4.014 kelime · ~20 dk okuma
Efendim yeniden merhabalar. Bakıcaz'dan bütün dinleyicilerimize giderek artan ve bize memnuniyetlerini bildiren dinleyicilerimize teşekkürlerimizi sunarak yeniden bir programda merhaba diyoruz. PodBee Medya'nın sunduğu Bakıcaz'da bendeniz Serdar İlçelikler, Korhan Yılmaz ile beraber yine kulaklarınıza veya podbee.com'da izliyorsanız gözlerinize misafir olmaya geldik.
Korhan merhaba. Merhaba abi nasılsın? İyiyim sen? İşte biraz. Hastasın değil mi? Yavaş yavaş. Yaz hastalığı geçiriyoruz ama. Yavaş yavaş birkaç tane işte yaz döngüsü ya bu. Evet. Hastalanmalar başladı. Bizim şirkette de var bir iki kişi. Bana olmazdı böyle şeyler genelde ama. Yaşlandın oğlum işte artık. Öyle mi? Bunu kabul et yani. Yaşlanıyoruz. Bunu kabul et kabul. İnsan direniyor ama kabul et yani. Yani kaşımda beyaz çıktı uyuz oldum biliyor musun? Öyle mi? Hem 22-23 yaşımdan itibaren saçımda beyazlar vardı. Irsi. Evet 22-23 yaşında böyle ilk beyazlarımı gördüm. O yüzden ona çok şey yok. Yani alışkınım. Öyle söyleyeyim. Yani işte abimden, babamdan falan işte biliyoruz dayılarımdan şu bu. Ne bileyim sonra sakal bıraktım. Sakallarım bıraktığım zaman zaten eser miktarda beyaz vardı. Şimdi daha çok beyaz var ama. Abi kaşta bir çıktı. Yıkıldım ya. İnanma. Kaş beyazlığı, yaşlılık biliyor musun o? En önemlisi o mu? Ben ilk defa biliyorum. Kaşta beyazlık, yaşlılık abi. Kaşı beyaz. Kaşı beyaz. Evet işte kaşı beyaz. Onun yarısı beyaz biliyorsun. Yaşlılıkla ilgili böyle takıntılarım yoktur ama şeyi fark ediyorum abi. İnsan fiziksel olarak mesela geçen bir parkın duvarından atladım. Bir otuz santim, kırk santimlik bir yerden. Elli yaşında adamsın sen de artık yani. Niye atlıyorsun oğlum ya? Ve yani dizlerimin sarsıldığını hissettim. Gerçi elli yaşında değilsin de olsun. Ama insan hakikaten insanın zoruna gidiyor yani. Hemen onu kesiyorum çıkar çıkmaz böyle ucundan çıkıyor kaş beyaz kaş hemen kesiyorum onu. Ona kompleks yaptım yani. Allah Allah. Ben de dikkat edeceğim bundan sonra. Ama ben biraz daha açık telli olduğum için beyazlarım o kadar belli olmuyor henüz. Oluyor mu? Senin sakallarında başlamış ama ya bir şey değil o. Yani sakal beyazlığı, saç beyazlığı hatta böyle karizmatik bir halde katıyor da insana. Ben merak ediyorum mesela. Bu tempoya, yani benim daha yaşım 43, daha dediğim aslında orta yaş. Kütahya plakayı buldun. 43 aynen, Kütahya plakayı bulduk. Bu tempoya nasıl dayanıyor millet? Mesela geçen Alaska'da Putin'le Trump ortalama yaş 70 Alaska'da buluştular biliyorsun. Alaska'da buluştular. Şimdi bir de Zelenskili'yle bütün Avrupalılar'ı falan topladı değil mi hepsini? Aynen öyle. Ne diyorsun abi bu buluşmaya? İlk önce onu sorayım sonra aklımda bir şey var onu söyleyeceğim sana. Dünyanın geleceği ile ilgili bu buluşma sana ne gösteriyor?
Yani bu derin siyasi analizlere filan dünya politikasına filan girmeyelim ama yani bu savaşı Putin kazanmış gözüküyor. Çünkü belli ki zaten işgalin altında bulundurduğu Kırım kaç tane daha Ukrayna kentini bir şekilde alacak. Ukrayna'nın batısında belli bir bölgesinde Amerika'nın ya işte üssü olur ya bir etkinlik alanı olur filan. olan, işte zamanında komediyen, ne kadar iyi adam falan diye gazlanan... Zelenski. Zelenski'ye oy veren Ukrayna halkını olur. Ben Ukraynalıların bir kısmıyla tanışıyorum. Yani yurt dışına, özellikle İspanya'ya yerleşen arkadaşlarımız var. Diyasporası oldu mu? Türkiye'ye yerleşen arkadaşlarımız var. Gidip geliyorlar falan ama kolay bir şey değil yani. Ülkene bir şey oluyor ve sen taşınıyorsun. Başka bir ülkede yaşam bulmaya çalışıyorsun ki.
Avrupa kapılarını açmış olmasına rağmen oturum iznini filan rahat vermesine rağmen bu söz ettiğim insanların özellikle İspanya'ya, İtalya'ya yerleşenlerinin ekonomik gücü kuvvetli olmasına rağmen kolay bir şey değil tabii yani gurbette yaşamak. O yüzden Ukrayna halkına için üzgünüm ama herhalde Putin Trump buluşması, akabinde Trump'ın Avrupalı liderleri ve Zelenski'yi çağırması, Zelenski'ye de bir dakika içinde sekiz kere teşekkür etmesi, adamı kılık kıyafetinden hatırlarsan bir ara neredeyse rezil eden. Trump'un 8 kere teşekkür ediyorum Zelenski'ye demesi, Avrupalı liderlere çalışması anladığımız kadarıyla bir süredir devam eden bu Ukrayna Rusya çatışması herhalde yavaş yavaş nihayete erecek. Öyle ama mesela bu görüşmeden sonraki 2 gün 126 tane büze ateşlemiş Rusya. Yani görüşmenin akabinde, sen Zelenski'yi de gönderdin oraya. Benim de aklıma şu meşhur meme geldi, abi menajerler mi gönderdi Zelenski'yi oraya, ne oldu? Boşuna mı gitti? Yok, onu oraya menajerler götürdü. Geçen gün meme demişken aklıma geldi. KYK'daki kızların Alaçatı'daki tatilini görünce ben. 2.33'te yok, onu oraya menajerler götürdü. O güzel bir memedi. Şimdi efendim, futbolla çok ilgilenmeyenler için ya da az ilgilenenler ya da hiç ilgilenmeyenler için
Bu yok ona oraya menajerler götürdü miminin meme diye yazılan mim diye okunan ne diyoruz buna bu neden bu nedir bu mim? Pelesenk mi? Pelesenk olmuş. Evet görsel ve... Sosyal medya pelesenki diyebilir miyiz? Sosyal medya pelesenki doğru çok doğru bir tabir evet. Sosyal medyada dillere pelesenk olmuş bir tabir efendim yok ona oraya menajerler götürdü yeni. Türkçesi yok galiba. aktörümüz. O da şöyle Rıza Çalınbay, gene futbolu az ilgilenenler için tarif edeyim. Rıza Çalınbay eski bir futbolcu ve uzun zamandır, çok uzun zamandır da teknik direktörlük yapan bir futbol şahsiyeti. Öpörtaj veriyor ve Türk teknik adamlarının neden yurt dışında yeterince tercih edilmediğini, yeterince değil, hiç tercih edilmediğini ilgili bir konuda gündeme gelince Arda Turan örneği veriliyor. Arda Turan da biliyorsunuz Ukrayna'nın aslında Rusya tarafından işgal edilmiş Donetsk kentinde, kentinin takımı olan Şakdar'ın teknik direktörü oldu. Onu da ayrıca iyi oldu, iyi bir örnekleme oldu. Arda mı gitti? Arda gitti Şaktar Donetsk'e. Ne diyorsunuz deyince Rıza Hoca da yok onu oraya menajerler götürdü. Bir cevap verdi. O da mime oldu. Pelesenk oldu yani. Neden mime oldu sence abi? Güzel işte millet bir arıyor diyor. Yok onu oraya menajerler götürdü. Hayır ama bunun altında sanki başka yani ortak bir kabulle yani onun ona hakkını vermediği düşüncesinin kabulüyle bir adalet sağlamak için mi mime oldu? Bilmem, bilmiyorum. Bence Zeki Twitter ve TikTok, Instagram Reels çocuklarının güzel geyik olsun, edit olsun.
Bu arada bu işin üstadlarından biri sensin yani. Benim laflarımı kullanıyorlar evet sağolsunlar. Ama beni böyle hani böyle bir daha çok şey duygusal romantizm, kişisel gelişim... Türlü türlü var. Koç kurban etme şeyi, ondan sonra dediğin gibi ilişkiler istifa edince telefonu çalmaz.
insanlar kendinden gördüklerini de alıyorlar benim yani senin o söyledikleri içgörüleri kendilerinde de görerek bunu bir mime haline getiriyorlar sanki ortak bir kanı var burada ama Rıza Çalınbay'ın durumunda şey var sanki yani onun ona haksızlık yaptığını düşünerek bir sosyal adalet uygulama yani mime neden olur nasıl olunur çünkü sadece ünlü Özel bir şey de değil bu. İnternette mimi olmak için ne gerekiyor sence? Bir tane zeki bir internet editçisi mi diyeyim? Editçiler çok evet meşhur. Akıllısı mı diyeyim? Onun yaratıcı bir anına denk gelmek yeterli bence. Yani mesela Educated Ear var. Evet eski yazı. Boğaç. Boğaç kardeşimiz. Mesela onun o Sivas'taki yıkılan tuvaletle ilgili yaptığı bir şey vardır. Çok meşhur. Nereye hacet edecekler diye. Mesela olağanüstüdür o. O bir şey olmuştur artık. O adam da çok haklı bu arada. Tabi tabi. Neyse, yani sonuçta bu internette meme olmak için ne mi lazım? İyi bir editçinin, aile turu üyesinin iyi zamanına denk gelmek lazım bir. Onu edit yapıp gönderdikten sonra bunun karşılığını alman lazım. Bizde deriniz başladı ya, bir arada bizde deriniz vardı. Bizde deriniz. Ama saçma bir şey söylüyor. Her masada varız falan. O saçma şeyi söylemek lazım. Olmadığımız masa yok. Olmadığımız masa yok artık bir tabir oldu. Olmadığımız masa yok artık bir tabir oldu yani.
Deriniz de bir tabir oldu. Bizde deriniz de bir tabir oldu. Şimdi bunlar şeye denk geliyor. İşte o internet edicisinin... Ya şöyle bir tartışma var da daha doğrusu bir tartışma yok. Böyle bir kültürel durum var ya. Ya şiir yazanı mı aittir, ihtiyacı olan mı aittir? Bir tartışma var. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bu tartışma şeyde de geçiyor. Yılmaz Erdoğan'ın filminde Kımaş Tatlıtuğ'la Mert Fırat'ın o yazdığı film var. Kelebeğin Rüyası. Kelebeğin Rüyası evet. Onlar da iki tane genç şair oynuyorlar yani. Orada da bu tartışmanın diyalog haline getirilmiş durumu var. Şiir ona, onu yazana mı aittir, ihtiyacı olana mı aittir? Dolayısıyla bir şey söylüyorsun, ben de mesela benim de mime olmuş bir iki bir şeyim var. Mime olsun diye mi söylüyorsun? Yok, hayır. Ben bir şey söylüyorum, o birine ihtiyacı oluyor o sırada. Bir editçinin aklına geliyor, bir editçinin iyi bir zamanına geliyor. Bak buradan yürüyorum diyor. Arka evimizde. O bir şey yapıyor, yürüyorsa devam ediyor. Ama o anda bir insanın ihtiyacı oluyor mesela, bir insanın ihtiyacı oluyor. Şimdi o yapana mı ait, söyleyene mi ait? Artık onu kullanana mı ait? Mesela KYK yurdundaki kızların Alaçatı tatillerini görünce ben, yok onu oraya menajerler götürdü. O bir editçinin yaptığı bir şey.
onu kullanan, repost eden, storiesinde tekrar paylaşan artık ona ihtiyaç olmuş oluyor. Türkiye'de herkes coru çorbulu biliyor artık. Değil mi? Coru çorbulu bilmeyen kalmadı. 1984. Hayvan çiftliği ile 1984'ten yaklaşık 10-15 tane cümlesi herkes tarafından biliniyor. Mesela bak sana olmamış bir şey anlatayım. Daha doğrusu sosyal medyadaki yalan durumunun nasıl olduğunu anlatayım. Bizim Uğur Karakollukçu kardeşimizin bir arkadaşı bir gün bir şeye canı sıkılıyor. Twitter'da diyor ki bir lafa bakarım laf mı diye, söyleyene bakarım adam mı diye var ya. Bunu da Mevlana diyor. Altında diyor ki lan bu birisinin lafı olsun. Mevlana diyeyim ben de ona diyor.
Bir atıyor Twitter'a ve bu Mevlana'nın böyle bir lafı varmış gibi. Yayılıyor. Daha korkunç, Atatürk'ün olmayan lafları falan yayılıyor. Türk şoförü en güzel duyguların sahibidir. Sonra işte bir taraf belki vardır öyle bir lafı da bilmiyorum. Mevlana'ya atfedilen, işte Atatürk'e atfedilen, ne bileyim başka bir sürü insana, Can Yücel'e atfedilen, yok öyle bir şiir falan. Tabii ben böyle bir şey demedim diyen oluyor ya. Erbatur var işte, ben böyle bir şey söylemedim dedin diyor adam. Ben bunu demedim diyor, attılar da dedin diyor. Karakterine uygun bir şey yazdıkları için...
Demiş gibi de gözüküyorlar yani. Dolayısıyla nasıl mime olunur? Toparlamak gerekirse şöyle olunur abi. Sen bir şey söyleyeceksin. O sırada bir editçi... Güzel bir eşref saat olur. Eşref saatine denk gelecek. İlhamına denk gelecek. O bir şey atacak. O sırada da bu cümlelere veya bu sözlere veya bu videoya...
Veya o komediye, o espriye ihtiyacı olan birileri tarafından yayılacak. Ancak öyle bir mim olursun. Mim olmak için söylersen de olamazsın. Bunlar şey olabilir mi artık modern döneminde işleri? Mesela yüz yıl sonra da hala şeyi duyabilir miyiz acaba? İşte biz de deriniz. Biz de deriniz. Mustafa Kemal Atatürk. Vallahi şey oldu. Olmadığımız masa yok artık. Tamam yani. Yüz yıl sonrasına bırakılacak miras bulunduğunda yazıtlar falan bunlar ne olacak? Onu merak ediyorum. Bilmiyorum. Bilmiyorum. Bir reklam arasına gidelim, dönüşte bakalım mı?
Geçen gün eşimle konuşurken, eşim daha doğrusu bir ortamdaydık beraber arkadaş grubunda, dedik ki ya bu Instagram mahvetti şeyi. İnsanların düşünce bir yapısını ve görüş biçimini mahvettiğimi düşünüyorum dedi. Yani estetiklerin bu kadar artmasının sebebi, kuaförlerin bu kadar tırnakçılığa çıkmasının sebebi, güzel yani kadınlar açısından konuşuyorum dedi. Yani güzel görünme çabasının artmasının sebebi, sebeplerinden biri, temel sebeplerinden biri bu. Restoranların yemekten ve içerikten ziyade şekle şemale, aynaya, dekorasyona, ateş, Bilmem neye hani şova önem vermesinin sebebi bu. Efendim işte hep bir şeye erişemem hissiyatını veren şey bu. Aile içindeki kavgaları sebebi. Yani babasından rahmetliden örnek verdi. Küçükken işte gençken bir işte bir falancanın arabası var benim de olsun falan demiş. Eşim bir evin bir kızı yani tek çocuk. Dolayısıyla hani babasının durumu da fena değil rahmetliliğinde o zamanlar. Otomobil istese alır. Hani o şeyde o imkanları var. Neyse sonra demiş ki almayacağım falan neyse. Demiş ki bizimki de, benim arkadaşım Ayşen'in var, arabası var, benim niye yok? Demiş ki, Ayşen'in babasının helikopteri var, benim niye helikopterim... Gerçekten var. Gerçekten var, söz ettiği kişinin helikopteri. Benim niye helikopterim yok, diyor muyum ben? Konuyu kapatmış, mesela böyle bir gülerek de anlattı bunu şimdi. Hep bir şeye erişememe, bir şeye yetişememe durumu var. Ama bu bahsettiğin şey İnstagram üzerinden değil, gerçekte soruyor değil mi? Tamam. Ve o zaman daha az, daha tehlikeli. Şey diyor ki, babam bana onu söyledikten sonra biz de hep beraber güldük. Güldük ve evet yani biz falancalar gibi değiliz. Bizim durumumuz bu. Sonra babası da başka türlü bir gerekçeyle, neden otomobili şu an içine almayacağını anlatmış falan neyse. Şunu anlatmaya çalışıyor yani. Şimdi diyor ki sürekli, helikopter alsan niye uçağım yok? Uçak alsan neden daha iyisi yok? Yat alsan daha büyüğü var yani. Hep bir yetişememe... Tabii o tatlısıyla zenginlikle ilgili bir paradoks aslında.
Yaratıyor diyor Instagram. O yüzden de bu çocukları çok bozdu. Yani gençleri, yani kuşağı çok bozdu diyor. Bu mimelerde senin bir tespitin var. Onu istersen söyle. Yok, şöyle. Artık bunu söylediğin zaman işte dün Doktor Sejnerovski mi? Tamam, ismini yanlış telaffuz ediyor olabilirim. Aklıma değil. Fakat güzel bir podcast dinledim. Orada şey diyor işte. Tarihin gelmiş geçmiş diyor en kötü jenerasyonuna. sahibimiz şu anda diyor yani en zor eğitilebilir ahlaken en sıkıntılı durumda maddi olarak da yani en kötü jenerasyon elimizde şu anda diyor yetiştirdiğimiz ve bunun sebebi olarak da bu aplikasyonları da ve internet kullanımı da yani sana bir video göndermiştim David Letterman'a katılıyor Bill Gates internetten bahsediyor orada onun sadece bahsettiği düşünsenize diyor tanımadığınız insanlara mail gönderebilirsiniz
İstediğiniz bir bilgiye anında ulaşabilirsiniz diye. Basitçe 95 yılında, 30 sene önce bunu tarif ediyor. Letterman'a diyor ki, e radyom var zaten benim. Şimdi 30 sene Letterman'ın aptal mı çıkardığı yoksa doğru mu çıkardığı konusunda ben biraz keşke evet radyo var deyip kanaat etseydik. Çünkü bu Seynirovski ya da ismini yanlış söylüyor olabilirim, özür dilerim. Aklını düzeltirim.
Bir nörobilimsel yani psikolojik olarak insanları bu kadar hazırlamadan, bu kadar bilgi ve aplikasyon dayatımının asla doğru olmadığını ve bu jenerasyonun böyle yetişmesinin sebebinin bu kontrolsüz yapay zekâ ve sosyal platformların kullanıma açık olmasını öne sürüyor. Ki bence bir doğruluk payı var. Muazzez İlmiyeçiğ'da diyor ki, bir Sümer tabletinde gençlik nereye gidiyor yazısını gördüğümden beri gençleri suçlamıyorum diyor mesela. Bu her dönem mi var diyorsun yani? Bir de benim Instagram profilimde de paylaştığım bir şey vardı. Ascoli kentinde, İtalya'nın Ascoli kentinde 1500'lerden kalma bir yazıt var. Duvar yazıtı, duvarda yazı. İşte bilenler yapamıyor, yapabilenler bilmiyor falan filan gibisinden. dönemsel ve jenerasyon eleştirisi, dönem ve jenerasyon eleştirisi her dönem varmış abi. Ya muhakkak öyledir de, şimdiki biraz daha farklı gibi ya da içinde olduğumuz için mi daha farklı? İçinde olduğumuz için herhalde biraz daha biz de böyle eleştirel bakıyoruz ama genel olarak şey durumu var tabii, derinlemesine düşünme eksikliği var, muhakeme eksikliği acayip var. Şey yok, neden sorusunu sormak... Ya muhakeme eksikliği korkunç var yani. O çok kötü bir şey ve o muhakemeyi bir süre sonra aplikasyona, televizyona, yapay zekaya bilmem nereye bırakınca senin yerine muhakeme etsin diye o yapınca yara android olduk işte biz de. Yani yara android sayılabiliriz. Konuşmayı falan unuttu insanlar. Ben mesela MasterChef izliyorum arada. Yemek yerken izliyorum özellikle. Yemek yemediğim zamanlar izlemiyorum çünkü acıktırıyor. Bu arada ben seni de izliyordum, izlemiyormuşsun. Yok, izlemiyorum. Sağlık olsun, ben de izlemeyeceğim daha sonra. Her mesele neyi diyecek? Kızılcık şerbetini bekliyoruz işte. Öyle mi? Yani konuşmayı bilmiyorlar ya, bir tabağını anlatamıyor. Genel olarak insanlar kendilerini ifade edemiyorlar. Bence bu tembellik motor becerilerinin gelişmemesi yüzünden. Yani kendilerini ifade etme konusunda sıkıntıları var insanların. Olabilir. Seçim yapma konusunda sıkıntıları var. Geçen bir dating app gördüm mesela. Kitap üzerinden eşleştiriyor insanları. Yani aynı kitabı okuduysan bununla eşleşebilirsin diyor. Ya bu bana çok saçma geliyor. Niye eşleşeceğim bir kişiyle aynı kitabı okumuş olmak zorunda olayım ki? Ya o da işte dating app yapmış. Ne yapsın adam? Bir sürü dating app var. Her şey bir fikir midir yani? Yani bir sürü dating app var. Adam da demiş ki, ben bir dating app yapayım. Bari kitap okuyanlar üzerinden, yani kitap kafe manitacılığı olsun falan demiş yani. Manitacılık yapacaksan, hani kitap kafede yapanlar var ya bir de. Evet. İşte şeyde, bizde de var ya, Türkiye'de bir sürü kitap kafeler. Öyle mi? Tabii bir sürü var İstanbul'da. Artık birçok yerde açılan kitap kafe. Dating mekanı bunlar.
Yani oralarda manitacılık yapanlar için yapılmış bir app olabilir yani. Şimdi adamda bir app çıkarsa, aynı sporlardan hoşlananlar olabilir. Ne bileyim, aynı bilmem nelerden hoşlananlar olabilir. İlişki böyle bir şey mi? Saçmalama, genişletmeyin. Ama şöyle şimdi, ilişki evet böyle bir şey abi. Ne bileyim abi, Karabazov kardeşleri ikimiz de çok seviyoruz diye acayip bir ilişkiye mi yelken açacağız yani? Bence öyle değil ama... Yani ilişki olsun da. Öyle mi? Bir ilişki olsun da ben de buradan hiç olmazsa biraz daha eliminasyon gibi yani, elimine edeyim yani. Gidip de hani var ya Ali Desidero şarkısında demiş felsefeyi sever misiniz? Ali demiş biz hep dönerciyiz falan. Hani bu kadar da farklı olmasın diye düşünenler için hiç olmazsa hani böyle bir eleme imkanı sağlamış. Luther demiş Machiavelli, şampiyon biziz demiş Ali. Şarkı öyleydi ya. Bu kadar da farklı olmayalım diye düşünenler için aplikasyon geliştirmişler işte. Daha hani bir de kitap dating ya bir de bu. Biraz daha elegan bir şeymiş gibi sunuyor bence. Onun pazarlama yöntemi yani. Şey var ya internette, Twitter'da falan çıkıyor, işte söylediğiniz zaman herkesi karşınıza alacağınız bir fikriniz var mı falan diye böyle bir challenge koyuyorlar. Yani ben kitap okuma işi bana biraz overrated geliyor. Ama tabi cehaletle de suçlanabilirim. Zamanında çok okudum, faydasını gördüm ama artık okumuyorum. Artık kitap okumak çok zormuş abi.
Artık kitap okuma çok zor bir şey. Son zamanlarda çok rahat bitirdiğim kitap. Çok da bilinen bir kitapmış. Ben bu zamana kadar haberdar olmadığım için de gerçekten pişman olduğum bir kitaptı. Tahtar Çölü'ydü. Hemen iki günde bitirdim. Çok güzel. Çok güzel bir kitap. Çünkü çok ilgimi çekti. Bunun yanı sıra Grunge'ın yeni kitabını aldım. Daha başlamadım. Başlar başlamaz herhalde iki günde onu da bitiririm. Genelde Grunge kitaplarını öyle bitiriyorum. 9 Eylül'ü merakla ve hasretle bekliyoruz. Dan Brown'un uzun yıllar sonra, beş yıl sonra kitabı çıkıyor. Secrets of Secrets diye. Secret of Secrets mi? Secrets of Secrets mi?
Öyle bir şey. Sırların sırrı mı? Sırın sırları mı? Öyle bir tam adı o. Babayı merakla bekliyoruz. Dan Brown'un Prak'ta geçiyormuş bu sefer. Sen o zaman roman türüne daha şeysin. Roman türü... Abi şöyle, şimdi bir şey de versin. Şimdi Grunge'ın kitaplarında bir şey öğreniyorum ben. Siyahici bir adam. Japonca'da seni seviyorum kelimesi yokmuş. Öyle mi? Bunu ben, Kaiken diye bir kitabı var Grunge'ın. Oradan öğrendim mesela. Allah Allah. Ne diyorlar acaba? Öyle bir kelime yok. Yani Japon toplumu ayrıca konuşuruz. Çok tuhaf bir toplum bence. Uzaydan geldi diyorlardı ona, Pink Floyd'un vokalisti. Japonlar için mi? Evet, bence onlar uzaydan geldi. Olabilir, bilemem. İki, mesela Denbrough'un kitaptan da bir sürü şey öğrendik abi işte. Siyahici değil mi ya Denbrough? Ben mi yanlış biliyorum? Ne bileyim abi, belki de siyahicidir yani. Öyle mi? Ben bir Foucault'un Delil-i Övgü kitabını okudum şöyle, nal gibi kalın bir kitaptı. Foucault'u okunabildiysen tamam yani. Hakkımda kalan tek şey şey oldu yani. Eski zamanda delileri gemiyle nehirlerde gezdiriyorlarmış. Onlara sahip çıkmanın yolu oymuş. Yani koca kitaptan aklımda kalan tek şey bu oldu. Bu beni şey mi yapıyor? Sende problem bence yani.
Biraz problem sende. Ağdalı bir dili vardı. Yine konsept diye başladık. Ukrayna falan derken çok alakasız bir şekilde alakasız bir yere geldik. O da benim yüzümden oluyor. Bizim ama şeyimiz bu ya. Olayımız bu bizim de. Bakacağızın da olayı bu işte. Her şeye bakacağız dedik. Aklıma şey geldi. Şunu sorayım. Başa döneceğim. Arda Turan'ın yerinde olsan Şaktar Donetsk'e gider miydin? Hemen giderdim. Çok doğru tercih.
Savaş var. Krakov'da yaşıyorsun. Polonya'dalar mı? Krakov'da yaşıyorsun. Krakov'da oynuyorsun. İsmin Donetsk. Şaktar'da madenci demek. Donetsk madencileri. Çünkü Donetsk bir maden kenti. Ama Donetsk ve Odense'nin bir kısmı, işte orada bir kent daha var şimdi hatırlayamadım. Rusya kontrolünde. Ama Şaktar, Donetsk, Ukrayna takımı ve Krakov'da. O zaman ben Ukrayna'da takılıyorlar zannediyorum. Dolayısıyla yok Ukrayna'da takılmıyorlar, Krakow'da yaşıyor. Kesinlikle giderdim, çok da doğru bir tercih yaptı. Avrupa'ya açılmak için çok birinci sınıf bir kapı. Doğru bir şey yaptı Arda Turan. Bir de kendime merak ettiğim bir şey soracağım. Bu meme falan dedik ya, senin envai çeşitli videon dönüyor abi, söylediğin şeylerden. Onları oturup bir izledin mi hiç? İzliyor musun?
Ben hiç kendimi izlemem. Hiçbir yayınımı izlemem. İnternette de görünce merak ediyorum. Bu editi, bu komik şeyi izliyorlar. Ben sadece bir yeni program başlarsa birinci bölümünü izlerim. Başka da hiçbirisini bir daha izlemem. Hiç, sıfır. Atıyorum bir yeni bir programa başladık. Bakacağız mesela, bakacağızın birinciyi dinledim. Garip mi geliyor abi sana? Bana çünkü hayatımda ilk defa böyle bir şey yaptım. Kendi sesimi duymak çok hoş bir şey değil. Değil mi? Garip mi? Hoş sanmıyorum ben evet. Zaten kafa sesinden farklı duyuyoruz. Ben bir de yine yabancılaşıyorum. Yani ben dinlemem. Benim şeyim yoktur. Ben öyle dinlemem. Yapar çeker giderim ben. Hiç. Bir daha dinlemem yani. Ama ilk bir program yaptık. Mesela ne o gündem? Birinci programı izlerim. İkinci programı bir daha izlerim. Bir daha izlemem ondan sonra. Vallahi ben de aynı kafada. Ya da hani bir bölümüyle ilgili bir şey vardır, bir sorun vardır. Ya da o bölümü çok tutmuştur. Oradaki haber daha sonra gerçekleşmiştir. O zaman o bölümle ilgili bir şey izlerim. Ama kendimle alakalı bir şey ne dinlerim ne...
İzlerim abi. Ben de bu... Kendi yaptığım bir şey, kendimle alakalı bir şey izlerim de hani biri bana sallıyorsa falan bir bakayım ne demiş de derim. Sana hiç film teklifi falan gelmedi mi bu kadar? Gelse hemen kabul ederim. Hiç gelmedi mi? Yok gelmedi. Öğretmen arkadaşlarım da var ama. Evet şöyle ufak rol falan iyi olurdu. Bizim bakıcımızın podcast'ın, Podbean'in müdürü Şevval Hanım biliyorsun. Sürekli oynuyor. Yeşilçam'ın bir insanı yani. Mavi saçlı falan.
Efendim, Şevval Hanım'ın dizisi yakında bir platformda dizinin adı ve platformun adını daha sonra vereceğiz. Kendisi bir oyuncudur. Onu da buradan ifşa edelim. Yönetmen, yani bir film teklifi gelmedi. Gelirse kabul ederim. Ben de idim. Buradan Nuri Bilge Ceylan'la... Nuri Bilge Ceylan'la
şeye... Zeki Demir. Zeki abiye buradan sesleniyoruz. Evet ya. Nuri Bilge Ceylan da işte benim böyle ayağımı sallamamı çeksin abi. Bunu çeksin yani. Dört dakika falan bunu çekebilir. Dört dakika. Dört dakika şunu çekebilir yani. Sonbaharda. Dört dakika ben şöyle oturuyorum, stresliyim falan. O da buralarda oturuyor. Öyle mi? Tabii. Seviyoruz, onun son sinemalarını seviyoruz, son filmlerini. Kış Uykusu çok güzel filmdir hakikaten. Çok güzel filmdir. Zeki Demirkubuz mu o mu? Sordum mu ben sana bu soruyu daha önce? Bu soruyu ben birkaç kere baştan sordum.
Tabi böyle bir tartışma, böyle bir derbi var ama. Değil mi? Gerek de yok böyle bir derbi. Gerek yok abi. İkisi de bizimdir. Aynen öyle. Ben ama Hayat'ı beğenmedim yani onu kusura bakmasın. Zeki abi, son filmi Hayat. İzlemedim ben. En az bir saat atılırmış. Ben onun filmlerini birbirine karıştırıyorum hangisi hangisi. Kader, masumiyet. Masumiyet, kader. Benim tapım onlar. Masumiyet özellikle. Uzaktan baksam karar veremem hangisi hangisi diye yani. Birinde oğlanın gençliği var işte. Öyle mi? Tabii. Haluk Bilginer'in gençliği var. Star Wars gibi. Kronolojik mi izlemek lazım? Önce Masumiyet'i izleyeceksin, sonra bu nasıl olmuş bunun kaderi izleyeceksin. Kadir, Hayat. Hayat yeni film. Alakasız mı? Bambaşka bir yeni film o. Epey uzun aradan sonra çektiği bir film. Hayat. Hayırlısı abi ya. Miray Daner çok iyi oynamış ama. Kim? Miray Daner. Hayat filminde çok çok başarılı bir performans göstermiş. Ama ben filmi beğenmedim. Abi izlerim. Buradan özür dilerim Zeki abiden ama. Aynen öyle. Biraz da şey... Şahsi objektif film grubumuz bu yani. Halı saha falan yapıyor her haftada. Sportif ve sinirli bir adam. Ulaşmak istemem Zeki Demirkoğlu'sa. NBC'yi daha çok gözüm kesiyor yani. Kafes dövüşü. Tabii canım. NBC tartışmadan kaçar bir de. Öyle bir durum da var. Değil mi? Tabii tabii. Kafes dövüşüyle aran nasıl abi? İzliyor musun?
Yok abi, bende yok abi. Ya onunla alakalı bir teorin var da. Şeyi mi seviyorum ben, onun eskisi vardı ya yalandan o yapılanlar. Ha, WWE falan. Yalandan öyle Hulk Hogan'lar falan çıkardı. Evet. Onları seviyorum ben böyle, sinyal işleri. Sinyal olmayanları şey yerine geçirdi, Dağıstanlılar, o yüzden soracaktım ama neyse. İzlemem ben abi. Tamam, gerek yok. Barbarlık zaten abi. Mesela Kan Sporu'nda kaldım ben. Can Kurban'dan Kan Sporu. Efsane bir filmdir bak. Bir arada böyle kimsenin, herkesin böyle bir dudak büktüğü efsane filmler konusunu konuşalım. Olur. Ben döner tekme falan atmaya çalıştım o yaşlarımda. Tabii abi. Kan Sporu nedir? Kan Sporu bir efsanedir ya. Şeye batırıyordu ellerini. Tabii, tabii. Kırık camları. Kolpaçino.
Dudak bükülen ama bir efsane haline gelmiş filmler. Bir ara bunu konuşalım. O zaman bir sonraki bölümde konuşalım. Bir sonraki bölümde bakalım ne yapacağız. Efendim şimdi tabii futbola da çok girmiyoruz. Niye? Daha Türkiye Ligi'nde lig aslında. Eylül Milli Arası'ndan sonra yavaş yavaş başlıyor. Şimdi göreceksiniz birkaç tane daha teknik adam kovulacak falan. Bir tane gitti. Bir tane gitti bile ikinci hafta. İsmet Taş demiş. Eylül milli arasında en az biri daha gider. Yavaş yavaş futbol dünyası da civcivlenince elbette futbolda konuşacağız. Ama bizim programımızın formatı gereği biz her şeye bakıyoruz. Haftaya yine bir şeylere bakmak üzere. Bu haftalık hoşçakalın diyoruz. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.