
5.399 kelime · ~27 dk okuma
Sote! Evet sevgili dinleyicilerimiz, Sote'nin yeni bir bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Normalde pek alışkanlığım değildi eskiden böyle girişte hoş geldiniz demek. Bir şey vermeden bir şey vermek yani önce bir şey vermeyi daha çok severdim ama niyeyse artık eski alışkanlığım, eski verme aşkım olmayabilir ve bu hafta bölüme bakın ben yani her hafta belki böyle Biraz çekinerek başlıyor olabilirim ama galiba artık tahammülümün de yavaş yavaş en azından bireysel olarak sonuna geldiğini hissediyorum. Şimdi bak bu tüketim çılgınlığı var ya bilmiyorum. Sevgili Beril de bugün burada. Çok konuşmayacak ama öyle anlaştık diye umut ediyorum. Öyle anlaştık.
Ya tüketim çılgınlığının bana en büyük gazabı şu oluyor. Ben verilen ürünler arasında seçim yaparken galiba bunu hep konuştuk ama üslup konusunda ben artık onu aşamıyorum ya. Yani şimdi size benim bunu giy, bunu giyme, bunu izle, bunu izleme deme hakkına sahip bir insan değil. Ama bak size çok insani olarak yani ataerkil, erkil, maymun her neyse başlangıç noktası, bingbek, çamur neyse balığa bile kabul ediyorum, baloncuğu bile kabul ediyorum. O günden bugüne ya vallahi size kimse birisi ne yiyeceğinizi söylemesin ya.
Vallahi ben en çok işte insanlar şunu yesinler. Beli sen kaç jenerasyonusun? Ben şunu merak ettim, ataerkil deyince aklına maymun mu geliyor? Hayır, hayır. Bu soruyu bir kadın mı soruyor? Hayır ya, toplum olarak şeyden ilkel diyecektim, erkil dedim. Erkil deyince ata yapıştırayım dedim aslında. İlkellikten gelmeyi ataerkilden geldik olarak hesapladım. Güzel. Bence bu arada çağımızın bir döneminde ataerkil başlangıçta başlamış olabilir yani. Herhangi bir kadının karşımda... Öpüşün var mı?
Hayır ya hani düşününce bir şey bence bir şey başlasa ya mesela kadınların kendini var ettiği bir çağ başlangıcı bir isim var mı? Ben bilmediğim için soruyorum bu arada. Ana erkek diye bir şey var. Gerçi evet. Ben şimdi burada sosyal kimliğimle oturtmayın buraya. Biz çok konuşmuyoruz ya aklımdan çıkmış. Ben yeğe jenerasyonuyum. Bunda herkes duysun bizi zaten.
Y jenerasyonu 97 sonrası oluyor. 95. 90 sonrası olmuyor mu? Sen o zaman deprem yok sende. Var canım 99 depremim. Ha pardon sen öncesisin doğru. Yani sana mesela aramızda ben çok büyük bir şey görmüyorum. Mesela en büyük sevgilin oldun mu hiç mesela bizim kuşaktan X'lerden? Sen kaç yaşındasın? Ben 91 doğumluyum öyle düşün. 90'lı sevgilim vardı.
Yani yaş konusunda çok da iyi değilim. Ecevit zamanı çok değişik değil mi ya? Duyuyoruz, neler duyuyoruz. Dediğim gibi ben insanların... Bilmiyorum bize... Bana şey çok ayıp geliyor artık ya. Mesela çıkıp bir profesör başları altında bir insanın işte onu yemeğini... Niye? Ben günümüzde... Bak ben mesela bir şey... İnfluzorlar da öyle. Hatta bütün kavgayı o yüzden yapıyoruz. Kimin neyi alacağını bilemezsin demek.
biraz daha böyle, biraz daha üst kesim, biraz daha belki saraylı derdi diyeyim değil ama ama genel olarak insana ne yemesinin gerektiği konusunda bence çok hassas bir çağdayız ya şu an kimseye hani herhangi bir insana şu an et yemeyin bu bir şey gibi geliyor bana ya ben bir de mesela ben mesela birisinden yorum alacağım mesela ne yorumu alacağım örnek vereceğim topa vurma Ben topa nasıl vurduğunu gördüğüm bir insandan şey alırım değil mi? Topa nasıl vurduğunu bilirim. Ha dedim, bu adam iyi vuruyor. Mesela ya da ne bileyim, kendi hayatımı basarak söylüyorum. Mesela güzel yürümek istiyorum mesela. Atacağım güzel yürüyen birisinden. Fizikse olarak bahsediyorum. Diğer türlü Allah'a şükür zekam yetiyor. Niye?
Dolayısıyla da birisi bana diyecekse ki işte şunu yeme, ben onu yemediği süreci görmek isterim. Mesela bir ay onu yememiş. Mesela bir tane kadın vardı, ne kadar doğru bilmiyorum. Bunlar Facebook bilgileri bu arada. Kadın şeyi savunuyordu hayatı boyunca. İşte vejetaryenlik, işte veganlık. Aslında sahip olduğun gücü elde edebilir. Bu besinlerle de o gücü elde edebilirsin diye. Hatta kadın bunu kanıtlamak için daha iyi çıktı. Belki biliyorsundur. Asla ölümün arkasından değil, spoiler vermiş olmayayım. Onu kanıtlamak için çıktığına emin misin daha?
Ya şöyle gücünü göstermek için çıktığını biliyor. Haberlerde öyle bak ben kapitalizm köpeğiyim, popüler kültür köpeğiyim. Bana ne verilirse onu alırım öyle devam ederim. Buş'u destekliyorum. Yani şöyle kadın, gerçekten kadın o güçsüzlüğü kanıtlamak için dağa çıkıyor veya bir yerde oksijen olabilir, tansiyonun düşmesi olabilir, bir şey vardır bilmediğimiz ailesinden gizlediği olabilir. Ama günün sonunda nihayet sonuç, hakkın rahmetine diye bitireyim bir şey olmasın, kavuşuyor.
Dolayısıyla birisi bana et yeme, fasulyede, bezelyede bu protein var dediğinde ben onun bir aylık bezelye yediğini, protein yediğini ve gerçekten hayatta istediğim istinamı sağlayabildiğini, gerekli koşulları böyle tansiyonu düşmeden birisini dinleyebildiğini görürsem ben de yerim. Ama diğer türlü yemeklerlerin iyi midir? Var mı mesela şunu yemem dediğim bir şey? Konumuz yemek değildi, başka bir yerden geleceğim. Şimdi şeyi düşünme.
Şunu yemem dediğim yani işkembe çorbası geldi ileri kalktığımda. Bak mesela, bak benim bir arkadaşım vardı başka bir konu olacak şimdi. Ne zaman birisi böyle işkembe saklama gelir. Bunu da anlatayım arada kalmasın. Böyle değişik bir giriş olsun.
Kaç sene önce, o zaman BKM'deyiz böyle, yeni işte girmişiz. Toplamış tabii, askeri kamp gibi BKM. Oradan toplamış, buradan toplamış. Acayip güzel insanlar var. Tam bir tane arkadaşım var, Nurullah diye. Malatya'da, dünya şekeri bir insan, tertemiz bir insan. Ve çocuk İstanbul'da her şeyi merak ediyor, her şeyi. Ya orada mı, orada mı? Yani şöyle düşün, karşıya geçtiğimiz zaman Beren Saat'i görebilir miyiz diye soruyor. Yani o kadar İstanbul'da çocuk şey.
Böyle bir oturduk. Dilem var bir de yemek yiyelim var. Dilem de vejetaryenmiş. Dedi ki ya ben işte vejetaryenim dedi. Tabii çok benekli Nurullah da. Nasıl yani dedi. Ya işte yemiyorum dedi. Nurullah başladı. Peki mesela atıyorum tavuk dedi. Ya işte dedi yemiyorum. İşte mesela dedi kanat yemiyor musun? İşte birzoğlu falan soruyor böyle. O sanıyor ki hani vejetaryen bir bölgeyi yemiyor hani. Hayvan atıyorum. Bunu da mı yemiyorsun? En son dedik böyle. Peki dedi işkembe dedi. Yani işkembe kokoreç falan yiyor musun? Kız dedi ki Nurullah dedi ben de hayvanım dedi sırtını yemiyorum.
Sevgili dinleyicilerimiz, günümüzde artık herkes her şeyin aklını veriyor. Bugün bir insan sizi aldattığında ne yapmanız gerektiğini... Çok affedersiniz, saygısızlık yapmayayım. Bebeğinizi kaybettiğinizde kime danışacağınıza kadar her türlü bilgi artık var. İnternette... Size yemin ederim, ben geçen duş başları söküp takmayı YouTube'da buldum. 15 saniye falan. Bilmem ne araba modelinin kaput açılış videosu var, 7 saniye.
Ya artık her şeyi var internet. Dolayısıyla ben istiyorum ki bazı şey olmayacaksa gerçekten barınma ve beslenme dertlerimle alakalı kimsenin bir şey söylemesini istemiyorum. Çünkü gerçekten günümüzde kimin ne müzik dinlediğini, kimin ne giydiğini, belki ne renk seçtiğini karar verebiliriz ama valla kimin ne yediği konusunda bence bu kadar cüretkâr olmaya gerek yok ya. Bence bu arada kötü bitirmeyeyim ama bir de kimin ne sevdiğini değil mi? Ne yediğini bilemezsin ki ne sevdiğini. Bunu yemeyin ya çok seviyoruz bütün hayatını onu kurduysa. Etten bahsetmiyorum illa yani. Bir de o zaten değişiyor mutlaka. Yani iki sene sonra mutlaka onu yiyin gibi bir döneme geçiliyor yani bir şey yenme diyorsa. Şimdi yemeyin istedim. O zaman belki stok yok şu an. Bu yeni yılın da aslında ilk kaydı bizim için. Beril teşekkür ederim. Eşlik etmen çok anlamlı benim için. Nasıl girdin yeni yıla? Arkadaşlarımla evde oturduk.
Çok güzel. Daha fazla soru sormayacağım. Şey, inanan insan mısın? Yeni yılla nasıl girersen öyle devam eder sözüne inanan bir insan mısın? Yok. Hiç bu yani, iyi gelmez mi bunu düşünmek? Yani... Hani böyle yapayım da böyle devam etsin gibi ufak ufak şeylerin yok mudur böyle yani? Düşünceler olabilir ama... Ama düşünceye baştan sona katılmıyorsun. Zaten gerçek değil de... Ama en azından içinde... Sen şu an konuşmamak için mi? Böyle olunca az mı dayanılmış oluyorsun?
Ya ben mesela yeni yılda bana üzüm yedirildi. 12 tane masanın altında. 12 tane masanın için ben bütün yıl üzüm mü yiyeceğim masanın altında? Bir kerelik değil miydi bu? Bir kerelik. He sen böyle girdin. Ama şimdi böyle mi devam edecek yani? Bir dakika şey diye düşünmüyorsunuz mu? Öyle mantık değil mi bu? Ben her ay işte Şubat'ın 15'inde üzümleri... Haydi bir kere üzülmeyeceğim. Abi ben de soyut olarak yani mesela atıyorum ailenle girdin. 13 ay ailenle gibi düşünmüyorum yani. Aa bu sene şunu dileyerek girdim. Bu yıl 3 kere onu yaşasam yeter gibi. Ruh halinden mi bahsediyorsun? Fiziksel olarak da yani tabii bu kıyafetlerle girdim. Artık 12 ay öyle değil. Yani yani ruh hali mesela. Bu sene işte sevgilimi öperek gireyim. 12 ay boyunca birlikte olalım. Bu sene bizim için mutlu olsun hani gibi. Öyle şeyler yani inanmasan bile bunları düşünmek sana iyi geliyor mu hiç?
Gelmiyor galiba ya. Hiç düşünmüyorum yani. Hiç düşündün mü hayatının bir yerinde? Hayatla ilgili mi? Yok yok. Beril hiç kendine dönmüyorsun ama. Hep insanları düşün. Kendinle alakalı hiç hayatının bir yerinde değil. Doğum günü dileği diledin mi? Diledim. Bana yeter. Soracağım tek alacağım cevap buydu biliyor musun? Az konuşacağım diye yine saza elimi aldım galiba.
Peki bu yıla girerken, ne kadar böyle güzel şeylerden bahsedsek de, 2024'e girerken zaten birçok kötü hakkı da bıraktık. Tam 2025'e girerken böyle, ya oha ya bu da olur mu dediğin bir olay oldu mu hiç böyle? Benim var, benim var. Türkiye'nin var bir tane. Var. Yani en çok, bu arada reyentiklere bakıyorum şu an. Reji beni uyarıyor. Hemen rejiden gelen bilgiler, reyentiklere bakıyorum. Yılbaşı gecesi en çok izlenen program, O Ses Türkiye olmuş.
Biz de izledik. Arada küçükçe izledik. Tabii biz de. Dediğim gibi popüler kültürün köpeğiyiz. Biz de izledik. Tabii şöyle ben şimdi aslında burada seni çok şey yapmak istemiyorum. Başın... Önce şöyle başlayayım. Çok sevdiğimiz bir sanatçımız. Bizim başımız ve göz bebeğimiz. Gurbetçi diye başlayan daha sonra milli bayrağımız altında. Bizi defalarca kez gururlandırmış, şevklendirmiş, heyecanlandırmış, dudağı kısırtmış, iç gıdıklamış.
Sevgili sanatçımız Hades Açık Göz. Ben Hades'e sonra bir açıklama yapıyor. Diyor ki, Hades'e ben diyor, her zaman diyor, nereden ne konuştuğunu bilen bir insanım ki inanıyorum hepimiz yani. Bugün desen ki birisine, sen nereden ne konuştuğunu biliyor musun? Hayır, ben nereden ne konuştum bilmeyen bir insanım. Çok az yani bugün Nihat Doğan bile bence çıkıp der ki, ben ne konuştuğumu bilen bir insanım der. O yüzden açıklaması çok, oraya çok değmeyeceğim ama bilmeyenler için Hades Açık Göz yılbaşı gecesi ne yaptı? Böyle Twitter'lar var ya niye TT oldu işte.
Kaç sene oldu? 5 sene oldu hadise. Yılbaşında ne yaptı? Çok gündem olduğu için benim gündemimde değil ama bunu da söylemek tabii çok doğru değil. Şimdi dinleyenlerin şey yapmak istemiyorum ama söyleyince amma oluyormuş. En azından hadise öyle yaptığı için öyle söyleniyor. Belki haberlerde gördüğümüz narin, katledilen narin bebeğimiz için sıfır tolerans şarkısını okudu ve seyirciye sordu. Dedi ki narin için sıfır tolerans diyelim mi? Böyle mimikler yaptı.
Şimdi bak, ben kendi hayatımı baz alıyorum. Ben hayatımda hadiseyi eleştirecek bir şeye sahip değilim. Ben sadece hadiseyi izleyen, hadiseyi bilen, hadiseyi seven, hadiseyi takip etmiş, hadise hayatımıza girdiği TV karakterinin bölümünden sonra, hadiseye hep böyle bir ilgi duymuş birisi olarak. Hadise günün birinde böyle çok etik, ahlak, değer gibi bir şey, saygısızlık yapmadıkça ben bence Hadise'yi eleştirme hakkına sahibim. Niye? Çünkü sanki elimde büyümüş gibi. Yani Hadise'nin birçok şeyine hakimim. Mesela Hadise'nin yaptığı diziyi meraktan izledik. Hadise var diye izledik yani. Şimdi Seda Bakanlar, Kubilay, hepsi bir yerde ikinci planda kalıyor. Bizim için öyle bir değer.
Ne kadar bu eleştirilse de hadise bir nezin için. Kimisinin işte Erovizyon, kimisinin ilk çıktığı o konuşamaması, işte kimisinin jürideki tatlılığı, kimisinin yavaş yavaş Twitter'da dile getirebildiği hadise ayrı ayrı. Bir şekilde biz bir hadise şeyimiz var. Ben de öyle başladım cümleme. Dedim ki yani ne yaptıysa o kadar ağzımız sulandı ki yani o kadar ağzımız sulandı ki ya hadisenin yaptığı her şey. Şimdi ne yapsa doğru sanıyor.
Ve ben bak ben yani şimdi hadise fanı olarak konuşuyorum. Ya da ben bir Türk izleyiciyim ve televizyonda böyle bir şeye maruz kalıyorum. Yani ben derim ki ya başkan, şimdi ben kendimce şunu düşünüyorum. Bir yılbaşı gecesi misafirleri, yani bu böyle göz ardı etmek, üstünü örtmek, kapatmak değil. Yani bunu anacaksak, bunu anmak gerektiğimizi o kadar iyi biliyoruz ki ya bunu anacaksak, bunu gerçekten saygılı analım. Yani ben işte orada andım, ben orada söyledim, aman. O kadar tepki var ki adam şey diyor mesela Twitter'da.
Kimsenin yapamadığını en azından diyor. Ya anan nasıl? Hep diyorum ya anan nasıl demek var. Bir de anneniz nasıl diye sormak var. Burada ben izleyen birçok insanın bundan rahatsız olduğuna o kadar eminim ki ama burada birçok insan arkamı alıp biz rahatsız olduk işte falan böyle kaldırılsın falan. Yok ben sadece insani olarak sevdiğim bir karakter hakkında elimden geldiğince saygılı bir eleştiride bulunmak istedim. Ya ben şöyle hani mesela ben bir şey söylediğim zaman benimle aynı düşünen insanların desteğini almaktansa aynı düşünmeyen insanlarla bir şey konuşmak taraftarıyım.
Mutualizm olsun, herkes bir araya gelsin, saygı... Tamam, bu değil ama bazen eleştirici... Mesela şey savunan var diyor, en azından orada andı. Bazen bak işte, bazen öyle şeyi o kadar çok seviyoruz ki bir şeyi. Din devrimi diyor.
O kadar kapılıyoruz ki her yanlışı doğru görüyoruz. Ben sadece bak ben de onu diyorum. Ben yarın öbür gün abartı bir örnek vereyim. Hadise bir yere bassa dese ki burayı öpün belki ben öpeceğim. Saygımdan, sevgimden. Abartıyorum belki ama nefret ettiğim kötü bir karakter, bir şeye attığım bir karakter değil. Ben sadece bir şeyi çok sevdiğimiz zaman ne oluyor?
Onu yani ortak payda buluşamıyoruz. Yani bir karaktere, bir varolmuş bir entertainment mı diyeyim bilmiyorum. Bir şeye, bir oluşuma. Ya burada bunu yaptın ya, bak bu yanlış. Diyemeyecek noktaya gelmişiz yani. Ki gerçekten ben hala yaptığı işin yanlış olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kendisini havalimanında daha bir gün olmadan ne alakaysa muhabirlere yakalatmış olsa da, kendisi açıklama yapacak imkanı olmuş olsa da. Ya şey de be Erdem ya, hep deriz ya, ya da öyle büyüdüğümüz, özür dilemiyoruz. Hayır ya. Yani çok, çok bu kadar... Büyük şeyler belki eskiden çok matan şeylerdi. Bence artık şey ya, olduğu gibi. Her şey olduğu gibi. İzlediğimiz karakterin şeyini artık görmek istiyoruz. Palyancho'nun burnunun düştüğünü görmek istiyoruz bence artık. Bize en büyük güven verecek şey bence o. Hadise çıkıp... Olmazdı. Düşünsene, podcast yapıyorum. Ne yapıyorsun? Bir şey, hadisenin karakterinin izini konuşuyoruz.
Ya ben isterim ki hadise valla desin ki evet sahne heyecanı yani yıllardır yapıyorum. Yeni yıl bu işte dizi yaptım. Saç yani ne bileyim anmam gereken bir yerde almışım. Özür dilerim benim için değerli. Yalnız sana yemin ediyorum çok büyük daha destek alacak. Yani bizim insanlarımızın kendine yönetici şekli demek istemiyorum çünkü. Çünkü herhangi bir insanın zekasının belli bir yerde durduğunu görmek benim için çok acınası bir şey oluyor. Çok üzülüyorum ki asla düşünmüyorum. Hadisin en azından benden çok daha zeki olduğuna eminim mesela. Gerek giyim tarzı gerek bu kadar büyük grubu peşine takmasından anlaşılabilir. Ben hala 600 binlerdeyim.
Of yani bak bunları şey diye açıklıyorum ya valla ben öyle düşman güçecek bir insan değilim. Ben sadece bazı konularda böyle ya bu yanlışı demek isteyen bir adamım. Bu hafta en çok şaşırdığım şey gerçekten tamam belki, belki seversin sevmezsin bilem ama yani yanlışı bu kadar savununca ben başka yerlerden çok kırıldım. Yani diyorum ki hadiseye bu ilgi varsa yani. Göz göre göre hadise bir TV programında... Saygısızlıkla abartmayayım da. Başkan, nasıl? Şuursuzluğu yaptıysa, yaşa. Bu şuursuzluğu yaptıysa, bunu söylediğinde onu seven insan hala geri dönmüyorsa, evet ya demiyorsa... Şimdi çık hadiseden. Mesela ne olabilir? Örnek olsun diye mesela bir siyasi parti sevenler diye düşünüyorum. Hadisenin bir sevenlerinin fikrini değiştiremiyorsak düşünsene o parti tutanların fikrini nasıl değiştireceksin ya? Yolumuz bahtımınca sonra bir kez daha açık olsun başkanım ya.
Bu hafta şimdi bir şeye gideceğim, programa konuk gideceğim. Önden de belki bilirsin böyle editörler bazen şey diyor işte, ne sorabiliriz, ne sormayız, şu bu falan. Böyle soruları gönderecekler. Demek ki yani hiç gerek yok. Ne olacak diye düşünüyorlar. Aa olsun bizi gönderin falan dediler. Sonra sorular geldi. İlk soruyu geçiyorum işte seninle tanıyabilir miyiz? İkinci şey, şapka nereden geliyor?
Ben bu muhabbeti tabii yani ilk çıktığımda da çok... Şimdi artistlik yaptım da soruyorlardı. Bak şeyi fark ettim. Ya dedim bununla ilgili ne farklı acaba anlatmamak. Ben şimdi dedim ki bunun cevabını vereceksem Sote'ye. Buraya dedim. Özellikle hiçbir yerde anlatmadığım bir detayı anlatayım dedim. Bu şapka hikayesi nereden geliyor biliyor musunuz? Şimdi bu arada geçişlerde yumuşak bir geçiş olsun diye size yine ufak bir bölüme anekdot sıkıştırıyorum. O zaman biz böyle okula başladığımızda bir hocamız bize böyle bir şey verdi. Liste verdi. Klasik oyun işte metinleri. Hatırlamıyorum da işte bir örnek vereceğim. İşte Hamlet işte başka hiç hatırlamıyorum. Liste var böyle. Dedi ki bunları da okuyun. Sıraya göre okuyun hepsini. Ben başlamışım böyle. O zaman tabii şeyim. Gidip direkt her kitabı almıyoruz. Dediler ki işte pdf'ini bulun dediler bize. Ben de listeye bakıyorum bir işte. İnternette arıyorum Hamlet pdf var mı? Varsa okuyorum. İşte bir okundu geç. Derken böyle şey başladı işte. 3-4 bulamıyorum işte internette pdf'ini. Bir tane Facebook grubu vardı o zaman. İşte hatırlamıyorum. Tiyatro metinlere mi ne diye. Vardı. Hala yaşıyorlarsa her selamlar olsun.
İşte o grubu buldum, gruba da bir an sayfaya mesela yazıyorsun. İşte bilmem Chekhov'un şu var mı, işte Wart'ı var. Tak diye pdf geliyor, patır patır pdf okuyor. Böyle birkaç tane oyun yazdım ben bulamadıklarımı, tamam mı? İşte bu var mı geliyor pdf okuyorum, al diyorum iyi oldu falan. Listeye gidiyorum, yani hatırlamıyorum şimdi, listenin kaçıncı sırası bilmiyorum. Bir baktım şey diye bir oyun, Cyrano de Bergerac diye bir oyun. Dedim ki abi bu ne ya falan işte pdf, incele de Bergerac pdf yok internette.
Gruba mesaj, işte arkadaşlar merhaba, senin Dubergirak pdf'ini arıyorum. Yok, işte aa ben de aradım bulamadım diye cevaplar geliyor falan böyle. Tabii kalabalık grup hani, benim kendi oda düşürdüğüm bir şey olmadığı için var olmuş bir grup, kalabalık. Yok, bak o zamanki zekama bak. Dedim ki, aa dedim bak hepsinin pdf var, şunun bile pdf varsa, bunun yoksa demek ki dedim bu o kadar da onlar kadar iyi bir oyun değil.
Demek ki altta kalmış. Yok pdf'ye basılmayacak, pdf'ye çıkartılmayacak kadar değer görmemiş bu oyun diye düşündüm. O an gezerek. Yalnız ve sıraya geçtim. Acaba ne varsa. Bak bir hafta olmadı inanmayacaksın. Bir hafta böyle şeydeyim. İzmit'te bir kitap mağazasındayım. Bir kitap mağazasındayım. Böyle yürürken ve o zaman yayın evini söyleyebiliyor muyuz bilmiyorum ama. Yayın evi beyaz olurdu. Onun da kültür sanat bölümündeydi. Orada değil de böyle yürürken başka bir bölümde bir kitap gördüm. Şuraya geliyor değil mi? Film gibi geliyor değil mi?
Böyle duruyor kitap. Aa, ben de bu arada otistik olduğum için uyuz olurum böyle düzen bozulunca. Hepsi aynı renk, üstte bir tane beyaz. Ya bir baktım böyle bir şey yazıyor üstünde. Senon de Bergerac yazıyor. Dedim ki, o zaman daha hiç katarsız yaşanmadı daha böyle hala salağım. Aa dedim ya, bu benim aradığım kitap değil mi? Sonra dedim ki, ya dedim acaba bu kitap benim karşıma çıkmış olamaz mı şu anda? Biri alacaktı da işte aa dedim ben ne işim var diye buraya bıraktı. Bu kitap dedim benim kaderim olamaz mı diye sordum.
Benim öyle bakma oldu ki yani hikayenin cevabı bu. Olamaz bundan sonra final cümlesi istiyorum. O işte, ben soruda bitirdim anladın mı? Cevabı seyirciye bıraktım. Sonra kitabı aldım eve gittim ben, okuyayım dedim. İlla okumuştur bak, her kitabı böyle günlerce okumazsın ama bir kitap olur ya, mesela bende şeyde de olmuştu. Bana Güneş Topladı diye isim geldi adamın, Zülfü Limaneli.
Güneş Toplu benim için. Doğru, ikisi de doğru değil mi? Beyaz Show, kadın bağlanıyor rahmetliği için diyor ki, babamın için okur musunuz diyor. Güneş Toplu benim için. Beyaz Show'u izlemedim orasını. Beyaz Dostluk sunuyordu, kanaldaydı.
Zülfü Livan'ın şeye vardı Serenat mesela, bir de orada olmuştu böyle soluk soluğa okuyabildi. Bu kitapta da bak kalın bir kitaptır hani sayfı bilemem şu an ama inanılmaz bir şey olmuştum böyle. Kendimi çok ne derler ona? Kendi bulmuşsun. Bağdaştırdım. Hem şövalye adam. Şövalye ama romantik. Bir yandan böyle sözleri, ikna ediciliği, kadına karşı hiç kılıç kullanamaması. Sen de kullanamıyorsun, geriliyorum. Yaşar, bak yeğen bir tane buraya kılıç getirmiş, diyemiyorum. Ne zaman yeni kapıdan bir dingle olsa kılıcı bağlamıştır. Ben çok sevindim bu anıya ya. Çok ilgimi çekti yani. Gerçekten böyle başladı bak. Ve bir sahnesi var. Hadi spoiler bir tane hakkım olsun. Bir tane. Hadi bir tane ver. O kadar romak, şövalye, ülkeleri deviriyor belki Selena. Kadına karşı o kadar naif ki, aşık olduğu bir kadın var Roxanne diye.
Çok detay vermeyeceğim. Neyse, Roxanne başka bir adamı seviyor. Adam da öküz. Diyor ki, akşam da evime getirir misin onu kapıya? Konuşacağım diyor. İşte Roxanne'la adam konuşurken, Ceren'a da arkada böyle saklanıyor, onları dinliyor. Adam o, Christian o kadar öküz ki. İşte, ya şimdi şey falan diyor, sen diyorsun ne güzelsin falan. Kız diyor ki, ya siz böyle konuşmazdınız. Halbuki hep Ceren'e mektup yazdı kadına kendi ağzına. Siz diyor böyle konuşmazdınız, ne oldu falan. Ceren'e bir rahatsız oluyor, kadın mutsuz oluyor diye.
Christian'a geç diyor, bir geçiyor böyle ağacın altından saklanıyor. Beril şey var, perilerini var. Şapkası var böyle onun altında gizleniyor. Adam gibi konuşuyor oradan. Aşık ediyorsa Roxanne diğer adama. Sırf Roxanne mutlu olsun diye. O şapkada gizlendiği bir fotoğrafı var böyle. Sürüyet gözüküyor. O gün dedim ben de şapka takacağım dedim. Çok güzel. Evet. Hayatta böyle anılarımız olsun. Bak. Hem kitap bağrındaki tezgahta düzenlenmiş olmuş. Ben ona da takılmıştım. İyi olmuş. Hayatta böyle anılarımız olsun.
Valla dağına göre kar veriyor. Hayatta böyle alanımız olsun. Bu da benim hiçbir yerde anlatmadığım, kendi programıma, kendi kurumuma, ait olduğum kuruma, Podbe'ye, Sothea'ya ayırdığım bir bölümdü umarım. Bu yani, şapkanın hikayesi bu. Böyle kendiliğinden geldi, bugündür takarız yani. Diğer amacı da korunmak için. Öyle bir şey var ya, bilmiyorsun değil mi? Ne? Şapka. Seks şakasıydı bu, şapka. Şapka takmak. Şapka, ha, prezervatif.
Direkt diyebiliyor muyuz böyle? Ben diyemiyorum diye bir saattir bir hikaye anlattım. Mesela benim araba kullanırken bir şey dinlemek inanılmaz bende odak. Yani çok rahat dinleyebiliyorum bütün odağımı. Çünkü yol şeyim oluyor ya, yol doldunca kafama dağıtayım deyip bütün motivasyonumu radyoya dayayar işte ya da podcast'a dayayabiliyorum. Sende var mı mesela? Ben odağım şurada. Bir şey doğrarken. Açıklamak ister misin biraz daha? Köy biberi. Mesela köy biberi. Tabii.
Normal biberle bir köy biberi arasında doğranma farkı var mı mesela? Köy biberi biraz daha, dokusu daha uygun. Şey mi, hırt hırt olanlardan mı? Hırt hırt hırt, aynen. Biraz daha büyük olanlardan. Çerliston biberi dediğimiz gibi. Çerliston, aynen. O köy biberi mi oluyor? Ben öyle diye düşünüyorum. Köy biberi diye bir şey normalde yok değil mi? Var ya, köy biberi diye bir kategori de var. Sen kendi mi seçtin, ben buna köy biberi diyeceğim diye? Mesela bir yere gitsek, aa bu köy biberi ama ben buna köy biberi diyorum mu dersin? Yazıyor. Bazılarına Çerliston yazıyorlar, bazılarına köy yazıyorlar. Bazılarına acı biber yazıyorlar, bazılarına karışık yazıyorlar.
Bak yemin ediyorum bu kadar biber şeyim yoktu, bir yelpazem yoktu mesela. Biberler çok geniştir. Biber sadece bir geçiş konusudur, fark ettin mi? Sadece biber doğramaktan bahsedecektik. Detaya girince bakar mısın? En son bir de metafor, biber çok çeşitlidir mi dedin? Tabii. Bak.
O zaman biberi geride bırakırsak, mesela biber doğrarken çok odaklanıyoruz. Biber doğrarken. Aynen, herkesin var işte. Geçen böyle bir anımda çok sevdiğimiz, bak yine mini bir televizyon karakteri, yine böyle eleştiriyor gibi olacak ama hayır, ben bunları birisinin, yani birisi derken, kendim söz olarak ahlaklı değilim burada tabii ki ama, Mikrofon sende, şu an istediğini eleştirebilirsin. Yaşa, yaşa. Ben evet, bu özgüveni bulamıyorum kendimde. Şimdi sevgili Atatürk'ler, böyle küçükken belki izlediğimiz stand-up yapma konusunda belki bize cesaret veren, belki işte Atatürk'ler yapıyorsa biz de ileride Arthur yaparız diye bizi daha böyle şevkle izleten bir karakterimizdi. Oynadı diziler olsun. Şimdi övmek için yaptığım filmlere de övmek istemiyorum ama en azından Avrupa yakasından iyi bir çok, inanılmaz tatlı bir karakterdim.
Sevdiğimiz bir idolümüz yani bizim. Şimdi ben şöyle oluyor belli, bak sana yemin ederim, yani birisini sevsem veya sevmesem de yani sevmediğim birisi işte onu yapmayın, bunu yemeyin böyle dediği zaman benim için şey çok böyle ya sana lan hani sen ne yiyorsun da benim ne yiyeceğime karışıyorsun. Ama böyle sevdiğimiz en azından ölüp bitmesek bile daha önce güzel bir işte izlediğimiz bir karakter bir şey söylediğinde ben çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Yakıştıramıyorsun. Diyorum ki, ya sen güzel bir kariyer yapmışsın, güzel bir yerdesin, işte bir emekli bir daire al, bir yatırım yap, hayatını yaşa, seni severim. Ya bozma ya. Mesela niye bunları diyorum, tamam belki... Neyse, uzatmayayım mı başkan? Diyor ki...
İşte yeni nesil komedide diyor, bence diyor, sahnede diyor, işte din diyor, bizim için diyor hassas bir konu diyor, dinin diyor şakası yapılamaz diyor. Bak şimdi ilk başta eleştirmeden tamam diyeceksin, evet diyeceksin, tamam. Evet şimdi ama bütün şartları da göz önüne serileceğim. 2025 yılındayız artık dinin işi. Şimdi bak bizde, bizim hikayemiz, insanlığın hikayesi ya da bizde ya, bizim coğrafyamızda şöyle bir şey vardı yani. Her şeyden bağımsız başkanım, şu an konuşuyorum. Biz doğarken, biz büyürken bize çocuğu eğitmek için bazı korkular verildi. Çocuğu eğitmek için.
İşte dışarıya gidersen kötü çocuklar seni orada ısırır. İşte bunu içersen şöyle olur. Işırıya gidersen mi dedin? Bir yere, oraya gidersen. Onu biliyorsunuz, onu haberlerde takip ediyoruz. Onu haberler söylüyor. Benim de çünkü öyle duydum. Işırıya gidersen kötü çocuklar geliyor peşine. Beynin buna, o şey yani şey dedi mi beynin? Böyle bir şey olabilir dedi mi? Hiçbir annenin ben durdukça çocuğa, yavrum bu arada ışıra gidersen orada bak savaşmak zorunda kalırsın diye uyarıda bulunduğuna inanmıyorum.
Ne diyecekti? He, bizi bazı böyle eğiteceğimiz şeyler korkutularak verildi bize. Yani mesela din de öyle verildi işte. Mesela annem bana dini şöyle öğretti. Küçükken bir adam varmış. Adam yatıyormuş ezan okunurken. Adam ayağa kalkmamış. Adam eşek olmuş. Bak ben bu korkuyla mesela Müslüman oldum. Dolayısıyla şöyle oluyor hayatımızın belirli bir ölümünde. İnsan korktuğu şeylerden kurtulmaya çalışıyor. İşte karanlıktan korkuyorsa karanlığın üstüne git. İşte askerlik diyor, işte nöbet tutacağım diyor. Orada diyor yenersin diyor. İşte yükseklik korkun var. İşte atla.
İşte ne bileyim cinler püriller o işte oku dua et işte ne bileyim yani korkunun üstüne git böyle olunca dolayısıyla bence bir nesilde bu korkusunu belki böyle şaka yap bu şaka yani şimdi bak burada çok uygun bir yerde ben konuşmak için daha böyle dini bir yerde şeyi sormak isterim ya şakamıza kim kırılır maruz kalan kişi kırılan şey kişiyse bir sıfatsa yaratıcı güç yani benim için bu konu biraz daha şey böyle yani bence her şeyin şakası yapılabilir diyen kitlelerden değilim Evet, gerçekten bazı şeylerin bazı zamanlar şakası olmayabilir. Ama bir başkası çıkıp da ya bu konuda burada şaka yapılamaz dediği zaman bunun niyesini bize söylemek zorunda. Niyesi ne? İşte biz diyor hassasız dinliyor bizi. Ya bir dakika abi yani bak yemin ederim topluyor. Daha böyle büyük bir yerden baktığın zaman buna dışarıdan çok daha büyük kasıtlar var. Dışarıdan çok büyük daha müdahale var. Seni belki rahatsız edecek.
Ama sen bunun niyeti şaka yapmak olan, yani şaka yapan insanı küstürdüğünde yani olay sadece elinde şey kalıyor, savaş malzemesi kalıyor ki ben belki bunu da aynı söylemişimdir. Amacı şaka yapmak olan insandır. Yani şaka yapan insanların kötü niyetli olduğunu hiçbir zaman düşünmem. Şey Mehmet Ali Erbiler işte peki şimdi çok büyük konuşmayayım. Dolayısıyla mesela bak bir de şu oluyor. Din şakası yapılmıyor. Din şakası şu an yapılıyor. Çünkü günümüz bunu keşfetti. Komedyenler. Bence izleyici. Demiyorum ki her din şakası çok iyi. Hayır. Riskli bir alan. Bunu denersin. Olur veya olmazsa Twitter'da görüyor zaten. Mahvediyorlar. Olursa başka bir seviyeye geliyorsun. İşte öyle çok var. YouTube'a gösterisini koyup bir anda hayat değişip sonra eski hayatında hiçbir şeyi taşıyamayan, ağır gelen birçok. Arkadaşlarım vardı benim böyle. Kendi arkadaşım. Hani gösteriden çıkıp böyle fikir danıştığım arkadaşlarım vardı. Şimdi yüzünü görmek istemiyorum insanda o insanların. Peki o zaman ne şakası yapılır? Bakıyor 20 sene önce işte. Ben diyor kayaya çıktım. İşte arkamda kız var. O kayada normalde atlanmaz. Kız işte bakınca aşağıya attım. Nereden biliyorum? Aykut benim. Atatürk'ün şakası. Belki hatırlarsınız. Şimdi o kadar geride kaldı ki şu an bir kızı etkilemek için. Yani ailem şöyle. İşte annem çok cimri. İşte babam evde umursamaz. Dedem öyle. Ya bunlar tükendi. Şimdi ben çıkıp desem ki arkadaşlar Türkiye'de artık aile şakası yemiyor. Artık onu geçelim. Kim eleştirebilir beni?
Çünkü bir yere dokunmuyor. Ama mesela ben şu an sana yemin ederim herhangi bir izleyicinin gittiği bir komedinin masası, masahanesinde böyle dese ki komedi, ya ben bugün size ailemi anlatacağım. Ya da sürprize öyle bir başladı. Ya yine güler. Gülmez demiyorum. Ama çıktığında abi bir şey diyeceğim, buydu ya işte. Bence artık izleyici tarafından biraz düşünmek gerekiyor. Çünkü her yani şey düşünmesin artık sahneye çıkanlar. Evet abi benim seyircim. Hayır abi, o dün başkasının seyircisiydi o kadın, o adam. Yani artık öyle özel, o kadar büyük seyirci yok artık. Bir pasta var, herkes ne yerse. Bir de oradan çıkıp diyor ki, o zaman şey yapalım, afiş paylaşıyoruz, şeyi paylaşacağız afişte. Ben Serkan Deveci. Gösterim var yarın, orta bir tabağa gibi. Abi dinle, başlıyorum. Sonra biraz hastalık, felç. Biraz kadın erkek, manuel viteste bitiriyorum. Orta bir tabağa gibi vermek gerekiyor o zaman.
Dinle ilgili şaka yapılmaz. Sen mesela bir gitsen bir izleyici olarak. Ya tamam mesela bak ben de, bak şimdi seni şöyle rahatlatayım yine. Ben de mesela gittim, dini şaka yaptı bir yer. Aa güzel. Ya öyle bir şey der ki bak ben de rahatsız oluyorum. Dedim ya başkan yani ne olursa olsun. Bu Ramazan gibi düşün abi. Oruç tutmuyorsundur belki ama tutan insanlar var. Buna saygı göstermek zorundayız. Bu şaka yapmak da öyle abi. Yani sen sahneye çıkan kişi mesela buna inanmıyor. İnanmayabilirsin. Doğru mu başkanım? Doğru başkanım. İnanmayabilirsin. Ama inan insanlara saygı duymak zorunda olduğun bildiğin bir toplumda iş yaparsan, ya bu çok değerli ya. Yani buna değer veren insanı da kırmadan bunun şaka olduğunu söyleyebilmek çok değerli bir şey ya. Ama bu... Şimdi şey diyeceğim, küre verdiğin için çok rahatım ama bu şişko var ya, o da diyor ki, işte dini... Hemen kesme ya. Ya çünkü bak, senin izleyici... Bak, ya bunu yine ukulele götüreceğim ama... Ya sevgili Atatürk, buradan sesimi duymazsın belki ama tek güvendiğim şey, inan ki podbinin eli gücü.
Ya bak, senin kitlen ne? Sana yemin ederim şu an kendini var etmeye çalışan bir komedyen arasında kitle aynı değil ya. Sen eminim eforun vardı, eminim çaban vardı, eminim. Ama bir şeyler senin için çok daha böyle... Dediğim gibi, eminim. Ya bu ya, valla buradaki o boğulmayı bilmeyen, o aldığı nefesten bizi övmesin ya aldığı nefesi. Valla, bu buradaki şey... Yani şey demiyorum, asıl stand-up burada falan. Ben o taraflı değilim abi, her tarafın kendisi güzelliği var. Her tarafın kendince başkan, yani bir şeyi var, lezzeti var. Ama oradan buraya, buradan oraya, ya dur ya, adam böyle kitlesini almış gidiyor, iyi bir ritmi var, iyi bir dili var, iyi bir uçlubu var, gelen mutlu. Oradan biri şimdi dini şaka, yapılır abi ya. Yapılır yani, gerçekten gelen kitlede kimseyi kırmıyorsan, gelen herkese önemsediğini bir şekilde veriyorsan, ya çıkan herkes, ya evet ya, biraz şakalar rahatsız etti ama sonunda iyi toparladı dedirtebiliyorsan, illa ki böyle karnının kırılmasına gerek yok, yapılabilir ya.
Yapılabilir. Gerçi yapılmaz dediğimiz... Böyle sorular vardı eskiden talk showlarda. Hayatta yapmam dediğin şey ne? Salak. Genelde. Salak demeyeyim mi? Orayı kaldırırsak sonra İbrahim Selim ekleyebiliriz. Salak kızım. Bu komedyenlere de biraz şey yok mu ama ya? Şakayı yapıyor. Mesela dinli şaka yapılmaz gibi bir şey var. Tamam yapsın ama şaka kötüyse de o zaman onu da sırtlanabilecek yani. Onlar da biraz şeye yaslanıyor gibi. Yani işte dinli şaka yapılmaz deniyor. İşte biz de ona göre yapıyoruz. Şaka kötü. Yani biz seni...
Onun için ilinçlenmiyorsun aslında. Yaşa. Elinde bir şey kalmazsa olan şeyi tutunuyorsun. Yani abi ne var ben şaka yap... Hayır başkan biz sana şaka yapma demiyoruz. Diyoruz ki bu şakan kötü. Ama sen zaten burada bunu anlamıyorsan şakayı falan konuşmayalım. Başka bir şey konuş. Sen savunma alanını konuşalım yani. Ya orada onu diyorsun ya abi ne olursa olsun bak şu kısım biraz bizi rahatsız ediyor. Abi ne var ya bu şaka... Ha değil abi.
Başkan o şaka değil, o bizi rahatsız eden bir şey yani. Biz sana sonra şakayı söyleriz. Hiç izler misin komedyeni? İzlerim. Mesela? İsim verme. Nasıl verme? Bana hiç gelmedin değil mi daha? Geleceğim. Değerli dinleyiciler, benim için güzel bir bölüm oldu. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir. Dediğim gibi ben her zaman burada doğruyu yanlışı konuşan bir insan değilim. Bunlar da bence, kendimce olan şeyler. Sadece diyebilir misiniz? Sergen buraya 13-14 bölüm oldu, geliyorsun. Şurada bir yanlışım vardı.
Geçen geleceğim deyip gelmedin. Öyle program aksaklıdan değil. Bak ne diyorum söz. Söylenen şeyden özledim. Arkadaşına verdin sözü tutmadın diye düşünüyorum. Mesela evet tamam söz verme konu bak sözden bahsediyorum. Sözde iyi değilim ama söz, söze geçerse o konuda iyiyim. Doğru her şeyi telafi, 2025 yılı her şeyi telafi edebileceğimiz, söylenen sözlerin acaba olmaz mı dediği yerde döndüğünü, olduğunu gördüğümüz bir yıl olsun belli.
Çok güzel bir dilekle sonlandırdım. Ben de öyle düşünüyorum. Sizler için de öyle olsun. O zaman bir klasik bitirelim. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti? Pekala, kaçtık biz de. Hoşça kalın. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.