3.634 kelime · ~18 dk okuma
Efendim, iki haftalık aradan sonra yeniden birlikteyiz. Bakacağız podcast'e. Hoş geldiniz. PodB Media'nın sunduğu Bakacağız'da yine bir aradayız. İnşallah yine birlikte olacağız. Bizi evlerine, otomobillerine, kulaklarına, misafir eden herkese tekrar selamlar sunuyoruz. Hoş bulduk efendim. Korhan sen de hoş geldin. Hoş bulduk abi, nasılsın? İyiyim sen? Sağ ol. Kilo vermiş gördüm seni. Verdim, bir 15 kilo verdim. Mayıs ayının 15'inden itibaren. Bunu bayağı duyuyorsundur herhalde şu sırada. Evet, herkes söylüyor. Epey kilo vermiş diyorlar. Daha da bir 10-11 kilo da vermem lazım. Ama bir yerde bir tıkanma yaşadık şimdi. Bakalım orayı çözersek biraz daha vereceğiz. Bu arada bayağı bir değişim. Yani sen kilo vermişsin, stüdyo değişmiş. Böyle farklı bir ortamdayız yani şu anda. Evet, Podbean'in sahibi Candos parayı bulmuş belli ki. İlk defa geliyor gibiyim şu an önümde masal boyunca. Yani yepyeni bir sistem yapmış. Mikrofon kalitesi falan süper olmuş. Güzel olmuş yani. Stüdyonun ortamı da bayağı ferahlamış. Nasıldı abi tatil? Bu sene iki kere tatil yapabildim. Birisi bir Barcelona'dan uzun zamandır gitmek istediğim Basque bölgesine doğru bir karayolu yaptım, yol yaptım. Yaklaşık bir altı buçuk saatlik. Sen sürdün? Benle eşim beraber sürdük. Bir de Türkiye'de Kuşadası'nda anneme uğradım. Annemler, ablamlar oradalar. Oradan da Isparta'ya geçtik. Isparta'dan da İstanbul'a geldik. Türkiye için de de işte Kuşadası, Isparta, Isparta, İstanbul gibi bir yol yaptık. Yol yapmayı seviyorum ben. İnsanlar araba kullanmayı sevmiyor ama ben seviyorum genel olarak. Türkiye'de gerçekten bu şeylerden sonra da hani bir ara çok mesele olmuştu ya bayramda trafik cezaları falan. Ondan sonra da insanların bu özellikle hız limitlerine son derece uyduğunu özellikle de gördüm. Uyuyorlar şu anda. Biz de çok uyarak gittik. Ama hani özellikle Isparta-İstanbul yolunu bilenler bilir. Birkaç tane şehirden geçiyorsun. Senin memleketten de geçiyorsun. Kütahya'dan, İnönü'den falan, Afyon'dan. Genellikle şehir içinden, kasabadan, yerleşim yerlerinden geçtiğin için
Çok süratli gidemiyorsun. Dolayısıyla yol uzuyor ve sıkıcı hale geliyor. İspanya'da da 120 km sınırı var ve herkes ona dikkat ediyor. Genellikle de bizim gittiğimiz güzergah iki şeritli yollarda. Çok yol yapmayı seviyoruz ama çok da keyifli bir rota olursa güzel oluyor. İspanya'nın yollarının benzediğini düşünüyorum. Türkiye'deki kırsal, Ege tarafındaki yollara falan. Biraz benziyor ama tabii Türkiye'deki yollar çok daha geniş, büyük. Manzarasal olarak diyorum.
Manzarası olarak biraz daha kırsal bölgelerde özellikle işte o Urdanadolu'ya benziyor. Ege'ye benzeyen yollarda var. Ben de ehliyet yok. Araba sürmediğim için o şeyi bilmiyorum. Ama yolculuk ben pek... Yolculuk insan değil misin? Evet, otobüstür. Geçen yıl 2000 kilometre yol yaptım. Barcelona'dan yola çıktık. Roma'ya kadar geldik tabii dura dura. Birkaç şey yapa yapa. Seviyoruz araba kullanmayı. Böyle yollar falan da biraz kaliteli yollar olunca, iyi yollar olunca zevkli oluyor. Şöyle benim arkadaş şu bu olursa, bir yere gideceksek araba varsa, Ben de severim ama benim için yolculuk şey yani, böyle hemen çıktın ve varış noktasına vardın değil. Ben o yolculuğun sürecini seviyorum. Saat başı duracağım, şöyle bir manzaraya bakacağım, kafayı boşaltacağım, dinlenme tesislerine gireceğim, bir şeyler yiyeceğim, atıştıracağım vesaire. Bilmiyorum yani. Mesela güzergahta dinlenme tesisi falan da seçerim ben. Şuraya giderken şurada duralım veya şurada duralım diye. Var mı öyle tercihler? Var var, öyle tercihlerim var. İstanbul-Bodrum arasında mesela bu yeni otobandan giderken tercih ettiğimiz yollar var. Balıkesir'de şurada duracaksın. Ne bileyim işte Manisa'da burada duracaksın falan. Başka bir yola gideceksen işte Çanakkale yoluna gideceksen orada tercih ettiğimiz böyle bir takım yol üstü durakları var.
Bir de onun dışında hani bir de benim kızımla filan da yolculuk yaptığımız zaman onun da daha sık ihtiyaçlar oluyor. Benzin istasyonlarında filan yakıt istasyonlarında duruyoruz. Evet. Onda da tercihimiz Opet oluyor. Opet'in de Festi'ydi herhalde değil mi? Opet'in de marketi var Ultramarket. Opet Ultramarket'in her...
Yakıt İstasyonu'nun bir marketi var da, Opeton Ultra Marketi'nin içinde özel olarak yolculuklar için, yolcular için üretilmiş bir ve sadece o markette satılan bir takım ürünler var. O da Opet Festi ürünleri. Aklınıza gelebilecek işte bir takım atıştırmalıklar var, soğuk sandviçler var. Efendim, fırın ürün mabülleri var. İşte meşrubatlar var. Gazlı gassız, soğuk kahveler var. Her şey var. Yani illa bir yerde durup oturup bir saat yemek yemeyecek vaktim yok veya vaktim var ama daha uzun bir mesafeye gidiyorum. Arada da bir takım atıştırmaklara ihtiyacım var diyorsan, Opeten Ultramarket'in içindeki festi, ürünleri bu konuda ihtiyaç gideriyor. Gayet de kaliteli olduğunu söylemek durumundayım. Olur mu abi, denk gelirsek deneyelim yani. Normalde oturup kebap, döner, kuru fasulye, ne kadar acayip yemek varsa yiyorum. Yolda. Yolda o kadar ağır yenir mi ya? Yolda öyle yenmez abi, rahatsız olursun. Araba kullanırken belki.
İyidir, kötüdür bilemezsin ki. Sen festiden devam et. Festi iyidir diyorsun. İyidir. Peki abi tercihin ne oluyor yolculukta? Kara, hava, deniz? Hepsi. Ciddi misin? Tabii. Hiç sıkılmazsın yani? Hiç sıkılmam abi. Ben asla duramıyorum ya otobüste, uçakta falan. Yani uzun uçuş.
Tam biraz rahatsız olabilirim. Uzun uçuş da bu zamana kadar hayatımda bir kere yaptım. 10 saat bir uçuş yaptım. Onda da bir süre sonra hakikaten insan şey oluyor yani. Yeter diyor. Kalkıp yürüyorsun falan uçakta falan ama bir süre sonra hakikaten artık bayıyorsun yani. Yeter artık falan diyorsun. Herhalde havalı olmanın verdiği bir şey o. Tabii.
Bir de istediğin an, istediğin hareketi yapamıyorsun. Bunun deniz yolculuğu da yani tekne demekle işte yaptık. Hani böyle vapur falan çok uzun yolculuklar yapmadım. Kısa mesafeye 3 saat, 5 saat yaptık da hani böyle günler süren o var ya büyük gemiler. Cruise. Cruise'lar falan onlardan yapmadım. İster misin cruise gemisine binmek? Abi ona ne? Onu da isterim.
Ben sıkılmam, şöyle sıkılmam. Yüzden AVM gibi bir şey ya. Ama işte içinde eğlenceli yerler de var ya. Eğlence için istediğin yerler de var. Canının sıkılmaması için her şeyi düşünmüşler onları. Onun da mesela 10-15 günlük turlarında çok sıkılacağımı sanmıyorum. Benim en uzun deniz yolculuğum Sarıyer Üsküdar olduğu için abi. O yüzden şey değil ya. Kruz gemisine de binmeyi hiç hayal etme. Ben adalardan, Yunan adalarının arasından gezmiştim. Onlar da işte iki saat, bir saat falan sürüyor.
Deniz yolculuğu bir sene sonra yorucu bir şey oluyor tabii. Bir sene sonra yoran bir şey. O tip feribot da büyük kruzda o kadar sallanmıyorsundur diye düşünüyorum. Bilmiyorum, deneyimlemedim ama o kadar sallanmıyorsundur diye düşünüyorum. Küçük feribotlar bir sene sonra yoruyor tabii. Bence genel olarak bu hareket işi, tatilin tanımı ne ki senin için? Mesela tazelendiğini hissediyor musun bu kadar gezince? Yoksa gezmek zorunda mı hissediyorsun? Gezme fikri benim için zaten tatil demek.
Tatil o, aksiyon elindeki şeye tatil diyorsun. Ben ona tatil diyorum. Çünkü o zaman konsantre oluyorum. Bazısı mesela şey diyor, 15 gün hiçbir şey yapmayacağım diyor. O da bir tatil mesela. Kafayı boşaltma şeklinde. Uzanıp yatacağım baba, dışarıdan söyleyeceğim yemeği. Yani yemek dahi yapmayacağım falan.
Mümkünse kahve bile yapmayacağım. Onun da tercihim var. Ben onu da severim. O da olur ama şey değil. Ben zaten bir şuraya gideyim ve orayı keşfedeyim istiyorum. Tazelenmiş hissediyor musun kendini?
Bir de ben onunla motive oluyorum. Mesela diyelim şuraya gideceğim. Örnek neresi o? Sinop'a gideceğim mesela. Sinop'u önceden araştırırım ben. Sinop da çok güzel bir yer ya. Çok güzel şehir hakikaten. Daha önce gitmişliğim var. Şuralara, şuralara, şuralara gideceğim. Şurada yemek yiyeceğim. Şurada da bir eğleneceğim falan. Şurada denize gireceğim. Şuradan tekneye bineceğim. Bütün bunları bir çıkartıyorum. İşte günüme göre. İşte elemem gerekiyorsa bir iki bir şeye eliyorum. Yoksa onları yapıp öyle mutlu oluyorum yani. Yani bilmiyorum abi. Ben biraz daha şeyin, işin yatış tarafındayım.
Ama fiziksel olarak çalışırken de böyleydim ben. Yani o keşfetme duygusundan ötürü onunla alakalı bir şey o. Sende zaten şey var canım, hareket... Bazen ben senin hızına yetişemiyorum yani. İkimiz... İsmet diyor, siz aşağıda falan çalışıyorsunuz, ben bunu durduramıyorum. Ben bunu durduramıyorum diyormuş ya. Aynen öyle abi. O da nasıl bir kolpaysa artık.
Bu kafayı durduramıyorum. O kafayı durduramıyorum. Peki şeye katılıyor musun abi? Yani tatil, mesela yeni başlangıçlar, gördüğün yerlerde zihninde bir şeylerin açılması, bu keşfetmek duygusunu sen nasıl tanımlıyorsun? Şöyle, ben bir yeri gördüğüm zaman orada etkilenirsem eğer, gördüğüm yeri beğenirsem ve etkilenirsem, oradan bir şey katıyor bana tabii. Burada böyle bir şey görmüştüm, burada böyle bir şey yemiştim, burada buna denk gelmiştim, böyle bir galeride
Şöyle bir sanat eserinden rast gelmiştim. Bak buranın evleri böyleymiş. Tavsiye verebiliyor musun yani? Mimarisi böyleymiş falan gibi bir takım şeyler oluşturuyor bende. Kattığını düşünüyorum. Bana kattığını düşünüyorum bunların. Mesela adam Roma'da doğmuş. Birisi Roma'da doğmuş. Biraz da algıları açık birisi. Francesco Totti. Roma'da doğmuş biri, biraz da algıları açık. Sokağa bakıyorsun, bir sanatı var orada. Apartmana bakıyorsun, bir sarı renk var. O sarı renk başka hiçbir yerde, öyle bir sarı renk yok. Bir pencere formu var. O pencere formu başka hiçbir yerde yok mesela. Şimdi o adamın mı ressam olması daha kolay?
Şehirciliği çok kötü olan bir Türkiye şehrindeki adamın mı ressam olması daha kolay? Bu tip görüş biçimlerinin, bakış, gördüğün şeylerle alakalı, gözümüzün gördüğü şeylerle alakalı sana katılan şeyler olduğunu düşünüyorum ben. Tabii, hislerine dokunuyor. Kendinizi gören adamın başka bir hayatı var. Dağı gören adamın başka bir hayatı var. Evet. Diğeri de başka türlü bir ressam olabilir ama o ayrı. Ama keşfetme işi insanın zaten özünde var bence abi. İlk çağlardan beri ne olursa olsun keşfetmeye programlanmışız gibi geliyor bana. Ben de arada bakıyorum işte sana şeyden önce bahsettim ya Güney Kutbu'nda bir iş var falan filan.
Yani böyle her zaman o ekstrem değil. Konay Yılmaz, Güney Kutbu'ndaki bir bilim merkezinde açılan envanter görevlisi pozisyonuna başvurdu efendim. Aynen öyle. 9 aylık kontrat süresinde iyi para kazanacak. Kariyerimi saygılarla kabul edilmiş. Eğer kabul edilirse, müthiş bir kariyer. Penguenlerle ve bilim adamlarıyla birlikte 9 ay boyunca yaşayabilir misiniz? Konserveyi gerek. Konserveyi gerek. Konserveyi gerek.
9 ay boyunca sadece gelip giden bilim adamları, orada kalıcı olan bilim adamı da pek yok. Gelip giden bilim adamlarıyla bazen sadece 1-2 kişinin kaldığı bir konteyner benzeri bir evde. Eksi 20-80 derece arasında. Korkunç fırtınaların olduğu aslında bir çöl olan Arktik'te, bir kutupta, penguenlerle ve bir takım yırtıcı kuşlarla, belki bazen karaya çıkmak ihtiyacı hisseden folklarla, deniz aslanlarıyla falan yaşar mısınız? Orada kutup ayısı yok. Yok mu? Doğru. Kuzeyde onların. Öbüründe.
Bu tip yerde 9 ay boyunca yaşar mısınız? Diyeceksiniz ki, fiyat ne kardeşim, bana ondan haber ver. 6 bin euroya yaşar mısınız? Aylık. Aylık 6 bin euro, çarpı 9 ay. Mesela ben bunu 9-5 mesaisi çalışan birkaç kişiyle paylaştım, deli gözüyle de bakıyorlar. Bu arada internet falan da sıkıntılı, her dakika erişim şubu yok.
Varsa bile bizim askeriyedeki internet gibidir. Oraya gazetelerin baş sayfalarını tararlardı. Genelkurmay'ın sitesini açar. Sadece onu okurduk. Vardır mutlaka. Bilimsel bir yer yani. Orada mail falan atılıyordur da hani böyle belli bir kotası vardır. Baba sen de orada girip de Twitter'a bak falan diye bir şey yoktur herhalde. Yoktur. Selçuk sporu istemiyorum.
Selçuk Supur izleme zaten. Şey tabii ki yani izlerim. Kaçak yayına karşı izlerim. Esprisini yaparak farkındalık yaratmak istedim ayrı konuda. Mesela bunu ben 9-5 çalışan insanlara mesai arkadaşlarıma falan anlattığımda şey olarak da gören var yani. Deli misin kardeşim? Hani oraya gidilir mi? Yani işte bir yer yok dışarı çıkamayacaksın. Ya millete bakıyorum. Zaten bir yere çıktığınız yok yani.
9-6 mesaiden sonra eve gidip yatıp tekrar aynı yere geliyorsun. En azından burada bir para biriktirme şansın var. Milleti ben dünyanın ücra köşelerine davet ediyorum o yüzden. Güzel fikirmiş. 9 ay boyunca insan ama sadece para biriktirmek kalmaz. Bir resetlenir de orada kendi başına kalırsın. Tatar çölü kitabını bilir misin? Neyi? Tatar çölü. Evet. Il deserto dei tartari. İtalyanca.
Evet, şahane bir kitaptır o. Film de çok güzel. Herkese tavsiye ederim. Orada da böyle bir çöle, uçsuz bucaksız bir çöle bakar ya adam devamlı sürekli. Sürekli, evet. Bir süre sonra değişir ve başkalaşır artık, onu suz yapamaz falan. Evet. Belki orada da öyle bir resetleme imkanı olur. Gelmeyecek birilerini beklerler falan. Çok güzel film bu arada. Ya tabii o hiçlik hissi bazen insana kendi moduna göre iyi gelebiliyor ama içinde bulunduğun zaman artık neye yarar ya da delirmene mi sebep olur bilmiyorum. Uzaktan atıp tutması kolay çünkü. Abi dur bakalım, kabul edersen oradan güzel bir vlog çıkar ama. Öyle mi? Tabii. Her gün fotoğraflı falan videolu videolu bir şey paylaşırsın. Merhaba arkadaşlar diye başlar. Ya da hani kaydedersin oradan paylaşamıyorsan bile kaydedersin gelince yaparsın falan. Bugün işte şöyle bugün böyle oldu falan diye. Galatasaray'ımı takip edebilir miyim oralardan acaba?
Sen mutlaka edersin bir yolunu bulup, onu biliyorum. En azından sonuçlara bakıp bir iki özet videosu izleyebilirsin. Ama bu Galatasaray'ı da takip eder. Oradaki Fransız bilim adamları, İngiliz bilim adamları falan da takip ederler. Lig de Galatasaray'ın oldu. Geçen Rıdvan Dilmen de öyle bir regulasyon dedi, başkaları çıkıyor.
Niyet sorgun... Siz kötü niyetlisiniz oğlum. Öyle mi? Tabii siz kötü niyetlisiniz. Şimdi şöyle ama öyle hakikaten yani bir buçuk takımlı bir lige doğru gidiyoruz maalesef. Yani burada sıkıntı alttakilerin çok zayıf kalmış olması yoksa her ligde aşağı yukarı iki üç bir buçuk takımlı organizasyonlar var.
çöktü ya. Türkiye'de olduğu gibi, Türkiye Ligi'nde de orta direk çöktü. Tabii. Yani o dediğin... Komplo teorisi var biliyor musun? Dünyanın 2030 projesi diye bir şey var ya. Komplo teorisyenlerinin yeni şeysi bu. 2030'da bilgi yetişim bir açıklaması var. Bir daha şöyle toparlayayım. Komplo teorisyenleri diyor ki 2030'da yeni bir dünya düzenine geçilecek. Yeni dünya düzeninde işte önce orta direk yok edilecek.
Neden? Çünkü orta direk sorgular. Dönüşüm ve değişimi başlatır falan. Ya çok fakirler kalacak, köleler ya da çok zenginler kalacak. Arada bir sınıf bitirilecek. Tamam, peki. İki, işte köy kalmayacak. Türkiye seçildi.
Türkiye bunun için seçildi. Köy ve hayvancılık ve tarım bitirilecek. İşte o yüzden orman yanıyor, yakıyorlar. Ve dikkat edersen hep çölleri yakıyorlar falan. Aslına baktığında mantıklı yani. Şu ana kadar mantıklı gidiyor. Komplo teorisi ama mantıklı gidiyor. Amacı anlarsan? Sonra işte 2030'da artık et tüketimini sınırlayacağız. 2035'te tamamen kaldıracağız. Artık laboratuvar eti yiyeceğiz. Yapay.
Dolayısıyla hayvan çiftliklerine, ineğin gazından şey deliniyormuş ya. Yem fabrikalarına. İneğin gazından ozon deliniyor işte falan, onları falan yok edeceğiz. Daha sonra işte ya organik tarım ya işte endüstriyel tarım arasında yani organik tarıma erişim çok az olacak. Çok belli bir kesim erişebilecek. Diğerisi endüstriyel tarımla beslenecek. Akabinde işte çok zenginler ve köleler arasındaki toplumun yavaş yavaş işte artık ulus devletin kaldırıldığı, efendim aile. Aile ya da kabile. Aile sisteminin ortadan kaldırıldığı, Cinsiyet ayrımlarından ortadan kaldırıldı, yeni bir dünya düzenine geçilecek. Komplo teorisi bu. Tamam mı? Şimdi direkt ortadan kaldırılacak köyler ve tarım boşaltılacak sistemin bazı ülkelerde hayata geçtiğini yavaş yavaş görüyorum. Türkiye'de de maalesef en çok ağır darbe alan o oldu. Bu ekonomik krizlerden falan.
En alttakiler zaten hep aranılttaydı ve en altta kalmaya devam ediyorlar. Ama eskiden en alttakinin bir ortaya kendini sıçratma ümidi vardı. Şimdi o kalmadı. Orta alt sınıfların orta sınıfa geçme ümidi vardı, kalmadı. Orta sınıfın orta üst sınıfa geçme ümidi vardı, o çok zayıfladı. Orta üst sınıfın büyüğünü üst sınıfa...
Üst alt sınıfa geçerim. Üst alt sınıfa, üst sınıfa, üst üst, krem döre kreme kadar yolu var bu işin. Oraya geçme ümitlerinin kademe kademe kaldırıldığını düşünüyorum. Ama ne amaçla ya? Olabilir yani. Bilmiyorum. Bilmiyorum ya. Komplo teorisiyle ilgilenmiyorum. Görünen o. Komplo teorisi var ama böyle bir komplo teorisi var. 2030 yeni dünya düzeni diye Google'a girsin herkes görüyordur yani. Görürsün. Bir sürü şey çıkar. Evet evet.
Neyse, Türkiye Ligi'nde de böyle oldu. Orta sınıf kalmadı. Eskiden, hatırla, yine Fenerbahçe ve Beşiktaş vardı. Trabzon, ara ara vardı ama her zaman yoktu. 3 büyükler artı Trabzon sporu diyebiliriz. Lakin, Bursa spor vardı mesela. Eskişehir vardı. Eskişehir spor vardı mesela. Kocaeli spor kuvvetliydi mesela. Antep. Yani gidip Antep'ten falan, Gaziantep'ten falan puan alman çok zor bir şeydi. Antep'ten 3 puanla döndüm falan. Büyük bir şeydi. Karşıyaka vardı mesela. Şimdi mesela baktığın zaman orta sınıf kalmadı. Direnen 1-2 grup kaldı. Başakşehir, belki belki kısmen Kasımpaşa, sınırlı düzeyde Göztepe'yle Samsun. Onun içindeki bütün takımlar alt sınıfı hale geldiler. Sivas düştü abi yani. Sivas düşer mi ya? Tarih boyunca bize ekonomisi örnek gösteriler.
Futbol tarihi boyunca bize ekonomisi örnek gösterilen Sivas Spor düştü mesela. Düştü mü ya Sivas? Ben o... Düştü abi. Düşmüş gibi düşünmüyorum yani. Şu an onu düşünmüyorum yani. Yanı sıra, şimdi bak bakıyorum, Çorum FK 45 milyon lira maaş veriyormuş. Bak Türkiye Süper Ligi'ndeki takımların 15 milyon lira teklif ettiği futbolculara 45 milyon lira veriyor. Ahmet Sportif 40 veriyor.
Yusuf Erdoğan Çorum'a gitti. Yusuf Erdoğan Çorum'a gitti. Biliyorsun Yusuf Erdoğan önemli bir oyuncu. 45 milyon lira maaşa. Çok ya Çorum. Çorum FK'ya. Aytaç Kasımpaşa'dan Ahmet'e gitti biliyorsun. Eski Galatasaray'la Aytaç var ya. 40 milyon liraya. Şimdi bunlar büyük paralar. O zaman diyorsun ki, ulan burada da aynı şey oluyor. Sahipli zenginler. Çorum FK işte, Çorum'un ahlatçı ailesi falan destekliyor. Ahmet, Akeza bir sürü destekçisi var. Aynı ülkeler gibi böyle bir şey aile ya da tek... Biraz daha sahipsiz şehir takımları direnmeye çalışanlar en alttaki rol haline geliyor. Dolayısıyla Türkiye Ligi de maalesef bu hale geldi. Yani bu Gağ Sarayı'nın önünü keselim anlamına değil, durum bu yani. Tamam diğerlerini güçlendirsinler abi zaten. Diğerleri de güçlenemiyor işte abi. Şeyi oradan alsınlar. Güçlenemiyor yani güçlenemiyor. Neden güçlenemiyor? Bu bir kere Türkiye'deki vurucu vazi gibi. Gağ Sarayı'da, Fener'de özellikle Gağ Sarayı devlet eliyle büyütülmüş vurucu vaziyi. Türkiye'deki vurucu vazisi de böyle. Düşlendirirsen de olur. Ama işte biraz da rekabet arttırırsan izler. Bilemedim. Üç büyüklerin haricindeki maçlar izlenmiyor. Türkiye Ligi'nin de öyle bir güdüklük var. Ha şey diyorsun mesela, Kayseri-Konya maçı mesela. O yüzden o şey, sen mi söylemiştin? 12 takım falan çok ideal gözüküyor bence. 12 takım böyle kompak, daha hızlı, yarışmacı birlik. 12 takım 44 hafta.
Benim hafta içi maçlar yani 4 tur 12 takım. Bir zamanlar İskoçya ligi öyleydi. 12 takım 4 tur. 4 tane Glasgow Rangers, Celtic derbisi var 4 kere. Burada da 4 kere Fener Galatasaray derbisi, Fener Beşiktaş derbisi var. Bence şu sıra o kurtarır burayı. Zaten bizim ligin seviyesinde dediğin gibi İskoç ligi falan filan kaldı artık şu anda. Yani 12 takım, 2 takım düşer. Bir takım şampiyon olur, işte 3-4, 2-3-4 Avrupa Kupalarına gider. Böylece zaten 5-6-7 ve 8 şeyde kalır. Bir çok az ortada kalacağın olur. Gerisi de düşme hattı, riski yaşayacak. Çünkü 9-10-11. Onlar da düşme riski yaşayacak takımlar. Rekabet hep canlı olur yani. Ya bu arada futbol çok ilginç bir şey ya. Konuşuyoruz da mesela dün bir tweet gördüm. Ankara'ya diyor atom...
bombası atsalar, millet yine Süper Lig'e konuşmaya devam edecek. Sezon ne zaman başlarsa başlasın. İnternette de benim feed'imden futbol şey eksik olmuyor. Her gün üç, beş ayrı kanalda aynı kişiler futbol üzerine sürekli aynı şeyler konuşuluyor. Çok acayip bir şey. Bu biraz da destekleniyor bence. Değil mi? Şey oluyor yani. Destekleniyor, biraz futbol konuşun falan. Biraz değil, zaten tamamen o konuşuluyor. Futbol konuşun. Ben magazin programlarının da artacağını düşünüyorum. Ben televizyonlarda önümüzdeki dönemde magazindir. Magazin güdük kaldı biraz ama.
Tabi şey magazini kalmadı abi şimdi gece hayatı şu bu filan artık gök göstermek istemedikleri için. Buzlu badem, buz, bir takım mezeler ama rakı bardağı yok ya paylaşılan fotoğraflarda artık. Şimdi o yüzden bu tip otosansöre girdiği için millet öyle dışarıda çıkmıyor. Magazin derken şundan söz ediyorum. Ayasofya'nın sırları var mı? İstanbul'un altındaki tüneller nereye gidiyor? Japonlar, Haliç'i temizleriz ama altınların yarısını biz alırız falan. O tip muhabbetlerin olduğu programların artacağını düşünüyorum. Bir de astroloji, popüler tarih, bu tip programların şey yapacağını düşünüyorum. Futbol ayrı bir yerde ama ya. Hiç asla konuşmayı şeye bırakamıyoruz. Ben de öyleyim. Yani boş kaldığımda... Futbol mu konuşuyorsun? Tabii Galatasaray ne alacak? Sonra konuşurken sıkılıyorum hatta yani. Ya niye sürekli aynı şeyi konuşuyorum? Yani ertesi günde Galatasaray kimi alacak? Galatasaray birini alsa ne olacak falan diye düşünüyorum sonra. Böyle bir varoluşsal sancı yaşıyorum abi futbol konusunda bir süre. Ligimiz başladı. Bundan sonra bol bol konuş. Otur izle. Otur izle, bol bol konuş işte. Ben burada da konuş. Kulağım takıp seninle konuş. Eş dostla da konuş, beni de izle. Sen kazanırsın beni izlersin. Basıyorlar mı abi YouTube'da bot? Bunu konuşabilir miyiz ya? Çok var. Şimdi iki türlü oluyor bu. Eskiden hani Sri Lanka'da şurada burada izleniyordu. Bakıyorsun adamın en çok izlenenleri Sri Lanka. Mesela bir kanalın... Singapur. Bir kanalın en çok izleyen izleyicisi nerede? Mesela bu olayın Türkiye, bizim 92 falan. İşte Almanya, Fransa, çok az işte Amerika falan var. Ondan sonra adamın bakıyorsun kanalına... Onu görüyorsun yani YouTube'daki verilerden. Sri Lanka'dan izlenmiş mesela. Belli ki Hindistan'dan izlenmiş. Belli ki oradan yapılmışlar. Şimdi bazen ajanslar yapıyor bu işi. Büyük büyük ajanslar. Parayla yani. Şöyle diyor ki, şu kadar izlenme, bu kadar yorum, bu kadar beğeni yaparım. Bunu da ama artık reklam veren yemiyor tabii. Ve bunu ciddi ciddi büyük markalı televizyon kanallarının YouTube kanalları falan da yapıyor.
Bunun sebebi ne biliyor musun? Nedir? Bunun sebebi rezil olmamak. Ve bu ajanslar yapıyor bu işi. Yani artık kurumsallaşmış, hani falanca abimizin bir tanıdığı varmış, o yaptırtıyormuş değil yani. Şeyin de işine, reklam verenler de ortak çalışıyor bazı durumlarda bundan. Saygıdeğer reklam verenler artık bu işi anladıkları için yemiyorlar. O yüzden botsuz, tüfeksiz gerçek olduğunu düşündüğü şeyleri giriyor. Adamın yorumunu da atıyorlar. Yorumlar o kadar belli ki zaten fake olduğu. Yorumlarının hepsi aynı dilmesi, aynı kelime, aynı imla hataları. Geçen ben bir tanesine denk geldim. 30 bin izlenme, altta iki tane yorum var. 30 bin kişi izlemiş. Nasıl iki kişi yorum eder? Artık yorum da ekliyorsun. O da satın alınabiliyor. Yoruma para vermemiş demek ki o kanal.
Her kalem ayrı. Baba sadece beğeni mi? Sadece izlenme mi? İzlenme artı beğeni mi? İzlenme artı beğeni artı yorum mu? Falan gibi böyle botlar var. Ne abi masaj salonu şeyi? Var var var böyle şeyler var abi. Masaj salonu ne ya? Karşıyız. Masaj salonu ne? Orada da var ya işte sıcak taş bilmem ne. Yoksa öyle erotik bir şey kastetmedim. Anladım. Masaj sistemleri, tercihleri diyorsun. Sıralı masaj sistemleri abi. Kurtlar Vadisi şeyi. O sıralı otogaz sistemleri. Böyle ince esprilerin de oluyor arada yani. Lig başladı ama daha tam başlamadı. Lig de aslında ilk milli aradan sonra başlıyor Türkiye'de. Okullarla birlikte açılıyor. Maç izlenmeler falan da çok iyi olmuyor. Henüz Fenerbahçe oynayıp yenilmedi o yüzden. Yılların içerisinde tecrübemizde biliyoruz Fener oynayıp yenilmedi evet.
Avrupa maçları daha çok böyle kliyof, öneleme aşamaları olduğu için, çok ciddi rakipler gelmediği için insanların çok motivasyonu olmuyor. Ama yavaş yavaş başlıyor. İşte Eylül'den itibaren de biraz daha hareketlenir. Biz de burada futbol ve hayattan konuşmaya devam ederiz. Korancım teşekkür ediyoruz. Ben teşekkür ederim. Bakacağızın sonraki bölümlerinde görüşmek üzere, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.