Podcast

Kendini Tanımak: Gerçekten Önemli mi? I Konuk: Ezgi Emel

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kendini tanımak ne demek, kendini gerçekleştirmek ne demek, günümüzde bu kavramlarla neden bu kadar içli dışlıyız ve bunlara gerçekten ihtiyacımız var mı? Yakın İlişkiler'in bu bölümünde Psk. Dr. Gizem Sürenkök, Felsefeci ve İçerik Üretici Ezgi Emel'i konuk ediyor. İkili kendini tanımak üzerine felsefeden psikolojiye kadar pek çok disiplinin ışığında doyurucu bir sohbet gerçekleştiriyor.



"mecbur muyum" podcasti ücretsiz dinlemek için: https://podbeemedia.com/podcast/mecburmuyum



"kötü emeller" youtube kanalı: https://www.youtube.com/@k%C3%B6t%C3%BCemeller/videos



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.083 kelime · ~25 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün yine çok keyifli bir konumum var. Benim için heyecanlı bir bölüm olacak. Yanımda Ezgi Emel var.

Ezgi'yi hem kendi ürettiği içeriklerden, Mecrum Buyum podcastinden tutun da, Kötü Emeller YouTube kanalından biliyor olabilirsiniz. Kendisi bir felsefeci. Bugün de felsefe ile psikolojinin kesiştiği böyle enteresan bir konuyu, kendini tanımaya birlikte konuşacağız. Ezgi'cim hoş geldin.

Hoş bulduk. Davetin için çok teşekkür ederim Gizem'cim. Burada olmak çok güzel. Ben de heyecanlıyım ve zaten aslında seninle böyle birlikte bir şeyler üretelim diye uzun zamandır planlıyordum, heyecanlanıyordum.

Transkriptin tamamını oku

Bugün bir araya gelmek beni o yüzden çok mutlu ediyor. Aynı şekilde. Ben de seni... Uzaktan uzaktan beğenerek takip ediyordun.

Benim antitezim gibisin yani. Çünkü böyle sakin, sağ, duyulu, makul bir insan. Hani bana çok iyi geliyor. Böyle sakin sakin konuşuyorsun falan.

Rahatlıyorum. Ben böyle biraz daha histerik ve keskin biri olduğum için. Çok hoş bir tarzın var. Aynı zamanda bakış açısından çok beğeniyorum.

Çok teşekkür ederim. Ben yani içimdeki o histerik tarafları evde yaşayıp burada sakinliğimi korumaya çalışıyorum. Bravo. Çok iyi.

Başarıyorsun o zaman. Teşekkür ederim. Benim evde yaşadığım yetmiyor çünkü. Şöyle bir yerden ben başlamak istiyorum.

Kendini tanımak deyince ne geliyor senin aklına? Benim bu bir felsefi parola olarak öncelikle kendini tanımak, know thyself diye bir muhabbet var. Tam milattan önce 5. yüzyılda Delphi'deki Apollon Tapınağı'nın başında, bu Yunanca olarak tabii ki, yazıyor ve Sokrates'e de bir ilham kaynağı oluyor bu.

Hani o Sokratik yolculuğuna önce kendi içine dön, kendini tanı, kendi içindeki çelişkileri fark et gibi böyle o felsefi, o Sokrates'in öncülüğünü yaptığı o felsefi ekolün başlangıcı zaten bu kendini tanı mottosuyla başlıyor ve Sokrates de işte hani sen biliyorsundur ama hani dinleyicilerimiz için belki aşina olmayanlar için anlatayım. Şöyle bir karakter. Agora denen işte bir kent meydanı var Atina'da ve bütün başka Yunan şehir devletlerinde. İşte burada çarşı, dini, ibadet yerleri vs.

Böyle bütün herkesin o zamanki AVM gibi bir yer. Ve burada Sokrates işte takılıyor. Bir eski zaman trolü gibi düşünebiliriz onu. Orada insanlara sorular soruyor.

ve insanların kendi içindeki aslında farkında olmadıkları bazı çelişkileri ortaya çıkarıyor ve daha doğrusu fark ettikmelerini sağlıyor diyeyim sorduğu sorularla, Sokratik sorgulama metoduyla. Ve sonra da ne oluyor? Bak sen cesaretin ne olduğunu bildiğini zannediyordun. Sana birkaç böyle çapraz sorgu usulü soru sordum ve aslında cesaretin senin cesaret tanımında çelişkili bazı ifadeler var.

Aslında bilmediğini fark ettiriyor. Yani bu meşhur sözü de vardır, Sokrates'in zaten, eminim herkesin kulağına çalınmıştır, bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir diye. Aslında hiçbir şey bildiğimizi düşündüğümüz ama bilmediğimiz çok şey var. Ama buradan hani böyle bir özne kuruluşu, mottosuna da dönüşüyor, o tarafa da çekiliyor felsefe tarihinde.

Hani ben kimim, benim inançlarım, fikirlerim, nasıl bir insanım veya buna göre nasıl davranmalıyım gibilerinden. Sabit kimlik, yani benim tanımını yaptığımdan itibaren o benim için kısıtlayıcı bir yapı haline dönüşmesi fikri benim bir felsefeci olarak hep olduğum olası ilgimi çekmiştir. kötü emallerden izleyenler bilir. Budizm, Tao'culuk gibi böyle Doğu felsefelerine de çok merakım var.

Oradan ilham alarak işte David Hume'lar vs. Arthur Chopin'a falan, hani yine Budizm'den, Doğu felsefelerine ilham almış Batı filozofları bu aslında sabit bir kimliğimiz olmayış fikrini ele alıyorlar. Sonra daha modern zamanlarda Derek Parfit vardır. Hala hayatta yanlış hatırlamıyorsam.

Bu fikir bana çok ilham verdi. Hani ta üniversitede itibaren bir de ben böyle çok kendimi ciddiye alan bir tiptim. Böyle hani çok böyle benden büyük beklentiler vardı ki haklılarmış. Neyse böyle kendimi çok ciddiye alan ve böyle çok önemseyen bir şeydim ve bu bana çok kötü geliyordu üniversiteye kadar diyeyim ve o bakış açısına bu fikri ilk gördüğümde aslında bizim sabit bir kimliğimiz yok, bir şekilde kendimizi tanımlamak zorunda değiliz, aslında bir akış halindeyiz vs.

Bu fikir bana çok ilham verdi ve böyle kendimi ciddiye almayı bırakmamı sağladı ve çok özgürleştirici oldu benim için. O yüzden Hani bu konuyu konuşmayı da çok seviyorum. Bana çok ilham veriyor. Bazı insanlara korkutucu gelebiliyor.

Hani sabit bir ben yok fikre ne demek yani dağılacak mıyım etrafa gibilerinden. Korku eşiğini aşarsak gerçekten özgürleştirici bir fikir olduğunu düşünüyorum. İlk aklıma bunlar geliyor. Bir tanesi şugaylak mı?

Bu kendini bil, biraz da haddini bilden geliyor ya, hani sen kimsin ki gibi bir yerden sanki değil mi? Doğru söylenir mi sence? Öyle bir tarafı da var. Özellikle Socrates'in ekolünden devam edecek olursak aslında çelişkilerle dolu ve hiçbir şey bilmeyen bir insansın.

Buradan da şeyi düşündüm. Aslında tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir de Dunning-Kruger sendromunu duydun mu daha önce? Evet, evet. Bilmeyenler için çok hızlıca şeyi açıklayayım.

Ne kadar az şey biliyorsan, ne kadar cahilsen aslında tırnak işareti içerisinde, O kadar daha cesur davranabiliyorsun ve o kadar ahkam kesebiliyorsun aslında tabiri caizse. Ama ne kadar çok şey biliyorsan o kadar daha mütevazi, kendini sürekli sorgular hale geliyorsun ve bir türlü böyle ahkam kesemez hale geliyorsun. Böyle orada enteresan bir dönüşüm var. Sen PhD yaptın en iyi sen bilirsin.

Tam oraya gelecektim gerçekten. Şeyde bir tane bu PhD Comics'te bir karikatür vardı, o çok hoşuma gidiyor benim. Yani böyle PhD yaptıkça bilmediklerini farkına varıyorsun. Çünkü PhD yapmak böyle tek bir noktada aşırı derinleşmek ama o noktanın dışındaki şeyleri hiç bilmiyor musun ve ne kadar bilmediğini insan idrak ediyor.

Ben mesela artık şeyde çok zorlanıyorum, yani yıllar geçtikçe şeyde çok zorlanıyorum. Bilmediğim bir konuda konuşmakta çok zorlanıyorum. Kesin çok saçma sapan bir şey söyleyeceğim. Bugün şimdi hemen şeyi söyleyeyim.

Biz Ezgi'yle podcasttan önce otururken şeyi konuştuk. Ben Boğaziçi'nde okurken siyaset biliminde aslında siyaset felsefesi üzerine yoğunlaşmıştım. Yani bütün aldığım dersler o yöndeydi ve çok da seviyordum. Yani hala o zamanla tuttuğum bütün kitaplar felsefe ile ilgili kitaplarım.

Sana zaten bir felsefeci vizyonu var. Ben her psikoloğu sevmem. Bu şeyde ama şimdi Ezgili olan yayına hazırlanırken filozoflar karşıma çıktıkça böyle... ...ben bu insanların hepsini okudum,

hepsini hatırlıyorum ama bir yandan hiçbirini hatırlamıyorum. Yani böyle artık şeyini, ilişkimizi hatırlamadım eski sevgililerim gibi. Zamanında çok büyük bir aşk yaşamıştım. Zamanında çok sevmiştim onları ama artık çok uzak anılar bana.

O yüzden... Bir gün dönersin belki. Evet, o yüzden Ezgi'den rica ettim zaten. Yani böyle bugün hakkında konuştuğumuz insanlarla ilgili bana okuma öner.

Ben de hatırlayayım tekrar onlarla bir tekrar aşk yaşamaya başlayayım diye. Seve seve. Ama buradan da şeye geleceğim, yani kendine de o dönüşüm fikri benim de çok hoşuma gidiyor. Yani... ...benim bir çekirdek benliğim olabilir.

Yani ama böyle çok... ...minimal bir çekirdek benlikten bahsediyorum. Sanki şey gibi... Buradan belki biraz ahlak felsefesine de bağlarız zihnimizi.

Hani ne, benim için iyi olan şeyler ne? İyi insan olmanın tanımı ne? Kötü insan olmanın tanımı ne? Benim...

Ben podcastlarda hep bahsettiğim bir şey vardır. Kırmızı çizgilerim ne? Ya da mesela bir partnerde de yani... Değerler gibi mi? Değerler gibi yani core values diyelim.

Hani bunlar, bunları tanımlayalım. Ama onun ötesinde yani doğal olarak benim güçlü yanlarım değişecek. Ne bileyim bazı özelliklerimi geliştireceğim ama bazıları hep öyle kalacak. Hani o dönüşüm içerisinde ben hala kendi o böyle minicik çekirdeğimi... ...yeteri kadar iyi tanırsam ama böyle derinlemesini hani her şeyini bilerek değil ama... ...yeteri kadar iyi tanırsam tamamım bence gibi hissediyorum.

Ne dersin? Katılmayacağım sana. Şöyle bir çekirdek olabilir bu arada. Ben insanların doğuştan bir mizaçsal bazı ya da bilişsel bazı yatkınlıkları olduğunu düşünüyorum.

Eğer bir çekirdek diye tanımlayacak olursak işte sen daha görsel hafızası yüksek bir insansındır. Ben daha işte ve şey ne bileyim soyut fikirleri daha hızlı kavrarım ama işte başka daha matematiksel şeyleri daha zor kavrarım vesaire neyse. Bazı bilişsel yatkınlıklar ve mizaci bazı yatkınlıklar olabildiğini düşünüyorum. Ama benlik deneyiminin aslında sürekliliğiyle ilgili bir şey var burada.

Budizm'de de yoktur. Vardı değil mi? Yoktur. Orada da bir kendi benliğinin aslında sürekli devinim halinde olan ve sabit bir core bir esans olmadığına dair bir fikir var.

Bu fikri ben seviyorum ve kucaklıyorum diyeyim. Belki de yanlıştır ama bu şey gibi bir şey oluyor. çok böyle sabit bir kendimiz olduğunu düşündüğümüz zaman ve buna, kendi içine çok fazla dönüp bunu sürekli analiz etmeye başladığımız zaman, bence o bir körleşme ve kendini gerçekleştiren kehanet gibi. İşte ben, şu laf vardır ya işte ben, Burçlar da bu yüzden ben gıcık oluyorum arada.

Ben işte şöyle biriyimdir. Tam bir yengeç kadınıyım. Ya da işte ben çıkıp konuşamam hiçbir yerde falan. Ya da ben çok inatçıyımdır.

Neyse hani herhangi bir kişilik özelliği koyalım. Bunu böyle bir kendi kendine insan tekrar ettikçe ve sürekli içine bakıp bunun üzerine kendi üzerine düşündükçe bunu hem körleştiren hem de gerçekten Kendini gerçekleştiren bir kainat gibi sürekli insanın daha da inatçı davranmasını ve o özelliğine iyice tutunmasını, o esnekliği kaybetmesini sağlayan, senin bu arada esneklik bölümünü severek dinledim, kaybetmesini sağlayan bir taraf var. Yani bir core tarafımız varsa bile bence bunun üzerine düşünmememiz daha sağlıklı olabilir gibi düşünüyorum. Bu arada bir tane şimdi okuduğum güzel bir kitap var.

Against Identity diye. Felsefe tarihinde bu kimlik ve ben olmayışının tarihini anlatıyor ve bunu nasıl insanı özgürleştiren bir tarafı olabileceğini söylüyor. Bir hikaye buldum. Çin'de bulunan bir şehir efsanesi.

Bu çok eski böyle 2000 yıllık. Onu okumak istiyorum, benim hoşuma gittiğe izin verirsen. Üç tane imparator varmış işte bu Antik Çin'de. Biri Güneydenizi imparatoru şu, Kuzeydenizi imparatoru Hu ve ikisinin arasında da Hundun diye bir orta merkez bölge var.

Bir de Oran'ın bir imparatoru var. Üç imparator var. Ve Shu ve Hu, yani Kuzey ve Güney Denizi imparatorları, normal insana benzer antropomorfik varlıklar anlatıda. Ama ortadaki merkez arazideki Hundun, boş ve şekilsiz bir hatta Çin mantısına benzetiliyor hikayede.

Ağzı yok, gözü yok, içlerine hiçbir şey benzemiyor. Amor, oyun amuru gibi bir şey. Ve bu iki denizin imparatoru Shu ve Hu merkezde buluşuyorlar. Ve Hundun onları her zaman bir kusursuz misafirperverlikle karşılıyor.

Ve Shu ve Hu Hundun'u, yani ortadaki o şekilsiz imparatoru seviyorlar. Ve bir gün diyorlar ki, biz insana benziyoruz ve şöyle özelliklerimiz var, çok daha böyle yüz featurlarımız var, özelliklerimiz var. Buna da ondan verelim, Hundun'a da bu kıyağı yapalım bir iyilik olarak. Ve onda delikler açmaya başlıyorlar, işte göz deliği, kulak deliği vs.

Ve her gün bir delik deliyorlar, işte ağız deliği vs. Ve yedinci günde Hundun ölüyor. Burada da yazar şöyle bir sembolizm olduğunu söylüyor. Aslında oradaki o hundunun o kaos ve şekilsizliği onu zaten özel yapan şeydi.

Ve onu tanımlamaya çalıştığın an, o kaosa düzen getirme şey bu konflüksüzlükte de vardır zaten. Ama ne bileyim, birçok ideoloji de var. Bir kaostik bir şey, tanımlama yani. Anartik düşünmenin temeli bu zaten.

Onu tanımlamaya başladığın an, onu artık öldürmeye başlamış oluyorsun. Ve senden bir şeyler gitmeye başlamış oluyor. Bu hikaye çok hoşuma gitti ve bu fikir de bana ilham veriyor. Hayat felsefelerinden birini sunacak olursam bunlardan biri olabilir.

Bir core, bir öz, özümüz olabilir ya da bir töz diyeyim felsefecilerin sevdiği bile. Ama sürekli bunun içine bakmak ve bunu ortaya çıkartmanın bence bize iyi gelmeyen bir tarafı var. Bir tane benim sevdiğim bir kadın var, Jemima Kirk diye şey. Girls diye bir dizi vardı belki görmüşsünüzdür.

Orada oynayan kız. Kız şey böyle, çok böyle ne bileyim, bohem bir tip böyle. Değişik bir karakter falan. Ve tavsiyeler veriyor Instagram hesabında.

Ve kadına şey diye sormuşlar işte, çok cool gözüküyorsun. Sana örnek alıyorum, ilham alıyorum neyse. Sence işte ben cool olmak için ne yapmalıyım falan gibi bir şey. O da şey yazmış, bu kadar kendiniz hakkında düşünmeyi bırakın.

Nasıl bir insan olduğunuz, şöyle şeyleriniz falan filan. Bu benim hoşuma gidiyor. Çünkü şey tarafı da var, bu kitapta da bahsediyor. Ben de katılıyorum.

Kendi içine bakmanın, sürekli kendin hakkında düşünmenin, kendini keşfet, diş yolculuğu. Buna da şey. kendini keşfetme yolculuğunun da böyle insanları kendi fikirlerine gereksiz fazla bağlanma, fazla tutunma, o bilişsel esnekliği kendi fikirlerine ya da bazen de değerlerini yani. Çünkü bazen değerlerimizi değiştirmemiz gerekiyor akışı içinde.

Fazla bağlanmaya sebep olduğunu düşünüyorum. Ve öyle bir, hani bunun böyle biraz karanlık tarafı, bu kendini keşif yolculuğunu, kendini tanıma yolculuğunun karanlık tarafı aslında benim felsefeci olarak ilgimi çekiyor. Birkaç ay yine canlandı aklımda biri mizaç dediğimiz şeyle ilgili yapılan araştırmalar özellikle bu Big Five var artık işte şey karakter özellikleri olarak onunla ilgili yapılan araştırmalar oldukça tutarlı bir şey veriyor. Diğer taraftan ben bu tarz karakter özelliklerin birazcık da kapitalist düzende bizi biraz kategorize etsin ki bize daha kolay bir şeyler pazarlanabilsinden de geldiğini düşünüyorum.

Bir de mesela kendimde deneyimlediğim bir şeyi anlatacağım. Birçok insanın da benzer şeyler yaşadığını biliyorum. Mesela ben Amerika'da yaşadığım dönemde daha içe dönük bir insandım. Türkiye'de ben çok daha dışa dönük bir insanım.

Ya da hani az önce mesela konuşuyorduk seninle, histerik olmak falan bölüm başına söyleyeyim. Yani ben bazı zamanlar çok daha nörutik bir insanım. O nörutizm şeyinde, spektrumunda. Ama çok daha dengede hissettiğim dönemler de oluyor.

İnsanların beni daha düzenli ve hani işinin başında tanımladığı zamanlar var ama bana sorsan ben benim öyle olmadığım bin tane özellik sayarım. Biraz hayatımın içinde bulunduğu dönem, biraz yanımda kimlerin oluşu, biraz büründüğüm roller de bu... özelliklerimin ortaya çıkmasını sağlıyor. Mesela işte küçük bir örnek, bu haftanın başında 2-3 gün eşim seyahatteydi benim ve ben kızımla yalnızdım.

Görsen dünyanın en sorumluluk sahibi insanıyım yani her şey. Normalde ben hiç öyle değilim ki ama hani o sorumluluk bende, tek başıma bendeyim diye böyle acayip düzenli falanım. Normalde yani ilaçlarını almayı unutan bir insanım ben. Yani biraz o Konuştuğumuz şeylerin skalasında ben çok mikro örnekler verdiğimin farkındayım ama genele yaydığımda da yani dönemse olarak da özelliklerimiz değişmiyor mu birazcık?

Kesinlikle fundamental attribution error hocam. İnsanların kesinlikle yani... işte yurt dışında yaşarken daha içine kapanık ya da Türkiye'de daha kendini konfor alanına isteyip daha dışa dönük olma durumu işte. Bu zaten batılı kültürler.

Şimdi ben batı ve doğu kültürleriyle ilgili son zamanlarda içerik üretiyorum Kötü Emeller'de. O yüzden buna çok fazla şey okudum. Özellikle batılı eğitimli işte demokratik bu weird toplumlar. Sanayileşmiş bu Avrupa Amerikalılar.

Gerçi bunların çok büyük bir kısmı weird toplumlarda yapıldığı için. Biz onu insan doğası sanıyoruz. Aynen öyle, evet. Tam olarak bu sorunu ele aldım bir tane.

Weirdest people in the world diye yakın zamanda şey yaptım. Güzel bir konu bence. Orada aslında şöyle araştırmalar vardı, sen zaten biliyorsun orada. nasıl Doğu toplumlarının birbirini daha ilişkisel olarak kendisini ve kendisini de daha ilişkisel olarak tanımladığı ve şeyin daha bu vir toplumların, Batılı, Avrupalı, Amerikalı diyelim toplumların kendini daha böyle bir keskin hatları olan ve keskin sınırları olan bir birey olarak tanıdığına dair.

Ben burada Doğu tarafındayım. Zaten bir insanın ilişkinin dışında tanınabilmek mümkün mü? Yani şöyle düşünüyorum, ben mesela burada şu anda Podbean içerisindeki Gizem var. Ne bileyim, okulda hocalık yaptığım dönemlerdeki Gizem var.

Ailemin yanındaki daha çocuksu, ister istemez biraz regres ettiğin Gizem var. Yani o ilişkilerde sen farkısın. Ha ben şuna getiriyorum kendi zihnimde. Aslında bir böyle minik bir özü olduğuna inanıyorum ben hala.

Hani o özü biraz tanımak. Yani şey gibi, ben genel olarak kaygılı bir insanım. Daha hassas bir insanım. Ecafı okumayı seven bir insanım.

Ama sürekli bunu analiz edersem, şu an kaygılı mıyım, değil miyim, bu davranışı kaygılı olduğum için mi yaptım, hastası olduğum için mi böyle oldu, sürekli analiz edersem bu benim için iyi bir şey değil. Çünkü oradan da self-monitoring'e bağlamak istiyorum. Kendini sürekli gözlemlediğinde, zaten anda da kalamıyorsun ki. Değil mi?

Ayrıca kendini gerçekleştiren kehanetten, senin de söylediğin gibi. Zaten ben sürekli onu sorguladığımda orayı tetikliyorum ve öyle olmasını sağlıyorum. Bence benzer bir şey, Big Four olabilir ama ben onunla ilgilenmiyorum. Benim şeyim bu.

Yani Big Five personality traitlerle. Annem de mega dışa dönük bir insan, ben de mega dışa dönük bir insan. Olduğum olası böyleydim. Kesinlikle o şey var bende.

Ama bunu bilmek ve buna göre davranmak ve ben dışa dönüğümdür demek bana ne kadar fayda sağlayacak ya da iyi gelecek, ben biraz daha o işin orasındayım. Ben daha delusional ve kendini tanımaz bir yerden hareket etmenin insanın potansiyelini ortaya çıkardığını düşünüyorum. Tanı almakta da böyle bir eleştirim var. Oraya da bağlayayım hemen.

Bağla bağla. Orada da yine şimdi ADHD mesela, popüler konu yine şimşekleri üzerime çekeceğim. Onu aldığın zaman artık ona sarılıyorsun. Bütün problemlerinin, bütün hayatta yapamadığın ya da yaptığın her şeyin sorumlusu bu.

Ve bunu bilmek sana ne kadar iyi gelecek? Bence artılar eksilerini götürdüğü tanılar olabiliyor mesela. Kendini tanımak için de böyle. Yani dışa dönük olduğumu, benim kendi kendime bu tanımı almak, bu söylemi satın almak, hani siyaset terimleriyle, terminolojisiyle, bana ne kadar iyi gelecek?

Bence o kadar iyi gelmeyecek. Yani çünkü belki daha çekingen hissettiğim bir ortamda kendimi kötü hissedeceğim, bilmem ne, hani ya da kendime yakıştıramayacağım, sürekli şey yapacağım falan. Bence artılarıyla eksilerini bir kefeye koyduğumuz zaman kendimizi tanımamaya çalışmak daha iyi gelebiliyor. Yatırımlarınız Albayfix ile tek platformda.

Siz de hemen Albayfix'i indirin, yurt içi ve yurt dışı hisse senetleri, canlı piyasa takibi, yatırım fonları işlemlerinizi tek bir uygulamadan gerçekleştirin. Burada şey var, kendini biraz tanımak ama estekliğe yer açmak bence en doğru hani uzlaşmacı yol deyince. Mesela şunu da biliyorum, yakın işler podcastlerini dinleyen insanlardan dinlediğim, hani o dinleyicilerden aldığım hep şu oluyor. Ya bunu bilmek bana çok iyi geldi, çünkü bunu yaşayan bir tek ben değilmişim, onu anladım.

Kesinlikle. Hani böyle etiket olarak değil, ben kaygılı bir insanım, ben kaçıngan bir insanım, ben bilmem ne bir insanım değil ama... Ona çok varım, hani dertlerimizi anlatalım, paylaşalım, tek bir şey işte ne bileyim, dedikodu yapalım, yalnız hissetmeyelim. Kendimi tanıma yolculuğumun biraz başkalarını dışlayan bir kısmı da var.

O beni rahatsız ediyor. Bir de şu an hani bu kadar anti bir yerden konuşuyorum. Hani mevcut hakim söylem bu olduğu için açıkçası. Yani işte herkes kendini işte kendi tanıma yolculuğunda işte ne bileyim... ...spürtüel bir tatile çıkayım,

Bali'ye gideyim, kendimi keşfedeyim falan hani. Keşfedecek bir şey az şey var yani. Bir yere giderek keşfetmiyorsun aslında kendini. Ben de mesela ona karşıyım.

Yani kendini keşfetmek sürekli ben ne hissediyorum diye sormaktan da geçmiyor bence. Yani o ya da bir yere gidip hani o şey orada kendini keşfetmiyorsun bana kalırsa. Mesela kendini en çok dönüşürken keşfediyorsun bence. O da benim çok hoşuma giden bir düşünce şekli.

Ne gibi? Hassas bir insansın. Ama yani böyle bazı ilişki deneyimlerinden sonra daha katılaşıyorsun. Ya da kendine ne kadar kırıldığını fark ediyorsun.

Ve oralarla ilgili mesela daha nasır tutuyorsun belki. Nasır tutmayı biz hep kötü anlamda kullanıyoruz ama bence iyi bir anlamı da var. Yani oradan artık derin kalınlaşıyor. Yani orayı artık daha uzumursuyorsun veya orayı daha çabuk tolere edebilir hale geliyorsun ki bu arada... Reziliz dediğimiz şey de tam olarak buradan gelişiyor.

Yani kırılıyorsun yine ama daha çabuk iyileşiyorsun. Değil mi? Bunu bilmek ne kadar iyi geliyor. Kalp kırıklığı örneği güzel bir örnek bence.

İşte bir sevgilim oldu benim ve onunla ilk sebepten ayrıldım. Sonra böyle bir geri dönüp baktım. İşte o şöyle yapmış, ben böyle tepki vermişim. Sonra şöyle olmuş.

Bir pattern var. Ve diyelim bu patternin başka bir versiyonu. Y ilişkimde de tekrarlanıyor. Şimdi ben bu patenleri çok fark ettikçe bence bir yandan bunun iyi bir tarafı var.

Hani belki bundan bunu bundan kaçabiliriz ve bilmem ne ve belki terapinin de amaçlı şey bu zaten. Bir iyi tarafı var. Terapiye %100 karşı değilim. Bazı insanlara iyi geliyor.

Ama bu sefer de paternimin farkında olmak beni sıfırdan başlamıyor. Belki zaten sıfırdan başlamıyorum çünkü paternim var. Ama yine de o paterni belki de bazen tam tersi yönde hareket etmek. Bir dakika bende bu patern var.

Kaçıngan bağlanıyorum. Ben o yüzden bu sefer yeni sevgilimle böyle olacağım. Ve o tam tersi bir başarısızlık örneği olabiliyor. Yani o yüzden ben kişisel farkındalıktan hoşlanmıyorum belki de.

Hani bir özümüz olduğunu bir yani onu orada belki uzaşabiliriz ufakta olsa bir onunla şey yapabilirim ama farkındalık bize ne kadar iyi geliyor bir özümüz varsa da ben oradayım galiba. Ya şunu görüyoruz aslında baktığında, insanlar bu farkındalığa sıkı sıkı tutunmadıkları sürece... ...farkındalığa sahip olmak iyi bir şey.

Yani ben mesela ilişkilerle kaçıngan yaklaşımlar sergiliyorsam, ki bu arada... ...onu anlatırken de ben mesela bazı meslektaşlarımda şey yaklaşım var, onu sevmiyorum. Buradasın, ya da buradasın, ya da buradasın, yani böyle oradasın, o kutun içerisindesin, ondansa... ... bir spektrum üzerinden tanımlamak ve anlatmak çok daha iyi geliyor.

Bana da iyi geliyor. Çünkü bir ilişkide sen... ... biraz kaçıngan olabilirsin ama başka bir ilişkide o insan seni güvensiz hissettirmediği için... ... sen kaçıngan davranmazsın ve hani kaçıngan davranmak zorunda değilsin.

Ama güvensiz hissediyorsan kaçıngan davranabilme ihtimalin var. Bunu bilirsen eğer, kaçıngan davrandığında... ... demek ki bu ilişki bana güvensiz hissettiriyor diyebilirsin.

Çünkü ilişkinin sana güvensiz hissettirdiğini anlarsan... Ya ilişkideki güvensiz öğeleri çözebilirsin, ya da bana güvensiz hissettiren bir ilişkide ben kalmak istemiyorum deyip çıkabilirsin. Anlatabiliyor muyum? Böyle bir faydası var aslında.

Ama sen, ben kaçınganım diye oraya sıkı sıkı tutunur ve onları sürekli tekrar edersen, ya da senin söylediğin gibi, hayır ben böyle davranmayacağım deyip tersini davranırsan, o zaman zaten işine gelmeyen şeyler yaparsın. İdealist bir yerden bu arada yani. Bu içgörü sahibi olmak zor gözüklü ama başarılırsa bende güzel. İdeal bir durum olabilir.

Ama ben ortalama bir insanın bunu başarabileceğine inanmıyorum. Başarımı tanıdığınız yerine konuşmaya devam ediyoruz. Ya dönüşüyor bir yani. şeye Ejderhasti muhabbetine geri döneceğim şimdi.

Mesela benim etrafımdaki 10 arkadaşımın 9'unun ejderhasti tanısı var. Ve şey, klasik ben. İşte klasik, yine unuttum bunu burada. Ay yine şey unuttum, klasik ADHD hareketi işte falan.

Mazeret senin davranışlarını etkilemeye başlıyor yani ve bu tanı için olabilir ya da kendinde sahip olduğun özellikleri... Ama bu içgörüye sahip olup hareket edersen, bahsettiğin ilişkisel bakarak bu içgörüyü yakalarsan, bence tabii ki de bu farkındalığı çok olumlu bir tarafa çevirebilirsin. Ama ben ortalama bir insanın bu beceriye sahip olacağını düşünmüyorum. Bu konuda daha pesimistim sana göre.

Bunu alıp şeye bağlayacağım bu arada. Seninle kendini tanımak hakkında konuşalım dediğimizde, benim aklıma şey gelmişti. Bu mesela, saat takıyoruz, yüzükler falan da var, böyle sürekli bir kendi vücudundaki değişimlerle ilgili bilgi akışı var sürekli. O esnada kalbim daha hızlı çarpmıştı.

Bunlar aslında baktığında bu biyometrik data doğru kullanıldığında çok işine yarayabilecek de bir şey. Yani hani biraz daha sakin bir yaşam sürmeni sağlayabilir ya da mesela periyodik olarak sana kötü hissettiren yerler varsa orayla ilişkilenebilirsin falan. Ama biz sürekli sanki bize bir data geliyor ve o data karmaşası içerisinde. Biz kendimizi takip ederken aslında ne olduğunu kaçırıyoruz.

Biz bunu niye öğrenmeye çalışıyorduk ki en başından? Ben bu konudan bu arada, bu bio şey, data konusundan kişisel gelişim bölümünde bahsetmiştim mecbur muyum da. Orada da şey bir şey oluyor, mesela işte derin uyku alamamışsın. Aslında iyi hissediyorsun uyandığında, o data sana geliyor.

Bu sefer de bir dakika ya, benim bugün uykusuz günüm. oluyorsun. Yani ben burada işte dediğim gibi yani bunu çok superior bir yerden çok inanılmaz datayı böyle robotik bir şekilde işleyip onun seni etki etmesine izin vermeyeceğim bir yerden kullanabilirsen çok güzel olabilecek bir şey ama insan da bunu yapamayacak. Evet, insanın potansiyeline güvenmemek.

Burada kendini tanımakta biraz da şey var ya... Kendini tanımak aslında o kendine gerçekleştirme... İşte hierarşinin en tepesindeki kendine gerçekleştirme hedefine... ...giden yolda kendini tanırsan,

kendine gerçekleştirebilirsin kısmı da gidiyor. Ki ben kendine gerçekleştirme idealine inanan bir insanım ama... ...hani kendine gerçekleştirmenin bireysel olmadığına inanan bir insanım bir yandan da.

Yani bence... Ya ben çünkü böyle, tamam ben kendimi gerçekleştireceğim, yola çıktım ve bence böyle bir şey yok. Çünkü hayatta, ya ben ilişkisellik üzerinden tanımladığım için her şeyi, yani ben mesela şeyi düşünüyorum. Bizim ilişki biliminin ortaya çıkmasındaki en ilham verici insanlardan bir tanesi Harry Harlow.

Böyle maymunlarla yaptığı müthiş deneyler var. Şu anda etik olarak hiç uygun bulmayacağımız deneyler. O dönemde bu arada şeyi keşfediyor adam. O yüzden de çok kıymetli.

Annelerinin ayırdıkları bebek maymunların bir anneye ihtiyacı olduğunu keşfediyor sağ olsun ayırarak onları. Baktığında yani adamın araştırmaları işte mother love falan diye böyle işte anne sevgisinin temelini gösteren çok güzel şunlar var. Ve bunun beslenmeden bağımsız olduğunu. Beslenmeden bağımsız olduğunu işte o sıcaklık ve iyi hissetme halinin.

Diğer taraftan adamın hayat hikayesinde kendi çocuklarını acayip böyle buz gibi bırakıp işte hiçbir şekilde babalık yapmadığı hikayesi var. Hücancak Russo'nun şey gibi. Çocuk gelişme, nasıl çocuk yetiştirilir kitabı yazıp, 9 tane gayrimeşru bir haber olduğu çocuğu olmuş. Bu arada çok tipik bir hikaye zaten de.

Bu böyle psikanalitik bir şekilde de şey yapılabilir belki, hani karşı tepki oluşturma vs. vs. Aynen öyle, oralardan da bakabiliyorsun. Ama şeyi düşünüyorum, yani şimdi sevgili Helen Harlow, sen kendini gerçekleştirdin bu muhteşem teoriyle de, Yani bir yandan da hiçbir şey gerçekleştiremedin.

Çünkü mesela kendi çocukların hayatını mahvettin yani. O zaman sen kendini gerçekleştirmiş oldun mu? Ya da hangi açıdan oldun? Kendini gerçekleştiremediğin sürece yer kaldı. Baba figürü olarak kendini gerçekleştiremedim.

Hiçbir şekilde gerçekleştiremedin yani. Önemsemeyebilirsin. Babalık rolü belki senin hayatında önemsemediğin bir rol. Ama yani genele baktığımızda sen kendini gerçekleştirdin mi, gerçekleştirmedin mi? Bir de onun önemsememesi bunun önemsiz bir rol olduğu anlamına gelmiyor.

Önemsememesi kendi beceriksizliği ya da kendi yanlış bakış açısı falan olarak da yorumlayabilir. Bir de o rolü sen önemsemeyebilirsin ama belki öyle bir etki bıraktın ki çocukların hayatında onlar bir daha hiç kendilerini gerçekleştiremeyecekler. O zaman hani... Nereye var?

O yüzden ben kendi gerçekleştirmenin bir bireysel bir gaye olarak sunulmasına da bu anlamda karşıyım. Kendini gerçekleştirirken sence peki kendini tanımak? Neresinde duruyor? Kendini tanımayı, ben mesela atölyelerde falan şöyle anlatıyorum, kendini tanımayı.

Bence kendini tanımak bugünkü gizem için, çünkü sürekli dönüşen bir varlığız. Bugünkü gizem için. 2025'in, Ekim'in son günlerindeki gizem için. Benim şöyle özelliklerim var.

Bu özelliklerin bir kısmı bana iyi geliyor, bir kısmı bana kötü geliyor. İyi gelen özelliklerimi ve kötü gelen özelliklerimi... Bildiğim ve kötü gelen özelliklerimle belki birazcık daha fazla uğraşıp onları benim ve etrafımdakilerin daha işine yarar hale getirebildiğim ya hayatımı daha kolaylaştıran hale getirebildiğim. ...iyi olan özelliklerimi benim hayatımda daha iyi sürdürebilmek için... ...daha fazla kullandığım bir nokta da olmak bence.

Kendini tanımak. Ben hissettiklerimi... Aşağı yukarı niye hissettiğimi biliyor muyum? O hissettiklerimi ifade ederken ya da davranışa dönüştürürken... ...kendime ve etrafıma zarar vermeyen hale getirebiliyor muyum?

Bu yeterli bence kendini tanımak için. Bunu yaptığım zaman aslında bence kendini gerçekleştirmek yolunda bayağı büyük bir adım... ...sarf etmiş oluyorum diye düşünüyorum.

Olabilir. Ama bence kendini çok tanımadan da bunu başarabilirsin. Beşebilirsin. Nasıl?

Hadi sen anlat şimdi. Ben şöyle düşünüyorum. Bunun kendini gerçekleştirmenin tamamen situasyonal, durumsal bir şey olduğunu düşünüyorum. Yani şu an atıyorum, Gazze'de bir çocuk hayatın boyunca kendini gerçekleştiremeyecek.

Yani ya da Sudan'da bir yetişkin. Yani bu kendini gerçekleştirme mitinin tamamen hani... biraz kapitalistik bir şeyden, kariyersel bir başarısal bir yerden bunun bize pompalandığını düşünüyorum. Ve bundan zaten çok böyle hoşlandığım ya da hayatıma entegre ettiğim bir şey değil.

Belki insanların bir potansiyeli olduğunu düşünüyor olabilirim bu arada. Hani insanların senin dediğin gibi eğilimleri çerçevesinde iyi yapabilecekleri, Ya da çok daha zorlanarak, zorlantı yaşayarak yapabilecekleri şeyler var. Bunu süreç içerisinde zaten çok üzerine de reflektif olarak kendi içine dönüp düşünmeden şey yapabiliyorsun bence süreç içinde. Tiyatroya gidiyorsun, hoşlanmıyorsun.

Tiyatro kursuna gidiyorsun ama işte ne bileyim, davul kursuna gidiyorsun. Çok hoşuna gidiyor. Zaten onun üzerine çok düşünmene de gerek kalmıyor. Yani hayat organik olarak seni şey yapıyor.

İlla böyle çok kendi içine dönerek, kendi göbeğine bakarak şey yapmak bence illa gerekmiyor potansiyelini gerçekleştirmek için. Hatta tam tersi, yani kendi içine fazla dönmek, bizim gerçekten çevremizde ihtiyaç duyan, desteğe, yardıma, belki bizim basit şeylerimize yardım edebileceğimiz insanlara dokunmamızı da engelleyebiliyor. Böyle bir derdim de var. Fazla kendi içine dönmek ve kendini tanıma yolculuğu.

Yani bir etrafına bak, hani ne bileyim, arkadaşım senden bir şey bekliyor. Ya da işte ne bileyim, annesin, babasın ya da bir eşsin, dostsun. Sade bir vatandaşsın. Hani dışarıya biraz bakalım.

Benim şeyim o. Yani içimize bu kadar dönmeye gerek yok. Burada şey var sanki yani bize dayatılan kendini tanımak çok fazla bireysel bir şey olduğu için. yaparken diğer her şeyi unutarak ve sürekli kendimle ilgilenerek bunu yapmak zorundayım pompalandığı için burada zorlanıyoruz.

Belki farklı şeyler söylemiyoruz bu arada. Bence aynı şekilde farklı şekillerde söylüyoruz. Yani ben biraz daha sivri konuşmamın sebebi de dediğim gibi hani seni bahsettiğim gibi bu hiper kapitalistik bireyci kültürün aşırı pompalandığı için ben biraz daha bu işten konuşuyorum. Kuzey Kore'de yaşasam böyle konuşmam yani. Yani ama öyle değil ve bence bu söylemeye çok ihtiyaç var.

Çünkü burada çok konuşanlar. Çok haklısın. Yani ben de zaten aslında elimden geldiğince o söylemin dışında durabilmeyi önemsiyorum. Çünkü bireysel olarak kendimizi geliştirmemizin bize bir faydası olmayacak eğer etrafımızı önemsemeyeceksek.

Kendini çok iyi tanıyan ama yalnız bir insan olmak, bilinçli bir yalnızlık değil. Yani istemediğimiz bir yalnızlığın içinde kendini çok iyi tanıyan bir insan olmak, Günün sonunda bize ne kadar iyi hissettiriyor? O soruyu da sormak lazım sanki. Evet, kesinlikle.

O yüzden hani bence birçok konuda aynı noktadayız. Sadece şey yani bu hakim söylem çok fazla kendini önemseme üzerinden bir kendini tanıma anlatısı sattığı için. Bence bu insanlara iyi gelmiyor ve ben bu oyunu bozacağım falan. Yok yok sana kesinlikle katılıyorum burada. Ben de bu oyuna savaş açtım.

Bak işte gördün mü? Çok sivri olduğunu iddia ettiğim bir şeyle böyle daha sakin olduğunu söylediğim bir şeyi nasıl bir araya getirdik ve bir potada erittik. Doğru söylüyorsun. İyi hissetmek ve kendimizi tanımak mecburiyetine değiliz.

Bu arada sen bir psikolog olarak belki şöyle vakalarla da çok karşılaşmışsındır. Atıyorum kendisini can sperane bir şekilde fedakarca başkalarına adamış ve hiçbir zaman kendi içine dönmemiş genelde de kadın olur bunlar. İşte ne bileyim ailenin hasta bakıcısı olmuş, sülalenin şeyi olmuş, dert kuyusu olmuş insanlar da var. Bu insanların tabii ki de birazcık kendilerini önemseme ve şeyleri var.

Yani böyle outlier'lar var ve bu insanlara iyi gelir. Yani çok gereksiz. fedakar insanlar olduğunu düşünüyorum ve belki de Türk kültürü de ülkemizdeki hakim kültürün en azından böyle biraz daha kırsal yerlerde daha kolektivist, daha bireycilikten uzak yerlerde belki insanların bunu duymaya ihtiyacı olabilir ama ben benim o dinsimin o olduğunu düşünmüyorum. O yüzden kesinlikle böyle case'ler vardır ama bence şu an biraz daha dışarı bakmak bize daha iyi gelecek gibi diye düşünüyorum. Kendi içine çok fazla dönmek bence narsistik eğilimleri de arttırıyor.

Bu anlamda da tehlikeli de buluyorum. Ama kendini tanırken başkalarını kaçırma, başkalarını kaçırırken kendi küçük işte benim az önce söylediğim o minik özü de tanımak iyi gelir diye düşünüyorum. Bu benim düşüncem. Tamam canım, aynı fikirde olmak zararında değiliz. Değiliz,

değiliz. Ben Angry To The Secret'i de seviyorum yani. Orada da hiçbir sıkıntı Herkese teşekkür ederim Eziciğim. Öncelikle sana teşekkür ederim geldiğin için.

Çok büyük bir keyifti seninle sohbet etmek. yok. Davetin için de çok teşekkürler. Bugün özel olarak Bihter'in Aşkı Memnu'da İntihar Etmeden Önceki şeyini girdim.

Senin podcastine özel. Teşekkür ederim. Muhtemelen bilmiyorsun ama ben Aşkı Memnu'yu çok seviyorum. Ve ben de defalarca izlemişliğim var yani.

Yakın ilişkiler temasına uygun bunu düşündüm. Seni sevmene çok beğendim. Çok ekol bitti. Aynen öyle, aynen öyle.

O benim doktora günlerimde tezim yazarken kendimi yalnız hissettiğimde sürekli izlediğim, arka tarafta daha doğrusu dinlediğim bir şey olarak. O benim için Avrupa yakasıdır bu arada. Aşkı Memnu çok ağır kaçıyor ama Aşkı Memnu da başından sonuna 3 kere falan izlemişimdir yani. Kesin, hepimizin var bence bir Aşkı Memnu şeyi, bağımlılığı.

Konfor. Aynen, konfor alanı. Teşekkürler Ezgi'cim. Çok ben teşekkür ederim.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Yatırımlarınız Albayfix ile tek platformda. Siz de hemen Albayfix'i indirin, yurt içi ve yurt dışı hisse senetleri, canlı piyasa takibi, yatırım fonları işlemlerinizi tek bir uygulamadan gerçekleştirin.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)