
2.976 kelime · ~15 dk okuma
Merhaba sevgili dinleyicilerimiz. Genelde başlarken güzel bir bölüme başlama heyecanıyla başlıyoruz ama fakat ne yazık ki hem arkadaşlarım, şahsi bir şeyden bahsetmeyeceğim fakat günlerdir bir şey söyleyen insanların yaşadığı, herkesin daha doğrusu bir şey söyleyen, insanlıktan bahsediyorum herkesin yaşadığı, o yüzden birazcık böyle gündemle alakalı konuşmak isterim. Şimdi herkesin, bence herkesin gündemle alakalı, kafasının karıştığı bir nokta vardır. Benim de var şahsi olarak. Bu da benim kendi programım. Sevgili Potbe'ye bir kez daha teşekkür ederim bana böyle bir söz hakkı verdiği için.
O yüzden ben de kendimce bazı şeyleri böyle hem kendime yansıyan hem de dışarıdan şeyleri konuşmak isterim. Şimdi öncelikle bizim, yani bizim derken bakın asla bir taraftayım ve bir tarafı karşıma alıyorum gibi bir şey söylemeyeceğim. Fakat ne yazık ki benim düşündüğüm gibi veya bazı fikirler bana daha şey geliyor. Ha diyorum ben de böyle düşünüyorum. Dolayısıyla bazen ağzımdan biz kelimesi çıkarsa bu demek değil karşı tarafta bir güruh var ve sizi karşıya koyuyorum. Bu sadece bir ağız alışkanlığı gibi düşünün.
Şimdi fakat tartışmalarında böyle her şeyin bana şey geliyor, bir adabı olur. Mesela şöyle bir şey var. Şimdi bir sanatçı işte konuşmadığında niye konuşmuyor? İşte ya da bir şey söylediği zaman sen sanatçısın. Bak her taraf kusurlu. Şimdi bir taraf diyor ki sanatçı konuşamaz, konuşacak. Şimdi bence de konuşmalı gibi geliyor. Çünkü bizim bizim coğrafyamız ne yazık ki şu an bunu konuşmayı emrediyor. Bak böyle keşke ben şey isterim böyle seçme lüksümüz olsa da
Aa dediğim ben de konuşmamayı tercih ediyorum. Ben mesela siyaset bence ne yazık ki bizim ülkemizde artık böyle balıkçılık gibi bir şey. Mesela şu an desen ki bana balıkçılık. Ha yok ya dedim. Ben bilmiyorum. Tercih etmiyorum. Öğrenmek de istemiyorum. Fakat ne yazık ki arkadaşlarımdan da maruz kaldığım, arkadaşlarımdan da şahit olduğum kadarıyla bazı politik durumlar, bazı hayatlara ket vurduğu için bana şöyle geliyor. Artık bir şey düşünmek zorundasın. Yani illa bir şeyi sevmesen bile neyi sevmediğini biliyor olman gerekiyor.
Buralara geleceğim. Biraz doluluğuma verin. Ama ara sıra şu notu belirteceğim. Burada da, inanın şu an kaydı, bir başkası dinlerken rahatsız olmayacak şekilde almaya çalışıyorum. Belki ağzım normal hayatta biraz daha kaba, biraz daha alaycı, üstümüm belki biraz daha bozuktur ama şu an herkesin dinlediğini varsayarak, ki böyle bir şeyin mümkün olmadığını bilerek bir yandan ama velhasıl o yüzden elimden geldiğince kendime bazı düşünceleri açıklamaya çalışacağım. Şakayla başlamak isterim. Mesela şey var, Şimdi mesela bir sanatçı ya da bir ne bileyim izlediğimiz bir dizi oyuncusu, bir ses sanatçısı, bir klip şovmeni ya ne bileyim nasıl ünlü görüyorsunuz bir insanı bir şey paylaştığında işte bu da mı sanatçı işte bilmiyordum. Şimdi bak bu sanatçı kelimesinin bu kadar matahlaştırılmasının ne anlama geldiğini bilmiyorum. Belki dünyalarımızda evet ya da bize verildiği ya da eskiden gelen kültürde sanatçı belki daha değerli bir şey gibi belki lanse ettik ama
Bana şöyle geliyor, günümüzde herhangi bir sanatçının sırf sanatçı olduğu sıfatıyla, sadece sıfatıyla bir değeri yok. Yani getir gözüne şu anki sanatçı, yani sanatçı dediğin ki Scala'yı. Mesela ben birinin diğerinden çok daha farklı lojmanlara sahip olduğunun farkındayım. Dolayısıyla böyle sanatçı Çok matah bir şey değiller ya. Eskiden şu vardı, bu arada bak hep söylerim, bu eskiye bir özlem var ya böyle eskiden eskide olmak, eskiye özenmek o kadar romantik bir sömürü değil yani. Eskiye özenmenin tek güzelleri işte vintage kıyafetler, eskiden gözlükler daha kalın çerçeveydi. Saçlar daha özgür, insanlarda... Bilmiyorum ama şu an günümüzdeki, şu an 25-30 yaşındaki bir genci eskiye 90'lara götür, 4 gün nefese boğulur. O yüzden eskiye böyle özenmek çok bana yerli gelmez. Fakat bu sanatçı kelimesi bence eskiden... Bir de şu var, eskiden... Nüfus daha azdı, daha az sanatçı görüyorduk. Hatırlasana kaç tanesinin yılda 8 tane filmi çıkıyordu. Geçen burada 4 tane çıktı birisinin. Menajer hapiste şu an yani. O kıstas doğru bir kıstas değil. Eskiden nüfus çok azdı, çok az sanatçı vardı ve onların da en iyi hallerini görüyorduk belki de. Yani Ayhan Işık hayatının her bölümünde sürekli şuhlu şuhlu bakmıyordu herkese. Biz o kötü, belki biz o kötü yanlarını görmüyorduk, nasip olmuyorduk. Şimdi bir de ne var biliyor musun? Eskiden sanatçı olmak birisinin inisiyatifindeydi. Yani birisi senin sanatçı olmanı isterse sen sanatçı ol ya da sanatçı der ki anlıyorsun demek istediğim şeyi.
daha tanınır, daha göz önünde, daha bilinir mi? Ne bileyim, ışıklar altında oluyor. Şimdi günümüzde evinde oturan birisinin yaptığı bir içerik, bir performans, bir kendini duyurma çabası onu sanatçı klasmanına getirebiliyor. Ya tabii sanatçıdan fark ettiğiniz, sanatçıdan kastımız genel girmiyorum yani. Şu an bir Twitter kullanıcısının sanatçı başlığı altında, birisini eleştirdiğindeki sanatçıyı eleştiriyorum. Yoksa sanatı icra eden kişinin sanatçı olmasına rağmen oralara... Ya keşke konumuz bunlar olsa bu arada. O kadar kitap okuyan insanlarsınız. Şimdi diyeceğim, bak şimdi bu şey gibi değil, anladın mı? Bu sataşmak gibi değil. Bana şöyle geliyor, benim kafam bu tarz olayların şakasını yapmaya basıyor. Herkesin kriz anında belirli sorumlulukları vardır. Benimki de, bak naçizane, benimki de böyle birisini alaylamak, birisini hakaret etmek, küfür etmektense, aa sen öyle yaptın, o zaman isimler falan, isim falan da vermek... Aklıma güzel bir örnek geldi ama isim falan da vermek istemiyorum. Böyle bir sesli bir kayıt... Tarihe bugün... Çok güzel bir bölüm bırakıp fakat politik açıdan da sesli bir kayıt bırakmak istememek ne demek? İnanın şu an böyle bir şey yaşıyorum ve ilerleyen tarihte bunu kendi çocuklarıma veya arkadaşlarıma nasıl anlatmam gerekiyor hiç bilmiyorum.
Yani günümüzde bence herkes bir şey söyleyebilir. Bence herkesin fikri olabilir. Fakat bu insanları da işte aa bu da sanatçı mı? Yani bence artık herhangi bir... Mesela eskideki o eskiden şey sözü. Benim kızımı ne doktorlar ne mühendisler istedi. Sözündeki doktor çok matah bir şey değil. Çok azdı. Şimdi dövüyorlar o doktorları bir ilaç vermedi diye. Yani anladın mı? Her şey anlamını kaybetti.
Ya sanatçı da öyle, sanatçının da artık böyle aa bu sanatçı öyle konuşamaz, senin örnek olma... Hayır abi sanatçının bence yani sanatçı bence artık sıradan bir insanda hiçbir farkı yok. Sadece bir kalebi YouTube'da daha fazla ilgi görmüş, bir fotoğrafı daha fazla, bir dizisi daha fazla izlenmiş. Yani sanatçı yani o zaten bizde kaç tane sanatçı var ki?
Mesela bak şimdi size bir şey daha anlatayım. Biraz dağınık konuşacağım. Konuları yazlamama lütfen beni mazur görün. Mesela benim gösterim iptal edildi. Neydi? Neydi gösterim? İptal edildi. Neydi? Belediye başkanı tarafında. Olabilir. Ben de bunu dedim ki Twitter'dan. Dedim ki bu bir dik duruştur. Hani bu bir... Başından beri bunu söylüyorum ben de. Kendimce yani. Sesim ne kadar çıktı, nereye kadar gitti bilmiyorum. Çok da önemli değil. Ama bir sesim var. Bir kar tanesidir. Birine değer kardın adam olur. Bilmiyorum. Dedim ki ben de bir dik durmak gerekiyor. Bir sözün olsun. Bir sözünün olması gerekiyor.
Daha sonra belasız benim neydi gösterim iptal edildi. Ve ben dedim ki belediye başkanı Twitter'dan dedim ki başkanım bu bir dik duruştur. Sizlere dedim bir özür borçluyum eğer sözüm sizi rahatsız ettiyse. Bula bula işte. Fakat dedim şunu da bilin. Ben neyse uf uzun üç paragraf bir yazı yazdım. Mesela Yeni Şafak muhabiri bak bu haber yapıyor. Diyor ki işte özür diledi. Şimdi üç paragraf bir yazıdan sadece bir kelime hakkında kalmış. Şimdi ben bunu nasıl niye düzelteyim? Zaten bir ton savaş var. Kendi dünya savaş derken belki kaba bir kelime oldu ama.
Kendi dünyamda hesabını verdim, bin tane şey var. Şimdi dönüp de başkan özür diledim ama o aslında bir kılıfa... Demek istediğim şeyi anlatabildim mi? Şimdi bak bazı yani... Vallahi çekindiğim bir konu. Mesela futbol olsa belki biraz daha böyle işte ben Beşiktaşlıyım, Beşiktaş böyle o işte yok şerefliyiz biz falan dersin. Ama şimdi bir tarafta olup diğer tarafı konuştuğun zaman orada çok büyük hakaretler var. Fakat ben bak bu topa girmek istemiyorum ve ben bu insan değilim.
Ama ne var biliyor musun? Şimdi bazı şeyler yani mesela bak şimdi tarihimizde şöyle bir şey oldu işte bir kitap dükkanı dediler ki buradan kitap almayacağız ya da burayı işte boykot edin dediler mesela. Şimdi oraya boykotu karşı boykot çalışması olarak böyle bir anda poşetlerle işte kitap aldık. Yani...
Şimdi bilmiyorum başkan dışarıdan bakıldığı zaman bunun böyle işte a biz oraya git dediler ve gittik sırası oldu çok aşikar şeyde bir kavga vardı hatırlıyor musunuz ya şey ben hatırlamıyormuşum şu an işte Tolstoy için kitap fuarında birbirlerine giriyorlar böyle yok o öyle oluyor hayır diyor öyle buna benzer bir şey çok daha bir lezzetli olabilirdi. Bunu nasıl söyleyeceğim inan bilmiyorum. Özür dilerim. Birisini kırmak da istemiyorum. Fakat ben mesela deseler ki senin tarafın burada ve bu haber sana özel yapılıyor. Senin algına özel yapılıyor. Ve orada dese ki işte yarım dolar on dokuz TL. Yani tam dolar otuz sekiz değil de yarım dolar. Ve bunu böyle hani televizyondaki altına oran.
Tam ortasına mı diyeyim? Ne diyeyim? Tam insanın gözünün odağını çekecek yere. 19 TL, yarım altın. Pardon, yarım euroydu galiba. Neyse, yanlış bilgi vermeyeyim. Yarım euro diye hatırlıyorum. 19 TL. Ben şöyle olurum bak. Oğlum bir dakika, 19 TL, 38 TL tamam mı? Yarım, yani benim... Bana şey mi diyor? Zaten anlamaz mı diyor? Ya da yarım, aha bunu daha mı rahatlatır? Bu algı, mesela böyle bir şey verilse ben kahrolurum.
Yani buna örnek vermek istemiyorum ya. Böyle ya da verebilecek en saçma örneği. Hani böyle misafirliğe gittin, herkese... Herkesin önüne bir şey konuluyor, sana... Bilmiyorum, örnek bu. Yani çok kötü ya. Şimdi buna şey oluyorsun, bir şey demek zorundasın. Buna bir şey dediğinde de sen bu sefer hani böyle bir şey... Oğlum buna bir şey demek zorundasın ya. Buna sen bir şey demek zorundasın. Kalkıp bana bunu deme demek zorundasın ya. İşte tam kavga burada başlıyor başkan. Sen buna bir şey demediğin için... Bu böyle alıyor başını gidiyor yani alıyor başını gidiyor. Yarım dolar on dokuz TL. Ne diyeyim başkan sen bir şey demeyince. Bize laf yani şimdi bize de laf düşüyor. Üzülmesi çok böyle farkındayım. Çok sen kimsin lazık dersin insana. Ama yani bu bu göz ardı edilemez ya. Bu senin böyle aa deyip geçtiğim bir şey mi bilmiyorum ama bu tarafta çok büyük yankısı var bunun yani.
Şimdi kabul edin, her insana bir şey söylediğiniz zaman mutlaka bir dokunur, bir yer eder. Ama mesela bu kadar büyük yangında, mesela ne dokunmuyor bana derseniz ben şeye bayılıyorum, bak onlar, belki size geliyordur bilmiyorum. Size derken estağfurullah, niye estağfurullah dediysem, şunlar, mesela gösteri yapıyorum ben, işte mesela iptala meldirici çıktı benim Twitter'da işte, Nidevre diye başkanı iptal etti, gösterisi iptal edildi falan. Böyle altında, Benim daha önce hiç varlığını dahi bilmediğim... Tabii birçok insanın şeyini bilmiyorsun ama... O da beni bilmiyor fakat onun beni bilmemesi böyle bir şey. Sanki bana bir lütufmuş gibi. Hımm, diyor mesela. Çok özür dilerim. Hımm, diyor. Kim olduğunu bilmiyordum. Şu an, diyor, öğrendim. Mesela şey gibi... Sanıyor ki bu mesaj beni böyle paramparça... İzlemeyelim artık, diyor.
Bilmiyorum, ses tonum size açıklayıcı oluyor mu? Başkan, sen zaten beni o tweet atana kadar hiç izlememişsin. Beni bilmiyorsun bile. Oğlum bu nasıl bir burnundan kulağı aldırmamak? Bana zaten hiçbir katkın olmamış. Bırak katkını, benim varlığımdan haberin yok.
Karşına bir haber çıkıyor, sana bir haber geliyor ve diyorsun ki, hımm, hımm, hımm. Kimdi tanımıyordum. Videosunu paylaşınca gördüm. Artık diyor gösterisini izlemem. Bunlara sahne vermeyelim. Şimdi bak başkan, yani bak matematik ya, çok basit. İki artı iki dört. Bak hiç, daha önce hiç dokunmadığın birisini öldüremezsin. Daha önce hiç kaldırmadığın birisini indiremezsin. Yani ben demiyorum ki çok güçlüyüm, ben artık buraya kadar... Yani senin sadece...
Beni yaralayabileceğini düşün... Bak var ya, yemin ederim şeyden söylemiyorum, bak işte bir taraftan bahsetmiyorum. Sadece şeyi bil, daha iyi bir silahın olabilir. Tamam, ben de böyle savaşı sürüklemiyorum belki ama hani beni tanımaman... Kanka, yani oğlum senin fotoğrafında bıyıklı bir komutan fotoğrafı var yani.
Nereye ait bilmiyorum. Icardi falan var. Bir de ben hastayım. Bakarım kim yazmış diye. Sayın takipçi sayı 27. Bak aşağılamıyorum, küçümsemiyorum. 27 kişi takip ediyor. Hayatın boyunca sadece 25 kişinin dikkatini çekebilmişsin. Aşağılamıyorum. Şeyden bahsediyorum. Bana zarar verme istediğin iksir çok yetersiz kalıyor. Başka bir şeyden tabii ki beni vurabilirsin.
Yoksa hani şey gibi düşünme yani, böyle bir boykot, aa bilmiyordum, kim olduğunu bilmiyordum. Artık izlemeyelim. Oğlum zaten hiç izlememişsin beni. Şöyle bak, hep böyle toplumsal krizler diyeceğim ama daha bölgesel krizler olsun böyle, daha böyle bölgesel veya fikirsel krizlerde beni hep şey çok mutlu ederdi böyle işte, aa işte uyandım artık, kendime geldim, evet ben veriyordum ama artık vermeyeceğim, evet sekiz seçimleri veriyorum, bu seçim kendime geldim, bu da olmaz, her sene böyle. Bana bir yerden sonra bu böyle şey gibi gelmişti, PR gibi geliyordu, hatta geçen bir tane kadın, Bu arada size şey oluyor mu böyle, bazı insanların görünüşleri sizi kahrediyor mu mesela? Twitter'da çok oluyor. Birisi çıkıyor mesela, işte eli yüzü düzgün ama şeyi destekliyor falan. Tövbe estağfurullah. Yani anladınız, bana şöyle geliyor mesela, bazı insanların yüzünden bilirsin mezhebini falan. Aa dersin, bu böyle, aa dersin. Tam ırkçı gibi konuşuyorum şu anda. Yani ne bileyim, forma giymek gibi yani. Birini forma giy, aa dersin, bak formasından belli. Beşiktaş'ta aa dersin giyiminden belli. İyice, iyice şu an sıvıyorum.
Neyse, bence size de oluyordur yani. Bazı insanları görüntü olarak böyle bazı siyasi fikirlere yakıştıramazsın. Yakıştı ya da bilim ya da bilmiyorum, ha siz dilerseniz. Böyle top yani bölgesel bir bizim ülkemize dair krizler de hep çıkardı böyle işte. Ben artık uyandım işte. Evet, 150'deydim ama artık bu taraftayım falan diye. Belli bir yerden sonra bu bende artık böyle şey hissi yarattı yani bu PR herhalde iyi PR'de PR yapılıyor insanların algısını bozmak için ama bu seçim yani bu dönemde benim dedem yani herkesin dedeniz de öyle yani dedem ilk defa şöyle bir cümle okurdu hani söyleyemedi ama ağzından şöyle bir şey diyordum ya dedi bu Ekrem İmamoğlu'nun yapılanlar da artık ayıp ya dedi.
Bu sanatçıya verilen sorumluluk ben çok fazla. İşte sen sanatçısın, konuşamazsın. Sanatçı konuşacak, sanatçı örnek olmalı. Böylesine değişti. Çok değişti abi. Sanatçı bıraktığın yerde değil artık. Sanatçı artık, valla sanatçıların artık barıma dertleri var. Artık sanatçıların kaygıları var. Dolayısıyla hiçbir sanatçı senin 2 artı 1 evinin şartlarına uymak zorunda değil.
Bir sanatı, bir sanatçıyı eleştirebilirsin fakat bir sanatçının insan olarak fikrini artık eleştirme hakkın yok. Bir de çok var ya. Eskisi gibi, poşettaki gibi değil. Çok sanat. Dolu yani. Hangisini değiştireceksin? O yüzden konuşanı al, konuşmayanı da bırak yani. Apolitik olmak büyük bir lüks. Keşke hepimiz apolitik olsak. Biz ilgilenmiyoruz. Yok, benim ilgilerim değil diyebilecek coğrafyada olsak. Ben şu anda eser ki ne istiyorsun? Evet, biraz para kazanmak, bir şu araba, bir de apolitik olmak istiyorum derim.
Çünkü uyandığımda siyasi kaygılarımın var olması demek benim işlerime inan ki yansıyor. Ben bu konularda biraz daha belki kafa olarak hassas bir adamım. Daha doğrusu kaygı olarak. Bunu düşünen, buna mesai harcayan, bunun için endişe duyan bir insanım. Dolayısıyla apolitik olmak benim için en konforlu yer. Fakat ne yazık ki bizler, sevgili dostlarım, apolitik olabilecek bir tarihten gelmiyoruz. Dolayısıyla dediğim gibi bir şeyi sevmek zorunda elbette değilsin fakat neyi sevmediğini bence biliyor olmak zorundasın ya. Diğer türlü öyle orta kalanı yakar top. Öyle kimse kimseyi yemesin başka. Kimse öyle mausuma oynamasın.
Mesela Niğde Belediyesi iptal etti gösteriyi. Bak size yemin ediyorum sonrasında birkaç belediye, birkaç belediye başkanı çıkıp işte biz tasrif etmiyoruz, olur mu öyle şey, sanat ve sanatçının yanındayız diyerek kaç sahneye çağrıldım. Şey gibi oldu televizyondaki. Bak size yemin ediyorum, yemin ediyorum bak dedim ki hepsine de yazdım. Hocam benim, benim derdim ortada kızıştırmak değil. Şu an böyle bir şey olmuştur, bir bildikleri vardır. Bu bir duruştur, bu bir sözdür. Biz de başından beri bunu söylüyoruz. Dolayısıyla şimdi değil de bana biraz zaman verin, ben normal geleyim. Hani işte mesela şey olmak istemedim ben de. Bir tarafa kendimi kapatıp, ha ben bu tarafın, şimdi şey diyecektim kendimi az daha, ben bu tarafın sanatçı, ben bu tarafa iş yaparım diye. Çünkü
Birçok sahnede bu... Bu arada o tarafta yani yalan söylemeyeceğim. O sahneleri de kayıp... Ya hayır hayır, valla yani amacım taraf olmak değil ama bir fikrimin olduğunu, kendimce bir düşüncemin olduğunu da bilmenizi isterim. Fakat dediğim gibi en güzeli de bunu böyle hakarete değil de alayla, alaycı bir dille, bir videoyla, bir şakayla verebiliyorsam ne âlâ. Benim derdim bu başkanım.
Farklı fikirlerin, farklı düşüncelerin olduğu bir coğrafyadayız. Başından beri böyleydi. Yani bazı konular var. İnan çok girmek istiyorum ama yani bu layıklık, layık kalmak, layık olmama kaygı bilmiyorum. Herkesin tabii ki fikri var. Bana şöyle geliyor. Sadece bazı kelimelerin ne anlama geldiğini, ne anlam taşıdığını bir taraf için, bir güruh için, sadece bir baş tacı değil de
Bir kelimenin ne anlama geldiğini tam olarak bilebilirsek belki kaygılarımızı da biraz hafifleyebilir. Hatta bak yok olacak demiyorum. Saygısızlık yapmayacağım. Düşündüğümüz gibi o kaldırmak, yok etmek gibi eylemler içermeyebilir. Bizler nefreti yakıştıran insanlar değiliz bence. Ve nefretle de bir yere varacağına inanmıyorum. Bir de yani çok böyle değinmek istemedim başından beri. Bu hani konuşmama meselesi.
Sevgili arkadaşlar, sevgili izlediğimiz değerli sanatçı abilerimiz, ablalarımız, sevgili sanatçı kardeşlerimiz, sanatçı insanlarımız. Yani konuşmanız çok değerli değil. Yani siz konuşmaya, ben konuşunca düzelecek fikrini hepimiz biliyoruz. Yani sen söyleyince hiçbir siyasi, hiçbir bakan... Bir dakika ya, devreye o da girdi. Bu kadar ciddi olduğunu bilmiyorduk gibi bir kıyasa girmeyecek. Fakat konuşmanızın değerini şöyle anlarsınız.
Eğer vaktiniz olursa, boşluğunuz olursa, hangi tarafa destek veriyorsanız, aklınıza hangisi geçiyorsa, hangisi sizin gönlünüzü daha ferahlatıyorsa, bir gün valla bir topluluğa gidin. Eğer bir eylem varsa eyleme gidin diyeceğim, böyle birisini teşvik ediyor gibi gözükmeyeceğim. Fakat bir zorda kalan, öksüren bir gencin yanına gittiğinde, sizi gördüğündeki mutluluğu, valla size iyi gelebilir. O zaman konuşmanın ne demek olduğunu anlayabilirsiniz. Dediğim gibi bir tarafından bahsetmiyorum. Her neyi savunuyorsanız onu söylemek, orada olduğunuzu belirtmek, oradaki insana güç veriyor.
Ha, o güç de bir anlama gelmiyor. İşte bu da insan olmanın güzelliği. Bence. Yani öyle ben konuşmuyorum, benim düzelecek bir şey yok. Hepimiz farkındayız. Senin ayaklarının en fazla 42 veya 36 numara olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani ne kadar yürüyebilirsin, ne kadar iz bırakabilirsin. Sadece ne kadar kişiye dokunabilirsin bu daha değerli ya. Valla yoksa sen yanmazsan birileri yanar başka. Teşekkür ederim. Bu bölüm böyle olsun. Çok şaka yapamadık. Ben de çok yapamıyorum belki.
Sadece niyetimi bilin istedim. Teşekkür ederim güzel bir bölümdü. Bu bölüm böyle bitsin. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.