
3.647 kelime · ~18 dk okuma
Yetişkin olmak ne demek? Yani hani böyle bir hayatımızda bir nokta var ve o noktada bize... ...tadaa artık yetişkinsin mi deniyor?
Yani mesela 18 yaşımıza girdiğimizde yetişkin oluyor muyuz? Ya da ne bileyim, bazı ülkelerde yetişkin olma yaşı... ...18, bazı ülkelerde yetişkinlikle gelebileceğini düşündüğümüz... ...bazı izinler diyeyim,
21 yaşında geliyor. Bu durumda biz 21 yaşında mı yetişkin oluyoruz? Ya da yetişkin olmak aslında böyle yasal olarak yetişkin olmak mıdır mesela? Yoksa böyle başka bazı tanımlar mı var mesela?
Evli olmak mı yetişkinliktir? Çocuk sahibi olmak mı yetişkinliktir? Kariyerimizde bir noktaya gelmek mi yetişkinliktir? Öğrenciyken yetişkin olamaz mıyız?
gibi böyle bir sürü soru var aslında ve size bugün bu podcastı 42 yaşında bir kadın olarak kaydederken ben bir yetişkin miyim? Çok soru işaretlerim var bu konuyla ilgili. Yasal olarak bir yetişkin olduğum bir gerçek. Baktığımızda az önce saydığım özelliklere evliyim, çocuğum var, kariyerim var, yaşım itibariyle yetişkin olmaya bayağı uygunum.
filan ama yani bir yandan da kendimi hiç yetişkin gibi hissetmediğim sürüyle zaman oluyor ve böyle Allah'ın biri gelse ve beni bu durumun içinden çıkarsa ya da bana bir çözüm önerse veya işte biri benim adıma karar verse diye hissettiğim çok çok zaman oluyor. Tabii hani benimkisi bir yana şey de çok duyuyorum yani 20'li yaşlarındaki genç insanlardan ben ne zaman yetişkin olacağım ya da 30'uma geldim hala yetişkin gibi hissetmiyorum cümleleri de çok duyuyorum çok da haklı bir söylem. O yüzden böyle bugünkü podcast'te gelin birlikte yetişkin olmayı konuşalım ve yetişkin olmanın içerisinde kendimizi bir bulalım. Yetişkinlik hakkında konuşmaya şöyle bir yerden başlamak istiyorum.
Çünkü bence bu çok büyük bir belirleyen. Yani bizim ortalama yaşam uzunluğumuz... ...1800'lerde 40.
Şu anda 80'lere merdiven dayıyor. Şimdi 40 yaşında ölebiliyorken... ...80'e kadar yaşadığımızda 40 yıllık bir ömür hayatımıza ekleniyor ve biz... ...zaten onunla ne yapacağımızı bilemeyebiliyoruz birazcık.
Bir de tabii şey var, yani insanlar eskiden ortalama 24 yaşında çocuk sahibi olurken, şu anda mesela İngiltere'de yapılan bir araştırmada ortalama çocuk sahibi olma yaşı 31'e çıkmış durumda. Böyle benzer araştırmalar dünyanın farklı yerlerinde de yapılıyor. Çok farklı sonuçlara ulaşılmıyor. Şimdi çocuk sahibi olma yaşı ilerledi.
Evlenme yaşı ilerledi. Zaten kariyer sahibi olmak konusu bambaşka. Oraya da gireceğim. Ev satın alamıyoruz.
Zaten ekonomik göstergeler ve hani dünyadaki ekonomik kriz itibariyle yani ülkemizi geçiyorum. Dünyadaki ekonomik gelişmeler itibariyle şu an ailelerimizin ev alabildiği, araba alabildiği Hani tamam ya evimi aldım, yazdığımı da alırım moduna girdiği dönemde biz ev mi, ev almak nasıl mümkün olabilir? Böyle bir şey gerçekten var mı duygusundayız? Hatta artık şeyler konuşuluyor.
Eminim hepiniz görüyorsunuzdur. Şu anda mesela benim yaşımda birinin para biriktirerek ev alma ihtimali çok düşük. Büyük ihtimalle benim ailemin yapmış olabileceği iyi yatırımlar sayesinde ben belki ev sahibi olabilirim. Yani onlar da bir şey yapamadılarsa benim neredeyse hiçbir şansım yok.
Tabii ki bu değişebilir. Önümüzdeki 10 yıllar içerisinde farklı bir yere evrilebilir. Umarım hepimiz adında öyle olur. Ama şu anda pek de aydınlık bir tablo var gibi gözükmüyor önümüzde.
Şimdi bunların hepsini düşündüğümüz zaman, yani yetişkin olmanın o daha eski kriterleri... ...işte evlenmek, çocuk sahibi olmak, ev almak ve stabil bir işin olması falan gibi kriterler... ...gerçekten çok zor gerçekleşmeye başladı.
Kariyer konusunu apayrı almak istiyorum dedim, ona da gireyim. Yani şu anda mesela 20'li yaşlarımdaki dinleyicilerim için, 30'lu yaşlarımdaki dinleyicilerim için öncelikle sorayım. Gerçekten yaptığınız işten memnun musunuz? Doğru işte olduğunuza inanıyor musunuz?
Sizin için daha iyi bir iş olacağını düşünmediğiniz bir gün oluyor mu? Ya da yani tamam ya, ben önümüzdeki 5 yıl bu işteyim, 10 yıl bu işteyim diye rahatça sırtınızı arkaya yaslayabiliyor musunuz? Bence kimse bunu yapamıyor şu anda. Yani 20'lere 30'ları sordum spesifik olarak ama 40'larda 50'lerde de durum çok değişmiyor.
Yani gerçekten 5 sene sonra şu an yaptığım işi yapabilirim ve bununla ilgili herhangi bir sıkıntı olmaz diyebilen kaç kişi var? Bence muamma. Şimdi bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda gerçekten yetişkinliğin tanımını değiştirmemiz gerekiyor. Tabi bir de şu var yani ekonomi bu şekilde ilerlerken baktığımızda ebeveynlerin evinden ayrılma yaşı da çok gecikiyor.
Yani daha önce mesela üniversiteye giderken ya da işte 18 yaşını doldurduktan sonra insanlar yavaş yavaş evden ayrılıp kendi hayatlarını korumak için en azından motive ediliyorlardı ve hani bir şekilde biraz çalıştığında Bir şekilde kiranı ödeyebiliyordun, hayatta kalabiliyordun ama şu anda bu da imkansıza yakın. Öyle olunca ailesiyle yaşama ihtimali birçok insan için arttı. Pandemiyle zaten bütün bu durumlar değişti, hepimiz biliyoruz. Bir kere ailesinin evine dönen bir insan için tekrar ailesinin evinden çıkmak da zorlu bir unsur haline de geldi.
Mesela benim kendi evim yoksa, kendi kurduğum ailem yoksa, ben yetişkin sayılır mıyım diye düşünen insanlar var. Şimdi o yüzden bütün bunlar bence çok büyük ve zor sorular. Yetişkin olmanın kriterlerini artık bence evlilikten, kariyerden, çocuk sahibi olmaktan çıkartmamız lazım. Bir de zaten hani şöyle bir durum da yok.
Yetişkinlik böyle hayatının bir noktasında sana birilerinin getirip koyduğu bir ünvan da değil ya. Yani o yetişkin olma yolculuğu var. Hiç tamamlanıyor mu diye soruyorsanız, bence hayır. Biraz daha belki yetişkin olmayı üzerine giyebilir hale geliyorsun.
Yani böyle biraz daha, ha tamam, evet yani kararlarımın sorumluluğunu biraz daha alabilirim. Ya da almak zorundayım, başka da çarem yok diye düşünmeye başladığım bir noktaya geliyorsun gibi. Ama tabii ki bütün bu anlattıklarımla ilgili biraz daha detaya girmek istiyorum. Yani her şeyden önce zaten mesela yetişkin olmak eğer daha önce işte evlilik yapmak, çocuk sahibi olmakla tanımlanıyorduysa, tanımlanıyor biliyoruz, tanımlanıyor.
Ama mesela ben diyelim ki 20'li yaşlarımda çocuk sahibi olduğumda gerçekten çocuk sahibi olmaya hazır mıyım? Mesela bununla ilgili çok güzel araştırmalar var. Geç çocuk sahibi olmanın aslında insanları daha iyi, daha sakin, daha sabırlı, daha sevgi dolu ebeveynler yaptığını gösteren çalışmalar var. Çünkü baktığınızda 23, 24, 25 yaşındaki bir birey ne kadar zaten kendi duygularını regüle edebiliyor ki kucağında bir çocuk onun duygularını regüle edebilsin.
Bu arada tabii ki bu yaşta anne baba olan dinleyicilerim vardır, onları tezze ediyorum. Yani tabii ki herkesin duygusal olgunluk seviyesi farklı. Ben sadece düşünüyorum yani o yaşta çocuk sahibi olmanın otuzlu yaşlarda çocuk sahibi olmaya göre çok daha zor olduğuna inanıyorum. Bir başka faktör mesela eskiden insanlar üniversiteden mezun olduklarında ya da işte iş hayatına atıldıklarında Önlerinde net bir kariyer patikası var.
Aşağı yukarı biliyorsun yani şu kadar çalışacağım, buraya yükseleceğim, burada bu kadar çalışacağım, bu olacak. Şu anda öyle bir şey de yok. İnsanlar patır patır, işte çok büyük şirketlerde bile çok ciddi bir iş güvencesine sahip olamıyorsun. Yani çocuk sahibi olmaya karar verdiğinde ekonomik olarak önünü göremiyorsun.
O da çok zor ve çocuk sahibi olma kararını ileri atan bir şey. Bir yandan mesela gerçekten biz 20'li yaşlarımızda evleneceğimiz insanlara doğru karar verebiliyor muyuz? Yani ben kendimi ne kadar iyi tanıyorum ki karşımdaki insanın benim ömürlük partnerim olduğuna karar vereyim. Ki baktığımızda şu anda boşanma oranlarını görüyoruz.
O yüzden aslında yetişkinlik tanımında önemli de bir hata var oraya baktığımızda. Yetişkinlik hakkında konuşan tabii ki çok teorisyen var. Bugünkü podcastta Erika Ekson'dan bahsetmek istiyorum. Ben çok severim zaten kendisini.
Yani yetişkinliğe, yetişkinlikle ilgili tanımında... Hani genç yetişkinliği o yakınlık kurma üzerinden tanımlıyor. Yani insanlar o dönemde doğru yakınlık kurmayı keşfederler. Ve bunu başaramayan insanlar izolasyon yaşarlar, yalnızlık yaşarlar... ...ve yalnızlığın olumsuz sonuçlarından muzdarip olurlar diye anlatıyor.
ve yakınlık kurmayı başarabilmek, yani iyi ilişkiler kurabilmek etrafımızla, hem iyi arkadaşlıklar kurabilmek, hem iyi bir romantik ilişki kurabilmek, kendimize o romantik ilişki de gerçekten anlaşılmış, sevilmiş, var olmuş hissedebilmek, çocuğumuzla kurduğumuz, aslında etrafımızda herkesle kurduğumuz ilişkilerde kendimiz gibi olabilmek ve kendimizi açabilmekten bahsediyor. Orta yetişkinlik dediği, ...dönemde ise biraz daha hayatımızda üretkenlik ve versus duranlık üzerinden tanımlıyor. Yani mesela insanlar belli bir yaştan sonra sahip oldukları edinildikleri bilgileri, öğrendiklerini etrafla paylaşmak, çoğaltmak, üretmek gibi bir duyguda mı...
Yoksa tamamen kendilerine döndükleri, başka insanlarla ilişki kurmakta zorlandıkları, üretmeye herhangi bir iyi göstermedikleri, kendilerini geliştirmek için herhangi bir heyecan göstermedikleri bir döneme mi giriyorlar? Bu da Erickson'un aşamalarında 40 yaştan sonrasını tanımlayan bir bakış açısı. Ama sonra 2000'lerde Cefranet geliyor ve böyle 18-29 yaş arası genç insanlarla, yetişkinler demiyorum dikkatinizi çekerse, onlara odaklanarak mülakatlar yapıyor onlarla ve onların hayatlarındaki temaları yakalamaya çalışıyor ve... Bu dönemi yani aslında bence özellikle 20'li yaşları tanımlayan dönemde 5 tane özellik ortaya çıkartıyor.
5 tane tema ortaya çıkartıyor. Bir tanesi bence çok tanıdık gelecek ve ben şu anda 30'larda da bunları yaşadığımızı düşünüyorum bir miktar. Beraber konuşalım. Bir tanesi ben kimim?
Ve ben hayattan, işte işten, aşktan, ne bileyim eğitim hayatımdan ne bekliyorumuz soruları. Bir tanesi işte çok şey stabil olamama hali. Yani mesela nerede yaşayacağım? Kiminle yaşayacağım?
Bu şehirde mi yaşayacağım? Oraya mı taşınmalıyım? Bu işte mutlu değilim. Başka bir işe mi girmeliyim?
Bu arkadaşlarım benim için en iyi arkadaşlar mı? Hani o böyle arkadaşlık krizlerin de çok yaşandığı dönemler. Mesela işte çocukluk arkadaşlarının veya lise, üniversite arkadaşlıklarının artık bize çok iyi gelemediği, artık böyle kimliğimizin farklı yerlerine tam karşılık veremedikleri yerler ve orada hani bu anlamda da bir Stabilite eksikliği yaşanıyor. Ailemle ilişkimi nasıl düzenlemeliyim?
Ne yapmalıyım? Tam böyle hani sürekli böyle bir düzensizlik hali. Kendime odaklandığım ve en çok da kendi ihtiyaçlarımı ön plana koyduğum yani benimle benim üzerimden tanımladığım bir zaman yani bunu da tanımlıyor şunu söylüyor. Yani hayatıma çocuklar girmeden işte ne bileyim evlenmeden ya da kariyer anlamında daha net bir yola girmeden Bunlar beni kısıtlamadan verdiğim kararların dönemi diyor aynı zamanda buraya.
Bir yandan da yine aynı dönem şöyle tanımlıyor. Yani ne %100 sorumluluk alabildiğim... ...ama ne de bu sorumluluğu tam anlamıyla başkasına teslim etmek istediğim... ...böyle arada kalmışlık olarak tanımlıyor.
Ve bir de bu yaşlar için çok önemli bir unsur daha var. Belki işte bence günümüzde bunu biraz kaybediyoruz. Umut. Yani her şey mümkün.
Hayatımda öyle bir yaşındayım ki, öyle bir noktasındayım ki... ...şu anda her şeyi yapabilirim. Bütün ihtimaller benim için mümkün gibi hissettiğimiz bir dönem olarak tanımlıyor.
Emerging adulthood'u bu kısım. Ve şey, duygusuzda olabileceğini söylüyor tam bu noktada. Yani ebeveynlerimin yaptığından daha da iyisini yapabilirim. E şimdi ne oldu?
Yani podcast'ın başından beri söylüyorum. Öyle bir dönemdeyiz ki. Yaş itibariyle ebeveynlerimizin bizim yaşımıza yapabildiklerinden geride kalıyoruz. En azından ekonomik olarak ya da kariyer olarak geride kalıyoruz.
En azından birçoğumuz. Ve öyle olunca bu ciddi bir umutsuzluk da getiriyor. Yani ben gerçekten 20'li yaşlarımda bu noktadaysam 40'lı yaşlarımda nasıl olurum? 40'lı yaşlarımda bu noktadaysam emekliliğimde ne olurum?
Bu emeklilik de bu arada önemli bir sorun şu anda. Yani 40'lı yaşlarını, 30'lu yaşlarını, 40'lı yaşlarını yaşayan insanlar emekliliklerinde rahat bir hayat yaşayacaklarına dair bir inanca sahip olamıyorlar. O da ne oluyor? Yetişkin olarak verdiğin ya da vermen gereken kararları çok zor bir hale getiriyor.
Çünkü eskiden belli bir planın var, amacın var. Ona hizmet ederek hareket ediyorsun. Ama şu anda ona hizmet ederek hareket edemiyorsun. Şimdi bir şey daha.
En sonunda bir toparlayacağım. En sonunda aslında biz yetişkinliği nasıl tanımlamalıyızı anlatacağım. Minik para verelim, sonra dönelim. Şimdi bence artık yetişkinliği biz biraz daha farklı tanımladığımız dönemde olmak durumundayız.
Çünkü dediğim gibi az önceki tanımlar bize yetmiyor. Bir de şeyi söylemeyi unuttuğumu fark ettim podcast başından beri. Yani artık beyinle ilgili yapılan çalışmalar neredeyse 25 yaşına kadar ergenliğimizin sürdüğünü gösteriyor. Şimdi bu da mesela çok enteresan.
25 yaşına kadar ben hala riskli kararlar verebiliyorum, dürtüsten davranabiliyorum, davranışlarımın sonuçlarını yeterince düşünemeyebiliyorum. Ya zaman ben zaten 25 yaşından önce yani tam bir yetişkin sayılmalı mıyım? O da bir soru işareti. Bence sayılmamalıyız bu arada.
Yani benim fikrimi soruyorsanız. O yüzden ben diyorum ki yetişkinliği şöyle tanımamayız. Birincisi duygusal yetişkinlik dediğimiz şey. Yani sakin kalmak değil, hani böyle duygularının çok kontrolünde olmak değil.
Öyle bir şey yok çünkü. Yani bazılarımız için var ama o da genelde böyle daha ekstreme kaçmış bir noktada oluyor. Duygularımız duygusal olarak yetişkin olmak, duygusal olarak olgun olmak. Bununla ilgili bir bölümüm vardı.
Duygusal olgunluğu ben nereden bileyim diye. İsteyenler daha detaylı deneyebilirler. duygularımızı fark etmek, duygularımıza sahip çıkmak yani ben burada böyle hissediyorum ama böyle hissetmemin bir sakıncası yok diyebilmek ve duygularımın dönüştüğü davranışları yani duygularımın sonucunda ortaya çıkan davranışları daha kontrollü yapabilmek yani öfkeliysen mesela Girip camı kapıyı indirmeme gerek yok. Öfkeliysem öfkemi ifade edebilirim.
Öfkeliysem illa bağırıp çağırmama küfür etmeme gerek yok. Daha farklı şekillerde de öfkemi karşı tarafa gösterebilirim. Ya da üzgünsem ağlamayı daha kendimle baş başa kaldığım bir noktada yapmayı tercih edebilirim. Mutluluğumu nasıl göstermeyim?
Bütün bunları benim için toplumsal olarak uygun yöntemler demiyorum çünkü bu herkes için değişebilir. Ama bana iyi hissettiren ve etrafıma iyi hissettiren yani beni etrafımdaki topluluk içerisinde de iyi hissettiren bir şekilde ifade edebilmeyi öğrenmek ve duygusal yetişkinlik. Bir de tabii ki şunu söyleyebilmek. Ben her şeyi bilmiyorum.
Benim her şeyi bilebilmem mümkün değil. Bu hayatta bilmediğim, deneyimlemediğim şeyler var. Ve başka insanların görüşleri de var. Başka insanların duyguları da var.
Başka insanların deneyimleri de var. Ve ben hayatımı yaşarken bunları da katmak zorundayım hayatıma ve böyle karar vermek zorundayım diyebilmek. Yani çocuk zihnimiz şey derken, çocuk ve ergen zihnimiz, ben haklıyım, ben doğru biliyorum, ben çünkü böyle hissediyorum derken yetişkin zihninin şunu söyleyebilmesi, ben böyle hissediyorum ama sen farklı hissedebilirsin tabii ki. Ben burada haklı olduğumu düşünüyorum ama sen de haklı hissediyor olabilirsin.
Senin de bir bakış açın var. Mesela şeyi hep söylüyorum ya podcastlerde, Bir olay yaşadığımız zaman o olayı benim algılayışımla bir başkasının algılayışı çok farklı. Bazen aynı olayı iki farklı insandan dinlediğinizde aynı olayı dinlediğinize inanamıyorsunuz. Çünkü o kadar farklı algılanıyor ki.
Bunu kabul edebilmek aslında. Ben bir şey söyledim ama karşımdaki insan bunu çok başka anlamış olabilir. Oradan çok farklı sonuçlara varmış olabilir ve bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil. Ben bununla başa çıkabilirim diyebilmek.
Yani yetişkin olmayı bu anlamda öğrenebilmek. Yine yetişkin olmanın bence bir başka boyutu, başkasını suçlamamak. Yani sorumluluk alabilmek, başımıza gelen şeylerin de sorumluluğunu alabilmek. Duygusal olgunluğun en önemli göstergelerinden bir tanesi, evet bunu ben yaptım, bunun sonucunda böyle oldu diyebilmeyi.
Yani... Her zaman en doğru kararları vermek zorunda değiliz. Hatta çoğu zaman yanlış karar veriyoruz. Bir de zaten şey de bilmiyoruz ya... ...bu verdiğim karar gerçekten en doğru karar mıydı... ...yoksa o anki durumum esnasındaki en doğru karar mıydı?
İkincisini kabul ettiğimizde duygusal olgunluk başlıyor. Çünkü ben mesela şu anda bir karar verdiğimde... ...karşımda bütün seçenekler yok.
Ya da benim o bütün seçenekleri değerlendirebilme şansım da yok. Benim kısıtlı bir bilgim var, bir insan olarak kısıtlı bir bilgim var, kısıtlı bir kapasitem var ve bunlar dahilinde ben en doğru karar vermeye çalışıyorum. Buna rağmen kendi bilgim ve kapasitem dahilinde bile en doğru karar veremeyebilirim. Ama işte bunun sorumluluğunu almak, böyle davrandım.
Böyle davrandım. O esnada böyle olması gerekiyordu. Bunun yanlış bir sonucu olduysa da özür dilerim. Bunun da sorumluluğunu alabilmek ama bunun doğru bir sonucu olduysa da bunun başarısını da üstüne binmek yani bana ait diyebilmek.
Yine yetişkin olmanın bir başka önemli Özelliği ebeveynlerden ayrışmak. Ayrışmak derken burada kastım illa ayrı yaşamak değil. Yani insanlar ebeveynlerle birlikte yaşayabilirler ama bunu yaparken de daha farklı bir kimlikleri olabilir ve sınır koyabilirler aslında. Kolay olmadığını biliyorum.
Bizim kültürümüzdeki aile yapılanmasında hiç kolay bir aile yapılanması olmadığını çok iyi biliyorum. Ama yine de orada şunu söyleyebilmek yani ben artık kendi kararlarımı alıyorum. Benim aldığım bütün kararlar ailem tarafından onaylanmak zorunda değil. Onların hoşlanmadığı şeyler de yapmak durumunda kalabilirim.
Onların bakış açıları ile çelişen şeylere de yönelebilirim. ...ama bugünün sonunda benim hayatım, benim kararım. Özellikle mesela eş bulmak, iş kurmak, çocuk sahibi olmak, nasıl ebeveynlik yapmak... ...buralarda ailemizle çatışmanın çok doğal olduğunu ve gerektiği noktada... ...bu benim kararım ve benim hayatım diyebilmenin önemi aslında yetişkin olmaya tekabül ediyor.
Bu konuyla ilgili bir sonraki hafta bir bölüm gelecek. O yüzden şimdilik burayı bırakıyorum. Merak edenler gelecek hafta dinlesinler mutlaka. Yine yetişkin olmakla ilgili söylemek istediğim bir şey şu.
Yetişkin olmak, sıkıcı olmak demek değil. Ben kendim de bu arada bunu size söylemiyorum sadece. Kendime de söylüyorum. Bazen şöyle buluyorum kendimi.
Off. rutin yani sabahleyin erken kalk işte sporunu yap evde yemek yap işte evin ya da işin böyle bütün sorumluluğunda ol bunlar bana kendi annemi babamı işte ne bileyim anneannemi dedemi ya da böyle bir sürü yetişkin olgun ve sıkıcı bana sıkıcı hissettirmiş yaşantıları hatırlatıyor Ve içimdeki çocuk tarafım, hayır Gizem sen öyle olamazsın ya bu çok sıkıcı diyor. Ve ben o tarafımla o kadar çok kavga ediyorum ki bazen. Yani sanki, mesela hatırlarım, akşam uykum geldiğinde uyumak diyelim, saat 10'da uykum geldi.
İçimdeki çocuk Gizem böyle bağırıyor oradan bana aslında. saçmalama saat 10'da uyunur mu sen tavuk musun tabi ki ayakta kalmalısın daha gün bitmedi ve yani saçmalama diyor sonra yani uykum gelmiş oluyor ve ben kendi bedenimle kavga etmeye başlıyorum mesela 3 gün sabah erken kalktım diyelim ki 4. günde sabah erken kalktığım zaman kendi kendime Üff yetişkin oldun artık saçmalama biraz daha uyu hala o ruhu kaybetme diyor ya ne bileyim 3-4 gün evde yemek yapıp yediysem yediysek şey hissetmeye başlıyorum of tamam dışarıda yiyelim mutlaka hani o böyle rutine kırma duygusu duyuyorum yani çok Basit örnekler verdiğimin farkındayım ama beni anladığınıza da eminim. Yani böyle sanki düzenli bir aile hayatı, düzenli bir bireysel hayatı sahip olursam... Mesela atıyorum,
7 gün boyunca yüzüme krem sürmek. Ben kimim ve ne yaptım yani? Ben bunu beceremem. Ben o kadar yetişkin olamam.
Ya da işte güzel kıyafetler, jilet gibi takımlar, ütülü şeyler falan... Öyle durabilmek, işte topuklu ayakkabılar... Ben değilim o, ben olamam yani. Çok fazla yetişkin bunlar gibi hissettiğim çok zaman oluyor.
Hani böyle biraz orayı sıkıcılıkla neredeyse eşleştirdiğimiz zihnimde. Ama yetişkin olmak aslında bu değil. O yüzden kendime de söylüyorum. Yani çocuk tarafımızı kaybetmeden de yetişkin olabiliriz.
Hatta aslında çocuk tarafımızı... Biraz böyle şey bir söylem olacak, klişe bir söylem olacak ama çocuk tarafımızı kucaklayarak yetişkin olmamız gerekiyor aslında. Yani Gizem koşturabilir, oynayabilir, kanepenin tepesine zıplayabilir bazen. Bu okey yani, bu benim içimde var.
Ya da ne bileyim, bir gün sabaha kadar Monopoly'de oynayabilirim yani arkadaşlarımla. Yetişkin olmam bunu yapmama engel değil. Bu arada birçok çift buradan çok kaybediyor. ilişkideki tutkuyu veya işte o iyilik halini yani böyle bir çok çift ilişki uzadıkça o oyuncu tarafını çocuk tarafını kaybettiği için de yitiriyorlar burayı ne olur ilişkideyseniz korumaya çalışın bu da böyle minik bir tüy olsun Ve bir de yetişkin olmak şununla da ilişkili.
Başkaları benim zihnimi okumak zorunda değil. Başkaları benim ihtiyaçlarımı görmek zorunda değil. O çocukken de, başkalarının bana bakım verdiği zamanlar, bana özen gösterdiği zamanlar. Tabii ki bana hala özen gösterilsin ama bakım o şekilde bakım verilmesin.
Ben ihtiyacımı söyleyeyim, ihtiyacım o şekilde karşılansın. İnsanların benim aklımı okumaya başladıkları noktada ve benim bunu talep ettiğim noktada ben hala çocuk gibi davranıyorum. Eğer ben gerçek bir yetişkinsem, işte de, ailemle de, partnerimle de, çocuğumla da konuşabilmeliyim, arkadaşlarımla da konuşabilmeliyim, ihtiyaçlarımı söyleyebilmeliyim. Onlar benimle çatıştığında, yani onların ihtiyaçları benim ihtiyaçlarımla çatıştığında uzlaşabilmeliyim, uzlaşmanın yolunu bulabilmeliyim.
Ve bu çatışmalar bana ya da karşı tarafa zarar verdiğinde gerekirse o ilişkilerden vazgeçebilmenin sorumluluğunu da alabilmeliyim. İşte bu, yetişkin olmak. Hem şöyle bitirmek istiyorum bölümü. Araştırırken böyle hoşuma giden bir yetişkinlik tanımı gördüm diyeyim.
Böyle beş temadan oluşan bir tanım gördüm. Hoşuma gitti onu söyleyerek bitirmek istiyorum. Şu yani bu beş temel alan yetişkinliği tanımlıyor diyerek bitireyim. Bir tanesi işte o deminden beri bahsettiğim duygusal ve zihinsel bilissel olgunluk.
Hem işte sorumluluk alabilme hem kendi duygularının farkına varabilme hem bunların sonuçlarıyla başa çıkabilme hem de kendi bilgi ve becerilerine dair güven duyabilme yani evet ben şunu şunu biliyorum bunu bunu becerebiliyorum bunu bunu böyle hissediyorum diyebilme bu bir olgunluk göstergesi yetişkinlik göstergesi İkincisi, yaşamın bir sonu olduğuna, yaş aldığıma, yaşımın ilerlediğine, hayatımın bir son noktası olabileceğine dair farkındalık ve hayatımı buna göre yaşayabilme. Yani şunu söyleyebilme, ben pişman olduğum şeyleri yapıp yapmamaya buna göre karar verebilirim ya da bir karar alırken bir kararı almazken daha doğrusu bu kararı almıyorum diye pişman olup olmayacağımı da bakmalıyım aslında çünkü hayatın bir sonu var ve ona göre ben yapabileceklerimi ve yapamayacaklarımı buradan bakmak zorundayım çünkü insan bence yetişkin değilken hayat sonsuz gibi geliyor önümüzde çok uzun yıllar varmış gibi geliyor
Ama işte belli bir yaşa geldiğinde hem maalesef etrafımızdaki insanların kaybıyla... ...hem de o bedenin de artık büyüdüğünü hissettirmesiyle bunu daha fazla fark ediyorsun. Bunun, dediğim gibi, bunun etiklerini hissedebilme.
Üçüncüsü, öz yeterlik duygusu. Yani ben kendimi idare edebilirim, sorumluluklarımı alabilirim, kendi ayaklarım üzerinde durabilirim. Geçenlerde şey vardı, görmüşsünüzdür bir evli çiftin, herhalde TikTok videosu diye tahmin ediyorum. Biz gerçek bir aile olamadık.
Peyniri, salçayı, tereyağını nereden alacağımızı bilmiyoruz. Hala annelerimizin evinden geliyor. Paradisi vardı, çok doğru bu arada. Ben de hala bunları bilemediğim bir noktadayım.
Orayı biraz kotarabilmek yani. Gerçekten iyi domates nereden alınır? Domates salçası nasıl yapılır? Tabii şaka bir yana, yani kendi ayaklarımın üzerine durabilir miyim?
Hayatta nasıl kalırım konusunda kendime güvenebilmek. Dördüncüsü, kendini tanımak ve kendi değerlerine göre yaşamak. Yani benim bu hayatta vazgeçilmez değerlerim nedir? Ben buna göre mi hayatımı sürdürüyorum?
Benim hayattaki amacım nedir? Buna uygun yaşıyor muyum? Ya da buna uygun yaşamak adına neler yapabilirimi bir değerlendirdiğimiz noktada olabilmek. Ve son olarak sosyal olarak bizi anlayan ve destekleyen bir ilişki ağının içinde bulunabilmek.
Bunu sadece ailemiz olarak görmeyelim. Hem kök ailemiz hem kurduğumuz ailemiz olarak görmeyelim. Aynı zamanda arkadaşlarımız, tanıdıklarımız, bir kriz anında bir şeyler isteyebileceğimiz insanlar. Mesela geçtiğimiz günlerde eşim şehir dışına çıkmak zorunda kaldı.
Ve böyle iki gün boyunca İstanbul'da ailemden kimsenin olmadığı bir durumda kaldım. ve kendi zihnimde mesela bir şey yaşansa yani böyle olan üstü bir durum yaşansa ben kime nasıl ulaşabilirim kimleri arayabilirim listesi yaptım yani bu listenin arayabileceğim insanlar olması fikri bana kendimi iyi hissettiriyor yetişkim gibi hissettiriyor yani o çevreyi kurdum gibi hissettiriyor bunu düşündüm yani bu podcast hazırlık yaparken Ve bir de şu çok önemli bence. Yine bu da yetişkin olmanın bir işareti gibi geliyor bana. Farklı yaş gruplarından insanlarla ilişki sürdürebilme.
Yani mesela ben 42 yaşında bir insan olarak 20'li yaşlarındaki insanlarla da sohbet etmekten keyif alıyorum. 60'lı yaşlarındaki insanlarla sohbet etmekten de keyif alıyorum. Hatta bu benim için böyle enteresan bir duyguydu. Aa artık annemle babamın arkadaşları bana sıkıcı gelmiyorlar.
Hatta onlarla sohbet etmeyi çok seviyorum. Onlarla konuşmayı çok seviyorum ya da işte zaten akademiden geldiğim için öğrencilerle sohbet etmek benim için çok, çok sık yaptığım bir şey ama yani o yaş aralığını genişletmek de yetişkin olduğumu ara ara bana hissettiren bir duygudur. Bence baya bir şey anlattım bu bölümde. Umarım size de iyi gelmiştir böyle dinledikleriniz, size de bir şeyler çağrıştırmıştır.
Dediğim gibi bir sonraki bölümde ebeveynlerle kurduğumuz yetişkin ilişkisini konuşacağız. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.