
4.444 kelime · ~22 dk okuma
Evet, bugün podcast'in ikinci konu. 40 bölüm oldu ama şu ana kadar tek başıma boş konuşmayı çok sevdiğim için tek bir konuk alabilmiştim. Bugün uzun süredir konuk almaya çalıştığım biri. Sürekli mesajlaşıyorduk. Bugün olur mu, yarın olur mu, şu gün yapalım mı? İkimizin de programları çılgın olduğu için.
Şu an Evrim Ağacı'ndan Çağrı Mert Bakırcı yanımda değil, internet üstünden konuşuyoruz. Artık yanında sayılır, artık bunlar böyle oluyor. Sen, belki Evrim Ağacı'ndan haberdar olmayan insanlar olabilir. Sen bir bahsetmek istersin, ben bahsedeyim mi? Fark etmez, hızlıca bahsedebilirim ben. Herkese selam öncelikle arkadaşlar. Ben Çağrı Mert Bakırcı, Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusuyum. Evrim Ağacı, 2010 yılında kurduğumuz bir öğrenci topluluğu aslında. ODTÜ'de başladı, ODTÜ Biyoloji bölümünde. Ben makinede orada lisansımı yaparken, gönlüm biyolojide olduğu için biyolojiden dersler falan almaya başladığımda işte böyle topluluk işlerini de yapıyordum bir yandan. O dönemde evrimle ilgili çok ciddi bir abluka olduğu için Türkiye'de onun üzerine bir şeyler yapmak isteyerek bunu kurduk. Aslında böyle otobioloji bölümündeki sınavlara çalıştığımız bir gruptu. Sonra Facebook sayfası açtık. Orada insanların sorularını cevaplamaya başladık. O zaman Facebook vardı itici sosyal medya olarak. Öyle öyle zaman içerisinde büyüdü ve işte YouTube'a bir ara Twitter'a önce şey yaptık ondan sonra YouTube'a girerek insanların sorularını cevaplayarak siteye o cevapları çok detaylı bir şekilde makale olarak girerek falan kademe kademe büyüttük ve şu anda işte Türkiye'nin en çok ziyaret edilen en çok bilinen
popüler bilim oluşumlarından biri haline geldi ama birçok insan şu anda YouTube üzerinden biliyor çünkü oranın orantısız bir ilgi çekiciliği bizim için en azından böyle orantısız bir şey var orada görmüş olabilirsiniz benim koca kafamı bazen özellikle şortlarda çıktığında şey abi kameraya çok yakın duruyorsun korkuyorum birden sen çıkınca diyorlar bir de kafa da büyük öyle yani oradan tanıyor olabilirsiniz belki Ben ilk videosunu izlediğimi hatırlıyorum. Böyle google'lamıştım. Ölünce tam ne oluyor diye merak etmiştim. Sen de gülücük olarak... Damardan. Aynen. O galiba pandemi sırasında çektiğin bir... Yani ilk videolardan biriydi. Tam şu anki bu prodüksiyon şey yoktu ama... Değildi, evet. Biraz varolsal güzel bir videoydu. O video, tamam hatırladım dediğini, çok ilginç şartlarda çekilen videolardı onlar. Biz eşimle birlikte okuldan mezun olduktan sonra, doktoramızı bitirdikten sonra onun anne babasının yanına taşındık ama ev falan yok. Onların garajında yaşıyorduk. Ama evet, o video ilginç bir video. Seninle de tanışmamıza vesile olmasına sevindim.
Açıklamalara koyarım merak edenler için öldüğümüzde ne oluyor. Peki onun dışında şu an nasıl gidiyor hayatın? Ne yapıyorsun? Daha çok yani YouTube kanalına mı vakit harcıyorsun? Vaktin nasıl bölünüyor? Evet ya şöyle oldu belki izleyenler dinleyenler bilir bu
yapay zekanın yükselişiyle birlikte bir video da yapmıştım o konuda. İnternet sitemiz çok ciddi bir düşüşe geçti trafik bakımından. Orada o videoda detaylarını anlatmıştım. Ama özetle hani bu tek tıklamalı internet denen sistemin yükselmesinden ötürü sadece Google'dan aradığınız her şeyin detaylı cevaplarını alabiliyorsunuz artık sadece bir snippet şeklinde de değil. Orada Cem İnay cevabı veriyor çat diye. Dolayısıyla Evrim Ağacı'na tıklamak için
Ancak işte öğrenciler ekstra bir şeyler ya da faysikaya güvenmiyorlarsa falan o çok ciddi kısıtladı tabii trafiği. O yüzden bu benim için çok büyük bir hayal kırıklığı bir yandan. Beklenmedik bir şey olmadığı için hayal kırıklığı da yaşayamıyorum. O da böyle bir tuhaf insanın hevesini kursağında bırakıyor.
Hayal kırıklığını bile yaşayamıyorsun çünkü çok normal bir şey olması beklenen bir şey. Sadece çok hızlı yaşandı birazcık bir de insan yediremiyor tabii. Hani bize olmaz diyor ama yiyorsun tokadını. O yüzden YouTube ekstra bir öneme sahip oldu ama ondan önce de zaten video yapmak benim için yazı yazmaktan çok daha zor bir iş olduğu için Ben video yazmayı da çekmeyi de çok sevmiyorum. Yani yazma kısmını seviyorum, yazmayı sevdiğim için. Ama çekmedir falan onları hiç sevmiyorum aslında. O yüzden birazcık böyle şeye dönüştü. İstemediğim şeyi daha çok yapmak zorunda kalmaya çünkü geçinmek de zorundasın. Onun da baskısı var. Şu an işin bu yani. Evet, benim 2018'den beri doktorada maaş ödüyorlar, o yüzden ondan öncesinde de benim başka hiçbir işim olmadı. Doktora yaparken evliyim ağacını da yapıyordun.
Değil mi? O da çok zor bir şey aslında yani. Hatta Evrim Ağacı biraz daha fazla vaktimi alıyordu Doktora'dan ama ben birazcık şanslıydım orada. Çünkü Doktora Hocam inanılmaz iyi bir adamdı ve adam hala arkadaşım gibi zaten. Bir de onun üzerine
Benim doktora yaptığım konu onun çok uzmanı olduğu bir konu değildi. Dolayısıyla çok fazla sıkıştırabileceği bir şey de yoktu. O özgürlük evrim ağacını sürdürmemi sağladı ki oradan sonra da onun tam mesleğim haline gelmesi açısından o da iyi oldu. Doktoranın bana en büyük katkısı aslında bu araştırma, düşünme süreçleri ve bu zorluğu yönetebilme gibi oldu. O açıdan çok faydalıydı benim için doktora. Biraz orijinaldi yani. Sosyalleşebiliyor muydun doktora sırasında?
Yoksa yani tabii ki üniversitedekilerle sosyalleşmek en kolay oluyordur. Aynen ben şöyle, ben aslında böyle çok içine kapanık biri sayılmam ama işim gereği insanlarla o kadar çok uğraşıyorum ki sosyal medyada falan filan. Yani o bana fazlasıyla yetiyor. Ondan sonra da çok fazla insan aramıyorum birkaç arkadaş haricinde.
Sosyal medya cehennemdir diyorum. Her şeyi okumuş oluyoruz. Ben mesela geçen şeyi paylaştım. Harry Potter'ın yeni kasta ortaya çıktı. Onu duyurdular. 3 tane 10 yaşında çocuk. ama o postun altında bile o kadar fazla kötü yorum gördüm ki bir tane adam mesela şey bu çocukların kafasına yumruk atmak istiyorum yazmış profiline giriyorsun adamın çocuğuyla fotoğrafı var
Çok acayip. Canavarı çıkartıyor içindeki insan. Aslında bence insanları canavarlaştırmıyor da zaten içimizde var olan negatif şeyleri açığa çıkarmamızı sağlıyor. En başında belki şey denebilirdi. İşte bir yöntem insanların rahatlaması için falan denebilirdi ama şimdi merkezde olduğu için o çok ciddi bir probleme dönüşmüş halde. Ben kesinlikle sosyal medya... İşimi kaybetmem pahasına eğer ki deseler ki sosyal medyayı kapanacak ama sen işsiz kalacaksın, tamam derim. Yani kesinlikle... Yani genel olarak tüm sosyal medya kapağınıza net pozitif olacağını mı düşünüyorsun? Net pozitif olacağını düşünüyorum. Evet, aynen. Net pozitif olacağını düşünüyorum. Çünkü var olan araçlarımız sosyal medyadan aman aman kötü değildi. Önceden sahip olduğumuz medyadır, önceden sahip olduğumuz iletişim metodlarıdır, önceden sahip olduğumuz sosyal ilişkilerdir. Yani sosyal medya bize sanıldığı kadar yüksek bir fayda sağladığını düşünmüyorum. Belli başlı avantajları yok mu? Var, tabii ki var. Sonuçta
O da olmasaydı zaten niye var yani. Beni son zamanlarda umutlandıran bazı şeylerden biri böyle politik açıdan tüm dünyada biraz daha Instagram'da daha fazla içerik görmem ve yani kendi görüşümle de bağdaştığı için. Tabii ki bunun öbür tarafı da var yani. Ama bilmiyorum. Bazen sadece o açıdan pozitif bir şey görüyorum. İnsanlar belki yeni fikirlere maruz kalabiliyor mu kalamıyor mu diye. Ve işte senin gibi yani
Bazen bilim ve politika her zaman kesişiyor ve ayırmak zor ama hayatını 7-24... Çünkü şu an sanki hepimiz tüm dünyada bitmeyen bir hikaye izliyoruz. Sosyal medya, haberler hepsi o hikayede küçük noktalar koyarak onu bir çizgi oluşturuyor. Bazı insanlar o hikayeyi yazmaya yardım ediyorlar. İnsanların anlamasına yardım ediyorlar. Çünkü gerçeklik var mı zaten? Var ama...
Hepimizin kendi bakış açısı var. Sosyal medyada bazen çok az yardım ediyor mu diye düşünüyorum. Sen onu da düşünmüyorsun sanırım. Ben onu düşünmüyorum. Hatta tam tersine bu kliktivizm, gerçi araştırmalar pozitif bazı etkileri olduğunu gösteriyor ama bana kalırsa ilginç bir şekilde sosyal medyada o siyasi konuları gördüğümüzde ve ona tepki gösterdiğimizde işimizin bittiğini hissediyoruz.
Yani hem ağzımızda negatif bir tat kalıyor, ona maruz kaldık, üzerine bir de ona tepkimizi gösterdik diye bir tane yorum atıp veya hikayeye paylaşarak bu konuda yapabileceğimiz şeylerin maksimumunu yaptığımıza dair daha geniş bir kitleyi tatmin etmiş oluyor. O olmasaydı bu insanlar gidip bir şeyler yapar mıydı o konuda? Onu bilmiyorum. Muhtemelen yapmazlardı. Bunu yaptıklarında çok bir şey oluyor mu? Onu da çok fazla zannetmiyorum açıkçası. Çünkü insanlar giderek hayatlarıyla ilgili şeyler paylaşmayı azaltıyorlar. Bir kafede, bir barda, bir sağda solda, başından geçen... Çünkü orijinal Facebook'u düşün, bütün varlığı onun üzerine kuruluydu değil mi?
şimdiki Twitter'ı düşün mesela en yoğun olarak hani Instagram hadi bir nebze daha ama orada da çok kısıtlı mesela kendini özel tutabildiğin için hala ki Facebook'ta da özel olduğu müddetçe hala insanlar paylaşabiliyor ama o kadar çok bir dışa dönük bir şeye dönüşmüş halde ki insanlar kısıyorlar artık hayatlarıyla ilgili paylaşım yapmayı bu defa geriye iyicene etrafta olan bitene maruz kalmaktan başka hiçbir şey kalmıyor bu defa Bu hem psikolojik olarak yıkıcı hem bir şey yapamıyorsun yani ne yapacaksın? Trump'ı sabah akşam duyuyorsun mesela Türkiye'de de duyuluyordur. Ne yapacak Türkiye'deki adam Trump'ın sabah akşam yaptığı şaklabanlıkları mesela? Biz bile burada yani yapabileceğimiz şeyleri o kadar kısıtlıymış gibi hissediyoruz ki. Zaten onu da istiyorlar yani. 7-24 haber vererek korkutmak istiyorlar yani. Aynen. Bunların hepsini alt alta koyduğunda ben sosyal medyanın avantaj olduğunu söylemekte gerçekten çok zorlanıyorum ama hani o entertainment tarafıdır, şey tarafıdır tabii ki yani insanların kafasını boşaltmak için bir kadar yani bizim de sonuçta bize de ulaşmalı dedim ya yani benim işimden olmama sebep olacak olmasına rağmen topluma net fayda olacak. Bir yöntem de şu olabilir. Bunlar düzeltilemez mi? Tabii ki düzeltilebilir.
Avrupa Birliği bazı açılardan o regulasyon koyma konusunda daha güvenilirler çünkü çok yasak. Zaten dönüp dolaşıp işin geldiği şey de yine bizim kanalda o Daron Acemoğlu'nun Nobel'i de sebep olan kurumlara güven konusu. Ve sosyal medyanın yaptığı en büyük yıkımlardan bir tanesi de kurumlara güveni çok sarsıyor olması. Çok kolay sarsıyor olması. Çünkü doğrulamıyor insanlar. Her duyduklarının doğru olduğunu düşünüyor. Bunu Türkiye'de de, muhalefette mesela çok sık gördüğüm bir şey. Yani bak, yani muhalefet, muhalif olan tarafta yani şeyle örtüşmüyor. Bazı deneyimlerimizle örtüşmeyen düzeyde sırf karalama amaçlı veya sırf güven, öyle bir güvensizlik var ki bu güvensizlik haklı birçok durumda. Zaten sorun o. güvensizlik bir kanser gibi oluşuyor sonra yavaş yavaş sağlıklı olan şeyleri de bozmaya başlıyor veya ona yönelik perspektifimizi de bozmaya başlıyor. Dolayısıyla bir sonra da onların çökmesine neden oluyor. Kademeli bir şekilde yayılmasına neden oluyor bu negatif perspektifin. O bakımdan yani çok böyle domino taşları gibi birbirine bağlı olan ve şu anda sosyal medya bu domino taşlarının çok merkezinde olduğu için bana çok problemli geliyor. Karşı argüman şu olabilir sosyal medya olmasaydı da bunlar olacaktı.
Aslında insanları kötüleştirmiyor da, içimizde bu kötüler var, onların açığa çıkmasını kolaylaştırıyor. Arasında çok bir fark var mı bu iki argümanın? Tam emin değilim. Yani eğer ki kötülüğü facilitate ediyorsa, kolaylaştırıyorsa, sırf sıfırdan kötülük yaratmıyor diye ki o bile tartışmalı, buna bu kadar göz yumulmalı mı falan gibi. Ama bir yanda da tabii özgürlük şeyi var. Hani ne yapacaksın?
katı baskıcı bir şekilde kapatacak mısın bunu? Hayır, onu da istemiyorum tabii. Yani o da doğru bir yol değil. Böyle çok karmakarışık, sinir bozucu bir durum. Baksana, varlığı bile sinir bozucu. Öyle bir negatif hitap üzerine kuruldu ki nasıl çözeceğim bile çok ciddi bir sinir bozukluğuyla sonuçlanıyor. Bir yerden başlıyorsun,
mesela şu an ben instagramda şeyi görüyorum güneş kremi kanser yapıyor bluetooth kulaklıklar kanser yapıyor mesela bunlar küçük şeyler gibi gözüküyor ve küresel ısınma yoktur demek kadar çılgın şeyler değil ve bunları paylaşan insanlar daha böyle araştırma paylaşıyormuş gibi paylaşıyorlar. O yüzden oradan başlıyorsun ve küçük küçük adımlarla sonra bir anda yani işte covid aşısı yan etkisi yok değil tabii ki ama işte herkes kalp krizi geçiriyor demişti babam mesela ama yani babamın yaşına baktığında da o yaşta insanların kalp krizi geçirmesi normal bir şey ama sonra YouTube'dan bir video görüyor ve haberlerde birine dinlemeye alışmış yani Bununla savaşmak zor olur. Zaman geçtikçe bu sahte bilimciler de profesyonelleşiyorlar. Çünkü alt nesilden yeni sahte bilimciler doğuyor. Bu sahte bilimciler sosyal medyanın dinamiklerine aşina oldukları için marketingdir, sunuştur, bunları çok iyi biliyorlar. Onu manipüle ederlerse çok daha fazla para kazanabileceklerini görüyorlar, anlıyorlar. Sırf bunun üzerine kurulu bir hustle culture'ı var, kültürü var. Bütün Instagram'ı, TikTok'u domine eder. O oradan girip kendi
brandingini yaratıyor sırf bir sahte bilim etrafına. Sence inanıyor mu bazıları söylediklerine? Bence evet yani çok çılgın olmadığı sürece ki çılgınlarına inananlar işte mesela düz dünyacılık gibi mesela yani buna inanması hakikaten çok zor ama eminim içlerinde o noktada olanlar vardır ama birçok kişi bu tür komplolarda daha ziyade hissettikleri şey bu arada seninle duyurmuş olayım bu hafta uzun bir 15 yani kaç oldu 4-9 senedir YouTube'da aktif yayın yapıyoruz düz dünya videosu geliyor Bayağı keyifli olacak o da. Zaten şey, o astronotla en son röportaj yaptın. Ondan sonra da... Tesadüf oldu, iyi oldu. Tesadüf oldu. Onunla konuşmadınız herhalde. Daha izlemedim o videoyu da. Sordum ya dünya düzgün. Sadece bir yerde, bir sorunun içerisinde geçirdim hani böyle bir durum. Çünkü o da şey yazıyor. Kurgu kitapları var, yazar aynı zamanda. Orada işte şey böyle bazı bilim kurgusal şeylere de değiniyor. Orada şeyi sormuştum ona işte bu tip bir dünyada insanlar işte düz dünyaya inanabilirken hala veya işte insanların uzaya gitmediğine inanabilirken nereye çekiyorsun çizgiyi bu kurgu? Çünkü şunu arka plan bilgisini de vermem lazım. Kitap inanılmaz teknik, kitapları. şey olmasına rağmen, kurgusal olmasına rağmen işin mühendisliğini, teknik tarafını bazı yorumculara göre boğacak kadar insanı anlatıyor. Ve o kadar gerçekçi anlıyorsun ki her bir mekanizmanın nasıl çalıştığını, yani biraz eğitim amacı da var orada. Biraz tabii sanıyorum anladığım kadarıyla yorumlardan biraz da yazarın tabii bir hamlığı da var.
yazarlık deneyimi çok geniş olmadığı için, kurgusal yazarlık, o çok bende de olan bir şey mesela. Ben de fiction yazmaya çok aşinayım ama, kurgusal yazdığımda o bilimsel dili çok fazla hani böyle, bilim kurgu yazarını tatmin etmeyen sonuçlar çıkabiliyor. Benim de bazı deneyimlerim oldu. Gerçi çok negatif bir yorum almadım ama eminim vardır. Kısa hikaye mi yazdın ya da böyle long şey mi yazdın? İki tane bilim kurgu kısa hikayem var. Bu bilim kurgu kulübünden arkadaşların çıkardığı iki tane kitap var. İkiden fazla da ben ikisine katkı sağladım. Yeryüzü Müzesi ve İlk diye. Onların içerisinde birinde bir Ankara distopyası yazmıştım. Daha doğrusu Ankara Ütopyası demem lazım. Ters söylüyorum. Ankara Ütopyası. Bayağı ilginç bir şeydi o. Bana kalırsa en azından. Bir tanesinde de... Ne hakkındaydı Ankara Ütopyası?
Ankara'da geçiyor, Ankara Ütopyası diyince zaten bunları anlıyorsun ama orada biraz daha eşitlikçi toplumun daha eşitlikçi olduğu bir dünyada insanların nasıl iş bölümü yapabileceği, ve nasıl kendilerini çalışmaya motive edebileceği ile ilgili. Çünkü hakikaten bu kapitalizm karşıtı görüşlerin bana kalırsa da en büyük yüzleştiği sorunlardan bir tanesi motivasyon problemini kapitalizm bunu nasıl çözüyor? Aç kalır ölürsün diyor. Yani dolayısıyla çalışacaksın diyor.
Seve seve çalışacaksın. Ama öyle çalışıyor. Bu çalışıyor çünkü ölüyorsun hakikaten. Yani arada hastaneni ödeyemiyorsun, elektriğini ödeyemiyorsun, ölüyorsun. Çocuğun ölüyor. Dolayısıyla seve seve çalışıyorsun istemesen bile. Bir de kapitalizmi savunanlar şey diye savunuyor ya.
free market'ın, competition'ın yani kendini yarıştırma isteğinden geliyor o motivasyon. Hayır, ölmemek için geliyor. Tabii ki tam tersi aslında. Hem greedy, insanların içerisindeki açgözlülüğü, hırsı ve var olan bir şey bu hakikaten. Onu manipüle ederek. Onun sonucunda da evet yani hızlı bir gelişim yaşanıyor. Bu ne pahasına diye sormak gerekiyor. Kesinlikle tamamen bu olmalıdır, tamamen şu olmalıdır gibi bir görüşüm yok ama şu ankinden daha toplumu önceleyen, daha insanı önceleyen bir modelle doğru kaymamız gerektiğine inanıyorum. Bir tanesinde de ben de böyle çok
aşırı ultra liberal olacak böyle ikisini arka arkaya söyleyince ama o da toplumsal bir sorun olduğu için ve anlatmak istediğim bir mesajı aslında konuyla direkt alakalı olmayan bir mesajı çok iyi verdiğini düşündüğüm için trans bir robotun hikayesini anlatmıştım. Transseksüel değil ama transseksüel değil. Vücut üretimi bakımından civatalarının, somonlarının kendisine uygun olmadığını, çiplerinin kendisine uygun olmadığını düşünen bir robotun kendini iyileştirme ve istediği gibi olma çabasını anlatmıştım. Orada vermek istediğim asıl mesaj o insanların çektiği zorluğu bir başka açıdan anlatmaktı aslında ama daha özünde vermek istediğim Bir diğer mesaj, zeki robotların yükselmesi halinde yaşayacağımız ana problemin bizi yok etmeleri veya bizim onları yok etmemiz değil, bu yeni zeka formunun kendi sosyolojik problemlerini yaşayacak olmasıydı aslında. Kendilerine has, bizim aramızda kendilerine bir yer açmaya çalışacakları, bizim toplumumuzdaki yerlerinin ne olduğunu anlamaya çalışacaklarını anlatmak. Yine bir anlam arayışı gibi yani. Evet yine bir anlam arayışı olacağı yani biz bunları yok etmeliyiz bunlar biz onları yok etmezsek bizi yok ederler bunlar bizim efendimiz olabilir o da olabilir ama ondan önce ondan evvel ya oralara gelmeden önce iş biz kimiz niye varız biz niye yaratıldık tamam var edildik
Ama neyiz biz? Amacımız ne? Yani hani insanların kendilerine bir noktadan sonra sordukları temel sorun bu. Ve robotların bunu sormayacağını varsayıyoruz. Bizim gibi zeki olacaklar ama bizim hiçbir sosyolojik, psikolojik problemimizi yaşamayacaklar. Oldu. Olur mu öyle şey? Bunlar bir arada gelişen şeyler. Ben birazcık onu hangi konu üzerinden anlatabilirim diye düşünürken, o dönemde o çok tartışılan bir konuydu. Böyle bir birleştirme
yapmayı seçtim. Bunlar tabii benim bilim iletişimimde çok fazla anlatamadığım şeyleri. Birazcık kurgusal hikayeler içerisinde neler hissettiğimi, iyi insanların neleri onaylayıp nelere onay vermemesi gerektiğine yönelik belki aklımdan geçenleri anlatmak için başvurduğum, bana fırsat verildiğinde ve vaktimde olduğunda kullandığım bir yöntem aslında. Yani çok da böyle bunların bir mücadelecisi falan konumunda değilim ama iyi insan, erdemli insan nasıl olur? Nasıl olmalıdır bana kalırsa? Sonuçta onu soruyor insanlar. Gidip de benden bilim kurgu kitabında kuantum fiziği anlatmamı beklemiyorlar. Dolayısıyla bir mesajı olmasını istediğim için böyle mesajlar seçen hikayelerim oldu. Ama neyse, düz dünyadan bahsediyorduk, oraya bağlayayım. Ne diyorduk gerçi? Düz dünya...
En ucu düz dünya demiştik. Güneş kremi, bluetooth... Kademe kademe bir yol yapıyorlar insanlara. Ve bu insanlar inanıyorlar mı diye sormuştun.
kansere sebep olduğuna inanmak çok zor bir inanç değil. Yanlış ama çok zor değil. Ama düz dünyaya inanmak çok daha zor ondan. Dolayısıyla önce kurumlara olan güveni sarsmak gerekiyor. Mesela bilim de bir kurum. Biliyoruz, sıkıntılı şeyler tüketiyoruz. Tabii, o da var. O yüzden güneş kremi niye olmasın? Çok sıkıntı.
Doğruların içerisine sarılmış yanlışlar daha kolay yutulabilir haplara dönüşüyor. Eğer dümdüz sen şimdi birlikte elinde sana çat diye dünya düzdür derse, saçmalama dersin çünkü eğitimin izin verir o kadar. Zaten onuda dedirtemiyorsanız zaten vay halimize o kadar da değil ama İşte biraz da dediğim şey bu. Birçok insan o halde olduğumuzu düşünüyor ki evet o eskisine göre çok daha zayıfız bu tarz mekanizmalarımız çok daha zayıflamış halde ama bunu diyebiliyoruz. Dolayısıyla onu kırmak için önce bak sana bu yalanı da yedirttiler, bak bu yalanı da yedirttiler, sonra şu yalanı da yedirttiler diye kurduğun zaman en sonunda bunu da yedirtmiş olabilirler. Ben bilimin geri kalanına niye güveneyim?
diyosun, cep telefonunu kullanırken, laptop'unu kullanırken, arabana binerken, uçağında uçarken, hastanede damarından şey alırken, bu da işin üzücü tarafı tabi ki ama, hani şu da var, bu bilimin aslında talihsiz başarısı o kadar başarılı ki bilim o çalıştığı zaman olan şeyleri zaten olması gereken olarak hani taken for granted deniyor ya ingilizcede yani öylesine özümsemişiz öylesine benimsemiş haldeyiz ki zaten çalışacak efendim ne demek çalışmaz diyoruz ve çalış badığı veya beklendiği gibi gitmediği her durumda o kadar alışmış olduğumuz için dönüp de ya ama bu da var be kardeşim o kadar olur yani. Mesela çalışmadığına örnek verebileceğim bir şeyler var mı? Mesela uçak düşmesi mi? Yoksa daha böyle araştırma tarzı? E tabii uçak düşmesi olur, bu talidomid faciası olur, işte... Talidomid faciası neydi? Mide bulantısı için üretilen bir ilak bebeklerde inanılmaz deformitelere sebep oldu. Binlerce, on binlerce bebeğin ölümüne sebep oldu. Ya da Johnson Johnson'ın ilaçları o sonra para ödeyip... Evet, o tür şeyler de var. Yani bunlar olmayan... Yani şunu şimdi...
Şu şeyi görmemiz lazım. İşte sıkıntı burada yani. Evet, yani şimdi bütün firmalar kar maksimizasyonu yapmaya çalışıyorlar ama bilimle uğraşan firmalar hiç kar maksimizasyonu yapmaya çalışmıyorlar. Onlar çok iyidir, her şeyleri doğrudur. Bu denebilir mi? Tabii ki denemez. Yani bu aptallık olur. Ama şöyle bir şey var, şirketlerin kendi inovasyonlarını vesaire bunları... Yani bu ikisi arasında bir denge var. Eğer ki full... işte komünizm mi artık ne oluyorsa yani ona geçmek istenmiyorsa eğer ki arada bir denge tutturulmak isteniyorsa denge bu işte bir tarafta kuralları belirleyen halkını gözeten bir devlet olmalı diğer tarafta da inovasyonu yapan kar elde etmeye çalışan şirketler olmalı bu ikisinin hangisi daha güçlü hale gelirse eğer ki idealin ortası olduğunu varsayıyorsak şu anda o
durumda işler kötüleşiyor demek. Ve birçok dünyada gördüğümüz sorun işte bu dengenin bir yana veya öteki yana aslında çok fazla eğiliyor olması ki aslında Daran Hacemoğlu'nun daha az konuşulan ileri kitaplarında bahsettiğileri konuda bu sırt, ince sırt aslında. Gerçi kapitalizmle devlet arasında değil direkt olarak ama devletlerin otokratlaşması yönünde ki veya işte ya otokratlaşması ya da çok zayıflaması, gücünü empoze edememesi dar bir koridor olduğunu söylüyorlar ki kitabın adı dar koridor o yüzden o koridorun belirleyen şartları konuşuyorlar mesela yani bu işte zor bir denge dolayısıyla tabii ki tıpta da bilimin geri kalanında da havacılıkta da hatalar oluyor ama perspektifi doğru kurmamız lazım yani yüzde kaç bu hata Yani o riske mi odaklanmamız lazım yoksa %99.999'luk başarı oranına mı odaklanmamız lazım bunlarla ilgili karar alırken? Ve maalesef insanların yapmakta en çok zorlandığı şey bu göreli risk konusunu kafalarında oturtabilmek. Yani yaptığın her şeyde, ben onu öyle anlatmıştım, kafanın üstünde görünmez bir risk metre var ve her aldığın karar o risk metreyi oynatıyor aslında. Tabii ki her zaman ortalamada risk çok düşük. Ama bugün kahve içmeyi seçtiğinde, kola içmeyi seçtiğinde, yağlı bir şey yemeyi seçtiğinde, arabaya bindiğinde o risk metre farklı şekillerde oynuyor. Ve hangi durumda risk metrenin ne kadar oynadığını öncesine nazaran çok az biliyoruz, çok az anlayabiliyoruz. İşte sahte bilimcilerin manipüle ettiği şey de aslında bu. Mesela %3 kat risk artışı deniyor. Milyonda 1'den milyonda 3'e çıkmak da 3 kat risk artışı. Ama hala milyonda 3 o risk. Mesela aşı konusunda olan bu. Yani aşı konusunda işte... Gerçi aşı konusunda daha da temel bir problem var. Çünkü hastalığın kendisi aynı riski daha fazla arttırıyor aşıdan. Mesela aşı myokardiyi diyelim ki 3 kat arttırıyor olsun. Tamam mı?
Evet bu üzücü bir şey. Keşke arttırmasa elimizdeki teknoloji bu. Yani miyokardiyi üç kat arttırıyor. Gene bu arada relatif risk o kadar düşük ki ve miyokardi o kadar kolay tedavi edilebilen bir şey ki işte bunları düşünmen lazım. Yani insanlar şeye saplanıp kalıyor. Kalp iltihabı, kalp zarı iltihabı. Öyle bakarsan tabii ki... tabii ki. Gripten ölmek. Aynen abi gripten olsan o. Öyle değil işte. Yani biz bilimde nelere baktığımızla halkın nelere baktığı arasında o kadar çok fark var ki işte orada devreye bilim iletişimi giriyor ve bilim iletişimcileri de hem çok iyi olmalılar hem çok hata yapabiliyorlar. Buna biz de dahiliz. Yani hatadan kastım belki halkın nerede olduğunu, aradaki farkın ne kadar büyük olduğunu
unutabiliyoruz bazen kendimiz bilimin içinde çok olduğumuz için o da bir problem yani o dile çeviremiyor olabiliriz endişelerini düzgün karşılayamıyor olabiliriz benim en çok kendimde övündüğüm şey bugüne kadar özellikle evrim konusunda hani övünmek tırnak içerisinde çünkü bana soruyorlar yani bu başarının sırrı nedir falan filan diye birçok genç de sağ olsun işte çok zekisin çok bilmem nesin hayır benim bir tane yeteneğim olduğunu düşünüyorum. Karşımdakinin neyi anlamadığını anlamayabileceğini sezebiliyor olmak. Tahmin ettiğim, yani benim gözlemlediğim, dışarıdan baktığımda bakabildiğim kadarıyla o başka hiçbir şey değil. Onu da işte zaten bilim iletişimi denen şey de aslında onu birazcık iyi yapabilmekle ilgili. Olay bundan ibaret. Bir de tabi bilimi anlamak gerekiyor. O da işte zaten eğitimimiz, doktoramız vesaire. Bu arada şeyle ilgili başka bir sorun da vardı da uçak korkusundan bahsettiğimizde şeyi düşündüm.
Hani bilim bize bir şeyleri öğrenmemize yardım ediyor ve yani tabii ki bilimi bence takip etmeliyiz. Ama şöyle bir şey de var. İnsanların hisleri yani sadece bilimle alakalı olmayan irasyonel hisler değil de insanlar bir sürü şey hissedebiliyorlar ve bazen yani bir şey bilmek o insana yardımcı olmayabiliyor. Dünya düz olmuş, yuvarlak olmuş. Kime ne abi? Dürüst olursak telefon çalışsın, GPS çalışsın, nasıl çalışırsa çalışsın. Özel bilgisi varsa uzaya, bilime falan tabii ki doğru değil ama ortalama standart vatandaştan bahsediyorum.
Benim şu an nörobilim okuyan arkadaşım onu şeye bağlıyor. İnsanlar o kadar yalnız ve kendilerini hiçbir yerde kabul ettiremiyorlar ki özellikle Amerika'da. Hiçbir özellikleri yok ki. Böyle komploca olduğunda en azından biraz güç kazanmış oluyorsun gibi düşünüyorum. Söylemeye çalıştığım şey oydu düz dünyacılıkla ilgili de. O kadar zor bir inanç türü ki ilk etapta. Çoğu çektiği kişi ya böyle ergenler oluyor. O ergenler çünkü kendilerini bir süper kahraman gibi görmek istiyorlar ve komplolar. o hissi veriyor bak böyle bir komplo var ve sen bunu bilen çözmüş hani Vogue dedikleri şey aslında tam olarak o işin komik tarafı tam tersi aslında daha ziyade o Vogue yaftasını kullanan insanların daha kolay düştüğü şeyler aslında uyanmışsın sen aydınlanmış bir kişisin hissini veriyor ama bir yerden sonra
hayatın gerçekleri ağır basmaya başlıyor dedim ya yani şimdi maaştan maaşa yaşayan bir adam için bir insan için dünya düz olmuş yuvarlak olmuş aya gidilmiş gidilmemiş yani bunlar lüks şeyler şu an haberleriyle ilgili bu çok konuşuluyordu mesela Google dedi ya yapay zeka ve paralel evrenler Kuantum bilgisayarı. İnsanlar bizim umurumuzda değil diyor diye. Evet ya bu sıkıcılık konusu. Bende birkaç sene önce Televizyon Öldüren Eğlence diye bir kitap var. Biraz böyle popüler kültüre de giriyor şu an galiba. Orada şeyden bahsediyordum. Hani sürekli Amerikan kültürü ve o işte kendini şeye koyan kültür, individualistik kültür. Hep ben, ben ve beni eğlendirsin eğitim sistemi. Her şey benim için var. Sıkıldıysam kötü. Ben de mesela bir ara o bakış açısındaydım. Hatta okulda eğer ilgimi çekemiyorsa öğretmen çekmiyor diye düşünüyordum. Ki çok kötü öğretmenlerimiz de oluyor bence. Bilimden nefret edip, sonra gelip matematik öğretmeni olup, fizik öğretmeni olup bize nefret ettiriyorlar. Ya da iş abi, hayatta kalacak. O işi yapabilmiş. Yapacak bir şey yok.
Ama bazı insanlar da gerçekten o şeyin ilginçliğini anlatabiliyorlar ve... Aynen yani senin de şu an burada yapmaya çalıştığın şey de o biraz. Sana bir de şey sormak istiyorum. Böyle şu an çok merak ettiğin ya da hem yakın gelecekte hem de uzun gelecekte çok merak ettiğin bir şey var mı? Çok var şimdi, hangi birine... Yani...
Ne açıdan mesela yani bilimsel konular açısından? Bilim da ya dünyada yaşanacak yani böyle hani 10 yıl sonra ile ilgili bir soru sorabilecek olsan ya da böyle 100 yıl ya da 1000 yıl istiyorsan bu üçünü konuşalım. Ne sorardın? Önümüzdeki 10 yıl içerisindeki en önemli gelişmelerden bir tane evet ikisi o. Bir şey yapay zekanın gerçekten bir break away şeklinde yani kontrolsüzce bir yükseleşe geçebileceği bir eşi aşacak mıyız yoksa bir hype mu ve bir bariyere mi takılacak bu ve sonra bir belki 5-6 sene daha
üzerinde kafa yormamız mı gerekecek ki onu gösteren işaretler var açıkçası. İkincisi de evet bir hatta ben bunu YouTube'da da geçenlerde sordum. Önümüzdeki 2030'a kadar diye sormuştum galiba. Sizce askeri amaçlarla bir atom bombasının patlatılma ihtimali nedir diye sordum. Birçok kişi %1'den az olduğunu söyledi ki olası evet olabilir ama eskisine nazaran çok daha yüksek olduğu da bir gerçek. Bu da bir diğer paradoks insan hayatıyla. Paradoks değil tam olarak belki ama
2. Dünya Savaşı'ndan ve yıkımdan uzaklaştıkça nesiller şakaya dönüşmeye başlıyor. Sosyal medyayla ilgili söylemek istediğim şey aslında birazcık buydu. Aslında hani şeyde çok tartışılan bir şey ya, komedinin sınırları olmalı mı? Bence kesinlikle olmamalı. O bir nokta. Ama şunu da anlamamız lazım, komedi sınırsız olsa bile ve bu normal, iyi bir şey olsa bile aynı zamanda insanların şakaya vurma yoluyla onları normalize etmesini kolaylaştırdığı da bir gerçek. Bu,
komedinin engellenmesi için bir gerekçe değil diyorum. Ve teşekkür ediyorum. Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim her zaman. Bir sene içinde falan tekrar böyle bir şey yapmak isterim. Tabii mutlaka. Follow up yaparız. Tamam. Görüşmek üzere. Herkes kendine iyi baksın. Hoşçakalın arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.