
4.119 kelime · ~21 dk okuma
Bugün beni okuduğumda en çok etkileyen kitaplardan birinden bahsedeceğim. John Williams isimli yazarın yazdığı Stoner. Ben bu kitabı birkaç sene önce okudum ve bitirdiğim akşama hatırlıyorum, saat böyle 2 gibiydi gece. Ve kitabı bitirdikten sonra mal gibi kaldım yani. Böyle durdum ve oha dedim. 200 sayfalık bir kitap, çok uzun değil ama birinin tam bir hayatını anlatıyor. William Stoner isimli birinin doğumunu anlatıyor. yaşamını ve ölümünü anlatıyor. William Stoner da aşırı sıradan bir hayat, yani biraz depresif ve sıkıcı bir hayat yaşayan bir insan. Kitap daha ilk paragrafında adamın hayatından böyle kısaca bahsediyor. Şimdi okuyacağım.
Doçentlikten ileriye gitmedi ve derslerine giren çok az öğrenci daha sonraları onu net olarak hatırladı. Evet, kitap böyle başlıyor. Sonra da William Stoner'ın çocukluğundan ölümüne kadar yaşanan her şeyi anlatıyor ve adam açıkçası çok bir şey yaşamıyor. Ama zaten kitabın olayı da bu. Birinin hayatını, sıradan birinin hayatını, belki biraz da olmak istemeyeceğiniz birinin hayatını size tüm detaylarıyla anlatması ve tüm hayatını anlatması. Buna benzer bir şeyi Rick and Morty'de görüyorduk. Evet, Rick and Morty benim en sevdiğim dizi.
2. sezon 2. bölümünde de Rick ve Morty, bunlar bir dede ve torunu. Çok bir şey bilmenize gerek yok ama bilimkurgu dizisi yani. 2. sezon 2. bölümde bir atari salonuna gidiyorlar. Tabii ki bilimkurgu dünyasının içindeki bir atari salonu ve Rick, Morty'e Roy diye bir oyun oynamasını söylüyor. Ama bu oyun şey, Morty oyuna başladığı an
bir anda Roy diye küçük bir çocuğun hayatının içine giriyor böyle 7 yaşındaki ve şey diyor işte uyanıyor bu 7 yaşında çocuk annesine bir yaşlı adam benim kafama bir şey taktı hani öyle bir rüya gördüm diyor ama aslında bu hani Morty'nin oyuna girmesinin başlangıcı ama oyun o kadar sahici ki Morty bir anda Roy diye bir çocuk oluyor 7 yaşındaki ve gerçek hayatı bir rüya zannediyor ve sonra Roy olarak hayatına devam ediyor Üniversitede Amerikan futbolu oynuyor, hayatının aşkıyla tanışıyor. Sonra Amerikan futbolunda başarılı olamıyor ve eşinin babasının yardımıyla bir halıcı halı dükkanı açıyor. Halı dükkanının özel bir ismi var mı bilmiyorum ama sonra kanser oluyor, kanseri yeniyor ve bir gün böyle halı dükkanında yukarıdaki bir halıyı almaya çalışıyor sandalyeyle çıkıp. Bunu yapmaya çalışırken kafasının üstüne düşüp ölüyor. Ve bu oyun bitmiş oluyor. Morty bir anda uyanıyor. Ama gerçek hayata döndüğünde hani
Bu oyun sırasında gerçekten Roy gibi yaşadı yani. Tam olarak birinin hayatına tanık oldu. Ve aslında yani Atari salonunda 10 dakikalık bir oyun oynuyordu ama gerçekten birinin hayatını yaşadı ve öldü ve Morty'de tabii ki uyanınca, oha ne oldu ben neredeyim diyor. Ben de sanırım bu kitabı bitirdikten sonra ilk böyle hissetmiştim 1-2 sene önce. Ya da 2-3 sene önce. Kitabı şimdi bu bölümü kaydetmek için tekrar okudum.
ve kendimin biraz değiştiğini hissettim çünkü kitabı ilk okuduğumda kendi hayatımdan bir sürü şey gördüğümü düşünmüştüm bazı açılardan. Birazdan daha net bir şekilde anlatacağım ama bu okuduğumda kendimi ana karakterden çok daha uzakta bir yerde gördüm ve bu gerçekten sevindirici. En azından hayatımın biraz daha değiştiğini ve bence iyi anlamda değiştiğini gösteriyor. Ve bu da gerçekten çok ilginç bir şey. Hani bir şeyi farklı zamanlarda okuduğunuzda, izlediğinizde veya bir sohbeti farklı zamanlarda yaptığınızda siz eğer değişiyorsanız ki bazen değişmek iyi bir şey. Tabii ki bazen insan kötüye doğru da gidebiliyor. Ama bazen de hani daha iyi bir şekilde gidiyor. Bazen komplo teorilerine inanmaya başlıyor aslında mantıklı arkadaşlarınız ve onları böyle kaybediyorsunuz ya da toksik bir ilişkiye kaybediyorsunuz ama bazen de tam tersi oluyor ve daha çok kendilerinin farkına varıyorlar, kendileriyle ilgili daha iyi hissediyorlar ve hani bu sadece kendileriyle ilgili bir his olmaktan da çıkıyor. Gerçekten daha sağlıklı bir şekilde yaşıyorlar.
Bu bu arada bence daha az oluyor çünkü bilmiyorum. Bu da başka bir bölümün konusu olsun. Ama insan hani değiştikten sonra daha önce okuduğu bir kitabı okuyunca değiştiğini daha iyi anlayabiliyor belki ve bazen de belki değiştiğini anlamaya ihtiyacı oluyor. Çünkü her zaman insanlar size yani ne yaptığınızı söylemiyorlar. O yüzden aynen bu kitabı okumak bana enteresan geldi. Biraz daha kitaptan bahsedeyim.
Evet, William Stoner diye bir adamın hikayesini anlatıyor. Bu adam böyle tarlada çalışırken bir gün babası onu üniversiteye yollayacağını söylüyor. O da tamam, gideyim diyor yani. Orada şey okuyor, ziraat fakültesi okuyor, aynen. Ama zorunlu dersler oluyor ya üniversitelerde, başka konulardan dersler almanız gerekiyor ve bence bu gerçekten güzel bir şey. Yani tabii ki bir konuda insanın çok bilgilenmesi çok güzel bir şey ama her konuda biraz bilginiz olduktan sonra da bir konuda çok bilgi edinmeye başlayınca saçmalamaya bilme ihtimaliniz daha yüksek. Ne dediğimi anladığınız büyük ihtimalle.
Neyse bu çocuk ziraat fakültesine gidiyor ve orada bir İngilizce dersi sırasında Shakespeare'in bir sonesi okunuyor ve sonra öğretmen çocuğa şey diye soruyor hani bu soneden ne anladın diyor. Ve çocuk da böyle bakıyor boş boş. Ve burada biraz şey oluyor hani çocuk ilk defa hayatında kitap okumuş mu oluyor ya da bir şey hakkında düşünmüş oluyor sanırım. Stoner, üniversitedeyken. Ve böyle bakış açısı değişiyor, kafayı sıyırıyor biraz.
Ve sonra bu İngilizce öğretmeniyle biraz konuşuyor hani edebiyatla alakalı falan. O da şey diyor yani sen edebiyata aşık oldun ve bundan sonra buradan devam edeceğini anlıyorum diyor. Sonra da ilk defa hayatta bir şeye tutunduğu için evet diyor ve edebiyat okumaya başlıyor. Sonra da tüm kariyerini bunun üstünden devam ettiriyor. Şimdi size o derste okutulan Shakespeare sonresini okumak istiyorum. Eğer beni dinlemek isterseniz.
Sone'da yani 14 dizelik bir yazım şekli. Şiir yani. Okuyorum. Bu Sone yaşlılık üstüne.
Shakespeare beni affet. Bu arada İngilizce çeviriden okuyorum. Tabii ki Shakespeare'i İngilizce okumak çok daha anlamlı. Ama okuyorum işte tamam. Bak göreceksin bende başladığını güzün Ayaz'a karşı titrer dallardaki yapraklar Sararır, tek tük kalır, düşerler bütün bütün Kuş sesleri kesilmiş, yıkık boş tapınaklar
Bak göreceksin bende alaca karanlığı Nasıl güneş batıdan solgun gidince Kefen örten eliyle ezerse her ışığı Ölümün kan kardeşi kapkara çirkin gece Bak göreceksin bende ateşin korları var Genç ve dinç günlerinden kalma küller üstünde Ölüm döşeğinde yemiş gibi fersiz yatarlar Ecelin ermiştir ateş kendi gücünde Senin bunları görmen arttıracak sevgini Ayrılık yakın diye çok seveceksin beni Ya evet bunun üstüne çok konuşacak mıyım bilmiyorum Ama sonra Stoner böyle bir tepki veriyor. Bunu da okuyayım. William Stoner birkaç saniyedir nefesini tuttuğunu fark etti. Yavaşça nefes verdi. Nefesi ciğerlerinden dışarı çıkarken vücudunun üzerinde kımıldayan giysinin en ince ayrıntısına kadar farkındaydı.
Sonra öğretmen işte ne anlatıyor diye soruyor. O da şunu anlatıyor diyor ama tam olarak ne anlattığını anlamıyor ve hayatını böyle bu gizemi çözmeye adıyor. Yani tabii ki sadece Shakespeare değil. Genel olarak hani bunu çok sevdiği için bunu yapmaya devam etmeye karar veriyor.
Bu sırada bir üniversite partisinde güzel bir kadın görüyor ve bu arada bu kitabın büyük bir bölümü. Güzel bir kadın görüyor ve onunla ilgilenmeye başlıyor. Konuşuyor kadınla. Üçüncü buluşmalarında falan evlenelim diyor. Kadın da tamam diyor. Evleniyorlar ve çok kötü bir ilişkileri oluyor çünkü
Yani birbirini tanımayan iki insan ve bu kitap yani 1920'lerde, 30'larda, 40'larda geçiyor ve o sıralar insanlar hani birbirlerini tanımak için çok fazla bir şey yapmıyorlar sanırım. Ya da yapıyorlar ama stoner karakteri bu şekilde ya da norm bu şekilde yani. Tabii ki bu doğru olduğu anlamına gelmiyor. Bir sürü insanın aynı şeyi yapması doğru bir şey yaptığı anlamına gelmiyor, tamam mı? Nefes almak doğru mesela. Ya da yürüyüş yapmak doğru mesela. Ya bu arada ben şeyi de anlamıyorum ya. Bunu geçen arkadaşımla konuşuyorduk.
Mal insanlar da iyi şeylerden zevk alıyorlar ya mesela işte siz de aynı manzarayı seviyorlar ya da gidip doğada yürüyüş falan yapıyorlar ya buna sinir oluyorum. Çünkü doğal olarak mal insanların hani hayattan zevk alamadığını düşünmek istiyorsunuz ama belki de alamıyorlar. Hani sonuçta siz manzaraya baktığınızda hissettiklerinizle onların manzaraya baktıklarında hissettikleri aynı. İlla kendimizi iyi hissetmemiz için başkalarının tam bazı şeyleri hissedemediğini düşünmemiz mi gerekiyor bunu da bilmiyorum ama. Evet sonuçta sonra evleniyor ve çok kötü bir evliliği oluyor ve bu da
Kitabı eleştiren bazı insanların en çok eleştirdiği şeylerden biri. Ama aynı zamanda da Sunur evleniyor tamam mı? Sonra balayına gidiyorlar. Ve yani direkt orada anlaşılıyor aslında iyi olmayacakları ve kadının ona çok ilgi duymadığı. Ama kadın da niye evlenmek istiyor? Sunur da niye evlenmek istiyor? İşte çok düşünmeden evleniyorlar yani.
Kitapta şöyle diyor evlilikleriyle alakalı, hemen evlendikten sonra. Evet, bu kitap aslında şeyi anlatıyor diyebiliriz yani. Erkeklerin bazen hiçbir karar alamamasını ve hiçbir değişikliğe açık olmamasını. Hani bu bazen ilişkilerde oluyor ya, bir şeyi daha çok değiştirmek isteyen birileriyle daha çok iletişimde kurmaya... Bu arada her ilişki farklı ve yani şu an genelleme yapıyorum ve bunun tam tersi de olabiliyor. Sadece...
genelleme yaparak konuşmak gerekirse hani erkekler bir şey değiştirmek istemiyor işte zaten olduğum durumdan memnunum niye bir şey değiştirelim ki diye düşünüyor bazen ya da bazen bir şey değiştirmeye korkuyor oluyorlar çünkü bilmiyorum yani baya saçma bir şey ama böyle ilişkide kalıyorlar mutsuz olmalarına rağmen ya da iyi bir ilişkiyi hiçbir şekilde geliştirmezseniz yani diyelim işte 25 yaşında berabersiniz hani 35 yaşında aynı kişiyle beraberseniz ve o kişi hiçbir şey değiştirmek istiyorsa, kendinden çok memnunsa burada bir sıkıntı oluyor. Bu kitapta Stoner kendinden aşırı memnun biri değil ama istediklerini söyleyen biri değil ve hiçbir şey değiştirmeyen biri ve hayatı gerçekten yaşayan birimi emin değilim. Ve sadece bu ilişkiyle alakalı da değil ama William Stoner Yani karşısına çıkan her şey de böyle donup kalıyor ve bir şey yapmıyor. Bir şeyler değiştirmiyor. Ve ben bu kitabı okuduğumda biraz bu şekildeki hislerime kitap dokunmuştu ve o yüzden beni bayağı bir etkilemişti. Çünkü adamın tüm hayatını okuduğunuzda ve sonunda hiçbir şey olmadan öldüğünü gördüğümüzde zaten yani hani ne olabilir tabi ki? Hani gidip savaşacak mıydı? Böyle inanılmaz epik bir şey mi yaşayacaktı? Öyle bir şey yaşaması gerek demiyorum. Ama hiçbir şey yaşamaması ya da yaşadığı çok az
gerçek hayatı elinden alındığında veya hayat devam ettiğinde onlara tutunmak için hiçbir şey yapmaması beni biraz tetiklemişti ve üzmüştü açıkçası kitabı ilk okuduğumda. Ve ben de bu arada o sıralar hani YouTube yapıyordum ve bu işimdi ama belki de hayatımla ilgili tam olarak düşünmüş biri değildim o sırada. Bazen bunu insanlar hiç düşünmüyor da veya hep düşünüyorlar ama tam farkına varmıyorlar. Şeyin farkına tam varmamış olabilirim yani. Ben nerede doğdum? Hangi zamanda doğdum? Bana neler öğretildi? Bana öğretilenlerin ne kadarı yanlıştı? Ne kadarı doğruydu? Başka insanlara ne öğretiliyor yaşadığımız dünyayla ilgili?
Şu ana kadar hayatımda yaptığım tercihlerin sebebi ne? Ailem beni nasıl şekillendirdi? Ailemin ailesi onları nasıl şekillendirdi? Şu ana kadar yaptığım iyi şeyleri veya kötü şeyleri birbirinden nasıl ayırt edip bundan sonra ilerleyebilirim? Hani hayatım şu anki gibi devam ederse ne olur? Veya bir şeyleri değiştirirsem ne olur? Bunları çok düşünmemiştim. Bu arada benim bunu düşünmekle alakalı yazdığım bir kısa hikaye de var. Şimdi onu okumayacağım.
Merak etmeyin. Bu yazdığım en uzun kısa hikaye ve yapay zeka ile alakalı ama aslında yapay zekayı kullanarak William Stoner gibi bir şey yazmaya çalıştım aslında. Hem de Rick and Morty'deki Roy gibi şimdi düşününce. Açıklamalara linkini koyacağım. Ama direkt hani internette aramak isterseniz hikayenin adı hayatımın filmi filme gitmeden önce diye aratırsanız çıkar. Bu kitapla ilgili başka bir ilginç şey ise ilk çıktığı yıl 1965'te 2000 kopya satmış. Bu kitap 2006 yılında tekrar basılıyor. Adam öldükten çok sonra. 2010'larda tekrar en çok satanlar listelerine giriyor. Ve bu arada Türkçe'ye de 2020 yılında çevriliyor. Ama şu an bu kitap modern bir klasik kabul ediliyor. Ve bu da bana şeyi hatırlattı.
Siz ölseniz de yaptıklarınız sonradan ve siz her zaman iyiseniz sonradan ortaya çıkacaktır. Çünkü gerçekler her zaman ortaya çıkacaktır ve evet hayatınızda şey değilse de öyle şeyleri şu şekilde de şey yapabilirsiniz. Bundan sonra siz de bu motivasyon şeyini şey yaparsanız çok iyi olur. Bu arada Stoner hani bazen bir kitabı anlatırken ve ana karakterini anlatırken, bilmiyorum bazı insanlar okudukları kitaplarda veya filmlerde ana karakterle hani çok empati kuruyorlar. Yani okuduğumuz her şeyde yani empati kuracağız tabii ama hani mesela bir filmin ana karakteri biri ise bu karakter iyi olduğu anlamına gelmiyor. Bunu da söylüyorum çünkü bu kitapta da
Bu, niyeyse kitabın çok fazla konuşulan bir özelliği değil. Kitabın şu özelliği eleştiriliyor. Kitapta Stoner'ın eşi, Edit, gerçekten çok kötü bir insan. Büyük ihtimalle mental sıkıntıları var. Ve gerçekten aşırı soğuk, Stoner'dan nefret eden bir insan. Yani böyle ilişkiler oluyor tabii ki. Ama insanlar şey diye eleştiriyor işte...
nasıl bu kadar tek not hani hiçbir farklı özelliği olmaz veya niye böyle bir karakter yazmış diye eleştiriyor ki aslında yazabilir yani bazen böyle şeyler oluyor yani bunun tam tersi de olabilir ama bu da olabilir ama böyle bir klişe de var bu arada tabii ki işte kadınlar histerik kadınlar düşüncelerini paylaştığında aslında abartıyorlar falan Böyle şeyler var ama bu kitaptaki edit gerçekten iyi değil. Ve insanların eleştirilerini de bir yerden anlıyorum. Çünkü bu böyle sonra erkekler kendilerine böyle bir mağdur şeyi yaratıyorlar. Ve tabii ki böyle sıkıntıları olan toksik biriyle bir ilişkide olmak kolay bir şey değil. Ve bir insan hiçbir şey bilmiyorsa... bir erkek veya kadın böyle ilk ilişkilerinde çok kötü insanlarla böyle 20'li yaşlarında falan çok alakasız insanlarla beraber olabiliyor ve yani aşk ne sevgi ne bilmediği için ve tüm toplum sürekli insanlar birileriyle olmasını böyle çok iyi gösterdiği için ya da bazen işte sürekli başka insanlarla olan insanlar böyle kötüymüş gibi gösteriliyor. Tabii ki
Erkekler için öyle değil ama kadınlar için öyle. Burada yani inanılmaz erkek odaklı bir bakış açısı. Hani böyle filmlerde erkekler sürekli birileriyle yatıyorsa böyle artist falan oluyorlar. Ama kadınlar yattığında toplumun bakış açısı farklı bir şekilde oluyor. Bu arada yani bu klişede çok saçma. Erkekler sürekli başkalarıyla yatan klişe erkek. Bir insan sürekli yeni insanlarla birlikte olmaya çalışıyorsa ki bu güzel olabilir. Yani gerçekten
İsteyen istediğini yapsın yani ve duygusal olarak herkese bağ kurabiliyorsanız ve başka şeyler yaşamak istiyorsanız yaşayabilirsiniz. Ama sadece filmlerde gördüğümüz bu klişe erkekler böyle duygusal bağ kuran erkekler değil, kuramadıkları için sürekli başkalarıyla beraber olan karakterler ve bu karakterlerin havalı gösterilmesi aslında çok saçma. Kitabın konuşulmayan yerine hala giremedim çok konuştuğum için. Kitabın çok konuşulmayan kısmı bu Edith ve bu William Stoner evlendikten sonra ilişkilerinde cinsel bir şey yaşamak istemiyor eşi ama Stoner kendini zorunda hissettiği için çünkü saçmalık yani tabii ki ama erkek egemen toplumda biriyle evliyseniz sanki bazen çok yanlış bir şekilde hani evli insanlar yatmaları normal karşılanabiliyor.
Ama yani biri bir şey yapmak istemiyorsa yapmak istemiyor yani. Hayır, hayır demek. Ya da kitapta da stoner karısına tecavüz ediyor. Kitapta da bu gayet açık bir şekilde yazıyor. Stoner'ın karısı Edith normalde Stoner'la beraber olmak istemiyor. Yani bir bakım ondan nefret ediyor evlenmeyi kabul etse de. Ama Stoner sonra ilişkiye girmek istiyor. Cinsel bir şeyler yaşamak istiyor. Ve karısı istemiyor. Ve sonra şöyle bir şey oluyor. Karısı uyurken ya da yarı uyurken böyle tam uyuyacakmış gibiyken Stoner onunla cinsel ilişkiye giriyor. Ve bazen karısı
Hiçbir şey demiyor. Bazen de yarı uyuyor şekilde. Buna devam ediyor ve bu açıkça bir tecavüz. Evli olmalarının burada hiçbir alakası yok.
Ve kitap bunu bu arada normal bir şeymiş gibi anlatmıyor. Yani çok fazla kitap bu konuya bu arada aşırı uzun bir şekilde değinmiyor. Zaten 210 sayfada bir adamın hayatını anlatıyor. Böyle ezik ve mutsuz bir adamın. Ve yani Stoner hani gidip sürekli insanları zorla bir şey yaptıran veya başka insanlarla zorla beraber olan veya kitabın devamında zorla karısıyla beraber olan biri değil.
Şiddet uygulayarak ama şiddet uygulamadan da cinsel ilişkiye girdiğinizde birine taciz veya tecavüz etmiş olabiliyorsunuz. Evet. Stoneri başka bir şey yapmıyor, başkalarını şey açısından demedim, savunmak için hiçbir şekilde demedim. Sadece illa böyle bir insan olması gerekmiyor dedim. Çünkü bazen insanın kafasında tipik bunu yapan insan oluyor ya ama bunu herkes yapabiliyor aslında.
Bu da bu adamın bir hayatının parçasıymış gibi oluyor. O yüzden bilmiyorum. Bunu da konuşmak istedim. Çünkü çok sevilen bir kitap ve modern, klasik sayılan bir kitap ve kendim hani bu kitapla ilgili bir şeyler okurken bunu görmediğim için biraz değinmek istedim aynen. Eskiden ve bu daha böyle normal bir şeymiş gibi kabul edilebiliyormuş ama şey düşünün yani mesela eskiden kölelik de kabul ediliyor ya toplum tarafından. Toplum değil de yani legal mesela ama
kölelik olurken, köleliğin normal olmadığı insanlar tarafından tabii ki biliniyor. Herkesin insan olduğu, herkes tarafından biliniyor ama bu yine de yapılmaya devam ediyor. O yüzden hani geçmişte de bunlar yaşanırken şey demek mantıksız yani, böyleymiş demek çok mantıklı değil bence hiçbir şekilde. Bu arada şu an Türkiye'de de çok alakasız kitap konuşurken değmiş olacağım. Çünkü şu an Türkiye'de de bir sürü insan taciz hikayelerini paylaşmaya başladı ve kendilerine taciz eden insanların isimlerini paylaşıyorlar. Yani burada bir sıkıntı da var. Taciz eden insanlar bazen bunlara açıklama yaparak böyle cevap veriyor ve bazıları o kadar güçsüz ve iğrenç ki veya mesela bunları paylaşan insanlara dava açıyorlar. Ve yani tacize uğradıysanız gerçekten zor bir şey çünkü
Yani tabii ki şey konusu sürekli konuşuluyor. Yok gerçekten söylenmedi olmadıysa işte yok başkasını işte sırf kariyerini kötüleştirmek için yapıyorsa diye. Ama yani bir insan kendine taliz edildiğini durup dururken niye söylesin? Zaten bu insanların söylemek için çok zorlandığı bir şey. Ve tabii ki arada yani çok ekstrem şeyler böyle yalanlar oluyordur. Ama genelde aslında taciz hiç konuşulmuyor ve sonra konuşan insanlar kendilerine taciz eden insanları açıklayan insanlara taciz eden insanlar dava açıyor ya da bu insanları savunan insanlara dava açıyorlar. Ve böylece hani iyi bir şey yapmaya çalışan insanlara da durdurmaya çalışıyorlar ve bu da gerçekten aşırı sinir bozucu.
Eğer konuyla ilgili çok bir şey bilmiyorsanız ben Instagram'da birkaç tane gönderiyi repostladım. Hani tekrar paylaştım. Instagram'ımda profilimde o sekmeye girerseniz birkaç tane şeyi okuyabilirsiniz bununla ilgili. Ve bunu dinleyen bir erkekseniz de bu podcast'ın dinleyicisinin %80'i kadın bu arada. YouTube izleyicimin de %80'i erkek. Aslında YouTube kanalımda bunu söylesem daha... Yani arada söylüyorum bu arada da. YouTube'daki kitleme konuşmakta daha çok zorlanıyorum bu arada. Burada daha açık bir şekilde konuşabiliyorum. İnsanlar dinliyor gerçekten. Böyle YouTube'da robot gibi konuşuyorsun. Neyse. Aynen erkekseniz de yani kadınların hiçbir zaman tecrübesini anlayamayacağınızı bilin yani.
kolay hayatlar yaşamıyor olabilirsiniz ama her seviyede kadınlar daha zor şeyler yaşıyor. Mesela zengin bir erkek, zengin bir kadın. Zengin kadın daha zor bir hayat yaşıyor. Fakir bir erkek, fakir bir kadın. Fakir kadın daha zor bir hayat yaşıyor çünkü sürekli bununla ilgili düşünmesi gerekiyor. Sürekli onunla ilgili... Mesela geçen arkadaşımla bir korku filmine gittik. Korku filminden çıktık. Ben metroya gittim. O da otobüse binecekti. Akşam uyuyabilecek miyim korku filminden dolayı falan diyordu.
Sonra otobüs beklerken geçen biri mesela laf atmış ve şey dedi yani hani sonra gerçek hayatın korkusuna döndüm ve korku filmini direkt unuttum dedi. Yani günlük hayatlarında sırf kadın olduğu için kadınlar bu kadar şeyle yani bu arada hani herkesin başına gelen küçük bir örnek böyle şeylerle uğraşıyorlar. Bunun dışında da birebir ilişkilerde kadınların bazı şeyleri yapması beklenemez. Yani kimse size hiçbir şey borçlu değil. Bunu unutmamak lazım demek istiyorum ve şimdi kitabı kısaca biraz daha konuşup bölümü kapayım. Kitapta Stoner'ın kendiyle yabancılaştığı bir yer de var. Bu arada bu kadar şey konuştuktan sonra hani William Stoner'ı da kimin umrunda diyebilirsiniz. Gerçekten biraz bana da öyle oldu. Belki de kitabı eleştirenler bu yüzden konuşmuyor. Ama yani kimin umrundaysa da kimin umrunda gerçekten bilmiyorum. Bu sırada da ben bu bölümü yapıyorum. Bu kitapla alakalı ama evet. Bununla ilgili şöyle bir şey de aklıma geldi. Biz bir kere Boğaziçi Film Kulübü'yle mi? Öyle bir şeyle, Boğaziçi'nde bir film kulübüyle galiba, Manchester by the Sea filminin gösterimini yapmıştık ve bence Manchester by the Sea çok iyi bir film. Benim de çok sevdiğim bir film. Bu arada film bir adamın hikayesini anlatıyor. Filmin başında şey oluyor. Adam yanlışlıkla böyle mal bir erkek biraz. Arkadaşlarıyla evlerinin çocuğu var iki tane, karısı var.
Ve bir gün arkadaşlarıyla evlerinin garajında takılıyor. Karısı ve çocukları yukarıda. Karısı evde değil galiba, çocuklarıyla. Neyse. Sonra bir evden çıkıp bir şey almaya gidiyor bütün arkadaşları gittikten sonra ve ev yanıyor yani. İçerideki iki çocuk ölüyor ev boşken. Karısı kurtuluyor, bir şeyler oluyor. Yani adam iki çocuğunu yanlışlıkla yakmış ve öldürmüş. ve tüm film bu adamın yaşadığı bunalım üstüne. İzledikten sonra biz hani Boğaziçi öğrencileriyle bu filmi tartışıyorduk ve erkekler beğenmişti ama bir tane böyle beğenmeyen kadın vardı ve şey demişti hani bu mutsuz, sıkılmış erkekleri ve kendi hayatlarını mahveden erkeklerle ilgili hikayeler dinlemek, izlemek istemiyorum demişti artık ve
Bazı insanlar onun orada tam olarak ne dediğini anlamamıştı. Ama dediğini anlıyorum yani. Hani anlıyor büyük ihtimalle bunun ne anlattığını ya da insanların ne hissettiğini. Ama artık yani bununla ilgili bir şey duymak istemiyor. Evet yani öyle. Ve özellikle tekrar bu konuyla ilgili konuşmaya devam ediyorum. Ama özellikle erkeksenize
erkek arkadaşlarınız varsa ve onlarla iken bu konuları konuşmuyorsanız ve insanlar seksist bir şeyler söylediğinde o şeye bir şey demiyorsanız siz yani tabii ki bu her şeyin içinde oluyor ve şey demiyorum yani yani sorumluluğunuz olduğunu unutmayın her zaman ve insanlara yanlış bir şey yaptıklarında söyleyebileceğinizi unutmayın ve evet sorumluluğunuz var bu yani herkesin çöz beraber çözmesi gereken bir konu ve sadece kadınların çözebileceği bir konu değil ve olmamalı da Evet, şimdi tekrar Stoner'dan kısaca bahsetmek gerekirse. Bir ara kendisi kendiyle yabancılaşıyor. O bölümü okumak istiyorum. Bir gün Stoner kendi ofisinde oturuyor ve dışarı bakıp düşünüyor ve sonra şöyle bir şey oluyor.
Biran için pencerenin önünde hareketsiz oturan bedeninden çıktığını duyumsadı ve süzüldüğünü hissederken her şey, düz beyazlık, ağaçlar, yüksek kolonlar, gece, uzaktaki yıldızlar, inanılmaz minik ve uzak göründü. Sanki bir hiçliğe doğru ağır ağır küçülüyorlardı. Sonra arkasında bir radyatör lıkırdadı, kımıldamasıyla sahne eski haline döndü. Bunu bu arada adam 40 yaşında falan yaşıyor. Bazı insanlar hani böyle şeyleri çok daha erken yaşıyor ya. Evet bu komik. Kitabın devamında Stoner'ın ilk defa gerçekten aşk yaşadığı bir yerde var ve kitap bu arada 42 yaşında yaşıyor bu adam bunu. Kitap bunu şöyle anlatıyor.
Stoner ilk gençliğinde aşkı insanın eğer şansıysa erişebileceği mutlak bir varoluş biçimi olarak düşünürdü. Olgunluğa erdiğinde aşkın, insanın oyalayıcı bir inançsızlık, hafiften tanıdık bir küçümseveme mahcubiyet verici bir özlemle bakması gereken sahte bir dinin cenneti olduğu sonucuna varmıştı. Şimdi artık orta yaşında aşkın ne bir lütuf ne de bir yanılsama olduğunu anlamaya başlıyordu. Aşka insanca bir dönüşüm olarak her gün, her dakika, irade, zeka ve yürekle keşfedilen ve yeniden yaratılan bir durum olarak görüyordu. Evet, Stoner evliyken bu arada ilk defa birine aşık oluyor, başka birine ve bir süre bir ilişki yaşıyorlar. Ama sonra bu da bitiyor ve Stoner bunu da hiçbir şekilde böyle
Devam ettirmeye çalışıyor ama olabildiği kadar hep böyle kendi sınırlarında kalıyor ve hep böyle hiçbir şey yapamayan biri olarak kalıyor. Sonra üniversitede bir öğretmenle atışmaya başlıyor ve bu da hayatının böyle bir büyük parçası haline geliyor ve burada da biraz kaybeden o oluyor. Üniversitede birileriyle atışırken ve aslında orada Üniversitede yaşadığı ilk o problem, kırklı yaşlarında. İlk defa iyi bir şey yapmaya çalışıyor. Çünkü öbür öğretmen biraz saçma bir şey yapıyor. Ama Stoner ilk defa akademiyi savunan ve kendi kararını arkasında duran bir şey yapmaya çalışıyor. Ama bunu da biraz kaybediyor. Ama bunu da kaybettikten sonra alternatif bir şeyler yaşamaya çalışmıyor. Bu arada kitabın daha bir sürü şeyi var. İki tane dünya savaşı oluyor kitap sırasında. Onlardan çok bahsetmedim. Ama böyle faşist bir dönemin altında yaşamak, bir dünya savaşı yaşanırken yaşamak, kitap bunlara da değiniyor. Ve günümüzde bizde yani aktif bir dünya savaşı olmasa da yani dünyada o kadar fazla problem var ki
Dünya savaşı dense de buna çok bir şey değişmez herhalde şu an içinde yaşadığımız şeye. Ama evet genel olarak Stoner hayatı tam olarak yaşayamayan, bir şeyleri hissedemeyen, kendi kararlarını alamayan ve kendinin çok farkında olmayan bir insanın eğer bu şekilde yaşarsa nasıl ortalama ve sıkıcı ve aşırı depresif bir hayat sürebileceğini anlatıyor. Bilmiyorum ama bazen Yanımdaki insanların veya benim de bu şekilde yaşayabildiğimi hani seyirci olarak ve bir şeyleri yapmayan biri olarak yaşayabildiğini görüyorum. O yüzden bu kitaptan bahsetmek istedim. O yüzden hani değişik kararlar almak, saçmalamak, cringe şeyler yapmak iyi bir şey. Başka insanlar tadımak, sokağa çıkmak. Ben bir ara gitar dersi alıyordum lisedeyken ve o sıralar çok film izliyordum ve böyle gitar hocam da havalı bir oyuncuydu. Ve bana şey demişti işte konservatuarda o da sürekli kitap okuyormuş ve her şeyi kitap okuyarak falan anlamaya çalışıyormuş. Ama ona da bir öğretmenim ne demiş işte dışarı çık, ilişki yaşa, ağla, saçma bir şeyler yap falan. Hani bu kitabı okuyup biraz oraya çekilirseniz güzel olur ama bazen de şey oluyor işte hani birine diyorlar ki ilişki yaşa işte bunu yap falan ama sonra biri o ilişkiye başlıyor ve sonra hayatı boyunca o ilişkiye devam ediyor çünkü bir şeyleri değiştirmekten korkuyor. Onu da yapmaya gerek yok yani. Şimdi bunu dinleyenler de mesela sağlıklı bir ilişkileri varsa şey diye acaba işte yani her şeyde podcastleri dinleyerek karar vermeyin tabii ki yani hiç öyle bir şey de demiyorum yani.
Hiçbir sebebi şey demedim yani. Niye kendinizden bu kadar emin değilsiniz? Ya da emin misiniz? Evet, stunnerla ilgili düşüncelerim böyle. Bunu bölüm çıkmadan çok kısa bir süre önce kaydediyorum. O yüzden hemen kaydımı durduruyorum. Ve bu bölüm sizlerle oluyor. Bu yüklenmesi falan gerekecek çünkü. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Geri bildirimleriniz varsa yazabilirsiniz şeyden. İnstagram'dan. Onun dışında dinlemeyi seviyorsanız da Spotify'da puan verebiliyorsunuz bilgisayar üstünden. Apple Podcast'dan dinliyorsanız oraya yorum yazabiliyorsunuz. O da çok eğlenceli. Kendinize iyi bakın ve stoner gibi yaşamayın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.