Podcast

2025 son çeyreğe girerken şahlanıyoruz (lock-in)

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Açıklamaya gerek yok, bölümün ismi her şeyi anlatıyor bence....





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.939 kelime · ~30 dk okuma

Peribacaları, naber? Şimdi şu an Perşembe sabahı, saat 10.46. Öğleden olacak. Bu podcast yarın sabah 6 gibi sizin kulaklarınızda olacak, değil mi?

Ne oldu abla, ne ağlıyorsun? Bir sunacağım. Bacaklarım o kadar ağrıyor ki, popom falan, spora gidiyorum ya, orada ağırlık kaldırıyorum, işte squat yapıyorum, hip thrust yapıyorum, obuşu falan derken bayağı hamlıyorum ama sonra geçiyor, çivi çivi söküyor yani. Bu ağrı da iyi bir şey aslında, hani yürüyemiyorum falan ama iyi hissettiriyor. Neyse, iyi geldi gün, onu diyecektim. Çünkü bugün şimdi podcast yapacağım. Sonra hemen saçımı falan filan yapacağım. Sonra saat bir de kitap çekimine gideceğim. Kitap çekiminden sonra geleceğim, oturacağım. Yapmam gereken çalışmalarım var, onu çalışacağım. Bir de kitabın şu son sözlük kısmını bitireceğim falan filan. Yani ben tadilattayım bir tanem. Söylemiştim size. Tadilat dolayısıyla aramaları acaba öremiyorum. Kapalıyız.

Bugün tam olarak da bunu konuşacağız. Yani ne The Great Lock-in, ne bu Tuba. Şu bir tanem, şimdi Eylül ayındayız. Yani 2025 yılının son çeyreğine girmiş bulunuyoruz. Kendinizi bir şirket gibi düşünün. Biz bir şirketiz ve bu şirketler son çeyrekte ne yapıyor?

Transkriptin tamamını oku

Ne varsa, ne varsa. İşte Kasım'da ne oluyor? Black Friday'dir, odur, budur. Yani son çeyrekte gaza basıyoruz ki yılı iyi kapatalım, tamam mı? Son çeyrekte takılmıyoruz. Koşmaya, daha çok koşmaya devam ediyoruz. Yani Winter Arc'a giriyoruz. Winter Arc ne? Bu da başka bir terim. Bu da daha çok hayatımızda kapanma, inziva, yalnızlık, sessizlik, hazırlık döneminde olduğumuzun bir simgesi.

Yani zorlu ama dönüştürücü bir süreç. Yani tam olarak yapacağımız şey. Ve bu podcast'a da hazırsanız, Loki'nin neyini, nasılını, niçini, hepsini konuşacağız. Başlıyoruz. Dr.

Gileç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Vallahi girişi çok böyle hype'li yapamamış olabilirim çünkü harbi yorgunum. İyi denk geldi diyorum yani çünkü ben zaten böyle çok neşeli, çok yüksek falan olduğunda siz de halil ediyorsunuz ki sen zaten böylesin yani hani o yüzden seni nasıl yaptığın bizi bağlamıyor, sen yaparsın zaten. Hayır arkadaşlar valla ben de böyle uyanıyorum böyle yani lanet olsun demiyorum da sonra ne yapıyorum biliyor musunuz? Kendime kim olduğumu hatırlatıyorum sürekli.

Açık konuşacağım, bu konuda kendinize gazı kendinizin vermesi gerekiyor ve sürekli o kimlik inşasını yapmanız gerekiyor, tamam mı? Bu çok önemli bu konuda. Ben zaten şöyleyim, sen şusun, sen bunu yaparsın. Bugün konuştuklarımız pozitif psikoloji, motivasyon gibi gelecek. Yapacak bir şey yok, öyle. Şimdi Lock-in'e başlamadan önce size hayatımla ilgili önemli update'leri vermek isterim. Şaşırabilirsiniz bununla ilgili ama bence sizin için de güzel bir perspektif olur diye düşünüyorum. Ama ben sürekli bir şeyleri değiştirip, bir şeyleri fark edip, ben bunu istemiyorum deyip hayatımda sürekli yeni planlar yapıyorum. Farkında mısınız? Bu biraz ADHD'nin de verdiği bir şey.

Evet, bakıyorum. Bunu istemiyorum diyorum. Hemen fikir değiştiriyorum. Yani çevik olarak fikir değiştirip... ...kendi hayatımı yön vermek istiyorum. Ne yapayım? Bu arada da yeni uyandığım için... ...vallahi dil artikülasyonunu zor yapıyorum. Dilim dönmüyor arkadaşlar. Şimdi birazcık konuyu baştan alıyorum. Ne olmuştu? Ben 4-5 yaşından beri değil mi? Yani okuyarak...

Ben ders çalıştım, annem de bana meyve tabağı getirdi. Hayatım böyle geçti benim. Birinin tüm tıpçıları anlar. Bu konuda da gerçekten bir tıpçının o komüteye, o finale, o herhangi bir sözlüğe nasıl çalıştığını gördüğünüzde diğer fakülteler okumamış gibi dersiniz. Yani burada asla abla falan kabul...

Özür dilerim. Ama abla kabul etmiyorum. Çünkü başka bir fakülteyle asla kıyaslanmazsın fakültesi. Hele ki zor bir okulda okuyorsunuz. Şimdi bir sürü okul türede falan kabul ama devlette özellikle okuyorsunuz. Ben böyle tuz çalışan birine falan gideyim bakın, tamam mı? Böyle bir çalışma yok. Daha hocanın söylediklerini anlamazsınız. Ne diyor bu dersiniz ki? Bunlar bunu ezberliyor. Terimsel de değil. Merak etmeyin, onlar da anlamıyor bazen. O kadar çok sayı, o kadar çok şey. Sadece bir de mantık

Yok ya, çok zor. Neyse. Yani bence tıp okumak, tıp kazanmaktan kat be kat daha zor. Ben işte 26'ya kadar böyle yaşadım. Sonra yetmedi. Gideyim dedim, bir de İngiltere'nin sınavına gireyim. Onların denkliğini aldım. 3-5 tane sınava girdim. 10'a girdim. Sözde girdim. falan filan. Aldım hepsini. Sonra geldim bir de burada kendim işte dedim zorunlu yapayım bir de. Baktım onu istemedim İngiltere'ye döndüm. Baktım zorunlu. Oradan devam etmek istemiyorum. Ne yapayım sosyal medyaya gireyim. Orada başarı elde ettim. Tam işte tam bir ADHD klasiği yani. Elini

başarılı ol, sonra sıkıl, başka bir şey eline at. En azından istikrar yapıyorum, devamını getiriyorum. Podcast'a girdim, ilk üçe girdim, ilk attığımda. En azından devamını getirdim. Bakın, bir yılı geçti, hala buradayım. Yani benim için çok büyük bir şey bu. Tabii ki ADHD için ilaç da kullanıyorum. Ama benim ilaç kullanınca toparlanan şey dikkatim ya da istikrarım falan değil. Daha farklı etkileri var bende. Benim zaten dikkatimi hiçbir zaman veremediğim bir ders ya da bir şey olmadı. Benimki farklı bir ADHD.

Bunu başka zaman konuşuruz tamam mı? Ama bu değinmem gerekti burada. Neyse. Sonra geldim. Dedim ya ben bu sefer de Master'a gideceğim falan. İşte İngiltere'de bazı planlarım vardı. Ve böyle hem maddi hem manevi beni zorlayacak planlar. Ha bir sorun yok dedim. Ne yapıyorsun? Dur onlara da vazgeçtim. Dedim biraz kafanı dinle değil mi? Hani tembellik yap. Bunun da zevkine var. Arkadaşlar ben tembelliği yaptım. Ama...

Anlamadım. 50 gün oldu ama zevkine varamadım yani. Ve bu tembelliği yaparken sadece tembellik de yapmadım. Hani ara sıra içerik de öğrettim, biliyorsunuz. Reklam da yaptım, para da kazandım falan. Ama yok yani, hani gerçekten beni bu öyle bir hantallığa, öyle bir tembelliğe sürükledi ki artık yataktan çıkmak istemeyecek hale geldim yine.

Hiçbir işim yok ama hiçbir işim olmadığı için de hiçbir iş yapmamaya başladım. Anlatabiliyor muyum? Zaten önceden sosyal medya benim için daha hobi, kaçış alanı, çerezken şimdi işe dönüştü ve ben bir iş olarak göremiyorum sosyal medyayı. Beni öyle hissettirmiyor, beni zorlamıyor. Anlık yap, at, yap. Dopamin salgılayamıyorum uzun vadeli. Ve ben ne yaptım? 30 yıldır, 27'sini okuyorum. Ben bir şey için çabaladım, çabaladım, çabaladım. Beynimi getirdim oraya. Tüm bu bilgiler var. Ve diyorum ki ben bundan sonra rahat takılacağım, şunu yapacağım.

Ve erken emekliliğe ayırıyorum beynimi. Yazık değil mi? Yazık değil mi kız sana? Hani ben emeklerimin heba olacağını da düşünmeyerek bunu yaptığımda bile zevk alamadım. Hayattan zevk alamadım. Başladı yine bizim anhedoneye. Arkadaşlar yok yani hani ben böyle böyle istemiyorum. Hiçbir işim yok. Gezebilirim, tozabilirim. Yok. İstemiyorum evden çıkmak.

Benim gerçekten diyorum ya hustle culture'ın köpeğiyim ama bu bir şaka. Benim beynimi kullanıp, kendimi zorlayıp, bir şeyler öğrenip, kendime bir şey katmam, zorlamam ve günümü böyle planlamam ve dolu olmam lazım. Yapacak bir şey yok. Böyle olmam lazım. Ki ben sadece sosyal medyada yapmıyordum. Podcast da bir sosyal medya ama sonuçta farklı bir mecra. Onun dışında kitap çıkarıyorum. Ekim'de çıkacak artık yani. Onun dışında kendi markamı yapıyorum, haberiniz yok falan. Ve farklı sektörlerde de düşünüyorum bunu. Tamam, tek bir sektörde değil falan filan yani. Bunları yapmak bile bana hep sekonder işler. Bunlar kendi ana işimin yanında çerez gibi gider gibi geliyor. Çünkü öyle daha verimli oluyor benim için. Bunları amaç olarak koyunca zevk alamıyorum. O noktada fark ettim ki, Tuğba bu iş böyle gitmezsen tekrar beynini çalıştırmalısın. Bir de ikinci ve öbür yüzü var madalyonun, bakın şimdi.

Bu söyleyeceklerimi iyi dinleyin. Benim çocuğum olsa ve maddi sıkıntısı olmasa şu sosyal medyayı çok uzun süre ona kullandırmam. Göreceklerinden dolayı değil. Kendisini oraya koymasın. İstiyorsa izlesin, kimi istiyorsa izlesin ama kendini koyma. Girme o işlere, girme o toplara. İnsanlar gerçekten dışarıdan kolay sanıyor ama ben bu sözde şunu anladım. Bu influencerlar falan. Yani bu kadar bedel ödemeye değecek bir şeyse bu tamam. Fakat benim için bu kadar bedel ödemeye... Ben bedel ödedim. Ben bedeli hayatımda çalışarak ödedim. Yani yıllardır deli gibi inekleyerek... İşte inekledim veya ineklemedim. Çalıştım işte. Bir de şimdi ikinci bedel. Ne? Abi sürekli hizmet bekleniyor senden sosyal medyada. Tatile bile gittiğinde hizmet... Ya ben görüyorum tatilde vloglar onlar bunlar. Ya diyorum nasıl zevk alıyorsun bu tatilden? Hem zevk alıp hem bunu yapıyorsa helal olsun. Fakat ben hayatımı böyle geçirmek istemiyorum. Ben bu da değil sadece. Yani reklam yapmak hoşuma gitmiyor ya. Sürekli bunu yapmak ve gideyim ben çekeyim. Beni çekmeyin ya. Beni çekmeyin. Ara sıra güzel ama. Ben eskiden star olmak istiyordum size bunu söylüyordum. Star olacağım. Arkadaşlar ben değiştim. Artık star olmak istemiyorum. Ben artık gerçekten işimi yapıp, beynimi kullandığım işimi yapıp. Bu arada influencer da beyin kulu konu o değil. Aman anlıyorsunuz demek istediğim ya. Neyse.

Bunu yapıp sonra da telefonu kapatıp koymak istiyorum. Çünkü sosyal medya ne kadar telefonun ucunda olsa da gerçek bir dünya. Sizi etkiliyor, sizi etkisi altına alıyor. Ve siz oraya sürekli sizden bir hizmet, bir şey bekleyen insanlara karşı bir sorumluluk hissediyorsunuz. Ve onlara karşı kendiniz... Sanki orada bir jüri var da, bir şey yaptığımın jürisi. Ve o jüriye karşı sürekli kendinizi böyle sunuyorsunuz. Hadi bakalım şimdi beni yorumlayın. Hadi bakalım. Ben hatta arada dalga geçiyorum sayın jüri falan diye. Ha evet bir de puanlıyorlar yani. Böyle bir şey yok. Biz sizin için yaşamıyoruz. Yani ben, boşverin milleti. Kimse için yaşamıyorum. Ben kendi hayatım için yaşıyorum. Siz bana bunu iyi dediniz, siz bana kötü. Benim umurumda değil sizin düşünceleriniz, sizin yargılarınız. Sizin benim hakkımda, benim için koyduğunuz kurallarınız umurumda değil. Ben kendim için yaşıyorum. Fakat sosyal medyayı, kreativiteyi, genel yaratıcı işleri ana işim olarak görünce bir baktım. Ana ne oluyor? Bunlar hangi hadle benim onları için yaşadığımı düşünmeye başlıyor. Aynen böyle konuşuyorum ya. Aynen böyle var mı? Ve bu benim hoşuma hiç gitmedi. Dedim ki hayır sen bu işi yapmak istemiyorsun. Sadece bu iş en azından. Evet senin kendi işin olur ama yanında bunları da yaparsın. Fakat kimsenin

Anladınız yani. Böyle bir şey yok arkadaşlar. Ben bunu kabul etmiyorum ve herhangi bir insan için nasıl katlanılabilir olur benim bunu aklım almıyor ve gerçekten Allah sabır versin influencerlara. Size de sabır versin Allah. Zaten yani bir influencer bilmiyorum ben anlamıyorum sosyal medya dinamini. Ve bence gerçekten psikiyatrize falan daha çok sosyal medyayla ilgili araştırma yapılmalı. Bunların çünkü ayrı bence semptomları sıkıntıları falan filan var. Bu artık ikinci bir dünya. Nasıl ki ileride yapay zeka psikiyatrisi

Çıkabilir, bu da çıksın yani. Ya ben zaten hayatım boyunca, size anlattım ya, kendin olmanın bedelinde. Hayatım boyunca bazı şeylere göğüs gerdim, direndim, isyan ettim. Ben kendim olacağım dedim. Benim isyan ettiğim her şey bu sosyal medyada, bu toplumun dayattığı şeyler. Bana dayatamayacaksınız ya. Ben bu dayatmayı kabul etmiyorum. Eee sen de çok takıyorsun, takma. Öyle bir şey yok kardeşim, konu takma değil. Ben kendim ne istiyorsam onu yapıyorum, yapmayı devam ediyorum değil mi? Bakın hala Türkçelice konuşuyorum, hala hızlı konuşuyorum.

Hala istediğim istediğim şekilde anlatıyorum. Umurumda değil farkındaysanız değil mi? Bir buçuk kaç iki buçuk yıldır bilmem ne kadar oldu. Bir arpa boyu öteye gitmedim bu konuda farkındaysanız. Asla kendimi değiştirmedim. Hala çiğniyorum. Yapacağım. Ben buyum. Size göre meşekilleneceğim. Size ne ya? Neyse. Sinir oldum artık.

Evet, biz aslında Lock-in konuşacaktık. Aslında şunu niye söyledim? Benim Eylül, Ekim, Kasım, Aralık dört ayda kendime koyacağım hedeflerde... Normalde eskiden olsam sosyal medyaya daha fazla içerik üretmek olur, o olur, bu olur... Fakat şu an sadece belli bir hedefim var. O hedefe odaklandım ve deli gibi odaklandım. Yani siz benim var ya, bir görün, bir görün ablanızı. Ve devamında da hangi destere koydum, hepsini anlatacağım.

Önce kendi hedeflerimi söyleyeceğim. Sonra bunları nasıl ayırırsınız, onu söyleyeceğim. Sonra tamam da bunların hepsini yapıyoruz da motivasyonum yok, nasıl kalkacağım yataktan, bunu söyleyeceğim. En sonunda sizin için dua edeceğim. Bu arada merak ettiğiniz bir şeyin cevabını vermek istiyorum. Abla sosyal medyayla ilgili bu kadar şikayet ediyorsun da parası iyi değil mi? Çok beğendim, böyle konuşacağım direkt. Yakın arkadaşımmışsınızcısına çünkü öyle burası.

Şey var ya bir tane video, bambaşkasın, bambaşkasın. Uzman çavuşunuz, bambaşkasınız arkadaşlar. O yüzden size böyle anlatacağım. Neyse, tabii ki iyi. Yani şu andaki herhangi bir doktor maaşından, kendi kliniğini açan plastik cerrahları saymıyorum. Onlar çok astronomik kazanabiliyor.

Neyse, gerçekten iyi, evet. Fakat buna rağmen, bakın ben buna rağmen, tamam yanında yine götüreceğim, bırakmıyorum hiçbir şeyi ama sadece sosyal medya yapsam hiç doktorluğa gerek bile kalmaz maddi anlamda. Fakat beni bu doyurmuyor. Ben o maddiyatı kazanayım, milyonlar kazanayım ve şunu alayım, bunu alayım, işte yatı alayım. Ben böyle bir hayatta mutlu olmuyorum. Ve konu yat da değil işte, anladınız ya, hani öylesine söyledim.

Jet alayım. Konu yat değil, yat yetmez. Hayır arkadaşlar, ben alayım, eventlere gideyim, kendimi orada göstereyim. Ben bunu sevmiyorum. Bunu sevmediğimi anladım. Daha önce de anlamıştım fakat daha çok anladım. Tamam mı? Ve ben o yüzden o dünyanın içerisinde kaybolmak istemiyorum. Çünkü biliyorum ki o benim için depresyon. Biliyorum ki geri dönülmeyecek yerlere giderim. Hazır beynim taze hazır, her şeyim taze hazır. Kafam çalışıyor. Niye bunu harcayayım? Gerçekten günlük işimi yaptığımda mutlu olacağım. Memur var mı? Şaka şaka.

Memur kafası değil mantık. Burada ben antropoloji, sosyoloji, onun, bunun, felsefe öğrenmek istiyorum. Sosyal medya yaparken de bunu öğrenebilirsiniz. Fakat öğrendiklerimi sadece sosyal medyada paylaşmak falan, workshoplar yapmak istemiyorum. Anlatabiliyor muyum?

Allah bana bir zeka ver. Ne oluyor kızım? Arkadaşlar açık konuşacağız ya. Ortaya koyun. Yani bir kız 1.90'sa ve voleybolda da iyiyse otursun, voleybol oynasın yani anlatabiliyor muyum? Elindekileri kullansın. Ben de zekam var, harbi var ya ne yapayım? Bir de ADHD'm de var üzerine. ADHD zeka IQ puanı yüksekse, iyi kullanabildiyse avantaja çevirebiliyor. Ben öyle yaptım.

Tamam, kaybolmadım. Beni yemedi toplum. Beni ezemedi o anlamda. Hala kendimi dimdik koruyorum. Ve bu yüzden de bunu kullanmalıyım. Çünkü bana böyle iyi geliyor. Benim için para her şeyi çözmüyor. Tam tersi hatta. Niteliksiz para. Nitelikli de yapabilirsin bunu. O ayrı nitelikli kullanabilirsin. Fakat benim için nitelik alışveriş değil. Evet, belli standartlarım var. Ama bu standartları ben doktor olarak da sağlarım. Sosyal medya işinin yanı olarak... Tide hustle işte ya. Türkçe konuşamadım.

Böyle de yaparım. Benim bakış açım böyle. Herkes oyunlayabilir bu. Benim hayatta en önemli mürşidim. Ne demek mürşid? İlimdir. Benimki, arkadaşlar, ruh sağlığım, akıl sağlığım, mental well beingim, mental iyi oluşum. Çünkü bu benim her şeyime sirayet ediyor. O yüzden para, şan, şöhret, bunlar... Ama bu hangi koşulda bir insanın ekonomik olarak beslenmesi ve barınması sağlandıysa... Bakın, bunlar çok önemli şeyler. Ben bunları şu anda açtığım için bunları konuşabiliyorum, tamam mı?

Doktor Güneş radyo. Out of context çok alakasız ama en gıcık olduğum şey sosyal medyada herkes hocam olmuş. Herkes hoca. Arkadaşlar hoca kim ya? Ben hocam değilim. Estağfurullah ne haddime hoca olmak ya. Diyetisyen hocam bize ne? İşte şu psikolog hocam. Her doktora hocam. Ya biz hoca değiliz. Hocayı kime diyeceksiniz bir bilin. Akademisyendir, o da doçent falan. Şu anda da yani doçentlik, profesörlük falan hani hak getire. O kadar basit ki her şey. İngilizce bilmeden doçent oluyor adam. Yani ne münasebet. O kadar basitleşti ki her şey. Ben kimseye hocam demem.

Kimseye. Eyvallahım da yok. Profesöre bile. Nasıl profesör oldun Allah bilir. Umurumda değil. Hocam bana çok garip geliyor ya. Kimseye hocam demeyin. Kimseye de eyvallah etmeyin. Kimsenin dediği ayet değil, hadis değil. Kimsenin dediği açsın okusunlar literatürü önce bir. Anlayabiliyor mu o İngilizceyi önce bir. O yüzden kimseye de böyle yani, ben inanmıyorum ya. Biri, aa diyor, bunlar peynir ekmekle koşuyor yani. Başka türlü derdim diyemiyorum. Hepimiz insanız, hepimizin doğrusu var, yanlışı var. Birine böyle güvenip, aa işte o bunu dediyse, yok öyle bir şey. Yok, değil. Benimki de öyle değil, kimseninki öyle değil. O yüzden bir sorgulayın önce. Kusura bakmayın arkadaşlar, biraz geciktim. Şimdi Loki'ne tam kafadan giriyorum şu anda. Farkındaysanız, podcast'ın başından şu ana kadar arttı benim enerjim. Bir ilacımı içtim.

Beynim çalışmaya başladı. Şaka şaka, öyle bir etkisi yok. İki, bu arada beynim toparlıyor, o ayrı da. Ay neyse, konu bu değil Tuğba. İkincisi, rahatladım sizle konuşunca, içimi dökmüş oldum. Şimdi bizim üç buçuk ayımız var. Aralığın 31'ine kadar, yani yılbaşı gününe kadar. O güne kadar kendimiz gerçekten tadilat aşamasını alıp, otokarantinaya alıp, o gün diyoruz ki, evet, yaptım, kendimi değiştirdim. Çünkü gerçekten yeterli bir süre. Ve bunu yapmazsak, olduğumuz gibi yaşarsak, olduğumuz gibi yaşamaya devam ederiz. Ama elimizde imkan var. Yeni bir ben yaratabiliriz. Bunlar klişe sözler ama yapacak bir şey yok. Klişeler de boşuna klişe olmuyor.

Ben kendimde nasıl ayırdım öncelikle, onu söyleyeyim. Mental, intellectual ve fiziksel ve kreatif işler olarak dörde ayırdım, tamam mı? Benim için en ezem, en önemliler bunlar. Mental ne yapacağım arkadaşlar? Zaten her hafta terapiye gidiyorum. Cuma saat 6. Onun dışında başka bir psikiyatrisle ilaçlarımı kullanmaya devam ediyorum. Şu anda kullandığım tek ilaç ADHD ilacı, Boyabat'taki tüm ilaçları bıraktım biliyorsunuz.

Mentalim için başka ne yapacağım? Şimdi ben bu süreçte size anlatacağım. Entelektüel olarak çok fazla akademik planım olduğu için, yani günde 7-8 saat oturup masa başında çalışmam gereken bir planım olduğu için ve bu planı yapmam için aynı zamanda spor falan da yapacağım ya da başka işlerim de var, işte bu poker skat etmek gibi. Bu yüzden hayatıma hiçbir şekilde erkek sokmayacağım. Çünkü her türlü iniş çıkış, hormonal dengesizlik, her türlü öfke... Çünkü erkekler beni... Dayanamıyorum erkeklerin salaklıklarına. Podcastımı düzenleyen ada var. Çok tatlı. Özür dilerim ada. Sana bir laf söylemek istemiyorum ama yapacak bir şey yok yani.

Bu yüzden hayatıma erkek sokmayacağım. Beni dengesizleştirmesin. Çünkü ben o öfkeyle, tamam çabuk unutsam da, o öfkeyle böyle yani hani oturup çalışmam gerekiyor. Ve şu anda benim kendi planlarım bir erkekten ve bir erkeğin bana verebileceklerinden çok daha fazla ve önemli. Sizin de böyle olsun. Almayın abi erkek hayatınıza bir süre. Hiç gerek yok.

Benim moralim bozacak, beni kaosa sürükleyecek hiçbir arkadaşım yok. Hepsi benim kendi önceklerimin farkında, ben de onların önceklerinin farkındayım. Bu şekilde mental well-beingimi tamamen koruyabileceğim bir alana soktum kendimi. Siz de bu süreçte böyle yapabilirsiniz. İmkan el verdikçe. İşe gidiyorsunuz, iş arkadaşlarınız var. Onlar sinirlerinizi bozuyor olabilir. Ama hedefe o kadar kitlenin ki arkadaşlar, o kadar kitlenin ki. Mümkün olunca umurunuzda olmasın.

Şimdi ikinci bir şey, ben bu süreçte ne yapıyorum? Bulldogging yapıyorum. Abla bu ne? Yeni bir terim çıktı yine. Bulldogging ne? Bulldoglar ne yapıyor? Isırıyor ve bırakmıyor, değil mi? Böyle çeyini koparıyor. İşte bulldogging bu. İnatçı, pes etmeyen, kitlenen bir zihinsel tutum. Ve benim için artık bu bulldogging dönemi başlıyor. Her şekilde hayatımı doldurdum ya, tamam diyorum, her şeyim dolu, o zaman çalışabilirim. Ben de böyle ADHD olduğu için de ekstra.

Çünkü ben ne zaman kendime bu akademik vahdefleri koydum, kafamı toparladım, yeni bir hayat, okey, başlangıç, süper, kararlar, dopamin, blabla, ne oldu, ben spora gitmeye başladım, gidemiyordum, 50 gün bomboştum diye kalkıp gidemiyordum. Merak etmeyin, ben bu gidememe hissini çok iyi biliyorum. Bu gidememe hissi mentaysa olay farklı, fiziksel bir yorgunluksa olay farklı. Takviyelerimden bazılarını söyleyeceğim.

Şimdi mental olarak yaptığım diğer bir şey zaman yönetimi ve planlı yaşamak. Çok önemli. Zaman yönetimi için 5-6 tane teknik var. Bu tekniklerin adını sayacağım. Ve bunlardan istediklerinizi kullanırsınız. Benim kullandıklarım var. Gelelim ikinci bölüme entelektüel. Yaptığım şey ne yani? Kendimi akademik olarak tatmin etmek. Abla ne için yapıyorsun? Bunu ne yapıyorsun? Söylemeyeceğim.

Yapabilirsem, başarabilirsem hep beraber göreceğiz. Yapabilirsem, başarabilirsem dediğime bakmayın. Benim bir işe çalışabilmem için bunu yapabileceğime ve başaracağıma inanmış olmam gerekiyor. Bu sadece ben değil, bu aslında hepimizde var. Daha önce anlatmıştım bunu. Beynimizin bir şey yaparken bundan zevk alabilmesi için öncelikle beynimizin bir şeyleri başardığına ve başarabilecek gücü olduğuna inandırmamız gerekiyor. Yani ben gerçekten ÖSS zamanında da, işte üniversite sınavı neyse, ondan önce de

çalışmaya başlamadan bilirdim ki Tuba sen bunları yaparsın ama yapmam için çalışmam gerekiyor ve oturduğumda her ders çalıştığımda bilirdim ki ben bugün bunu çalışıyorum ya o gün o sınavda bir soruyu buradan yakalayacağım her çalıştığımın bir anlamı var hepsinin bir karşılığı var bunu bilerek çalışmak o kadar farklı ki önce kendinizi beyninizin yani fake it till you make it eğer bunu yapamayan bir insansız kandırmanız gerekiyor Ya bir çocuğa sürekli sen çalışam yapamazsın, başarısızsın, tembelsin derseniz, o çalışsa da yapamaz. Fakat ben hem ailem tarafından, hem toplum tarafından, hem kendimle böyle inanarak büyüdüm. Ben şöyle inanıyorum. Ben neyi elime atarsam başarırım. Ve bakın siz de öyle düşünüyorsunuz benim hakkımda. Niye? Çünkü ben böyle düşünerek yaşıyorum. Ve ben böyle yapıyorum. İngiltere sınavının 1. aşaması çoktan seçmeli yazılı sınav. Tamam, buna hazırlanıyorum. Herkes tabii ki önceden başlıyor, 6 ay, 8 ay falan. Kalmış 2,5 ay ben daha oturtacağım yani hani.

dedim yaparsın sen kızım yaparsın ve arkadaşlar başkalarının söylediklerine baksaydım yapamazdım o surdum saatlerce çalıştım son iki buçuk ay ve yaptım yaptım çünkü yapacaktım başka çarem yok hep yaptın hep yapacaksın her zaman da yaptın bunu bilerek çalışırsanız o zaman bunu bilerek çalışırsanız o zaman başarıyorsunuz ve bilerek çalışamıyorum çünkü ben böyle biri değildim derseniz o zaman beyninize bunu inandırmak için öncelikle küçük hedefler koyuyorsunuz bunu başarıyorsunuz beyin diyor ki nöroplastiste diye bir şey var arkadaşlar beyin diyor ki aa bak ben çalışınca başarabilen biriymişim demek gidiyor Bunu sonra anlatacaktım ama hazır bu konudayız, o yüzden hemen şu anda söyleyeyim bunu. Arkadaşlar, motivasyon sürecini kolaylaştırmak, hem ders hem spor, her şey. O kadar önemli ayrıntılar var ki anlatıyorum, dinleyin. Öncelikle spor şeyini de söyleyeyim size. Benim spor hedefim ne? Ben hayatım boyunca spor yaptım, çeşitli sporlar yaptım. Fitnessa da gittim, weight training de yaptım, progressive overload da yaptım bir ara. Ama şu anda varislerimden ötürü varisim yok da işte ben özetmezliğim var. O yüzden uzun çorap giyip yapmam gerekiyor.

Aşırı ıkınmamam gerekse de ben yapıyorum. Neyse, onun dışında at bindim, eskrim yaptım, kürek çektim, ne varsa yaptım yani. Bir de vücudumda ehler danosu var ya benim, hipermobilite, fazla esnek. O yüzden de hep bunu kullandım, tamam? Bir de güçlendirmem gerekiyordu kaslarımı. O yüzden şu anda da gittim.

ya cüme. Arkadaşlar ikinci gün karın kaslarım böyle güneşli yani. O yüzden böyle çizgim vardı yanda ama ne oldu anlamadım. Kasa haftası muhteşem bir şey. O yüzden spora bu şekilde devam edeceğim. Ve eğer spora gidemediğim günlerde yürümek istersem ve dışarıda yürümek istemezsem eve bir tane walking pad alacağım. Evde çalışırken yürürüm falan. Öyle yani. Sürekli bunu yapacağım. Ve gerçekten spordan da çok keyif almaya başlıyorsunuz bir süre sonra. Tabii şöyle bir şey var. Ben kesinlikle realist konuşmayı seviyorum.

Ben şu anda fiziğim iyi, evet. Ben kendi fiziğimi beğeniyorum. Spor yaparken de aynaya baktığımda kendimi iyi hissediyorum. Ya da spor yaptıktan sonra hemen ikinci gün kasım çıkıyorsa... ...demek ki fiziğimi beğendiğim ve etkisini gördüğüm bir yerde olduğum için... ...etkisini gördüğün şeyi zaten zevk alırsın ve kolayca yaparsın. Fakat ben bundan 8 kilo daha fazla olduğum zamanda da spora gidiyordum... ...ve gerçekten çok zordu. Emin olun. Çünkü spora gidiyorsun daha çok şişiyorsun abi. Zaten kilo almışım. E zor oluyor yani. Ayrıca çünkü tekrar gitmek ve kıyafetlerin güzel olmuyor. Sana ağırlık yapıyor kilolar, yağlar her neyse. Fakat bir ay direnince sonrasında endorfini salgılamayı öğrenince. Çünkü ne demiştik endorfin her spora salgılanmaz. Yürüyerek endorfin salgılayamazsın. Böyle kendini push etmen lazım tamam mı? Zorlaman lazım.

ve endorfini alışınca da bir ay devam edin, sonrası sporu geliyor. Şimdi başlama anı zor ya, bunlar için hem ders çalışmak, hem akademik bir şeyler çalışmak, hem spor, her şey için size birkaç tane neuroscience taktiği vereceğim, tamam mı? Hem anlatacağım, hem bunları hayatımıza nasıl entegre edebiliriz, bunları söyleyeceğim. Şimdi evet, biliyoruz ki başlama anı zor, yataktan kalkma anı değil mi? Bunun hem mental olarak zorluğu var, hem fiziksel yorgunluk olarak zorluğu var. Şimdi fiziksel bir yorgunluk varsa öncelikle, hepimiz biliyoruz ki uyku falan

Önceden bir ara bir inanış vardı. Az uyku zekiler, az uyku... Geçin bu hikayeleri. Uzun yaşamak isteyen, beyninin çalışmasını isteyen en az 8 saat uyusun. Kadınlar 8,5 saat uyusun. Mutlaka gece uykusu, yani o 10-12-2 mümkün olduğunca erken yatın, uyuyun. Çok önemli. Sabah erken kalkabilirsin, sıkıntı değil. Fakat erken uyuyun o zaman, tamam mı? Onun dışında, arkadaşlar, eskisi gibi değiliz artık. Beslediğimiz besinler, çevredeki toksinler, günlük yaşam, egzoz, o bu şu metropol insanının alması gerekenlerle, taşra insanınınki bile farklı. Bayağıdır taşra demiyordum, özlemişim. Yani en azından ya, en azından omeganızı, D3K2'nizi, magnezyumunuzu, C vitamininizi, bakın en azından, tamam D'niz'e gidip baktırın. Büyük ihtimalle ışık çıkacak zaten de, en azından. Bu arada magnezyum baktırırken kandaki hiçbir anlamı yok yani ki,

Zaten yani o doğru sayıyı vermiyor. Bunları bir en azından alın. Tabii önce tuttuğunuzda sorun. Ama gerçekten çok etkili. Beyin sağlığımız içinde bunlar etkili. Hiçbir şey yapamıyorsanız bunları alın. Tamam mı? Geldik mental alana. Bileceğiz ki başlayamamak çok olağan. Yapamamak da çok olağan. Kabul.

Fakat şunu bil ki başlama anı en zor olan ve bu başlama anını ne kadar kolaylaştırırsan işin sürenliği, devamlılığı o kadar rahatlar. Fark etmişsinizdir hepiniz. Spora gitmek istiyorsun. Fakat böyle işte oyalanıyorsun falan filan ya. Bir şeyi başlatma eylemini yavaşlatmak. Hemen ne yapacaksın? Spor kıyafetlerin hazır olsun. Kendini en iyi hissettiğin spor kıyafetlerin hazır. Biri bana diyor ki, abla çok güzel gülüyorsun, sporda link ver falan. Tamam, ben link vermiyorum, bunu biliyorsunuz ama... ...niye ben spor kıyafetlerimi özellikle iyi seçiyorum? Çünkü beni spora motive eden en büyük etkenlerden biri spor kıyafetlerim. İkincisi de müzik. Ben ne zaman spora gidecek, saatim geldi ve gitmek istemiyorum... ...hemen gidiyorum, o kıyafetlere gidiyorum, müziği açıyorum... ...ya aynen spor hislerim geliyor, çok normal.

Şimdi prefrontal korteksimiz ilk adımda çok enerji harcıyor, tamam mı? Karar verme bölgesi burası diyorduk ya, bu kafamızın ön kısmı, bak alnımız. Onun arkasındaki yani beyin. Başladıktan sonra ne oluyor? Bazal ganglia devreye giriyor, tamam mı? Bazal ganglia ne? Bizim bisiklete falan sürerken subkortikal, beynimizle düşünmediğimiz ama otomatik yaptığımız, bir süre sonra araba kullanmak da öyle oluyor. Otomatikleştiğimiz darbalışlar. O yüzden bir şeye başlarken düşünürsek yapamayız. Düşünmeyin, yapın. Hemen gir spor kıyafetlerine, hemen mesela işte ders çalışacaksan başına otur, başla, devamı gelir. Seni o hareketi inişiyet etmeni sağlayan, başlamanı sağlayan neyse bunları keşfet bir tanem. Mesela benim için kahve içmek. Ben kahve içmeye başladığımda her işi yapabilirim. Kahve içip masaya oturmak. Bu yüzden akademik olarak bir şeylere başladım ya. Gittim hemen masa aldım. Gittim sandalye aldım. Gittim hava temizleyici aldım. Çünkü odaların kapılarını kilitliyorum demiştim böyle. Odam yani şu an en optimal çalışma odası. Otur da çalış bir zahmet. Kır dizinde çalış yani. Ayıp. Ben kendime diyorum. İkincisi, dopamin döngüsünü kendi lehine kullanmak. Şimdi çalışmak, spor, bunlar sadece dopaminde sonuç değil, çaba sırasında da salgılıyor. Hatta çaba da daha fazla. Hatta şöyle bir şey var. Bir şeyin hayalini kurmak, yapmaktan daha fazla dopamin salgılatıyor ya. O yüzden bunlar olası yani. Çaba da aynı zamanda sonuçtan önce de salgılatıyor.

O yüzden ben şu anda hedefe yaklaşıyorum. Yani çalışırken bir şey ya da spor yaparken çok zor değil de, hedefimizi aklımıza getirip, bir hedef koyup, ben hedefe yaklaşıyorum. Her çalıştığında bu hedefe yaklaştığını düşünerek kendini böyle inandıracaksın. Ödül sistemini aktive edeceksin, tamam mı? Üçüncüsü nöroplastisi de çok sevdiğimiz bir kavram. Yani zorlandıkça güçlenmiyor. Bu niye? Zihinsel ya da fiziksel zorlama sırasında ne aktive oluyor? Brain Drive Neurotropic Factor yani BDNF, BDNF. Ve bu da bizim nöronlarımızın yeni bağlantılar kurmasını sağlıyor. Evet, beyn hücresi çoğalmaz, beyn hücresi sadece azalır. Fakat ne olur? Nöroplastisi de olur. Yeni bağlantılar kurulur ve olay da budur yani. Beynin tekrar rewire'lama, tekrar ağlama. Mesela squat en basit yani squat sonrası... Şimdi bak benim papam acıyor ama ben bundan zevk alıyorum. Çünkü diyorum ki, işte ertesi gün daha da güçlü olacak. Bu mikro-tierler oldu, micro-tier. Bunlar yırtıldı, şimdi tekrar yapılanacak. O yüzden protein sokmalıyım. Bu arada ben kendimden örnek vereceğim. Başka kimden vereceğim?

Bu arada o kadar fazla odaklanıyorum ki mesela bir şey çalışırken veya bir şey yaparken, ben beslenmemi de böyle düzeltiyorum. Duygusal açılığım sıfıra iniyor. Bazen bu kötü de oluyor. Mesela saat 4-5'e kadar bir şey yemiyorum çünkü yiyesim gelmiyor. Yani o an kahve, maça, su bana yatıyor. Bir bakmışım saat 5 olmuş. Ve bilek de yemiyorum çünkü yediğimde uyuyasım geldiği için. Bu arada beyin sadece şekerle çalışır, biliyoruz. Fakat sonrasında ketonu da kullanabiliyor. Ben kendimi ketonun üstüne sokacak kadar bir şey yapmıyorum ama glikocan depolarım var. Alsın oradan kullansın diye.

Boş yapma beynim. Ve sonuç olarak bileceğiz ki, istememek normal. Motivasyon yanılması. Beynimiz çünkü hep daha çok kısa vadeli ödülleri tercih ediyor, tamam mı? Netflix diye, doom scrolling diye, jerkjurttur. Ama siz bir iş yaptığımızda, gerçek bir iş yaptığımızda ne oluyor? Limbik sistemimiz daha da sakinliyor. Çünkü orası duyguları kontrol eden yerde. Ve prefrontal korteksimiz karar vermiş. Alnımızın arkası güçleniyor. Yani istemiyorum demek otomatik bir cevap. Bunu kabul et. Beynin böyle diyecek. Beynin sana evet çok istiyorum demiyor kimsenin.

beyne, bazıları hariç. Fakat yapmaya başlayınca bu denge değişiyor, tamam mı? Ve en önemlisi inanç, bir tanem, self-efficacy. Yani ben mesela, bakın, size en başından beri bunu vurgulayarak söylüyorum. Ben hep spora giden biriydim. Ben hep şöyle biriyim. Ben hep çalışan. Çünkü ben kendime bunu inandırdım. Ben biliyorum ki ben spora gittiğimde bir ayağa şöyle olurum. Ben biliyorum ki Tuğba işte yemeğini iyi yiyen, Tuğba günlük hayatını iyi idare eden, Tuğba çalışkan, Tuğba ne istese yapar bir kız diyorum.

Ve buna inanıyorum ve bu özellikle bende motivasyon devrelerini aktifleştiriyor haliyle. Çünkü ben bunu başarırım dediğimde gerçekten daha kolay hissettiriyor bu. Nörel ağalar çünkü hazırlık moduna geçiyor. Şimdi nasıl anlatayım ben size bunu? O yüzden böyle biri olmasanız bile hem kendinize hem çevrenizde bu etiketlemeyi yapın, yaptırın. İnandırın abi böyle biri, böyle biri. Kilo mu vermek istiyorsunuz? Sen abur cubur yemeyen birisin fıstığım, tamam mı? Ve yeni gireceğin ortamlarda insanlar bilsin ki sen abur cubur yemezsin. Ve sana bu abur cuburu vermesinler. Çünkü desinler ki x kişisi abur cubur yemez, tamam mı? Bir de herhangi bir şey çalışırken flow state diye bir şey oluyor. Benim en çok sevdiğim şey bu. Unutuyorum dünyanın aktığını, dışarıda bir şey olduğunu ve beni o kadar içime bağlıyor ki. Mesela akademik olarak bir şeylere hedef koymamışken, daha boşken, sürekli zihnim böyle çalışıyor ve böyle huzursuz oluyorum. Fakat şu anda kendimi kapattığımda o kadar mutlu oluyorum ki çünkü bir akış oluyor ve ben onun içinde oluyorum, keyif alıyorum, zaman akıyor, sıkılmıyorum. O yüzden kendimizi flow state'e, bu akışa sokacak hedefler belirleyeceğiz. Ne çok kolay ne çok zor.

Bunun dışında da tik atacağız, mini ödüllerle küçük başarılarımızı kutlayacağız ki beynimiz başardığımıza inansın. Benim Aralığın 31'üne kadar 4. Lock-in maddem de ne arkadaşlar? Kreatif işlerim. Bunlarla ilgili podcast'ım devam edeceğim yapmaya. Ayrıca size bir şey de vereyim. Belki daha %100 kesin değil ama görüntülü podcast'lar da yapacağız. Yani videocast, tamam mı? Çünkü çok istediniz. Abla seni dinlerken görmek de istiyorum dediniz. Tamam, düşündük bunu.

Ve söyleşi tarzında olabilir bunlar. Haberlerini vereceğim size. Onun dışında kitap çıkacak, kitap var. İşte imza günleri falan filan bunlara da ilgileneceğim. E tabii ki. Sosyal medyaya devam edeceğim videoları atmaya. Onun dışında kendi markam çıkacak bir yerde. Falan filan yani bunlar da yanışlar olarak devam edecek tamam mı?

Şimdi benim Lock-in'im böyle. Şimdi bir tanem, çıkarıyorsun defterini, kalemini, en sevdiğin defteri, bu çok önemli. Hala ben okur ters çalışma işlerini yapıyorum. Her zaman bir şeye başlayacaksam. Bu arada 1 Eylül'den yeni hayatımızın ilk günü demiştik ya, ben gerçekten onu hala yaşıyorum, yani yeni hayatımı. O 1 Eylül pazartesi benim için çok önemliydi. Neyse, şimdi öncelikle ilk bakacağımız şey, neden bu Lock-in'e giriyoruz? Yani niye kendimizi tadilata alıp kapatıyoruz, Winter Ark'a giriyoruz? Ama bunu niye yapıyoruz? Depresyona girmek için mi? Hayır tabii ki.

Vücudumu mu değiştirmek istiyorum? Cildimi mi güzelleştirmek istiyorum? Beynimi mi geliştirmek istiyorum? Derslerimde daha mı iyi olmak istiyorum? Sosyal olarak daha saygın bir insan mı olmak istiyorum? Yol haritamızı belirliyoruz. İkincisi, bunu ben dörde böldüm. Ne yaptım? Ben telektüel, fiziksel ve kreatif. Siz de kendiniz hangi alanlarda iyileşmek istiyorsanız, hangi alanlara bölünecekseniz onları belirliyorsunuz, tamam mı? Üçüncüsü, takvimimizi mutlaka belirliyoruz. Hayat önümüzdeki üç beş yıl değil, hayat önümüzdeki üç buçuk ay, dört ay. Gerçekten hayat hep bu döngülerle devam ediyor.

Siz bir şey dört ay yaptığınızda bir bakıyorsunuz ki değişmişsiniz, hayatınız artık olmuş ve öyle ben artık zayıf bir kadın olmak istiyorum. Tamam, bunu önümüzdeki beş sene, üç sene olarak düşünme. Sen bunu yap, bir buçuk ay yapmaya başlayınca değiştiğini göreceksin bir şeylerin zaten. O yüzden dört aylık hedef koyuyoruz kendimize bu ocağa kadar ve sonrasında da tekrar dört aylık bir hedef koyarız. Mini döngüler halinde de yapabiliriz bunu. Otuz günlük öncelikle bu plan, sonra doksan gün, sonra büyük döngü, The Great Lock-in belki üç buçuk, altı ay, beş ay işte neyse.

Bir ana hedef, 2-3 destek hedef, tamam mı? Sonrasında günlük sistemimizi kuracağız. Mikro hedefler. Ne dedik ilk başta? Beynimize yapabileceğini göstereceğiz. 5 sonra bırakabilirsin de kendini kandır, beynini manipüle et. Ama sonra bırakmayacaksın, göreceksin. Dopamin stack yapacağız. İşte zor bir iş ve sevdiği şeyi beraber yapmak. Mesela benim podcast'imi dinlemekse zevk veriyorsa, ki buraya kadar geldiyseniz veriyordur, o zaman sporda, yürürken, koşarken benim podcast'imi dinleyebilirsiniz.

Diğer önemli bir şey zaman teknikleri, zamanı doğru kullanmak. Şimdi bir tanem hepimizin günü 24 saat ama gerçekten bazı meslek grupları her için, bebe tutuyorsanız, uykusuz kalıyorsanız falan bunların hariç zamanı yetiremeyeceğimiz çok da bir şey yok aslında. Çünkü düzgün kullanmıyoruz. 6-7 teknik var çok iyi. Başka zaman da yapalım, konuşalım. Çünkü bunlar çok detaylı ama

Hepimizin biliyip hamadora var ya da Frog var ya, o kurbağayı ye falan. Bunları konuşuruz. Bunun dışında bu Lockheed'imiz askeri bir kamp değil. O yüzden eski ekipayı bırakıyoruz kendimize. En azından haftada bir rest dayı yapabiliriz. Biraz daha kendimizi yavaşlatabiliriz. Bu planı bozmak için değil, sürülebilir kılmak için cheat meal gibi düşünebiliriz. Şimdi, bu sırada mesela sosyal medyaya gerçekten çok zaman ayırmamak çok önemli. Benim istersem yani ekran sürem çok rahat. 10 saat bile olabilir. Bir de hani işim falan bu diye kendimi kandırabilirim.

Ama işiniz bile olsa koyun abi videoyu, sonrasında bakmayın bir daha yani. Çünkü o dünyanın içinde kaldıkça oraya saplanıyorsun. Ve kendimize bir yansıtma, refleksiyon, reflection yapmalıyız. Yani neredeyim, neresindeyim şu an, neyi yapamadım. Progress report, yani nasıl gidiyorsun, progress'in nasıl, ilerlemen nasıl, bunun bir raporunu çıkar. Ve sonuçta bu lock-in bittiğinde eskiye dönmeden buradan kendimize ne çıkarabiliriz hayatımıza, bununla da bakacağız.

Bu süreçte kimliğimizi yeniden inşa ediyoruz. Yani burn the old timeline, burn your old self, tamam mı? Eski kendimizi yakıp, eski alışkanlıklarımızdan vazgeçip, eski düşünecek kalıplarımızı bırakacağız. Yeni kimliğimizi, yeni hedeflerimizle uyumlu yapacağız. İtsel gölgemizle yüzleşeceğiz. Yunksu bir taraftan değil de, shadow work. Yani değişim bizim kendi gölgemize bakmakla başlayabiliyor. Yani mesela bizim sınırlarımız duygusal olarak, psikolojik olarak bizim engellerimiz ne?

Kendimizi de suçlamak yerine ben niye böyle davranıyorum diyebiliriz. Önce sorunu anlayacağız, tamam mı? Belirsizliği yıkıp vizyonumuzu genişleteceğiz. Mesela kim olmak istediğimizi, ne başarmak istediğimizi o kadar net göreceğiz ki davranışlarımız da otomatikleşecek. Ne diyorsun abla? Geleceğe dair bir vizyonumuz olacak. Başka da çıkış yolu görmeyeceğiz. O vizyon için elimizden geleni yapacağız. Ve çevremizi ve alışkanlıklarımızı manipüle edip değiştireceğiz. Yani dikkatimizi dağıtan unsurları maalesef ki hayatımızdan çıkarmak zorundayız. İster bunlar tembellik tetikleyiciler olsun, ister sosyal medya olsun. Bu süreçte yaşam alanımızı, arkadaş çevremizi, çalışma ortamımızı, bu dönüşümümüzü destekleyecek şekilde düzenleyeceğiz. Konfor alanımızdan çıkacağız. Zaten sorun burada çıkamamak. Haklısınız. Arkadaşlar şimdi bileceğiz ki rahatsızlık büyüme alanı. Yapacak bir şey yok. Mesela ben gerçekten şu an hiç saçımı yapıp ya da kuaföre gidip sonrasında o çekim eklemek istemiyorum. Hiç istemiyorum. Şu an hem bilgisayarın şarjıyla uğraştım, o benim canımı sıktı olmadı falan. Podcastı bitiremedim. Hem yani oturmak ve çalışmak istiyorum. Yani şu an çekim yapmak istemiyorum. Zaten body dysmorfim var. O yüzden benim çekimler zor oluyor. Bir de üzerine

O spot ışıkları, poz ver, gül falan, o hiç... Yani ben hiç işler değil şu anda. Ama gitmek zorundayım ve gideceğim, yapacak bir şey yok. Görev. Ve şunu bileceğiz ki yani değişim anlık değil, istikrarla gelir. O yüzden ne yapıyorsak... Bir kere deneyip, aman olmadı, böyle bir şey yok. Başarılar böyle yapmıyor.

Yeni topluluklara katılabiliriz. Bu süreçte bizle aynı hedefleri olan rol modeller bulabiliriz ya da mentöre dinleyebiliriz. Arkadaşlarınızla beraber yapabilirsiniz bunu. Çünkü yanınızda taşıyacağınız insanlar, Lock-in sonrası da kimliğinizde şekillendirmede rol oynar. Yani Lock-in sadece bir kapanma değil, yeni kimlik inşası için bir laboratuvar.

Ayrıca yani araçlar, fırsatlar şu an çok bol. İngilizce mi öğrenmek istiyorsunuz? Buna hiç değinmedik gerçi. İngilizce öğrenmek için de podcast yapmam lazım artık, şart. Eğitim kaynakları, sosyal medya, topluluklar bunlar elimizin altında. Ama bunları sadece izlemek değil, aktif olarak eyleme geçirerek kullanmak şart. Bana locking planlarınızı yazın lütfen. İsimsiz paylaşabilirim bunları. Çünkü üç buçuk ayımız var önümüzde. Toplu bir şekilde yapabiliriz bunu. Hep beraber birbirimizden güç alırız. Ben sizi bu süreci paylaşıyorum.

Size hep bir şeyle paylaşacağım diyorum. Yarıda kalıyordu o spor muporu falan. Ama blockini paylaşacağım çünkü başka çarem yok blockini yapmaktan başka. O işime gidiyor böyle demek. Sizi seviyorum. Yine çok konuştum. Şimdi biraz moralim yok hani çekime falan gideceğim diye ama hayat böyle. Her zaman istediğinizi yapamıyorsunuz. Siz de kaldırın poponuzu o koltuktan. Yapın yapacağınız işleri. Sizi seviyorum. Hadi görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)