
3.169 kelime · ~16 dk okuma
Merhaba sevgili dinleyicilerimiz. Yeni bir bölüme hoş geldiniz. Her şeyin başlaması, bir şeyin güzel bir son bulmasıyla oluyorsa bu hafta şöyle bir baktığımız zaman neler bitti neler başladı. En en sevindiğim olaylardan bir tanesi Suriye'de savaşın bitmiş olması. Tabii ki bunun birçok sebebi var. Bir tanesi savaşın hali hazırda bitmiş olması. Savaşın son bulması. Hiçbirimizin savaş desteklediğini zaten
inanmıyorum ama burada ne olursa olsun bizim toplumumuza, bizim güruhumuza da bir ok işareti geldiği için kendi adımıza da ben sevinçliyim mesela savaş bittiği için çünkü artık bizim için de bir sınav başladı. Türkler bizim neslimiz, bizim kuşağımız ya da bizim şu anki topluluğumuz diyeyim hiç kimseye bir kesim veya bir yön belirtmeden bir taraf bizim bireylerimiz artık ırkçı mı değil mi bu tamamen onların elinde bu süreçte onları göreceğiz. Umarım bu mesajım da başkilere çekilmez. Çünkü bazen bak birçok şey çok saf niyetle söylenip biliyor olabiliyor. Altını öyle çok doldurarak konuşan insanlar olduğunu çok düşünmüyorum Türkiye'de özellikle. Ben de bunu gayri ihtiyar artık çünkü ikinci bir cevap hakkı yok. Niye gitmiyorsun? Niye? Kimsenin tabii kimseyi gönderme hakkımız yok. Ümit Özdağ'a kadar katı değilim bu konuda. İsteyen kalsın ama burada kalmanın da bence belirli kuralları olmalı. İlişkide de öyle. Şimdi en basit örneği vereyim. Herkesin direkt anlayabileceği. Yani gitmek ve kalmak meselesi tamamen kişisel tercih ama kaldığın zaman belirli sorumluluklar var. İşte haber vermek, mutlu etmek gibi, bulunduğun yeri güzelleştirmek, düzeninden vazgeçmek gibi. Burada var ya sen burada ne bileyim işte burada kalmak... Bizi mesela benim kendi adıma konuşayım. Benim kalmak isteyene hali hazırda yaratılmış, önceki kuşaklardan hak verilmiş, bırakılmış bir şartları yoksa elde edeceksem bazı kuralları var. Mesela elle yeme artık. Çünkü bu bizim için... Bak ben şey de değilim, hijyen falan. Birini yendirmez. Ben hiçbir şeyin artık hijyenlik olduğunu inanmıyorum. Mesela bu şey var ya, puf sigaraları alıyorlar mesela. Diyorlar ki, bunlara temiz mi diyorsunuz? Bir bakıyor, adam işte Hindistan'da böyle ağzına sokup sokup... Ben zaten hiçbir şeyin bize gelirken böyle pürüp dikkat paketten de inanmıyorum ki.
Ama elimdekinin de en azından güzel gözükmesini isterim yani. Hani pilav bak size yemin ederim. Bu arada bak bir şey itiraf edeyim size. Bugün size birazcık anekdot anlatacağım. Ankara'dayım. O zaman şey Beyaz Saçı'nın son sezonunda yer alıyorum. Tabii ki çok değerli, çok heyecanlı bir süreç bilmemişim. Böyle bir otelde kalırken bir gece çok acıktım. Böyle setten çıktık, otele geldik. Acıkmışım gece. Dedim ki yemek söyleyeyim. Şimdi ayıptır söylemesi. Bir yemek söyledim. İşte yemekte pilav var yanında.
Bir de şey, hatırlarsın belki o süreci. Besatçıya da böyle girdiğim zaman, kazağımın böyle yeni. Hani hareketlerim çok daha kısıtlı. Hani lavaboya şöyle gidiyorum. Her şey biriksin de öyle gideyim. Yani ikinci defa gitmeyeyim diye. Öyle bir hareket, kısıtlılığım var. Yemek söyledim. Yemekte de yanında pilav var tamam mı? Ve şöyle oldu. Getiren kuryeyi otele getirdiği için herhalde dedi ki, otele götürüyorum. Hiç de plastik kaşık götürmeyeyim diye bir fikir üretti. Gönül isterdi ki hani bu paylaşılsın, abi biz yemek yedik oteldesin, çıtal kaşık ister misin? Söylenmedi orada bir inisiyatif alanında, öyle geldi. Şimdi bak otururken ben de açtım, yemek önümde açık, oteldeyim kimse yok. İki imkan var, ya oteli arayıp böyle kaşık isteyeceğim, bu sefer bak düşünceye bak, şeyi düşünüyorum böyle kendimce, ya şimdi oteli arayıp oteldeyken, otel yemeği yemeyip...
Dışarıdan yemek söylesem otele şefe ayıp olur mu? Çünkü şey vardı galiba İsveçlilerin işte yemek önüne kondu. Direkt tuz dökersen şefe saygısızlıkmış mesela o. Ya da belki başka milletin bilmiyorum. Ya da belki babamın bana küçükken yer diye sıktığı yalanlardan bir tanesi olabilir. Bu tarz şeylere takılırım. Dedim hiç istemeyeyim. Böyle alüminyum yoğurtlar gelir ya dedim o yoğurt kabını böyle kaşık yaparım.
Sonra dedim ki ben hazır kimse yok. Bir tek kişi görüyor. O da derken estağfurullah. Yani elle pilav yememe sanki böyle bir günah olacakmış gibi değil de sanki o yolun yolcusuymuşum gibi, daha çok göze girermişim gibi geldi. İki amacı vardı. Bir tanesi gerçekten ben günahlarımdan birazcık arınmak, ufak bir günah çıkarmak. Hani pilavı elle yiyip şöyle ben de sizdenim demek. Ben de yani o tarafa merakıma ya da bir turistik, belki turistik bir gezi gibi.
Pilav böyle geldi. Bir de böyle yiyeyim. Turistik bir deneyim olabilir. Ama şunu söyleyeceğim. İnsan eğer herhangi bir şeyden keyif almak isterse o şeyden keyif alabiliyor. Mesela bana şu an dese ki birisi, abi ben pilavla işte elinin eliyle pilav yiyenlere karşı çok katıyım. O nasıl? Dışarıda görüntü var. Evet ben de karşıyım diye. Ama abi tek kendine, kimse yokken de avuçlarında pilavı sıkıyorsun ya böyle çiğ köfte. Evet buradan sonrasında artık iş taşıcı bir kısım olduğunu düşünmüyorum.
Umarım bildiğimiz, umarım tattığımız, biz artık buyuz dediğimiz alışkanlıklarımızdan vazgeçmeyeceğimiz kadar yalnız kalmayacağımız anlarımız olur ve koruduğumuz, tuttuğumuz biz olan darmadağın işlerimiz bizimle kalmaya devam eder diye yeni bölümün başlatalım bakalım. SOTE! Peki, bu hafta şöyle bir baktığımız zaman, bu hafta ne yok olsun köşemizde, neye takılmışım diye düşünüyorum. Ben artık eskiden bu konularda sanki biraz daha böyle anlayışlı bir insandım ben ya. Ama ne olacakça, mesela herkes belki hak verir, rakı adam muhabbeti beni başından beri rahatsız ediyor. Çünkü mesela bak biz gençken ilk alkol içmek bizim için şeydi, herkese göstermek. Ben alkol içiyorum. Hani ben hiçbir zaman alkolü, hatırlıyorum gençken böyle dert, kederden içmezdim yani. İçebildiğim için içiyordum.
Bölümde bu arada çok riskli başladı farkındayım ya. Bir böyle bir ırksal bir şaka, daha sonrasında bir alkol tanıtımı. Ama bunu dediğim gibi işte söylenen bazı şeylerin çok kötü niyetli olmadığını karar verirse, özellikle yapılan şakaların mesela. Birisi bir şeyi şaka amaçlı söylüyor ya da... Bak size bir şey söyleyeyim mi daha konuya başlamadan? Farkındayım biraz dağılıyor ama bir alt başlık vermek isterim. Ben şaka yapan insanların konuşmasındaki daha böyle alaycı...
Daha hani böyle mizahi demeyeyim de şaka yapmak üzerine, ciddi bir şey söylemek değil de daha böyle şaka yapmak üzerine konuşan insanların kötü olduğunu düşünmem. Mehmet Ali Arbil'i ağır içtiğim en azından. O yüzden daha rahat konuşacağımı şu an hissediyorum. Dediğim gibi ben alkolünü böyle hatırlıyorum. Küçükken tek amacım gösterebilmekti. İçtiğimiz zamanda da işte...
O ağda büyüdüğü zaman da bunu daha çok göstermek istiyorsun. İlla kederden, çıkamadığın yollardan, son bulamadığın dağlardan illa ki bir şeye düşmüşsündür ama... Sonra günün sonuna geldiğimizde böyle başından şişe şişe var çevirenler. Mesela ilk başta bana çok şey gelmişti. Siz de olmuyor mu? Mesela görünce deneyesin gelmiyor mu böyle? Aa ben de yapabilir miyim? Aa nasıl düştü? Ama şu an geldiğimiz noktada artık beni çok... Ben hep şeyi düşünüyorum mesela. Birisi bardak kırdı. Düşünsene orada yandaki masasın sen.
Çok rahatsız edici geliyor bana ya. Bir de bak mesela bunu, çok mesela eleştiriyoruz işte yapılmasın, işte aldı kimse gibi. Bunu biz durduramayız. Hani bu şey gibi değil, bu Gezi Park gibi değil. Yani o kadar kütlesel, o kadar böyle ses çıkar. Bu böyle çok spesifik. Böyle kendi içerisinde var olan, bir anda ortaya çıkabilen bir şey. Bunu, bunu oranın sahibi, oradaki durdurur yani. Bu oluşumu, bu eylemi oraya kurmuş, o bölge, Arnavutlu ya, Bebekli, neresiyse oraya, mekan sahibi durdurabilir bunu. Girişte bunu soracaksın baba. Bak,
Bak ya bugün bütün bütün mülakat, yetenek sınavlarında mülakat istiyorsan da orası da bir boşalma alanıysa, orası da insanların kendini gösterme alanıysa bir şekilde, acısını acısını açma, mutluluğunu paylaşma, özel günlerini bölüşme anıysa bununla mülakat olmak zorunda. Orada her ipini kemerini açan oraya girmemeli. Abacım bunu sormalısın girişte ya. Hoş geldin, hoş bulduk. Acımız var mı? Var. Ne oldu? Ayrıldık. 2-3 kadar içip rahatlayınca başta çevirir miyiz? Çeviririz. Çevirebiliyor musunuz? Deneyeceğiz. Abi çevirin burada. Çevir abi, çevirebildin mi? Buyur abi, hiç hafif olsun. Çeviremedin mi? Abi geçme. Ya da çevirmeyi deneme. Çünkü tek değiliz.
Ya toplum içerisinde nasıl, bence gözüktüğümüzün kesinlikle bir önemi olmalı ya. Mesele bak şey gibi anlamayın, şişeyi devirmek, şişeyi bardağı kırmak değil. Mesele başladığın şeyi bitirmek. Güzel, bak bütün amacımız bulunduğumuz yerde güzel görüntü, güzel intiba bırakmak olursa o zaman lezzetli ya. Garson artık gelen müşterinin nerede sarhoş olacağını, her şeyi biliyor olması lazım ya. O başta söylüyor, abi şarkı, abi mutlu muyuz? Mutluyuz. Kim, var mı aramızda acılı? Var. Abi acı nasıl çıkartırsın? Adamcak, baba ben şarkı okuyorum abi. Ufak bir grubla okuyabilir misin? Sesin kötü mü? Kötü. Abi hemen okumuyorsun. Ben sana saat vereceğim, o saatte okursun. Mekan daha sakinken. He, sesi güzel mi abiciğim? Tam böyle prime saatte, ben sana 9.30-10.00 arası bir işaret versem, bir okur musun? Video yapmak. Ya bunda artık matematik bu abi. Çünkü herkese her, artık her an her şeyi çekebiliyor. Her şeyin bir anda kaydı olabilir. O yüzden önlem almak zorundayız. Bir de bak şimdi, buradan...
karşı tarafa bir şey söylüyor olmasın. Belki hepimizin çabası, hepimizin özverisi böyle bulunduğumuz yerdeki insan... Mutalizm olabilir hani ama o da mutlu olsun. Bak, bunun dışa yansıması önemli ya. Şimdi karşı tarafa bir şey söylemiyor olmayayım. Mesela benim en rahatsız olduğum, mesela çalgıcılar... Tamam, evet, biz de belki bir bahşiş için beş lira daha... Beş lira değil mi? Bir tık daha fazla almak için belki... Ama çok belli ediyorsun abi. Mesela adam böyle, adam mesela acılı, böyle canı yanıyor adamın. Adam şarkıya girecek. Şarkıya giriyor, orada darbuka çalıyor.
Adamın sesini beğenmiyor, eşlik... Böyle yana bakıyor çalarken. Ya adama bak ya. On beş saniye. Ha bir dakika belki. Bak şimdi o da içinde belki ilk defa, belki bir ay sonra, iki ay sonra ilk defa bir insana karıştı. Belki yaşıyorum dedi. Yaşayacağım diye bir karar aldı. En özgüvenli olduğu an çıktı. Neydi o Kaya'nın şarkısı? İçimde Hatıralar Delikleşiyor. Onu söylüyor belki. Darbuka çalıyor. Yan masalara bakıyorsun böyle. Bakma ya iki dakika.
Aaa çok güzel bir söz vardı. Eğer diyor acın diyor varsa diyor paylaş. Acın azalsın, mutluluğun varsa diyor paylaş çoğalsın. Aklınızda bulunsun. Az önce bak farkında olmadan güzel bir cümle kurduğumu düşünüyorum. Böyle farkında olmadan sorduğum yani medyanın, medya dilinin böyle farkında olmadan sorduğu çok tehlikeli sorular var bence. Çok böyle gözümüze batmayan, çok masummuş gibi gözüken ama azıcık derine indiğinde
Tehlikeli olabilecek bir sanatçının, bir müzisyenin, bir oyuncunun, bir ressamın, bir influencer'ın kariyerini ileride çok böyle sekteye uğratabilecek, zarara sokabilecek günümüzde çok masum sorular olduğunu düşünüyorum. Mesela bir dakika ne var biliyor musun? Çok program var artık. Artık herkes, her branş birisini yanına alıp talk yapmak istiyor. Yani kafede böyle, artık kafelerin sanki medya bölümü varmış gibi hissediyorum. Böyle oturup orada bir şey çekebilecekmişsin gibi direkt programda. Her yerde program var ve duyduğumuz her sorunun sanki farklı bir yerden sonra evet diyor. Yani bir tanesi oyuncu var. Tanıyorsun ya 20 yıldır oyuncuyu. 20 yıldır biliyorsun. Bin tane işini izlemişsin. Bin tane programa katılmış. Bin tane haberi çıkmış. Bin tane istenmeyen görüntüsü var.
Programa konuk oluyor. Diyor ki şey diyor Spiker, evet diyor seni biraz tanıyorum. Ya başkan, bir tek ayak tırnak şeklini bilmiyoruz artık ya. Yani şey kalmadı. Ama böyle bazı sorular var. Çok böyle gelip geçiyor gibi ama o kadar derine gidiyor ki. Mesela diyor ki işte şeyin var mı diyor hayat felsefen. Hayat motto ne? Oğlum nasıl ya nasıl olabilir hayat mı? Yaşın 33.
Hayat motton yani şu anki hayat mottonla. Gerçi Betam şu an ben de Amerika'yı bulmadım ama ben bu kalıplara artık takılıyorum ya. Şu an bir insanın hayat mottonu... Ben mesela hayat felsefenle yok baba. Yok çünkü birisi benim kafamı karıştırabilir. Birisi benim fikrimi değiştirebilir. Mesela şimdi soruyorum muhaliflere. Çok samimi soracağım bunu. Sevgili muhalif arkadaşlarım, başkanlarım. Samimi soruyorum. Hiç böyle ara sıra düşünüp durup şey dediğiniz olmadı mı?
Ulan acaba biz yanılıyor olamaz mıyız dedi ya da sizce onlar haklı olabilir demediniz mi ya? Ya bu bu bağlamda biz hayat noktası olmamız nasıl olabilir? Hayat noktanın işte muhalefetten vazgeçme. Muhalefete bak. Tamam biz deli şeyi tutarak tuttuk da ya tamam sadece siyasi örnek vermeyeyim.
Hayat mottomu anı yaşa. Ya bu her zaman... Ama işte bak, tamam evet, evet tamam sen de farkındasın biliyorum başkanım sen de. Ama işte bak ben bu şeye takılıyorum kalıplara demek yani. Hayat mottomu dediğin zaman benim şu anki, bence benim zekamın şu an yettiği, aa geçen gün şöyle bir şey yaşadım, hayat mottomu artık bu dendiğinde. Böyle hep öyleymiş gibi davranılmak böyle büyük büyük. Başından, hayat mottomu anı yaşa işte. Planının planını yap. Asla devrilme. Hep sen üstü ol falan. Aşağı, dizden üstüne çekiyorsan ağzına bir şey girmesin falan.
Bir de ben neyim bilmiyorum, ben kaypak bir adam olabilirim. Başkasının fikrini önem veren, biri bir şey dediğinde, aa öyle olabilir mi diye opsiyon bırakan bir adam olabilirim. Şimdi burada kendimi tabii ki övmeyeceğim ama kimse de yoğurdum ekşi demez. Ben ama şeye takılıyorum, böyle sabit değişmez fikirler gibi, bir anayasa, diküç maddesi gibi, bu değişmez, yani anı yaşa. Planın planı. Planın planı yapmak aslında iyi bir şey.
Ben bazen böyle günlük hayatımızda artık o kadar çok yoğun mesai harcıyoruz ki bazen küçük değişimlerin çok böyle gözden kaçtığına inanıyorum ya. Bu yine böyle Medya'nın tehlikeli soruları gibi değil belki ama gerçekten bazen hayatta bir şey düşünürken yaşadığımız şeylerden dolayı Bazı değişimleri kaçırıyoruz ya. Yani neyi söyleyeceğim, neye bu kadar doluyorum derseniz hemen söyleyeyim. Bak mesela bir erkek için. Şöyle bak, bir kadın için mesela başından beri kuaföre hep şeydi değil mi böyle? Kuaföre gitmek. Kuaföre gidip birkaç şey yapmak hep böyle bir eylemdi, bir etkinlikti. Mesela erkek için belirli bir dönem. Berber mesela, erkeğe mesela kadının hep kuaför. Mesela bizim böyle, bizim berber oluyor, kuaför salonu oluyor. Sonra saç tasarımcısı, yani bizim kademe kademe. Hiçbir çocuk genç yaşta kuaföre tanışmıyor. Sınıfsal olarak ailenizin tenise merakı yoksa. Berberle başlarsın ve berbere gitmek bir etkinlik olmuyor. Berbere gidip tahtayı oraya koyacakla, çıkacağında ensene makine vuracak, pudra, fırça, ensen yanacak falan. İşte kafanı sokacak lavaboya, burnuna su gibi. Çok böyle erkeğin berber muhabbeti şey olmuyor. Ne zaman ki biraz daha bilinçleniyor. Biraz daha karşılaşıp etkilemek, hoş gözükmek, kendine bakmak, özenmek taraftına girdiğin zaman o berberden kuaföre geçiyorsun ya. Orada biraz çekiniyorsun. Biz buralara şöyle miyiz, böyle miyiz? Ama ne zaman ki? Saç tıraşın bittiğinde evet tıraşınız bitti. Şimdi sizi yıkamaya alalım. Sizi yıkamak için bu alanda değil de sizi buradan başka bir alana, saç yıkamak için bir alanımız var. Sizi oraya alalım dediklerinde böyle sen oturduğunda arkana bir lavabo geldiğinde
O lavabonun iki ucu omuzlarına değdiğinde, sen başını arkaya attığında sanki bir ağırlık taşımak yükü, yani bir yük taşımakla mükellef değilsin de o anki tek sorumluluğun ensende tutabildiğin bütün gücü mermer, soğuk ve beyaz bir fayansa bıraktığında, yani o, yani bak berberde adam suyunu sıcak ve soğukluğunu senin kafanda ölçüyor biliyor musun? Çünkü kafan lavabonun içinde ya, o musluğu açtığın, kafanın o suyu görüyor ve elini koyuyor dümenden oraya yani sıcak. O orada bekliyor. Sana bazen şeyi soruyor mesela. Oturun bir sıcaklığı yakalıyor. Böyle ensene tutuyor. Diyor ki bu iyi mi falan. Suyun sıcaklığını seçiyor. Bir erkeğin nadiren başardın be diyenlerden bir tanesi ya. İşte bu gözden kaçıyor. Yani bak hiçbir erkek yani en azından... Yolculuk olarak şeyden düşünürsek, Frodo'nun yüzüğü aldığından o Mordor'un son dağına geldiği sürü düşünürsek hiçbir erkek demez ki o bir anda geçtiğinde. Aa buna geçtim şimdi diyor. Bir düşünüyorsun ya o yıkanırken vay be. Demek onları hep böyle hissettiler. Demek onların hep böyle oluyor diye öyle bir hissin oluyor ya. Kesinlikle bir erkeğin nadiren... Mesela şey de var, bu arada şey yapmıyorum. İşte kadınlar bunu hissediyor. Öyle kadın hissi falan demiyorum. Erkek buna çok geç ulaşıyor ya.
O yüzden onun için değerli oluyor. Ki ben şuna da eminim. Fikirlerimin genelde haksız olmadığına ne söylersem mutlaka bir doğruluk boyu olduğunu her zaman inanırım. Her zaman inanmışımdır bu arada. Çünkü kadının başından beri bu elinde. Kadının saç yıkaması... Birisi kadının saçını hep yıkadı.
Mesela şey de var. Hiçbir kadın diyebilir mi? Mesela otobüse bindi. Dedi ki birisi ya akpilim yok, biri basabilir mi? Kadın bastı. Mesela kadında bunun bir gururu yok. Erkeğin şeyi var. Mesela kadına ver para üstüne ya. Bastınız 5 lira. Kadın alır. Bu kadının paraya ihtiyaç olduğundan değil. Kadın diyor ki ben bastım ve paramı verdim. Ama adam öyle değil. Adam diyor ki hayır diyor, o para sizde kalsın. Bütün yolculuk adamı izle. Sanki herkes ona bakıyor.
İşte Beyaz Şov'a konuk olmuş, o bölüm veriliyor bir ara, yılanın en gururlu insanı. Mesela hiç mi... Şeye bin, vapura bin mesela. Bir tane kadını göremezsin böyle Boğaz Köprüsü'ne bakan ama her erkek durduk yere canı sıkılıyor Boğaz Köprüsü'nde. O şeyi seviyor. Bu da programı bitirmek gibi olmasın da... Şimdi hangi kuşak bilmiyorum ama böyle 99'a kadar en azından, depreme kadar diyeyim. Hepimizin belirli bir dönem şey olduğuna inanıyorum ben ya. Herkes kendisini bir şeyle düşündü ya Beyaz Show'da konuk olarak. Herkes kendini o koltuğa koydu ya. Yanında böyle Demet Akalın var, Atatürk var. İşte onlar şaka yapıyor, sen gülüyorsun. Heydrim gazı çekiyorsun, sana incisi geliyor falan böyle. Düşünmedin mi onu ya? Bana niyeyse sanki yine... Yine büyürken, gelişirken maddi ve sosyal zorluklardan çok takılmamış ikinci bir ödev bittikten sonra ikinci bir şey düşünme zamanı olabilecek insanların kendisine nedense Beyaz Show'da her zaman böyle konuk olduğunu düşündüğüne inanıyorum yani. Bir şarkı söylediğini, seyirciyi etkilediğini, telefonla konuştuğunu. Bak mesela Okan...
Bu arada Okan derken şey değil saygısızlık yapmayayım hani Beyaz ve Okan dendiği için yoksa Okan Büyüken sevgili üstadlardan bahsediyor. Hiç kimse orada kendini çok görmedi. Çünkü Beyaz çok şeydi ya saygısızlık çok toteldi yani hani hiç cinyoz bir şey yoktu yani. Orada çok güvenliydi. Kendini hep orada... Bilmiyorum yanılıyorsam da yanılıyorumdır ama bu arada bunda başka bir konu yok.
Bu kadar yani hepimizin bir dönemi kendimizi Beyaz Şov'da hayal ettiğimiz böyle şey falan düşünmedin mi ya bunu söyleyemezsin işte buradan konuk oluyorsun. Acaba ailemden kim benim bilinmeyen yanlarım Beyaz'ı söyleyecek? Ya da mesela bir özelliğini keşfediyorsun kendi kendine şey demiyor musun? Bir gün Beyaz Şov'a katılırsam kardeşime söyleyeyim benim bu özelliğimi söylesin ben orada bilmiyormuş gibi yapayım.
İşte o şöyle bir adam, o şöyle yapar. İşte o uyandığında ilk işi temizlik yapar. Aa öyle miymiş falan? Ya bunu Sezen mi söyledi size falan böyle? Bence herkesin... Ya o her gün gazını çekmek istemediniz mi ilk geldiğinde o gazı? Ya da beyaz bir telefonu açtığında böyle ayağa kalktığında onu yandan izlemek istemediniz mi o gömleğini iliklerken, ceketini iliklerken? Ya da belki de ben bir şeyleri çok hep yaşamak istemişim.
Ben bir de bak şey de var bende mesela kendime olan şeyi hep şey düşünürüm böyle bu insanlığa oluyor. Hani insanlık böyle düşünüyor. Belki daha önce söylemişimdir mesela şey çünkü en çok şaşırdığım şey şeydir benim. Nasıl yani cidden Bamiyi yiyen insanlar var mı? Ben hep şey düşünüyorum Bamiyi yenmeyen bir yani kurban olduğum Bamiyi niye yarattı? Herkes bundan nefret etsin. Sevgiyi görün, nefreti de görün. Hani Bamiya bu yüzden var gibi düşünüyordum. Ama sonra bir büyüyorsun ah diyorsun bir bakıyorsun Bamiyi yiyenler var.
Evet sevgili dinleyicilerimiz, güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Benim için her zaman olduğu gibi yine eğlenceliydi. Umarım sizler için de öyle olmuştur. Buradan bir kez daha Pod B'ye teşekkür edelim. Bana bu imkanı verdiği ve SOTE'yi sizlerle buluşturduğu için nefesimiz ve neşemiz devam ettiği sürece sizlerle kalmaya, sizlerle olmaya devam ediyoruz. Gösterilerimiz devam ediyor. Eğer katılmak isterseniz hiç uzatmayın buradan. Sosyal medyadan paylaşıyorum. Oradan takip ederek gösterilere gelebilirsiniz. Şehirler arası, Güzel bir gösteri. Dediğim gibi yine kimse yoğurduymak işitemez. Bilirseniz görüşür, gülüşürüz. Hepsi bu kadar. Evet, bugünlük de bu olsun. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, her sevdiğimiz nereye gitti. Peki hala kaçtım ben de. Hoşça kalın. Sote, sote.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.