Podcast

vergi vermeye mecbur muyum?

mecbur muyum?

1 yıl önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Her yıl, her ay, her gün, hatta her an vergi ödüyoruz. Bildiklerimiz-bilmediklerimiz, dolaylılar-dolaysızlar, ÖTV, KDV, Gelir, Damga ve dahası... İyi de neden bu kadar vergi veriyoruz? Nereye gidiyor bu paralar takip ediyor muyuz? Daha da önemlisi; vergi vermeye mecbur muyuz?





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.171 kelime · ~26 dk okuma

Merhabalar herkese Mecbur Muyum'un yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün sevgili partnerim Yaşar'la vergi konusunu konuşacağız. Vergi vermeye mecbur muyum konusunu masaya yatıracağız. Bu biraz libido öldürücü bir konu gibi gelebilir bazılarına. Ama ben bu konu hakkında araştırma yaptıkça, öğrendikçe işte beyannameli mükellefiyetlik falan gibi kavramları öğrendikçe hem daha yetişkin hissettim, hem de bir yandan hani şunu düşünmeden de edemedim. Biri karşımda otursa işte

Ben heteroseksüel biri olduğum için karşı cinsten biri karşımda otursa ve bana işte nıspi damga vergisi gibi bir şeyleri böyle akıcı bir şekilde cümle içinde kullansa kesinlikle bir yükselirim diye düşündüm. O yüzden vergi konusunu şöyle. Derinlemesini öğrenmek, tartışmak hem vatandaşlık bilincimizi arttırıcı hem demokratik katılımımızı arttırıcı bir süreç olacaktır diye düşünüyoruz. Bunu da olabildiğince eğlenceli, sindirilebilir bir formatta yapacağız sevgili partilerim. Yaşarla, Yaşar'cığım hoş geldin. Hoş bulduk. Bugün apartman yöneticisi kimliğindeyiz seninle. Olur ya böyle senede birbiri araya gelirler ve bütün apartmandakilere bunu buraya harcadık, buradan bu kadar para geldi. Birinin bu işi yapması lazım. Bu senede bu sorumluluğu biz aldık. Seninle beraber vergi konusunda epey araştırma yaptık. Kendimi artık yarı bir muhasebeci gibi hissediyorum. Yarı Ozan Bingöl hissediyor musun?

Kesinlikle yarı Ozan Bingöl, yarı OECD taksi uzmanı, her şey biraz olduk. Ama bunun kendisi de bence önemli bir mesele. Çünkü seninle de konuşurken işte ben bir yandan stratejik bütçe başkanlığının verilerini inceliyorum. Sesine girdim, pdf'leri indirdim. Yüzlerce sayfa dokümanı içerisinden ufak puntolarla yazılmış bütün bilgileri böyle yakınlaştıra yakınlaştıra anlamaya çalıştım. Ve devletin bilgileri bu kadar zor eriştirebilir hale gelmesi de vergi bilincinin artmaması konusunda yaptığı bilinçli bir tercih. Bunu çok net bir şekilde konuşmak lazım. Kesinlikle. Amerika'da ve Kanada'da bazı siteler var. Bu sitelere girip rahatlıkla ne kadar vergi veriyorsun? Bir vatandaş olarak senin vergin nereye gidiyor? Bunlar anlaşılabilir, sindirilebilir ve kolayca hafızada tutulabilir formatta insanlara veriliyor. Türkiye'de ise bilgiler zora erişilebilir durumda ve özellikle de zor anlaşılabilir bir şekilde sunuluyor. Yani bunları kendin incelemen lazım. O sayfalar arasında kaybolman lazım. Hani ben okuryazarlı olan biriyim bu sosyal bilimler konusunda. Bunu anlaması bile benim için zamanla enerji alıyor. ...oluyorsa sıradan bir vatandaş için çok daha zor olmalı. Evet, kesinlikle. Ben bu çalışma sürecimi Ozan Bingöl rehberliğinde ilerlediğim için... ...senden daha az şey yaptım. Zorluk yaşadım gibi hissediyorum. Sağ olsun kendisinin kitapları gerçekten kolay okunuyor ve çok... ...anlaşılabilir bir dille bütün vergi muhabbetini uzun uzun anlatmış. Bu arada bir kişisel bir anekdotla başlamak istiyorum. Ben sana bundan daha önce bahsetmedim ama sürpriz olsun istedim. Hadi bakalım.

Transkriptin tamamını oku

Ne gelecek? Vergi konusu nasıl bir sürpriz gelebilir? Çok merak ediyorum. Yani çok ufak yaşadığım bir anekdot. Şimdi şu hoşuma gider. Mesela büyük bir miras kalmıştır. Oradan ufak vergi ödemişsindir. Buradan onu ezmeye gideriz. Bak bu beni mutlu eder. Keşke, keşke. Neydi ya intikal vergi değil mi? Aynen, dersinde çalışmışsın. Vergi koyulmaydı.

Yaşar az önce şey sevgili PodB ekibine şey soruyor işte biliyor musunuz Osmanlı'daki ilk vergi türünü falan ben biliyorum falan öyle bir vergi of yarışımız oldu yani. Neyse çok da mutluyum yani kesinlikle vatandaş olarak keşke bu zamana kadar bilseymişim dediğim şeyleri öğrendim. Bundan 10 yıl kadar önce bizim bir üniversite gezimiz oldu İzlanda'ya ve orada bir lokantaya gittik Türk bir arkadaşımla Orada sonra işte bir garson vardı falan. Biz aramızda tabii ki Türkçe konuşuyoruz arkadaşımla. Hesabı öderken de dedik ya kulak misafir oldum. Siz Türksünüz herhalde. Hani ben de Türkiye'den in buraya geldim falan. Garsonluk yapıyorum. Orada zaten yüz Türk falan varmış yani İzlanda'da. Onlardan biriyim dedi. İşte o garson kardeşimiz çok da iyi bir insandı. İşte beklerseniz dedi ben şuraları bir toplayacağım. Sonra hani beraber takılalım falan.

Tabii dedik böyle çok hasret kalmıştı insanlarla konuşmaya falan. Bekledik işte yardım ettik birazcık hatta etrafı toplamasına. Sonra işte bize bir şey içkiler ikram etti, sohbet ediyoruz. Ailesinden bahsetti, orada bir eşi Türkiye'de yaşıyormuş, ona para gönderiyor, ailesine destek oluyor falan filan. Hani çok iyi para kazanıyorum, bu restoranın sahipleri bana çok güveniyorlar dedi. Ama işte tabii ki ülkemi özlüyorum. Burası biraz zor bir coğrafya falan, böyle karanlığı, maranlığı da bir dert o coğrafyanın. Bölge coğrafyası zor herhalde. Evet, Türkiye'den gidip oraya güneşli bir yerden güneşsiz bir yere alışmak zor bu arada.

Neyse sohbet ediyoruz böyle. Bize böyle şey hani arkadaşımla hani böyle çıkıntılık olsun falan diye şey ya burada da aslında restoran işinde de iyi para var, iyi vergi kaçırırsın falan gibi bir şey söyledik yani. Konu nereden geldi bilmiyorum ama adam da böyle bir anda böyle çok ciddileşti ve şey dedi, ne vergi kaçırması canım dedi hani vergi namustur dedi böyle. Bize çok şaşırdık abi sen Vural olmuşsun falan hani bizim kültürümüzün önemli bir parçası bir şekilde vergiden kaçınmak gibilerinden. Onun o vergi namustur diyişini hiç gerçekten unutamıyorum. Bizde böyle bir bilinç yok çünkü vergilerimizin olumlu bir hizmete dönüştüğüne dair kanıt yok.

Hatta şimdi Ozan BİLGÖL'den bir alıntı yapacağım, güzel bir ifadesi vardı. Doğumdan ölüme, ekmekten suya, iğneden ipliğe kadar vergi ödeyip hala güvenlikli bir sitede oturmak, özel sağlık sigortası yaptırmak, çocukları özel okula göndermek, köprü ve yollardan tekrar para ödeyerek geçmek gibi çelişkiler yaşıyoruz. Yani biz ödediğimiz verginin karşılığını almıyor gibi hissediyoruz vatandaşların çoğunluğu olarak. Bu arada hani vergi vermekten kaçındığına dair bazı hani... ...benim kesinlikle katılmadığım bazı basmakalık klişelerin... ...olduğu bir etnik gruba mensupsun sen de. Birkırt olarak vergiyi bugün senden dinleyelim Yaşar. Şöyle şimdi, Demi'de bahsettin işte İzlanda'daki insan üzerinden... ...vergi bilinci ve tartışmaları. Bizde yani vergisini, gelirini beyan eden mükellef oranı çok düşük. Yüzde iki nokta üç ve bu Finlandiya'nın yüzde doksan sekize kadar çıkıyor. Hatta bizde... Büyük oranda vergilerince 93'ü direkt kaynakta kesiliyor. Şimdi bütün bunların aslında bize işaret ettiği bir şey var. Sen de demin söyledin, işte Ozan Bingöl'den alıntı yaptın. Aslında Türkiye arada kalmış olmanın dezavantajlarını yaşıyor. Bu bir realite. Mısır'da böyle, Meksika'da böyle. Hızlı gelişmiş olan, hızlı bir şekilde köyden kente göç etmiş ve modernleşme projesinin tam anlamıyla gerçekleştirememiş olan ülkeler...

Bir yandan kendi içlerinde çok güçlü bir devlet sistemi inşa edemiyorlar. İnşa edemedikleri için vergiyi halktan toplayamıyorlar. Ama burada devletle vatandaş arasında zımni bir sözleşme var gibi. Yani devlet de vatandaşın gelirini kaçırdığını, vergisini beyan etmediğini, aslında matrahsız kesilen şeylerin doğru olmadığını biliyor. Mesela kuyumcular ayda 40 bin lira gelir beyan ediyor. Ya bu mümkün mü böyle bir şey?

İşte eczacılar seksen bin lira gelir beyan ediyor. Mehmet İçimşek bunu söyledi. Herkes bunun doğru olmadığını biliyor. Devlet de bunu bildiği için mümkün mertebe sürekli KDV, ÖTV, MTV üzerinden vergi toplamaya çalışıyor. Aslında bu bir kedi fare oyunu gibi bir şey. Ve siyasetçiler bunun üzerine gitmeye çalıştığında, hadi bakalım bundan sonra gelirinizi gerçekten beyan edin ve mahtarafsız bundan sonra herhangi bir beyanlanmayı kabul etmiyorum dese siyaset açısından da cezalandırılıyor.

Bu karşılıklı bir zaaf aslında. Yani devlet vatandaşına böyle bir zaaf açıyor. Vatandaş da devlete böyle bir zaaf açıyor. Bu bizim içinden çıkamadığımız bir vasatlık döngüsüne sürüklüyor bizi. Ama desen ki hadi bakalım bundan sonra herkes gelirini olduğu gibi beyan etsin ve biz de devlet olarak dolaylı vergilerden değil dolaysız vergilerden toplamaya devam edelim. Bence vatandaşların birçoğu da bunu istemeyecek. Kim ister bunu?

...maaşlı, bodrolu, eğitimli çalışanlar. Zaten bence Türkiye'de bugün bu çatışmayı görüyoruz. Maaşlı, bodrolu, devletten bir şey kaçıramayacak olan insanlar... ...verginin üzerinde sırtlandığını hissediyor. Ve diyor ki, ya kardeşim niye bütün vergiyi biz veriyoruz? Biraz bu vergiyi aslında tabana yayalım değil. Vergi zaten tabana yayılmış. Verginin toplanabileceği kaynakları genişletelim. Yani işte... Vergi tabanını genişletmek. Aynen öyle. İfadesini kullanıyor. Aynen öyle. Sevgili Ozan Büngü.

Aynen öyle ama sen şunu hatırlarsın, 90'larda ve 2000'lerde vergiler daha çok gündeme geliyordu. Yani insanlar vergi konusunda daha bilinçliydi. Vergiye dair çok daha büyük bir protest dalga vardı. İnsanlar bu bilinci taşıyordu. Ya biz niye bu kadar vergi veriyoruz diyordu. Yani şu an sürekli vergi arttırılıyor ve bu konu aslında kanıksanmış gibi birçok insan tarafından. Evet, gerçekten öyleydi. 90'larda yani ben... Sen hatırlarsın o gündemi. Sen bana yaşlılığı belli edeceksin.

Hatırlıyorum tabii ki sıkı bir olacak o kadar takipçisiydim bir çocuk olarak ve sürekli evet yeni tanıtılan vergileri eleştiren işte abuk sabuk verginin vergisinin vergisini ödediğimiz bir döngünün içinde bunun absürtlüğünü vurgulayan skeçler oluyordu. Hani ben çocuk aklımda bana çok komik geliyordu. Belki şimdi izlesem komik gelmez ama. Yine de cumartesi akşamları yayınlanıyordu primetime'da ve herkes bunu izliyordu. Bir tepki oluşuyordu, bir accountability oluyordu. Politikacılar sürekli bir açıklama yapıyordu. Ya işte şöyle değil de böyle falan. Şu an hani pek bir sesimizi çıkaramadığımız, bundan rahatsız olsak da. Bir şeydeyiz. Bu arada apartman yöneticisi benzetmesi yaptığın hani ufak meblalara atıyorum apartman aidatı beş yüz liradan bin liraya çıksa herkes carlıyor ama dolaylı yoldan çok fazla vergi veriyoruz ve vergi ödemelerimizin çok artmasına o biraz daha soyut ve artık insanı birazcık vatandaşlı, biraz paralize edici bir sistem olduğu için artık onu tepki gösterme refleksini de biraz kaybetmişiz sanki. Aynen öyle. Biraz o sayıların büyüklüğü, işte trilyon dolarlar, onu da hesap edemiyoruz. Hani çünkü bir şeye oturtamıyoruz aslında. Bir kıyaslama yapmak da zor oluyor. Ya Osman Gazi Köprüsü gerçekten bu fiyata mı yapılmalıydının şeyini çok hayal edemiyoruz. Ama bir apartman aydatının gelirini kolaylıkla tahayyül edebiliyoruz. Ve ne kadar gideri olabileceğini bir apartmanın gibi. Dolayısıyla bu da bir paralize edici faktör oluyor. Ve tabii ki de verilerin şeffaflığı da, şeffafsızlığı, opaklığı diyelim yani.

Bence ayrı bir, önemli bir altını çizmemiz gereken mevzu. Sen dedin bu seksenlerde, doksanlarda daha fazla gündem oluyor diye. Böyle bir film var biliyorsun, Katma Değer Şaban diye. 1985'te Türkiye KDV geliyor, özel döneminde. Ve geldikten sonra bu çok ciddi tepkilere yol açıyor. Düşünsene buna dair bir film yapılıyor.

Veya insanlar 2000'lerin başında ÖTV geldiğinde o da AB görüşmeleri müzakerede sonucunda gelmişti. Bu kadar ciddi tepkiler göstermişti. Bu arada bu dünyada hala olan bir şey. Bangladeş, Kenya. Kenya'da vergiler arttırılmaya çalışıldı ve gençler inanılmaz tepki gösterdi. Veya benzer şekilde Bangladeş'te işte kamuya alımlar değiştirildi ve insanlar çok ciddi tepki gösterdi. Dolayısıyla Türkiye'de işte elektriğe gelen zam, vergiye gelen ekstra vergiler nedense çok ciddi tartışmalar alevlendirmiyor.

Bugün aslında biraz seninle de bu vergi bilincini tekrar canlandırmak yani insanlara birazcık ya dur bir dakika ben bir şeylere para veriyorum ve devlet bunu bir yerlere harcıyor. Nereye gidiyor? Gerçekten karşılığını alabiliyor muyum diye sormak için yapıyoruz. Bu bu arada sen dedin mali opaklık diye ben daha edebiy bir şey kullanıyorum. Evet biliyorum literatürü burada mali opaklık diyorlar ama. Mali anestezi mi diyeceksin? Hayır, mali pus diyeceğim buna. Hani böyle puslu bir şey. Yani aslında veriler var. Dediğim gibi ben stratejik bütçe başkanlığına girdim. Ve 2025 bütçesini, merkezi bütçeyi, hangi kurumun ne kadar para aldığını öğrendim. Ama bunlar böyle dediğim gibi Excel tablolarında ve işte 12 puntolarla değil de 6 puntolarla yazılmış. İşte böyle zoomlaya zoomlaya, sayfalarca karışıra karışıra öğrenebileceğin şeyler. Dolayısıyla burada aslında bir puslu bir hava da var. Yani devlet bir yandan şeffaf olduğunu iddia ediyor ama erişilebilirlik konusunda ise...

Dolayısıyla Bourdieu'ya bağlayacağım burada. Bourdieu der ya, bir devletin gücü, bilgileri, verileri, en önemli meseleleri soyutlama kabiliyetinden gelir. Yani çok para toplar, sen de demin söyledin, milyar dolarlar toplanıyor, çok güçlü sanayi, askeri harcamalar yapıyor ama bunlar senin anlayabileceğin çok ötesinde uzmanlık gerektiren şeyler gibi hissettiriliyor ve sen artık o tartışmanın dışında hissediyorsun. Yani orada birileri var. Ve senin adına kararlar veriyor. Ama senin paranla. Sana bir şey söyleyeceğim. 2025 yılında merkezi bütçeye ben baktım. Ve hemen rakamda söylüyorum. Net merkezi bütçe. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın resmi sitesinde yayınlanan rakam şu. 14 trilyon 670 milyar TL. Yani 350 milyar dolara denk geliyor. Bu, bu arada Yunanistan, Şili, Portekiz, Mısır'dan daha büyük bir ekonomi. Ve tahmin et yüzde kaçı vergilerle finans ediliyor? Yüzde 89'u. Yani devlet biziz aslında.

Vergilerimizle bütün gördüğünüz her şey yürütülüyor. O yüzden bu kadar önemli bir mesele. Sen Bordeaux'dan örnek verdin, alıntı yaptın. Ben de Jean-Baptiste Colbert'den alıntı yapacağım. Kendisi on sekiz yıl boyunca Fransız Maliye Bakanlığı görevinde bulunmuş. Güzel bir ifadesi var. Vergileme sanatı, kazı bağırtmadan ondan mümkün olduğu kadar fazla tüy almak.

Eskiden aşıklar köylerde atışırdı. Biz de herhalde şu an senle Fransız sosyologlar üzerinden atışıyoruz. Bizim atışmaların kalitesi. Ben de şimdi FUKO'dan bir tane alıcı yapmam lazım ama devam edeceğim. Bu arada biraz daha verileri incelediğinde şunu fark ediyorsun. Burada seyircilere kalem kağıt. Ben senin abi şeyine girmek istemezdim. İnternet geçmiş. Burada full şey var, sıkışık bütçe başkanlığı bilmem ne falan filan. Arkadaşlarımı arıyorum, böyle bir şey var doğru mu falan diye. Ve şöyle şunu fark ettim. On dört türlün altı yüz yetmiş milyar TL merkezi bütçe başkanlığı. Ama biraz daha araştırdığında şunu görüyorsun. Bu bütçe yürütmeyi ve yasamayı kapsıyor. Yani cumhurbaşkanlığı, meclis, bakanlıklar, mit gibi kurumlar. Ama bir de özel bütçeli kurumlar bir ve özel bütçeli kurumlar iki. Bir de düzenleyici kurumlar var.

Mesela üniversiteler, TDK, YÖK, RÜTÜK, BTK gibi bunları dahil ettiğimizde bütçe 16 trilyon TL oluyor. Yani 400 milyar dolar. Ve üzerine bu Romanya büyüklüğünde bir ekonomiye götürüyor bizi. Yani 400 milyar GDP'ye sahip bir büyüklükten bahsediyoruz. Fakat araştırdığım, baktığım, sorduğum her yere şunu bulamadım. 16 trilyon...

TL'lik bütçeye mahalli idareler dahil mi, değil mi? Onu bir türlü bulamadım. İBB bütçesini buldum 2025. 410 milyar TL. Ve bunun 320 milyar TL'si merkezi hükümetten geliyor. Ama mahalli idarelere verilen para 16 trilyon TL'nin içinde mi, değil mi? Sonra bilemedim, öğrenemedim. Buradan soruyorum. Sayıştay, lütfen bunu güncelle. Yani en son 2023 belediye bütçelerini güncellemişsin. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun bütçesi 2012'de kalmış. Buradan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'na sesleniyorum ve Sayıştay'a sesleniyorum. Lütfen işinizi yapın. Güzel, güzel bir söz. Kabus mod bir vatandaşsın yani. Hani devletin istemeyeceği bir numaralı vatandaş. Emekli bir albay olarak. Lütfen bütçeleri güncelleyin. Ama helal olsun sana, bravo. İnternet siteleri çalışmıyor. Lütfen bakın. Güzel. Buradan şeye mi geçsek? Benim ilginç bulduğum konu. Burada birkaç rakamım daha var ama çok daha sıkıcı olmasın diye sen araya gir. Ben sonra rakamları vermeye devam edeyim.

Güzel bir chapter vardı şeyde, bölüm vardı. Ozan Büngöl'ün kitabında. Bu arada kitabın vergi sistemini anlamak lazım. Bunun yanı sıra şeyi de okudum. Obez devlet. O da güzel bir analoji ile başlıyor. Sen sevdin mi obez devlet? Obez devlet analojisi bana çok güzel bir analoji gibi geldi. Çünkü şey vergileri alınan kalorilere benzetiyor Ozan Büngöl. Ve bu kaloriler bir hizmete çevrilirse bir kaslaşıyor ve devlet büyüyor. Sağlıklı bir şekilde büyüyor daha doğrusu.

...ama kendi içinde işte böyle israfa ya da başka yolsuzluklara harcanırsa yağlanıyor... ...ve dysfunctional oluyor yani işlevsiz oluyor falan gibi bir analojiydi. Ben hoşuma gitti, kapağı da güzel bu arada, kapak tasarımı da güzel.

Burada güzel bir şey vardı, vergi rekortmenliği 1998'den 2023'e kadar kimler vergi rekortmeni olduğunu gizlemek istemiş. Kaç kişi daha doğrusu ilk yüze girenlerin? 98 yılında sadece 11 kişi, 100 kişinin 11'i gizlemek istemiş ve bu sayı giderek artıyor 2023'e kadar. işte 2020'de 14, 2026'da 17 falan filan diye giderek, artarak gidiyor. Ve 2023 yılında 100 kişinin 73'ü vergi rekortmeni olduğunu gizlemek istemiş. Bu da ilginç bir data aslında çünkü eskiden yine de 90'lara yine referans vereceğim. Vergi rekortmeni olmak, hani o yine vergi namustur meselesi üzerinden ya da söylemi üzerinden bir gurur meselesiydi. Ya ben devletime bu kadar katkı vermişim işte, vergiden kaçmamışım.

vergi kaçırmamışım, fayda sağlamışım ülkeme gibi bir hani ödüller işte aydın Doğanlar falan ödüller alarak şey yapıyordu. Şu an çok büyük çoğunluğu vergi rekortmeni olduğunu beyan etmek istemiyor. Sen bunu nasıl okuyorsun var mı bir yoruma? Ben bunu burada tersine çevireceğim. Bence şöyle bir sistem de olmalı. Bir vatandaş olarak ben işte ayda bu kadar para kazanıyorum ve senede bu kadar harcama yapıyorum. İşte bu kadar arabaya biniyorum, bu kadar yumurta alıyorum, süt alıyorum, kitap alıyorum, sinemaya gidiyorum. Ve bana aylık ve yıllık ne kadar vergi verdiğime dair net bir rakam sunulmalı. Çünkü aksi halde tam olarak bir sene içerisinde ne kadar vergi verdiğimi tam hesaplayamıyorum, tahayyül edemiyorum. Yani atıyorum bir senede ben diyelim ki işte yüz bin lira harcıyorum. Rakamları tamamen sallıyorum. Bunun otuz bin lirası mı, kırk bin lirası mı, elli bin lirası mı vergiye gidiyor? Buna dair bir bilgim yok. Bunu yapan ülkeler var bu arada. Bence Türkiye'de özellikle bu vergi bilincinin geliştirilmesinde yapılacak adım en büyük vergi verenler şu bu önemli ama vatandaş olarak ben ne kadar veriyorum? Bunu da öğrenmem gerekiyor. Bunu da öğrenmek için. Edeve tabi eklenti olarak. Kesinlikle. Hatta şey, oyun sallaştırılabilir mi? Ödül falan. Aynen, aynen paylaşıyorsun. Bu ay elli bin lira vergi ödedim. Aşağıda da şey şehir butonu var. Twitter'da paylaşıyorsun. Bu ay ben elli dört bin lira vergi vermişim. Sen ne kadar verdin? Potipay şeyi gibi. Aynen, sen ne kadar verdin? Wrapped.

Aynen, aynen. Çok iyi olurdu. Bu arada ben tabii bu biraz daha verilere baktım. Tamam, iki bin yirmi üç yılının bütçesine baktım. İki bin yirmi üç yılından iki bin yirmi dört yılına geçerken devletin topladığı vergi miktarı yüzde altmış iki artıyor. Resmi enflasyon üzerinde iki bin yirmi dört yılından iki bin yirmi beş yılına geçerken de toplanan vergi miktarı yüzde elli artıyor. Bu da resmi enflasyon üzerinde. 2023 yıldan 2024 yılına geçerken KDV'den toplanan vergi %100 artıyor. ÖTV'den toplanan vergi %130 artıyor. Fakat kurumlardan toplanan vergi %13 artıyor. Bu bize şunu gösteriyor. Demin dedik ya, Türkiye zaten birçok vergisini dolaysız yapıdan topluyor. Bu eşitsiz bir topluma bizi götürüyor. Son 2-3 senelik enflasyonist ekonomide faizlerin önce indirilip sonra yukarı çıkarıldığı ve servet transferinin yapıldığı dönemde de vergi konusu

...ekstra eşitsizleştirilmiş. Yani verginin, kurumlar ve bireylerin işte tahkük ettiği... ...yöntem üzerinden toplanması da enflasyon kadar artmamış. Fakat tüketim üzerinden yani KDV, ÖTV, regresif dediğimiz vergiler değilse... ...devletin muazzam gelir artmış. Bu bize o eşitsizliği iyice katmerleştirdiğini gösteriyor. Bu dolaysız vergiler bu arada neden sorun onu da hani dinleyenlerimize söyleyelim. Çünkü hani gelirinden bağımsız olarak işte o bir kutu parlamenti alan ya da işte ne bileyim bir yoğurt alan insan en fakiri de en zengini de aynı KDV'yi ödüyor. Dolayısıyla bu aslında gelir adaletsizliğini de dolaysız vergiler arttıran bir durum. İdeal bir dünyada daha belki solcu bir söylem olacak ama ne olmalı tabii ki de

...geliri fazla olandan daha fazla vergi alınmalı. Dolayısıyla bu KDV, ÖTV gibi şeyler, dolayısız vergilerde... ...aslında hakkaniyetsiz ya da ne bileyim, eşitsiz bir topluma... ...alevine odun atıyorum denir, neyse harlıyor. Aynen öyle. Şimdi burada şunu vurgulamak lazım. Sen demin dedin ya insanlarda ya biz vergi veriyoruz ama bunun karşılığını alabiliyor muyuz diye bir tartışma var. Bu tartışmanın en yoğun yaşandığı ülkelerden biri Güney Afrika'dır. Güney Afrika'da işte 90'lardan beri insanlar mesela güvenlik hizmetini özel olarak satın alırlar. Sitede yaşarlar, özel hastanelere giderler, özel okullara giderler ve şöyle bir tartışma

Olmaya başladı Güney Afrika'nın son döneminde. Takip ediyorum Güney Afrika siyasetini ve orada şöyle bir tartışma var. Ya biz bu kadar vergi veriyoruz, bu kadar özgürlük kazandık. Fakat kamudan yararlanamıyoruz. Şimdi Türkiye geri dönecek olursak biz işte vatandaşlar olarak evet ciddi vergi veriyoruz. Fakat insanların büyük bir bölümü çocuğunu devlet okuluna gönderirken iki kez düşünüyor.

Ya da işte devlet hastanesine giderken iki kez düşünüyor. Oradaki elbette bu oradan işini iyi yapan öğretmenlerimiz, doktorlarımız, kamu persilimiz var ama maalesef yetersiz. Maalesef ki insanları tatmin etmiyor. Dolayısıyla burada bir makas var. Ya makas olduğu için o zaman şunu soruyoruz kendimize. Biz bu vergiyi veriyoruz ama verdiğimiz verginin karşılığını alıyor muyuz? Bence bu çok önemli bir soru. Ve özellikle İstanbul'da verdiğimiz verginin karşılığını aldığımızı düşünmüyorum.

Kesinlikle ben alabilmek için bu sene çocuğumu devlet okuluna başlatıyorum. Sırf verdim verginin karşılığına geldiği için. Özel okul fiyatları ile ilgisi yok. Peki birazcık da ÖTV'den bahsedelim istersen. Keyifli bir veri buldum diyebilirim. Her 20 sigaradan 16'sı bu arada vergi olarak veriliyormuş ve iktidarın, iktidarda muhafazakar bir iktidar olduğu için...

içki ve sigaradan aldığı caydırıcı olsun diye özellikle yüksek vergi aldığına dair bir söylem, bir argüman da var. Ama ilginç bir veri buldum. Bizim eski devlet bakanı Egemenbaş 2009 yılında Avrupa Birliği ile yapılan müzakerelerde baş müzakereci olarak görevlendiriliyor ve 2009 sonrasında bizim ithal içki vergi rejimimizde hızlı bir değişiklik söz konusu oluyor. Avrupa Birliği diyor ki bu görüşmeler öncesinde 2009 öncesinde biz rakıda hani milli yerli bir üretim olduğu için rakı tüketimini, alkolü içki de rakı tüketimini teşvik eden ve ithal içki tüketimini caydırmaya çalışan bir vergi politikamız varmış. Ancak Arpa Billi demiş ki hani bunu siz sıfıra indirin hani rakıyla viskideki ötv aynı olsun ve hani insanlar dolayısıyla viski içmeye de yönelsinler ve giderek bu hani rakının ötv'si arttırılarak ve viskiyenin ötv'si azalttırılarak günümüze geldiğimizde o makas oldukça kapanmış yani neredeyse bizim artık milli içkimiz rakıdan viskiye doğru

Evrilme sürecinde yani ben şaşırdım bu kadar yakın olmasına. 2023 itibariyle whisky ithalatı 28 milyon 653 bin civarında rakı tüketimi de 41 milyon. Tabii ki biraz daha farklı ama 2014'ten beri inanılmaz makas daralmış. Burada hani şey böyle alem gecelerinde şey olur ya işte whisky ve napolitan çikolata. O kültürün de belki bu ÖTV farkıyla belki de bu sayede... Böyle teşvik etmiyorsun. Evet. Whisky tüketimine. Şivas Regal de en çok Türkiye'de satılıyormuş. Doğrudur. Üçüncü olarak dünyada. Okları üzerime çekmek pahasına söyleyeyim. Türkiye dünyada en çok sigara ve tütün mağmurluğu kullanan ülkelerden biri... ...ve aslında o kadar pahalı değil Türkiye'de sigara. Yani diğer ülkeler... Alım gücüne göre düşünmek lazım. Doğru ama o kadar pahalıya satmıyoruz. Ve Türkiye'de hala çok yüksek tütün. O yüzden aslında çok daha uzun vadeli topluma başka zararları oluyor. Hatta şöyle bir tartışma var. 2022 yılında bir kitap çıktı ve benim çok dikkatimi çekti. Kitabın ismi öyle müthiş, şaşırtıcı bir isim değil. Social Welfare and Big Data diye. Şimdi bu kitap şunu tartışıyor.

Biliyorsun bu sigorta şirketlerinin temel mantığı riski bir havuzda toplamak ve riski dağıtmaktır. Ama ellerindeki riski tam olarak hesaplayamıyorlardı. Çok ciddi matematik işlemleri kullanıyorlar, işte çok ciddi finans işlemleri kullanıyorlar. Fakat günün sonunda bir bireyin ne kadar sağlıklı olur, ne kadar sağlıksız olduğunu ölçmeleri mümkün değildi 18. ve 19. yüzyılda veya 20. yüzyılda. Neden? Çünkü o kadar veri yok.

Ve dolayısıyla aslında riski dağıtarak belli bir havuzda bireyleri topluyorlardı. Ama yine birinci yüzyıla gelelim. Hepimizin işte kolunda akıllı saatler var, iPhone ne kadar yürüdüğümüzü ölçüyor, devlet ne kadar sigara kullandığımızı yaptığımız harcamalardan takip edebiliyor. Eğer her bir bireyin, her bir riski tek tek hesaplanabiliyorsa ve bu riskler, hesaplamalar sigorta şirketleriyle paylaşılırsa, Biz her bir bireyin ne kadar sağlık sistemine maliyet yarattığını görebiliyoruz. Ve kim bilir işte o kadar sağlıklı hayatlar yaşamıyor mesela değil mi? Alkol tüketiyor, sigara tüketiyor, o kadar yürümüyor. Biz bir kere buna izin vermeli miyiz? Yani izin verirsek bu veri işte datafikasyon, işte dijitalizasyon çağında... ...belki bazı bireyler sağlık sisteminden dışlanacak. Belki bazı sigorta şirketleri onları fazla riskli bulacak ve onları havuza dahil etmeyecek. Bu şu an Amerika'da yaşanıyor bu arada. Bu bence o sosyal sözleşmeye dair bir şey söylüyor bize. Yani şimdi bu vergi tartışması aslında temelde kolektif bir ürün ortaya koymak değil mi? Çünkü ilk toplanan vergilerle evet devletler bir yandan işte büyük ordular inşa ediyordu. Diğer devletlere saldırı açıyordu ama bir yandan da gidiyorlardı. Tarım kanalları, su kanalları açıyorlardı. Dolayısıyla bu kolektivitenin aslında datalığın bu kadar yaygınlaşması ve bireye kadar indirgenmesiyle çatlayabileceğini görüyoruz. Bu da bence bize bir şey söylüyor. Yani bu kadar riskli bireyler gerçekten dışlanacak mı? Ve bu aslında o sosyal kozyonu da zedeleyen bir şey.

Kesinlikle ama ben yani bir gelişmiş ülke şeyine kriterini her zaman şuraya koyuyorum. Geçen gün Amerika'ya yerleşen bir arkadaşımla kavgasını verdim diyeyim. Yani hani nezih bir tartışma olmaktan çok uzakta. Hani Amerika gelişmiş bir ülke miydi sorumuz. Ve ben hani bir toplumda en kötü durumdaki insan ne durumdaysa ona göre bir gelişmişlik ölçülmesi gerektiğine inanıyorum. Yani soltandanslı bir insan olarak, soldu görüşleri olan bir insan olarak.

Dolayısıyla yani sağlık sistemine yük olan insanı da, sağlık sistemine az yük olan bir insan olarak ya da vergi veren sıradan bir vatandaş olarak biz bunu yükleneceğiz bir toplum olarak. Burada toplumsal bir değer olarak bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani biz toplumda birbirimizi kollamamız gerekiyor. Kimin ne zaman ne olacağı, kimin evsiz olacağı, kimin kanser olacağını da bilmiyoruz. Çok sağlıklı bir insanda 2 gün sonra kanser olup sağlık sistemine muhtaç olabilir. Dolayısıyla bu toplumsal değeri bence korumamız gerekiyor. Yani bize bu bir sisteme bir yük değil. Zaten sistemin çokta parası var yani hani o kadar çok parası var ki hani biz şimdi israftan, yolsuzluktan işte vergi aflarından bahsedebiliyoruz. Yani bence bu çok sekonder bir tartışma olmamalı bile hatta yani tartışma bile olmamalı.

Amerikan sağlık sisteminin berbatlığı bu arada mesela şöyle şeyler var redditte okuyorum. Birinin babası kanser atlatmış 2 yıllık bir tedavi sonucunda ve o zaman sağlık sigortası varmış. Ancak bu uzun ve meşakkatli ve pahalı süreç sonrasında hiçbir sigorta şirketi ona tekrar sağlık sigortası yapmak istemiyor. Dolayısıyla bir daha kanser nüksederse iflas edecek adam ya da evini satması gerekecek. Böyle o kadar çok kanser olup iflas eden, varını yoğunu kaybeden insan var ki Amerika'da. Dolayısıyla yani sağlık sistemi kesinlikle vergilerimizle en olumlu, en verimli şekilde ilerlemesi gereken bir sistem. Bir adım daha öteye götüreyim. Diyorsun ya, mevcut sistemde bir kez kanser hastalığını atlatmış birini, ikinci kez sigorta yapmak istemiyorlar.

Ya işte çeşitli biyomedikal sistemlerin gelişmesi, tıbbın ilerlemesi, yapay zekânlı tıbba entegrasyonu sonucu senin kanser hastalığına yakalanacağını çeşitli parametrelerle öngörüp ailende kanser hastalığı var mı yok mu, yaşam tarzın şuna yakınsıyor mu, sende şu tarz proteinler var mı yok mu gibi çalışmalarını anlarlarsa ve sen daha kanser hastası olmadan, sırf kanser hastası olma riskini hesaplayarak sigorta sistemine dahil etmezlerse veya sana çok yüksek maliyetler çıkarırlarsa. Aslında dikkat çekmek istediğim karanlık, yoğun biraz burayı işaret ediyor. O yüzden kimse sigorta şirketlerinin insafına düşürmesin. Yüzde yüz ama birazcık insanları daha da canını sıkacağım. Ama geleceğin biraz karanlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü devletler aslında inanılmaz kapasitesi artışına gitti. On dokuzuncu yüzyılda gayri sarf yurt içi hasılaya oranla toplanan vergi oranı yüzde beşti.

Şu an ortalama %35, %40 civarında. Türkiye'de %30. Aslında Türkiye o kadar vergi toplayabilen bir ülke değil. Ama bence bütün dünyada bu artacak. Çünkü sadece şunu düşün. Niye şu an Türkiye 200 liralık üzerinde banknot çıkarmıyor? Niye çıkarmıyor? Çünkü herkes şu an telefonla harcama yapıyor, kredi kartlarıyla harcama yapıyor. Ve kredi kartı harcaması ne demek? Takip edilebilir para demek. Yani devlet senin takip edilebilir olmanı istiyor. Ben bu data meselesine bu yüzden bu kadar çok dikkat çekmeye çalışıyorum.

Sen takip edilebilir olduğun sürece devletin insafındasın. Ve devletin takip edebilme gücü inanılmaz arttı. Yani dijitalizasyon üzerinden sen nerede, ne yapıyorsun, ne kadar para harcıyorsun, kimle berabersin ve yaptığın finansal transferler nereye gidiyor? Bunun hepsini takip edebildiği zaman bunun hepsinin başına birer vergi memuru koyup seni vergilendirebiliyor. Ve ben geleceğin aslında vatandaş için çok daha vergilendirildiği bir yer olarak görüyorum. Şirketler için ise öyle görmüyorum.

Sovereign Individual diye bir kitap var. Kitap şunu anlatıyor. 20. yüzyılda sermaye o kadar aslında hareket edebilen bir güç değildi. Çünkü bir fabrika düşün. Bir çelik fabrikası, bir araba fabrikası. Bunu kurmak çok zor değil mi? Makine alıyorsun, insanlara eğitiyorsun, milyar dolar harcıyorsun. Ve ben hadi gideceğim dediğinde bile 10 seneni alıyor. İşte Volkswagen Türkiye'ye gelecek mi gelmeyecek mi? Bu 10 senemizi aldı.

Ama mesela Google'ı düşün, Amazon, Alphabet, Meta. Bunlar çok daha mobil sermaye ve mobil sermaye devleti şöyle tehdit edebiliyor. Giderim, gelmem. Çünkü somut bir şeyden bahsetmiyoruz. Dolayısıyla şirketler ve oligarklar için çok daha az vergi verilen ve tabii vergi adaları şu, bu vesaireyle devletlerin üzerine daha fazla kılıç sallayabildikleri vatandaşın ise devletin takip edebilme ve şirketlerin gücüyle birleştirme... Ki Palantir falan, onlar çok daha önemli meseleler. İnsanların yani bir sürü bilgilerini... erişip onları analiz edebilen ve devlete buradan bir çerçeve sunan şirketlerle birleştiğinde biraz geleceği karanlık görüyorum. Evet, bu arada şey falan bile paranoyası var artık insanlarda işte. Kadınların reg tarihlerini girdiği mesela uygulamalar var. İşte bunları girmeyin, bu datalar sizin aleyhinize kullanılabilir vesaire vesaire. Ya da işte hamile olursanız işte Amazon'a datan gidiyor oradan. İşte sana yok işte bebek bezi tavsiye ediyor falan filan gibi. Bunları yapıyorlar bu arada gerçekten. Evet, evet şu an zaten aktif yani bu konu. Peki Yaşar sen maliye bakanı olsan ne gibi vergiler ortaya atardın? Var mı böyle yaratıcı vergi fikirlerin?

Mehmet, şimdi bir takım vergi tavsiyeleri diyorsun. Evet, deyim gereği eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmüş gibi olmayalım ama var mı böyle bir fikrin aklına gelen? Senin epey vergi mükellefi olacağın bir vergi fikri var aklında. Neymiş? Cümle içerisinde gereksiz İngilizce kelime kullanmak. Güzel, benim için caydırıcı olabilir ve sonunda bu berbat huyumdan kurtulabilirim. Kullanacağınız her İngilizce kelime başına devlete beş dolar ödüyorsunuz.

Dolar bazında. Tabi tabi dolar bazında abi. Mesela eğer... ...diyelim ki işte Japonca kelime kullanıyorsan... ...gidip yen ödüyorsun. Arapça ve şey bir daha düşük bir ücret. Arapça ödeyince ciddi borca girebiliriz. O yüzden Arapça tartışmanın dışında. Peki başka var mı? Başka aklıma şu geliyor. İzlediğin her Oscar kazanmış film için devlete vergi ödüyoruz. Bu şey entelektüel vergi. Aynen. Oscar artık bir entelektüellik şey değil. İşte o devlet seni o yüzden aslında bağımsız sinemayı teşvik ediyor. Güzel. Aynen. Bağımsız sinemayı teşvik için yapılmış bir karar gibi düşün. Okey, başka ne olabilir? Başka düşünüyorum. Yanlış WhatsApp grubuna attığın her mesaj için ödediğin vergi nasıl? Bence toplu WhatsApp gruplarında, hatta yirmi kişiden fazla olan WhatsApp gruplarında... ...yazdığın her mesaj için. Yani o yirmi kişiyi sen bir rahatsız ediyorsun yani. Yazdığın her mesaj için bir ekstra vergi olabilir. Şey gibi diyorsun. Caydırıcılık için. Dijital trafik yaratıyorsun. Kesinlikle abi. Ve insanları zamanla boşa harcıyorsun. Ve WhatsApp grubunun işlevini de bitiriyorsun yani.

Peki şuna ne diyorsun? Bir kafede, yan tarafta konuşulan konuyu dinlediğin dakika başına vergi. Çünkü devletin bilgisi dışında bilgi ediniyorsun. Olabilir, information. TRT bandrolüne benziyor. Aynen, can masayı dinleme vergisi gibi. Kalitesiz bir bilgi alıyorsun ama yine de para veriyorsun. Yani toplum hakkında bilgi edineceksen devlete vergisini vereceksin. Güzel güzel. Son? Ne?

Bilgisayarda açtığın her yeni sekme başına vergi veriyorsun. Bu vergi bana çok iyi gelir. Bu vergi beni çekip çevirir gibi hissettim. Devletin kasasına fena para girmeyebilir. Kesinlikle. Bu açılan her bir sekme, zihnimizin her bir odasındaki bir şey gibi değil mi? Böyle bir sayfa gibi değil mi?

Evet maalesef. Ya bilmiyorum senin kaç sekmen var ama benim böyle kırk sekmen falan var. Şu anda otuz sekme duruyor. Bu bana şunu düşünürüyor. Aslında zihnimiz teknolojiyi dönüştürdüğü kadar teknoloji de zihnimizi algılama biçimimizi dönüştürüyor. Belki bu da başka bir podcast'ın konusu. Bu da başka bir podcast'ın konusu olsun. Evet.

Peki vergi vermeye mecbur muyuz? Biraz da biraz sağcı bir yaklaşımla konuşalım. Yani bazı insanlar da hiç vergi vermememiz gerektiğini düşünüyorlar. Libertaryan bakış açısı mesela daha. Bunun hakkında ne düşünüyorsun? Var mı son sözün? Yani vergi vermeye mecburuz gibi geliyor bana. Yani bu insanlığın işte geliştirmiş olduğu kolektif bir çözüm. Sen de demin bahsettin. Hastalık dedin, işte çeşitli güvenlik problemleri şu bu. Bunlar aslında kolektif bir havuzla çözülebilen şeyler ama... Burada sözünü balla keseceğim. Bir tane, kimdi ya? Gülben Ergen miydi? Demet Akalın mıydı? Öyle bir şarkıcı bir hanımefendi şey, bu yangın zamanı şey dedi. İşte hepimiz bir 100 lira atsak bir yangın uçağı alamaz mıyız falan. Demet Akalın vergiyi icat etti falan. Aynen. Bu arada vergiyle modern tarih arasında çok net bir ilişki var. Mesela yazının icadı aslında verginin sistematize edilmesiyle falan çok paralel. İşte Sümer tabletleri, Mısır'daki toplanan tarım vergisi şu bu. İşte Magna Carta diyoruz değil mi? Yani modern devletle vergi arasında çok net bir ilişki var. Vergi vermeye mecburuz bence. Ama şuna da mecburuz. Verginin peşinden koşmaya ve bu vergin nereye harcandığına. Bu şuna benziyor. Dört kişilik bir aileyiz. Hepimiz ortaya para koyuyoruz. Birisi harcama yapıyor kafasına göre. Ne bileyim kendisine gidiyor, müzik çalar alıyor. Kendisine gidiyor işte güzel yemekler yiyor. Biz de sormuyoruz. Devletin şu an yaptığı şeyi bu. Diyoruz ki, abi sor. O buzdolabını as. Yaptığın harcamaları daha fazla görmek istiyorum. Kaç altın var aklıma Bilal? Gibi. Yani vergi vermeye de mecbursun. ...vergini takip etmeye de mecbursunuz. Kesinlikle, bilinçli vatandaşlığa çağırıyoruz herkesi. Evet. Çok teşekkürler Yaşar'cığım katkıların için bu bölümde. Ben teşekkür ederim. Mecbur Muyum'un bir sonraki bölümünde görüşmek üzere, hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)