Podcast

S1E26 / Senin seksiliğin eskiden sanaydı

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Eskiden yaşadığımız kişisel anların şimdi herkesin görmesini arzulamamız ve eskiden bugüne taşıdığımız birçok şey. Bir de rahat bırakın insanları



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.383 kelime · ~22 dk okuma

Merhaba, çok romantik bir geceden. İstanbul'a, belki Türkiye'nin birçok yerine, kar yağışının gerçekleştiği, kar yağışının şu an devam ettiği bir geceden sizlere merhaba diyorum. Çok romantik bir gece. Şu an dinleyenler varsa eğer sizlerle beraber böyle bir şeye şahit olmak çok anlamlı. Tabii ki çok fazla anlam yüklemeye gerek yok ama

Uzun yıllardır, şahsi fikrimi söylüyorum, uzun yıllardır hasret çektiğimiz, belki oynamayı sevdiğimiz, belki birçok anımızın olduğu o karın tekrardan dünyamıza eşlik etmesi bize birçok şakayı tabii ki beraberinde getiriyor. Daha böyle maskülen, daha ilk şakalarını yapan bireylerin işte sen karı seviyor musun gibi gibi içerikleri olan şakaları da beraberinde getirse de Bazı güzellikler her şeye rağmen kabul görüyor. Bu da onlardan bir tanesi benim için. Eminim birçoğumuzun karla iyi veya kötü anısı vardır. Umarım bu kar yağışı devam eder günlerce ve yenilerini ekleyebiliriz. Ama ben biraz daha... derin bir yerden bakmak istiyorum çünkü karantinada iyice boşluğum olduğu için daha fazla anlam çıkartıyorum her şeyden. Bir şey benim için artık göründüğünden ziyade aslında dünyadaki amacının sanki bir şey söylemek, sanki bize bir şey aktarmak yani gizli bir şeyi varmış gibi geliyor yani bir tuzluk

sadece bir tuzluk olmak için var olmuş olamaz. Çünkü dünyadan bahsederken genelde çok ütopik şeylerden bahsediyoruz. Çok mucizevi şeylerden. Bütün bunların bizler için yapıldığını. O yüzden tuzluk da bu dünyadaysa onun da mutlaka bir görevi vardır. Ama sanki diyorum son günlerde biraz daha diyorum ya daha içerikli, daha anlamlı bir şey oldu her şey benim için. O yüzden başka görevleri de varmış gibi geliyor. Her insan bunu farklı kullanabiliyor. Kimisi ondan istediği performans veya o duygusal

Transkriptin tamamını oku

anlı gerçekleştirmediği için kendi ihtiyaçlarına göre misal tuzluğun arkasında bir gizli kamera gibi herkes şahsi fikrine, şahsi almak istediğine göre belirli görevler veriyor olabilir ama gerçekten bana dünyadaki birçok şey, tamam tuzluk olmasa bile o işin biraz şakası, Metin zenginleşsin diye aralara böyle şakalar ekliyorum. Tuzluk olmasa bile bazı şeylerin gerçekten daha anlamlı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü gerçekten karantinada her şey biraz daha anlamlı oluyor. Hani bir söz vardır ya bir şeyin değerini elinden kaybedince anlıyorsun diye. Bunu mutlaka hayatınızın birçok kaybedişinde duymuşsunuzdur. Farklı farklı. Bazen bir insanı, bazen sevdiğiniz bir nesneyi, bazen beklediğiniz bir haberi. Yani böyle bir sürü şey duymuş olabilirsiniz. Ama gerçekten yaşadığınız her deneyim bence bu sözü biraz daha

gerçek kılıyor. Bu sözün ya da sadece zamanla tek bir şey içinmiş gibi düşünseniz de yıllar içerisinde aslında birçok yerde birçok şeyde kullanabileceğini görüyorsunuz. Belki de olaya daha içeriden bakarsak aslında aslında insan neyi sevse onu kaybedebileceğini görerek bu romantik geceye yakışır bir konu bağlamasıyla geri kalan kısma devam edebilirim. Çok fazla tabii anlam yüklemeye gerek yok. İşin şakası bir yana. Şöyle özetleyebilirim. 2021 yılının başlarında bu kar yağışı umarım sembolik açıdan bizlere uzun zamandır beklediğimiz, gelmesini istediğimiz veya artık gelmeyeceğine emin olduğumuz birçok şeyin geri gelmesine vesile olabilecek bir mucize niteliği taşıyordur. 2021 yılının böyle başında ilk haftasında yağarak da umarım geriye kalan yıldaki günlerimiz, sürecimizi kendisi gibi beyaz

Tertemiz, ferah bir yıl günlerini bize getirmede vesile olur. Öyle bir mucize olur umarım. Onun dışında da, işte bildiğimiz gibi kar yağıyor. Bu romantik gecede sizlerle buluşmak güzel. 22 Ocak'ta Bonkis başlıyor. Belki eğer beni takip ediyorsanız, storylerimde sık sık paylaşıyorum. 22 Ocak'ta Blue TV'de Bonkis adını taşıyan çok tatlı bir dizi başlıyor. Ben de içindeyim, ben de kadrosunda yer aldım. Aslında bu benim resmi olarak ilk işim olarak geçiyor. Daha önce hiçbir iş yapmamıştım kendi işlerim dışında. O yüzden heyecanlıyım. Umarım yolu güzel olur. Sizler de izlersiniz, beğenirsiniz. Çünkü kendi yaptığın bir şeyden emin olursun. Kendi yaptığın bir şeyi tabii ki beğenirsin.

Hani onayladığın için onu yayınlıyorsundur ve bunun tabii geri dönüşü sohbetinde savunabileceğin bir şeyler vardır. Ama böyle senden bir başkası bir şey istediğinde onu yapmak, hiç emin olmadığın, görünce senin bile böyle merakla izlediğin bir performansı insanlara sunmak çok keyifli bir şey. Umarım daha niceleri olur. Bu yayın herhalde muhtemelen birçok dilek hakkım varmış gibi. Fark ettiyseniz sürekli umarım, umarım iyi dileklerle başladık. Kar yağışının beni nasıl etkilediğini herhalde anlıyorsunuz. Ya daha çok güzel aslında haberler var. Ben ama çok hep diyorum ya böyle. Bunları hemen başlamadan söylemeyi çok seven bir insan değilim. Umarım bu program da çok uzun sürer. Çok daimi olur. Parça parça sizlere. gelişmelerden haberdar veririm. Sanki en çok beni merak ediyormuşsunuz gibi hissettiririm. Çünkü özelim. Çünkü özel hissediyorum. Özel hissedilen mecralara kavuştuk artık. Sosyal medyamız var. Ben bu konuyu çok seviyorum. Bu konuyu konuşmayı çok seviyorum. Çünkü normalde tanıdığın ve birebirde bildiğin insanların sosyal medyasında tanıklık ettiğin şey o kadar farklı oluyor ki. O çok keyifli bir şey bence. Normalde konuşurken seninle örnek vereceğim. Daha utangaç, daha çok fazla fikrini söylemeyen, daha dinleyici olan bir insanın sosyal medyada her şeye tepki gösteriyor olması, hiç gitmediği ülkelerdeki demokratik durumları tartışıyor olması, onları reddediyor olması buna çok çok ilginç geliyor. Demek ki iç dünyasında o kadar yoruluyor ki dışarıya zaman kalmıyor. Sadece gözlenmiyor dışarıyı.

ve doğal olarak bunu bu sadece dedim ya spesifik bir örnek değil öyle genel olarak konuşuyorum bunu çeşitlendirdiğin zaman ortaya bambaşka şeyler çıkıyor yani herkes anlarını paylaşıyor mesela şöyle düşün eskiden yaz tatili gittin böyle plajdasın o denizden çıkmışsın uzanmışsın şezlonguna ilk baştaki üşüme var ya sonra yavaş yavaş o böyle ısınmaya dönüyor yavaş yavaş böyle ısınıyorsun o kumlar böyle bacağında kuruduğu için yavaş yavaş dökülmeye başlıyor vücudun böyle Uyku halini yeniliyor yavaştan. Böyle uyumak istiyorsun ama etrafı izlemek, o tadını çıkarmak daha keyifli geliyor o an sana. Mesela o an böyle bacağına bakıyorsun, o güneşin yansımasıyla bacağın böyle parlıyor ya, sana çok seksi geliyor o an kendi bacağın. Bak kadın veya erkek demiyorum. Kendi bacağın sana o an çok seksi geliyor böyle. Diyorsun ki, aynen diyorsun, ne güzel gözüküyor.

Eskiden o anları yaşıyordun, böyle bakıyordun, kendine imreniyordun, böyle daha farklı pozlara giriyordun. Bir oradan bakıyordun, bir buradan bakıyordun. Şimdi öyle bir an yakaladığın zaman direkt şey diyorsun, bir dakika dur diyorsun ya story çekeyim. Ama bir bakıyorsun kamerada, o senin gördüğünle, kameradaki aynı şey değil. Gözle, uzuvla 12 megapikseli kıyaslıyorsun. Kamerada bir bakıyorsun, aa diyorsun ya niye böyle kötü çıkıyor, filtreler, yandan gifler geliyor, parlatıcı gifler falan. Buna bak, bu arada şeyden demiyorum, bitirdik o andır, ben hiçbir zaman öyle bir şey demedim.

Sadece modernleşen dünyadaki, o bizim ne derler? Eskiden zevk aldığımız şeyleri şimdi ölümsüzleştirmek isterken öldürdüğümüzü, fark ettiğimizi söylüyorum sadece. Belki de fark etmediğimizi. Hayda, belli ki dolu dolu gelmişim. Peki hala başkan, bu saatten sonra kaybedecek bir şeyim yok. Söte 26. bölüm başlasın bakalım.

Yani ben hiçbir zaman şey demiş bir insan değilim. Bu telefonlar bizim işte sohbetimizi öldürdü, telefonlar insanlığın önüne geçti. Hayır yani bu bence insanın kendi ne derler iradesinde olan bir şey yani. Bu telefonu kullanmak istemiyorsan, çok fazla zaman harcamak istemiyorsan harcamazsın. Yani bu iradeli bir şey ama bunu harcamayı seviyorsan, bunu kullanmayı seviyorsan, orada bir şeyleri takip etmeyi, okumayı, izlemeyi, yorum yapmayı ne bileyim yani onları seviyorsan da

Bunu engellemek istemiyorsan, yani niye eleştireyim ben? Niye ya da yazık diyeyim? Bana ne yani? Benlik bir şey yok. Veya ben bunu kendim yapıyorsam bugün kendi tercihimdendir. Yani şeye üzülmeliyim. Neden daha iyi bir alternatif yok? Neden karşımdaki insan o zaman daha iyi olamıyor? Mesela şey vardır böyle. Oturuyorsun işte ortamda kalabalık 3-5 kişi oturuyorsun. Sohbet muhabbet dönüyor. Bir tanesi böyle bir ara bir telefonla konuşmaya başlıyor. Bir bir bakıyorsun ki kopuyor muhabbetten. Telefonda birisiyle konuşuyor. Orada şey gelir hemen böyle. Ya bırak be oğlum şu telefonu. Ne güzel sohbet ediyoruz. Demek ki çok güzel sohbet etmiyorsun.

Yani o sohbet çok güzel olsa, telefonda kimle konuşuyorsa yani flörtüyle konuşuyor olabilir, arkadaşıyla bir şey hakkında konuşuyor olabilir. Demek ki o sohbetin üstüne geçemiyorsun ki telefona ihtiyaç duyuyor. Yani birisiyle konuşmuyorsa, yani İnstagram'da bir şeylere bakıyorsa daha kötü değil mi ya? Hani yokluğa tercih ediliyorsun. Ne kadar acımasız. Ve bunu fark etmeyip bir de şey yapıyor. Ya bırak bu oğlum şu telefonu ya. Düşünsene o an o gördüğü görüntüyü. Ne kadar kötü. Zaten haz etmemiş belli ki. Sohbet tutmamış. Bir de sohbete zorluyor. Bir de bir o an şey var böyle. Tamam lan tamam deyip telefonu kapatma var ya. Böyle kapatma derken tuş geldiğini koyuyor. E hadi diyor mesela. O çok zor bir an değil mi?

Mutlaka başınıza gelmiştir. Bu mühendislerin başına gelen bir şey değil. Her ortamda, insanlarla konuşan insanların başına gelmiş olan bir şeydir. Hadi. Mesela o an açılan ilk konu çok kötü, konu açılmazsa durum çok kötü. Hiçbir tutarı yok. Bu bizim hayatımıza artık girdi. Buna karşı gelmenin, bunu diretmenin manası yok. O çok boşuna mücadele.

Hadi hep beraber telefonları bırakıyoruz, telefon kullanıyoruz. Böyle bir şey yok. Buralara kadar tabii ki gelmez seviye de, telefon kullananlara da haddimiz olmadan karışmak, belki hani şey diyebilirim, onu bilmediğim için, ebeveyn, çocuğunla belki karışabilir gelişim konusunda ama Belki ona da karışılmaz. Bu arada onu bilmediğim için hani haddim olmayarak öyle bir şey söylemek istemiyorum. Ama arkadaşlarımdan, kendimden emin olduğum bir şey şu. Bazen bana da oluyor mesela. Hiç sevmedi. Beş kişiyiz. Dörde aynı şey konuşuyor. Dörde ortak arkadaş. Ya oraya gitmiştik ya, ya buraya gitmiştik ya. Bir de hepsi bana anlatıyor. Çünkü hepsi bildiği için tek dinleyici benim. Hiç bilmediğim şeylere yani 15 dakika boyunca sadece mimik yapıyorum. Aa evet ya falan filan.

Bir yerden sessizlik oluyor. Ben daralıyorum muhabbeti. Telefona bakıyorum lan. Hani kafam dağılsın diye. Sonra diyor ki hadi telefonu bırak. Ya ne oldu? Telefona bakmaya mı geldin?

Başkan yanlış anlama da ben dördünüzün daha cümleler yaptığını hani çok da ona da gelmedim. O yüzden işte şey o işte kırılganlık bak yine görüyor musun bak dön dön dolaş hep aynı yere geliyorsun yani belki de insan o an her şeyin farkında. Yani ben neler konuşuyorum nelerden bahsediyorum ama yine telefona bakıyorsun aşk olsun ya hani o kırılganlığı başka bir şey yani bırak be oğlum. Çok daha kötü yok yok belki dedim kurtarabilir miyim ama yok duygusal da olmadı yani şey ona o gözle baksak dedim ama o kadar düşündüğüm gibi güzel gözükmüyor.

Ama yani sosyal medyanın çekici yanı var yani. Bunu galiba daha önce konuşmadık. Mesela benim gösterime gelenler varsa aranızda bilirler. Orada bir bölüm vardır. Ben asla şeye inanmam diye şansa. Gösterim var diyorum, stand-up yapıyorum diyorum. Aradaki yaptığım şakaya bak. Kendi referansıma verdiğim şey şakaya bak yani.

Şey bölümü var orada çok tatlı. Biraz toparlamaya çalışayım. Aynen çok tatlı. Bak ya şaka yapacağım derken şeyi unuttum. Sosyal medyanın işte gençleri zehirlediğine inanmıyorum ben dedim. Eğer doğru kullanmayı bilirsen çok yararlı bir şey yani.

Bence birçok insanın, az önce bahsettim ya özgüven eksikliği, dışarıda çok fazla iyi olmayan, konuşkan olmayan, heyecanlı olmayan bir çocuğun orada kendini özel hissettiği bir mecra kendisini. Ama tabii çok tehlikeli. Bunun belgeselleri yapıldı. Hani benim şu an keşfettiğim bir şeymiş gibi tabii ki söylemiyorum size. Kendi yorumumu sadece buna eklemek istiyorum. O da şöyle ki özel hissettiriyor kendini. Yani o dedim ya işte bacağını paylaşma anı. Senin gördüğün şey o kadar hoşuna gidiyor ki bunu başkaları da görsün istiyorsun.

Çünkü ilgi çekici olmak, şey yapmak, ne derler ona? Takdir görmek istiyorsun. Senin doğumunun şeyi bu. Ne derler? Kaderi mi derler? Kaderi bu yani. Yaptığın şeyler takdir edilsin istiyorsun, görülsün. Eğer sen bir şeyi beğendiysen kendine, seni beğensinler istiyorsun.

İşte ondan sonra işte o yorum kısmını hep konuşuyoruz ya oralara geliyor. Tabii ki şimdi ses tonum böyle kişisel gelişim bir şey. Bir de şeyi fark ettim böyle bir şey bulmuş gibi. Ondan dolayı böyle. Bulmuş oraya çekiyor. İşte ondan dolayı böyle olduğu için sen onu orada fark ediyorsun. Herkes görsün istiyorsun onu. Evet, yani dediğim gibi Amerika'yı ben keşfetmedim. Sadece kendi yorumlarımı katıyorum. Asla, asla sosyal medyanın... Mesela çok sevdiğim Okan Bayırgan, idol olarak görüyorum. İlk defa adama belki de bir konuda şey yaptım, ne derler? Karşı geldim. Karşı geldim değil de hani nasıl diyeceğimi bilemiyorum şu an şey olarak. Söylediği bir şey bana mantıklı gelmedi. Yanlış geldi demek istiyorum. Bir tanesi seksi bırakmasıydı. İkincisi bu yeni TikTok'ta dans edenler geri zekalı. İşte IQ'muz %15'ti, 5'e indirdi gibi bir açıklama yaptı. Hep bu konuyu konuştuk. Türkiye'nin ağzında böyle bir şey var. TikTokçular, dans edenler falan.

Yani hata bizde belki de şey olarak, oraya bakış açımız. Yani ona bir içerik gibi baktığın zaman şey gibi kıyaslıyorsun. İşte dans ediyor, milyonlar izliyor falan. O bir içerik olarak dans etmiyor. O dans ediyor sadece. Şey demek gerek, bence demek gerekiyor. Bir milyon insan onu takip ediyor. O suç bir milyonda ama bir kişi demek. Bir kişi bir şey yapıyor. Bunu kötüleyemeyiz. O insan çıkıp da benim IQ'um %100, ben çok iyiyim demedikçe bir sıkıntı yok.

Belki zaten IQ'su %5 ve sadece o yüzden dans edebiliyor. Ben bu arada asla bakın böyle eleştiri bağımında söylemiyorum. İhtimaller üzerinden konuşuyorum. Belki IQ'su gerçekten %5, diyaloglu bir şey yapamadığı için ''Aa ben çok tatlıyım, çok güzelim, fiziğim çok güzel, bedenim çok güzel, o yüzden dans edeyim.'' dediğinde bunu 1 milyon kişinin izlemesi belki sorun. Hani şey de değil, 1 milyon kişi onu izliyor bence suçu orada da değil.

Yani bu da tercih meselesi. Demek ki bir milyon kişi, o dans eden kişi belki daha fazla insan, daha fazla kişi, bu bir milyondan daha fazla olabilir, o dans eden kişiyi izlemek istiyor. O da diyaloglu şeyler sevmiyor ya da ne bileyim aktüel videolar sevmiyor. O bir şey yapma videolarını sevmiyor. O dans eden, enerjik, kısa videolar seviyor. Daha enerjik geliyor. Ama bu hiçbir zaman onu izleyen insanların ve onu yapan insanların IQ'suyla ilgili bir şey değildir. He iş şuraya ne zaman ki? Ben buna kendim diyeyim. Senin derken asla Okan Bayılgın'ı karşıma alarak böyle bir şey... Hakkı haddim değil zaten. Kendim için diyeyim. Ne zamanki mesela benim kendimce çok şey yaptığını düşündüğüm, IQ isteyen bir şey yaptığıma o da eşdeğer bir şey yapıp da ben de aynısını yapıyorum der ve ben onun yaptığını aynı gibi görmezsem o zaman belki IQ devreye girebilir. Ama bana çok şey geliyor artık. Her kavgada sensin salak, o salak demek gibi geliyor. Biraz kaba geliyor yani IQ tartışmaları.

Mesela Instagram'da bir kullanıcı birisine yorum yaptığında o sevdiğimiz ünlü influencer veya celebrity ona yorum olarak aptal gibi bir şey söylediğinde direkt bunu söylediğinde çok kötü oluyor. Ama böyle dolandırıp vardır ya böyle dolandırıp hani aptal der ama aptal dediği anlamaz da aptal olmadığını iddia eden kim varsa anlar yani. Öyle öyle olunca dünya şekeri oluyor. Dünya güzel oluyor başkan. Diğer türlü direkt aynı aynı sensin salak gibi bir tonda olunca çok çekici gelmiyor bana. Belki de Okan Boyugan benim dünyamda gerçekten saygı gösterdiğim, idol olarak gördüğüm, fikirlerini beğendiğim, tarzını beğendiğim bir adam olduğu için böyle bir açıklama belki birazcık beni hayal kırıklığına uğratmış olabilir.

Yoksa tabii ki o da dediğinde bence son derece öyle katı değildir yani. Şu, bak podcast'in en sevdiğim özelliği, podcast'imin en, olmasının en tatlı özelliği, ne deseniz şey derim herhalde ya. Yani Okan Boyugan tartışabiliyorum başkan, anladın mı ya? Ötesi yokmuş ya. Teşekkür ederim arkadaşlar.

Böyle bazen şeyi çok düşünüyorum. Birisi çıksa karşıma dese ki hayatı yaşıyorsun, birçok şeyi hissediyorsun fakat böyle özür olarak şu hissi tekrar tekrar yaşamak istesen hani böyle bazı şeyler vardır ya çok zorlasan da kolay kolay karşına gelmez. Onlar böyle anlık fırsatlardır ya da etrafındaki insanların aldığı kararlardan dolayı doğan sonuçlardır. O yüzden çok fazla imkan gelmez. O duygular çok tatlı geliyor bana. Birisi sorsa desek ki ''Neyi yaşamak istersin?'' Benim herhalde, bak çok düşünmeden, biraz düşünsem belki başka cevaplar verebileceğim olabilir ama şeyi çok rahat söylerim. Böyle bir fikri savunduğum bir insanın bana karşı gelmesi ve o da kendi fikrinde çok inatçı olması benim

Doğru bildiğimden çok emin olacağım. Doğru olmasa bile öyle sonuçlanacağımdan çok emin olduğum hikayelerin sonunda haklı olmam. Ve bu olay çok geçmeden, bu olay çok soğumadan bizim denk gelmemiz yine. Herhalde parayla satılsa alabileceğim şey olabilir bu. Bunu hafta bir yaşamak isterim. Hani vardır ya fiziksel olarak masaja gidersin, savunaya gidersin, cilt bakımı yaptırırsın. Bu arada geçen gün cilt bakımına normalde örnek vermezdim. Asla vermezdim.

Çünkü bilmediğim bir şeydi. Geçen gün kuaförde öyle laf lafı açarken işte cilt bakımı iyi geliyor falan dedim ki neden acaba yaptırmıyorum cilt bakımı? Yani hiç yaptırmadım. Cilt bakımı yaptırayım dedim. Bu arada başka bir konu aldırırken şu an o konuyu bitirmeden

Oraya geleceğim ama bu çok önemli bir dipnot. Çünkü anlatırken fark ettim benim için bir katarsis, bir dönüşüm noktasıdır bu. Daha sonrasında dedim ki aha cilt bakımına geleyim dedim. Randevumu aldım ve cilt bakımına gittim. Yani benim bildiğim, şöyleydi gördüğüm reklamlarda olsun, takip ettiğim sayfalardan karşıma çıkan olsun, benim bildiğim kadarıyla

Gidiyorsun ve yüzüne bir şeyler sürülüyor, bekliyorsun. Daha çok market veya o tarz kişisel bakım mağazlarında olmayan ürünler orada var diye düşünüyordum ve o sürülüyor diyordum. Ama o cihazların o yüzündeki o etkisi, daha sonrasında bu işi bilen kişinin yüzüne yaptığı masaj, İnanılmaz bir şey. İnsana bak her şeyi geçtim. Sağlığı geçtim. Ne bileyim her şey başka bir şey yok bu arada sağlık. Tam başka hiçbir şey yok. Onu geçtim. İnsan çok iyi hissediyor kendisini gerçekten. Mesela ben hayatımdaki birçok lüksü sayamam. Nedir lüks desen sayamam.

Bilgisayarım, telefonum çok lüks değildir ama hani bir lüks gibi görür müyüm? Görürüm ama sayamam lüks olarak. Mesela araban var ama araban hiç lüks değil yani öyle düşün. Lüks bir şeyim yok ama bazı hisler insana gerçekten hayatta lüks şeyin ne olduğunu gösteriyor. Onu fark ediyorsun. Aa diyorsun ya bir dakika.

Hani ben kendi koltuğuma lüks demişim hani. Ama o koltuk olduğu için o lüks gelmiş bana. Hayattaki lüksler böyle şeyler değilmiş. O başka keyiflermiş. Yani lüks insanın kendisinin lüks dediği bir şey değilmiş. Lüks kendisi diyormuş hani. Lüks böyle bir şey. Ben böyle bir şeyim diyormuş. Ben bunu 30'umda fark ettim arkadaşlar. Umarım sizlerin daha güzel hikayelerine ben yine umarımlarla. Neyse ben o şeyi çok seviyorum. Bu kadar da çabuk geçemezsin herhalde.

Haklı olmak çok tatlı bir şey. Yani şu an bu konuya dönsem de muhtemelen kimsenin umurunda olmayacağı için bu bölümü şöyle bitirebilirim. Cilt masajı arkadaşlar eğer bilmiyorsanız özellikle beyler için söylüyorum hanımlar muhtemelen çok ilgililerdir ve şu an bana inanmıyorum ya bunu daha bu kadar geç mi yaptırdın gibi dinliyor olabilirler. O yüzden ben kendi hemcinslerime buradan çok içten bir kardeş gibi bunu deneyimlemiş, bunun nasıl bir şey olduğunu bilen birisi olarak seslenmek istiyorum.

Eğer eşiniz, partneriniz, sevgiliniz ben cilt masajına gideceğim yarın dediğinde ki muhtemelen daha ciddiymiştir ve sizin için o çok bir anlam ifade etmiyordu. Yarın, daha sonraki günlerde derse ki ben gidiyorum, muhakkak gidin, muhakkak gidin. Yani bunun şakası yok, buna şaka eklemeyeceğim. Ama bekerseniz de birisinin size demesini beklemeyin, siz kendiniz gidin. Bugün kendim için ne yapmak istedim?

Ben şeyi düşünüyorum. Düşünsene, SOTE ödül almış, tamam mı? Bir konuşmadayım ve diyorlar ki işte, nasıl dedi bunun sırrı? İnsanları nasıl sevdiler sizi? Onlara cilt masajını önerdim ve gittiler. Başkan,

cilt masajı... Gerçekten uzatmayacağım bunu daha fazla. Hiç şey düşünüyor musunuz insanlara iyi misiniz kötü müsünüz diye? Hani herkesin mesela şeyi vardır böyle kendini konumlandırdığı kendini bildiği ben iyiyim ben bu konuda gamsızım ben bunu asla kaldıramam merhametliyim dediği tabuları vardır ama mesela böyle bir ilişki içerisinde veya bir arkadaşlık ilişkisinde karşı tarafın istemediği bir şey olduğunda böyle o an öfkeyle bir sürü şey söyler ya sen şöylesin sen şunu yapmadın sen bunu yapmadın diye ve senin o an tasarladığın o sen Yıkılır ya bir anda. Bütün o sinirini unutursun, öfkeyi unutursun. Bir anda şeye üzülürsün. Ben gerçekten nankör bir insanım. Bu şey ya, bu insanın aslında kızdığı her şeyin çok boş olduğunu gösteriyor. O kadar sinirliyken bile sana karşı taraf bir şey söylüyor. Üzüldüğün şey ben oluyor ya.

Çok acımasız bir dünya değil mi? Çok acımasız bir his değil mi ya bu? Belki herkeste yoktur. Ama ben, ben bunu çok gördüm. Belki çok deneyimledim, bilmiyorum. Mesela bir kavga esnasında işte ''Sen zaten hiç gezmeyi sevmiyorsun.'' dediğinde ben şey oluyorum. Nasıl yani? Ben gerçekten gezmeyi sevmiyor muyum? Neye kavga ettiğimizi...

Çünkü ben hep iyi hatırlanmak istiyorum. Sizin de vardır öyle. İyi hatırlanmak istiyorsun değil mi şey olarak? Hayatına girdiğin birçok insanda iyi kalmak. Hep tamam canım bazısı var yani seni hatırlamasın istiyorsun. Hiç önemli değil ama böyle değer verdiğin ya da bir gün senden bahsederse o çok sevdiğin insan iyi bahsetsin istiyorsun. Onun için böyle bir çaba sarf ediyorsun. Her ilişkide olduğu gibi böyle kavga oluyor, tartışma oluyor, bir şey söylüyorsun.

O böyle sonra öyle bir içerliyor ki bak kadın yine kadın ve erkek demiyorum yani bunu erkek de yapabilir, kadın da yapabilir. Öyle bir içerliyor ki bir şey söylüyor bir anda sana ve sen kavganın neden çıktığını, nasıl buraya geldiğini her şeyi unutup bir anda şeye kırılıyorsun. Ben gerçekten seni hiç önemsemiyor muyum? Kendi yarattığın, o kendi tasarladığın, işte benden şöyle bahsetsin dediğin o tabular, o cümleler bir anda oradan gelmeyince, bir anda yıkılınca ne kadar acımasız değil mi? Yani hiçbir şeyin seni daha çok üzemez ya. Kendine verdiğin o üzüntüyü hiç başkası kimse... Ya o söyleyen o birisi ya. O yarın yine başkası söyleyebilir. Hiçbir zaman şey diyemiyoruz kendimize galiba. Ya diyen de vardır. Şimdi bakmayın ben öyle melankolik olsun diye söylüyorum.

Beni ben biliyorum canım. Ben ne bakıyorum onun söylediğini diyemiyoruz yani. Çok önemsiyoruz insanı. Çok hoş bir şey tabii ki. Tabii ki çok güzel bir şey ama o filtreyi koyamıyoruz yani. Şey diyemiyoruz yani şu an öfkeli olduğu için bunları söylüyor. Aslında bence bilinç yönetme gibi bir şey var mı bilmiyorum yani. Onun eğitimi olabilir bilinç yönetimi yani öfke anında aslında senin de karşı tarafında söylediği her şeyin öfkeye dayanarak söylendiğini bilirsek düşünsene öyle bir seans olsa mesela evlisin eşinle 6 yıllık evlisiniz ve ikinizin de özelliği bir kavga esnasında yapıcı olmak değil de

Gerçekten o da altta kalmamak için ağzına geleni söylüyor. Yani bak bu kötü bir şey değil. Olabilir. İnsan yani öyle rahatlıyor. Bir şeye zarar vermiyor, sana şiddet gibi bir şey eğilim yok ama o da altta kalmamak için her şeyi söylüyor. Sen ona kötü bir şey söyleyince o da senin kötü bir özelliğini söylüyor. Ben de bundan rahatsızım o zaman diyor. Yani öyle bir kavgadan, öyle bir tartışmadan bahsediyorum.

Şimdi düşünsene iki eş anlaşsa böyle, dese ki şu eşeğe geldiğimiz zaman birbirimizi uyaralım, ondan sonra önemsemeyelim. Mesela kavga başlıyor. Bunu buraya niye koydun? Ya acelem vardı. Ya acelem varsa da var biliyorsun. Aa öyle mi? Aa böyle mi? Bir söz, bir söz, bir söz. Sonra bir fark ettiler ki o aşamaya geliyorlar. Aa mesela böyle birbirlerine göz kırıp sonra.

çat çat o da ha anladım o da onu göz kırpsa ve sonra başlasalar. Tabii ki öyle hani hakaret küfür değil. Hani birbirlerine o an öfkeyle ben bunu söylersem rahatlarım bu içimden çıksın ama canım ama ruhum ilhamım hiç alakası yok seninle bırak ben söyleyeyim huysuzluğuma ver açıldın o pis ağzı da karşı taraf da öyle o da onu bilsin ikisi de birbirini bilsin abi başlasınlar. Şarkı söyler gibi, hatta birbirlerine bile bakmasınlar. Bir yandan biri yorganları katlasın, bir yandan biri yemek yapsın, bir yandan biri süpürsün, bir yandan biri film seçsin. Ama devam etsin o şey. Ne derler? Aksiyon, reaksiyon, etki, tepki devam etsin. Bak maksimum tahmini süremi söylüyorum. Maksimum 10 dakika içinde herkes susacak. Çünkü yorulacaklar. Çünkü öfkenin dayanabileceği hiçbir şey yok. Sevgidir tutunan kalbe. Bu bölümü de ama başkan.

Yani herkesin tabii ki kavga yönetimi vardır. Belki de şu an dinleyenlerin birçoğu şeyi diyebilirler. ''Aha bir dakika ya böyle kavgalar mı oluyor? İnsanlar birbirine bağırıyorlar mı?'' diyen de olabilir. Örnek olsun diye söylüyorum. Muhtemelen yoktur. Varsa da ne âlâ. Umarım hayatları... Umarım o bahsettiğim şeyi bir masal tadında dinlerler ve şahit olmazlar. Ama birçok insan tabii ki ''Aa çok mantıklı.'' dese de o esnada... Öyle bir gerçeğimiz de var. Tabii ki bizimki sadece keşke böyle olsa ve olmasını belki istediğimiz, belki kendi hayatım için de öyle. Yani ben de mesela şimdi şöyle, hayatına birçok insan giriyor, düşündüğünde hepsinin farklı farklı özelliği var bir kavgada. Mesela bir tanesi çok şey oluyor, yapıcı oluyor. Direkt kavgayı bastırıyor. Sana mesela şey de gelmiyor, senin üste çıkma, bir şeyleri söyleme ihtiyacın da kalmıyor. Çünkü kıyamıyorsun.

Başkası oluyor mesela, o bir şey söylüyor. Onun kırılgan yapısını biliyorsun, sen bu sefer söyleyemiyorsun. Hadi diyorsun, hadi üzmeyin ben, işte ben bu sefer yapıcı olayım. Kendini zorluyorsun ama o inatla üstüne geldiğinde bir yer duvarların yıkılıyor. Tabii ki yine birbirine, hayatındaki insana saygı çerçevesinde tartışma diyaloğu devam ediyor.

Yani burada savunduğum veya bahsettiğim şeyi anlıyorsunuz. O çok üst, o kavgalar, o hakaret, o kısımlar değil. Zaten onun konuşulacak bir tarafı yok. O artık hastalık durdurulamaz, önlenemez bir sapkınlık boyutuna geliyor. Bizim bahsettiğimiz yani işte böyle kavgalar keşke etmesek. Buradan da kavgam edilir şimdi dediğimiz kavgalar acaba nasıl hani önemsiz bir şekilde çünkü biliyorsun yani birçok saçma sapan şeyden kavga çıkabiliyor yani böyle en mutlu anında bile kavga çıkabiliyor ettiğim bir laftan dolayı ya bu kadar o zaman kendini belli edebilen bu kadar istenmediği halde her yerden çıkabilen bir şey

Ona istediği ilgiyi de vermeyebiliriz. Eğer... Yani ondan büyük olduğumuzu gösterebiliriz. Bilincin bizde olduğunu düşünebiliriz. Yani o kontrol bizde olduğunu, tamam öfkelendirdin beni, evet vücudumu ele geçirdin ama dur bak seninle savaşıyorum diyebiliriz gibi geliyor bana. İşte herhalde, muhtemelen belki bunun şeyi vardır. Seansları, bir tıpta bir branşı, dalı, illa ki belki bir şey vardır. Bakmayın ben böyle, belki de ben şu an çok kabah haliyle konuşuyorum. Belki bu bir, şu an bir akademisyen dinlese belki şu an tırnaklarını yiyor.

gençler zehirleniyor falan diye ben sadece halk dilinde hani bir arkadaşla sohbet edercesine kullanılan lugatı kullanıyorum o dilde telaffuz ediyorum eğer bir kabalığım bir saygısızlığım herhangi bir kişisel ne derler ona bir birey oluşumundaki karakteristik özelliğe zarar veriyorsam da lütfen benim cahilliğime verilsin çünkü insan korkuyor böyle bir toplumda izlediği dinlediği her şeyden etkilenebilen bir toplumun var olduğu bize haberlerle bize ne derler o medyayla yansıtıldığı için insan çekiniyor. Acaba böyle anlatırken de sıkıntı yaşar mıyız? Ben de güme gider miyim diye korkmuyorum deyi başkan. O yüzden siz beni anlıyorsunuz. Bizim böyle daha konuşabilecek seviyedeki şeyleri tartışıyoruz. Onların bence yorumlamasını yapıyorum.

Sizler de nacizane dinliyorsanız ne âlâ. Evet, sevgili güzel sote dinleyenleri. Güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Vallahi çok güzel sohbet oldu. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir. Güzel kar yağıyor. Devam ediyor şu anda. Umarım dediğimiz gibi yani bölümün başında söylediğim şey, sonunda doğru niyetimin, söylediğim şeyin ne kadar bendeki inandırıcılığını kanıtlasın diye öyle bitireyim.

Umarım bu güzel kar yağışı, güzel bir yılın bizi beklediğini, herkes için gönlünden geçen her şeyin ayaklarına yol olduğu, böyle sere sere serildiği bir yıl olur. Umarım mutluluğumuzu daim olur diyerek, sizlere artık son iyi dileğimi de vererek bölümü yavaş yavaş bitirme niyetindeyim. O yüzden teşekkür ediyorum buraya kadar geldiyseniz. Tekrar görüşmek dileğiyle. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevgilinin olduğu yerde gitmek olmuyorsa, bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)