Podcast

Değişimler Bazen Hüzünlüdür

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bazen bazı değişimleri heyecanla bekleriz. Bir yere taşınmayı, bir okula girmeyi ya da belki yeni telefona geçmeyi... Ama o değişim anı geldiğinde içimizi bir hüzün kaplar yine de bazen. İşte bu bölümde Psikolog Dr. Gizem Sürenkök, güzel şeylerin de yasının tutulabileceğinden bahsediyor ve bunun nedenlerini anlatıyor.





Tüm bölümler ve daha fazlası için !



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.422 kelime · ~12 dk okuma

Bugün. ...hem kişisel bir yerden hem de bu aralar bir şekilde... ...farklı farklı insanlardan duyduğum için de, zihnimde böyle canlandığı için... ...biraz değişimin yası hakkında konuşmak istiyorum. Yani hiçbir şeyin alıştığımız, bildiğimiz haliyle kalmaması... ...aslında anın geçiciliği ve bunun bize hissettirdiği yas... ...hakkında konuşmak istiyorum. Yas, genelde hep böyle ölümle, ayrılıkla ilişkilendirilen bir durum ama... O kadar sıradan sayılabilecek anlarda da yaz tutuyoruz ki. Ya da aslında güzel olarak tanımlanabilecek. Mesela çok istediğimiz bir şeyi elde ettiğimizde dahi bir yaz tutabiliyoruz. Bu belki şimdi kulağınıza tuhaf gelecek ama anlatacağım hepsini.

Bugün bunlar hakkında konuşmak istiyorum ve amacım bize iyi gelen durumların dahi içimizde çelişkili, karmaşık hisler yaratmasını normalleştirmek ya da o değişimle beraber hissettiğimiz o tuhaf duygunun aslında bir cins yas olduğunu size anlatabilmek. Planım bu. Bakalım nasıl geçecek? Ben de dediğim gibi yani kendi hayatımda da şu an içimden geçtiğim birkaç farklı değişim alanı var ve o değişim alanlarında da kendi hissettiğim duyguları da biliyorsunuz podcast aracılığıyla ben de kendim de anlıyorum ve anlatıyorum size. O yüzden bakalım nasıl ilerleyeceğiz?

Bugün buraya gelirken, bana da hep böyle oluyor biliyorsunuz, hep anlatıyorum podcastlerde. Gelirken buraya müzik dinliyorum ve bugün de şansıma Dust in the Wind şarkısı çalmaya başladı. Şarkıyı bilenleriniz vardır belki. Şarkının özünde aslında şunu anlatıyor, hepimiz bir toz tanesiyiz rüzgarda ve anlar o kadar kaybolan şeyler ki ve hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor.

Transkriptin tamamını oku

Bu hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmemesi duygusu, beni hayatımda sık sık yakalayan bir duygu aslında. Ben bunu büyüdükçe daha çok fark ediyorum. Yani mesela çok mutlu bir anın içerisindeyken, o anın sonsuza kadar sürmeyebileceğini fark etmem. Bir anda beni o ana yabancılaştırabiliyor tabii ki.

Ama hemen sonrasında, artık öğrendiğim için, o anın kıymetini daha çok bilmeme yol açıyor. Yani mesela çok mutlu olduğum bir an, etrafımda çok sevdiğim insanlar var ve ben kendimi çok iyi hissediyorum. Bir anda bu anın sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlıyorum ve belki bir daha o anı hiç yakalayamayabileceğimi hatırlıyorum. Ve bir anda içime önce derin bir kaybetme korkusu kaplıyor. Ama hemen arkasından şunu hatırlıyorum. Ben şu anda çok şanslıyım bu anı yaşadığım için. Ve bu an aslında benimle kalacak olan, yani bu an sonsuza kadar sürmeyecek ama bu anın yarattığı his benimle sonsuza kadar kalacak aslında. Ve benim bu anı yaşamış olmam benim bu hayattaki anlamım gibi de hissediyorum. Buna da bir yandan da şunu da ekliyorum. Belki bütün bu anlar çok geçici olduğu için hayata kalıcı izler bırakabilmek de çok kıymetli. Bu da beni mesela içerik üretme amacıma getiriyor. Ben neden bu podcastleri yapıyorum ya da neden sürekli içerik yazıyorum? Çünkü bana dair, benim anlarıma dair, düşüncelerime dair, bilgilerime dair bir

Çok uzun süre kalabilecek kayıtlar bırakmak istiyorum sanırım. Ve hayatımdaki anlamı buradan yakalamak istiyorum sanırım. Benzer şekilde bence mesela fotoğraflar çekiliyoruz mutlu olduğumuz anlarda ya da böyle kaydı kalsın istediğimiz anlarda. Bir gün kızımla beraber, böyle kızım, eşim ve ben birlikte olduğumuz bir anda kızım çok üzüldüğü bir şey yaşamıştı. Çok sevdiği bir şey kaybolmuştu ve ağlayarak ondan bahsediyor. O an o kadar tatlı ve o kadar naif bir anıydı ki mesela. O anın onu fark ettirmeden bir fotoğrafını çektim ve benim için mesela çok kıymetli fotoğraflardan bir tanesi.

Yani o an hiç kaybolmasını istiyorum. Çok kıymet verdiği bir şeyin kaybolduğu bir anda hissettiği duygunun bir kaydı kalsın istiyorum. Fotoğraflar sanki böyle kayıt tutma hallerimiz. Ama bir yandan kaydını tutmaya çalışırken anı da kaçırabiliyoruz. Bu da tabii ki bir problem. Ama buraya girmeyeceğim ve şuraya girmek istiyorum. Değişim kendi içinde çok korkutucu. Çok istediğimiz şeyler olduğunda dahi değişim çok korkutucu.

Yani mesela diyelim ki çok uzun zamandır hayal ettiğiniz bir taşınma var. Diyelim ki yurt dışına taşınmayı hayal ediyorsunuz ve çok uzun zamandır bunun için uğraşıyorsunuz ve sonunda bununla ilgili çok güzel bir gelişme oldu ve şimdi gitmek üzeresiniz. Bu anın bir yandan böyle müthiş bir mutluluk verici bir an olduğunu anlayabiliyorum. Ama bu an aynı zamanda böyle iliklerinize kadar korkutucu bir an olmalı. Neden? Çünkü şu ana kadar bildiğiniz, alıştığınız her şey değişecek. Bütün konfor alanınız yıkılacak ve yenisini kurmanız gerekecek. Eviniz, arkadaşlarınız, komşularınız, bakkal amca,

Her şey gidecek. Her şey artık eski size ait olarak kalacak. Ve siz yeni baştan yeni bir hayat kuracaksınız. Bu hayat sizi şu anki hayatınızdan daha mutlu edebilir. Hatta etme ihtimali olduğunu düşündüğünüz için zaten bunu istediniz. Ama bir yandan bugünkü hayatınız da size belli bir konfor ve belli bir mutluluk veriyordu. Hatta şöyle bir şey söyleyeyim. Mutsuz bir ilişkin içerisindeyken, mesela ben çok boşanmadan bahsettim geçtiğimiz haftalarda boşanmayla ilgili podcastler kaydettim. Çok mutsuz evliliklerin içerisindeyken ya da ayrılmak istediğimiz sevgilimizle birlikteyken o ayrılmanın anının

Ya da işte ne bileyim, bunun resmileşmesinin anının bizim için böyle çok heyecan verici olduğu zamanlar oluyor. Ama o resmileştiği anda ya da ayrılık konusumuzun yaptığımız anda, gerçekleştiği anda bir rahatlama duygusuyla beraber aslında bir yaz da geliyor. Çünkü bitti. Yani şu ana kadar götürdüğüm düzen beni genel olarak mutlu etmiyorduysa bile... ...içinde kendimi iyi hissettiğim ya da aşina hissettiğim anlar vardı. Ve şimdi bunlar olmayacak. Hatta hatırlar mısınız bilmiyorum ayrılık podcast'ına tam da bunu söylemiştim. Yani birçok insan için o an hem bir rahatlama getiriyor... ...hem de aslında bittiğinin gerçekten idrakını getiriyor.

ve bittiği anda bir şeyler, dediğim gibi bize o esnaya kadar genelde sıkıntı vermiş olsa dahi her seferinde içinde bir miktarda mutluluk ve güzel anlar içeriyor. O yüzden de bittiği zaman yaz tutuyoruz. Mesela üniversite sınavı Türkiye'de yaşayan birçok insan için büyük bir olay ya, bunun üzerinden konuşalım. Ben hatırlıyorum hangi bölümü istediğimi, siyaset bilimi istediğimi düşünüyordum ve benim için işte Boğaziçi siyaset bilimi ortası ondan itibaren hayal ettiğim yerde. Ve ona göre hep hazırlandım. Sınava girdim. Sınavım güzel geçti. Sonuç geldi. Kazandığımı öğrendim. Ve kazandığımı öğrendiğim anda büyük bir mutluluk duygusuyla beraber hep bitti mi şimdi? Duygusunu yaşadığımı hatırlıyorum.

Yani, hani şu ana kadar uğraştım ama bitti. Çünkü o uğraşmanın kendi içerisinde hem aşırı stres verici bir tarafı vardı, ama bir yandan da bir hedef doğrultusunda uğraşan Gizem'in kendisini çok iyi hissettiği anlar da vardı tabii ki. O yüzden aslında kastettiğim şey bu. Çok istediğimiz bir şey olduğu zaman da bir devri kapatıyoruz aslında.

Veya mesela beraber çalıştığımız bir insan artık bizimle değil de başka biriyle, başka bir yerle çalışmaya başlıyor. Ve biz aslında o insan için bunun daha iyi olabileceğini biliyoruz. Ama yine de onun mutluluğu bizi mutlu etse de onunla beraber geçirdiğimiz zamanı artık geçiremeyeceğimiz için bunun yasını tutuyoruz. Ya da mesela diyelim ki yeni bir telefon alacağız. Şu anki telefonumuzu değiştirmeyi de çok istiyoruz.

Ama şu anki telefonumuzun mesela diyelim ki ekranında bir problem var ve kendimizce yöntemlerimiz var o ekranı kullanabilmek için. Yeni telefon aldığımızda eski telefonumuzu özlediğimiz ya da o alışkanlıklara geri götüren, parmağımızı geri götüren bir mekanizma da var içimizde. Yani değişim çok güzel ve çok heyecanlı ama anımızı da, içinde bulunduğumuz anımızı da çok seviyoruz. Hadi şimdi minik bir ara verelim, sonrasında konuşmaya devam edelim.

Bunu bence mesela dinleyicilerim arasında, ebeveynler de var biliyorum, ebeveynler de çok hissediyordur. Yani bebeğimiz yeni doğduğunda, böyle ilk zamanlar zorlanırken, çünkü yani çokta ne yapacağımızı bilmediğimiz bir anda kucağımıza bir bebek veriliyor ve tamam şimdi anne oldun, baba oldun, hadi bakalım deniyor. Büyüsün ve hani bu anın zorluğu geçsin istiyoruz belki. Ama o geçtiği anda özlemeye başlıyoruz. Aa ilk doğduğu günler şöyleydi. Aa ilk ayında böyleydi. Aa bir yaşına kadar konuşamıyordu ama şöyle şöyle tatlı tatlı anlatıyordu derdini. Mesela çocuğumuz işte ilkokula gitmeye başlıyor. Biz onun 3-4-5 yaşını özlüyoruz. Ortaokula gidiyor yine eski zamanlarını özlüyoruz. Yetişkin oluyor. Aa çocukken çok tatlıydın.

Ama aslında istedik yani büyümesini istedik ve tabii doğal olan da zaten büyümesi ama hep bir öncekine dair tuttuğumuz bir yaz var. Mesela ergenlik çağıyla ilgili en çok söylenen şeylerden biri budur. Yani çocuğumuz bizden ayrışırken aslında biz ebeveynler olarak çok ciddi bir yaz tutuyoruz. O zamana kadar gerçekten bize fazlasıyla düşkün olan, yer yer hayatta kalabilmek için bize mecbur olan çocuğumuz Artık bizimle öyle bir ilişki kurmuyor. Bu doğal olan tabii ki. Ama ben kendi hayat amacımı çocuğuma bakım vermek olarak kurduğum için bir miktarda orada artık bu bakımı temelde benden alması gerekmediğinde ben kendimi biraz yetersiz, daha doğrusu yetersiz değil de biraz abartılı olacak belki ama anlamsız hissetmeye başlıyorum. Ve sürekli kendimi de kıyaslamaya başlıyorum. Benimle olmaktansa arkadaşlarıyla olmayı tercih etti gibi bir yerden. Ya da mesela eşimizin, diyelim ki yeni bir işe girmesini destekliyoruz. Ya da işte tarifi almasını destekliyoruz diyelim. Ama o tarifi alıyor ve o ya da işi alıyor. Ama bu işle beraber çok daha yoğun çalışması gerekiyor. Biz çok istedik bunun olmasını. Ama önceki zamanı özlemeye başlıyoruz ve bununla ilgili bir yas tutuyoruz.

İşin en enteresan yanı, bence, o yası tutarken bunun bir yası olduğunun farkında değiliz. Yani, bir yası böyle çok daha derin yaşanan ya da işte böyle ağlamalı, üzüntülü, depresyonlu yaşanan bir şey olarak tanımladığımız için zihnimizde, o böyle aslında çok hafif geçen, ...yer yer bizi böyle zorlayan... ...ama genele baktığımızda... ...hayatımızın günlülük... ...işi işini çok da etkilemeyen o duygunun... ...ne olduğunu tam tanımlayamıyoruz. Bir yandan bu arada, bu bizim... ...zaman zaman uykumuzu etkileyebiliyor, iştahımızı etkileyebiliyor... ...ya da dışarı çıkıp sosyalleşme isteğimizi etkileyebiliyor... ...ilişkimizi etkileyebiliyor. Farkındayız yani böyle bir anormallik... olduğunu, bir sıradışılık olduğunu ama tam tanımlayamıyoruz. İşte eğer siz de böyle bir noktadaysanız bunun çok normal olduğunu anlatmak istiyorum. Ben bugünlerde bir taşınma süreci içerisindeyim. Dört yıldır içinde bulunduğum ofisimi kapatıyorum ve çok da sevdiğim bir alandı ama hayatımın akışı içerisinde şu anda bunun uygun olduğu bir karar verdim ve bunu harekete geçtim. Bunu uygulamaya geçtim. Ve şöyle karışık işler yani, bir yandan bir insanın ofisinin olması, böyle orayla ilgili de sürekli bir şeyler düşünmesi, oranın da iyi bir şekilde işleyebilmesi için oraya zihin ayırması, enerji ayırması gerektiği anlamına geliyor. Ve ben onu istemediğim için zaten kapatma kararı verdim.

Ama bir yandan oranın varlığının bana iyi hissettiren de bir tarafı vardı. Bir yandan ciddi bir rahatlama hissediyorum, bir yandan da yas tutuyorum. Çünkü orada olmayı seviyordum. Bu karışık duyguları hissederken aslında bu bölüm de aklıma geldi. Yani şunu düşündüm çünkü. Ben son 20 yılda tam 13 kere bir yerden taşındım. Bu çok büyük bir sayı.

Hiçbir yerde 4 yıldan fazla kalmadım. Hatta hayatımda en uzun kaldığım yer şu anki ofisimde. Bunun tabii ki arkasında işte eğitim hayatım içerisinde, farklı okullara gitmem, birini bitirip diğerine başlamam, işte eşimin işi dolayısıyla taşınmam, sonra Türkiye'ye taşınmam, Türkiye'de değişiklik yapmam gibi sebepler var. Ama bu 13 taşınmanın çok önemli bir kısmında bir sonraki durağım için çok heyecanlıydım.

Yani hatta şimdi düşünüyorum da hepsinde çok heyecanlıydım ve mutluydum. Yani hiçbirinde istemeyerek taşınmadım. Yaşadığım yerden hiç hoşlanmadığım zamanlar olduğunda bile taşınırken o yaz duygusunu hissettim. Hatta şimdi size anlatırken aklıma gelen en böyle belirgin örneklerden biri şu. Kızımın doğduğu yer benim. Gerçekten Amerika'da bence Allah'ın unuttuğu bir yer. Yani böyle altı bin kişinin yaşadığı küçük bir kasaba.

Ve orada biz toplamda iki yıl yaşadık ve o iki yıl içerisinde öyle bir yerde ki gözünüze canlandırın diye söylüyorum. Gerçekten kapımızın önünden at arabaları geçiyordu. Yani hani böyle saat sekiz dendiği zaman her taraf zifiri karanlık oluyordu. Çok kendimizi yalnız hissettiğimiz, hiç ait hissetmediğimiz bir yerde orası.

ve oraya taşındığımız andan itibaren belki bir ay iki ay sonrasından itibaren diyelim e şimdi ben de oradan ayrılma planları yapmaya başlamıştık şöyle yapsak nasıl olur buraya gitsek nasıl olur bu şekilde ilerlesek nasıl olur sürekli plan yapıyoruz sonunda işte bir sonraki durağımız belli oldu bir sonraki durağımızda Yaşamayı istediğimiz yerlerden bir tanesi Kaliforniya. Yani çok böyle hevesliyiz oradan taşımakla ilgili. Ama o kutular yapılmaya başladığı noktada işte eşyalar yavaş yavaş evden gidiyor, satıyoruz. Kimi eşyalarımızı işte evden çıkartıyoruz. O kadar derin bir yastığı uykusu çöktü ki içimize. Şu bahçede böyle oturmuştuk. Şurada şöyle yürümüştük. Buradan kahve almayı çok seviyorduk. Şuranın patates kızartmaları çok güzeldi. Gerçekten oradan ayrıldığımız günü hatırlıyorum. Defne 35 günlük kucağımda. Daha öncesinde hayal ettiğimde oradan güle oynaya ayrılacağımı yaşasın diyerek bir daha asla arkama bakmayarak ayrılacağımı düşündüğüm yerden gözlerim dolu dolu ayrıldı.

Bu tecrübe benim için çok öğretici oldu. Şimdi artık şunu yapmayı öğrendim. Belli ki ben bir konuyla ilgili yaz tutuyorsam o tecrübem benim için çok kıymetliymiş. Yani ben şimdi dönüp baktığımda yaşadığım yeri sevmiyordum ama oradaki hayatımı, mesela hamileliğimi orada geçirmeyi ya da işte orada eşimle yaptığım paylaşımları ya da kendimle ilgili keşfettiklerimi Orada keşfetmiş olmak, oraya dair benim için anlamlı bir deneyimdi. Ve ben şimdi oraya dair bir yas tuttuğumda, artık orada olmadığımızı düşündüğümde... Mesela orada böyle çok tatlı bir yürüyüş yolu vardı. Hayatım boyunca hiç o kadar güzel bir yürüyüş yolu görmedim ben. Hala da görmedim yani. Oradaki hayatımızın üzerinden neredeyse 10 yıl geçecek artık. Hala görmedim. Şimdi o yolu düşündüğüm zaman aklıma hep o yolda yaptığımız konuşmalar, o yolda kurduğumuz hayaller geliyor.

O hayallerin bir kısmı gerçek oldu ama ben o yolu özlüyorum. Demek ki o yol benim için çok kıymetliymiş. Yani aslında şuraya varmak istiyorum. Yas tutuyorsak bu kötü bir şey değil. Yas tutuyorsak demek ki yasını tuttuğumuz şey bizim için anlamlıymış, önemliymiş, değerliymiş. Demek ki iyi ki onu yaşamışız ki bugün yasını tutuyoruz.

Mesela kaybettiğimiz arkadaşlıkların yazısını tutuyoruz. Kaybettiğimiz insanların yazısını tutuyoruz. Kaybettiğimiz zamanların yazısını tutuyoruz. Geride kalan yaşlarımızın yazısını tutuyoruz. Çocuklarımızın büyümesinin yazısını tutuyoruz. Eski zamanların, belki eski Türkiye'nin yazısını tutuyoruz. Demek ki o zamanlar bizim için çok önemliymiş.

Ve buradan da şuraya varıyorum kendi zihnimde. Gerçekten aslında bunun psikolojide de bir yeri var. O yüzden size de faydası olabileceğini umuyorum. O yüzden de söylüyorum. Özlediğim şeylerde benim için önemli olan anları keşfetmeye çalışıyorum. Ben orada ne öğrenmişim? Ben orada ne yaşamışım? Ne kalmış benimle? Şu an neyin özlemini çekiyorum oraya dair? Çünkü o bana şunu anlatıyor. Demek ki benim hayatımın bu yeni döneminde... Benim onu buraya entegre etmem lazım. Ona dair bir şey bulmam lazım. Mesela o yürüyüş yolunu özlüyorsam, o yürüyüş yolunun sadece manzarasının ya da alanının güzelliği değil benim özlediğim. O yolda yaptığım konuşmalar, o yolda kurduğum hayaller ya da o yoldaki gizem, o yoldaki kimliğim, benim sevdiğim ve özlediğim. O yüzden demek ki benim bugünkü hayatımda o yola dair hatıraları tekrar da bileceğim şeyler yaratmam lazım. Mümkün ki geliştirdiğim zaman hayatımı hem tuttuğum yas anlamlı oluyor ve benim içimde güzel bir yere oturuyor, hem yaşadığım zamanların kıymetini daha iyi biliyorum ve bunu düşünmek için fırsat yaratıyorum kendime, hem de duygularımı reddetmeyip kabullendiğim için aslında psikolojik sağlığım da daha olumlu etkileniyor yaşadığım süreçlerden. Günün sonunda, sevgili arkadaşlar, söylediğim gibi hiçbir şey sonsuza dek sürmüyor. Hiçbir şeyin sonsuza dek sürmemesinin yası son derece normal, son derece insani bir his. Eğer siz de bunu yaşıyorsanız, umarım bu podcast sizin de bu duygunuza, böyle sımsıkı sarılmanıza, kendinize onu yaşamak için alan açmanıza, hak görmenize yardımcı olur.

ve kendinizi çok daha iyi hissederek hayatınızın yeni dönemlerini ve o değişimleri alan açabilirsiniz, kocak açabilirsiniz. Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)