
3.747 kelime · ~19 dk okuma
Merhaba, evet. Teşekkür ederim. Niye teşekkür ettim bilmiyorum. Başlaması birazcık heyecanlı sadece. Ondan sonrası ancak keyifli oluyor. Yavaş yavaş da alışıyoruz. Dediğim gibi uzun zamandır aslında istediğimiz bir işte bu. Ve şunu söyleyeceğim. Galiba daha önce söyledim ama söylemek hoşuma gittiği için. Aslında şunu söylemek için birazcık önden.
yer yaptım. Gerçekten çok hoşuma gidiyor. Yani yazdığınız mesajlar çok hoşuma gidiyor. Bunu siz de bilin istedim. Çok uzatmayacağım çünkü çok hoşuma gidiyor. Ve sesim falan değişiyor. Teşekkür ederim. Umarım sevginiz daim olur. Umarım sizlerle birlikte sizleri böyle işte eğlendirecek. Ne bileyim.
İşte dinliyorsunuz yani. Güzel, hoş hoş yani. Umarım hep dinlersiniz, hep olursunuz. Hep yaptığımız işlerin arkasında... Pardon. Hep arkasında olabileceğiniz işler yaparız. Umarım. Ya Sergen. Başkan, yapıyorsun ya. Ya bir de bunların şu an aklıma geliyor olması o kadar bana kendimi havalı hissettiriyor ki. Ve... Artık sanırım kendimi övmekten vazgeçmeliyim. Bam, bam, bara bam bam bam.
Aslında bugün biraz daha... Şimdi karantinaya girdiğimiz gün bugün. 29 Mayıs. Cuma akşamı. Yani yarın sabah karantinaya uyanacağız. Belki de son karantina olacak. Öyle bir söylem var. Yani biz de bildiğimizi söylüyoruz sadece. Bir tahminimiz yok bu konuda.
Son karantina olacak. O yüzden bu gece birazcık daha böyle alıştığımız duygusallıklı bir ruh haline büründük. Tabii ki kendimizde eğlencemiz, güldüğümüz, ettiğimiz, kafada attığımız şeyler var. Ama böyle karantinaya girerken böyle ister istemez bir ne bileyim ruh daralması, böyle bir içine çekilme gibi şeyler söz konusudur diye tahmin ediyorum.
Ben de öyle bir moddayım. Her şey yolunda ama böyle tatlı bir yerimde bir kasvet var. Hep böyle beslediğim, olmasını istediğim daha doğrusu. Büyük tatlı bir kasvet var. O yüzden bugün size hatalarımdan bahsedeceğim. Yani aslında bir tane hatamdan bahsedeceğim. O da tam bir hata değil. Bu program şeye dönmeyecek bu arada. Sakın merak etmeyin. Böyle haftalık yayın açıp kendi anılarını işte böyle anlatan bir program yapmak istemiyorum. Sadece bazı anıları kendi dilimizde...
...sevilirse tabii ki devam ederiz. Kendimizce böyle anlatmak istiyoruz. Bir anıyı anlatmak için neden bu kadar önden...
İzin istiyorum, onu da bilmiyorum yani. Zaten... ...şu an çoktan dinlemek istemeyenler gitti. Yine kaldık biz bize. Bak gördün mü duygusallığımı? Her yerden alaya duygusal bakabilecek bir moddayım şu anda. Hatalarımdan bahsetmek istiyorum, bir tane hatamdan. O da şöyle, şimdi bildiğiniz gibi... ...şaka dünyasında yaşıyoruz. Hani şaka arıyorsun, şaka yapıyorsun, şakacı bir kimliğin var. Stand-up yapıyorsun, öyle bir mizacın var. Hani işte komedyen diye yani... Çok övünmek doğru değil. Çünkü çok usta isimleri, komedyen diye yıllarca bildik. Öyle işledik kendimize. Şimdi o sıfatla birden anılmak tabii ki bir had meselesi. Ama tabii ki de hoşumuza gidiyor. Öyle bir şey var. O yüzden şuna inanıyorum bence ben.
Bence her insanın aslında böyle bir şaka yapma şeyi vardır kendi içerisinde. Ben çok özel olduğumu veya bu işi yapanların çok özel insanlar olduğunu tabii ki söylemiyorum. Ama eminim ki çok özel insanlar da var. Ama şundan bahsediyorum, toplumun genelinde de aslında bu mevcut bir... ...duygu, mevcut bir istek, belki mevcut bir arzu. İnsanlar şaka yapmak istiyorlar ve zaten sosyal medyada da birçok kültüre ait... ...farklı mizahlar görüyoruz kendilerince. O zaten belli oluyor, anlaşılıyor. Görebiliyorsun, anlayabiliyorsun onu.
Benim de işte kendimce gençken bir takım şaka yöntemlerim vardı. Çok uzatmayayım. O zamanlar tabii İzmit'te yaşıyorum. Daha çok genciyim. Liseye gidiyorum ve... ...liseye gittiğim için de böyle ders hale başladı. Üniversiteye hazırlanıyorum bir yandan da. Bir yandan da böyle bir sorumluluk sahibi olmak için çalışıyorum bir barda. Tabii yaşım gereği de işte gündüzleri kalıyorum. Geceleri bazen çalışıyorum. Bir havuzlu İzmit'te güzel bir bar yani neyse. Ondan sonra benim o dönem böyle bir üniversite hikayelerim olmaya başladı. Üniversiteye gideceğim. Zaman yaklaştıkça...
Tabii gideceğim artık İzmit'ten. Yani o kesinleşti. Böyle bir... Bir hüzünlüyüm yani gideceğim için. Neyse. Yani son bir hafta falan kaldı gideceğim. Yer bekliyorum. Bir gece bardayım, çalıştım. Çalıştım, çalıştım. Tabii biraz da böyle hani... Bilirsin o çalışırken böyle... Çalıştığın yerin şartlarını kendince değerlendiriyorsun. Ben de işte o çalışırken böyle... Bir iki bir şey attım. Tabii genç olduğum için çabuk etkilendim.
Sonra eve gittim, odama geçtim ve odamda böyle istemsizce ağlamaya başladım. Çok gencim, yani çok hayata başka yerden bakmam gerekirken... ...odamda kapıyı kapatıp ağladığım bir akşamdı. Sonra annem geldi, odaya girdi birden. Çünkü bazı durumlarda annelerin odaya direkt girme hakkı olduğunu biliyoruz. Bazen çok kazak ettiler, çalarlar ama genelde... ...onlar bilirler yalnız zamana, o yüzden çalmazlar. Direkt içeri girdi.
...böyle beni tabii ağlayınca, ağlarken görünce bir yediremedi oğluna. Şu yaptığın hoş mu dedi ya. Delikanlı adamsın dedi, ağlıyorsun kız için. Kız dedi böyle güçsüz bir erkeği ne yapsın dedi. Böyle bir damarım oynadı benim. Ben de o an gerçekten kendime yediremedim. Hani annemin karşısında böyle bir vaziyette olmaya böyle laflar... ...çok ağrıma gitti. Dedim ki ya içimden. Ben daha ağlamadım anne. Ben dedim ki anneme... ...ya gerçekten bunun için mi ağladığımı zannediyorsun dedim.
Kapıda böyle bir irkildi. ''Niye ağlıyorsun ki?'' dedi. Liseye gittiğim için, dershane falan olduğu için etraf dosya dolu, kağıt dolu. Bir tane takıldı gözüme, aldı onu anneme attı. Yani böyle uzattım. Anne dedim ''Ben kolon kanseriyim, o yüzden ağlıyorum.''
Bunu şu an söylerken böyle o kadar utanıyorum ki yani. Bu hikayede şu arayışımı sokmam gerekiyor. Bu gerçekten çok doğru bir şakadayı. Bu bir hata arkadaşlar. Bunu yapmayın diye size anlatıyorum. Ben bu hikayenin üstünden çok çok zaman geçtiği için daha yeni yeni aslında yaptığım cahilliği fark ediyorum. O zamanlar... Tabii o zaman da fark ettim de, şimdi dönüp baktığımda nasıl böyle bir şey yapmışım? İnsanlara kötü örnek olmak adına bu hikayeyi anlatıyorum. Öyle asla şey yaptığım bir hikaye değildir yani, yanlış anlaşılmasın. Hatta hata diye başladım, dikkatliyseniz de. Neyse tabii annem, anne yüreği. Dosyayı böyle alınca böyle bir çöktü kadın, yere oturdu ağlamaya başladı.
Ağlamaya başlayınca tabi ben daha da kötü oldum. Bu sefer de şakanın çok büyük bir sınırını geçtiğini fark edince hemen şey yapmaya çalıştım. Anne dedim şaka yaptım işte ağlama diye. Aşırı ağlama şaka yaptım anne ben işte öyle yediremedim kendime falan. Bu sefer annem ona inanmamaya başladı. Ben üzülmeyeyim diye bana yalan söylüyorsun diyerek ağlamaya devam etti.
Anne varlarken sürekli olarak ona hayır hayır demeye çalıştım ve bir aydan sonra tabi ki sakinleştik ve annemi ikna ettim olmadığıma. Allah beterinden saklasın herkese. Umarım biz sağlık sorunu yüzünden hiçbirimiz bir yakınlığı kaybetmez. Umarım hiç kimse keşke birbirini kaybetmese de ama hayatın bazı gerçekleri Ne yazık ki her canlı ölümü tadacak. Şimdi niye bu araya bunu soktum ben de bilmiyorum. Çünkü toparlayamadım. Bu ağır hissiyatın doğru telaffuzunu bulamadığım için biraz zorlandım. Ama siz beni anladınız diye yine size sığındım. Tabii annemi ben sonra sakinleştirdim. Her şey rayına oturdu. Ama tabii annem benimle bir hafta falan konuşmadı. Hiç konuşmadı çok. Çok uğraştım konuşsun diye ama haklı olarak konuşmadı. Hatamın farkındaydım. Ama olayı birazdan sonra şova çevirmeye başladım. Mesela misafiri geliyor. İşte atıyorum. Nurten teyze geliyor. Konuşuyorlar. Ben işte mutfağa gidiyorum. İşte hoş geldin Nurten teyze diyorum. Hoş bulduk oğlum. Nasılsın? İyi misin? diye soruyor. Annem cevap veriyor. İyi değil Nurten. Kolon kanseri.
Evet, hayatımızda böyle hatalar yaptıkça aslında bir şeyleri fark ediyoruz bence. Ben de o yüzden bu hikayeyi tekrar belirtiyorum. O yüzden anlatmak istedim. Asla arkasına sığındım. Arkasına sığındığım bir şey değil. Gerçekten de hatırlarken bile aslında yaptığım o zorbalığın... Annemi böyle üzmeye hakkım yok ya. Onun farkı çok uzatmayacağım. Annemi bu şekilde üzmeye hakkım yok.
Eminim sizlerin de annenizi aynı şekilde üzmeye hakkınız yoktu diyeyim. Başka da bir hüküm sürmüyorum bununla alakalı yani. O kadar da aile içine giremem. Serkan haddini bilsen de yani. Neyse. Evet. Podcast'ımız devam ediyor. Yani bu anılar çok aslında bende ama dediğim gibi bölümü şeye sığdırmak istemiyorum sürekli anılara ama...
Çok da anılarım var, çok da anlatmak istiyorum yani. Böyle bir şeyi fark ettiğin çok güzel oluyor. Mesela bu tarz anılar... Tamam kötü dedim ama şöyle bir güzelliği de var. Bir şeyi fark ediyorsun ve bir daha bu hatayı yapmaktan çekiniyorsun. Yapmıyorsun, uzak kalıyorsun. Ya da neyin kötü olduğunu en azından biliyorsun. Neyin kime yapılmayacağını biliyorsun. O bakıma bu tarz şakaların belki sonrasında çok güzel bir geri dönüşü olabiliyor. Mesela benim...
hepimizin kafasında bir şey vardır ya bir türklük imajı vardır böyle bir dersin ya türkü tanırsın abi gidersin o dondurma işte sosista hani böyle türkü tanırsın vardır ya yurt dışında benim de öyle bir hikayem oldu stand up gösterisiyle kıbrıs'a bir gün gideceğim Kıbrıs'a gittim. Uzatmayayım çok. Gittim Kıbrıs'a. İlk defa gittim Kıbrıs'a bu arada. Ondan sonra çok güzel ağırladılar. Yemek yedik. Gösteriyi yaptık. Eğlendik. Gösteri bitti. Her türlü gün böyle bir Kıbrıs'a gezelim şey oldu. Gezdik. Sınıra geldik. Oraya gezdik. Önemli yerlerini gördük. Kıbrıs hakkında bilgiler veriliyor. Onları dinliyoruz, geziyoruz. En son böyle bir...
...bölgeye geldik. O bölgede böyle telli bitiyor. Yani diğer taraf artık Rum tarafı. Rumların olduğu bölüm. Biz de tabii Türklerin olduğu bölümdeyiz Kıbrıs'ta. Böyle bir mesele alanı böyle yürüdük birazcık. Sonra tellere geldik. Tellerin artık görüyorsun yani böyle arada bir şey var. Yol devam ediyor oradan. Bir tel var arada. Diğer taraf Rum tarafı. Böyle... ...baktığın zaman karşı tarafa... ...gerçekten farklı bir mimarı görüyorsun.
İnsanlar böyle farklı, yolların genişliği bile farklı. Yani şey yapmıyorum, burası kötü, orası iyi demiyorum. Sadece farklı olduğunu söylüyorum. Dönüp baktığın zaman daha böyle... Mesela bu tarafa dönüyorsun, kendi olduğun tarafa dönüp baktığında daha böyle senlik bir görüntü, daha rahatsın. İçin daha huzurlu, bildiğin yollarmış gibi. Karşı taraf hiç bilmediğin bir oyunda... ...bilmediğin bir bölüme girmişsin gibi. Yabancılaşıyorsun, etrafa sürekli bakıyorsun ama... ...kendi alanında, ucuna baksan bile kenardaki her şeyi görebiliyorsun. Zaten mesire alanındasın. Gerçekten kenarda yemek yiyenler var, top oynayanlar var. Yazlık bir zaman. Bir de şu var mesela karşı... Dedim ya burada insan var, orada da insan var. Mesela oradan iki tane böyle... ...genç hanımefendi yürüyor, genç kız yürüyor iki tane.
Buradan bizim tellerin tarafından bir laf atılıyor onlara. Pişitler, baksana, nereye falan. Onları izliyorsun, laf atanları. Sonra gidenlere bakıyorsun. Kaderinin burada olmak olduğunu anlıyorsun. Gerçekten burada olmak senin bir kaderin. Sen burası için bu dünyaya gönderildin. Ya bununla övünürsün...
Ya da bu diyarı ayak uyduramazsın. Bunun bir kaçış yolunu ararsın. Muammi seçim yapma hakkım oldu. Ve göğsümü gere gere bir sonraki gelen iki kıza biz laf attık. Bugün
yavaş yavaş Anılarla Sergen programına doğru bir yolculuğa çıktık. Biraz da yargı dağıtayım. Bugün özel. Twitter'da Sote veya Sergen Devic'i yazınca aramaya... ...merak ediyorum bu dönemde, bakıyorum kimler ne düşünüyor diye. Bir tane arkadaş yazmış. Tabii çok güzel mesajlar var, onları burada söyleyerek... ...kendimize övmeyelim. Bunu zaten sık sık yapıyoruz. İşte bu tavrıma çok... Neyse. Bir arkadaş demiş ki, Sergen Devic'i ne kadar boş yapmışsın podcastında. Bu minimalde bir mesaj, bu tarzda. Yani ben çok üzülüyorum böyle mesajlara biliyor musunuz? Gerçekten. Hani şey var ya, takmıyorum. Ben ilgilenmiyorum, görmüyorum falan. Ben tabii görmüyorum ama okuduğum şeyleri kolay kolay aklımdan çıkartamıyorum. Çok üzülüyorum böyle. Yani kafamdaki insanlara erişebilmek, ulaşabilmek çok keyifli ama... ...böyle bazı insanlara da ulaşamadığımı, erişemediğimi görünce... ...çok üzülüyorum. Yani hatayı nerede yaptığımı hep arıyorum.
Niye erişemiyorum, niye ulaşamıyorum diye düşünüyorum. Umarım belki başka bir zamanda, başka bir işte, başka bir karşılaşmada tüm sevmeyenlerin gönlünü alırım. Başarabilirim bunu. Yani tek temennim bu yani. Bir de niye acaba böyle bir şey yaparız? Bu baskının altındayız. Onu da anlamam yani. Neden sevmeyenlere böyle bir selam göndeririz? Mesela ben niye yapıyorum şu an? Neden beni sevmeyenleri kazanma derdindeyim? Neden beni sevenler daha değerli olmuyor? Varsa bu arada, esnaf hani cümleye uyusun diye söylüyorum canım. Varsa bir iki sevelimiz ne âlâ, ne mutlu. Neden daha değerli oluyor? İşte... Şey yapmayan, izlemeyen, dinlemeyen... Dinleyen, dinlemeyen herkese teşekkürler. Dinleyemiyor. Ona niye teşekkür ediyorum ki ben? O beni dinlemedi ki.
Niye onu bela okumuyorum ben? Dinleyenleri niye ayırmıyorum dinlemeyenden? İzleyenleri niye ayırmıyorum? İşte izlediniz filmimizi, işte dinlediniz, ne bileyim, geldiniz. İşte programdasınız. Çok abartıyorum, o kadar büyük bir şey olamaz. Yani alt tarafı izlemek mesela işte. İzlemeyenlere teşekkürler. Niye ediyorum? Etmek istemiyorum ki. İzlemedi o beni. Bunu da görmeyecek. Ben niye kendimi görüyorum onun için? Hayır, ben Sevin'i ayırayım.
Teşekkür edeyim diyeyim beni seven. Bak konu nereden geldi? Sevenden geldi. Görüyor musun? Sevenden, izleyen izleyen. Evet. Mesela seven daha değerli. Biz diyor izlemek diyoruz, dinleme. Bunlar... ...sevmenin yanında bunların lafı mı olur ya? Evet, konuyu işte dağıtmazsam aslında çok duygusal... ...tekrar omuda geçiyoruz. Neden seveni sevmeyenden ayırmıyorum ki? Seven daha değerli değil mi? Bu dünyada sevmeyi... ...başarabilmiş bir insan... ...sevmeyen... ...kötülüğünü akıtan bir insandan daha değerli değil mi? Yani bence öyle. Ama işte... ...bizim o yufka yüreğimiz, o sevmeyenin de insan olduğunu biliyoruz. Belki fütursuzca bir yorum yaparken... ...belki bizim de insan olduğumuzu, kırılabileceğimizi, darılabileceğimizi... ...düşünmeksizin yorum yaparken, biz onu yazan... Biz derken işte ben, Selin Ciğerci Hanım, Şeyma Subaşı falan... ...o tayfadan bahsediyorum. Bizler onun insan olduğunu bilerek ona kırılmıyoruz. Belki ona...
...bir şey, onu ötekileştirmiyoruz onu. Diğerlerinden ayırmıyoruz, onu da karmaya alıyoruz ama... ...o zaten kendini orada belli ediyor diye. Evet. Çok yorulduk Gülben, çok. Hepimizin,
yani birçoğumuzun daha genç nesilin... ...ilk defa yaşamış olduğu bu pandemi sürecini... Galiba yavaş yavaş sonuna geliyoruz yani. Haberler bu yönde ama... Pardon, haberler bu yönde ama... ...bir ikinci dalgada bekleniyor haberleri takip ettiğimiz zaman. Yani inanılmaz bir dönemden geçtik gerçekten. Böyle bir pandemiyi ilk defa yaşayanlar olarak... ...gerçekten zorlu bir süreçten geçtik bence. Umarım... ...söylenen her şey doğrudur. Sürecin gerçekten yavaş yavaş... ...sonuna geliniyordur. Umarım bir önlem alınıyordur. Umarım önüne geçiliyordur. Yoksa...
Bunlar yokken bunları söylüyorsak birazcık işler kötüye gidecek gibi geliyor bana. 1 Haziran'da hayatın birçok bölümü herhalde faaliyete girecek, açılacak kafeler, restoranlar açılacak diye biliyorum. Umarım... Yani şimdi şöyle şeyler de var Twitter'da okuduğum zaman yani çok aslında konuşurken biraz seçmek istiyorum ama şöyle şeyler de var mesela Twitter'da aslında insanların kafelerde virüs kapmayacağına dair tespitleri de var ama normal insanların da çok haklı bir şekilde ne gerek var gibisinden tepkileri var ama bu tabii ki virüs kaparsın ve kapmazsın tartışmasına Dönmeden önce, çünkü yavaş yavaş öyle sinyaller var. Dönmeden önce aslında bunu sadece bir önlem alarak da... ...bütün bunların önüne geçebileceğimizden bahsediyoruz gibi geliyor buna. Evet, farkındayım yani. En azından ben kendi adıma konuyorum. Evet, tabii ki daraldık. Evet, sıkıldık. Evet, gerçekten dışarı çıkıp... ...arkadaşlarımızla oturmayı, sohbet etmeyi... ...başka eylemlerde, başka etkinliklerde bulunmak istiyoruz. Ama işte diyorum ya, ilk defa yaşıyor olmak galiba önlem almak konusunda biraz daha şüpheci... ...davrandırabiliyor belki de bizi.
O yüzden bir karar alırken bence biraz daha genel düşünmek gerekiyor olabilir. Bana öyle geliyor. Mesela ben kendi adama bir Haziran'dan sonra hemen olarak hayatın normale dönmesini kabul etmek istemiyorum. Yani bu kadar durdum, biraz daha durmak istiyorum. Çünkü kendi çevremden de bu şekilde bir karşılık, bu şekilde bir geri dönüş aldığım için... ...onların da aslında fikrine sığınarak, onların da fikrine güvenerek... Ben de böyle bir kararı kendime uyguluyorum. Çok önemli değil benim kararım, farkındayım. Sadece ben de sizlere kendi fikrimi. Çünkü sosyal medya dilini biliyoruz, her şeyin sorulduğu. Bir şey paylaşmadığında hemen tepki gösterilen, niye söylemedin, niye düşünmüyorsun diye tepki verilen bir mecrada. Ben de size bu konu hakkındaki, şu an gündemdeki bir haberle alakalı, belki dünya ile alakalı bir konuyla... Kendi fikrimi söylüyorum. Evet, fark edin dünyanın da umurunda değil ama... ...ben yine söylemek istiyorum. Dinleyen üç kişi, beş kişi kime ulaşabilirsek... ...onların da fikirlerini düşünme zamanda vardır ya öyle. Ya bilmiyorum aslında açılacak ama ne diyorsun gibisinde olan insanlara... ...belki biraz daha bekleyebiliriz demek istiyorum sadece. O kadar bekledik, biraz daha bekleyebiliriz ki biz nesil olarak... ...neleri beklemedik?
Şimdi biraz daha beklemezsek, bir türlü gelmeyeceğim dediği halde inanmadığımız ve beklemekten asla vazgeçmediğimiz insanlara ayıp olmaz mı be? Geçen bölüm, böyle kendisini çiğneme diye bahsettiğimiz bir hikayemiz vardı. Belki dinleyenler hatırlayacaklardır. Böyle kendisini kendi anlatan insanlar diye bir neredeyse tespitte bulunmuştuk. O çok geri dönüşü aldı. Çok hoşumuzu gitti. Bu hafta da yenisini ekledik. Belki bunu yavaş yavaş seri haline getiririz. Her hafta bir tespit, her hafta bir kişilikten bahsederiz size.
...saçmalıyorum. Düşündükçe aslında bu şeyi görebiliyorsun, o... ...insanları görebiliyorsun böyle kendisinden. Nasıl diyeyim? Böyle boz... Hani... ...kendisini böyle belli eden bir tip var. Mesela şunu da ben fark ettim. Şimdi... ...yani yine aynı konuya gelmek istemiyorum ama... ...sadece hikaye doğru olsun diye söylüyorum. Böyle hani... ...bir ortama girdiğinde böyle... ...hani...
...atıyorum tanıyor veya tanıştırıyorlar işte komedyen olarak... ...tanıtın yani stand-up yapıyor, gösteri yapıyor falan böyle bir... ...ortamda şey olarak tanınıyorsun hani şakacı... ...şaka yapan birisi olarak biliniyorsun. Video çekiyorsan oradan tanıyorsa biliyor hani senin... ...sen mizahi komedi, sen vine çekmiyor musun falan diye böyle bir lugat var. Orada anlıyorsun yani ortamda böyle şakacı olarak gözüken bir tip olduğunu ve böyle...
Kendine böyle bir tip çıkıyor, böyle şaka yapıyor sana böyle. Yani senin üstüne oynuyor. Sen işte böyle gülüyorsun, karşılık görüyorsun. Ama bu şakalar böyle büyüyor. Bu sefer böyle... Gerçekten şakalar büyüyor. İşte ticari boyutları falan geliyor. Mesela uğraşıyor seninle. Sen ona böyle bir karşılık verdiğinde, bir şaka yaptığında bozuluyor. Hani böyle atıyorum, onun ayarında bir karşılık verdiğinde... ...o böyle bir çekiliyor kabuğuna, bir bozuluyor.
Gerçi bu konuyu sevgili Cem Yılmaz çok daha güzel anlatıyordu ama ben şu an fark ettim tespitimi benzer bir tespit. Ama o şey diye anlatıyordu hani seyirci bir dönem sustu diye. Yani tespit olarak ben daha genel yani daha kolay kaçıyorum ben. Daha da spesifi indirebilirim istersen şöyle diyebilirim mesela bu şöyle de oluyor.
Kız arkadaş mesela bir şeyi biliyor. Diğeri hakkında. İki kız arkadaş. Mesela diğer hakkında bir şeyi biliyor. Kalabalık bir ortam düşüngeni. O böyle hani ona oynayacak ya. Böyle bir laf sokuyor ona. Bir üstüne gidiyor onun. Bir kudurtuyor. Hani... Aslında söylemek istediği şeyi tamamıyla çıkartsa... ...çok ayıp edecek ama onun... ...o kelimeyi bildiğini... Ne kadar karıştırdım ya. O kelimeyi... Şimdi ben o kelimeyi biliyorum. Karşıdaki bilmiyor. Ben o bilsin diye... Pardon. Ben bildiğimi...
...ona anlatmak için... Şöyle bir şey, evet doğrusu bu. Evet, ben bildiğimi ona söylemek için, ona göstermek için... ...etrafını dolaşıyorum böyle. Bak, sinsiliğe bak. Bak, yılanlığa bak. Hani kafanın çalışma sistemine bak. Yani onu söylemiyorum da... ...böyle... ...ima ediyorum. Gönderiyorum ona böyle gizli gizli. Sonra o böyle... ...bir çıkış yapıyor. O da bir şey biliyor canım. O da bu kadar şey yaptıysa bir şey bildiğinden yaptı yani. O da ona güvendi. Bir şey yani kötü demiyorum tabii ki.
Asla götüremiyorum. Bu kız dediğim için şey olmasa, erkeklerde mevcut yani. Daha başka formülü, daha başka fonksiyonu, daha başka şekilde olanı mevcut. Ama kızınki daha komik oluyor bence. Dürüst olmak gerekirse. Çünkü onlar daha böyle büyük oynuyorlar. Böyle saç atmalar var, göz büyütmeler var. Bir fiziksel bir varlık var. Erkeğinki böyle bir sırtını getir, sırtını götür, kaçtı yani. Minimal bir hisse... Ben gittikçe Cem Yılmaz oluyorum ya. Resmen adamın yaptığı şakaları yazıp yazıp değiştirmişim gibi hissettim şu an.
Muhtemelen bu kısmı da açacağız. Üzüldüğüm nokta şu oldu, ilk başta karşı geldiğim adam şu an haklı çıktı yani. Gerçekten Serkan Demirci, put kestin de ama boş yaptın be başkan. Ben bir de bir şey diyeyim mi? Yani yazıyorum da mesela günlük hayatta... ...bir şeye başında geliyor, aklına bir şey geliyor. Aa diyorsun bunu tartışayım podcast'e. Aa diyorsun bunu bir masaya yatırayım. Bunu bir halka çıkartayım diyorsun. Şeysin ya o konuda. Kendi kafanda kendini önce olarak koymuşsun ya. Dünya sana kaldı ya. Böyle sorumluluklar yüklüyorsun kendine. İnsanları ben bilinçlendireyim. Ben anlatayım. En çok beni dinlesinler.
Bu, sonundaki zorlama bir şey oldu, taklit oldu. Zaten o konuda çok yeteneli değilim, çok iyi değilim. Muhtemelen hayatımın boyunca şive komedisi yapamayacağım. Yapmayacağım gibi bir tavır değil, yapamayacağım. Çünkü öyle bir yeteneğim yok. Şive komedisi konusunda birazcık zayıfım. Zaten... ...Total'e baktığımız zaman... ...ilk olarak da biraz şive komedisinde... Yani mesela şive komedisi deyince insanın böyle içi kımıl kımıl olan var mı? Böyle içinde böyle... ...ay ne tatlı olur şimdi güzel bir şive komedisi izlesek diyen var mı?
Sanmam yani. Ben daha önce şahit olmadım. Böyle bir şive komedisiyle denk gelince, ay kalsın bu diyen birisini görmedim. O yüzden bu yetersizliği kendimde bir eksi olarak görmüyorum. Ama mesela bizim İbrahim, taklit makinesi. Bir kere bir şey görmesi yetiyor İbrahim'in gerçekten. Hatta geçen gün İbrahim'le...
Çok dertli bir sohbet esnasındayız. Böyle bir şeyleri izliyoruz YouTube'dan. Her... Bence birçok insanın başına gelen gibi biz de bir dertlendik ve şey konuşmaya başladık. Ya biz niye yapmıyoruz abi? Bu insanlar yapıyorsa biz de yaparız ha falan. Ben böyle bir şey söylüyorum. İbrahim karşılık veriyor. Biz birbirimizi yükseltiyoruz. Daha da dertleniyoruz. Daha da gerçek bir yerden olaya bakmaya başlıyoruz. Hani o insanlar eğer yaptılarsa biz de yapabiliriz gibi bir yerden... ...birbirimizi yakalıyoruz. Sonra İbrahim... ...biraz daha dertlendi, biraz daha durumu içerledi. Böyle bir lafa girdi dedi ki... ..."Ak hadi yapalım ya." dedi. -"Biz de yapalım, neyimiz eksik yani bizim?" dedi. -"Bak kameramız var." dedi. -"Arkadaşlarımız var." dedi. -"Her şeyi geçtim, yanında benim gibi bir tane taklit makinesi var." dedi. Ve o an... ...İbrahim'e baktım. Gerçekten bu söylediği son şeyin... ...bir şaka olması için o kadar yalvaran bir gözle baktım, gücümü çok gülecektim. Ama İbrahim'in gözlerindeki o ciddiyeti görünce yani bunu yürekten bir yerden...
Söylediğini fark edince çok daha güldüm. Tutamadım hatta kendimi. Bayağı güldüm. O konuşmasını falan durdurdu. Sonra bir yerden sonra bozulmaya başladı ama ben gülmeye devam ettim. İbrahim bayağı sigara yaktı, bekledi. Ben çok güldüm. Sonra kalktığımda özür diledim. Aslında ona gülmediğim, aklıma başka bir şey geldiğini söyledim.
Ama inanmadı. Ama her ne olursa olsun ben İbrahim'in taklit konusundaki yeteneğini çok bildiğim için bu kadar güldüm. O da bu yayını denediği zaman eminim beni anlayışla karşılaştıracaktır. Şu an aklıma başka bir şey getirmeye çalışıyorum. Çünkü aklımda bir taklit makinesi var. Her şeyi yapabilen. Yani kaşar peynirin taklidini bile.
Gerçekten çok rahat bir şekilde sadece bir kere görmesiyle yapabiliyor. İnanılmaz bir yetenek. Belki daha önce gösteriye geldiyseniz mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Çünkü hep benimle sağ olsun, hep yanımda, hep desteği verimle.
Ve bu sayede gittiğimiz birçok yerde birçok yeni insan, yeni tip, yeni olay görüyoruz. Ve İbrahim'in cebi çok zenginleşiyor. Her bir yerden döndüğümüzde ben arkadaşlarıma eşyalık eşya... Pardon, hediyelik eşya getirirken İbrahim onlara yeni insanlar getiriyor. Yeni hayatlar sunuyor. İbrahim'le arkadaş olmak gerçekten çok özel bir durum. Keşke herkes İbrahim'le arkadaş olsa demeyi isterim. Ama bir yandan onu çok kıskanıyorum. Taklitlerini bir tek bana yapsın istiyorum.
İbrahim çok iyi yerlere gelirsin. Ve seninle arkadaş olduğum için övünüyorum. Herkese de... Şimdi podcast'ı kişisel bir duygusal mektuba çevirmeyeyim. Herkesin de arkadaşını bulduğu, dostum dediği insanlarla hayatlarına teslim yani... BAM! BAM! BARA BAM BAM BAM! BAM! BAM!
Evet, umarım güzel bir bayram geçirmişsinizdir. Çünkü en son yayını kapatırken güzel bir bayram dilemiştik sizlere. Umarım herkesin gönlüne göre bir bayram olmuştur. Tabii ki şartların ve durumun, döneminin hepsinin farkındayız. Bu şartlara uygun şekilde umarım en güzel şekilde bir bayram geçirmişsinizdir. Ve nice bayramlarda sizin için böyle güzel geçer diye temenni ediyorum. En azından bir sonraki bayramlarda belki bu bayramı telafi edebilecek sağlığımızda...
Öyle bir dünyada yer alırız. Umarım bunu hep beraber başarabiliriz diyerek de böyle bir kamu spotuyla yavaş yavaş sona gelelim. Evet sevgili Sota dinleyicileri güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Benim için keyifli bir sohbet oldu. Umarım sizler için de öyle olmuştur. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle. Teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.