Podcast

S2E14 / Nasıl Değişmesin Durduğu Yerde

Sote

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.172 kelime · ~16 dk okuma

Merhaba sevgili dincilerimiz, güzel bir bölümden herkese merhaba. Bu hafta direkt konuya girmek istiyorum. Yine kendimle alakalı keşfettiğim veya dışarıya baktığım zaman artık benim, bak benim... Şu konuda artık eminim. Yani hiç kimsenin artık bir yediği, içtiği, her şeye bu kadar çabuk değişebiliyorken, sevdiği, gittiği, geldiği, kaldığı yerler bile bu kadar hızlı değişebiliyorken günümüzde. Velhasıl, bak şöyle bir soru var. Bence diyor vicdanlı bir insansın. Vicdanlı mısın? Mesela size günlük hayatta birisi yolda yürürken dese ki, ya işte Ali. Bir de Ali deyince bakma böyle, tövbe estağfurullah. Sen vicdanlı bir insan mısın dese birisi, der misin kimse? Hayır, ben vicdansız bir insanım. Kimse demez bence.

Dolayısıyla bir insanın ben vicdanlıyım dediğinde onun vicdanlı olabileceğine inanmıyorsak... Gerçi orası bizim hesabımız değil. Ben şunu düşündüm. Evet, belki şu an vicdanlıyım ama... Vicdanlı olmak benim kişisel kendi tercihimi. Tabii ki öyle. Peki niye insan kendine vicdanlıyım diyor? İyi gözükmek için. Mesela şu an böyle izlerken kendimi şey ediyorum. Oğlum diyorum, yani neye göre vicdan yani? Neye vicdanlısın? Hiç mi acımadığın kimse olmadı? Hiç mi merhametinden yoksun, o noksanlığı hisseden kimse olmadı? Elbette olmuştur. Demek ki insanı, insandan değil de böyle neydi o? Sevgili Arda. Merhaba Sergen.

Merhaba, hoş geldin. Bugün Arda, sevgili rap sanatçısı Arda Öz bizlere eşlik edecek. Mesela sen vicdanlı bir insan mısın? Ben vicdanlı bir insanım. Aynen, teşekkür ederim. Yani umarım anlatabildiğim her şey. Böyle çok sanki arkadaşımı getirip ben bunu söylersem bunu söyle demiş gibi oldu ama ben artık hiçbir insanın, bir fikrinin sabit yani bugün bir insanın vicdanlıyım dediğinde ben onun yarın en kötü insanı olabilme ihtimalini artık çok açık tutuyorum yani. Bence artık her şey değişebilir ya.

Transkriptin tamamını oku

Mesela kendime düşündüm. Mesela Arda var mı senin benim şu zevkim, şu tuttuğum mesela siyasi, dini, ne bileyim, sevgi, aile, şuna şuna olan sevgim, şuna olan bağlılığım, inancım asla değişmez dediğim bir şey var mı hiç başkanım? Yani vardır elbet. Teşekkür ederim. Onu kimle konuşabilirim ben? Özür dilerim seninle bunu konuşabilirim diye. Tabii tabii. Evet Arda, vicdanlı bir insan mısın? Vicdanlı bir insanım. Bunu niye soruyorum biliyor musun? Çok böyle yani aslında senin fikrin burada çok elzem bir şeyi yok dinleyenler için. Yani şu an kimse Arda Öz acaba vicdanlı mı? Arda Öz kim? İnstagramdan aa vicdanlı Arda diye kaydedilir falan. Sadece şu, asıl beni merak ettiğim, onu sorsam daha doğru olacak hiç. Benim şu görüşüm, onu düşündüm ben de. Yani neyim değişmez? Ya çok enteresan Arda. Mesela şu an Türkiye şartlarında

Ne bileyim, ne yapıyorum ben? İşte insanlara içerik üreten, insanlara bir şey anlatan, eğer tekelleşme olmazsa belirli işlerde oynayıp insanların karşısına çıkan... Yani neyim var mesela? İşte dini görüşüm var, siyasi görüşüm var. Şu düşünüyorum, bak hepsini değiştirebilirim yani her şeyi. Mesela ne var bizim şu an coğrafyamızda en azsa? Mesela din. Biri dese ya da mesela oturuyorum, gök böyle bir yarılsa... Şimdi gerçekten diyeceğim çok saygısızlık olacak. Böyle görsek yani günümüzde en azından. Belki. Milyon yılından sonra da bir görme şansımız olsa böyle gök bir yarılsa.

Böyle rahmetliler ufak bir görüşme alanı olsa böyle. Gelseler, tanıdıklarımız deseler, yapmayın. Gerçekten günah. Yukarıda mahvolduk. Böyle hafif kavruk falan. Yani o zaman benim mesela dini şeyim, yani şu an nasıl tabi insanları ilgilendirmiyor ama şey demez mi mesela birçok atıyorum deisti... Desene hadi değişmez diye benim görüşlerim, hadi de. O zaman yani bir teşvikle belki bu fikir değişebilir. Yani demek ki dini görüşüm, şu an çok böyle ne o deli şeyini tutar, ne o deli ne tutuyor orada, şey saçmalama.

Böyle bir inancım yok demek ki. Dini görüşüm değişebiliyor. Dini görüşüm değişebiliyorsa bak... Gerçekleri bile değişebilir insanın ağabey.

Mesela bir tane gerçeğin, mesela ne var gerçeğin? Şimdi böyle konuşuyorsun ya şovman şovman, gerçektir. Ne var gerçeğin mesela? Mesela gerçeğin ne? Mesela annen. Mesela dese ki annen sana, oğlum biz şüphelendik. Bir baktılar, biyolojik annen değil. Benim için sadece annelik sıfatı yok olur. O kadın benim için çok özel bir kadın ya. Mesela anne Fatma, Fatma olur. Ama artık bir gerçek değildir. Mesela anne diyemem çünkü gerçeğimi kaybettim. Yani anneme olan bağlılığım bir bilgiyle, bir kağıt üzerindeki DNA sayı rakamlarıyla, bir sıfırla

Bir daha o kadına bak gördün mü? Direkt şu an bak örneği verince gözümün önüne geldi ya hayal resmi. Direkt artık anne diyemiyorum şu an mesela. O kadın benim için çok değerli hala. Hala bence cennet ayaklarının altında ama benim annem değil artık. Ve şu an düşünüyorum bu yaştan sonra annesiz olmak ve bunu bir vefat, bir kayıpsız atlatmak bence dünyanın en konforlu... Mesela şu an herhangi birisine bir erkek olarak bir ev alma sorumluluğu hissetmiyorum mesela. Başardım demek için bir sorumluluğum yok şu anda. Havuzlu. Evet o kadın hala orada bence artık yani sorumlu artık kendisine ait. Hani bu beni büyütüp 18 yaşına getirip askere gönderip daha sonra evlendirdin artık bana ait değilsin demek gibi bir şey ya. Ama onun için çok haksızlık değil mi? O da sonuçta bu gerçeğin değişmesiyle yüzleşti. Başkan bir şey atlıyorsun zaten her şeyi yapan oydu. Bak ne diyorum verdiğimiz örnek biyolojik annem ben değilim. Yani zaten hiç yokmuş o hikayede yani. Sen olmadığın şeye beni niye dahil ettin başkan?

Ya bak nereden başladık durduk yere insanlara şu an bölümün sonunda arkadaşlar her ne olursa olsun anne de ama bir DNA testi yaptır şeyine getirmeyelim de. Onu düşündüm ya hiçbir fikrimin yani bugün desem ki mesela hiç Arda hiç şeyin var mı? Bunu az toplu sormak isterim böyle. Şöyle bir çağrıda bulundum insanlara.

Her şey güzel olacak. Yaptım daha önce. Senin gerçi böyle bir hikayen var. Var böyle bir hikaye. Biz çok kısa bir anekdot bağışlamak isterim sizlerle sevgili dinleyicilerimiz. Biz Arda Öz kardeşimle, rapçi, rap sanatçısıyla... Şimdi üniversite söylemeyeyim, tamam mı? Üniversite söylemeyeyim. Biz bir üniversitenin bahar şenliklerine ben komedyeni Arda'la müzisyen olarak davet gördük. Şansımıza orada tabii... Yani şimdi şey değil, şunu idrap edeyim.

bir arkadaş aracılığıyla bu etkinliği yapan, aa olur mu, aa dedim ya böyle, aa falan derken ayarlandı. Bakın, detay şu, o dönem sevgili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun ilk aday olduğu, pardon nasıl? Tekrarlanan seçim. Tekrarlanan seçim dönemi ve o zamanki sloganda her şey çok güzel olacak. Yani sonra Arda...

Şöyle oldu, çıktığımız üniversite, bu arada üniversitenin bulunduğu şehir 13'te 13, yani 13'te 13 oy almış yani. Bırak muhalefeti, başka bir partinin varlığını bilmiyor bile olabilirler yani. Öyle bir üniversite, her şey dahil. Biz buna saygısızlık yapacak değiliz, bu bir görüştür. Biz de oradayız, o insanlarla bir etkileşim içerisindeyiz. Hiç öyle bir şey oldu. 3 gün yaralayacağız biz. Arda'nın sahnesinde ufak bir teknik sorunu oldu. Bir beat. Sizin beat dediğiniz. O beat'i duymam ama. Neydi? Ya şöyle oldu. Çok geç çıktık sahneye. Çıktıktan sonra da biz sahnedeyken monitörler sökülüyordu işte. Mikrofon sesi işte. Lütfen bana ufak bir teknik sorunu söyler misin? Monitörün kaldırılması. Monitörün kaldırılması. Arda o sırada evet bu bir saygısızlıktı ama orada bilmiyorum bir program akışında böyle bir şey olur ki. Arda buna istinayeden tabi sahnesi bozulunca

İnsanların canı sıkılmasın diye Arda şöyle bir çıkışta bulundu. Merak etmeyin dedi. Her şey çok güzel. Bak 16 bin kişi falan. Bir devrim mi başlıyor kaygısıyla? Ya bırakın biz bak biz daha sahneden inmeden bizim direkt dönüş biletlerimiz alındı. Teşekkürler edildi bize. Yarın bizi görmek istemediklerini. Teşekkür ederim böyle bir an için ya. Bak mesela bak o gün bak o sahneyi yapmak için belki birkaç şey değiştirebilirdik. Ya işte ağzımızdan kaçtı işte o ana ki

o anlamda söylemediğini de dile getirdin kaç defasında yani biz aslında bunu şey yapabilirdik ya o yanlış anlaşıldı o an durduk ya dedi ki eğer bu yüzden değil mi pişman mısın? Şu an mesela düşününce her şeyi konuşalım şimdi madem baş başayız bunun maddi bir kısmı da vardı pişman mısın? Aslında değilim çünkü yaptığım işler Ardu gözlerime bakar mısın? Asla değilim Ardu sadece gözlerime bak pişman mısın? Çok pişmanım Ardu

Canın sağ olsun. Yani şundan bahsediyorum, o zaman bu duruşu gösterdik ama... ...şimdi deseler ki bana... ...aynı üniversite, aynı sahne, aynı gün, aynı ülke... ...aynı kaşede demeyeyim tabii, çok değişti her şey. Hayır denmeyecek bir para ama sizden tek ricamız bugün çıkıp... ...neydi revize edilen söz? İstikbal havadasın. İstikbal havada bağlı. Her şey çok güzel olmayacak. Bunu söyler misin? Bak...

Bilmiyorum. Yani şu an o zaten omurgan parçalanmış. Biraz da kırılsana. Ya bir de şöyle abi, biz o söylediğimizde her şey çok güzel olacak zannediyorduk. Sonra bir süreç daha yaşadık. Her şey çok güzel olacak zannettiğimiz. Yine olmadı. Yani şu an zaten her şeyin çok güzel olmayacağına... Yok, o genel Türk gelincinin hayatın özeti ya. Bir şey istiyorsun, olacak sanıyorsun ama olmuyor.

Hangi konuda şu an desteklediğim, şu an aklımın yettiği, gönül verdiğim şey değişmez. Çok ilginç gelecek belki. Belki, hatta distopik bile diyebilirim, Beşiktaş değişmez biliyor musun? Ve bunun hiçbir geriye kalan süreçte bu böyle değildi, aslında bu deme ihtimali yok diye olabilir biliyor musun? Değişmez, saf bir sevgi. Şimdi buradan takım matahlaştırmak isterim ya.

Konuşmak için el kaldırmana gerek yok. Konuşabiliriz. Bu bir sohbet programı. Şöyle Beşiktaş konusunda şöyle bir şey soracağım sana. Beklentin sıfır olduğu için mi acaba değişmiyor? Ya ne alakası var ya?

Beklentiyle alakalı mı? Hayır, yani az önce örnek verdim ya mesela siyasi görüşün. Adam diyor ki, biz evet, bu duayı et demiştik ama yanlışlık varmış çevire de. Ağzını, gırtlağı gerek yok. Normal dilden de böyle de okuyabilirsin. Hani o zaman bildiğin değişiyor ya. Mesela Beşiktaş'la ilgili, tuttuğun takımla ilgili. Mesela bana kimse diyemez ki, sen Beşiktaş'ı niye seviyorsun? Çünkü çarşı, babamdan, anılarım var. Aslında öyle değil, böyleyim. Değişmez bir şey. Bu sevgiyi saf tutabilirim yani.

Hiç düşününce aklına geliyorum ya benim bu saatten sonra şunu olan bağlılığım, şunu olan sevgim değişmez dediğin böyle aklına gelen... Ya kız kardeşim çok özel mesela benim için herhangi bir konuda, herhangi bir problemde, herhangi bir... Sen ama çok duygusal yaklaşıyorsun yani. Yani evet böyle erkeğin o gereksiz o hiç olmaması gereken yani çıkan o şeyi var ya maneviyatı. Galiba. Erkek olarak şu aileyi, kanı, matahlaştırma özelliğini biraz hayatımıza yansıtsak. Diğer insanlara da değer vermeyi bilsek. Çok belki örnek bir ırk olabiliriz bütün bu erkekler olarak. Ne kadar güzel seviyorlar. Herkesin kız kardeşi. Sabah kuşağı hariç katılanlar ama herkesin ailesinde. Tabii kız kardeşi çok özeldir de. Ama yani değişip mesela kız kardeşin evlendiğinde bence artık şey gibi geliyor mesela bana böyle. Hani daha bir farklı bilmiyorum. Sen de o duyguyu daha yaşamadın. Bir de kadının bak şöyle bir kafası yani kafası derken şöyle bir... Mesela şey sever misin arada böyle işten çıktın. Yarın bir hafta sonu dedin mesela ne seviyorsun? Şarap diyelim mesela. Şarap içmeyi seviyorsun. Ya bir şarap içeyim dersin değil mi? Derim. İçersin de. İçerim. Peki da şarap içerken ne bileyim televizyondan bir Murat Goya bakan YouTube klibi sana yeterli mi? Biriyle beraber izlemek istiyorlar. Birisi, biriyle hiç fark etmez. Bu ambiyans yeterli değil mi? Tabii. Aynen öyle. Bir erkek için, bak bu saygısızlık yapmıyorum. Bu çok güzel bir miktar örneği veriyorum. Bak yemin ederim bir şarap açalım. Bak erkek şarabı su bardağından içtiği zaman şeye inanıyor. Abi bu daha iyi akıyor böyle diye inanıyor. Bak bu kadar düz bir yapı. Bir Murat Koyabakan klibi açtığında diyor ki, oh be diyor ya adam.

Oh be diyor işte, keyif. Bak bu kötü bir şey, bu bir noksanlık değil. Bu, bu yetmek. Yetmeyi bilmek, şükredmek. Başka? Adam diyor ki tamam, kadın nerede efektif oluyor biliyor musun? Aynı ortamı kur. Ya ne bileyim, diyor ki ya mum yakmayalım mı ya diyor. Bak mum, hiçbir şeyi değiştirmeyecek hayatında belki. Ama ortamdaki koku değişecek. Işık değişecek, ambiyans değişecek.

Ya yemesen bile diyor ki, aa ya meyve aldık ya koysak. Meyveyi orada göstermek istiyor. Yani meyveyi görsür olarak önünde meyve, yani yeme, meyve yer misin diye tutturmuyor. Meyveyi koymayacak mıyız diye, meyveyi soymayacak mıyız diye tutturuyor. Yani bak efektif artları anlıyor musun? He bunlar yine bu arada bahsettiğim şeyler, şarabı böyle için, şarap böyle içilir. Adabı vardır şarap içmenin.

Murat Gül'e bakan kaleminde şöyle güzel kabuğuyla beraber soyulmuş portakal dilimlerinden bahsetmiyorum. Kadının düşüncesi yani hoş yani ve tabii arkadaş olarak girdiğinde yani o karşı tarafın kendisinde aman kötü gözükmeyeyim aman mahcup olmayayım aman belki böyle bir özelliği yoktur gibi o endişeleri de ortadan kaldırabilecek arkadaşlığı sağlayabilirseniz valla olur başkan bence ya. Yani yine konu şey geliyor, birimize karşı dürüst olursak, arka planda ikinci bir düşüncemiz olmazsa herkes herkesle bence arkadaş olabilir ya. O yüzden elde etti. Yani var olanları en azından koruyabilmemiz gerekti. İleride ne bok yersiniz bilemem ama umarım elimizdeki arkadaşlıkların değerini biliriz. Çünkü günümüzde artık kaybetmek çok daha değerli. Kazanmak artık çok daha eforlu başkanım. Doğru söyledim mi? Çok doğru söyledin.

Bak böyle bazı sözler var. O sözlerin ilk başta kuruluş amacını bilsen bile oraya gittiğini çok düşünmüyorsun. Mesela insanı tanımak için ya yol açık ya da yemek ye sözünü. Ben ilk duyduğum zaman hiç ben de hiçbir karşılığı yok diyordum ki bir insanı tanımak için olabilecek niye en az konuşma imkanlarını seçiyoruz? Çünkü bak

Bir de şöyle bir şey var, bu sözleri, bu kalıpları duyduğunuz zaman, o zamanki ekonomik şartlarınıza göre bu sözü yayıyorsunuz. Öyle gerçekleşiyor o hayal dünyası. Mesela bana dediklerinde, bir insanı tanımak için yola çıkman gerekiyor dediklerinde, ben bu sözü ilk duyduğum zamanki ekonomik durumum daha çok Efe Turu gibi otobüs seyahatlerinde geçiyordu. Demiştim ki, bir insanı tanımak için, mesela ben 4 numarayı tanımak istiyorsam, onunla aynı 6 otobüsüne binmem gerekiyor. Diyordum ki, nasıl yani? Hiç konuşmuyoruz yolda. işte molalarda anca işte ikramlarda yani nasıl tanıyacağım bir insanı işte ya da yemek yerken mesela hep şey vardı böyle tabildot böyle bir sıra var elimizde böyle sert metaller bardaklar böyle metal aynı demirden işte yemeğimizi alıyoruz karışayım şeyimizi oturuyoruz hani ne ara tanışacağız diyorduk mu bunun acaba metafor mu hani yemek yerken hani şabırdatıyorsa o kötü insandır ağzında ya da işte çiğnemiyorsa daha böyle şuursuz hani bir şey

Fakat zamanda bak işte büyümenin bence ekstra güzelliği bu yani. Yola çıkmanın mesela bence şöyle, mesela ben bunu tarif ettim şu anda. Gerçekten yolda olmanın binbir türlü hali var. Nereden biliyorum? Şimdi kendimizce böyle turnelerimiz var, hadi seyahatler, iş gecesi falan. Mesela kimisi şey, bende o var mesela, arabayla gideceğim, kapatırım kendimi işte. Balıkesire gideceğim, balıkesire kadar. Yolda maksimum bir tost, çok konuşulduğu için bir ayran. Onun dışında çok benziyor. Kimisi var, gittiği her yerden bir şey alma, bir şey yeme, orayı görme, hediye toplama. Mesela ben hayatımın şeyine inanmadım. Arda, senin var mı öyle bir şey? Gittiğin yerin, mesela ben döndüğümde herhangi birisine balık esir, magneti getirmezsem benim tatilimde bir eksiklik hissedecekmiş kaygısı olmadı bende. Ya da ben kimsenin bir magnet aşkı olduğunu düşünmüyorum. Bir magnet arayışı. Ben şöyle, İzmit'ten seyahat ettiğim için ben pişmaniye bile götürmeyenlerdenim.

Yine cümleme şey yapmak zorundayım. Ekonomik hep düşünüyoruz yani. Bu götürmemin sebebi bunu götürebilecek gücünün olmaması mı? Yoksa götürmeye gayri bir şefkin olmaması mı? Yani anlamsız olması. Yani bir magnet götürdüğümde yani kimsenin havalara uçacağını, çok sevineceğini...

Ama işte insan gene ayrılıyor. Karşı taraf var. Hayatını magnete adamış ya. Magnet diyor ya. Nereye gittin diyor. Cunda'ya gittim. Magnet aldın mı diyor. Cunda'nın magneti. Dolaba yapıştıracak. Hayatı seri yapmış ya. Her yeri var. Sivas var, yurt dışı var, Belçika var. Magnet istiyor. Bir Cunda magneti eksik orada şu anda. Böyle tatlar var.

Ya ben bir psikologla görüşmesini öneririm çünkü gitmediği yerlerin de aslında hatıralarını buzdolabına yapıştırmış olmuyor mu bu kişi? Evet diyor ki ben diyor çevremin gittiği yerlerden bana diyor beni var eden, beni orada bile önemsediği bir parça bir şey görmek bana kendimi insan gibi hissettiriyor gibi bir açıklama yaptı sana. Dedi ki bana niye magnet almadın ya dedi. Bana niye Cunda'dan? Rakını içtin, tanıştın insanlarla, storyler attın, kavga ettin, her şeyi yaptın, her şeyi yüzümüze gösterdin, her gün aradın. Bana bir tane Cunda magneti ve şansın yer ver giderse o Cunda'da bir maden suyu açacağı aparatı ekstralı niye getirmedin? Ben hep şöyle düşünüyorum, bak birisi bana böyle dese,

Sana yemin ederim senin magnet sevdiğini bilmiyordum. Çünkü ben hayatı hep kendi gözlerimden inceliyorum. Ben magneti hiç sevmiyorum diye senin de magneti sevmeyeceğini, eğer imkanın olsa oradan daha iyi bir hediye isteyeceğini. Çünkü bütün bu magnet gibi şeylerin aslında bir turizm sahtekarlığı olduğunu ve üstüne özenilmemiş turizm sahtekarlıkları. Mesela şöyle şeylerle karşılaşıyor musun? Bodrum magneti düşün. İşte Bodrum evleri yapmışlar üstüne falan ama bir şekilde

Özensiz başlayan, yani kalaba dökülmüş, krizli çıkmış. Evet. Belki fiyatından, ucuz diye belki kötü gözüküyor. Benim bu konuda en sevdiğim neydi biliyor musun? Bu Cappadocia figürleri vardı, küçük minyatür. Mesela ben Cappadocia'yı hiç bilmiyorum, bilmiyordum. Ama onlar sayesinde mesela bana göstersen ben Cappadocia'yı bilirdim. Ama hiçbir magnet bana bu bilgiyi vermedi.

En sevmediğim özelliğin mesela bir yere gittiğinde, gezdiğinde, hiç böyle vardı ya toplu bir şey. Herkesin, ay sabah oraya gidelim, şunu görelim. Mesela ben de niyeyse böyle çok ekstra böyle tarihi olmadıkça, böyle benim için bir anlamı olmadıkça, mesela yer altı sarnıcı, hayatımı hiç merak etmedim. Ama gittim. Mesela böyle gittiğin yerlerde mesela fotoğraf çekilmek, orayı anılaştırmak, orada ölümsüz olmak gibi bir şeyin var mı özelliğin? Galata Kulesi'yle ben istemeden, benim rızam dışında bir fotoğrafım çekildi. Yani aynı poza girmiş olduk. 12-13 yıldır da İstanbul'da yaşadığım için ilk defa Galata Kulesi'yle yan yana geldiğim bir kareydi bu. Bu beni rahatsız etti. Kendimi kendi yaşadığım şehirde, kendi yaşadığım ülkede turist gibi görmek o karede, o pozda, buraya yabancılaşmak gibi geldi. Çok saçma, çok saçma. Yani çok kötü bir yerden bakıyorsun. Galata Kulesi'ye başka fotoğrafın var mı işte? Yok. Demek ki sen bir şey anlatabildin mi? Artık var. Buradan baksan bence daha daha konforlu senin için. Mesela benim de yok. Keşke olsa diyorum şu an mesela. Yok benim var. İyi ki var diyorum şu anda. Mesela bak fikrim böyle değişiyor gördün mü? Çok hızlı değişebiliyorum yani. Hiç benim öyle gittiğim yerlerde işte hiç yok. Bak İngiltere'ye gittim ben. Orada bir gün kaldık, gittik, gösteri yaptık, bir gün kalıp döndük. Çok böyle zamanım yok. Hiç fotoğrafım yok neredeyse. Ama şunu da tanıyorum, bir gün bile kalmasa o fotoğrafa kendine vakit ayıracak insanlar tanıyorum. Biz buna kızıyorduk ya, bu kötü bir şey değilmiş. Belki o an çok büyük bir zaman öldürüyorsun tekrar tekrar. Eskiden mesela fotoğraf çekmek daha böyle.

hani geçin geçin çekiyorum şak hani hata kabul edilebiliyordu işte gittik aaa burası patlamış aaa gözler kırmızı çıkmış aaa yüzüm orada çıkmış hata daha böyle olan bir şeydi şimdi hata olmasa bile kusursuza kadar gidiyor yani o zaman çok harcı olabiliriz orada yani mesela bir Galata Kulesi önünde o çok şimdi bakma şu an kayda yaptığımız yere 100 metre yakında Galata Kulesi böyle çok matahlaştırmıyoruz daha böyle Wimbledon'un koridorunun önünde mesela durduğunda bir daha bir daha bir daha çekilmenin çok böyle zahmetli olabileceğini tahmin edebiliyorum. Ama çekilmek gerekiyor bence ya. Yani hayata nasıl baktığımız da bence alakalı. Burası komik kısım olmayabilir. Yani belki bölüm genel olarak komik değildi. Beklenen şeyi vermemiş olabilirim ama hayata nasıl baktığımız da alakalı ya. Ben galiba yavaş yavaş böyle yaş artık ilerledikçe evet ya yaşıyoruz. Bir kere yaşıyoruzdan ziyade abi bu bir anı defteri ya. Evet, sevgi dinicilerimiz yavaş yavaş bölümün sonuna geldik. Umarım benim için keyifli bir sohbetti. Umarım sizler için de öyle olmuştur. Stand-up'lar devam ediyor. Instagram'dan veya Twitter'dan takip edebilerek takvimi öğrenebilirsiniz. O zaman klasik bitirelim. Senin var mı eklemek istediğin bir şey? Yoktur. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti? Pekala, kaçtık biz de. Sote. So-te.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)