
3.881 kelime · ~19 dk okuma
Merhaba, evet bu yeni düzenimizin yani normalleştiğimiz yeni düzenin sanırım eski, klasik, alışagelmiş bir merhabası. Umarım yeni hayatımızda hepimiz tedbirlerimizi almaya devam ediyoruzdur. Çünkü normalleştikten sonra gelen fotoğraflar biraz ilginç. Bence ilk başta bunları konuşarak başlayabiliriz. Ne kadar mizahi duygumuz yüksek olsa da bazı durumlar gerçekten trajikomik bir hale almaya başlıyor bence. Benim en çok beğendiğim Twitter'da soldakiler sağdakileri yobaz diye ayırtmadılar gibi bir tweet vardı. Çok güzel bir fotoğraf. Bir tanesi galiba Moda veya Maçka Parkı olabilir. Orada çekilen bir fotoğraf. Diğeri de bir cuma namazında cemaat için sosyal mesafe alanları kurarak bir fotoğrafta yer alan cemaati Müslüm fotoğrafıydı. Güzel bir tespitti bence. Ben çok beğendim o tespiti.
En çok güldüğüm o olabilir. İşin gerçeğe yakın olan tarafı galiba beni güldüren kısım. Yoksa o çemberin içerisindeki nargile çağlar falan. Bunlar da güzel mizah ama gerçeğe en yakın. Trajikomik olan mizah bence en akılda kalıcı mizah olarak bende yerini aldı en azından. Umarım sizler için de öyledir. Çünkü farklı olduğumuzu düşündüğümüz zamanlarda çok yalnız hissediyorum kendimi. Evet normalleşmek çok güzel. Eskiyi özleme, dönmek çok güzel. Eskiyi özledik biliyorum. Geçen sefer de bahsettim. Hepimiz sıkıldık, hepimiz daraldık ama
Böyle bir anda hani gerçekten bunu halay kutlayarak, bir sevinçle karşılayabileceğimiz benim aklımdan geçmiyordu. Onun da birazcık şokundayım. Mesela ben, yine size kendimden bahsedeyim, başkasını yakmayayım. Mesela ben, evet tamam tedbirimi kendimce alıyorum. Tabii ki ben de dışarıya çıkıyorum, işlerimi hallediyorum. Ama mesela şey, böyle bir alışkanlık kaldı bende ister istemez. Bir şeye dokunduğum zaman, Dik mesela ATM'ye gittiğimde bir tane parmağımı kullanıyorum. Mesela bak şu an çok iyi bir taktik. Hem havalı hissettiriyor. Böyle tek tek hani bir mesafe koyuyorum aramıza bir nesneye. Ne münasebet canım öyle her şeyime dokunuyorum değil de böyle bir mesafede dokunuyorum. Tenezzül etmiyorum. O bir kere bana kendimi iyi hissettirdi. Mesela bunu devam ettireceğim. Çünkü bana bence iyi gelen bir şey. Bunu devam ettireceğim. Onun dışında tabii ki insanlarla olan ilişkimiz de birazcık tamam, çok hoşlanmadığımız bir durum olabilir. Çünkü sarılmak istiyoruz, dokunmak istiyoruz, yanaklarını sıkmak istiyoruz, saçını okşamak istiyoruz. Belki ama bulunduğumuz durumdan dolayı. Böyle ister istemez bir yakınlık kuramıyorsun. Tamam çok yakının, çok iyi tanıdığın insanlarla ya da hayatındaki insanla durum farklı olabiliyor ama normal bir arkadaşınla yolda karşılaştığında böyle eskisi gibi canı gönülden bir yakınlık temas kuramıyorsun. Gerçi ilişkileri de bilmiyorum. Belki de hiç insana dokunmayı seven bir insan değilsinizdir ya da bir insana dokunmadan onu sevdiğini gösterdiğinizi tam düşünemeyen bir insansınız. Ben mesela öyle dokunarak hani temasla
daha samimi olunduğunu düşünen bir insanın bu temas çok farklı yerlere çekilmesin. Çok ufak temaslar da geçerli bunun için. Yani bir omzuna dokunma, bir şaka yaptığında onu itme, işte bir dertlendiğinde böyle bacağına iki kere vurma vardır yani böyle başka yerde bunun ne anlama geldiğini asla bilemeyeceğin ama Birisine yaptığında beden delili derdini çok iyi anlattığın bizim numaralarımız var ya onlardan bahsediyorum. Gerçekten bir bakıma da her ne kadar kötü şeyler yaşasak da her zaman her şeyin içinde belki ufak ufak iyilikler vardır diye bakmak gerekebiliyor bazen. Mesela bu duruma öyle baktığımızda da belki insan ilişkilerine de iyi gelmiş olabilir.
İlişkilere belki bu salgın iyi gelmiş olabilir. Eskisi kadar böyle vıcık vıcık ilişkiler izlemiyor olabiliriz artık. Yani daha mesafeli, daha böyle olgun, daha kendine hakim ilişkilerde görüyor olabiliriz. Her şeyin iyi tarafına bakmaya meyil ettiğimiz zaman bir şeylerin gerçekten iyiliklerini görebiliyoruz. Çünkü hatırlarsınız lise hayatında başlayan böyle ilk sevgilisi ya da sevdiği insanı gösterme çabasına giren birçok insanın
...hikayelerinden, fotoğraflarından, paylaşımlarından bir yerden sonra ister istemez sıkılıyorsun. Ne kadar sevsen de o insanları. E şimdi sen o dünyanın içinde olmadığın için, onlar için de olduğu için onlara böyle çok tatlı geliyor işte... ...erkek arkadaşı veya kız arkadaşı işte mutfakta bir şey hazırlarken. O, o çok başka bir gözle bakıyor.
bunu sana paylaşıyor işte yemek yapıyor inanamıyorum falan diye çok masum bir yerden paylaşıyor ama sana gelen tarafı normal bir insanın yemek yapıyor olması ve bunun çok da şirin bir şey aslında olmadığı gibi ama o öyle sevdiği için öyle gözüktüğü için onu sende paylaşıyor sizde görün diye işte bakın hayatımdaki insan çok tatlı değil mi diye servis ediyor sen izlerken kendi içinden niye o diyorsun bu sayede o şimdi sen ona tepki göstermediğin için tepki demeyeyim de hani ona bir karşılık vermediğin için o bunun daha Doğru değil belki doğru kelime ama daha yapılabilir bir şey olduğunu varsayıp bu sefer daha da fotoğraflar paylaşıyor işte. Bakın giyiniyor, bakın yerleri siliyor, bakın bana ne almış. Bu sefer iş artık rekabete giriyor, gösterme çabasına giriyor ve daha çok gösterdikçe sen bu sefer daha da çok maruz kalınca ister istemez öyle bir... hiç düşünmesen bile bir haset duygusuna bürünüyorsun. Hani kıskançlık doğru kelime değil ama bunalıyorsun, bıkıyorsun. Seni bıktırıyorlar yani. Senin o görmeyi meyilli, güzelliğe aç bakışını bir yerden sonra bıktırıyorlar. Başkan yapmayın be. Vallahi yapmayın. Herkesin derdi başka. Herkesin mutluluğu kendine. Tamam mutluluk paylaşınca çoğalıyor ama
Senin bu kadar bencil olan bir mutluluğunu mesela atıyorum daha global bir şey paylaştığında işte bir sokak hayvanının sahiplendiğinde o herkesi mutlu eden bir şey. Bunu sürekli yaptığında rahatsız etmez kimseyi. Daha da belki yardım, bir iyiliği paylaşarak daha da belki iyimser bir dünyaya çağrılı bulunabilirsin ama sevgilinin uyandığında gözünün şiş olmasını, yatağa kahvaltı götürmenin, sana özel olan bu mutluluğu çok paylaşınca biz bu ilişkiye çok onay vermeyebiliriz. Yani bu mutluluğa çok göz kırpmayabiliriz.
Zaten güzelsinizdir, zaten bizim haddimize bile değil size bir şey yapmak ama sen bu kadar bizim içimize girince ister istemez bizim de bir şey söylememiz gerekiyor gibi düşünüyorum. Onlara dikkat ettiğimiz zaman salgından alacağımız derslerde bence çok yerinde olacaktır yani. Belki de diyorum ya bu vıcık vıcık ilişkilere de bu salgın büyük bir çare getirerek artık ilişkilerde de daha mesafeli, daha iki tarafında birbirini dinleyebildiği bir ortam yaratabilir ve diğer buna maruz kalan bizler, sizler yani hepimiz Aslında daha güzel ilişkilerden daha güzel örnekler çıkartabilir ve kendi hayatlarımızdaki eksikleri fark ederek de belki de doğru ilişki olur. Merhaba, hadi sohbete başlayalım.
BAM! Evet, gündemimiz yine aslında akıl almaz şekilde trajikomik içeriklerle dolu. Ama ben bugün size, yani bana çok uzun zamandır gelen bir tepkiyi söylemek istiyorum. Ona bir açıklık getirmek istiyorum. Madem artık kendi programım var, ben de kendi açıklamalarımı buradan da yazıya yapmak istiyorum. Şimdi belki beni Instagram'dan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur, böyle bir konu hakkında bir açıklama, bir duyuru yaparken başında bir ithaf olarak sevgiler olmalılar, yurttaşlarım diye böyle bir hani
bir şey tutmuş ağzımda kalmış öyle bir onu kullanıyorum ve onu devam ediyorum. Bunu seviyorum. İnsanlara sevgiler olmalılar, yurttaşlarım diye paylaşmanın bence benim için siyasi bir yönü, bir tarafı yok. Sadece hani tarihte böyle bir ulusal seslenişler, bir savaş öncesinde bir konuşmalarda bu kullanıldığı için ya da antik Yunan kitaplarında da mesela çok mevcut kullanıldığı için ben de çok severdim ve böyle kullanmak istedim. Ama bunu kullanırken de gerçekten bir art niyetim yoktu.
Benim dünyamda şöyle bir karşılığı var ya Roma İtalya'nın bir şehri, güzel bir şehri ama tarihe bakıldığında aslında farklı farklı Romalarda mevcut olabilir ve Roma tarihine baktığımızda da hep böyle aslında kültürel açıdan, tarihi miras açısından da çok zengin bir kültüre sahip bir kültür demek daha doğru olacak galiba. O yüzden insanlara da aslında böyle bir memleket havası değil de iyi insan var. Arkadaşlar demek değildi, daha yaban değildi. Aslında böyle altına da bir anlam, bir koku, bir renk koyarak onu zenginleştirme çabamdı benim öyle bir şey söylemem. Ama gelen tepkiler beni çok üzdü. Gerçekten ben aslında insanlara iyi bir şey yaptığımı düşünürken, insanların onurunu kıracak şeyler yaptığımı hiç fark etmedim.
Sevgili Romalılar, yurttaşlarım bugün böyle böyle bir şey olacak dediğimde o gün ne olacağıyla hiç ilgilenmeyen insanların abi işte ben Kütahyalıyım niye bana Romalı diyorsun gibi tepkileri gelince bir düşünmeye başladım. Sonra bu tepki çok devam etti. İşte abi ben Sivaslıyım, Romalı değilim. Bir kere de işte Adanalılar der misin falan. Hayır bu gerçekten bir şehir rekabeti değil arkadaşlar. Bunu söylemek istiyorum. Tabii ki ben Türkiye'nin 81 değerli ilini söylemekten büyük kıvanç duyuyorum. Ama mesele o değil.
Mesele bir kalıp ve benim de bu kalıbı kullanıyor ondan ve o kalıbın altında yatan başka bir anlam yani. Oradan baktığımız zaman aslında birbirimizi daha iyi anlayabiliriz. Yoksa gerçekten ben size Romalılar dediğimde senin Urfa kötüğün cidden zarar görmüyor. Başka, öyle bir şey söz konusu bile değil yani. O tamamen senin kendi vicdanın. Bu da benim sana dayatmadan, zorlamadan, kaktırmadan
Bir merhabam yani öyle görürsen gerçekten çok mutlu oluruz. Yoksa beni de normalleştirirsen... Tamam ben çok ayrı olduğum için söylemiyorum. Farklı anlaşılmasın muhabbet. Ben belki sadece bazı noktalarda biraz farklı olmak istiyor olabilirim. Herkesin böyle bir derdi vardır. Bir şey yaparken bir şeye özenmek, bir şeyin farklı olmasını sağlayabilmek olabilir. Benim de öyle. Herkes arkadaşlar diyor. Mesela ben atıyorum hikayeyi izlerken... Arkadaşlar merhaba dediğinde hikayenin geri kalan kısmı... şey gibi geliyor bana, ha muhtemelen bir reklam veya bir yukarı kaydırma linki gelecek birazdan diye çok böyle şey dinleyemiyorsun. Bir derdini sanki paylaşacakmış gibi bir sıkıntısını gerçekten sizi yakın gördüğünden kendine özel bir şey sizlerle paylaşacağı anlamına gelmiyormuş gibi geliyor bana hep. Ben de o yüzden başta o beklentiyi kırmak adına sevgili Romalılar, yurttaşlarım merhaba falan deyip
yapmak istiyorum. Yoksa gerçekten o... Bazen bak şunu bilin, bazen izleyicilerin, dinleyicilerin düşündüğü kadar düşünmüyor içerik üretenler bence. Yani herkes öyledir, her konuda böyledir yani. Şimdi bazen karşı tarafın varsayım oranı daha yüksek olduğu zaman olay başka yerlere gidebiliyor. En basit örneği bu bahsettiğim örnek. Eminim hayatınızda bunun gibi ne örnekler vardır. Yani sen bir şey söylemişsindir, hiç gitmeyecek bir yere karşı taraf öyle anlamıştır, buna kurulmuştur manyak. Aylar sonra çıkartır muhabbetini.
Aklın sırrın ermez yani. O zaman belki de öylesine söylediğim bir şey yıllar sonra ya da aylar sonra sana çok... Keşke aylar sonra önce söyleseymişim. Çünkü öyle daha doğranıyor. Aylar sonra, yıllar sonra. Çünkü küçük başlıyım, sonra gittikçe büyütüyorum. Benimki küçük oldu. Yani saçma oldu. Önce büyüğü söyleyeyim, sonra daralmaya gittim yani. İşte Beşiktaş çocuğu. Yüreğinde bir kere fedai yaşayanlar, bir de hayatının geriye kalan kısmında lüksü bulamıyorlar. Beşiktaş'ım, her şey Allah'ın yerine. Sen...
Her programda mutlaka konu bir şekilde nefrete geliyor. Yani attığımız başlıklarda gündemle alakalı veya tepki çektiği, gözümüze batan bir şeyin içerisinde mutlaka bir nefret duygusu oluyor anlayamadığımız. Çünkü sosyal medyada inanılmaz bir şey var ya böyle bir insanın başarıya ulaşmış, fazla izlenmiş, bir yerlere gelmiş bir insanın bir açığını bulma çabası oluyor bizde nedense. Belki o insanı sevmiyorsun. Belki sana sahte geliyor. Belki yaptığı şeyler anlamsız geliyor ama her şey olabilir bu arada. Bir şekilde o nefretini böyle belli etme. Bırakmıyoruz yani. Bize ne diyemiyoruz. Ya da bana ne diyemiyoruz yani şey olarak. Bir şekilde o insanın ve diğer atıyorum bir şey yapmayan insanlar da bu sefer merak ediyorlar. Gerçi bu çok doğal bir şey. Bu olabilir. Bunu şu an konuşacak değilim.
Mesela bak şu an gündeme, galiba Taha Duymaz diye çok genç bir kardeşimiz, bir arkadaşımız. Mutfakta yaptığı yemeklerle tanınıyor ama daha sonrasında bir anda bir duygu sömürüsü yaptığına dair birçok kanıt çıkıyor. Sonra Taha çok sinirleniyor. O masum çocuk. Çok ilginç küfürler ediyor. Yani öyle bir çocuğu hiç tanımıyorum bu arada. Eminim ki iyidir, çok iyi bir insandır. Umarım öyledir. Çünkü bunların kayıt altında olduğunu bilince insan ister istemez şüphe ediyor. Herkesten şüphe ediyor. Bu Taha'ya özel bir şey değil. Taha kardeşimiz de ne güzel bir şey yapmış. Benim bildiğim hikaye şu. Yani en azından takip edebildiğim kadarıyla. 5 yıldır evinde kendi imkanlarıyla bir şey yapan bir arkadaşımız. Daha sonra tanınmaya, ünlenmeye başlıyor.
Ama daha sonrasında da yaptığı şeyin aslında sahte olduğuna dair birçok kanıt çıkıyor. En son hesabı kapanmış. Ona sistem etti. Umarım her şey gönlünce olur, umarım mutluluğu bulur ama ben diğer taraftayım. Bugün onu konuşacağız. İnanılmaz bir nefret var. Mesela şu an Taha'ya karşı inanılmaz bir nefret var. Neden olduğunu bilmiyorum. Benim hayatımla alakası olmayan veya benim hayatıma katkısı olmayan bir şey bu kadar hayatımda yoğun olsun istemiyorum ama ne yazık ki
Çevremizdeki insanlar bu konuda bence böyle düşünmüyorlar. Garip yani. Mesela nasıl olduğu da çok ilgileniyor. Bak o konuda birazcık daha şey düşünebilirim. Şimdi Tarhan'ın nasıl geldiğini en azından en düz yolda biliyoruz. Bir yemek yaparak yemekleriyle, masumluğuyla geldi.
Başka bir insanın başka bir tercihi şarkı söyleyerek olabiliyor, işte coverlarıyla açık havalar doldurabiliyor, başka bir insan doğal diliyle, başka bir insan yemek tarifleriyle, başka bir insan da atıyorum daha seksi kıyafetleriyle tanınabiliyor. Ama her insanın böyle bir tepki aldığı bir taraf var. TikTok uygulamasında inanılmaz bir nefret var böyle ana sayfada. Arkadaşlar işte ünlü olmak istiyorsanız eğer ne yapın biliyor musunuz? Göğsünüzü açın ve sadece bekleyin 3 saniye sonra keşfetmesiniz diye. Başkan madem bu formülü biliyorsun o zaman bunu sen de yapabilirsin izlenmek istiyorsan. Yani birisi demiş ki benim bir meziyetim yok, benim bir yeteneğim yok, benim sesim güzel değil. Benim Allah vergisi fiziğim çok güzel ve ben fiziğimi göstermek istiyorum bu şekilde izleneceksem ne âlâ demiş. Fiziğini kendi imkanlarıyla en güzel şekilde göstermiş.
Bazıları buna ilgi duymuş, bazıları duymamış, bazıları da boşver be başkanım, vallahi bizlik bir şey değil orası yani. O kişisel bir tercih. Ya onunla oluruz ya da olmayız. Aksi türlü bizim yargılamamız bizlik bir şey değil, bizi ilgilendirmiyor.
O insanın kişisel tercihi. Bir yere ya da bir yerde nasıl olmak istiyorsan bu tamamen senin kendi hayal dünyan, kendi inisiyatif hakkın yani. Kimisi yazılarıyla, ben işte atıyorum, çok güzel psikolojik yazılar yazarak insanların aslında kendisini tanımasına yardımcı olmak istiyorum ve böyle yazılar yazıp blogumda paylaşıyorum diyebilir. Çok daha az okunabilir ya da kendi kitlesini oluşturur ve öyle yürür.
İşte ben dans şeyleri yazarak, koreografileri yazarak güzel akılla kalmak istiyorum, güzel etnikler yapmak istiyorum diyerek bir dans grubu kurabilir, müzik grubu kurabilir, oyunlar yapabilir, ne bileyim skeçler çekebilir, makyaj yapabilir. Yani tamamen kişisel tercih, çok da örnek aramaya gerek yok aslında yani az çok siz de anlıyorsunuz beni ama yani... Bizlik bir şey değil, ben hep oradayım. Çünkü bakıyorum mesela, bir video denk geliyor ve şeyi biliyorum, o videonun altındaki yorumların ne olabileceğini tahmin ediyorum ve yorumları okumanın bana bir şey katabileceğini düşünerek yorumlara...
gidiyorum. Ya inanılmaz bir nefret var. Ne oldu şimdi ünlü mü oldu? Olabilir. Çünkü bizim ülkemizde yok mu yani o kız mı bir tek ya da o erkek mi bir tek suçlu yani? Yani başkan bir de oraya gelene kadar çok neler atlattık ya biz biz eee pazar programlarında eee tanga giydiği için haber olan sanatçılarımızın haberlerine maruz kaldık. Yani şimdi o jenerasyonla büyüyen, o habercilikle, o PR'le büyüyen insanların da aslında
Çok güzel bir şey bu, kendisini fark edip, ben herhalde bir şiir yazamam, ben herhalde bir kitap yazamam, ben herhalde insanlara bir şey anlatamam, aktaramam dediği noktada Allah vergisi, doğuştan kazandığı yeteneğini, görünüşünü ve bunu süsleyerek paylaşması bizi ilgilendirmiyor. Bu kişisel bir tercih, onu artık vicdanıyla baş başa bırakıp, şöyle bak, benim düşüncem galiba şu olabilir, en çok da konuştuğumuz konu şu olabilir, Bir iş yaparken, bir işe başlarken hep bir şey düşünürüz. Nasıl olur? Nasıl yapılır? Hep böyle başka bir endişe vardır, bir korku vardır o işe uzak kaldığımız zaman ama eğer biraz daha genelden baktığımız zaman, mesela atıyorum ben bu işi yapıyorum ama 5 yıl sonra bu işi nasıl bırakabilirim? Ya da 5 yıl sonra dönüp baktığımda bu iş bana nasıl yansır? O şekilde yapmaya çalıştığın zaman aslında bir şeylerin bilincinde oluyorsun. Uzaktan bakmak bence birçok konuda iyi yani.
Ama kimileri de dediğim gibi işte yakından bakılmasını tercih ettiğinde orası da artık bizlik bir kısım olmuyor. Herkesin kişisel tercihle yaşadığı bir hayattayız. Ustaların dediği gibi de kimse kimsenin hayatına karışamaz. Eğer karantina süreci gerçekten yavaş yavaş son buluyorsa karantinada neler yaşadık, neler kattık ve neleri çoğalttık kısmını da bence artık yavaş yavaş konuşmak gerekiyor. Çünkü karantina süreci ilk başladığında herkes için bir korku vardı. İşte eve tıkıldık, üretememek, yapamamak, evde hareketsiz kalmak gibi bir korku vardı ama karantina gerçekten bence inanılmaz
Şey doğurdu, üretici, üretmek isteyen insan doğurdu. İnanılmaz fenomen, influencer olmak isteyen, inanılmaz oyuncuların doğallığını üretti. Herkesin her şeyini gördük yani. Bence karantinanın en güzel tarafı bu oldu. Ünlü olmak isteyen, izlenmek isteyen birçok insan kendisine o imkanı yarattı. Aslında bunun çok zor bir şey olmadığını fark etti ve
O da kendi imkanlarını kullandı. Sağımız solumuz çeşit çeşit mizahlarla doldu. Herhalde en güzel tarafı bu olabilir karantinanın bize bıraktığı. Gerçekten ve bence bu sefer de şöyle bir şey oldu. Karantina yokken normal içerik üretenler, normal influencer hayatına, bloggerlarına devam eden insanların da karantinada artık rakibi çok olunca ister istemez bir şeyler yapmaları. gerekti. Daha fazla bir şey yapmaları gerekti ve ııı standart düzende çok fazla bir şey yapmayan insanlar bu sefer karantinada da daha fazla bir şey yapması gerektiğini fark edince ve çok da fazla bir şey yapamayınca
O sefer kolay yolu seçtiler ve ilk başta bizim biraz tiye aldığımız, dalga geçtiğimiz, yapmayın abi beni etiketlemeyin dediğimiz çekilişler korkunç bir hale geldi. Artık durduramaz, yani kimse durduramaz artık. Yani evini çekilişle veren var, arabasını çekilişle veren var yani. Belki ben çok duygusal bakıyorum böyle şeylere, bilmiyorum. Çünkü benim bu hayatta tek mal darlığım...
Pardon 99 model tek arabam olan, hayatımın her şeyi olan, çekilişte araba veremem, ben veremem. Bir de benim arabam zamanında 15 bin liraya aldığım bir araba yani. Ben mesela veremem. Ama bakıyorum fotoğraftaki gerçekten böyle geçerken Allah kaza bela vermesin, göstermesin dediğimiz arabaları çekilişte veriyor olmaları. Ulan millet ne hayat yaşıyor ya dedirtiyor bir yandan. Allah herkese daha çok versin. Hiçbir şeyde gözümüz yok bu arada. Yanlış anlamayın sadece. Dertleşiyoruz gibi düşünün yani. Ama çekilişler artık korkunç bir hale geldi. Onları herhalde artık durduramayız. Bir de aslında insanlar da artık biraz daha win-win kafasında. Yani çekiliş yapıyoruz, bir şey veriyoruz ama biz de birazcık kazanalım. gibisinden korkunç bir takipçi. Hani ilk başta şeyine çok dalga geçtik, işte onu yap, bunu beğen, ona yorum at, evden çıkarken pencereyi kapat falan da ama şimdi her şey sıfırlandı ve tek bir amaç için yapılıyor her şey. Takipçi. Çünkü gelen mesajlarda çekiliş yapacağız, size şu kadar takipçiyi garanti ediyoruz.
gibisinden teklifler var. Yani artık ne verildiği çok bir önemli değil. Kimin ne kazanacağı çok önemli. O yüzden birçok influencer da kolay yoldan çekilişlere katılıp şey yapıyorlar, takipçi kazanıyorlar. Yine konu şeye geliyor işte kişinin kendi hakkına geliyor. Bakın ben bunun yanlış olduğunu söylemiyorum. Yani bugün böyle diyorum diye yarın da benim çekiliş yapmayacağımı düşünmeyin.
Ben sadece şu an gelmiş olduğum ve gördüğüm şeylerden bahsediyorum. Yani çekilişle insanlar alıştırılıyor artık. Çekilişe alıştırıldık yani. Bir şey alacağım zaman kendi arkadaşlarımla... Affedersiniz biraz duygusallaştım. Mesela bir şey alacağın zaman şaka yapılıyor. Dur ya yarın bir çekiliş yapılır, oradan katılırız, olmazsa alırız gibisinden. Ya da birçok arkadaşın birçok sayfayı takip edip her gün bir çekilişe katılıyor. Belki çıkar ya diye. Çünkü o çekilişte bize umut verildi.
Ama bir şeye atlıyoruz, biz insanlar biraz hayalperest insanlarız, hayal kurmayı seven insanlarız. Ya da atıyorum biz duygusal insanlar, biz daha önce kırılmışlar, ne bileyim biz hayata iyi yandan bakanlar. Fark ettiniz mi yine sizin üzerinizden kendimi övüyorum. Yani biraz daha böyle bir şey olduğunda daha iyisi olur, daha devam eder bu, aha şu da olur diyen insanlarız. Bu yüzden ilk başta kolye, takı, fotoğraf makinesi ile başlayan telefon çıkınca, aha dediğimiz daha sonra bilgisayarda yok artık dediğimiz, daha sonra dediğim ya tatiller, arabalar, evler. Devreye girince artık burada sonu yokmuş gibi geliyor ve şu ana kadar çok çekilişe katılmadım açıkçası. Belki hiç bile diyebilirim. Belki aramızda da vardır çekilişe katılmayanlar ya da katılanlar vardır. Bu kötü bir şey değil bu arada. Ben tercih etmedim çünkü her şeyi aldım. Hayır. Yani çekilişe katılmadım daha önce. Bunu açıklayacak değilim. Katılmadıysam katılmadım. Her şeyi de açıklayacak zorunda değilim burada. Açıklamak zorunda değilim pardon. Biz...
Bize bunu alıştırmayın başkan. Çünkü dedim ya biz bugün tamam bir telefonu belki burun kıvırabiliyoruz, bir televizyona belki aman ya dur şimdi çıkmaz zaten diyebiliyoruz ama yarın öbür gün çekilişle kaybettiğimiz her şeyi geri verme umutları gelirse o zaman buna hayır diyemeyebiliriz. İşte biz o kısımdan korkuyoruz. İş oraya kadar gelmesin.
Ya da şunu sormak istiyorum çekiliş yapanlara. Her şeyi hoş güzel. Biz sizi takip ederiz. Biz sizin çekilişlerinizi yorumlara atarız. 10 gün bekleriz. Hikayede açıklanacak ismi de bekleriz. Olmazsak üzülmeyiz. Sorun değil de. Siz bize bir gün çekilişte kaybettiğimiz umutları geri vermenin sözünü verebilir misiniz?
Bu cumartesi günü yayınlanan bir program şu anda aslında. Yani şu ana kadar hep öyle yaptık. Karantina sürecinde böyle bir karar vermiştik. Hafta sonları yayınlayalım diye. Şu an için cumartesi günü de yayınlanan bir program ve bu cumartesi günü şu an dinlemiyorsunuz bunu. Çünkü bu cumartesi günü ne yazık ki yayınlayamadık. Bir şehir dışı planım vardı. O yüzden yapamadım. Telafi amaçlı hemen gelmeye çalıştık. Fakat şunu fark ettim. Gerçekten hep böyle her bölümde belki söylüyorum bu kısım biraz sıkıcı olabilir ama
Bazen hiç düşünmüyorsun böyle. Bu cumartesi yayınlamayalım diye benim için afaki bir plandı. Bu cumartesi yapmayalım, 2-3 gün sonra yükleriz demiştim. Fakat gelen tepkiler, gelen tehditler, gelen küfürler çok hoşuma gitti. Gerçekten bu kadar sıkı bir SOTE dinleyicisi olduğunu bilmiyordum. Bunu keşfetmiş oldum. İşte bak dediğim şey bu. Her kötülüğün arkasında aslında bir iyilik çıkıyor ya. bir aksilik yaşadık. Cumartesi günü programı paylaşamadık. Akif dedi ki, bozduk seriyi dedi. Ya bir şey olmaz abi dedim hani iki üç gün daha bekler insanlar herhalde dedim. Beklerlerken işte biz yayınlarız öyle dinlerler anlamında. O da iyi tamam dedi ama cumartesi günü bölüm gelmeyince inanılmaz güzel küfürler yedim. Gerçekten bir işi
Bak bizde şey var mesela bir sevdiğin şeyi küfürle göstermedin. Mesela çok güldüğün zaman ya ne güldük o gün bu bilmem bir şeyine bir şey koydum çocuğuna falan böyle bir lugat vardı. Yani küfürle belli edersin. Lan ne bir şeysin ya işte.
Bu da öyle bir şeymiş gibi düşünüyorum. Ciddi değilsinizdir o kadar herhalde. Çünkü gerçekten onur kırıcı küfürler de vardı. Ben hep iyi tarafından bakmaya çalıştım. Hoşuma giden kısımlarını aldım. Sizlerin de o niyetle yazdığını biliyorum. Bu cumartesi gününü yayınlayamadık. Genel olarak da...
Cumartesi günleri yayındayız. Umarım bundan sonra böyle bir aksilik yaşamayız. Sizlerle arayı çok açmayız. Çünkü gerçekten sizlerden gelen tepkileri görünce çok mutlu oldum. Bağımız gittikçe büyüyor. Umarım gittikçe güzelleşen, gittikçe büyüyen bir program yolcu da olur bizler için, sizler için de öyle olur.
Çünkü şu ana kadar gerçekten bir kez daha söyleyeyim. Herhalde bunu her program bir araya sıkıştıracağım. Sizlerden gelen tepkiler çok hoşumuza gidiyor ve yavaş yavaş da aslında işi biraz daha interaktif kısma dökmek istiyoruz. Sizlerden gelen yorumları, sizlerden gelen bir konuyu, sizlerden gelen bir mesajı burada okuyarak üzerine konuşmayı da çok istiyoruz. Onları da belki yakın zamanda başlayabiliriz. Hatta eğer denemek isterseniz Twitter'dan belki
mesaj yoluyla, herhalde oradan atılabilir mesaj diye tahmin ediyorum, oradan yazarak belki birkaç görüş bildirebilirsiniz, biz de canlı yayın açalım. Ah şovmen ruh, ah Sağrı Ganeciğim, ah harcıyorsun kendini. Belki bizler de burada okuyarak böyle karşılıklı yavaş yavaş ilk temasları başlatırız diye temenni ediyoruz. Merhabamızı dedik, yavaş yavaş da hoşça kal demenin vakti geliyor. Evet sevgili SOTO dinleyicileri, güzel bir sohbetin daha sonuna geldik. Burada aslında konuşmak istediğimiz her şey biraz daha ironik, biraz daha mizahı yüksek şeyler olsun, biraz daha deşebileceğimiz, konuşabileceğimiz şeyler olsun istiyoruz. O yüzden konularımızı ona göre seçiyoruz. Yoksa dünyadaki olan biten her şeyi görmezden geldiğimiz anlamına gelmesin. Okuduğumuz, gördüğümüz ve izlediğimiz birçok dünyadaki yaşanan olay bizleri gerçekten çok etkiliyor, çok üzüyor.
Farklı farklı kültürlerde ait olan aynı duygunun hala var olması gerçekten çok acı bir duygu gibi geliyor bana. Dünyada hala ırkçılık yapılıyor. İnsanlar bu yüzden suçsuz bir şekilde yargılanabiliyor, acı çekebiliyorlar. Bunun olmadığı bir dünya temenni ediyorum. Biliyorum, biliyorum bizim söylememizde olacak bir şey değil.
Sadece söylemek bana bunu iyi hissettiriyor. Böyle düşünebiliyor olmak bana kendimi iyi hissettiriyor. Umarım dünyadaki herkesin de bir rengi ait değil, beyaz değil de daha aydınlık görebildiği bir toplumda var olmak dilekleriyle bugünlük burada biter. Teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.