Podcast

Dingin Zihin Notları

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Tatildeyim. Ya da ben öyle sanıyorum. Belki de şu an beni dinlediğinize göre tam olarak değilim.













Tüm bölümler ve daha fazlası için !



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.344 kelime · ~7 dk okuma

Tatildeyim. Ya da ben öyle sanıyorum. Şu an beni dinlediğinize göre tam olarak değilim. Oysa her hafta bu bölümleri kaydettiğimiz stüdyodan 700 km uzaktayım. Bing Chiu Han'ın da dediği gibi her yerden her şeyi yapabildiğimiz yeni dünya düzeninde çalışma ortamlarımızla oradan oraya taşıdığımız çalışma kamplarını andırıyor. Ne zaman çalışıyoruz, ne zaman dinleniyoruz belli değil.

Bu yüzden kimi zaman çalışırken dinleniyor, kimi zaman da dinlenirken çalışıyoruz. Yapılabilen her şeyin yapılması gerekiyor. Ulaşılabilen herkese ulaşmamız, varılacak her hedefe varmamız, mümkün olan her şeye sahip olmamız gerekiyor. Bilgisizlik çağı başlıklı bölümde andığım cırcır böcekleri her tarafımı sarmış halde, bir yandan ne anlattıklarını merak ediyorum. Acaba çiftleşecek eş bulmak için yattıkları bu feryatlarda hep aynı şeyi mi tekrar ediyorlar? Yoksa onların da muhabbet temelli bir rekabeti var mı? Ağzı iyi laf yapan cırcır var mı mesela? Çiftleşme dışında bir derde düştükleri oluyor mudur? Böyle saatler boyu cırladıktan sonra geceyi bir eş bulamadan kapatmak böceğe bile dert olmalı.

Peki biz farklı mıyız? Çiftleşmek dışında bir derdimiz var mı sahiden? Onca okulu, onca kitabı niye okuyoruz? Eğitim, meslek, kariyer, gelir gider niye nihayetinde? Freud haklı mıydı dersiniz? Neyse ki tatildeyim de kafamı bunlarla meşgul etmek zorunda değilim. Belki de tam aksine tatilde olduğum için bunları düşünüyorum.

Transkriptin tamamını oku

Çocuklarımın zoruyla normalde bana kalsa asla tercih etmeyeceğim bir tatil beldesindeyim. Kafamı çevirdiğim her yerde suratıma lüks ve şatafat çarpıyor. Tatilcilerin varını yoğunu harcaması için türlü çeşitli icatlar. Plajda içeceğinizi buz dolu paslı bir teneke kovada isteyebiliyorsunuz.

Türkiye'nin %60'ının bir aylık geliri karşılığında. Rezervasyonlu şezlonglarımız var. Plajdaki yerinizi Instagram'daki takipçi sayınız belirliyor. Adını telaffuz edemediğim kokteyller. Lahmacun bir statüs sembolüne dönüşmüş burada. Arada sipariş edenler var. Çaktırmadan bakıyorum nasıl bir şey diye. Lahmacun, soğan, kıyma, hamur ve domates.

Hermes ve Louis Vuitton terliklerini çıkartıp Eda Taşpınar kremiyle bronzlaşan kadınlarla çevrili etrafım. Şezlong'un tepesinde cağ kebabı gibi dönüp duruyorlar. Her an bir Instagram hikayesi için bir vesile. Joker botlar koyun her yanını dolduran süperyatlarla sahildeki restoranlar arasında vızır vızır müşteri taşıyor. Benim burada ne işim var?

Öğlene doğru uyanıp sahile iniyorum. Sabah duşumun yerini denize aldım. Çok daha pratik. Çıkınca en arka sırada kuytu bir şezlonga uzanıp kitaplarıma dalıyorum. Kesintisiz durmadan okumayı nasıl özlemişim ama nasıl!

Arada gözlerimi dinlendirmek için kafamı kaldırıp etrafı izliyorum. Sene boyu kıyafetlerin ustalıkla gizlediği tüm kusurlar karşımda işte. Pörtleyen göbekler, bacak çatlakları, istenmeyen tüyler, selivitli kalçalar, zayıflama ilaçlarının içini hızla boşalttığı bedenlerin çökmüş yüzeyleri, başka vesileyle asla göremeyeceğim mahrem ameliyat izleri. Bunları ilk kim kusur olarak tanımladı ki? Elimi kendi göbeğimde gezdiriyorum. Yağlarım ne kadar yumuşak, bıngıl bıngıl. Her gramı için ne çok uğraştığımı bilseler kusurdan saymazlardı. Birbirinden leziz sofraların, uzun muhabbetlerin hatıraları o yağlar. Nereden bilecekler?

koyumuzdaki şezlonglar benim gibi tatilcilerle bezeli ama dertleri hiç bitmiyor kahvesi istediği gibi gelmeyenler mi ararsın havlusunun ucu yırtık çıkanlar mı şezlongu dengede durmayanlar güneşlenirken yanındaki duşun su zerrecikleriyle ıslananlar denizin hemen önünde yer bulamayanlar kendini tatilde sanıp eğlenen çocukların gürültüsünden illallah eden yaşlılar Sahil değil adeta bir gam çanağı. Keder yumağı. Her şeyi geride bırakmış, kafa dinlemek, huzur bulmak için her şeye sahip bir mekana gelmiş. Bir eli yağda, bir eli baldayken bile mutlu olamayan insanın inacı ne olabilir? İnanın bilmiyorum. Belki de mutsuzluğumuz, huzursuzluğumuz, tatminsizliğimiz sandığımız gibi şartlarımızdan değil, içgüdülerimizden besleniyordur.

Sözlerini Burcu Tatlıses'in yazdığı çok sevdiğim bir şarkı var. Şöyle başlıyor. Çok ağladım diye sevdiğim o filmi yine yeni baştan izlemek gibisin. Seninle ilgisi yok, bilmelisin. Ben acıyı seviyorum. Sebebi bu. Haddin Aşan Yaşam rehberinin bu bölümünü tatil molasında, tatil yöresi gözlemlerime ve tatil kafasının serbest çağrışımlarına ayırıyorum. Müsaadenizle.

Bu podcastin ilk bölümüne Niyazi Mısri'nin 17. yüzyıldan bugüne gelen dizileriyle başlamıştık. Bilmem hatırlar mısınız? Şöyle diyordu Mısri, ''Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.''

Sırtımıza yüklenen çilelerin peşinde öyle böyle 80 bölümü geride bırakmışken dile kolay arşivden aldığım yetki ve güce dayanarak tatil uğruna başlıklı yayını hatırlatmak isterim. Aslında burada bahsetmek istediğim pek çok şeyi orada anmıştım. Dolayısıyla bu bölümde tekrar etmeyeceğim. Ama sanıyorum mevsimsel olarak da tam zamanın ruhuna uygun bir bölüm tatil uğruna size bir küçük tavsiye olarak paylaşmak isterim.

Gelelim bu bölümdeki mevzuya yani bu tatilin serbest çağrışımlarına. Yaşadığımız dönemin en belirgin ayrıntılarından biri okuldan, işten ve sorumluluklardan sayılı günden de uzaklaştığımız bu tür dönem ve mekanlarda yani tatillerde kendini daha fazla hissettiriyor. Hiçbir şeyi tam olarak yapamıyor, hiçbir yerde ve hiçbir anda tam olarak bulunamıyoruz. Bulunduğumuz yerle ilgili bir tatminsizlik mi bu? Yoksa her an her yerde olma arzusundan mıdır bilmiyorum. Tatil anları da istisna değil elbette. Çünkü görüyorum ki tatilde de kimse esasen tatilde değil. Ne acı değil mi?

Hayata verilen bu kısa molalardan herkesin beklentisi farklı. Benim gibi patates çuvalı misali gün boyu devrilip yatmak isteyen de var. Hiç durmadan etkinlik ve deneyim derdine düşen de. Ne türden olursa olsun tatil hemen herkeste tuhaf bir huzursuzluk yaratıyor. Her günü her anı programlanmış modern insan rutinlerinden koparılıp kendi haline bırakıldığında fena halde bocalıyor. Kafası kesik tavuk gibi oradan oraya yalpalıyor. Eğlencesi buruklaşıyor.

Alıştığı düzenin değişkenlerinden mahrum kalınca gerçekten mutlu olup olmadığını anlaması dahi zorlaşıyor. Çok enteresan. Belirsizlik insan evladının tahammül etmekte, yönetmekte en zorlandığı durumlardan biri. Belirsizliğin tavan yaptığı tatilde işte bu yüzden zor bir dönem insan evladı için. Neyse ki etrafımızda referans alacak çok insan var. Biraz bakmak yeterli. Ben de öyle yaptım.

Bulunduğum tatil yöresinde herkes bir seyahat muhabiri gibi görevli olarak yollanmışçasına gördüğü yaşadığı her şeyi kaydetmekle meşguller. Kaydetmek de yetmiyor elbet, paylaşmak gerek. Önceki gün biraz nefeslenmek için önünde oturduğum meşhur dondurmacının müşterilerine gözüm takıldı. Neredeyse hepsi o eşsiz anı Instagram hikayelerine eklemek için külahlarını kutsal bir emanet gibi havaya kaldırıp türlü çeşit açılardan fotoğraflamaya çalışıyordu.

bir türlü içlerine sinmediğinden olsa gerek bu seans o kadar uzun sürüyordu ki tabii ki kavurucu sıcaktı o dondurma eriyip akmaya başlıyordu. Fotoğraf çilesi bir şekilde bitince peçeteyle elleri temizleme çilesi başlıyor. Hiçbir işe yaramayan o yapış yapış dondurma temizliği. Hemen ardından kendini iyice bırakmış o lezzet toplarını bitirmek için dev lokmalar alarak bitirme telaşı.

Demem odur ki haset içinde saydıra saydıra instagram ekranlarında kaydırdığınız o arkadaşlarınızın tatil storilerinin hepsi ardında nice taviz, nice ter ve nice emek barındırıyor. Sakın hafife almayın. Zaman hallerimiz tatil yerlerinde daha da bir belirginleşiyor. Üstelik hepsi artık yadırganmayacak kadar sıradan. Yine de bir çırpıda öyle geçiştirmeden üstüne biraz kafa yormak gerek değil mi? Hani haddimizi başka türlü nasıl aşacağız bu yaşam rehberinde? Mesela Instagram'da paylaşılmamış bir tatil ya da konser sahiden yaşanmış mıdır? Ya da Google'da hakkında hiçbir şey çıkmayan biri gerçekten var mıdır?

Sosyal ağların tetiklediği dürtüler kendimizi yaşadıklarımıza ikna etmek için yürüttüğümüz bir çaba mı? Yoksa bazılarının iddia ettiği gibi öylesine sıradan bir gösteriş merakı mı? Yaşadıklarımızın sadece hafızamızda kalması bizi artık neden tatmin etmiyor dersiniz? Yoksa toplu bir hafıza kaybı mı yaşıyoruz? Belki de ihtimallerin hiçbiri yabana atılır türden değildir. Belki de.

Bir de benim gibi yarı tatil yarı iş kafasında olanlar var. Her bildirimi emir tenakki edilen telefonlar, asla ihmale gelmeyecek whatsapp grupları, geride bırakılan çalışma arkadaşlarının gözücüyle takip edilen yazışmaları, şezlong üstünde dizin üstüne yerleşen bilgisayarın verdiği o tuhaflık, o gariplik bir yandan da iç huzur. Üstelik bazen bunlara hiç gerek yokken sırf böyle iç huzursuzluğundan, tedirginlikten, arkadaşlar tatilliyim ama merak etmeyin hala ofiste aranızdayım dermişçesine. Çünkü nihayetinde bu kısa rüyadan uyanınca mecburen dönülecek o gerçeklikten kopma endişesi var serde. Ne orada ne burada olabilme hali yani. Her yerde kendini kusursuzca var edebilen seyyar bir araf, seyyar bir vicdan azabı.

Oysa sene boyunca bu dönemi, bu anı beklemiştik değil mi? Bir sürü hayaller kurmuş, hedefler koymuştuk. Keşke telefonumuzu sessize alır gibi hayatımızı, zihnimizi de bir çırpıda değiştirebilseydik. Olmuyor işte. Ve ne tuhaftır ki önceliği hep en az keyif verenler alıyor.

Bu bölümün notlarını sıcaklığın gölgede 33 derece ve nemin %85 olduğu bir ortamda yazdım. Kaydıysa güneşin doğuşuna birkaç saat kala gecenin göreni serinliğinde tahtta bir iskelenin tepesinde yapıyorum. Tatilleyim. Ya da ben öyle sanıyorum. Şu an beni dinlediğinize göre tam olarak değilim. Ama gerçekten tatilde olmak istiyorum. Kitaplarıma gömülmek, tembellik yapmak, sadece uykum geldiği için uyumak ve sadece uykumu aldığım için o vakit uyanmak, her daim soluğunu ensemde hissettiğim rutin sorumluluklarımdan bir sürede olsa uzaklaşmak istiyorum.

Dolayısıyla efendim bir süre geleneksel düzenimde yayınlar yapamayabilirim. Haddini açan yaşam rehberi dinlenmiş bedenim ve dolmuş zihnimle sizlerle yeniden buluşacak. Elbet bir gün buluşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)