Podcast

S1E27 / İyi şeyler düşünmüş olmak

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Tam kıracağım dilimin kemiğini sonra bir vazgeçiş hikayesi yazıyorum ve hayatıma çok benziyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.929 kelime · ~30 dk okuma

Merhaba, uzun bir aradan sonra yine SOTE'nin güzel bir bölümünde, güzide bir bölümünde. Herkese merhaba arkadaşlar. Cumartesi gecesi yine kavuştuk. Uzun bir süre oldu kavuşmayalı. Kavuşmaktan daha öte bir şey olduğunu bilseydim, inanın onu yapardım. Benim de en sevdiğim şeylerden bir tanesi bu ve bu süreçte hayatımızda birçok değişiklik oldu. Aslında yine şundan bahsedeyim. Bu süreçte yine mesajlar geldi. Bunlar çok mutlu ediyor beni.

Ben de elimden geldiğince, aslında biz bu programı tasarlarken haftalık olarak tasarlamıştık fakat o zamanki pandemi koşullarıyla şu anki ülke koşulları, ülkemizin şu anki pandemiye bakışı tabii ki aynı olmadığı için biz biraz daha yoğunlaştık. O yüzden her hafta programı çıkartamamanın mahcubiyetiyle birlikte sizlerin programı sevmiş olmanın Sizlerin sevmiş olmasının verdiği sevinçle programa devam ediyoruz. Ama elimizden geldiğince de daha doğrusu elimden geldiğince de ben bu arada bak şunu hemen itiraf edeyim. Böyle hep görürsün böyle Instagram postlarında falan böyle açıklamalarda. İşte arkadaşlar çok yorgunum, işte arkadaşlar yıprandık ama değdi, arkadaşlar yorulduk o yüzden bir süre bir şey yok.

Şimdi hep şöyle düşünürüm ben, yani ben senin, seni takip ediyorsam, seni izlemeyi seviyorsam veya senden bir şey almak istiyorsam ben senin yorgunluğunu dinlemek istemiyorum. Yani seni her, o yüzden şu an asla, asla size onu vermeyeceğim, asla onu söylemeyeceğim. Çünkü bunun sizin için zerre umurunuzda olmadığını, sizin hayatınızın zerre bir kaydı olmadığını biliyorum. Çünkü olmaması gerekiyor zaten. Yani bana ne sizin, bana ne benim yorgunluğumdan ya da bana ne senin yorgunluğundan. Yani bu beni ilgilendirmiyor. Ben artık şey, al ver dünyasında yaşıyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Ne veriyorsun bana? Ne alıyorum senden? Ne kadar izleyebiliyorum seni dünyasında? Bir de şunu kabul ederim arkadaşlar. Birisi çok sevdiğiniz bir YouTuber, çok sevdiğiniz bir oyuncu, çok sevdiğiniz bir senarist, makyaj sanatçısı, sevdiğiniz bir ünlü, birisi. Bunu böyle şu an kategoriye koyamıyorum. Sevdiğiniz bir insan size çok yorgunum, birazcık yoruldum, üstüme çok gelindi, dinleneceğim, bir hafta ara verdim, bir süre yokum dediği zaman arkadaşlar şunu bilin.

Bu hayatı kendisi seçti. Yani hiç kimse onu çok ünlü olması için her şeyi yapması gerektiğine zorlamadı. Yani çok ünlü olması için primsel aşklar yaşamaya zorlamadı. Veya çok ünlü olması için başka şeyler kovalamaya zorlamadı. Kendisi tercih etti. Kendisi yaşıyor. Ve bütün mükafatı kendisi çekmek zorunda. O yüzden çıkıp da ben çok yorgunum. Yani sen yorgun olamazsın. Ben yorgun olamam. Hani bu çok güzel bir futbol adamı var José Mourinho. Belki birçoğunuz biliyordur. Bilmeyenler için çok önemli değil zaten.

Çok güzel bir sözü vardır onun. Futbolcuya yorgun olmaz, madende kömür taşına yorgun olurlar diye. Çok tatlı bir sözü vardır bu. Tatlı derken tabi altı derin, acılıdır ama bana çok hoş gelir bu söz yani gerçeklik payı açısından. O yüzden çok inandırıcı gelmez bana böyle sevdiğim bir YouTuber'ın çıkıp da arkadaşlar yorulduk ama değdi, sizi izlerken ben 3-4 gün yokum bir hafta.

Kim bilir ne yapacaksın öyle bir haftada? Bize böyle kendini acıtıyorsun. Bizi niye acındırıyorsun? Zaten hayatımız yeterince mutsuz. Zaten yeterince kaosun içindeyiz. Benim derdim senin videona geldiğim zaman bir şeyler izleyeyim, kafam dağılsın, bir şeyler dinleyeyim, bir şeyler görelim, bir şeylere oy atalım, bir şeylere yorum atalım.

Ya bir an bir kopalım istiyorum ben. Ama senin de mutsuz olduğunu, senin de yorgun, senin de kırgın olduğunu görünce ben şey oluyorum yani kahramanım kırılmış gibi hissediyorum. Yani kahramanım vurulmuş gibi hissediyorum. O yüzden vermeyin ya. Ben öyle demeyeceğim. Ya çıkıp da çok yorgunum demeyeceğim, çok yoğunum demeyeceğim. Ben tercih ettim bu hayatı. Kendim yaşıyorum. O yüzden de sohbete yetiştiremiyorum bazen arkadaşlar. Ama bölümlerimiz yazılıyor bu arada.

Onun heyecanı var. Heyecan demişken başka bir... Peki bu süreçte hayatımızda neler değişti? Neler oldu? Onlardan bahsedelim biraz da. Daniska adını taşıyan dünyanın en tatlı, bence bu arada, talk show'u başladı. Ben sunuyorum bu arada. Belki aranızda izleyenler vardır. İzlemeyenler varsa da YouTube'da Daniska Talk Show yazarak şu an iki bölümümüz yayınlandı. Onları izleyebilirler. İlk bölüm Burak Yörük, ikinci bölümde Dünya Şekeri Melis Işiten konuk oldu.

Programdan çok kısa bahsedeyim ben size çünkü ilk bölüm yayınlanınca birazcık arkadaşlar Burak Yürük üzerinden değişik bir algıya çekildik. Onu açıklayayım ben size. Şimdi yıllarca ülkemizde talk show programı yapıldı. Hatta öyle ki yani Beyazıt Öztürk ve Okan Bayülgen'den ziyade ülkemizde kimlerin kimlerin talk show yapabileceğini gören bir nesiliz.

Bugün izlediğimizde böyle rezilliğiyle öne çıkan insanların bile biz talk show yapabildiğini görmüş insanlarız yani bakıldığında aslında. O yüzden şimdi herkesin talk show yapma cesareti var bence bu konudaki yetisi olan bu konuda kendini güvenen birçok insanın bence talk show yapma özelliği var ve herkes de yapıyor. Ben çok mutluyum yani hep diyorum ya size herkesin her şeyi yapabiliyor olması demek her şeyin iyi olduğu anlamına gelmiyor yani biz de ama şöyle dedik biz de talk show yapacağız ama geleneksel bir çatımız olsun çatı geleneksel olsun stüdyomuz konuk ağırlamamız sunuşumuz işte şeyler falan ama içeriği birazcık farklı olsun dedik yani izleyen birisi geldiğinde işte bir oyuncu varsa abi oyunculuğa nasıl başladın? Değil de hani birazcık böyle birbirimizle oynayalım farklı bir durum gözüksün daha şey gözüksün diye düşündük ve ben bu yüzden ilk bölümde Gerçekten insan olarak çok beğendiğim, çok sevdiğim bir arkadaşım Burak Yürü'yü çağırdım. Ve dedim ki ben Burak'a, Burak dedim böyle böyle bir bölüm çekeceğiz abi. Ama senden şunu istiyorum. İlk bölüm ya, yani nereye kadar çıkabiliriz? Ne yapabiliriz? Ben bunu görmek istiyorum. Aslında bizim o demo bir çekimde olabilirdi yani Burak'la çektiğimiz. Ama Burak'ın enerjisi, Burak'ın kendini parçalaması... Bu arada, neden bunları söylüyorum? Burak'a inanılmaz bir şey geldi. Nasıl antipatik, nasıl kendini beğenmiş, küçük dağları onu yarattı falan.

Arkadaşlar bakın yani tabii ki herkesin yorum yapma hakkı var. Tabii ki bir şeyleri değerlendirebilirsiniz ama bir şeyi hiçbir zaman gördüğünüz gibi değerlendirmeyin. Yani o kadar üzülüyorum ki böyle şey yaptığınız zaman. İnsanlar sizler için bir şey hazırlarken sizler için bu arada kendimden asla bahsetmiyorum yani. İnsanlar sizlere güzel bir şey sunmak, farklı bir şey sunmak isterken sizin olduğu gibi yorum yapmanız dümdüz bir yerden bu arada siz derken sizden de bahsetmiyorum bir şey diyeceğim ben kimden

Dümdüz konuyu ele almanız çok acımasız bir şey. Bunu daha çok YouTube kitlesi için söylüyorum. YouTube'da aktif olan kitleyi için ki az çok da yaşını tahmin ediyorsunuz. Madem yaşını tahmin ediyoruz da Sergen'cim niye YouTube'a yaşıyorsunuz? Arkadaşlar şimdi oralarda değilim. Bırakın eleştiriyi aslında kimse kimseye eleştiri yapmasın. Çünkü eleştiri bizde çok farklı anlaşıldı. Eleştirmek kişiye bir şey katandır. Mesela ben çok istiyorum eleştirilmeyi program yaptığımda. Bu programda şu eksik ama şuradan tamamlayabilir gibi bir şey olsa oturup okursun.

Ama yani şimdi bu komik mi, bu olmamış gibi şeyler bence eleştiriye girmiyor. Yani Burak bölümünde de öyle bir sıkıntı yaşadık yani. Tabii bunun yorumları okumamışsınızdır muhtemelen ama şöyle bir şey söyleyeyim. Bu kesimin aslında nereden geldiğini az çok biz bu işin içinde olan insanlara tahmin edebiliyoruz. Ve çok komik geliyor arkadaşlar. Hayatım boyunca SOTE programında, hayatım boyunca SOTE programında bir yıllık program,

Hiçbir zaman tavsiye vermedim. Yani bir şeyi şöyle yapın, bir şeyi böyle yapın doğru olur demedim. Hiç de demem. Çünkü haddime değil benim. Ama sadece şunu söyleyebilirim. Çok nacizane bir şekilde oluyor. Çekinerek söyleyebilirim. Hayatta hiçbir zaman, hiçbir şeyi arkadaşlar kör olacak kadar bu kadar fanatik sevmeyin. Çünkü sevdiğiniz zaman diğer güzel her şeyden mahrum kalıyorsunuz. Yani ben size olayı şöyle özetleyeyim. Benim çok sevdiğim bir arkadaşım Burak. benim programımda programın belki iyi gitmesi programın iyi bir yere gelmesi adına birçok şey yaptı ve karşılığında adamın inanılmaz bir şey oldu karşı tarafa geçildi yani ben çok üzüldüm daha sonra bununla ilgili açıklama yaptık yani bizim umurumuzda mı tabii ki umurumuzda arkadaşlar çünkü burada bir insan kariyeri insan psikolojisi söz konusu yani bu bir iki tane yorum olsa bunu çok önemsemezsin ama iş oraya gelince birazcık çığırından çıkıyor birazcık şey oluyor ama neyse ki ilerleyen bölümlerde bunu telafi

edebilmeyi düşündük. Yani ben şeyi çok iyi düşünüyorum. Manyağa bak ya. Şeyi iyi görebiliyorum gibi geliyor bana yani. Bir şey, insanlar bir şeyi çok sevdiklerinde veya o konuda bağımsız olduklarında onu hiç görmezsen, öyle bir şey hiç yokmuş gibi darlanırsa onlar da şüphe ediyor bu tutarlılığından yani. Onun da kafası karışıyor ister istemez. O yüzden tabii ki

arkadaşının, pardon daha doğrusu arkadaşını böyle bir şeye sürüklediğin için tabii ki üzülüyorsun ama Burak da çok olgun bir insan. Bunu çok güzel bir yerde karşıladı. Ne o bir şey söyledi ne biz bir şey söyledik. İkinci bölümümüzde Melis Çiçten bölümüyle ve Melis'in tatlılığıyla da bütün bu ortamı yumuşattık ve Daniska Talk Show çok güzel başladı. Çok heyecanlıyım. Herkesin vardır ya böyle bir lafı, şey lafı.

Uzun yıllardır böyle bir şey düşündük, hayal ettik diye. Benim uzun yıllarda tabii herkesin vardır böyle. Hiç yok mu sizin? Mesela Beyaz Suyu bizlerken şey yapar mıydınız? Bir gün ben konuk olsam ne cevap veririm? Keşke bugün ben konuk olsam. Ben de düşünürdüm konuk olmayı, programı sunmayı. Bak gördün mü? Bugün vesile oldu. Bugün program sunuyoruz. Umarım uzun yıllar sürer. Ama ben şöyle bir şey düşündüm aslında. Şimdi orada olan birçok şeyi siz tabii görmüyorsunuz. Kesiliyor, biçiliyor, renkleniyor, editleniyor, YouTube'a konuluyor ve izliyorsunuz.

Ben de size şimdi SOTE dinleyicilerine şöyle bir kıyak yapacağım. Perde harikalarını burada anlatacağım. Neler oldu? Neler bitiyor? Mesela bir hafta çok sevdiğiniz bir konu geldiğinde onunla ilgili hiç bilmediğiniz iğrenç özelliklerimi test edemesem de böyle neler olduğunu burada anlatacağım. İlk Burak'la başladık ve Burak'ın bölümü biraz tahliyesiz oldu Burak açısından ve benim açımdan ama biz bunu konuşurken çok çok inanılmaz şeyle karşıladık yani. Nasıl derler ona ya böyle

Şaşkınlık mı derler ona? Nasıl böyle anlayabilirler? Nasıl böyle görebilirler? Nasıl o arkadaşlığı göremiyorlar? Okuma yazma bilmeyen birisine göstersen anlarsın burada bir şey, bir duygu akışı olduğunu yani. Niye onu söylüyorum? Hani şiirler falan çok edebi girdim ama bu bile risk mesela. Bizi sosyal medya öyle bir yere getirdi ki insan söylediği her şeye çekiniyor biliyor musun? Geçen gün şeyi fark ettim.

tweet atacağım ve birkaç defa okuyorum. Birkaç defa okuyorum. Acaba doğru mu yazdım? Acaba farklı anlaşılır mı diye. Yani ifade özgürlüğü konusu aslında çok başka bir yere geldi ama onları da konuşacağız. Yani SOTE podcast programının kelime karşılığını yavaş yavaş vermeye başlayacağım.

Hayatımdaki birçok gireşmelerle alakalı mesela Bonkist de buna dahil, Blue TV'deki dizimiz de buna dahil. Daniska Talk Show da buna dahil. Böyle gözükmeyen, bilinmeyen perde arkalarını burada beraber paylaşabiliriz diye bir plan yaptım. Umarım sinsiliğim gün yüzüne çıkmaz ve burada böyle yürüyebiliriz. Pekala Sote 27. bölüm başlasın bakalım. Özledik.

Şimdi hepimiz tabii ki yarattığımız dünyalarımızda sevdiğimiz, özen gösterdiğimiz ve hayran olduğumuz şeyleri dile getirmeyi, savunmayı söylemeyi seviyoruz ve dünyamızın bize vermiş olduğu lükslerden bir tanesi de her şeyi söyleyebilmek, her şeyin özgürlüğü, ifade özgürlüğü çok güzel bir şey fakat bunu kullanmak ve bunun karşılığını alabilmek öyle güzel bir şey ki yani güzel derken yani aslında Ya bu çok karışık bir konu benim için. Şöyle özetleyeyim ben bunu. Ben mesela kendi dünyamda başkasının kırıcı olmayacak bir şekilde savunduğum bir şeyi, bir başkasını kırdığımda başkasının bana verdiği tepki çok rahatsız edici olabiliyor. İşte o zaman ifade özgürlüğü doğru mu diye düşünmüyor değilim mesela. Ya da bu sefer ben şey diyorum, bir dakika ya diyorum, hiç kimse kibar değil, hiç kimse bu kadar homojen değilken ben niye bu kadar, ben derken, genel olarak bahsediyorum tabii ki, ben niye buna dikkat ediyorum diyorum ve bu sefer ben şey diyorum yani,

Bu böyle olmamalı bence diyorum ve alttan bambaşka bir adam çıkıyor. Bu sefer hiç anlamadığı bir şey. Yani senin göstermek istediğin şey bambaşka iken bambaşka bir yere dikkat çekiyorsun. Adam bambaşka bir şeyi savunuyor. Mesela geçen gün ben bir tweet attım. Şimdi sosyal medyada günümüzde, tarihimizde, televizyon tarihinde binlerce iş, binlerce işten esinlenmiştir yani. Oradan bir şey almıştır ya da onun uyarlaması yapılmıştır.

uyarlama denilen şey, esinleme denilen şey kalksa eğer, yasaklansa Türkiye'de belki birçok dizi yapılmayacak. Yani ulusal kanalda, ana akımda birçok diziyi izleyemeyeceğiz belki de yani şey olarak. Ama biz bunu öyle anlıyoruz ki yani şey olarak bu çok normal bir şey bence. Olmalı. Esinlenmelisin bir şeyden. Çok ünlü bir yabancı sitcomu. Tabii ki Türkiye'ye çevirmelisin.

Türk çizgilerine göre, Türk insanına göre tabii ki çevirmelisin ya da Türk bizlik bir şey katmalısın ki daha onu almalıyız. Daha onu Türkleştirmeliyiz ki bize bize geçsin. Hani bunda hiçbir sıkıntı yok. Ama bir şeyi yani daha önce yapılmış bir şeyi olduğu gibi alırsan bu bir problemdir. Bu bir sıkıntıdır yani şey olarak.

Bu bir hırsızlıktır. Tamam Türkiye'de bunun belki birçok örneği olabilir. Ben ama onlardan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim şey bunun olmaması gerektiği yani. Kendi adıma söyleyeyim. Mesela ben bir şey yaptım ve bunun için binlerce insan çalıştı. Biz bir şey sunduk ortaya. Bir yıl sonra aynısını başka bir taraf yaptığında bu çok kötü bir şey yani. Bir şey dersin başkan bir dakika bir terslik yok mu? Arkadaşlar sizce rahat uyuyabiliyor musunuz?

Sizi rahatsız eden bir durum yok mu diye ben çok merak ederim mesela. Ama diğer taraf o kadar gamsız ki bunu insanlara sunarken hiç çekinmiyor. Tabii ki konumuz bu değil şu anda. Ben çok daha minimal bir şeyden bahsedeceğim. Beklentiyi birazcık büyüttüm. Twitter'da inanılmaz bir kavga kaos ortamı var biliyorsunuz yani. Ve Twitter'da binlerce kişinin Twitter'ı çalındı.

şey olarak senin yazdığın tweet başka birisi yazıyor bir yıl sonra iki yıl sonra bunun çok önlerini gördük belki senin görselin ya şeyi bile gördük arkadaşlar adam sevgilisini paylaşıyor başka bir sayfası kız yine kızı paylaşıyor kendi sevgilisi gibi yani kız çocuk kafayı yiyor benim sevgilim ha benim sevgilim lan o da yani bütün bunlar çok komik şeyler geçen gün de benim başıma geldi bu öyle yazdığım bir tweet vardı belki görmüşsünüzdür işte bulaşık yıkarken su boşa akmasın hareketi böyle elimi suya tutan bula bula bula bula neyse Birisi, çocuğun bir tanesi fotoğrafın aynısını alıyor ve metnin aynısını alıp paylaşıyor. Şimdi ben ne diyebilirim buna? Benim olduğuma dair tek kanıt bileğimdeki bileklik. Ama ben çıkıp ne mahkemeye veriyorum, ne... Yani kovalamam. Bu o kadar derdim içerisinde başkan. Hiç sıkıntı değil, gerçekten sıkıntı değil. Ama sonra bana çok gelmeye başladı bu işte. Abi sen değil misin? Böyle olunca millet seni gaza getiriyor.

Bu şey gibi bir şey, abi bir şey demeyecek misin? Abi ne oldu? Başkanım tamam, bir dakika tamam dedim. Ben paylaşayım en azından, gördüğümü belirteyim dedim. Ben de sonuçta bir hırsızlık, bu hırsızlığın kötü bir şey olduğunu göstermek adına çocuğa doğrudan, birebir değil de o tweet'i alıntılayarak dedim ki

''Ya başkan keşke kendi kolunu kullansaydın.'' dedim. Ondan sonra altına öküz yazdım. Şimdi ben bunu yazarak kötü bir şey yapmış olabilirim. Hakarettir sonuçta bu. Ama şimdi hiçbir zaman, bakın arkadaşlar hiçbir zaman bir şeyin nedeni olmadan bir şey olmaz. Bir şeyin bir şeyi olmuştur ki yine onun nedeni çıkar ortaya. Pardon, bir şeyin nedeni olur yani. Bakıldığı zaman çok daha ters tepki verebilirdim ben ona yani şey olarak. Ama bizim bu hayatta daha önce nelerimiz çalındı? Gittiler de peşlerinden gitmedik. Bu arada bahsettiğim şey, ele hoca gelir bir şey... Aha başkan ama her konuyu da böyle aşka love... Ya Sergen Demirci, hem love hem romantiksin abi yapma ya, hem de mizah. Diyeceğim şey şu, ben tabii orada birazcık kabalık yapmış olabilirim ama şeyi de göstermek istedim yani o kullanıcıya. Bir de bak öyle şeyler var ki, profiller var ki, ismi farklı, profil fotoğrafı çok ünlü bir işte film karakteri yani...

Ona dair hiçbir şey yok. Yani bir boşlukla savaşıyor gibisin. O yüzden onunla yapacağın bir şey yoktu. Ben dedim ki başkan keşke kendi kulunu kullansaydın. Böyle öküz yazdım. Ben bu arada özür dilerim. Ben çok mutlu oldum. Asla tavsiye etmiyorum. Çünkü bir insan bir insana asla öküz dememeli. Eğer o onun bir şeyini ona sormadan çalmadıysa tabii ki demeyin arkadaşlar. Sonra alttan, bak şimdi hikayenin komik kısmı başlıyor başkan. Alttan biri çıkıyor diyor ki ne var abi senin kimse bir şeyini alamaz mı?

Estağfurullah dedim kardeşim tabii ki alabilirler ama dedim esinlenme değil bu. Bu bu dedim olanı direkt koyma yani bu zaten yapıldı. Başka bir şey yapar üstüne bir şey koyar ben de bu sefer katılırım ya aa nereye gelmiş. İnanılmaz bir diretme var ortada. En çok korktuğum şeylerden bir tanesi bu. Karşınızda sizi dinlerken anlamayan, ona bir şey yazdığınız zaman okuduğunu anlamayan birisi varsa bu en zor tartışmadır. Ben burada sizlerin çok zeki olduğunu, benim her şeyi okuyunca anladığımı asla söylemiyorum.

Mesela atıyorum benim kapasitem 10 üzerinden 3. Mesela 3. Ben 3'e kadar anlıyorum mesela diyelim ki. Ama karşımdaki 1'se... Özür dilerim 1 derken gülmem geldi. Ki hiç bu arada 1 hiç yok ben. Yani bilmiyordum daha doğrusu. O gün bir ihtimal dedim de 3-4 tweet konuştuk orada bir umudumu şey yaptım. Ha dedim 2 en azından diye düşündüm. Asla bir yere varamıyorsun arkadaş. Adama şey anlatıyorum. Hayır diyorum kardeşim. Estağfurullah diyorum.

Benim takıldığım nokta şu, olanı direk koyması. Yoksa dedim tabii ki esinlenmeli insanlar bir şeylerden ve hala şey diretiyor. İşte şey mi diyelim abi sana Sergen sen en iyisini yaptın aynen abi üstüne mizah. Başka ne alakası var? Yani o kadar tehlikeli. Bu örneği şu yüzden verdim arkadaşlar. Günlük hayat, hayatınızda illa çıkacak karşınıza bu tarz insanlar. Yani ona bir şey söylediğinizde onu anlamadığını gördüğünüz zaman hiç sakın üzülmeyin. Sinirlenmeyin ve o an durun.

Çünkü şunu fark edin arkadaşlar ben ne konuşursam konuşayım şu an zaman kaybı ve her şey yani nefesim gidecek, boğazım bak en basit şeyler arkadaşlar. Hiç büyük şeylere girmiyorum başkan boğazım kuruyacak anladın mı? Bunlara bile değmez yani. Arkadaşındır oturur konuşursun onu bir şekilde çekmek istersin bu yola doğru ama tartışma o münakaşa dediğim kısma girdiğin zaman orası çok tehlikeli bir kısım.

Ben şeyi severim mesela böyle tartışmak diye bir şey vardır. Oturursun tartışırsın. Mesela yılların çok bilinen bir hikayesidir. İki grup karşı karşıya gelir. Bir taraf yoğurt beyazdır diye savunur. Bir taraf yoğurt siyahtır diye tartışır. Ben şimdi size sorayım. Bu tartışma saatler sürüyor. Hangisi kazanmıştır? Tabii ki de yoğurt beyazdır diyen kısım kazanmıştır. Ben bugün

çok ara vermem gerekiyormuş pardon hangi kısım kazanmıştır diye sorsam dersiniz ki tabii ki yoğurt beyazdır yani çünkü yoğurt beyaz görüyoruz ama hayır yani yoğurt siyah diyen taraf kazanmış şimdi merak ediyorsun nasıl savundu acaba ne dediler acaba diye o yüzden tartışmak tabii ki güzel bir şey ama istiyorsun ki oturduğun zaman senin fikrin hiçbir zaman mesela var mı aramızda abi hayır ben bir şey düşündüysem o kesin doğrudur ondan sapmam sanmıyorum ya illaki vardır da hani ben şimdi sanmıyorum diyeyim yani denk gelmesin yani kötüyü çağırmayalım anlamında başka sonra şöyle oluyor mesela tartıştığım birisiyle mesela benim bir fikrim var ben diyorum ki hayır diyorum bu böyle o diyor ki aa öyle olur mu ya diyor o öyle olmaz nasıl peki diyorum o sonra başlıyor anlatmaya ya diyor eğer bu böyleyse diyor bak şu şuraya geliyor şu şöyle oluyor aa diyorsun bilmediğin bir dünya açılıyor bilmediğin bir şey öğreniyorsun yani senin doğru bildiğin şeyin yanlış olduğunu öğreniyorsun bak hiçbir şey yapmadan bile artı birdesin başkan sonra doğrusunu öğreniyorsun artı iki en sonunda en güzeli insan kazanıyorsun çünkü diğer türlü

...senin söylediğin şeyi dinlemeyen birisiyle veya yanlış olduğunu iddia eden birisiyle... ...hep eksiğe gidiyorsun, insan kaybediyorsun. Tabii ki bizim derdimiz insan kazanmak ama... ...dediğim gibi o... ...sen anlatırken seni dinlemeyen, seni anlamayan, senin bütün... ...bak şöyle bir şey var kavgada başkan, yani tartışma kavgasında daha doğrusu... ...böyle bir yere kadar nazik nazik anlatıyorsun, nazik nazik konuşuyorsun, konuşuyorsun... ...bir yerde de onun böyle anlamadığını... Bir de onların şöyle bir özelliği var bak çok iyi bilirsin. Sen mesela her cümlende başka bir şey söylüyorsun. Ya tamam diyorsun bak bu böyle ama diyorsun şu şöyle. O bir şeye tutunuyor. Bir tane cümleye tutunuyor. Sonra onu söylüyor tamam mı? Sen de yok hayır abi diyorsun başka bir şeyden başka bir yerden onu çürütüyorsun. O yine onu söylüyor tamam mı? Ya olur mu canım işte bu böyle diyor. Ya yok diyorsun bak şu hamle sinirim bozuldu. Ya yok diyorsun hayır abi bak şimdi anladım ben seni diyorsun. Bir daha çevir çevir çevir çevir. O bir daha diyor ki ya yok abi bu değiş.

bak oradaki şeyin var ya başkan senin o en son bir hareketin var böyle hani böyle artık hareketleniyorsun böyle ve ses tonlaman değişiyor bak ses tonu ton hepsi değişiyor ya kardeşim bak bir cümleye giriyorsan Orada o tartışmanın durması gerekiyor bence veya şeyi anlaman gerekiyor. Bak direkt böyle nefesini alıyorsun hemen duruyorsun. Ha diyorsun bir dakika ben şu an gideyim kendi düşündüğüm şeyi hemen duvara anlatayım. Duvar bana bir şey söylemesin ve ben sakinleşeyim. En azından belki şey gibi düşünüyorsun duvara söylediğinde. Düşünüyor o an. Sen bir şey söyledin ve duvar o an düşünüyormuş gibi geliyor sana. Çünkü diğeri çok tehlikeli.

Hep aynı şeyi tekrarlıyor yani o psikolojik bir saldırı yani psikolojik bir silah bence yani yıldırma psikolojisi. Mesela bir bunu nerede kullanabilirsiniz mesela atıyorum arabaylasın durduğun ışıklarda şeye geliyor cama şeye var ya cam siliciler mesela onlar geliyor mesela sen hiç hiç öyle bir talebin yok hiç öyle bir arzun yok cam çok temiz bu arada günlük güneşlik şok diye cama suyu sıkıp zaten camı kirletiyor bir sonra başlıyor şeye mesela camda bak size bir taktik vereyim arkadaşlar Yıldırma politikası. Hep aynı şeyi söyleyin ve aynı tonda. Önünüze baktınız cama geldi ya abi işte bir lira verir miyiz? Teşekkür ederim sağ olun dön. Ne söylerse söylesin. Hep aynı şeyi söyleyin. Teşekkür ederim sağ olun. Teşekkür ederim sağ olun. Bakın bunu bir gün deneyin arkadaşlar.

Bak şok olacaksınız yani kafayı yiyeceksiniz. Hep aynı şeyi aynı tonda. Yıldırım politikası unutmayın bunu. Teşekkür ederim sağ olun, teşekkür ederim sağ olun. Ve en son bir yerde şeyi fark ediyor böyle hani en son bir şey demek isterken o da sıkılıyor arkadaşlar. Diyor ki aa diyor bu beni dinlemiyor diyor o da gidiyor yani. Yani şunu unutmayın insan arkadaşlar kınadığı şeyi yapmadan da ölmüyor. Bu da başka bir söz başkan aklınızda bulunsun.

Herkesin korktuğu, herkesin tehlikeli bulduğu birçok şey var. Benim de birçok şey var günümüzde. Ama hep şeyden bahsediyorum, buradaki iyi şeylerden, olumlu şeylerden. Oradan bakarsak hep onlardan bahsediyorum. Çünkü hayatıma ne kadar güzel şey sokarsam o kadar güzel olur diye düşünüyorum. Yani hep güzel şey düşünüyorum, hep güzel şey düşünüyorum.

Siz de öyle yapın. Hep güzel şeyler düşünün. Hiçbir şey olmasa bile en azından güzel bir şey düşünmüş olursunuz diye düşünüyorum. Bu hayat felsefem değil ama söylemesi de hoşuma gidiyor.

Fakat şuna bakın ben şu konuda birazcık son günlerde kararlıydım çünkü biliyorsun pandemi ile birlikte daha aktif bir sosyal medya mecrasına daha aktif bir paylaşım dünyasına girdik. Dolayısıyla hem isyanlar hem çöküşler hem yükselişler hem sıkıntılar mesela pandemiden önce TikTok bizim TikTok mecrası bizim böyle daha şey gördüğümüz, belki kafamızı çevirip bakmadığımız biri TikTok deyince burun kıvırdığımız bir şeydi ama şu an magaziniyle merak ettiğimiz bir dünya haline geldi. Yani mesela ben şahsen çok merak ediyorum ve oradaki insanların o özgürlüğüyle birlikte çıkan rezilliği, yani rezillik tabii demeyeyim şimdi hepsi genç çocuklar yani burada saygısızlık gibi olmasın ama onlar da bence beni anlıyorlar bu konuda. bambaşka bir boyuta geçti o. Rezillik demek çok doğru galiba ama şahsi olarak demiyorum yani. Biz hep kavgaların da usturuplu, ilişkilerin de usturuplu bitmesini sevdik belki ya da kendi hayatında da hep ona özen gösterdin. Kötü olmasın, kötü bitmesin diye ama bir şey ne kadar kötüyse tabii ki o kadar ilgi çekici oluyor başkan. Şimdi bunu burada gizlemenin mantığı yok. Örnek TikTok örneği değil ama tabii ki en dipten başlamak için bunu söyledim. Fakat şöyle bir şey var arkadaşlar bakın herkes

bir şeylere başlamak istiyor. Mutlaka vardır belki çevrenizde. Yani şunu yapmayı düşünün sosyal medyada. Herkes yapıyor, ben de yapayım. İşte YouTube'a gireceğim, ben de yemek yapacağım, ben de makyaj yapacağım, ben de gezeceğim abi, ben de şey yapacağım. Tabii ki, tabii ki, tabii ki herkes yapmalı. Ben, benim haddime değil, ben karar meclidiyim. Tabii ki herkes bir şeyler denemeli, bir şeyler yapmalı. Ama, bakın şimdi şu,

Şu çok büyük sorumluluk. Bir şey yapandan ziyade bir şey yapana bir şeyi teşvik eden de çok büyük sorumluluk. Yani çok saçma sapan şeyler geliyor mesela. Ben o yüzden şu an mesela TikTok'dan o yüzden bahsettim. Orada çok bir tavsiye geçiyor işte. Oradaki o TikTok çeken insanlar böyle programlara konuk oluyorlar mesela. Diyor ki yani mesela soru geliyor ona nasıl düşünüyorsun, nasıl başladın diye. Ben diyor kimseyi düşünmüyorum, kimseyi önemsemiyorum. Hiçbir yoruma aldım.

Başkan bu çok tehlikeli bir şey. Bunu benden duymuş gibi olma ama bu çok tehlikeli bir şey. Bu müthiş bir dibe çöküş. Bu müthiş bir psikolojik sorun demek. Sen diyorsun ki arkadaşlar benim bir salak sorunum var. Ben kendimi iyi hissetmiyorum. Kendimi bu mecraya verdim ve burada her şeyi yapabilirim ama şunu bilin ki ben galiba sıyırıyorum diyorsun başkan. Çünkü ben onu anlıyorum. Bakın bu bir tavsiye değil arkadaşlar. Eğer çevrenizde

böyle bir şeye kalkışacak birisi varsa veya herhangi bir şeye, asla kötü yorumlara aldırma, kimseyi dinleme, ne yapmak istiyorsan... Arkadaşlar, bu yorum çok tehlikeli bir şey arkadaşlar. Çünkü hiçbir zaman hiç kimse doğruyu göremez, doğruyu bilemez, doğrunun ne olduğunu bilemeyebilir. Tabii ki kendi istediği şeyi ortaya koyabilir, kendi sevdiği şeyi çıkartabilir, kendi doğrularıyla bir şeyler sunabilir, yapabilir.

Bahsettiğim şey tabii ki belki bir video, bir kıyafet, bir ne bileyim bir çocuk, birbirisine aşık olmak bir kadın olabilir ama... ...şey sakın arkadaşlar bakın ya kimseye böyle bir şey olabilir mi ya? Başkan delirirsin ya. O zaman niye yapıyorsun ya? Tabii ki insanların yorumları önemli. Şimdi düşünsene mesela... ...çok tatlı bir kız düşünün ki çok var Türkiye'de ve YouTube'da böyle veya TikTok'ta. Kız diyor ki işte ben işte dans videosu koyacağım diyor veya...

sohbet programı koyacağım diyor işte bir konuğum var diyor koyuyor işte 50 dakikalık bir program izliyoruz fakat programın içerisinde hiçbir şey yok bize geçen yani 50 dakikamızı alıyor ve hiçbir şey vermiyor ve ben diyorum ki altına arkadaşlar 50 dakika çok uzun bir süre çok sıkıldım sohbete dinleyemiyorum ya ben kötü yorum yapıyorum mesela diyelim ve kız bunu görmüyor şimdi ne demişler ona kötü yorumu aldırma Başkanım, böyle bir şey olabilir mi? Sen o zaman hep kötü bir şey yapacaksın. Tabii ki aşağı bakman gerekiyor. Ben sana saçın çok kötü gözüküyor, ciddiye al demiyorum. Ama eleştiri dediğimiz kısım orada ortaya çıkıyor. O yüzden tavsiye verirken de birazcık şey demek gerekiyor arkadaşlar. Çoğunluğa bir bak. Millet ne düşünüyor çoğunlukla? Ben her şeyi aldırmadığım için bugünden bugüne kadar geldim.

İşte biz seni orada hala gömüyoruz başkanım. Çok güzel bir yerdesin ama iyi bir yerde gözükmüyorsun onu bil. Sen tabii ki çok büyük paralar kazanıyorsun, izlenmelerin çok yüksek, çok inanılmaz hype'ların var, herkes senin peşinde koşuyormuş gibi geliyorsan ama öyle değil. Başkanım biz odalarda kıkır kıkır sana gülüyoruz yani. Sen bir şey attığın zaman biz onu birbirimize tutuyoruz ama iyice kendini mal yaptı bu diye yani. İşte orada kendini birazcık ayırmak gerekiyor olabilir. Yani orası özenli bir kısım. Ama bizde hani var ya öyle ilk başlarken tavsiye verileni de işte orası asıl önemli kısım yani. O tavsiye veren böyle bir şey. Kimseye aldırma babacım sen devam. Başkanım böyle bir şey olabilir mi ya? Ya gözünü seveyim bu bilinçsizlik yani bu yorumu yapan kişi şey yazsın önüne. Ben hiçbir şey okumadım.

Hiç düşünmedim bugüne kadar. Daha önce bunu duydum bunu söylüyorum. Hiç aldırma abi sen daha ya. Bana şu an aranızdan birileri dese ki yani işte başkan ben de bir şey yapacağım. Kitap yazıyorum. Ne bileyim işte video çekeceğim. Film, kısa film çekiyorum falan. Tabii şey dersin yani ya bir bak. Hani kısa filmler nasıl çekilmiş. Ne çekeceksin mesela? Hani böyle bir tatlı bir romantik komedi mi? Ne bileyim tatlı bir dram pornosu mu çekecek? Ne çekeceksin yani? Bir bak neler yapmışlar. Sen ne yapabilirsin?

Kimseyi aldırma. Kafandaki en doğru. Hayır, o o yani. O kafasındaki o. Ama o bu piyasaya uygun olmayabilir. Tabii ki her şeyin bir adıcısı var. Yani şimdi böyle çok da derin konuşmak istemiyorum ama siz beni anlıyorsunuz en azından o konuda. Ben oralardayım birazcık yani. Yoksa... Tabii ki herkes bir şey yapıyor. Ama ama dediğim şey o yani arkadaşlar. Eğer bir şey yapacaksanız, naçizane fikrim şu, tabii ki sonuçta bunu insana sunuyorsunuz yani. İnsan bunu izliyor, insanlar bunu dinliyorlar. O yüzden onların yorumları çok önemli. Eğer mesela bir... Şöyle sorayım ya, biz bu konuyu şöyle bitirelim. Çünkü ben bayağı dolmuşum bu konuda. Velev ki arkadaşlar, siz bir mecraya bir şey koydunuz. Önemli değil. Siz onu kendiniz tasarlayın kafanızda. Bir şey koydunuz ve bu platformda alta yorum yapma hakkı var insanların.

Velev ki 300 yorum geldi. Düz mantıklı 300 yorum var ve bu 300 yorumun 258'i şey dalga geçiyor sizle. Ve 10 tanesi diyor ki abla herkesi boşver sen devam et. Arkadaşlar hangisi? Ya samimi soruyorum ya. Mesela benim için ben uyuyamam o gece. Ben o videoyu nasıl silerim diye deliririm ya. 10 kişi çok değerli insanlar, çok hatırı sayılır kişiler olsa da

Yani büyük bir azınlık çok dalga geçiyor seninle. Bak söylerken böyle utandım yani. İnşallah o duruma düşmezsiniz ama Türkiye'de çok var o duruma düşen. Onlar size örnek olsun diyorum arkadaşlar. Daha da ne diyeyim bilmiyorum başkanım.

Dünyaya bir daha gelsem ve meslek seçme hakkım olsaydı gerçekten insanın olmadığı bir şey demeyi isterdim. Yani şu an çok nankörce gözükebilir tabi ki bunu sevmediğim anlamına gelmiyor ama bir kez daha bir iş anlamında yani bir ilişki anlamında bir şansım olsaydı asla içeride insanı istemezdim çünkü Sayı ve rakam ne kadar çoğalırsa arkadaşlar delirme imkanınız o kadar yükseliyor. Yani çok ilginç şeyler oluyor. Ben bir yandan şeyi de çok istiyorum. Burada ben hiçbir zaman Instagram'da veya Twitter'da çok değil. Yalan söylemeyeyim birazcık. Bazen paylaşıyorum böyle komik mesajları paylaşıyorum ama bazılarını paylaşamıyorum çünkü onlar bana çok komik geliyor. Belki paylaşsam komik olmaz diye düşünüyorum ama bazen de burada şey istiyorum, onları anlatayım istiyorum.

Mesela duruyorum, bir hanımefendi mesela, Sergen'cim bir ara bir şey konuşacağım, bana bir yazar mısın? Şimdi başkan, sen kimsin? Biz ne konuşacağız? Yani benim yakın arkadaşlığım bile bana bunu söyleyemiyor. Söyleyemiyor derken, bir konuyu ölçüyorsun ya da ben de söyleyemem. Ya şununla ilgili bir şey konuşacağım, bir fikrin var mı dersin, o sana döner sonra.

Bir şey konuşacağım bana bir yazar mısın?" diyor mesela. Niye bu riski göze alayım ben? Çünkü daha önce ben bunu yaptım iyi niyetli zamanlarımda ya da yeni zamanlarımda. O zaman daha yenisin. Birisi sana mesaj atıyor mesela. Bir şeyi merak ediyorum diyor. Tabii ki buyurun diyorsun. Kuzenim sizi çok seviyor. Video gönderir misiniz? diyor.

Ya videoyu gönderir miyim kısmını merak ettim gerçekten başkanım. Yani o kadar... Ben de bu kısmı merak ediyorum. Ya da bu bir tuzak mı? Çünkü merak ettiriyor böyle. Ulan deliriyorum mesela. İşte bir şey konuşacağım bir ara yazar mısın? Kafayı yiyorum ya. Acaba diyorum ne konuşacak? Benlik bir şey mi? Benimle alakası yok mu? O zamanlar böyle ilk başlarda çok yapıyordum ben bunu. Mesela erkek yazıyor mesela. Ağabey diyor. Çok acil. Lütfen ağabey diyor. Ne oldu kardeşim diyorum. Ağabey nasıl unutacağım ben ya diyor.

Başkan, bak hep diyorum ya zaten çok derdim var. Zaten herkesin çok derdi var. Bir de sürüklemeyin başkalarını arkadaşlar. Gidin, kendi dişinizde halledin. Hiç kimse, hiç kimsenin acısını çekmek istemiyor arkadaşlar. Yani eğer bir arkadaşınız, çok sevdiğiniz dostunuz siz ağlarken yanınızdaysa, canı gönülden orada olmak istinden değil arkadaşlar.

İnanın şu dışarıda şey diyor yani ya sorma ya bizimki de perişan işte gittim yanında moruk sallıyorsun. İçim daraldı diyor yani. Orada yanınızda mutlaka geçer kanka üzülme falan diyor ama dışarıda başka konuşuyor. Çünkü acıya tahammülümüz yok arkadaşlar. O yüzden daha fazla acıya çekmeyin bizi. De ki ya Sergen bugün çok mutluyum. Bir yere gideceğim gelsene de ben sana hayır diyeyim. Yani ama o gizemli dünyayı niye çekiyorsun beni?

Bilmediğim bir dünya ama daha önce bunun örnekleri güzel olsa tabii ki katılırdım. Bu arada bak şey gibi anlaşılmasın böyle egoist, aşist, manyağa bak. Vermezsen cevap verme be gerizekalı gibi düşünmeyin. Bu bir tane değil bu sergencim bakar mısın mı diyor. Yavrum neye bakayım neye yani durduk yere kim kime bakmış ya ben sana bakayım şimdi. Bu sadece benim başıma gelen değil tabii ki birçok benim gibi diğer ünlü insanların da başına.

Ben ünlü olmayı çok seviyorum arkadaşlar. Yani tabii ki ben biraz daha ünlü olmak ve ünlü olmamak arasında bir yerdeyim. Bazen beni tanımıyor, hiç bilmiyor adam ama şey diyor, siz oyuncusunuz değil mi? Mesela ben onu hiç bozmuyorum.

Kim bilirim, kim bilirdim, kimle karıştırdı beni acaba? Tatlı oluyor. Yani umarım yani öyle bir derdiniz varsa tanınmak, tanınmamak gibi. Çünkü bazen böyle denk geliyorsun, oturuyorsun insanlarla. Tek derdi o yani. Adam tanınmak istiyor mesela. Ama niye olduğunu söylemiyor. Keşke ben de ünlü olsam diyor. Hani ben şimdi burada ünlü olduğumu söylemiyorum ama tabii ki dünyamızda ve ülkemizde bir ün meselesi var, ünlü. Ünlü olmak diye bir şey olduğu için söylüyorum. Adam şey diyor, ben de ünlü olmak istiyorum.

Neyle? Yani ne bileyim ya keşke ben de ünlü olsam. Çok basit arkadaşlar bunu tabii ki biliyorsunuz. Çok basit ama neyle olduğunda önemli, nasıl olduğunda önemli yani yoksa ünlü olmak... Bak işte yani... Ya bazen böyle dilimin kemini böyle kırıp böyle böyle doğru yasım geliyor da... Diyorum ki bazen, oğlum hiç senlik bir şey değil. Yani niye giresin diyorum yani. Mesajlar diyorduk çok fazla konuyu karıştırmayayım. Öyle mesajlar geliyor. Ben gülüyorum. Tabii ki cevap vermiyorum. Çünkü daha önce yani o ilk zamanlarda bu hakkı birkaç kişi kullandı. Şimdi artık dönmüyorum arkadaşlar. Eğer öyle bir şey yazdıysanız deyin ki işte Sergen'cim ya şu konuyla alakalı, şöyle bir şeyle alakalı konuşmak, şöyle bir şeyle ilgili görüşmek

dediğiniz zaman tabii ki elimizden bir şey geliyorsa o zaman konuşmak istiyoruz ama Sergen'cim bir bakar mısın dediğinde ben kendimi kötü hissediyorum arkadaşlar. Ben kendimi böyle fanusa veya bir parmaklığa konmuş bir hayvan gibi hissediyorum. Yani beni oynatmayın ve hayvanlara da lütfen parmaklığa koymayın diyerek buradan sosyal mesajımızı Verelim. Evet sevgili Suda dinleyicilere güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Valla özlemişiz yani bakıldığı zaman yaklaşık 33 dakikaya geçmişiz sohbette. Ne tatlı, ne güzel olmuş yani. Cumartesi gecemize güzel renk kattık. Umarım dinlemişsinizdir. Bu böyle bir ara verdik gibi anlaşılmasın. Çok mahcubum size karşı da. Ben burayı çok seviyorum. Burası benim özel alanım. Burası benim kimsenin revize vermediği, kimsenin karışmadığı bölümüm. Burası benim her şeyi. özgürce konuşabildiğim diyeceğim ama az önce de konuşamamış olanın vermiş olduğu tatlı. Valla şunu çok açık söyleyeyim yani sizlerden hep söylüyorum yani gelen mesajlar beni çok mutlu ediyor. Ben bile bazen gün içerisinde mesela başka bir şeyle kafam yoğunken bir anda gelen SOTE gelmeyecek mesajı beni çok mutlu ediyor yani çünkü

İnsanların bunu, yani sizlerin bunu sevmiş olması keyifli. Çok duygusal girmeyeceğim, öyle değil yani. Ama gerçekten insanlığa dair, insanlara dair ve insanlarla çok fazla yüz göz olmamamıza dair bence güzel bir bölüm oldu. Bir de neyi fark ettim biliyor musunuz? Ben galiba birazcık kırılmışım insanlara. Bunu daha önce galiba söyledim ama bir kez daha söyleyeyim.

Yani bölümlerin böyle ara ara içerisinde daha önce söylediğim ve benim için önemli olan birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü şöyle bir şey de başıma geliyor. Son bölümü paylaşıyorum. Mesela bu bölümü Instagram'da paylaştım. Adam ilk defa görüyor ve bu bölümü dinleyip

bütün suateyi bir anda yorumluyor yani diyor ki sen diyor nereden biliyorsun ya başkan ya 20-30 bölüm var içeride ya belki öncesinde bir özür diledik belki birisiyle şakala ya bir dur ya ya bu kadar bu kadar saldırgan olmak zorunda değilsin ya yani bilmiyorum ya ya da ben çok sıkıldım abi her şeyden sıkıldım böyle şey mantığı vardır ya basıp gideceğim buralardan ama eski dinleyenler diyecekler ki Sergen'cim sen uzaklarda yapamazsın çünkü bir kere yemişsin bu egzozun tadını Valla ben özlemişim çok güzel bölüm oldu. Dediğim gibi burada sık sık artık böyle gözükmeyenler kamera arkaları. Kamera arkası ne ya? Kulis sohbetleriyle de buraya biraz daha sinsilik katacağım. Daniska'yı izleyin.

Güzel bir talk show oldu bence. Umarım devam eder. Güzel yorumlar aldığım için ben şu an güzel diyebiliyorum. Tabi ki deseniz ki iğrenç, çok kaba diyemezdim. Demek istediğim şeyi bağlandınız mı? İnsanlardan baktığımız zaman tatlı yorumlar da var. O yüzden hoşumuza gitti. Güzel de gidiyor. Umarım sizler de izleyip beğenirsiniz diyerek yavaş yavaş da artık bölümümüzün sonuna gelelim. Herkese güzel bir cumartesi ve güzel bir hayat diliyorum. Aynen başkan sen deyince oldu her şey.

Neyse biz o zaman yavaş yavaş daha fazla vaktinizi almadan gitmek istemiştik gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtım ben de hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)