Podcast

Hakikaten Onun Arabası Gelecekte De Var Olacak Mı?

Hakikaten

11 ay önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Günümüzde artık araç kullanıcıları araç sahipleri ve araç hizmeti alanlar olarak ikiye ayrılıyor. Avrupa’da hafta içi en az bir kere kişisel aracını kullananların oranı %80. Amerika’da da bu oran Avrupa ile paralel. Kişisel aracını kullananların %23’ü ulaşım şeklini değiştirmeyi düşünüyor. Burada ekonomik etkenler ve çevre faktörü geleneksel bireysel sahiplik modelinden paylaşımlı kullanım modeline geçişi hızlandırıyor. Yani artık bir arabanın tek sahibi değil, onlarca kullanıcısı olması söz konusu. Kişisel aracını kullanmakta ısrarcı olan bireylerde ise hareket özgürlüğünü koruma ve yaşanılan bölgede toplu taşıma altyapısı olmaması öne çıkıyor.



Türkiye özelinde ise her 5 kişiden 1'i önümüzdeki 6 ay içinde araç alımı ya da değişimi planlıyor. Satın alma kararlarında çevresel faktörler mi yoksa maddi nedenler mi öncelikli sorusu, bu dönüşümün yönünü belirleyecek kritik bir nokta olarak öne çıkıyor.



Hakikaten’in bu bölümünde Sidar Gedik, konukları Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Bozkurt ve Ipsos Türkiye Müşteri Deneyimi Birimi Ülke Lideri Ahmet Bütüner ile araç sahipliğinin ne yöne evrileceğini ve araç sektörünü nelerin beklediğini mobilite başlığı altında tartışıyor.

Bölüm Transkripti

5.379 kelime · ~27 dk okuma

Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Siler Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.

Merhabalar, Hakikat Ötesi Çağ'da gündemimize aldığımız konuları İpsos verilerinin ışığında tartıştığımız podcast serimiz Hakikatenin bir başka bölümünde tekrar beraberiz. Her bölümümüzde bir İpsos yöneticisi ve o bölümdeki konunun uzmanı, değerli bir konuğumuz oluyor bizimle birlikte. Bugünkü konuklarım İpsos'tan, İpsos'un müşteri deneyimi bölümünün ülke lideri Ahmet Bütüner. Hoş geldin Ahmet. Merhaba, hoşbulduk. Ve Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği, ODMD'nin yönetim kurulu başkanı Ali Haydar Bozkurt. Ali Bey aynı zamanda Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış AŞ CEO'su. Hoşgeldiniz Ali Bey. Hoşbulduk. Bugünkü...

Konumuz, bireylerin araç sahipliğine, bu araç sahipliğine yaklaşımlarındaki değişimleri ve ulaşım yöntemlerindeki, tercihlerindeki değişimlere dair bir sohbet. Bu yüzden de bölüm başlı olarak Mustafa Sandal'ın meşhur şarkısı ''Onun Arabası Var'' şarkısına atfen ''Onun arabası gelecekte de var olacak mı hakikaten?'' dedik. Hakikaten sorumuz böyle.

Transkriptin tamamını oku

Ama sohbete girmeden önce derneğin de isminde yer alan mobilite kelimesinin hem derneğin ismine nasıl eklendiğini, bunun öyküsünü ben sormak istiyorum Ali Bey'e ve bu vesileyle aslında dinleyiciler için mobilite nedir sorusunun yanıntını da zaten almış oluruz diye düşünüyorum. Mobilite ile başlamak bence de iyi bir çıkış noktası olacaktır. Çünkü bugün artık otomotivi konuşurken tek başına otomotivi ya da otomobil konuşmak yeterli olmuyor bizim sektörümüz açısından da. Çünkü artık iş mobiliteye dönüştü bile. Neyi kastediyorum? Artık hani klasik anlamda bir taşıt aracına sahip olmak, kişisel kullanım ya da ticari anlamda kullanım amacının tamamını kapsayacak şekilde konuşuyorum.

Bir dönüşüm, bir devreme doğru ilerliyor. Bundan 100 yıl önce içten yanmalı motorlar devreye girdi. Bir devrim olmuştu aslında bakınca otomobil dünyasında, otomotiv dünyasında. Bugün baktığımızda birçok devrimi iç içe yaşıyoruz. Birincisi otomobilin, ürünün teknoloji değişmeye başladı biliyorsunuz.

Bir süreç yaşıyoruz yani tarih. Hidrojeni gerçekten konuşuyor musunuz? Konuşuyoruz. Hatta bu ürünler var. Biliyorsunuz yani bazı markaların 6-7 yıldır aslında belli ülkelerde pilot kullanılan. Mesela Toyota'nın Mirai diye bir otomobili var. Avrupa'da da 5-6 ülkede yıllardır pilot olarak kullanılıyor. Kullanılıyor. Tabii ki hidrojen çok geniş bir başlık. Tartışmaya girsek hani bu yayının tamamını kapsar zorlukları var. Özellikle de küçük araçlarda, otomobillerde. Daha çok herhalde gelecekte onu ağır vasıta araçlarda göreceğiz gibi hissediyoruz. Ama kullanılıyor. Evet kullanılıyor. Baktığınızda hidrojen de aslında sonunda elektrikli bir otomobil. Yani hidrojeni yakarak elektrik üretip hareketi sağladığı için. Şimdi bir yandan ürünün teknolojisi dönüşüyor demiştik. Bundan artık mobilite kavramı da dönüşüyor. Yani bizim alıştığımız klasik anlamdaki bir otomobilin olacak bir yerden bir yere gitmek için anlayışından.

yeni gelen jenerasyonlarda baktığınızda bir otomobile sahip olmaktan ziyade öncelikli olarak mobiliteye sahip olmak hedefleniyor. Yani bu mobilite kavramı çok geniş. İşte toplu taşıma araçlarından tutun, işte skuterlardan... Evet, evet. Bunlarla alakalı elimizde de zaten veri de var. Aslında birazdan paylaşacağız. Bir şeyi merak ediyorum ama mesela biz mobiliteyi Türkçe'ye çevirmek istesek tam olarak, hareketli olma kabiliyeti mi olarak çevireceğiz, nasıl çevireceğiz? Yani birebir evet belki hareket özgürlüğü diye belki çevirmek mümkün. Çünkü aslında mobilite kavramında bugün biliyorsunuz işte insanların A noktasından B noktasında taşınmasını konuşuyoruz. Ürünlerin konuşuyoruz ama artık datanın da konuşuyoruz. Datayı da biliyorsunuz transfer ediyoruz. Yeni teknolojilerde bu bağlantılar. Burada bütün mobilite ihtiyacını bir şemsiye altında anlatmak üzere zaten bu mobilite kavramı konuşulmaya başlandı. Şimdi biz az önce söyledim yani bir otomobil satın almakla yola çıkardık.

110 bin ihtiyacımızı giderirdi. Oysa baktığımız zaman önümüzdeki belki 10 ila 20 yıllık süreçteki beklenti artık firmalar biliyorsunuz mesela yine Toyota'dan örnek verelim. Toyota'dan başladık diye. Toyota dedi ki bundan yıllar önce biz artık bir otomotiv firması değil bir mobilite firması olacağız. Buradaki mesaj şuydu. Gelecekte insanların ihtiyaç duyduğu tüm mobiliteye hizmet verecek ürünler geliştireceğiz dediler.

Az önce başladığımız, işte scooter'tan tutun da işte yaşlıların hareket özgürlüğünü sağlayacak ya da hastaların hareket özgürlüğünü sağlayacak ekipmanlara kadar, mobilite ürünlerine kadar bunlar bugün artık dizayn ediliyor. Hareket özgürlüğü buradaki kilit kelime aslında. Kilit kelime bu. Tabi mobilite işi neden dönüşüyor otomotivden mobiliteye? Şimdi bu büyük firmalar gelecekte bizim

Para yatırım yapıyorlar. Hani şöyle bir dünya hayal edeyim. Bundan x yıl sonra diyelim. 10 yıl, 20 yıl diyoruz ama bilemiyoruz. Hani bu televizyon izlemek yerine bazı platformları takip ediyoruz. Üye oluyoruz falan ya. Düşünün ki bir mobilite sistemine üyesiniz. O mobilite sistemi size mobilite çözümleriyle çok geniş bir elpazede hizmet sunacağını vaat ediyor. Yani diyor ki işte yolda yürüyorsunuz işte bir yerden bir yere işte skutura binmeniz gerekti. O sistem size onu da sağlayacak. Orada indiniz vapura bineceksiniz. Bunu da sağlayacak. Orada işte 15 dakikalık bir araç kiralamak istiyorsunuz. Bulunduğunuz bölgedeki bir aracın kapılarını açıp binip onu 15 dakika kullanacaksınız. Ya da kişisel aracınızı işte değişik varyasyonlarla kiralayabileceksiniz. Mesela 2 yıllık bir süre içerisinde dediniz ki ben 6 ay şu modele binmek 6 istiyorum. ay bir diğerine 6 ay diye hani farklı farklı seçeneklerle sizi daha esnek seçeneklerle belki ileride işte sizin uçak yolculuklarını düzenleyecek, tren yolculuklarını. Yani bir platforma abone olduğunuzda artık mobilite ile ilgili çok fazla hani böyle bir otomobil alıp da yatırım yapmak değil, mobilite platformunun size sağladığı özgür ve esnek alanın tamamından faydalanacağınız bir yere gitmesi hayal ediliyor bugün. Tabi bu bugün söylediğimiz kadar hani bugünden yarına çok kolay, çok hızlı olacak bir dönüşüm değil tahmin ederseniz. Çok ciddi yatırımlar gerekiyor. Alışkanlıklarının buna göre evrilmesi gerekiyor. Genç jenerasyon geliyor. Onlar bu işe daha bize göre esnek bakıyorlar. Sanki oraya evrilmeyeyim. Tamam, tamam. Bununla ilgili aslında elimizde bazı bilgiler var. Onları paylaşayım ben.

Aslında çok sizinle benzer bir noktada zaten konuşmayı ilerletelim diye düşünüyorum. Çünkü biz bir sonraki sohbet başlığı olarak kendi açımızda şöyle bir şey düşünmüştük. Biz bundan sonrasında araç kullananları herhalde iki sınıfa ayırabiliriz. Birçok başka sınıflara da ayrılabilir de bir araç sahipleri olanlar, araç sahibi olmaya devam edecek olanlar, kendine ait bir şahsi aracı olmaya devam edecek olanlar en azından kısa vadede Bir de ulaşım hizmeti almayı tercih edecek olanlar. Mobilite hizmeti diyelim ona. Mobilite hizmeti almayı tercih edecek olanlar. Bununla alakalı İPSOS'un özellikle yurt dışında gerçekleştirdiği geniş kapsamlı çalışmalar var. Şimdi o kapsamdaki detayları, verileri Ahmet'ten rica edelim. Sonra sizin yorumlarınızı tekrar isteyeceğiz.

Şöyle, Sida Bey'in de dediği gibi aslında Avrupa'da 9 ülkede yapılmış bir araştırmamız var. 2025 Mobility Barometer adı altında. Orada yine ikiye ayırarak baktığımızda araç sahipleri olanlarla ilgili istatistiklere ve mobilite hizmeti alanlarla ilgili baktığımızda kişisel araç sahipliği hala %80'lerde. Bu hem Avrupa'da böyle hem de Amerika'da böyle. ancak gelecek yıllarda hala sahip olacağım diyenlerin oranında bir düşüş görüyoruz. Daha çok kullanacağım diyenlerde bir düşüş görüyoruz. Daha çok mobilitenin diğer taraflarına doğru kayacağını görüyoruz. Burada ikinci tarafta ne geliyor diye bakarsak ise öncelikle kişisel araçlarından sonra elektrikli bisikletin Avrupa'da özellikle yaygın olarak ikinci sırada geldiğini görüyoruz. Bunu araç sahipliği için söyleyebiliriz. Mobilite hizmetleri için baktığımızda ise hafta içi

En az bir kere toplu taşıma kullananların oranı %55 yine Avrupa'da. Bunu günde 1 saatten fazla kullanıyorum diyenlerin oranı ise %17'lerde seyrediyor. Dolayısıyla aslında Avrupa'nın yarısı da toplu taşımayı kullanıyor. Sizin yine sohbetin başında söylediğiniz gibi mobilite anlamında, skuterlar vs. bakıldığında ise aslında toplu taşımanın ilk ve son kilometreleriyle beraber entegre olan bir sonuç görüyoruz biz de çalışmalarımızda. Burada tabii gidişat da önemli. Bizim gördüğümüz kadarıyla kişisel aracın kullanımıyla alakalı trend düşmekte. Yani bu nederek geriliyor. Ama öte yandan mobilite servisi almakla ilgili yaklaşımında bir yükselme trendi içinde olduğunu görüyoruz zaten. Bu 9 ülkede yapılmış bir araştırma ve çok yeni bir araştırma. Yani araştırmada da hani Avrupa'da

Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Portekiz, İspanya, Avusturya, Çekya ve İsviçre. Yani daha çok batı ve merkez Avrupa'da yapılmış bir çalışma. Dolayısıyla bu trendi çok net bir şekilde görüyoruz. Bu özellikle de elektrikli bisikletle devam et biraz önce. Oradaki artış bir de gerçekten şarp gözüken o yani. Çok ciddi şekilde bir yükselme trendi söz konusu. Şimdi burada tabii hep konuştuğumuz şey, birçok şey birbirine çok bağlantılı aslında gelişiyor. Bir yeni jenerasyonların beklentileri farklılaşıyor. Mesela genç arkadaşlarımızla konuştuğumuzda hani bu 18-20 yaş bandındaki arkadaşlarımız da, diyelim ki İstanbul gibi bir şehirde yaşıyorsa, ileride kendine bir otomobil almayı düşünüyor musun dediğinde hiç önemsenmeyecek, çekimsenmeyecek oranda şunları duyuyoruz. Ya bir otomobile sahip olmak hani maddi olarak imkanlar el verse de

1,5 tonluk bir cihazı ben şimdi ne yapacağım, nereye bırakacağım, nereye park edeceğim gibi endişeler başlamış. Bunları gözlüyoruz. Buradan şuraya geleceğim. Yaşadığınız coğrafya ya da bulunduğunuz yaşadığınız şehir diyelim ya da bölge çok belirleyici. Şimdi mesela ben 30 sene önceye gidiyorum. Bakın 30 sene önce de Paris'e gittiğimde hiç yer üstünden gitmedim bir yere. Hep metro ile gittim.

O kadar hayatı kolaylaştırıyor ki. Örümcek Ağı gibi bir metro var. Deli olmak lazım çıkıp da taksiye ya da araçta trafikte bir yere ulaşmaya çalışmak için. 30 sene önceki trafiği düşünün. O zaman dahi direkt hemen metroyu kullanıyorduk. Bugün de öyle kullanıyoruz. Ama size bu oğlanı tanıyan bir metro sistemi var. Yani şehrin altında 14 hat var çalışan.

Artmadıysa öyle hatırlıyorum. Neredeyse her köşe başında inince birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşabileceğiniz mesafelerde metro durakları var. Şimdi yaşadığınız bölge size toplu taşımayı konuşalım. Sadece bırakın diğer mobilite çözümlerini. Kutlu taşıma olarak böyle connected, birbirine bağlantı mesafeleri kolaysa, yağmurda yaşta, soğuk havada da dahil olmak üzere bu imkanları sağladığı zaman bugün bizim jenerasyonumuz da aslında buna yönelim gösteriyor. Çünkü hayat kolaylaşıyor yani baktığınız zaman. Şimdi bu birinci kriter. Avrupa'da bu araştırmanın yapıldığı ülkelerdeki, bölgelerdeki, şehirlerdeki yaşam tarzına bakmak lazım. Altyapı bir kere buna uygun muya bakmak lazım. Tabii ki bizde Türkiye'ye geldiğimizde hala hani İstanbul'u bir tık ayrı koymak lazım ama İstanbul'un şöyle hemen dışına çıktığınızda hala bir prestij sembolü de bir otomobile sahip olmak baktığınızda herkes yetişirken çocukluğundan itibaren bir gün iyi bir işim olsun bir otomobilim olsun sonra bir ev alayım sonra bir yazlık ayıp sıralama böyle gider. Şimdi hala o prestij yerini de koruyor. İstanbul'u ayrı tutuyorum çünkü İstanbul'a başka bir şey yaşıyoruz bizde burada artık gerçekten insanların hani aracının prestijini filan

Gerçekten ikinci tarafı atmış durumda. Buna ulaşım olanak sağlandığı sürece bir kere diğer mobilite çözümleri, yeni ve hani devrim niteliğindeki mobilite çözümlerine gitmeden önce daha toplu taşımada ciddi bir aslında yönelim görülebilir diye düşünüyorum. Burada çok kısa istatistik verecek olursam aslında doğru yerde gelmiş olduk. Türkiye'de aslında 13 şehirde raylı ulaşım sistemi var ve en yaygın olanı da İstanbul'da. İstanbul'da günlük toplu taşımada 7 milyon kişi aktif olarak hareket ediyor toplu taşımalar üzerinden. İstanbul'u ayrı bir yere koymak lazım. Giderek metro ağı ve tramvay ağı artıyor. Onun dışında da aslında 81 ilimizin sadece 13'ünde bu tarz sistem var. Evet ama işte bazı illerde... Hani ben bir Adana'yı biliyorum. Adana örneği vereyim. Tek bir hat var. Yani şehrin bir ucundan diğerine geçen tek bir hat var. Orada herhangi bir durakta indiğiniz zaman diğer taraflara geçmek o bağlantı kullanmak çok kolay değil. Öyle olunca ne oluyor? İnsanlar toplu ulaşımın kolaylık sağlayacağına güven duymak istiyor. Yani o güven oluşmadığı zaman da hala insanlar ya ben kendi aracımı alırım yola çıkarım diye evden çıkıyor. Tabi bu 7 milyon insanın yüzde kaçı bir otomobile sahip olma şansı varken maddi olarak ya da bir otomobili varken tercih ediyor. Şimdi büyük bir çoğunluğa eminim ki o otomobile ulaşamadığı için toplu taşımayı kullanmak durumunda olan insanlar da var. Yani o istatistikleri okurken o aradaki farklara da bakmak lazım. Burada benim söylemek istediğim imkanı olmasına rağmen kişisel bir otomobile sahip olmak yerine bu tür toplu taşımadan hani en klasik yönteminden başlamak üzere farklı mobilite seçeneklerine inanılacak insanlar İnsanlara da bakmak var. lazım. Kalabalık şehirlerde bu oran çok daha hızlı artacaktır. İstanbul bu konuda çok hızlandı. Çünkü ihtiyaç da vardı. Bakıyorsunuz metrosuyla işte diğer bağlantılı şeyleriyle. Zaman zaman ben de çıkıyorum böyle. Araçsız çıkmayı çok seviyorum ben. O kadar güzel sistemler gelişti ki artık eskiden işte bir araca binerken bir yerden bir bilet ya da kart almanız gerekiyor. Artık onları da basitleştirmişler.

Kredi kartınızı okuttunuz mu geçiyorsunuz. Ne kadar akıllı bir şey yapmışlar. Hep söylüyorum. Hayatı kolaylaştıran çözüm bulduğunuz zaman insanlar gelir. Karşılığı var. Karşılığı bence hep var. Bu arada dediğiniz gibi bir dönüşümün başlangıcındayız. Onu rakamlar da bence destekliyor. Çünkü şimdi biz her ne kadar bir taraftan trend bizim tabii gözümüzü alıyor. Ve o trend üzerine konuşmak istiyoruz ama mevcut durumu ıskalamamak da lazım.

Yani az önce Ahmet de söyledi. Bu bahsettiğimiz ülkelerde ki bunlar aslında toplu taşımayla alakalı altyapının belli noktada gelişmiş olduğu ülkeler diyebiliriz. Ortalamada en azından. Burada dahi hani haftada en az bir defa kişisel aracını kullananların oranı yüzde seksen. Bu az bir şey değil. Hani dersiniz ki çok kısa bir süreliğine de kullanıyor olabilirler. O yüzden bunun yani yoğunluğuna bakalım. Kullanıyor ama ne kadar yoğun kullanıyor? Orada da günde 1 saatten fazla kullananların oranına baktığımız zaman %28. Yani bu hala aslında dönüşümün başında olduğumuzu gösteriyor. Sizin biraz önce söylediğiniz şeyi destekleyen bir alt detay var. Çevresel faktörler bunu ne kadar etkiliyor diye. Mesela...

İtalya ile Almanya'yı kıyasladığımız zaman ki, Almanya'nın taşıma ile ilgili altyapısının daha gelişkin olduğunu düşünerek söylüyorum bunu. O yüzde yirmi sekizlik oran, yani günde bir saatten uzun bir süre kişisel aracını kullananların oranı, İtalya'da yüzde otuz dokuz. Dolayısıyla aslında o mantık zincirini doğrulayan bir tespit tarafından. Az önce konuştuğumuz şey, yani bakın şehir mimarisi çok önemli bir kavramdır.

Hani nasıl diyeyim? Evi mimarisi gibi. Mimari bizi daha medeni, daha doğru yaşamaya yönlendiren ilk başlangıç noktamızdır. Düşünebiliyor musunuz? Oturduğumuz evlerde bir klasik sistem vardır. Yatak odası vardır, salon vardır, işte mutfak, tuvalet, banyo vardır. Şimdi bu sunulduğu için evinizde bunları kullanıyorsunuz. Şimdi Almanya'ya baktığınızda Almanya'da tek bir merkez yok. O kadar çok İstanbul var ki Almanya'da.

Yani hemen hemen tüm şehirler bir merkez gibi iç içe geçmiş, komşulaşmış. Bir de oradaki yaşam anlayışında düzeneğinde o şehir mesela Frankfurt'a örnek verelim. Frankfurt'ta sadece ağırlıklı olarak ofisler vardır, işyerleri vardır. İnsanlar hemen iner saat beş buçukta mesaisi bitince de beşte bir metroya biner. Yaklaşık otuz dakikada kırk dakikada seksen yüz kilometre mesafe alır. Bir kasabaya gider o yaşadıkları kasabaya. O kasabalarda okulları var, hastaneleri var, marketleri var.

Böylece insanlar aslında merkezlerde yaşamazlar. Dolayısıyla o mesafeleri toplu taşımada kullanılır ama hafta sonu o kırlık alanlarla diyelim, oralarda yapacağı gezilerde de kişisel araçlarıyla bu dediğiniz günlük bir saat, iki saat kullanımı yaşanır. Mesela İtalya daha farklı. İtalya biraz daha bize yakın, bize benziyor aslında. Mesela tüketici alışkanlıklarında da benziyor. Mesela İtalya hala elektrikli araçlara sıcak bakmıyor baktığınızda insanların çoğu. Daha elektrikli otomobil şeyi, hatta bizden geri bile diyebiliriz. Bizde %20'lere geldi. İtalya'da öyle değil, hala içten yanmalı motorlar, hala mümkünse dizeller falan, bunlar tercih ediyor. Yani o araştırmayı yaptığımız ülkedeki şehircilik anlayışından başlamak üzere, tabii ki kişi başına düşen milli gelir, otomobile ulaşım, az önce bahsettiğimiz... yapının hazırlığı. Bunlar çok belirleyici oluyor. Ama demin söylediğimiz devrimde tüm bunlar varken bakın birkaç devrimi iç içe yaşıyoruz. Bir tanesi otobinin teknolojisi değişiyor. Yani artık biz içten yanmalılardan hibritlere geçtik yaklaşık 40 yıldır hibrit gündemde.

Birkaç senede plug-in hibridler, yani şarj edilebilir hibridler devreye girdi. Tam elektrikliler başladı. İşte az önce anladık, hidrojen konuşuyoruz. Bu otomobilin kendi teknolojisindeki devrim. Bir de mobilite anlayışındaki devrim geliyor şimdi. Yeni jenerasyon, az önce konuştuğumuz başlık. Beklenti değişmeye başladı. Bu yüzden biz burada hem bir ürün içerisindeki devrimi yaşıyoruz, hem mobilite anlayışındaki devrim geçişini yaşayacağız önümüzdeki belki işte içinden geçtiğimiz süreçte. Bir de çevresel faktörleri, regulasyonlarla gelen, zorunluluktan gelen bazı değişimleri hepsini iç içe yaşıyoruz şu dönemde. Aslında şu şeyle ilgili de elimizde veri var. Ben Ahmet'ten rica etsem. Paylaşımla araç kullanımıyla ilgili. Çünkü hani mobilitenin evrimi diyelim ona, o evrim esnasında o tip bir takım esnekliği yaratan alternatif çözümler de insanların önünde yer almaya başladı. Orada ne oluyor?

Oradan da kısaca bilgi vermek gerekirse aslında car sharing, araç paylaşımına dair veriler var. Bir de car pooling dediğimiz yolculuk paylaşımına dair veriler var. Araç paylaşımına düzenli kullanım oranı %6'larda Avrupa'da. Ancak önümüzdeki yıllarda daha fazla kullanacağım diyenlerin oranı %15'lere kadar çıkıyor. Yani aslında

Potansiyel bugünün iki buçuk katı kadar daha artıyor. Yolculuk paylaşımına baktığımızda ise mevcuttaki kullanım %11'lerde ama artış niyetinde olanlar %20'lere kadar çıkıyor. Özellikle genç nesillerde bu oranlar daha da yükseliyor. Biraz önce sizin yorumunuzu destekler şekilde. Evet, burada tabii privacy çok ön planda bu kararda. Hani yolculuk esnasında toplu taşıma kullanırken dahi hani kendinize belli alanlarda böyle özel alan yaratma şeyiniz olabiliyor. Bir telefonla konuşabiliyorsunuz.

...yazışabiliyorsunuz gibi gibi. Oradaki en büyük ikinci bariyer bizim araştırmamıza şey çıktı, güvenlik endişesi. Şimdi belki de güvenlik şöyle, Avrupa'da yaptığınız için ikinci çıkmıştır. Evet. Şimdi mesela Orta Doğu'da yaparsanız güvenlik birinci çıkar diye düşünüyorum. Ya da Türkiye'de de eminim insanlar ilk aklına gelen ne kadar güvende olacağım bu yolculukta diye düşünüyordur. Eminim. Bu iki sebep Türkiye'de bir miktar daha bu işin yavaş gelişmesini zannediyorum destekliyordur. Bir de özgürlük şeyini unutmamak lazım. Yani o privacy'nin içinde de bir özgürlük var aslında. Kişisel alan olarak mesela kitap okumak istediğinizde, yanınızdaki uçakta sizinle sohbet etmeye başladığınızda rahatsız olabiliyorsunuz. Yani carpooling de düşünebiliyor musunuz? Çok daha samimi bir ortamda o özgürlüklerden de biraz feragat etmek gerekecektir. Belki kısa mesafelerde biraz daha tercih edilebilir. Hani atıyorum 10 dakika idare edelim dersiniz ama birkaç saatlik bir mesafede bir carpooling daha düşündürücü olacaktır diye düşünüyorum. Burada tabii dedik ya araç sahipliği mi yoksa ulaşımdaki paylaşım mı? Onun arabası mı olacak yoksa arabanın onlarca kullanıcısı mı olacak? Burada özellikle yeni jenerasyonların yaklaşımında da farklılıklar var. Bununla da ilgili araştırmamızdan, bu bir başka araştırma sanıyorum. Evet, bu sefer Amerika'dan bir araştırma sonucu getiriyor olacağım. Kişisel araç sahiplerinin %23'ü ulaşım yöntemini değiştirip başka bir yönteme geçmek istediğini söylüyor Amerika'da yaptığımız yakın çalışmadaki araştırmada. Bu %23 oranı Generation Z'de %38'lere kadar çıkıyor. Generation Y'de ise, Y kuşağında ise %30'lar seviyesinde. Dolayısıyla gençleştikçe araç sahipliğinden çok ulaşım yöntemlerini değiştirmeye doğru gidiş var diye görüyoruz. Burada tabii şeyde konuştuk ya, sadece maddi şey değil, regulasyonlar, çevre hassasiyeti gibi konular da önemli. Aslında bu araştırmada o başlıklar da vardı değil mi? Evet yani kişisel araç kullananlar yerine alternatif tercih edenlerin en çok nelere bakıyor, nelerden dolayı tercih etmediklerini sorduğumuzda bağımsızlığımı ve hareket özgürlüğümü korumak istiyorum diyenler %26'larda, benim bölgemde kişisel bir araç olmadan yaşamak imkansız diyenler %26'larda, araba kullanmayı seviyorum diyenler de yine %15'lerde geliyor karşımıza.

Burada mesela çevre konusu, Avrupa ve Amerika'da yani her ne kadar ikisinde de çok önde gelen sebeplerden biri olsa da çevre hassasiyeti, aralarında çok küçük bir nüans da var, yok değil. Mesela Amerika tarafında aslında beni şaşırtan bir şekilde iklim krizi, insanların araç değiştirmeyle ilgili motivasyonlarında ilk sırada geliyor. Mesela Avrupa'da böyle olmasını beklerdim. Nedense bilmiyorum. Ama Amerika'da böyle oldu. Bizim araştırmamıza çıkan şey. Avrupa'da da aslında ön sırada gelen, ön sıralarda gelen sebeplerden biri ama ilk sırada değil. Üçüncü sırada geliyor. İlk sırada genelde yine daha çok maddi sebepler ve biraz da işte...

aile genişlemesi, işte çocuk sahibi olmanın gerektirdiği ihtiyaçlar gibi şeyler ama çevre hem Amerika'da hem de Avrupa'da ilk üç içinde yer alan bir sebep. Şimdi tabii burada yine yaşadığınız coğrafyayı konuşmak lazım. Mesela Amerika'nın içerisinde de, siz Teksas'ın ortalarında bir kasabada yaşıyorsanız, Araçsız yaşama... Var olamaz. Cevap diyor ya, bulunduğum bölgede mümkün değil diyor. Şimdi böyle bir ortamda mümkün değil elbette. Şimdi Los Angeles'ta yaptığınızda bu araştırmayı çevresel faktörler yüksek çıkacaktır. Çünkü orada rol modeller de var. Yani orada yaşayan toplum, sanatla da iç içe geçmiş bir adres Los Angeles. Yıllarca biliyorsunuz oradaki Oscar törenlerine hep hibrit araçlarla geldi aktörler. Hep rol model olarak, örnek olarak... bunları çok gündemde tutmayı başardık. Şimdi aynı araştırmayı daha güneye indiğiniz bir şehirde yaptığınızda biraz daha iyi haber sonuçlarda çıkabilir. Avrupa'nın içerisinde de Avrupa tek bir homojen değil biliyorsunuz. Az önce konuştuk. Yani bazı ülkelerde o çevre bilinci falan çok düşük seyrediyor. Bir de tabii dünya ülkelerinin çevresel konulara bakış açısındaki farklılıklar da çok ilginç. Mesela şimdi

Bir dönem çok güzel yükselmişti, bu bilinç artıyor. İşte küresel ısınma falan demişti ki, şimdi dünyanın sayılı liderleri çıkıp her gün, ben küresel ısınmaya inanmıyorum tadında demeçler verince... Drill baby, drill. Yani öyle bir ortamda, ne kadar olsa da hani önemli liderler, halkın bir kısmı, bu adam böyle söylüyorsa... diye düşünmeye başlıyor. Şimdi bütün bunların etkisiyle bir yerden geçiyoruz ama genel gözlemi ben söyleyeyim, ekseriyet söyleyeyim. Bu işler regulasyonla zorunlu tutulup, ulaşılabilir kılınıp, teşvik edilmezse maddi olarak çok fazla çalışmıyor. Ben bugüne kadar gördüğüm örneklerde hep bunu yaşadım.

ülkelerde farklısını görürsün. Mesela Japonya farklıdır. Japonya millet olarak farklı bir disiplin, farklı bir kültürdür. Yani orada biz ülkemizin ve dünyanın faydası için bunu yapmalıyız arkadaşlar dediklerinde onu yaparlar. Ama işte dünyada bunu sayın derseniz, şimdi aklıma Japonya'dan başka ikinci örnek bulamıyorum ben. Gerçekçi olmamız lazım ki Avrupa'da dahil. Birçok ülkede bu işler hep önce zorunlulukla, cezayla ve bir de ödülle oturtulabiliyor. Ödülü nedir? İşte bu araçların teşvik edilmesi. Çünkü daha pahalı teknolojiler. İnsanların, bizde Türkiye'de şimdi %27 olduğu temmuz ayında tam elektrikli araç satışı. Şimdi açık konuşayım, tamam bizde de çevre birinci gelişiyor ama bu %27'nin

tamamı bu çevre bilinciyle hareket etmedi. Şimdi %10'luk bir ÖTV teşviği vardı. Hani bir tarafta %80 ödeyeceğiniz bir otomobil var, bir tarafta %10 ödeyeceğiniz bir otomobil vardı. İnsanlar işte o %27 oranını başardılar. Konuştuğunuz zaman mesela tam elektrikli otomobil alacaktı. Bizi de soruyorlar arkadaşlarımız ne düşünüyorsun diye. Ben hepsi şey dedim.

Yaşam tarzına bak yani bu seni anlatıyorsa muhteşem bir şey yani. Hem ulaşılabilir hem de çevreye de zarar vermeyeceksin falan işte huzurlu bir konforlu sürüş falan diye. Ama şimdi normalde yaşam standarda ona uymayanlar da mesela gidip teveccüh ettiler o teknolojiye ne dediler biliyor musun? Ya ben işte ayda bir kere iki kere şehir dışına gidiyorum. Onu da idare ederim. Bu çok avantajlı fiyat. Şimdi bunları gördük biz yani. O nedenle rahatlıkla diyebilirim ki bu üç faktör çok etkili. Yani zorunluluk, ceza ve ödül. Bu aslında çok iyi bir noktaya geldik yine bizim elimizdeki veriler itibariyle. Biz çünkü bir taraftan şeyde, Türkiye'de bir araştırma yaptık. Bu programımız için özellikle yaptık bu araştırmayı. İnsanların özellikle araç tercihlerinde, elektrikli araç tercihlerinde, satın alma kararlarını verme aşamalarında

motivasyonlarını ve bariyerlerini de sorduk. Çünkü araç sahibi olmak önemli bir konu. Biraz önce size söylediniz. Yani bizim hayattaki başarısını insanların ölçtüğü, ifade ettiği kavramlardan biri otomobil sahipliği Türkiye'de. Hatta şöyle söyleyeyim. Bizim Türkiye Araştırmacılar Derneği kapsamında, ben de derneğin başkanıyım. Bu yıl biz bir sosyoekonomik statü araştırması yaptık tekrar. 2012'den beri yapılmamıştı. Sosyoekonomik statü işte biliyorsunuz A grubu, B grubu, C1, C2 böyle gider. hep tarihsel olarak, geleneksel olarak eğitim ve meslek üzerinden tespit ediliyor. Gelir boyutu bir türlü dahil edilemiyor. Çok kolay değil beyan üzerinden geliri tayin etmek ve o algoritmaya dahil etmek. Bu yıl bulduğumuz bir yeni yöntemle aslında algoritmamızı biraz zenginleştiriyoruz ve bir sahiplik sorusu, üç tane sahiplik sorusu soruyoruz. O sorulardan biri otomobil sahipliği.

şeyi gördük çünkü biz, özellikle kişinin kendisinin satın aldığı ve en fazla 5 yaşına kadar yaşı olan 0 km bir aracı varsa, en geç 5 yıl önce yani bu sıfır aracı satın almış olması lazım ve bir şirket aracı değil, kendisinin satın almış olması lazım. Bu sahiplik bir kişiyi bir sosyoekonomik statüden bir diğer bir üst statüye taşıyabiliyor ya da bir alt statüye sahiplik yoksa bir alt statüye düşürebiliyor. Özellikle tam geçiş alanlarında kalan bireyler için bu bir fark yaratıyor. Dolayısıyla otobüs sahipliği gerçekten hem duygusal olarak önemli hem de bizim sosyoekonomik statüümüzün tayini açısından da istatistiksel olarak da bir karşılığı var.

O yüzden bu satın alma motivasyonları ve bariyerleri gerçekten enteresan. Elektrikli araçlarla ilgili, hani sizin söylediğiniz ödül ve ceza, ceza kısmına çok girmedik tabii ama ödül kısmını Ahmet paylaşırsak. Bu podcast için hazırladığımız araştırmada şunu sorduk. Elektrikli araçlar konusunda vergi indirimleri olması durumunda araç satın alımınız nasıl etkilenir diye sorduğumuzda aslında görüşmecilerin yüzde 55'i herhangi bir teşvik olursa, ÖTV ya da vergi indirimi olursa elektrikli araçlara almayı daha da yakın olurum diye söylediler.

Yani esasen %55'ini motive eden, yani satın alma niyeti olan insanların %55'ini motive edebilecek bir şey bu. Yani %27 asla tam doygunluğa ulaşmış bir nokta bile değil. Göz kütüğü kadar onu söyleyebiliriz. Avrupa'dan yine desteklediğimizde bu çalışmayı elektrikli araç kullanımda çevre önemli bir faktör Avrupa'daki yaptığımız araştırmaya göre. Katılımcıların %54'ü ulaşım tercihlerinde karbon ayak izini azaltmayı önemli bir kriteri olarak görüyorlar. Bizde henüz o algınlıkta olmayabilir ama

gidişat oraya doğru diye söyleyebiliriz. Burada tabi şeyde... herhalde önemli diye düşünüyorum. Yani henüz daha oturmuş bir kavram değil. İnsanlar tam elektrikli bir aracın yeteneklerini veya sınırlarını tam olarak anlayabilmiş, ölçebilmiş, kendi yaşam tarzına ne kadar uygun olup olmadığını yargılayabilecek kadar bilgi sahibi değiller. Size dediniz ya biraz önce, orada bir ödül var, bir vergi indirimi var, oradan motive oluyor ve aslında yaşam tarzına belki çok da uymayacak bir şekilde

O tercihi yapabiliyor. Tam da bununla ilgili bir sonuç daha var elimizde aslında. Her iki araç tipi de hem elektrikli hem de normal standart araç tiplerine baktığımızda... ...çevreye verdiği zarar aynı olsaydı hangi tip aracı satın alırdınız diye sorduğumuzda... ...her üç kişiden ikisi aslında klasik araç satın alacağını söylüyor. Türkiye'den sonuçlar böyle. Hiç şaşırtıcı değil. Çünkü bakın otomobil kavramı zaten...

Özgürlük demek. Yani gece saat 3'te canınız sıkıldı, aşağı inip arabayı çalıştırıp basıp gaza Bodrum'a gitmek isterseniz gidebileceğinizi bilmek duygusu var ya, gitmeyeceksiniz belki hiç ama gidebileceğinizi bilme duygusu. Gidebilme ihtimali dersiniz. Bu işte mobility o. Mobility özgürlük demektir dediğimiz o. Şimdi düşünün ki akşam gece 12'de yemekten gelmişsiniz. Bütün gün elektrik aracınızda da dolaşmışsınız. Normalde de bir AC şeye bağlamışsınız. Normalde sabah 7'de dolacak. Gece 3'te aniden çıktığınızda sizi nereye kadar götüreceğini bilmediğiniz bir şey orada duruyor. Bu nedenle insanlar böyle bir backup gibi ikinci araç olursa elektrikli düşünürüm mantığıyla aslında ilk başta başlıyor. Şimdi ödül ceza dedik az önce. Aslında ödülle ceza taht-ı revalinin iki tarafı gibi. Yani ille de bir spesifik ceza değil. Mesela atıyorum Londra'da şehir merkezine giremiyorsanız elektrikli aracınız yoksa bu da cezadır aslında. Tersten bakınca girebilince ödüldür ama giremeyince de cezadır. Yani bu iki dengeden bahsederken o üçleme şeyinin üç başlığı sunmuştum. Bugün ülkemizde birinci bence motivatör fiyatla ilgili avantajlar sağlıyor mu diye bakılıyor.

Yani çevresel konularla ilgili açık söyleyeyim. Psikolojik olarak bir de çevreye katkım oldu yahu diye bir düşünce. Küçücük bir yerinizde sizi gece rahat uyutuyorsa vardır. Ama bu hani böyle işin şeyidir hani küçük bir detayıdır diye düşünüyorum ben işin doğrusu. Zaten aslında veri de dediğinizi destekliyor. Yani çevre konusu olmasa, eşit olsalar, koşullar itibariyle üçte ikisi... Tüm dünyada bence devam ederler yani. Sadece bizde değil tüm dünyada devam eder. Çünkü bir taraftan işin bir kültürel boyutu da var yani.

Motorun gürültüsü diye de bir şey var yani bir tarafta. Tabii. Yani şimdi bakın otomobil ürün olarak da ilginç bir yere evriliyor. Mesela bu söyleyeceğim de şimdi bazı şeyleri destekleyecektir. Şimdi bakın, sokağa çıkın, geçen otomobillere bakın. Şimdi biz eskiden otomobili böyle 500 metreden görünce size markasının modelini söylerdik. Ben otomotiv sektöründeyim. Şu anda bazı araçları görüyorum, bilmiyorum. Çünkü o kadar çok birbirine benzemiyor. Şimdi böyle olunca da genç jenerasyonlar için hani benim şu otomobilim var kavramında bir erozyon uğramaya başladı. Etiket zayıflamaya başladı. Evet, marka etiketi azalmaya başladı işin doğrusu. Çok böyle spesifik işte niş, ürünler falanla ilgili böyle onların fanı olanlar ayrı. Ama harcı alem markalarda yavaş yavaş giderek, yani bunlar birbirine benzemeye başladığı alışkanlığı var. Otomobil değişimi, intervali değişmeye başladı. Biz çocukken 8-10 sene kullanırdınız bir arabayı aldığınızda bir otomobili. Bugün sanıyorum 5 yıla geriledi. Önümüzdeki sürece çok hızla 3 yıla kadar gerilemesi bekleniyor. Yani artık bir otomobili aldığınızda yaklaşık garanti süresinde kullanıp, hemen yenisiyle değiştirmek gibi bir yere gitmeye başladık. Bu alışkanlıklarımız da çok değişmeye başladı.

Buradan aslında yavaş yavaş sohbetimizin sonuna yaklaşıyoruz ama yani tam da bu değişimin özellikle de işin teknoloji tarafındaki değişimin üzerinden geçerken şeyi de sormak isteriz yani son olarak. Daha fütüristik bir bakış açısıyla önümüzdeki dönemde otomobil teknolojisinde neler bekliyorsunuz? Yani bu otonom araçlar konuşuluyor. Robotaksiler konuşuluyor. Evet. Bunlarla ilgili çok kısa sürede, çok kısa vadede olmasa bile önümüzdeki süreçte neler düşünmüşsünüz? Bazılar... Dubai'de mesela biliyorsunuz yani heli taksiler, otonom heli taksiler... Evet, evet, evet. Orada... ...denenmeye başlandı. Başlandı biliyorum. Hatta bizim grubumuzun bir yatırımı da var öyle, oradan biliyorum. Şimdi çok yakın zamanda olmayacak diyoruz ama bazıları da başladı aslında. Evet. Şimdi otonom sürüş denemeleri, testleri. Bugün belki ilk adımlarını görüyoruz. Hala tabii birçok soru var işte bunun.

legal altyapısı nasıl olacak falan filan ama bunlar çok doğaldır bugün bunların konuşulması. Şimdi otonom sürüş mutlaka bir oraya gideceğiz. Yani şimdi otonom sürüş deyince genelde insanlar şunu ya ben ne yapayım otonom sürücü aracımı kendim öyle değil. Yaşlı olan var, hasta olan var, çocuk olan var. Herkes otomobili kullanamayabiliyor gibi durumlar var. Bir de size kazandıracağı zaman verimliliği açısından bakmak lazım. İşte dronlar hayatımıza girdi. Az önce bahsettiğiniz heli taksiler. Bugün çok ciddi denemeler yapılıyor. Yarın öbür gün bunları göreceğiz. Önce söyleyeyim. Ürün bazında zaten iş şu anda elektrikliye doğru gidiyor. Ama tabii elektrikli tek başına, ürün kendisine elektrikli yapmak da yetmiyor.

geri dönüşümüne kadar 360 derece nasıl bir karbon ayak iziniz var işte o ürünü şarj ettiğiniz santral bir kömür santrali ise başka sana söyleyeyim hidrolikse başka güneşse başka gibi tüm bunların hepsine bakmak lazım ve gerçek fayda maliyete bakmak Şimdi lazım. bazı otomobil üreticileri diyor ki bugün hala elektrikli araç teknolojisi de orada değil. Mesela bir hibrit araçla elektrikli otomobili karşılaştırdığınızda 3 hibrit araç 1 elektrikli araç kadar zarar veriyor çevreye diye. Mesela çalışmalar var. Şimdi bunlar da var bir yandan. Çünkü neden? Şimdi de geride düşme boyutu. Tabii 360 derece bakılması var. Şimdi elektrikli bir otomobille 600 kilo akü koyuyorsunuz. Ama bir hibrit araca 17 tane yapabiliyorsunuz hibrit bir elektrikli otomobile koyduğunuz bataryaya.

olur. hepsine geri dönüşüne kadar baktığınız zaman daha yolu var bu işin teknolojik anlamda. Bu işin ürün tarafı. Bir de az önce anlattığımız mobilte kavramındaki dönüşümü de yaşayacağız. İşte biz o mobilte platformlarını devreye aldıkça yeri gelecek otonom bir araca da bineceğiz, yeri gelecek heli taksiye de bineceğiz. Dronelar bizi bir yerden bir yere götürecek. Tabii zaman içerisinde güvenlik sağlandıkça belki çocuklarımızı okula onun gibi şeylerle, ulaşım araçlarıyla filan göndermeye başlayacağız.

Bugünden sonraki kimsenin bir net süre verebileceğini söyleyemem ama önümüzdeki 20 yılda bu anlamda hayatımızda fark edilir değişiklikler olacağını ben kişisel olarak bekliyorum. Yaşam tarzımıza da etkisi olacak değişiklikler. Ama bunların tamamının bizim için de hani Türkiye'de yaşayan bizler için de Dünyayla aynı hızla devreye girmesi nelere bağlı? Bir kere şehircilik anlayışımızın değişmesi gerekiyor. Şimdi bugün işte yıllardır konuşuyoruz elektrikli otomobiller. Şimdi İstanbul'u düşünün. En aslında potansiyel pazardır. Ancak İstanbul'da sanıyorum konukların en az ücretse 80'de otopark bile yok.

Aracınızı sokağa park ediyorsunuz yani. Düşünebiliyor musunuz? Sekizinci katta oturuyorsunuz. O gün park yeri bu sokakta buldunuz. Öbür gün diğer sokakta buldunuz. Yani evinizde aracı şarj edememek durumunda zaten bir kere verimlilikten kaybınız oluyor. Hızlı şarj daha pahalı gibi gibi. Buradan başlayan işte şehir altyapılarının değişmesi gerekiyor. Bakın bugün İstanbul'da belli bir adette elektrikli otomobili aynı anda şarj taktığımızda şehir şebekesinin bunu kaldırmayacağı konuşuluyor. Altyapı değişecek, trafo sistemleri değişecek. Bu bir tek İstanbul. Hani belki milyar euroluk yatırımlardan bahsediyoruz. O nedenle bugünden yarına pat diye değişmeyecektir. Ama adım adım hem teknoloji bizi oraya götürecek, hem yeni jenerasyonların

Mobiliteden beklentisi bizi oraya götürecek. Hem de çevresel faktörleri artık çok ciddiye almamız gerektiğini her yıl yaşıyoruz. Bakın her yıl orman yangınları yaşıyoruz. Her yıl işte kışın seller yaşıyoruz, dolu felaketleri yaşıyoruz gibi gibi bizim ülkemiz bu tür mevsimsel felaketlerden çok uzaktı. Hani biz böyle Amerika'da falan okyanusa açık bölgelerde duyardık bunu. Artık yavaş yavaş biz burada bunları konuşmaya başladık. Artık kimsenin gözü ardı edemeyeceği, gözünü kapayamayacağı bir gerçek var ki, dünya için bir şey yapmak lazım. Yani nüfus yaşlanıyor, artıyor. Ve hep şey diyorum, dünyayı kendine bırakamadığımız için dünyanın toparlanmaya şansı olmayan... Bir pandemide 15 gün evde oturduk. En şey denizlerimizde balıklar gördük, yunuslar gördük. 15 günden bahsediyoruz. Ama bizim dünyayı kirletme hızımızla, dünyanın kendini yenileme süresi arasındaki yarıştan bahsediyoruz. Bu nüfusla, bu artan ihtiyaçla ve tüketim hızıyla maalesef biz daha hızlıyız. İnsan daha hızlı dünyayı kirletmekle. Dünyanın üretebileceği enerji...

Yıllık enerjiyi genelde Temmuz gibi kapatıyoruz, bitiriyoruz. Bitiriyoruz. Ve her yıl o birkaç gün geri geliyor. Makasa açılıyor. Tabii hep bütçe açığı veriyor dünya. Bir sonraki yıllık enerjisini de yemeye başlayarak devam ediyoruz. Bugün tarımda yaşadığımız şeyler sadece işte tohum kalitesi, ilaçlar falan değil. Şimdi çok biz çocukken hatırlarsanız, ilkokulda bize şunu öğretirlerdi. Çiftçiler bir tarlayı bir yıl ekip, bir yıl Nadas'a bırakırmış. Tabii.

Şimdi bir yılda bir tarladan üç kez ürün almaya çalışıyoruz. Buna topraktaki mineral yeter mi ya da toprak yeter mi? Biz dünyayı onun kendisinin toparlanmasına izin vermeyecek kadar bir hızla yorduğumuz için bir şey yapmazsak gelecek çok parlak görünmüyor. Tüp macundan çıktı. Evet, kesinlikle çıktı artık. Geri dönecek noktada değiliz. Pardon, macun tüpten çıktı ve buradan geri dönme şansımız pek yok gibi gözüküyor. Ne kadar zamanda, nasıl bir gelişim? 20 yıl bu arada çok uzun bir süre gelmiyor bana. Hiç değil. Çünkü biz bunu 20 yıl diyorsak, geometrik seri şeklinde onu bir anda 10 yıla, bir anda 5 yıla salmayacağını bilemeyiz. Bilemiyoruz açıkçası yani. Biz bunu böyle geniş anlamda 20 yıl diyorsak aslında çok daha kısa bir süre olma ihtimali de var. Çok teşekkür ederiz bu güzel sohbet için. Ben teşekkür ederim. Çok keyifliydi. Sağ olun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)