çizmeye çalışıyordum. Ama sonrasında tutkuyla bunu yapıyorlardı. Şunu gördük, o dönem çakmak çakmak gözleriyle bu işi ben yaparım diyen çocuklar, 3-4 sene gibi bir sürenin sonunda zaten üniversitede aynı benzerleri hazır gelmeye başladılar. Bu açık kaynaklı eğitim materyallerini çok iyi kullanmaya başladılar. Dolayısıyla bizi ilk işe aldığımızda sadece potansiyel ve tutkuya yatırım yaparken, 3-4 sene gibi kısa bir süre sonra bu popülerlikle birlikte bize başvuran arkadaşların o adaptasyon öğrenim süreleri bir seneden bir anda 3-4 aya inmeye başladı. Dolayısıyla çocuklar ciddi anlamda kafayı örüyorlar. Bütün kendi gelişim yolculuklarını sadece üniversitede aldığı eğitime değil, bu alanlara da kaydırıyorlar. Çok hazır geliyorlar. Bu hazırlıkları yapan bir zümre olduğuna göre yapmayan arkadaşlara buradan söylediğim bir an önce başlasınlar. Hangi alan olursa olsun ama bu alana girmek istiyorlarsa bu konuda çok ciddi adımlar atan önemli bir kitlemiz var. Konuğumu takdim ederken kendisiyle yeni nesil çözümleri, kurumları ve çalışanların dönüşümünü, değişimini ve yeni yetkinliklerini konuşacağımızı ve ilham alacak bazı başlıklar peşinde koşacağımızı söylemiştim.

Ben şahsen Vadim'i programcı olarak ve konuğumuz da konuk olarak fazlasıyla yerine getirdiğimi düşünüyorum. Benim için çok keyifli, çok bilgilendirici ve hepsinin ötesinde ümit verici. Çok pozitif bir yayın oldu. Yine GAAB Türkiye CEO'su Sayın Emre Donacım. Çok teşekkür ederim. Sağ olun. Ben çok teşekkür ederim. Sağ olun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)