
4.346 kelime · ~22 dk okuma
SOTE! Evet, sevgili SOTE dinleyicileri yeni bir bölümden hepinize merhaba. Girer girmez başıma gelen... Daha doğrusu ya bir de ben şey... Bak, şeyde çok, çok bayılırım böyle ya. Böyle bir insanın başına bir şey geldiğinde sanki bir tok onun başına gelmiş gibi, abi bugün başıma ne geldi ya? Yani benim de, bana da nasip oldu bugün taksiyle alakalı. Çünkü hep arkadaşlarımla...
Aynı yerden. Yani ben bak ne var biliyor musun? Ben kendimce şimdi kendimi kıyasladım. Günlük hayatta, günlülük hayatta belki şimdi kendini sen de kıyasla kendi özelliklerine bak. Belki birçok şeye böyle tepki gösteriyorsun. Olumsuz demeyeceğim. Hani bana olumsuz gelen şey belki senin için çok mantıklı olabilir. O yüzden olumsuz demeyeceğim. En azından burada diretmeyeceğim. Burada bu savaşı vermeyeceğim.
Birçok konuda belki ses çıkartıyoruz. Bu da hani böyle çok bahsettiğim işte devrimler, şeylerin yıkılmasından bahsetmiyorum. Bu böyle olmaz. Ya bu böyle olmamalı dediğim belki birçok şey vardır. Gerek sosyal medyada gerek günlük hayatta ama hiç şey düşündünüz mü? İradenizi tamamen nerede kaybediyorsunuz? Tamamen teslim olduğum, benim önceki haftalarda anlattığım bir doktor vardı. Ben bunun yenisini keşfettim. Bir de taksi varmış benim. Yani çıkıp burada size asla taksi lobisi yapmayacağım. Şey sahip sağ olsun. Mücadeleyi veriyor.
Hiç bize gerek yok. Hiç bu kadar yani yolu bahtı açık olsun. Ben sadece şunu şunu fark ettim. Ben çok taksiye kabulüm. Yani taksinin beni almasını ben şeyi geçmişim hani herkes şikayetçi ya işte biz Avrupa'da diyor işte taksiye duruyorsun seni bekliyor ya da her şeyi geçtim. Ankara'da tuşlar var tuşa basıyorsun taksi. Yani biz şok olduk ona bu arada biliyor musunuz? Böyle mekandan çıkıyorsun, ağaçta tuş var. Diyorlar ki tuşa basınca taksi gelecek. Dedik ya öyle bir şey olur. Dalga geçmeyin. Tamam hepimiz içtik sarhoşuz ama saç. Lan dediler valla. Bir de bir insan bu arada bütün yeminlerden ziyade lan valla diye çok kısa giriyorsa o doğrudur biliyor musunuz? Neyse biz tuşa bastık taksi geldi. Bu hikaye bu kadardı Ankara'daki sevgili Ankaralılara. Bu imkanlardan dolayı artık kime teşekkür etmek istiyorsak teşekkür ederiz. Ama benim gerçekten İstanbul'la bir taksici yolculuk yapmanın ben artık lütuf olduğunu düşünüyorum. Ve ben şu an bir taksiye bindiğimde size yemin ederim
Aman bir hata yapmayayım. İşte ama ben o kadar kibarım ki. Abi diyorum rahatsız ettim. Ya başını şişirdim. İnerken şey diyorum adama. Ya diyorum kusura bakma diyorum. Birkaç soru sordum. Başını şişirdim. Ama hep şey sorarlar. Sen nasılsın abi? Canını sıkan bir şey var mı? Mutlu oldun mu? Hayatta adım attın mı? Bu hayattan mutlu musun abi? Bir de ellerime ben böyle çiçek yaparım. Çiçek, bilmiyorum şu an görebiliyor musunuz ama şeyde vardı ilkokulda. Böyle kollarını bağlamak, içine geçirmek. Direkt onu yaparım. Mesela arka koltuğa asla oturmam teksem. Sen şoför değilsin, beni bir yere götürmek zorunda değilsin. Coğrafyamızın kaderi. Ne yazık ki bu seni bu mesleğe itti. Yani ben eğer zorunda kalmasam şu an inan ki yürürdüm. Ama binmek zorundayım. Hani böyle kollarım çiçek. Sana asla zarar veremem. İstesem de bir şey yapamam.
Ben bir gün böyle, bir de bak bilmiyorum sizde de var mıydı? Küçükken böyle şey yapardık, duşta özellikle dalardık böyle. Su akarken o böyle yağmur olurdu, klip çekerdin, kız seni terk etti. Ben mesela küçük yani abartmayayım, yüz defa duşa gittim. Fazladır da yüz defa duşa girdiysem size yemin ederim doksan beş defa terk edildim ben biliyor musunuz? Kendi imkanlarımla, kendi duş başlığımın altında ve kimse beni buna zorlamamışken. Ne şarkılar, ne türküler, o Murat Kekilli'ler falan bilmiyorum yani yaşınız erişiyor mu, paralel mi gidiyoruz bilmiyorum ama kendi yani temizlenmeye, arınmaya girdiğim duşta, banyoda çok çoğu defa daha dolu, daha bahşişe kederler çıkmıştım olmuştur yani. Taksiye bindiğimde böyle bazen çok yorgunken dalarım böyle, bilmiyorum size oluyor mu? Çünkü hani şeydir o benim için, dedim ya böyle aman adam beni kötü bilmesin, çok şey bilmesin. Böyle masum dalarım, hani şey desin benim için, aman çocuğa bak ne derdi var kim bilir yani ana karakter taksici olmasa da oradaki. Bazen dalarım böyle. Bir gün, bak bir gün, işte buradan geldi aklıma bu hikaye. Bir gün dalmışım yine böyle. O kadar romantik ki yani şarkıyı hatırlamıyorum ama... ...böyle tatlı bir fon var, böyle İstanbul geçiyor. Yazlanmışım, tatlı bir yorgunluk. Böyle adama baktım, böyle bıyıklı. Vites atıyor. Yani şeyi bilemezsin, kimin ne derdi var bilemezsin. Böyle bir an, belki gizli de olur böyle. Bir resim görüp, acaba ne anlatıyor falan. Tamam çok aristokrat bir şeyden bahsetmiyorum. Bunu herkes yapmaz. Bir duraktaki bir afişi görünce, acaba mesaj ne demezsiniz belki ama... Bazen olur. Bana da o an olmuştu böyle. Adamı görüp lan demiştim. Ne derdi var acaba? Hiç dedim şey yapmıyoruz ya. Hep böyle bir ters muamele. Hep böyle kötü. Bilemeyiz ki. Belki de iyi bir insan. O deniz yıldızlarından belki de bu hani o yosun tutmayan deniz yıldızı bu. Bilemiyorsun yani. Bir laf atayım dedim ben de. Böyle hazır İstanbul geçiyor. Böyle kollarım çiçek. Romantik.
Ya dedim bu İstanbul dedim abi başka bir dertte mi dedim ya. Hiç yani... Bak şimdi böyle tüylerim diken diken oldu. Hiç beklemiyordum. Bu İstanbul'un ben dedi... Ne dedi? İstanbul'un bir yerine bir şey mi koyacakmış kendine ait? Bir uzuvum mu ne? Oğlum şok olmuştum ya başkan. Böyle var ya yani kollarım çiçek. O küfürü alamadım. Öyle bir toparlandım. Acaba diyorum samimiyet mi kurmak istiyor yani? Küfürlü giriş mi yapmak istiyor diye düşündüm.
Yani bazen çünkü çok hümanist olmaya gerek yok ya işte belli ki adam konuşmak istemiyor. Ben de hala zorluyorum. Ya ne derdin var dedim İstanbul'a yani bu kadar sinirli sinirli. Ulan beni dedi buraya getirenin de bu işe sokanın da. O saatten sonra bir yere gitmek değil de hani sağ zalim gitmenin şeyini kullanıyorsun.
Taksici bir yerde böyle seni ne kadar absorbe etse de bir yerde böyle kendi fikrini olabildiğince sert çıkarmaya başlıyor böyle. Senin o aynı şeyin var ya doğru abi. Aynen abi hani bir siyasete girmedikçe ahlak, etik, ağır falan bütün kuralları, bütün normları böyle paramparça edip aynen abi haklısın dediğin nokta var ya. 200 lira için değmez ya. Yani vallahi bir yerden bir yere gitmek için 200 lira öderken
Bu kadar karakterinden vermeye... Nihayetinde insandır ya. Evet, ben dedim diye hiçbir bireyin, dinleyenlerin bir taksiciyle bindikten sonra senin fikrini önemsemiyorum diye bir yere geleceğine inanmıyorum ama benim gerçekten irademi kaybettiğim nadir yerlerden bir tanesi. Bugün de o oldu, bindik. Yani adam bir araba kullanıyor ya. Şimdi bırak benim paniğimi. Ben otururken şeye falan diyorum. Ulan diyorum buradan vurursak hani darbeyi şuradan alayım.
Böyle şey falan ya çok güzeldi ya. Valla sağ salim geldik ama bu da bir heyecan, bu da bir adım elinin. Ama gerek yok çünkü o vadide gitmiyorsun yani. Senin tek amacın, tek motivasyonun bir yerden bir yere gitmek. Bu şekilde gitmen gerek yok yani. Öyle istesem başka bir alternatif yok. Yine iyisiyle kötüsüyle taksi bütün sorumluluğu karşılıyor. Evet değerli dinleyenler, yolculuk maceramı keşfettiğimize göre SOTE'nin yeni bölümüne başlayalım bakalım. Haydi! SOTE!
Ben Instagram'daki artık açıklamalardan galiba biraz bunu aldım demeyeceğim, haddime değil ama çok komik gelmeye başlıyor. Bir de mesela şey var, motivasyon konuşmacıları. Esnen bu şey değil miydi ya? Çok değerli insanlar vardı, fikirleri bizim için çok bir yerlerden toplamış gibiydiler. Şimdi aklına bir şey gelen konuşmacı oluyor ya. Bu konuya bu arada yıllardır belki hep değindim ama ben mesela bir şey konuşacak olsam, Bir fikrim olsa benim ödüm kopuyor biliyor musun? Ya yanlışsa diye. Yine siyasi değilsin tabii. Böyle bir fikir bulsam, aa bence bunun doğrusu bu. Düşün ki kendi hayatımda bunu uyguluyorum. Bana iyi geliyor. Ben hala bana iyi gelen şeyin topluma iyi geleceği konusunda o kadar tereddütlüyüm ki. Millet kafayı yemiş ya.
Yok diyor. Bak bir de bak ne var? Bak yine şeye karışmayacağım. Kime ne tavsiye vereceğine asla karışmayacağım ama hala aynı yerdeyim ya. Ben arkadaşlar ne olursa olsun ben... Başkan üslup ya. Yani çünkü kimin neyden nasıl... Eğer büyük bir kesimi istiyorsan, toplu bir kesimi istiyorsan bence şey çok önemli ya. Nasıl konuştum? Ya kimisi şeyi sevebilir. Mesela bin tane şey var işte diyor. Para kazan diyor konuşmacı. Ana motivasyonu sana para kazandırmak.
Ama sen beni şimdi teşvik ederken işte kalk. Mesela kimisi var seviyor abi. O adam birisiyle mi seviyor? Diyor ki beni diyor ez diyor yani. Sen diyor bir hitsin diyor. O diyor işte o kadınlarla gezecek, o arabalara binecek işte şu yemekleri yiyecek, en iyi otellerde gezecek falan. Sen diyor hitsin, bir pisliksin. Kimisi der ki ben değilim. Hani bu olabilir yani o tokadı yemek, ağzına bir şey sokulmasından. Kimisi hoşlanabilir.
Ama mesela kimisi de daha böyle hayata karşı daha ne bileyim daha mütevazi. Yani ona şey de mesela evet biliyorum birikmişin var. Evet emekliliğini garantiye aldın sigortan var. Ama niye eksi bir kazanç olmasın de mesela. Onu öyle çünkü kimisi o düzeni bozmak istemeyebilir ya. Bu gurbetçilerden bahsetmiyorum. Kimse o düzeni bozmak isteyemiyor. Onla nasıl konuşacağını bilmek de bence motivasyon konuşmacısının bence ana mihengi. Tamam şimdi bu işin eğitimini almış çıkıp cemiyetlerde konuşan insanlardan bahsetmiyorum. Ben madem bunu bu kadar herkese açık, ben konuşmacıyım diye gezeceksin. Bari bir iki tane fikir ver bize ya. Bu kadar sıvı olma yani. Beni ikna edecek adamdan ben böyle dört beş farklı bir yol görmek isterim ya.
Bir de sizden dostlarım kendi aranızda bir kooperatif kurun. Diyin ki arkadaşlar salı günü şu saatte çünkü bizde vardı o bak şimdi madem konuşuyoruz. Sen at ben at mıyım hani çünkü biz de çok büyük devrimler yapmadık yani skeçler çektik. Ama bir sendika vardı yani bir konuşuluyordu. Sevgili konuşmacılar vallahi kendi aranızda bir kooperatif kurun. Diyin ki ben bu hafta insanlara işte yürümeyi teşvik edeceğim. Ben bu hafta insanların birbirlerini kırmamaya. Çünkü sabah herkesle haber. Şimdi kalkıyorsun bir haftasını uyanıyorsun bir telefona bakayım. Abi sekiz farklı tavsiye dinliyorum ya.
Biri kalk diyor, orayı gez diyor. Biri diyor işte hadi şu yemeği ye, şu plaja git. Biri diyor ki işte kendini keşfet. Neyden ama hiçbir done yok ya. Gerçi bu kendini keşfetmek, kendi içinde birkaç dalı ayrılıyor. Kendini keşfettiğinde neyden zevk aldığının farkına vardığında başkan, aynen o zaman hiçbir motivasyon konuşmasına, konuşmacısına, o zaman hiç kimseye gerek kalmıyor.
Bir şey yaparken birisinin şunu şöyle yap demesi, o doğru olsa bile... ...ben de şey oluyor mesela böyle, yani niye keşke bunu demeseydin ya. O yüzden ben de motivasyon konuşmaları çok ikna edici olmadığı takdirde, çok üslup olarak bana uymadığı sürece... ...hiçbir, hele var ya hastayken o kadar rahattım ki ya. Çünkü kafalar, hani hastane sürecinde hiç ayağa kalkamadığım sürece o kadar rahattım ki ya. Böyle kalkıyorum, o diyor ki işte ayağa kalk, ya hadi ya.
Aynen başkan. İşte diyor kaybettiğin zaman diyor bugün diyor yattığın gün diyor senin için diyor kumbarandan diye. Aynen başkan. Aynen. Yani etkiye tepki olmadığında aksiyon ve reaksiyonun da hiçbir anlamı kalmadığını gördüğüm için şu an bütün konuşmacılardan tek ricam.
Böyle mi yapsak? Aa bugün işte dağ günü mü olsa falan böyle sanki böyle siz de o an bulmuşsunuz gibi. Çünkü biriniz karşıdaki insan her şeyi bildiğinde bazı konulara çok güven çünkü şey şüphesi oluyor insanda biliyor musun? Ulan bu her şeyi biliyor. Ben hayal satmayı gerçekten böyle karpuz satmaya çok benzetirim ya. Sevgili konuşmacılar. Vallahi benim fikrimin de sizler için çok önemli olmadığını biliyorum ama... ...bence başkan, hayal satmak, karpuz satmakla birebir eşdeğer. Karpuz burada tabii ki metafor. Hani illa karpuz değil. E kavurun da farkı var diyenler için çünkü... ...siz belki bilmiyorsunuz, bunları diyorlar biliyor musunuz yani? Böyle hani metaforlu bir örnek vereyim diyorsun. Oluyor oluyor. Çok değişik insanlar var ya, onu da konuşuruz bir ara. Yani şöyle, şundan bahsediyorum. Mesela sattın, bir tane karpuz aldın. Dokundun, tıklattın, kokladın, bin tane şey yaptın. Bir açtın çatır çatır, oh dedin ya.
Ama hala diğerlerini görmüyorsun. Hayat almak da belki böyle bir şey başkan. Aklınızda bulunsun. Bir siyasetçinin seks kasetinin çıkması... Ben bu olayı anlamamış olabilir miyim başkanım?
Bir insanın pornografik görüntüsünün olması şaşırılacak bir şey değil öncelikle. Mesleği bıraktıracak bir şey de olmamalı. Hangimiz bir siyasetçiye oy verirken, ulan oy verdik ama ya bu adam sevişiyorsa diye bir şüpheye var mı? Ya da oy verirken içi rahat çekil, ulan oh be buna verdik bunun uzuvu yok diye oy veriyor.
Ben hiç öyle düşünmedim yani hiç oy verirken olan seks hayatı nasıl? Başka partinin bilmem nesine göz koyuyor mudur? Komplo kurslular üç kişiyi kaldırabilir mi? Hiç hiç hiç öyle bir şüpheye düşmüyorum ya. Ama niye? Niye olduğunu bilmiyorum. Tarihte birçok şey... Ya bak siyasetçi derken hiçbir isime örnek vermeyeceğim bu arada. Yaptıkları yani şunun seks kaseti var ama şunun da yapmıştı gibi o yaptıklarını ben sadece kaset içerisinde gördüklerimizden bahsediyorum. Dışı beni egendirmiyor şu anda. İlk defa siyaset içinde olup siyaset dışı. Konuşmak da böyle bir şey. Mesela bizim coğrafyamızda, şimdi bırak siyaseti, bizim coğrafyamızda bir insanın bir insanla birlikte olması bir başarı hikayesi değil mi? Hatırla küçüklüğünü. Oturduk dinlerdik ya, aa nasıl oldu, kim üptün falan diye. Bir siyasetçinin seks kasetinin çıkması, ben hiç yani hatta ben gurur duyuyorum. Mesela benim kendi aramızda ya bizim eş başkanı gördün mü ya falan.
Çünkü bir de bu kültürle büyüyen şimdi tamam böyle çok porno aşığı bir adam olmasa yani neslimizden diyeceğim de yine yine kimin ne seveceğini tam bilemediğim için hani şey diyorum hani genel porno izleyeceğiz. Hiç böyle bir şaka yapmamıştım bence genel porno izleyicisi diye. Çok böyle elit bir kesilmiş gibi oturuyorlar, böyle onay veriyorlar. Aynen, aynen. Ya oradan girmesek, hemen girmesek. Bilmiyorum ben, bak şahsi fikrim, ben bir, benim desteklediğim bir siyasi partinin başkanı, eş başkanının, başka partiyle, başka partinin bilmem, şey de söylemeyeyim, branş mı, meslek mi, dal mı? Birisiyle birlikte oldu, komplo kurulmuştu. Adam dedi ki benim başkanım. Yani iki ihtimal var. Arkadaşlar ben dedi ki bana komplo kurulmuş. Biz otele gittiler. Dediler ki müzakere yapacağız. Bir şeyler oldu. Arkadaşlarımız geldi. Odaya çıktık. Ben hoşuma gitti bir hanımefendi. Biz sevişmişiz. Meğer bizi kayda almışlar. Abi buradaki kötülüğü yapan kişi inan ki sen değilsin ya başkanım.
Sen her insan gibi. Olabilir. Yani ben kendi partimin... Bak ben buradan zaten benim sosyal medyama girdiğin zaman desteklediğim parti bellidir. Asla sizi hiçbir yere çekmiyorum. Eş başkanlar sevişsin çağrısı yapmıyorum. Ama ben isterim ki bir seçmen olarak benim siyasi partimin lideri çıktı, dedi ki arkadaşlar ben seviştim, bu da kosedi. Ben izlerim ya. Hani bundan zevk alıp almak mesele değil. Ben başkanımın seviştiğini bilmek isterim yani.
Bir de siyasilerin de bence bak buna ses çıkartması gerekiyor. Bu benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil. Yani devrim gerçekten mahalleden başla. Yani sizin çıkıp da arkadaşlar biz seviştiğimiz zaman istiyoruz ki seçmenimiz arkamızda dursun. Çünkü bak başka sektörlerde yine asla isim vermek gibi saygısızlığa bürünmeyeceğim ama başka sektörlerde insanlar bu şekilde bir yerlere geldiler.
Yayınlar yapıp başka partilere burun kıvırdılar. Haberler sundular başka insanlar bu sayelerde bak asla isim vermiyorum. Ama isim vermek için de var ya yani ben bir siyasetçinin gerçekten bir siyasetçinin bir spikerden bir oyuncudan bir postacıdan Gerçek manada postacıdan. Farkının olmasını istemiyorum. Dokunulmazlıksa burada dokunulmazlık olsun istiyorum ben siyasetçinin. Bir insan kötü sevişiyor. Diyorlardı ki işte o daha aile yönetemiyor. Mesela vardı öyle hatırlıyor musunuz? O daha aile yönetemedi, boşandı. Ülkeyi mi yönetecek? Düşünsene adam bir açıyor. Ben sevdiğimi böyle diyor. Bize şey izletiyor performansını. Ben böyle öper koklarım diyor. Böyle bırak. Bir izlet. Üç saatlik performans. Yani bir şey olmaz mı? Bu adam bizi yönetsin demez misin? Ama bu şeyin mesajı da oldu. Sevdiğiyle bunu yapan.
bize ne yapmaz gibi oldu neyse başkan diyeceğim gibi sevgili siyasetçiler valla ben en azından kendi eş başkanımın arkasındayım Sevgili kadınlar, çok uzatmak istemiyorum. Direkt olduğu gibi söyleyeyim. Vallahi kusursuz çocuk, yetiştireceksiniz diye sizden hiç kimsenin bir beklentisi yok. Bak yemin ediyorum başkan ya. Yani çok biliyorum, biliyorum, biliyorum. Ben anlamam mümkün değil, biliyorum. Benden çok değil, bak biliyorum. İnan ki artık tek sorun olduğumuz şey, belli beşe kadar huzuru ve rahatı. Sonra sana yemin ederim kendi giyince ayakkabıyı kendisi seçiyor. Bunu sen de biliyorsun, biliyorum ama... Bak erkekler bu konuda ilk başta çok daha uzaktı, çok eleştirildi. Hani işte hiç bakmıyor falan diye işte. Eskiden şey dedi hatırlıyor musun? İşte biz su içtik, biz su içtik işte pilav yedik de şimdi pilav yiyoruz. Biz artık su içiyoruz, birlikte pilavımızı kendimiz yiyoruz. Hani artık baba da işin içine dahil oldu ama hiç istemiyor oğlum ya.
O kadar belli ki adamın yüzünden. Ben de şunu söyleyeceğim sevgili hanımlar gerçekten dünya şekeri, dünya güzeli, en güzel günleri görsün diye temenni ettiğimiz çocuğunuzun pilavını artık kendi kaşığıyla kendi başına yiyor olması bak sana yemin ediyorum bizim için o kadar da mühim bir şey değil. Belki yine coğrafya, belki yine kader ama inan ki şaşırdık. Şey, tamam ilk başta söylüyorsun, biz artık pilavı kendimiz yiyoruz. Öyle falan yapıyoruz ama gerçekten çorabını çıkartıyor olması, suyunu içebiliyor olması, ağzıyla pırt yapıyor. Hiç önemli değil bizim için. Çünkü çok şeye şaşırdık biz. Bu coğrafyada, bu da artık olmaz dediğimiz ne varsa oldu biliyor musun? O yüzden bizim şaşırma noktamız çok o. Bir de açık olalım, benim 30 sene önce yaptığım şeye ben şu an nasıl tepki vereyim?
Ya da 28 yıldır bir fiil, bir efor harcamadan yaptığım şeyi ben şu an çok yani ekstra... Çünkü onu da acaba gördüm ya. O çok yapıldı yani. O benim kardeşimde yaptığı, benim çevremde yaptığı... Yani şimdi sen bana çok yakınsın diye benim o çok... O kadar beni paramparça etmeyebilir ya ama... Sevgili ebeveynlerdeki anne tarafı senin heyecanın yani anlıyorum onu bak. Ne biliyor musun? Sırf sen bozulma diye o. O çok ayıp değil mi ya? Bunun farkına var ya. Yani daha o tamam evet çocuğun o. Ben dedim ki o duygu hep şeyi duyarız ya böyle. Çocuğu kucağıma aldıman her şey değişti. Ben daha almadım. Alanlar şu an bana belki kızıyorlardır ama. Sevgili almayanlarla beraber, sevgili alanlara, kucakta o bebeğe bakmış olanlara, hayatı bir kez olsun değişmiş olanlara söylemek istiyorum. O senin çocuğun. Bak göz rengi mükemmel, çok güzel, ileride müthiş bir yüz kesimi olacağı hattını veriyor ama o senin çocuğun. Benim gerçekten o çocuğum. Ya ben şöyle oluyorum mesela pilav yerken kaşığı elinde böyle ters tutuyor. Mesela rahatsız oluyorum. Ben diyorum ki hayvan. Ya madem tutacaksın doğrusunu yap, tutma o kaşığı yani.
Mesela pilav pilav yiyor mesela diyor ki ay diyor bak diyor pilavı diyor biz kendimiz yiyoruz pilavı yemiyor döküyor. Ben mesela ben anksiyetli bir adamım titiz bir adamım. Ben mesela şey oluyorum ya şey pilavı yemiyor. Ama bunu sen benim bunu sana söyleyemem. Benim sana gösterdiğim saygı ama senin de bir yerden sonra senin gözlerindeki o ateşin bende olmadığını anlamak da senin sorumluluğun olabilir başkan ya. O da senin eforun olsun. Çünkü bak ne var biliyor musun? Yani bak bunu bileceksin. Bugünlük hayata da oluyor böyle. Bir şey anlarsın ya. Bir insanın bir şeye gerçekten gülmediğini, sırf sen uzattığın için o gülmeye devam ettiğini onu anla ya. Çünkü karşıdaki insan...
Sürekli böyle aptal aptal naralar atıyorsa, hiçbir yere varmayan nidası varsa demek ki sana gerçekten gülmüyor ya. Bak gerçekten gülen insan eğer 10 saniyede gülüyorsa 11'de seni durdurur. Der ki dur, dur der çünkü gülmemi rahatsız ediyor. Ama yalandan gülen sana 3 saat güler.
Yapar böyle. Şu an tabii görmüyorsunuz ama ben görün diye seslerle olabildiğince tasvirlemeye çalışıyorum. Deneyeceğim oydu. Sevgili ebeveyn o senin çocuğun. Yani onun mutluluğu senin mutluluğun. Onu bizle paylaşırken çok böyle sıradan bir haber veriyor gibi yaptı. Diyor ki işte bugün de artık pilavını kendi yiyor. Biz de aaa deyip mükemmel deyip geçelim. Çünkü yaşandı be.
Başkanım valla o ya o benzeri duygular yaşandı ya. Ama senin için çok özel olduğu için biz onu bozmamak adına. Sanki ilk defa özelmiş gibi yapıyor. Ama sen de rica ediyorum. Evet çocuğun oldu. Artık o pembe kazandan çık. Bunun sadece size özel bir şey olduğunu farkına var. Sonra o çocuğu beraber sevelim ya. Bak mesela şey derler, futbol taraftarı daha bağnaz derler. İşte fanatik hooliganlar daha bağnaz, işte bir şey anlatamazsın, işte bununla falan. Bana mesela başkanım böyle parkta çocuğu yeni kavga etmiş bir anne, hani o mevzuya yeni gelmiş bir anne saygısızlık yapmak istemiyorum. Hani örnek olsun diye söylüyorum. Daha bağnaz gelir biliyor musun? Ona çocuğunun haksız olduğunu yani o ittiği için çocuğunun düştüğünü anlatamazsın. Muhakkak o çocuğun onu itmesinin bir sebebi var biliyor musun? Yani yaşı küçük işte oyunu sandı falan değil. Ya muhakkak bir sebebi var. Yani ve bir şey diyeyim mi daha korkunç? Tek değil. Tek derken o düşünce tek değil. Mesela o gün o var. Çocuk yarın kavga etsin başka bahanesi var. Yarın bir de hep var. Hep var yani işte o yüzden anne şey diyor anne o yüzden büyüdüğünde ben diyor şimdi bu savaşları kendi kendine verdiği için vefa sanıyor. Tamam bak yine çok derin bir şeye bir konuya gireceğim ama anne oğul anne evlat anne kızdan falan bahsetmiyorum. Ben sadece parkta bir kavgadan bahsediyorum. Anne bu sorumluluğu kendine çok yüklediği için o savaştan galip gelme kaygısıyla o savaşa girdiği için ben mesela bak ben hayatta girmem. O çocuğun haklı olduğunu ben biliyorum ya. Çocuğu parkta taze kavga etmiş bir anneyle tartışmak mı desen? Desen ki ya da yürüyen bir merdiveni durdurma çalışmak mı? Kesinlikle yürüyen merdiven. İkisi de aynı efor farkındayım. İkisi de aynı çabayı sarf edeceksin. Ama bir tanesinin durma şansı olabilir.
Peki bu özgürlük, bu dil özgürlüğü, bu herkesin her şeyi söylemesi bize ne kattı? Bunun iyi bir yanı yok mu Sergen'cim? Böyle konuştuk başkanım. Diyorsanız da bak şimdi. Mesela ben desem ki size, arkadaşlar biraz tarih olarak geriye gitsek. O size kalmış. Ya da desem ki Türklerin ayakları. Mesela ne geliyor aklınıza? İşte 2002 Dünya Kupası. İşte yürüyelim Türkiye'ye. Duy sesimiz Avrupa. Türklerin ayak sesleri değil mi? Böyle işte 2008'ler. Otoman, böyle Türk'ün...
Böyle sayfa var şu an biliyor musun? İnstagram'da. Türklerin ayakları diye bir sayfa gördüm İnstagram'da ya. Ve çeşitçi ya ve bulabileceği bütün Türklerin ayaklarını paylaşmış. Yani inanılmaz bir mesai. Bu eskiden bir suç sayılabilirdi yani. Düşünsene böyle bir gazete. Ayak gazetesi falan var işte. Bu bilmem kimin ayağı. Bu bilmem işte aa böyle yorum yapıyorlar. Aa tabanına bayıldım falan. Belki eskiden bunlar böyle akla... Şu an muazzam bir ilgi var buraya biliyor musun?
Yani bir metafor, bir kavram hani geçen işte milli maçtan sonra bir simge işte biz Türklük, Bozkurt... Boş ver abi. Bak ben sana Türklerin hareket olarak neyi sevdiğini ben sana sayfalarca göstereyim, kanıtlı. Hepsinin fotoğraflı yorumu var yanında. Adam diyor ki mesela fotoğraf var, tabanlara diyor bayıldım diyor. Oğlum bu bir deri lan. Hani bunun dokusu var, kokusu var, hissi var yani...
Fotoğraftan, yani tabanına bayılamazsın ya. Yani fotoğraf tabanına bayılmak için yeterli veriyi sağlamamalı ya. Sadece şöyle olabilir, aa tabanı çok hoşuma gitti. Ama yine de merak ettim. Keşke işte ne bileyim, yalamayı mı seviyorsun bilmediğim için. Ama önce keşke hoşuna gitsen. Sen direkt uf diyor, bunu diyor, var diyor, yalamak var. Hiç mi sevmediğin bir şey yok ya? Yani hiç mi? Yani bir şeyin var olması senin onu yalaman için yeterli bir uzun mudur ya? Yani ne bileyim, ne olabilir? Düşünüyorum şimdi, ayakta ne seversin? Açık konuşayım, kimseye böyle bu şeyi tasvir ettirmek istemiyorum ama... ...yani böyle kırk beşe çalışmış bir emekli öğretmen ayağını da yalamayıver ya. Herkesin zevki var, herkesin tamam kişisel arzuları olabilir ama... ...ya kriterin olsun başkan ya.
Ya bir fotoğrafı gördüğümde ben deyim, ulan kim lan bu ya? Kim bu Yadigar diyeyim? Kim bu Bahtiyar diyeyim? Evet numarasını beğendim ama işte şu kesimler, şu tırnak bombası, ne bileyim deride işte rengi, eti. Bir seç ya. Ayak yalarım. Dur ya. Hemen yalamayıver hemen ya. Yalıyor yalıyor zaten yönüntümünü. Bu hareket...
Bak bunu Instagram'da aratın arkadaşlar. Sevdiğiniz bir ünlü varsa herhangi bir uzuvunu yanına yazın yani. Önce ünlüyü yazın. Taksim, Tire falan koyulmaya gerek yok. Yanına uzuvunu yazın işte. Mesela ne bileyim, bilmem kim. Burnu işte elli falan. Eskiden çok değerliydi. Tek bir kelime vardı eskiden. Hatırlıyor musun? Frikik yazıyordu. Bitiyordu abi eskiden. Bilmem kim, Frikik. Her şeyi çıkıyordu. Şimdi spesifik bölgelere gidiyorsun yani. Böyle sanki bir devlet kurumuna gitmiş gibi. O diyor, o büro bakıyor oraya diyor. Seni oraya gönderiyor. Yaz abi. Sevdiğin ünlü yanına uzuvunu yaz.
Ama seçici oldu. Bak yine de seçici oldu yani. Ben tamam, ben dediğim gibi, ben her zaman söylüyorum her bölümde. Ben senin ne konuşacağını, ne diyeceğini karar veremeyeceğim gibi, bugün de ne yalayacağını asla karar vermeyeceğim. Ama ya bu kadar herkes açık bir ortamda değil. Aa ben yalarım, bana getir deme ya. Seni seçsin insanlar. Bu her ay ayağı yalıyor demesin yani. Desin ki, aa bak bu ne kadar özellik saymış. Benim özelliklerim acaba uyuyor mu? Acaba benimkini yalamak ister mi diye. O sana gelsin ya. Şu verdiğim taktiği bak, sana yemin ederim. Şimdi şey gibi oldu, nereden bildiğimi sorma gibi oldu ya. Vallahi sevgili başkan, ben sana olduğu gibi söyleyeyim. Bu işler al gülüm ver gülüm işi yani. Sen niyetini olduğu gibi değil de birazcık böyle hafif kurla, birazcık böyle cili böyle söylersen inan sana o da öyle gelecek. Ama bak şimdi madem konuşuyoruz, aslında buradaki çuvaldızı iki tarafa batırmak gerekiyor. Ben şeyden de çok mutsuzum. Arkadaşlar bir şey paylaşırken artık insanlar çok, artık her şeyi gördük. Eskisi gibi bir tane birisi otururken bacak bacak üstüne attı da işte kamera yok falan onları geçtik. Artık birisi bir fotoğraf koyduğunda biz onun neyi göstermek istediğini demeyeyim de en azından ne dikkat çektiğini hepimiz görüyoruz, biliyoruz yani. Şimdi bunu biz biliyorsak bunu koyan kişinin bilmemesi mümkün mü? Belirli bir takipçiye ulaşmış ki bilmiyorsa rica ediyorum herhangi bir paylaşımın altına reklam yazacak kapasiteye gelmemiş olduğunu kabullenmek istiyorum.
Ama biz bunun farkındaysak, tabii kendisi de farkında ama arkadaşlar ya! İşte bu sabah diyor işte kahvaltıda ne yiyeceğim? Ya yapma. Başkan bu yani bu çok çok saygısızlık bize bu ya. Ben mesela bunu şey diyeyim mi? Erkeğe de vardı bu pandemide hatırlıyor musun? Çıkıyor bir tane çocuk eline pizza almış böyle yarım şort diyor işte kapını diyor pizza getirsem ne yapayım? Başkan kimse inan ki pizzayla ilgilenme diye kalk de ya. Bu sabah da kesin kimin yüzüne çarpayım bunu de. Ona göre bir sana tepki şey yapalım. Ya da mesela de ki bunu kim yerdi? Hani bu da benim bu arada bak size bir söz söyleyeceğim. Dürüstlüğü sağlamadıkça doğru ilgiyi asla ulaşamayacaksınız. Oha! Ben bu arada beğendim. Bu sözü beğendim. Üstüne konulacak bir şeyim kalmadı benim biliyor musunuz? Ve bu arada bunu birazcık böyle hamur gibi düşün bunu. Yumruğunu sokarsan oha ne açılıyor. Evet, bugünlük benden bu kadar sevgili dostlar. O zaman klasik bitirelim. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevgilin olduğu yerde gitmek olmuyorsa her sevdiğimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hadi hoşça kalın. Sote, sote.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.