
6.824 kelime · ~34 dk okuma
Hello Peribacaları! Merhaba, ben Tuğba. Nasılsınız? Bugün çok hassas bir konuyu konuşacağız. İki hafta önce falan hazır mıyım, cesaret edebilir miyim dediğim konuyu aslında bugün içimden böyle bağırarak konuşmak istiyorum.
Beynin hazırlığı da böyle oluyor aslında. Beynine bir şeyi böyle sokuyorsun. O içeride çalışıyor, çalışıyor. Sonra, tam diyorum bugün hazır mı? Evet, bugün konuşabilirim. Bugün konuşmayı hazırlamak için de aslında dün başıma gelenler, storimde anlattıklarım, o hizmet sektöründeki yorumlar, Instagram'daki sende de var, bende de var, nasıl başa çıkıyorsun adı altında yapılan body dysmorphic tetikleyici durumlar ve bugün bu podcast. Evet, bugün ne konuşuyoruz? Beden dysmorfisi. Yani body dysmorphia.
...ve Body Dysmorphic Disorder yani bozukluğunu da konuşacağız. Ama şu yüzden istediğim şey şu ki... ...bu podcast'ı bir doktor ya da sağlık profesyoneli gibi değil de... ...bir arkadaşınız, bir ablanız gibi dinlemenizi istiyorum. Çünkü ben burada kitabın ortasından konuşmak yerine... ...aynı zamanda kişisel deneyimi de aktaracağım. Kendi düşüncelerimi söyleyeceğim. O yüzden bunu öyle dinlemezseniz... ...ben de rahat anlatamam. Çünkü etik sınırlar içerisinde kalmak zorunda kalırım. Etikten kastımı andınız işte.
O yüzden yemek konusunda konuşmak, beden konusunda konuşmak, kilo konusunda konuşmak her zaman tetikleyici olabilir birileri için. Benim için öyle. O yüzden beden dismorfiği hakkında bir sıkıntınız varsa bedeninizle ilgili her ne kadar ben bu podcastin size iyi geleceğini düşünüyor olsam da garanti değil bu. O yüzden böyle bir disclaimer vermek istiyorum. Tetikleyici olabilir.
Ama bence kendinizi yalnız hissetmemenizi sağlayacak. Ya da bana bakıp, aa senin vücudun iyi zaten, sende nasıl body smorphy olabilir diyorsanız, nasıl hissettiğimi görürsünüz. Bunun kiloyla alakası ya da görünüşle alakası olmadığını da anlarsınız. Belki de yalnız hissetmezsiniz. Ya da sizde de belki de BMI'ye göre, insanların toplumun ideal dediği kiloya göre idealsinizdir ama aklınızda, beğeninizde, aynada gördüğünüzde bambaşka şeyler canlanıyordur. O yüzden yalnız değiliz bir tanem.
Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Şimdi öncelikle dünkü muhabbeti biraz konuşmak istiyorum sizinle. Dedikodu yapmak istiyorum. Çünkü insanlar orada konuştuğumda öfke nöbeti geçirdiğimi, sakin olmamı, ay bu ne gerginlik, dövseydim bak. Ne münasebet ya? Herkesin her şey hakkında, benim vücudumdaki nokta hakkında, siklerimin şusu hakkında yani gözümün içindeki beyaz yorum yapma hakkı varken ben buna iyi misiniz? Bunlara da mı takılıyoruz artık? Bunu yapmayın. İnsanlara body dysmorphi yüklüyorsunuz dediğimde neden ben
saygısız dövseydin oluyorum. Herkes her yorum yapıyor fakat ben cevap verince ya da bir içerik üreticisi halde ben kendim üzerimden konuşayım. Niye böyle oluyor? Sizin hakkınız var da benim yok mu? Benim buna karşı çıkmaya hakkım yok mu saygısızlığa, hadsizliğe? Var. Yapacağım. Beğenmeyen takip etmesin. Bir zorunluluğum yok. Sizin de yok. Umurumda değil. Etmesin kardeşim. Ben kendim olmaktan, doğruları, bildiğim doğruları söylemekten vazgeçmeyeceğim insanlar beni sevsin diye.
Farkındasınızdır da, hiç o zaman geçmeden geçmiyorum yani. Şarkımı da söylüyorum, onu da yapıyorum. Abla bu yapılır mı? Yapıyorum, ben bu yumetme takip... Şimdi, bana gelen mesajdan başlayayım aslında. Bu sadece bana gelen bir mesaj değil. Hepimize oluyor bu. İçerik üretmenize de gerek yok. Yani TikTok'a bir tane video atın, hani influencer olmasanız da. Hep bu oluyor ve... Bazıları iyi niyetli, bazıları kötü niyetli. Fakat burada niyet ayırt edecek kişi biz değiliz. Ameller her zaman niyetlere göre değildir bir tanem. Şu aslında, sosyal medyadaki gizli eleştiri kültürü, tamam mı? Aa sende de benimkiler gibi çatlaklar var ama sen hiç bunun sorunu yapmıyorsun. Aa nasıl bu özgüven? Ya bu mesaj isterse dünyanın en iyi niyetiyle yazılmış olsun. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yok. Neden biliyor musunuz? Çünkü sen buna laf ettiğinde çatlakların olsun ya da olmasın. Dün bana gelen mesajda işte aa senin de süt denize askıların var. Nasıl başa çıkıyorsun? Birincisi
Şimdi ben süt denize askamı yok. Bu böyle böyle dedim diye bile ki fotoğrafla da kanıtlayabilirdim. Benim kırılgan egom oldu konu ama bilmiyorlar ki bu aslında Projective Identification. Bilgi güçtür bir tanem. Şimdi ben size anlatacağım bunun ne olduğunu.
konu orada benim sütçen izi askım artık neyse o meret olması veya olmaması değil o olabilirdi olsa da senin bunu söylemeye aa bende de var demeye hakkın yok çünkü zaten demek ki yardım veya çözüm istiyorsan ve bende bu varsa demek ki ben bunu çözmemişim değil mi ben bununla mutluyum bunun dışında olduğunu farkında değilsem ya da bununla mutluluğu yaşıyorsam ya da yoksa senin kendi takıntılarını benim üzerime yüklemeye hakkın ve de haddin yok bu arada ben onu yazan kızla görüştüm konuştum hiç böyle bir niyetin olmadığını, üzüldüğünü ben dedim ki ben de üzüldüm ben senin niyetin böyle olmadığını anladım fakat böyle böyle beraber konuştuk tamam mı anlaştık aramızda böyle şeyler ama tartışmamızı sağladığı ve emsal teşkil etmesi yönünden önemli şimdi bu kızın üzerinde konuşmayacağım herhangi bir şey gözünün şurasında beyazlık var bende de var nasıl da hallediyorsun değil mi aslında nasıl gözüküyor görünürde yardım istemek gibi yani benim de bir derdim var gel beraber çözüm bulalım
Ama bunun çok daha malin formlarını yorumlarınızda gördüm. Zaten o kadar çok mesaj aldım ki bu konuyla ilgili. Yani yapılanlara aklım ermedi yani. Hani bu da yapılır mı? Mesela işte birisi markete gitmiş, yeni doğum yapmış, kasiyer demiş ki siz de şişkosunuz ben de şişko yaparım. Abi ben şişko değilim. Ya da şişko olduğumu düşünmüyorum ya da sana ne benim şişko olduğumdan. Böyle bir beraberlik, böyle bir yardım isteme ya da böyle bir birliktelik yok. Alt metin ne burada?
Sende de kusur var, ben o kusuru gördüm. Bu işte kişi kendi kusur algısını sana yükleyerek rahatlıyor. Hah diyor, bunda da var diyor. İşte bunun adı ne? Projective identification. Yani identification ile özdeşin veya özdeşleşme. Psikolojide de hani bir başkasının özelliklerini, davranışlarını veya duygularını benimseyip kendine mal etme.
Burada da projective olduğu için ne oluyor? Yansıtarak bunu yapıyorsun. Freud'a göre de identification, yani bu özdeşim... ...kişilik gelişiminde çok temel bir mekanizma. Yani savunma mekanizması olarak da çalışıyor. Yani mesela saldırganla özdeşleşme. Ne bu? Identification with the aggressor. Yani çocuk şiddet gördüğünde... ...saldırgana benzeyerek kendini korumaya çalışıyor ilerleyen dönemlerde. Yani size bunu biri yaptığında altındaki niyeti okumaya çalışmadan bunun niye yapıldığını anlayıp tepkinizi tamamen verebilirsiniz. Ve siz tepkinizi verdiğinizde alıngan, kırılgan, egolu, işte şu bu eleştiri kaldırılamayan olabilirsiniz. Çünkü size bunu diyen insanlar da bunu yapıyor zaten. O medeniyet seviyesine gelememiş insanlar bunlar. Ve maalesef ki keşke gerçekten bazen diyorum ki aptal olan biz olsaydık, gelişmemiş olan biz olsaydık, medeni olmayan biz olsaydık. Çünkü bu insanlar bunu yaparken hiçbir sorumluluk hissetmiyor üzerinde.
Hatta belki kendilerine bunu yapıldığında normal görüyor olabilir, onların normal olduğunu. Mesela iki tane kadın düşünün, herkesin dedikodusunu yapıyor. Ona sallıyor, buna sallıyor. Ay sen eşin yok mu? Şunu bunu böyle garip garip yorumlar yapıyorlar ve kendilerine yapıldığında da okeyler. Ve bunlar toplumun en rahat kesimi olduğu için bu anlamda, pervasız, patavatsız diyelim, rahat da değil, patavatsız.
Onlara göre her şey okey. Onlar günün sonunda bizim gibi bunlardan etkinlik dolmuyor. Desensiz olmuşlar, hissizleşmişler, kafaları rahat. Ama biz bu anlamda kendimizi geliştirdikçe soyutlanıyoruz, soyutlanmak zorunda kalıyoruz çünkü idare edemiyoruz bunlarla. Günün sonunda bu kadar bilgi bize batıyorsa yani bizi rahatsız ediyorsa buna çözüm de bulmalıyız diye düşünüyorum. Yani evet farkındayız, evet bunlar yapılmaması gerekiyor fakat yapıldığında kendimizi korumalıyız.
Şimdi diğer bir konu hizmet sektörü kanayan yaramız arkadaşlar. Samimiyet kılığında kusur söylemek. Bu arada şöyle bir şey de söylemek istiyorum. Belki bu güzellik merkezinin, lazercinin, onun bunun sahibi orada çalıştırdığı kişilere bu insanlarla muhabbet edeceksiniz. Onlar buraya işte mutlu olmaya geliyor. Kuaförler de kendini psikolog sanıyorlar ya. Abi psikolog falan olmanı istemiyorum. Sen hangi yetkinle, hangi düşük bilginle bana psikoloji tahili yapacak kadar kendini göre... Nerede görüyorsun? Hadsiz. Ne alaka?
Ne alaka ya? Tırnakların bu ara böyle mutsuz musun? Sana ne kardeşim? O da değil ya. Ne aldım sizin mesajlarınızdan? Lazere gidiyorsun. Aa sen çocuk mu doğurdun? Ya ben kendim bazen kilo veriyorum ve sonrasında spora başlıyorum. Benim rutinim biraz öyle yani. 2-3 kilo verip spora. Ya da 3-4 kilo. Öyle daha iyi hissediyorum kendimi. Hani ağır spora gireceksem. Ve gidiyorum abi lazere. Bana diyor ki yumuşamışsınız.
Sana ne? Ben farkında değil miyim? Sana ne? Sana ne kardeşim? Sana ne benim kilomdan, benim etimden, benim yumuşaklığımdan, benim özel bölgemin kararmasından, benim koltuğumdan? Ya sana ne? Bu hep oluyor ya. Arkadaşlar hiçbir yeriniz kararmasa bile, lazerci koltuğunda oturduğunuzda bir yerleriniz karadır tamam mı? Ya karaysa sana ne ya? Ben bunu dert ediyor da olabilirim, etmiyor da olabilirim. Ben sana, ki sana mı soracağım? Bunun kararçası geçer ya, sana mı soracağım?
Ben doktorum diye bana her şeyi sormayı biliyorsun. Sonra günün sonunda iş oraya gelince krem öneriyorsun. Ya hangi halde bana krem öneriyorsun? Sana sordum mu? Hepsi böyle bir tanesiydi. Hepsi çoğu yani bazıları. Ya sordun mu? Bana böbreğinle onunla bununla ilgili bir şeyler soruyorsun. Sonra iş geliyor. Ciddi. Kendini. Bir de bana konu... Ya inanamıyorum ya. Yani bana da yapıyorlar, onu demek istiyorum. Doktorum ya, o kadar konuşuyorum ya şu hakkında bu hakkında, bana da yapıyor. Hadsiz çünkü, düşünmüyor ki. Kendini bana bir şey söylediğinde, o an iyi hissediyor. Bak ben buna da bir şey önerebiliyorum, ben bir şey... Öneriyorsun da nereye öneriyorsun? Bunun dışında kuaföre gideriz, kaşımızla ilgili bir sorunumuz olur. Ama kaşımla ilgili seyrenme, şu bu falan, hadi geçtim oraya. Saçıma da yorum yapar. zaten şöyle böyle yüzümdeki kıla yapar ona yapar ya sana ne kardeşim buradaki mikro eleştiri bombardımanı yüzünden ben ve diğer tüm genç kızlar artık lazere gitmek istemiyoruz yani o lazer randevusu bizim için gerçekten işkenceye dönüşüyor kuaföre gitmek istemiyoruz tırnaklarımızı yaptırmak istemiyoruz ya tırnakçıya gidiyorum bana diyor ki modunuz mu düşük sana ne kardeşim modun mu düşük ben artık şöyle bir şey bulmuştum depresyondayım diyorum bilerek
yorum yapmasınlar diye ama o da neden ben kendi sağlık sorunumu hem sallamış hem de bunu ona söylemek zorunda kalmış oluyorum ben sana özel bölgemi açtığımda hayatımla ilgili orada konuşmak istemem hayatımı anlatmak istemem savunmasızım orada savunmasızım hayatımı sorma sana ne hayatımdan ve arkadaşlar o en savunmasız anınızda karşınızda vücudunuzla ilgili bu sorunlar çıktığında ki düşünmediğiniz bile bir şey yani çatlaklarıma g5 ya sen g5'in içinde ne olduğunu biliyor musun da benim çatlaklarıma bunu öneriyorsun bir ne yaptın ya benim ben gidiyorum masaja bana varislerimle ilgili bir şeyler teyze sus Allah aşkına sus işini yap ya önce kendisi varislerle ilgili sorar neyle bakılıyor doplerle mi bakılıyor bilmiyor ya ben anlatıyorum sonra bana varislerimle ilgili bir şey önerir Bunlar böyle. Takın kişisel algılamayın yani. Neyse, bu en savunmasız olduğumuz halimiz yani body dysmorfinin en kırılgan noktasına temas ediyor. Tutorumda da anlattım. Bizim Türk kültüründe maalesef ki mahremiyet ve samimiyet iç içe. Yani külahımızsın, ay iyi olmuş falan. Kötü niyetle değil de samimiyet göstergesi gibi. Ya bunlarla ilgili aslında şunu diyeceğim, buradaki sınır ne? Mesela bir insanın o gün saçını ve makyajını çok beğendiysek, ay saçın makyajın çok güzel olmuş demek, dün güzel değildin, bugün güzel oldun anlamına gelmiyor. Burada çok ince bir çizgi var.
Ve bu ince çizgiyi biz algılayabiliriz. Hangisi bir insanı kötü hissettirir, hangisi hissettirmez? Ya da hangisi söylemek doğru veya doğru değil? Çirkinin güzelleşmişsin de, bugün makyajın çok güzel olmuş, çok yakışmış sana arasında fark var. Ya da sosyal medyada hepimiz hani kardeşiz, dertleşiyoruz, havası oluyor ama bunun içinden de bir kusur paylaşımı çıkıyor ortaya. Yani bu aslında kültürel olarak çok normalleştirilmiş bir şey. Ama ruh sağlığımız açısından çok tetikleyici.
Çünkü zaten Bacadilis Morphi'de anlatacağım, beyin kusur algısını abartıyor. Benim beynime fazladan kusur listesi yüklüyorsun kardeşim. Ben dünden beri aynaya bakıyorum, ya benim izim mi var? Yok ya, yok yok. Ne demek sütçenize askısı izi? Yani sadece bir yorum değil, ekstra bir dosya yüklüyorsun ya. Abla benim buramda da şu şöyle sen bunu nasıl halli- Görüyor sanki halletmiyormuşum demek ki çünkü görüyorsun. E bunu sorun yapmıyorum demek ki. Yapıyorsam da sizi ilgilendirmiyor. Bununla ilgili yapabilirsem bir reel yapacağım çünkü onların tek anlayacağı şeyler bilsinler ki bu güzellik sektörü, lazer, kuaför, hepsi. Bilsinler ki böyle yaparak müşteri kaybediyorlar. Onların amacı bir yerde de sekonder kazanç. Hani müşteriye daha çok işlem yaptıralım. Ama kaç bin kişi var ki bundan kaçıp gitmeyen yapmazlar. Daha çok para kazanırlar. Para, para, para. Yapın bunları para için tamam mı? İnsan psikolojisini düşünmüyorsanız para için yapın.
Bu arada şöyle bir şey de söylemek istiyorum. Herkesin takıntıları farklı olabilir. Benim de bir sürü takıntım var insanlara garip gelen. Ama ben bu takıntılarımı gidip birine aa sende de mi var falan diye söylemiyorum. Eğer birinden bir şekilde yardım istiyorsam benim böyle böyle bir sıkıntım var. Nasıl halledebilirim demek var. Aa bu sende de var demek var. Aradaki farkı anlayın. Birisinin yardım istemesi değil burası sorun. Birisinin garip bir şey takıntı yapması da değil. Herkes her şeyi garip takıntılar yapabilir. Bu okey. Olayımız bu zaten. Konuştuğumuz konu bu body dysmorphi. Kusur abartması.
Ama sen kendi kusurunu geliyorsun bir de bana kusuyorsun. Hayır bir de düşünsenize ben acilde bana gelen hastaya işte karnı ağrıyor abdominal muayene yapacağım tamam mı? Böyle açıyorum. Ay sen çocuk mu doğurdun bu ne falan diyor. Ay buranda şey var bir diyabetin de baktır karartı var işte hani o semptom ya falan diyormuşum düşünsenize bunu.
düşünsenize ya en hassas insan kendini çıplak nerede? doktor muayenesinde orada burada değil mi? bize geldiği semptom dışında sormadığı sürece yorumunu dahi yapmıyoruz bunu yapan doktor var mı bilmiyorum ben karşılaşmadım ben hayatımda yani bakmıyoruz bile ya bakmıyoruz bile çünkü etik değil çünkü niye biz etik dersi aldık değil mi? ve ne olur ben böyle yapsam şikayet edilirim abi haklı olarak ama sorun şu ki bu lazerciler, kuaförler, hizmet sektörü dava çektiler Bunu yaptıklarında şikayet edecek miyim? Neye edeceğim ya? Neye edeceğim? Zaten ne ettik ki? Dünkü hamamı söylemedim. Oradan patlak verdi. Ben bu hamama yıllardır gidiyorum. Tamam mı? Üniversite zamanında falan filan da. Sınavları okuyarak falan. Oradaki kadınlar değişiyor bazen. Neyse işte geçen de gittim. Bu kadın beni 2-3 yıldır görmemiş herhalde. Eskiden çok zayıftın. Şimdi kilo almışsın falan filan. Ama işte hani ne al ne ver. Belki azıcık verebilirsin ama hiç alma bundan sonra. Uzatıp uzatıyor. Annem dedi ki artık size ne siz kendinize bakın dedim.
Ben cevap vermiyorum tabii ki. Hani hiç şey de diyorum normalde. Dedim bunu daha önce kaç kişiye. Siz bu yaşa gelmişsiniz, hala insanların kilosu hakkında yorum yapmayı öğrenememişsiniz. O yüzden boş verin bence benim kilomu. Ya da boş verin bence benim şuramı buramı. Hep bunları diyorum böyle. Ama bu kadınla onu hani o an sustum annem zaten atladı falan. Devam etti kadın. Devam etti. Ve ben de kilom sizi ilgilendirmiyor falan bağladım yani.
Zaten beni dışarıda görseniz gerçekten sevdiğimi hissettiğimde sevdiğim insanlara karşı o duvarı indiriyorum ama diğer türlü çok duvarlıyım, sınırlarım çok net, cevaplarım çok net ve bazen beni dışarıda bu anlamda görmemiş arkadaşlarım şaşırıyor mesela. Tuğba diyor yani nasıl böyle olabiliyorsun falan dedim çalıştık onu öyle olmak için çalıştım yani. Beni şu saatten sonra hiçbir güzellik istemem. Gitmiyorum abi. Lazer'e gidiyorum. Kaş'a gidiyorum. Bu arada ben memnunum Kaşçı'dan falan. Hiç, o çok iyi oralar. Benim kendime laf ettiğim, yani o insanlara laf ettiğim yok. Ben memnunum. Beni bırakmayın! Ama üstüne alınmak isteyen varsa... You're very welcome. You're more than welcome. Hani, alabilirsin. Take it. If the she fit she very. Neydi o ya? Öyle değildi. Neyse.
Ayakkabı uyuyorsa sana giy diyor yani Cinderella. İçimizin yağları eridiyse gidip bir Arne'ye bakayım. Bak Dismorph'la ilgili. Şimdi bir tanem. Değiştiriyorum modumu. Ben küçüklüğümden beri çok iradeli bir insanım tamam mı? Ama kilo konusunda. İlişkiler konusunda değil mesela. Yani bir insan iradeliyse her alanda iradeli olmuyor. İradesizse bir alanda da diğer alanlarda iradesiz demek değil bu. Öncelikle bunu bir anlayalım.
Ben kilo konusunda iradeliydim. Hep kilomu kontrol ettim, hep dikkat ettim falan filan. Ve hayatımın en kilolu olduğu dönemindeyim. Sanırım. Bir ara, yoo. İlk Türkiye'ye geldiğimde çok fazla şey yani, kötüydüm ya depresiftim falan. O zamanlar ilaçlar şunlar bunlar. En kilolu olduğum zaman oydu. Yavaş yavaş çıkmıştım. Şimdi de ikinci en kilolu olduğum zamandayım. Önceden şimdi bakıyorum tabi ki resimlerime. Evet fazla zayıf olduğum zamanlar da var ama ben seviyorum. Yani hani anoreksik, BMI'ye göre anoreksik değilim hiçbir zaman.
ve kaslarım da olduğu için zaten kas daha fazla kilo yaptığı için görünürde çok zayıf olsam da BMI olarak iyiydim. BMI tek değer değil bu arada. Biliyorsunuz zaten bunu. Neyse. İtiraf ediyorum. Zaman zaman yeme bozukluklarım da oldu. Şimdi diyeceksiniz ki e zaten body dysmorfim var. Hayır. Body dysmorfiye her zaman yeme bozukluğu eşlik edecek diye bir kural yok. Bunu da konuşacağız.
Anoreksi olmadım hiçbir zaman ama bende bulimiye oldu. Bulimiye her zaman sadece kusmak değil, evet kustum da oldu da, genel olarak aşırı yapılan kompansasyon davranışları ve kriterleri sağlıyorsanız bulimiyeye girebiliyor. Çok yemek yedikten sonra aşırı bir fiziksel aktiviteyle ancak rahatlamak, ya da bazı ilaçlar var, işte o ödeme olacak, yemeğe attıracak, bunları kullanmak, bunları söylemiyorum tabii ki şu an burada. Ya da herhangi aşırı bir kompansasyon davranışı, yani telafi davranışı Türkçesi, Olabiliyor. Kusmak da bunlardan bir tanesi. Bunun dışında orteleksiye olduğumu oldu. Yani sağlıklı beslenme takıntısı gibi düşünebiliriz. Bu çok uzun sürmedi. Şükür ki. Ben yeme bozukluğumu yendim. Yani şu anda yeme bozukluğum yok. Evet, sağlıklı besleniyorum. Ama yeri geldiğinde, istediğimde yiyorum. Daha sezgisel davranıyorum. Çünkü bunu nasıl yendim başka bir podcast'ın konusu da. Genel olarak... Bilgim arttıkça, beslenme, yemekler, bilgim hakkında hem tıp eğitimiyle beraber tıptan sonra böyle bir sıkıntı yaşamadım. Bunlar hepsi üniversite öncesiydi ve bulimiye olduğum zamanlar. Ortaleksiyat tıp fakültesindeydi. O da belki fazla bilgiden başta öyle oldum, hani fazla korkar oldum her şeyden falan. Ama sonra o da geçti.
her şeyin denge olduğunu, ya da kalorileri nasıl işlediğini, sugar spike'ı, yani glukoz peaking'i falan hepsini anladıktan sonra şu an yeme bozukluğum yok şükür. Ama 30 yaşına gireceğim, Eylül 16'da ve Başak Burcu'yum. Ne kaldı arkadaşlar? 30 yaş, kaç yıldır psikiyatri öyküsü, 5 yıldır aralıksız herhalde terapi, ne kaldı elimde? Body dysmorphik. Hatta benimki de body dysmorphik bozukluk.
Aradaki farkla onu da konuşacağız. Ve benimki sadece kilomla ilgili değil. Yani ben bedenimin her detayını kusurlu görebilme kapasitesine sahip bir insanım. Çok garip, ben bunları anlatırken çok zorlanacağımı düşünüyordum. Belki 2-3 kilo verdim bu ara falan o yüzden zorlanmıyorum, bilmiyorum. Her şey etkili olabilir ama... Sizi açtıkça rahatladığımı bildiğimden de belki konuşuyorum. Bir de gerçekten dışarıda gördüğünüz güzel fizikli, sizin idealize ettiğiniz kadınların da Body Dysmorphist olduğunu bilin. Ben bunları bildikten sonra da bunu çok rahat konuşmaya başladım. Çünkü Body Dysmorphinin sadece kiloyla şu anlamda alakası yok. Her kilolu insanda Body Dysmorph yok. Her zayıf insanda bu konuda rahat değil.
Belki, BMA'ya göre 31'in üzerinde olan bir insan... ...kendini çok daha fazla beğeniyor olabilir. Benden ki beğeniyordur. Onun da bir ideali vardır. O da 26-27 BMA yapmak istiyordur. Ama bu yüzden yapmıyor diye kendini soyutlamıyordur, deprese olmuyordur. Kendine ilişkilerden alıkoymuyordur ve daha barışıktır kendiyle. Bunlar mümkün. Bunun sayıyla alakası yok. Bu bizim beynimizle ilgili. Hatta her şeyin ilişkilerde de, her şeyin dış görünüşle ilgili olmadığını... ...koşulsuz sevgiyi tatmıştır o insan. Ben tatmadım.
Ne oluyor biliyor musunuz? 2-3 kilo alayım. 4 kilo hadi alayım. Ben arkadaşımın evinde mesela bir anda böyle kıyafet giymişim ya da bir restoranda bir anda böyle bakıyorum aynaya ya da duştan çıktığımda falan bir hastalık var arkadaşlar. Adını söylemeyeceğim o hastalığın. O hastalıkta yanlardan böyle
bir şeyler tamam sarkıyor ama o sarkan şey yağ değil ben kendimi öyle görüyorum yani 3-4 kilo aldığımda sanki ben yürürken dünya sallanıyor bende öyle bir fazlalık var ki etlerim sarkıyor böyle bakıyorum bocaklarıma sonra bakıyorum bileğime tamam mı terepte de biliyorum ya diyorum bakıyorum bileğime ince bileğim bakıyorum tartıya öyle bir kilo yok bakıyorum bir yemeğim öyle bir şey yok bakıyorum eski kıyafetlerim diyorum maksimum azcık daralıyor yani diyorum ki Tuba hayır sen dünyayı sallandırmıyorsun sen bu dünyanın eksilini değiştirmiyorsun Ama ben yürürken hissettiğim güm güm güm böyle bir yerlerin böyle fışkırıyormuş gibi hissediyorum. Anlatabiliyor muyum? Ve aynada gördüğümde gerçeğin öyle olmadığını başkası bana söylese de eksternal validasyonla yani dış doğrulamayla dış gerçekte ikna olamıyorum. Hayır diyorum, onlar beni... Onlar göremiyor, onlar anlamıyor, onlar zaten... Mesela o kişi kiloluysa, mesela diyelim ki hani kilolu derken, annem gibi yani hani takıntılı olmayan, kilosuyla o anlamda barışık olan falan filan, hani evet sağlıklı bir insan ama benim gibi takıntılı değil o anlamda, kilosu anlamda söylüyorum. Neyse, o dediğinde diyorum ki hayır zaten o kendisinde de böyle takıntıları yok, o yüzden anlamıyor benim anladığım şeyi falan, ikna olmuyorum yani.
Yıllardır terapiye gidiyorum ve terapide de konuştuğumuz konulardan bir tanesi bu. Ve ben bunun sebeplerini biliyorum. Size de anlatacağım neden bu oluyor. Ve farkındayım da, yani şunun farkındayım. Aynada öyle gördüğünde diyorum ki Tuba bu gerçek değil. Senin beynin sana ilüzyon yapıyor şu anda. Sen gerçekten dünyayı salandırmıyorsun. İşte şu değilsin, bu değilsin.
Ama farkındalık eşit değildir ki iyileşme. Farkındalık eşit değildir ki çözüm. Her zaman böyle olmuyor. Günün sonunda ben, beynimin yaptığı bu vizyon yüzünden, gerçekleri bilsem de gerçek hangi gerçek o ayrı tabii. Ne yapıyorum arkadaşlar? İlişkilerden kaçıyorum. Ne yapıyorum? Romantik ilişkilerden kaçıyorum. Görüşmüyorum kimseyle.
Şu 4 kiloyu vereyim, şunu yapayım, o zaman dışarı çıkacağım. Şu 4 kiloyu vereyim, o zaman bununla görüşeceğim. Şunu yapayım, o zaman kendimi seveceğim. O zaman kıyafet alacağım. Kıyafetten hiçbir şey yapmıyorum. Yani yaşamdan soğuyorum. Niye? O 4 kilo yüzünden. Ben önceden, yani şu an bu kilodan bahsediyorum. Kilo değil de başka takıntılarım da var. Ben bir yere şey diyordum, şu ameliyat olayım o zaman. Vallahi yapacak bir şey yok. Böyle. Yani bakıyor bana karşımdaki. Nasıl yani? Öyle.
Ne oluyor biliyor musunuz? O aldığım kilolar ya da işte o anki taktığım şey yüzünden depresyona giriyorum. Sonra depresyona girdiğimde daha büyük bir iradeyle o kiloyu veriyorum. Ama o zaman da nasıl bir kısır döngüye giriyorum. Kendini gerçekleşen kehanet oluyor, gerçekleştiren. Eğer diyorum bende bu bodysmorfik olmasa hayatım bambaşka olurdu. Yani bodysmorfik olmasa kilolu olurdum.
O yüzden bodysmorphin olmasa bana sığınıyorum. Anlamıyorsunuz? Bırakamıyorum. Direnç gösteriyorum. Bırakamıyorum. Çünkü niye? Kafamda bir korku var. O korku ne? Olmak istemediğim korku. İşte 3-5 kilo alma, 10 kilo alma. Daha da fazlası hatta yani. Öyle bir korku. O korku yüzünden hastalığıma sarılıyorum. Bırakmıyorum. Ama anlıyorum. Sen gitme. Yoksa ben bu kadar iradeli olamam.
kurtulmaya karşı direnç göstermiş oluyorum. Ama günün sonunda zaten yani hani keşke şu olduğum bedenin değerini bilsem, onun hazzını yaşasam, hayat çok daha güzel olacak. Çok daha. Çünkü bir de bedenleriyle barışık insanlara baktığınızda onların enerjisi ne kadar güzel değil mi? Ben sadece o kiloları verdiğimde bedenimle barışık olabiliyorum. O zaman o enerjiyi yayıyorum. 2-3 kilo, 4 kilo neyse aldığımda da, hadi 5 olsun, O mutsuzluk, o belinle barışık olmama obada yansıyor. O yansıyınca da yine kötü gözüküyorsun. O zaman yine kendini gerçekleştiriyor bu kehanet. Ama kötü gözükmemin sebebi aldığım kilolar değil, benim ona yüklediğim anlam.
Şimdi gelelim, body dysmorphic ile body dysmorphic disorder, yani beden dysmorphisi ile bunun bozukluğu arasındaki fark. Şimdi, eğer sizde bir bozukluk varsa yani, bu beden dysmorphic bozukluktan bahsediyorsak, disordersa, BDD, bu obsesif komplesif spektrumda olan bir bozukluk, tamam mı? Ne oluyor? Beyin bedensel görüntüyü yanlış işliyor. Hep diyorum yani, unsingulat cortex, unsingulat cortex, bu nörobiyolojisi. Ne oluyor? Bu unsingulat cortex ve görsel işleme merkezlerinde detaya aşırı odaklanma oluyor, tamam mı? Ve biz küçük bir pürüzü, devasa bir kusur gibi algılayabiliyoruz bu yüzden. Kısır döngü de şöyle işliyor. Kusuru görüyorsun, bundan rahatsız oluyorsun, utanıyorsun, abartıyorsun. Ne oluyor? Sonra ilişkiden ve sosyalleşmeden kaçıyorsun. Sonra depresi pissin artıyor haliyle. Ve sonra ne oluyor? Tekrar kontrol etmeye işte neyse o artık. Küle vermeye, gizlemeye, kompanse etmeye yani telafi etmeye bir şekilde işte benim bahsettiğim o ameliyattır, odur, budur. Neyse işte o artık. Ve geçici bir rahatlama geliyor. Sonra tekrar başka bir kusur görüyorsun ya da tekrar aynı kusura düşüyorsun. Tamam mı? Burada da farkındalık tek başına yetemiyor bazen. Çünkü niye? Beynimizin algı mekanizması zaten bozulmuş.
O yüzden bunun tedavisinde de gerçekten hani ben tedavi olamadığım için henüz bu konuda ama bir fikrim var. Tedavi olma ile ilgili benim yolumla ilgili fikrim var ama olamadım henüz. Olsam bunları böyle anlatamam. Hissediyorum, anlıyor musunuz? Burada hem işte terapi, işte ayna egzersizi, o bu, davranışı bırakma, düşüncelerini çarpıtma, maruz bırakma kendini falan, korkularınla yüzleşme, ya da kaçmama. İşte ben iki haftada bir kilomu tartılıyorum mesela. Önceden hiç tartılmıyordum, hiç kaçıyordum bundan. Ama iki haftada bir tartılmaya başladım.
Bazen de ilaç desteği gerekebiliyor. Tamam mı? Bunu psikiyatrisiniz söyler, ben değil. Yani evet, burada sürekli kendi algımızı suçluyorum ama... ...herkesin de bildiği, hep de konuştuğu... ...yani hele konu kadın bedeni olduğunda... ...bizim inceliğimiz, sıkılığımız, kusursuzluğumuz... ...güç ve irade göstergesi gibi ama söyledim ya... ...bir insan kendi bedeniyle ilgili irade sahibi diye... ...zayıf ve kusursuz gözüküyor diye de kusursuz, anladınız? Başka hayatın diğer alanlarında iradeli demek değil ki. Ya da kilolu insanlar, hani büyüyamaya göre şişman insanlar insanların tanınladığı...
Bunlar iradesiz değil. Sadece yemek konusunda iradesini sağlayamadı ya da hastalık, sağlıklı bir şey var. Fakat bu değil ki bu insanlar başarısız insana. Hayatın birçok alanında bana göre başarılı olabilir, sana göre başarılı, ona göre başarılı olabilir. Ama yemek konusunda sadece öyle. Yine splitting yani bir şeyi genellemek, her şeye adil etmek, atif etmek, neyse işte onu yapmamamız gerekiyor. Öyle bir algı yok.
Şimdi şöyle bir dil var artık. Yeme bozuklukları çok fazlalaştı gibi algılıyoruz. Hani hem sosyal medya, işte zamanında Victoria's Secret falan. Bir de body dysmorphia çok fazla kullanılıyor. Overused bir terim oldu. Herkes de bende body dysmorphia var, bende body dysmorphia var. Şimdi bir insanın kilolarını vermek istemesi body dysmorphia değil. Yani kilolarını vermek... Zaten fazla kiloluysan ve vermek istemiyorsan, sağlıksal olarak bu kötü psikolojiyi geçtim. Ama ne zaman body dysmorphia'mız var veya ne zaman body dysmorphic bozukluğumuz var, bunlar ayrı konular.
Şimdi, aynada gördüğün ne? Gerçekten güvendiği insanların söylediği çok mu farklı? Tek başına bu yetmez tabii ki ama bu hep bana böyle. Saçmalama, sen şöylesin. Ya da mesela, insanlar bazen gördüğünde beni diyor ki... ..."Aa, sosyal medyada şöyle böyle gıdılıp gıdılıp gözüküyordun gerçek hayatta." Ya bu da aslında iyi bir yorum yani, buraya takılmıyorum çok. Gerçek hayatta daha diyor, çıtı pıtıymışsın falan filan. Ben de, hee, diyorum. Sonra geliyorum, sosyal medyada video yüklerken... Siliyorum videolarımı diyorum ki bak demek ki kötü çıkıyorsun burada kilolu çıkıyorsun falan filan diyeyim. Böyle etkileyebilir ama onlar daha ne desin iyi niyetle söylüyor bunu. Ya da mesela gününüzün çok büyük bir kısmını bedeninizi ve kusurlarınızı düşünerek geçiriyor musunuz? Evde benim gibi uzun kollu tişörtler giyiyor musunuz?
Çünkü gördüğüm an gözüm takılıyor arkadaş. Gözüm takılıyor şuramda da. Damarlarıma falan bakıyorum, inceliyorum. Hangi damarım? O yüzden ne yapıyorum? İncecik, böyle daha her tarafımı örtecek şeyler giyiyorum ki... ...gözüm ona şey yapmasın, oynamayayım bir yerlerimi. Yerimi takıntı elde etmeyeyim, tamam mı kendime? En önemli bir şey, kaçınma darbalışlarınız var mı? Yani sosyal ilişkilerden, flörtten, dışarı çıkmaktan bu yüzden kaçıyor musunuz? Bu takıntılarınız işlevselliğinizi bozuyor mu? İş, okul, sosyal hayat etkileniyor mu?
Küçük bir kilo farkı ya da herhangi bir görünüm değişikliği ya da dış görünüşteki farklılık sizi depresyona sokuyor mu? Şimdi depresyona sokuyorum derken deprese ediyor mu diyelim, üzüyor mu diyelim? Çünkü depresyona girdiniz mi girmediniz mi bunu psikiyatrist bilir. Bunlar varsa da yoksa da bunlara verdiğiniz cevaplar sizin tanı koymanıza yeterli değil. Bunun psikiyatrist tanısını koyması gerekiyor. Sakın kendinize tanı koymayın. Fakat ben bedenimle bu anlamda kusurlarımla sıkıntı yaşıyorum diyebilirsiniz tabii ki.
Şimdi gelelim body dysmorfisiyle, beden dysmorfisiyle yeme bozukluklarının ilişkisine. Şimdi dedik ya, her zaman body dysmorphic disorder yeme bozukluğuyla ilişkili değil. Ama aralarında yüksek oranda ne var bir tanem? Comorbidite, yani birliktelik. BDD'li kişilerin yaklaşık %25-40'ında yeme bozukluğu var. Ne bunlar? Anoreksiya, bulimia ya da işte binge eating disorder.
Bu arada bende eskiden binge eating disorder yani tıkanıncasına yemek yeme bozukluğu vardı. Ama artık yok artık ne var? Binge eating var. Ne farkı var bunun? Şu farkı var bir tanem. Yeme bozukluklarına ayrı bölüm yapmam gerekiyor sanırım ama şöyle bir şey söyleyeyim. Hani ara sıra kontrolsüz şekilde çok yemek yeme epizodunuz varsa evet bu binge eating. Yani tıkanıncasına yemek yemek. Ama bu tek başına asla bir hastalık sayılmıyor. Asla demeyeyim bir şeye bak. Neyse.
Stresli bir gün geçirdiniz, geldiniz çok fazla abur cubur yediniz. Ne yapalım? Bunu çoğu insan birkaç kere deneyimleyebiliyor hayatında. Bazıları daha fazla. Ama DSM-5'te yeme bozukluğu olarak tanımlanan Binge Eating Disorder, yani karıncasına yemek yeme bozukluğunda tekrarlayan binge atakları, işte bunun bir kriteri var, ya da
...bu ataklar sırasında kontrol kaybı hissedilmesi... ...ya da işte normalden çok daha hızlı yemek o sırada... ...fiziksel olarak rahatsız olana kadar yemek... ...yalnızken yemek hani utanma yüzünden... ...ya da sonrasında yoğun suçluluk, utanç, depresyon hissetmek... ...ve bu durumun sosyal ve ruhsal yaşamını bozması falan filan, tamam mı? Yani binge eating, tıkanıcısına yemek yemek, davranış biçimi ara sıra olabilir ve tanı koydurmaz. Ama bu düzenli, tekrar eden kontrol kaybı, suçluluk ve işlev kaybı olduğunda o zaman yeme bozukluğu tanısına değerlendirilebilir psikiyatris tarafından. Yani evet, yeme bozukluğu beden dismorfisine eşlik edebiliyor ama ne diyoruz? Her beden dismorfisinde yeme bozukluğu olacak diye bir şey yok. Ne olabilir mesela odak noktası? Cilt, saç, burun, beden simetrisi gibi bedenin diğer parçaları da
...odak noktası olup, kusurlar daha fazla, abartılı şekilde görülebilir. Ve burada da yeme bozukluğu hiç olmayabilir. Şimdi ben kendimi suçluyorum, diyorum ya işte beynim şöyle bir algı yaratıyor falan filan... ...ama bir de toplumun, görüştüğümüz insanların, ilişkilerimizin de bize yarattığı... ...yaptığı, üzerimize yüklediği bir beden algısından ötürü oluşan şeyler var.
Sosyal medyayı falan artık anlatmıyorum. Bunu kaç kere konuştuk işte. Modern kültürdeki güzellik algısı, bedeneştir, kilo ya da kusursuz olma zorunluluğu falan bunları biliyoruz. Ben size başka bir şeyler söyleyeyim kendimle ilgili. Evet, ben mesela liseye, devlete gittim. Üniversiteye, devlete gittim. Ama hastane ya da okul haricindeki, çevremdeki insanlar hep zayıf. Bazıları anoreksik, bazıları bulimik. Yani yanında kusuyordu. Ya da bazıları da takıntılı insanlardı bu anlamda. Ve ben o zamanlar zayıftım zaten.
Yani hani bu kadar da takıntım yoktu. Belki yeme bozukluğum vardı bir yerde ama yani beden dismorfim yoktu. Zayıf olduğumun falan farkındaydım. Aynadaki görüntüm bana ilüzyon yaratmıyordu tamam mı? Ama sonra hem o çevremdeki insanlar çünkü ben şu anda da spora gidiyorum. Mesela spora herkes, tüm kadınlar zapsayıf abi. Ve hepsi yani böyle şey gibiler. Belki gittiğim yerlerimi değiştirmem gerekiyor acaba.
Ya da çevremdeki insanlar mesela şu an daha farklı. Takıntılı... Kendim gibi insanlarla çok görüşmüyorum. Zaten ben takıntılıyım. Birbirimizin takıntılarını mı besleyelim bu anlamda? Kendim yanımda daha rahat hissettiğim, eleştirilmeden durabildiğim insanlarla görüşüyorum. Özellikle ilişkiler arkadaşlar. Ben zayıf olduğumda, istediğim türde olduğumda başka sebepler yüzünden ilişkilerim sırasında ne yorumlara maruz kaldım,
mememe, orama, burama, her yerime. Ve bu insan zamanında seni sevdiğini söylüyor ve günün birinde ayrılmak istediğinde senin orana burana yorum yapıyor. Ve bu, o yaşlarda beni o kadar etkiledi ki... Zaten böyle bir yatkınlığım var, zaten geçmişimde yeme bozukluğu var. Belki de sırf bu yüzden yapıyor zaten. Başka birine söylese hiç bunları takmaz. Ve bunlar da olan durumu perçinledi. Bu konuda ne yapabiliriz de geçmeden önce şunu söyleyeceğim. Body dysmorphi dediğimiz şey, daha halk arasında kullandığımız... Body dysmorphi halk arasında.
İşte beden dismorfisi. Bedenle ilgili takıntılı algıyı ifade eden genel bir terim. Tamam, TikTok'ta da kullanılan falan. Hani, kendini beğenmeme, küçük kusurlarına abartma. Fakat bu bozukluk olduğunda ne oluyor? Psikiyatrik bir tanı oluyor. Neye göre bu tanı alınıyor? DSM-5 kriterlerine göre. İşte burada neler devreye giriyor? Günde bu düşüncelere ayırdığın süre, bunun bir belirli saati var. Ya da ciddi kaygı oluşturuyor mu, kaçınma yaratıyor mu, işlevselliği bozuyor mu falan.
Ve ufak tefek bu body dysmorphic anları, yani kusurlarımızı daha fazla gördüğümüz, kendimizi beğenmediğimiz, hepimizde olabilir. Mesela ne zaman rüteal fazla. Yani regiden önceki. Regde olmadan hepimiz şişiyoruz, beğenmiyoruz kendimizi falan filan. Olduğundan da kötü görebiliyoruz. Dışarıdan algılanmayan. Bunlar normal. O yüzden kendimize hemen tanı koymayalım. Tamam mı bir tanem?
Şimdi diyeceksiniz ki abla sen daha düzeltememişsin gelip bize bunu mu söylüyorsun falan. Arkadaşlar bir nefroloğun böbrekleri ile ilgili sıkıntısı olabilir. Bu size bu konuda bilgi vermesini engellemez. Ben de bunu hala yaşasam da anlatmak istiyorum. Çünkü deniyorum ben de bunları deniyorum. Bazıları iyi geldi. Benim hala umudum var. Şimdi birincisi ayna ile ilişkiyi düzeltmek tamam mı? Bir de öyle bir şey var ki burada 2-3 kilo verdiğimde abi o kadar iyi hissediyorum ki ya da 4 kilo o, o kiloma geldiğimde de aşırı bir özgüven geliyor mesela. Hepinize oluyor mu bu bilmiyorum. Çok çok iyi hissediyorum. Ya bu kadar abartacak ne var? Daha altı üstü 3 kilo yok ama ben orada onu öyle büyük görüyorum ki o değişimi.
Şimdi, aynaya aşırı bakma, sürekli aynaya bakma, sürekli kendini inceleme, sürekli kontrol. Bunlar maalesef ki beden dismorfimizi etkiliyor, besliyor. Ama bununla beraber tamamen kaçınma hareketi de... Yani ben diyorum ya, hiç önceden tartılmıyordum falan. Bu da besliyor. Bu da kaygıyı büyütüyor. O yüzden ne yapmak gerekiyor? Belli bir süre belirleyin kendinizi. Mesela aynaya bakmak için, tartılmak için. Ben işte iki haftada bir tartılıyorum. Sizde ne uygunsa onu yapın ama kaçmamamız gerekiyor, tamam mı?
Ayna karşısında mesela kısa kontrolü sürüyorlar. Diyelim ki cildinizle ilgili bir sıkıntınız var, akneniz var ve bu sizin gözünüze her şeymiş gibi gözüküyor. Hayata aknenin üzerinden bakıyorsunuz. Akneniz iki tane çıkınca hayat kötüleşiyor, bir tane azalınca hayat iyileşiyor falan. O zaman mesela diyelim ki ben bir dakika bakacağım bugün. Daha fazla bakmayın çünkü ben zamanlığında cildimle de çok oynardım. Böyle çekerdim yani skin picking. Neyse işte bunu yaptığımda aynaya daha fazla uzun baktınız hepiniz oluyor ya o anlar eline cımbız ve aynaya aldın ve aynaya baktın böyle görmüyorsun detay detay sıkıyorsun bir bakıyorsun suratıma ne yapmışım içine etmişim suratımın oluyor. O yüzden bunu yapmamak için görüntüye değil kendimize odaklanacağız falan becerebiliyorsanız. Ve sosyal kaçınmayı kırmak. Ben iki sene önce o en kilo aldığım zamanlarda depresyondan çıkmak için... ...kendime görevler veriyordum. Yani başta yürüyüş, yürüyüş çok çok iyi geliyor. İnsanların dışarı çıkmadığı saatlerde yürüyordum. Çünkü korkuyorum abi. Kilo aldım, dışarı çıkamıyorum. Nokta yani. Ama bu ne oluyor? Bizim depresi halimizi besliyor. O yüzden minik adımlar. Kendimiz için hep o videoyu koymuştum ya. Kendimiz için mini self şeyler. Neydi o? Unuttum şimdi.
bedenimizi gizlemeyen kıyafetlerle çıkabilmek mesela bunlara yeni bir deneyim kaydı açıyor beynimize bir de şu konuda emin değilim mesela ben kilo aldığımda yeni kıyafet alamam abi çünkü gidip o aynaya bakamam yani bir de o beden artıyor ya hani o bedende kıyafet almak falan Beni çok tetikliyor. Alışveriş merkezlerindeki, mağazadaki aynalar beni çok tetikliyor. Bu gerçekle yüzleşmek falan. Bir de inanmıyorum ki mesela, o kıyafet beden arttırmadıysam, abi nasıl oluyor? Bu demek ki bol. Demek ki bu bana şu an olmuyor falan. Yani hani hangisi gerçek bilmediğiniz için hangisi ilüzyon. Böyle full travmatik anılar oluyor benim için, deneyimler oluyor.
Bunun dışında gerçeklik kontrolü, gerçekten objektifliğine emin olduğunuz birkaç arkadaşınız varsa hayat size daha güzel olabilir. Çünkü beynimiz bize ilüzyon yapıyor ya, ben burada o ilüzyon olduğunda hep bileğime bakıyorum. Benim ilüzyon kırıcı güvendiğim şey bileğim. Yani bakıyorum, yani sonuçta çok fazla kilo almış olsam bileğim de kalınlaşır bir yerde yani. Ayaklarıma falan bakıyorum, şişmiş mi?
Yapmayın siz böyle şeyler. Ve bakıyorum yok yani olmamış. O zaman beynimin bana ilüzyon yaptığına inanmaya başlıyorum yani inşallah. Aşırıya kaçmadan güvenilir bir referans noktası oluşturmak için siz de kendinize bir şey bulabilirsiniz. Bu kendinizden başka biri olsa daha iyi olur. Bir arkadaş, güvendiğiniz birisi, anneniz babanız belki. Objektiflerse. Başka bir şey ne yapabiliriz mesela? Dikkat kaydırma ve beden dışı odak. Çünkü body dysmorphic disorderlı insanlarda zihin sürekli nasıl görünüyorum sorusuna saplanıyor. Nasıl görünüyorum nasıl? Sürekli sürekli. Bunu kırmak için günlük rutinimizde beden dışı anlam veren aktiviteler, mesela üretim, sanat, gönüllülük bunlar çok önemli. Benim değerim sadece bedenimden gelmiyor. Bunu anlamak lazım.
Geçen bunu bana biri, söyleyemiyorum, dedi ki, ne oldu Tuba Hanım, görmüş oldunuz değil mi? dedi. İnsanların ilişkileri sadece bedenler üzerinden kurulmuyor falan. Haklı. Onun dışında nörobiyolojik destek, işte düzenli spor, yürüyüş. Sadece görünüm için de değil ya. Ben geçen spora gittim ya, adam akıllı ilk kez böyle güzel spor yaptım. Her sporda endorfin salgılayamayız bir tanem. Gerçekten sınırlarımızı zorladığımızda endorfin salgılanmaya başlıyor. Oradan sonra ve aşırı iyi spor yaptım. Bana bir güç geldi, abi aylardır koşmuyorum, bir koştum.
uyku düzenimiz de önemli tamam mı? çünkü uykusuzluk algımızı direkt değiştiriyor yani bunu fark etmişsinizdir bir de uykusuz kaldığımdaki ertesi gün harbi çok çirkin oluyorsun yani ben öyle gözümün feri gidiyor cildim kötüleşiyor hem de algımız kayıyor her şeyi daha negatif görüyoruz o yüzden yürüyüş, düzenli spor ve uyku dedik tamam mı? bir de bakın ben bu kadar değil mi üzerine düşüyorum bu konuda ama aşamıyorum ya çünkü tekrar söylüyorum farkındalık iyileşme değil ben yanlış görüyorumu biliyor benim beynim anlıyorum onu Ama duygusal olarak bu ilizyona inanıyorum. Demiştik ya, korteksle limbik sistem birlikte çalışmıyor maalesef. Yani duygularımızı beynimizle kontrol edemiyoruz. Bu yüzden tek başına irade yetmiyor. Hem terapi, hem yüzleşme, pratik hayat stratejileri...
Aynayla yeniden ilişki kurmak. Sosyal kaçınmayı kıramaya çalışmak. Güvenilir gerçeklik kontrolü. Dikkati bedenden başka yerlere yöneltmek. Mindfulness belki geliyorsa size. Spor, uyku. Ama en önemlisi, ben bunu niye aşamıyorum cevabı. Mesela bendeki korku. Ne korkusu? Söyleyeceğim. Kilolu olma korkusu.
Ve bu korku gerçek değil. Ben prolu olmuyorum. Yani hani maksimum çıktığım bir kilo var ve o anlamda korktuğum kiloya gitmiyorum zaten. Ama bu gerçekle dayanmayan bir korku beni bedenimle takıntılı yapıyor. Öncelikle bu korkuma maruz kalıp bununla aslında yüzleşmem gerek. Tamam mı? Ve şunu bilmem gerekiyor. Ben bedenimle takıntılı olmasam da korktuğum şey olmayacağım. Tamam mı?
Çünkü niye? Zaten iradeliyim. Zaten o, zaten bu. Ama bende öyle bir yapışmışlık var ki bu hastalığa, bu sıkıntıya. Ben bundan vazgeçersem, ben sağlıklı olursam, beynim bana bunu yapmazsa iradem gider. Böyle bir inancım var. Yanlış bir inanç. Uçağa binmekten korkmak bile daha mantıklı belki.
Bu arada bahsettiğim bu dış doğrulama var ya, bu ne? External Validation diyoruz ya, External Validation. Beden Dysmorfik bozukluğa sahip insanlar da beynimizin kendi iç sinyali güvenilmez oluyor değil mi? Ama dışarıdan gelen güvenilir sinyal bizim algımızı yeniden kalibre edebilir, düzenleyebilir. Peki bu nasıl olur? Ben buna ne çare buldum arkadaşlar? Bu benim bulduğum yeni çare. Şöyle bir inancım var. Ben eğer gerçekten kusurlarımla da... Kendi gördüğüm kusurlarımla ya da topluma göre olan kusur fark etmez. Bunların hepsiyle beraber koşulsuz sevilirsem... Arkadaş sevgisi bir yere kadar bahsettiğim şey gönül ilişkisi, romantik sevgi, tamam mı? Gerçekten bunu hissedersem eğer...
Yani ben kusurlarım var dediğimde karşımdaki kişi tam da bunlarla güzelsin dediğimde ve ben bunu gerçekten hissettiğimde ne oluyor biliyor musunuz? Aynı nöron düzeltmesi oluyor. Ve ben inanıyorum ki böyle bir sevgi içerisinde olursam günün birinde kendi bedenimi çok daha fazla seveceğim, kusurlarımı da sevmeyi öğreneceğim. Çünkü hiç olmadım. Benim ilişkilerim toksikti genel olarak zaten. Beş yıldır ilişkim yok biliyorsunuz ve o toksik ilişkilerin hepsinin en sonunda bedenimle
Bunu yaşadım. Kusur olmayan şeyler bile bana... Ben hayatımda ilk kez memelerimle ilgili mesela... ...bir ilişkimde bu sıkıntıyı yaşadım. Hiç böyle bir sıkıntım yok. Dedim ama öyle mi ya cidden falan. Ya soruyorum arkadaşlarıma ona buna falan. Yok diyor saçmalama. Öyle bir inancım yok da öyle bir inancım. Mesela o ilişkide oldu böyle bir şey. Ama burada da şöyle bir sıkıntı var. Eğer sadece dışarıdan onayla iyi hissedersek... ...bu da bizi bağımlı kılabilir o onaya. O yüzden uzun vadelik hedefimle... Dışarıdan doğrulama olmadan da kendimi böyle kabul edebilmek. Ama ne yapayım? Ben de insanın gibi beceremiyorum. O yüzden önce dışarıdaki onayla gerçekten koşulsuz sevildiğimle bunu inandıracağım. Sonra nöronlarıma bu yeni nöroplastiste ile snapslarıma da bunu inandıracağım. Tamam mı? Ve beden üzerinden değer görmemeyi anlayacağım. Yani bence bir tane Body Dysmorphia'nın en güçlü deneyimi veren bir tanesi koşulsuz sevgi.
Çünkü insan sevildiğini hissettiğinde beyin limbik sistemi, özellikle amigdala diyor ki, korkuyu azaltıyor, amigdala korku bölgesi ya, dopamin ve oksijen salgılıyor. Bu hormonlar da bu oksijen özellikle bizi güvende hissettiriyor. Güvende olduğunda da beyin kusura algısını tehdit gibi işlemiyor. Anlatabildim değil mi?
Aynı nöronlar dedim ya, o da beynimizdeki aynı nöronlar var ya, hep bunu konuşuyoruz. O karşıdakinin sana dair duygusunu hissedip kendi içinde yankılıyorsun. Yani biri sana şefkatle baktığında senin beynin de sana şefkat sinyali aktive ediyor. Ve bu da kendi eleştiren iç sesini bir süreliğinde olsa susturuyor. Ama ben neden kendi kendime bunu kabul edebilirim? Çünkü benim iç sesim daha güçlü.
Çocukluktan beri oluşturulmuş bir iç sesin var. Eleştirel yani. Bu bir süperego bir düşünün. Benim de bu çok baskın. Bu yüzden kendi kendime bir baktığımda, ben güzelim ya da şöyleyim böyleyim dediğinde bile bana iç sesim, hayır yeterli değilsin, hayır böylesin, hayır şöylesin, şunu yap falan. Yani bu bağımlılık döngüsüne dönüşebiliyor. Yıllarca dışarıdan onayla rahatladığın için... Beynim bu yolu öğrenmiş. Yani beynim benim böyle. Yani gün sonunda dışarıdan gelen sevgiyi, koşulsuz sevgiyi bir köprü olarak kullanmak. Sonra da bu köprüyü içeri taşımak. Ne anlamak buradan? Ben kusura bakma sevilebiliyorum. O zaman kendi gözümle de sevilebilir olabilirim.
Uzun bir bölüm oldu. Ama o kadar çok konuşmak istediğim şey varmış ki. Teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için. Çünkü öylesine duvara konuşmak da tabii ki bir değil. Konuşuyorum, siz bana cevap veriyorsunuz. Beraber birbirimize iyi geliyoruz. Bunun benim için anlamı çok büyük. Ve ben diyorum ya, bununla baş ediyorsanız ve bunu çözemediyseniz hiç kötü hissetmeyin kendinizi. Yıllardır bununla uğraşıyorum. Kaç yıl? 15 yıl. 5 yıl özellikle çok daha fazla uğraşıyorum.
Hala çözemedim ama diyorum bir umudum var ve günün sonunda koşulsuz sevgiyi bulduğumda düzelecek mi, düzelmeyecek mi? İnşallah bulurum o ayrı. Size bunu söyleyeceğim. O güne kadar da ne yapayım zayıflamaya ve kendim kusursuz olmaya? Yok yok. İnşallah düzeleceğiz.
seviyorum. Body dysmorphinize de seviyorum. Kusurlarınızı da seviyorum. Bir tek kendimi sevmiyorum. Bakın ben çevremdekilere, arkadaşlarıma, sevdiğim insanlara falan hele kendi ilişkilerimde, çocuğun boyu mu kısa, orası mı öyle, bana hoşuma geliyor. Kusurları, pislikleri yani onun kendini kötü hissettiği her şey benim hoşuma... Bu da mı soru? Hayır, hoşuma gidiyor yani hani böyle seviyorum, onun orasını seviyorum.
Ama kendime gelince öyle olmuyor. Arkadaşlarımda da öyle. Hani öyle düşünebilirsiniz, bu body dysmorfia'ya sahip insanlar, takıntı insanlar, çevre sineklere baskın yapıyor. Hayır, öyle bir şey yok. Ben hiç takmam mesela dış görünüşe. Tüm eski serilerim çirkin. Hepsi, bir tanesi hariç. Amerika'da olan bir tanesi. Hepsi çirkin abi. Umurumda değil ki. Belki de kendi takıntılarımdan ötürü yakışıklılarla olmuyor olabilir. Neyse, I love you, muah!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.