
3.565 kelime · ~18 dk okuma
Arkadaşlar merhaba. Pod1 ile hazırladığımız Ben Astrolog Değilim podcastuna hoş geldiniz. Bugün oğlak ünlerinden bahsedeceğiz ve David Bowie'den Seda Sayan'a giden bir skaladan bahsediyoruz. O zaman bu yolculuk başlasın.
Oğlu günlerine, daha doğrusu oğlak sanatçılarına baktığım zaman ilk aklıma gelen isim benim tabii ki de Petty Smith oldu. Çünkü ben bir Petty Smith hayranıyım. Bugün Petty Smith'le ilgili Reels yayınlıyorum. Zaten sürekli olarak onun kitaplarını okuyorum.
Ve çocukluğumdan beri beni en çok etkileyen sanatçı Petty Smith olmuştur. Ama sonra tabii ki de çok ünlü olarak, başka kim var derseniz, David Bowie var, Tolkien var, Edgar Allen Poe var ve de bu Türkiye'den de Barış Manço ile Seda Sayan var. Şimdi ben bu programı hazırlarken, bu işte BİBURC'un ünlülerini hazırlarken genellikle zaten sanatına hakim olduğum, birazcık olsun özel hayatına hakim olduğum, işlerini takip ettiğim insanları seçiyorum. ve fark ettim ki Türkiye'den işte Barış Manço ile Sedat Seyhat ilk fırlayanları olduğu için ikisinin de aslında ne sanatına ne kendisine çok hakim değilim.
Ama tabii ki de hakim olmasam bile inanılmaz çok bilgim var gene de kendileriyle ilgili. Şimdi şöyle yapacağız. Oğlak Burcu bir kere Satürn tarafından yönetildiği için aslında uzun süreli zamana meydan okuyan işler yapmak konusunda bize en çok örnek olan Burçlar'dan bir tanesi. Satürn bence bir insanın yaratıcılıkla ilgili nasıl bir kariyeri olacağını, yani nasıl bir yol izleyeceğini anlamak için bakmamız gereken en önemli yerleşimlerden bir tanesi.
Burada ilk başta birazcık astrolojik olarak size neden böyle düşündüğümü anlatacağım. Ondan sonra da birazcık tabii ki de ünlülerimizden bahsedeceğiz. Bahsetmeden olmaz. Şimdi, Satürn düşünüldüğü zaman genellikle nedense böyle bir kısıtlayıcı, karmik, işte çok can sıkıcı, işte aman tanrım Satürn döngü mü geliyor, ne yapacağım ben, Satürn falan, anladınız mı?
Böyle çok korkulan bir gezegen. Tabii ki de bunun sebepleri var. Şimdi Vedika astrolojiden bahsedersek tabii ki de Satürn zaten yani korkunç bir karmik bir şeyden bahsediyoruz. Ama bir yandan da...
Sanat ne demek? Sanat yapmak ne demek? Sanatçı olmak ne demek gibi soruların içerisinde bence insanın Venüs ve Merkür yerleşimi kadar önemli yerleşimlerden bir tanesi Satürn yerleşimi. Oğlak Burcu ve Kovaburcu bir yandan da ikisi de Satürn tarafından yönetiliyorlar ama yani tradisyonel olarak asıl oğlağın yöneticisi olduğu için ondan bahsetmek istiyorum.
kendimize hakim olarak, kendi özümüze hakim olarak, disiplinli ve azimli bir şekilde gerçekten de kendine sahip çıkarak zamanda yol almamızı sağlayan burç. Şimdi sanat çok önemli bir rolde burada. Herkesin yeteneği olabilir. Herkesin işte yapmayı sevdiği bir şey olabilir.
Hobi olarak yapabilir, vesaire olarak yapabilir. Sanat herkes tarafından yapılabilen bir şeydir bu arada. Yani ben şeye inanmıyorum. İşte benim hiç sanata yeteneğim yok.
Bence o genelgeçer sanat Tanımın yüzünden böyle olan bir şey. Herkes yaratıcıdır. Herkesin bir şeyi, yeteneği vardır. Ama yetenek dediğimiz şey, yani o eğilim, bir şey yaratma eğilimi... ...ancak ve ancak düzenli bir pratikle,
çok disiplinli bir şekilde yapılırsa... ...ortaya çıkıp gerçek anlamda, tırnak içinde sanat eserine dönüşebiliyor... ...ya da bir sanatçı kimliğine dönüşebiliyor.
Bu yüzden de Saturn çok önemli. Saturn bizim... Bir konuda çok çaba göstererek, disiplin göstererek, kendini geliştirerek... ...uzun vadede gösterdiğimiz emeğin karşısında bize ödül veren gezegen aslında.
Sanatta çok uzun pratikler sonucunda ortaya çıktığında bir işe yarıyor. Yani siz şimdi günümüzdeki sanatçılara bakmayın. İki tane TikTok'ta şarkı kullanılıyor diye kendini sanatçı zanneden bir sürü insan var. Ünlü diyoruz biz onlara zaten.
Ondan bahsetmiyorum. Yüzyıllar boyunca kendisinden bahsedilecek insanlar... ...konusuna baktığımızda Saturn yerleşimlerine, yani aslında... ...Oğlakları nerede,
oraya bakmak çok önemli oluyor. Bunun sebeplerinden bir tanesinde şu olduğunu düşünüyorum. Oğlak Burcu bana göre manifestasyon gücü en yüksek Burçlardan bir tanesi. Bu manifestasyonu lütfen, yani bunu geçen günkü riyazımda da söylemiştim.
777 yaptım, manifest ettim, sildim, her şeyi elde ettim anlamında söylemiyorum. Bir şekilde aklındaki fikri bu dünyada gerçekleştirebilme kapasitesinden bahsediyorum. Yani gerçekten de Oğlak Burç olarak... Yani şunu yapmaz.
İşte benim İtalya'da evim olsun istiyorum. Ben İtalya'da evim olsun istiyorum. Ama mesela İtalya'da evinin olması için gerekli olan hiçbir şey yapmayınca insan senden istediğin kadar böyle havaya dua et olmuyor ya o iş. Onunla ilgili olarak hayatını bir düzenlemen gerekiyor ya.
O amaca doğru uzun süreli, uzun vadeli bir şekilde çalışman gerekiyor ya. Aşırı derece çok jüpiteryen bir insan değilsen. O yüzden de Saturn bize şunu söylüyor aslında, aklındaki, kafandaki yaratmak istediğin şeyi step by step sırayla programlayarak ve planlayarak ve üzerinde çalışarak ve zaman zaman çok büyük başarısızlıklara uğrayarak, reddedilerek ama yığılmadan yaparsan, Aslında ne olmuş oluyor? Başarmış oluyorsun diyor.
O yüzden de Oğalak Burcu ünlülerinde... Yani ünlüler de demek istemiyorum, sanatçılar çünkü ben gerçekten ünlülerle ilgilenmiyorum bu arada arkadaşlar. Fark etmişsinizdir yani bunu zaten. Sanat tarihçiliğinden de gelen bir şey bu.
Sanatçılardan bahsediyorum. Birincisi Petsmith. Petsmith'ten bahsedeceğim, onu kısa geçeceğim. Çünkü Pazartesi günü zaten Reels yayınladım bu konuyla ilgili ama... Ben 11-12 yaşındayken Petty Smith'le tanıştım.
Babamla Beyoğlu'nda sahafları gezerken bir yerde bir kaset bulmuştum. Eski tip bir kaset. Kaset doldurulmuş kasette ve içinde eskiden böyle kasetlerin şeyleri oluyor da, ceket mi deniyor ona bilmiyorum da içinde böyle hani şeyler olur. Bütün şarkı sözleri falan yazardı eskiden.
Onu birisi elle, bayağı tık tık tık yazmış böyle ve ben bu kaseti buldum ve o Horses albümüydü aslında. Eve gidip dinledim ve Gloria şarkısından itibaren inanılmaz aşık oldum. O günden beridir Patti Smith benim bütün kültür, sanat ve müzik anlayışımda çok önemli bir yere sahiptir. Ve de büyük ihtimalle yazda her şeyi okumuş olabilirim.
Ama herkesin en iyi bildiği Çoluk Çocuk kitabı tabii ki de, Just Kids. Şu anda da bu Bread of Angels'ı okuyorum, kendisinin hayat hikayesi. Ve bunu bu bölüm yapmadan önce okumam çok iyi oldu. Çünkü bir oğlak nasıl düşünüyor ve nasıl sanat yapıyor?
Yani daha iyi açıklayan birisi olamazdı kendisinden başka. Şimdi şöyle... Patti Smith konvensiyonel bir şekilde güzel bir kadın değil. Bence çok güzel bir kadın bu arada.
Bence çok güzel bir insan. Ama popüler olmak için, ünlü olmak için 1970'lerden bile bahsetsek, işte albüm yapan insanların, prodüktörlerin, sanat yazarlarının vs. kabul ettiği şekilde davranan bir kadın değil. O kuralların çok dışında davranıyor.
Ve kendisinden hiç ödün vermiyor ve hiçbir kreatif sürecine kimseyi karıştırtmıyor. Yani bu yüzden, arasının bozulduğu prodüktörler mi istersiniz, arasının bozulduğu albüm evleri mi istersiniz, bir sürü konu var. Bu kitabında da çok iyi anlatıyor bunu. Ama hiçbir zaman... Aslında gelenekselleşmiş rollerin içerisinde hareket eden bir insan değil.
Ve bu sayede kendi şairliğine özellikle çok sımsıkı tutunuyor. Ve bundan asla vazgeçmiyor. Şu anda Bette Smith bundan elli yıl sonra da yüz yıl sonra da adını hatırlamaya devam edeceğimiz bir insan olmaya devam edecek. Bu arada bir laf vardır, çok severim.
Bob Dylan, rock müziğin peygamberiyse, Patti Smith tanrıçasıdır diye bir laf vardır. Yani daha iyi anlatan bir şey olamaz. Ve şöyle bir şeyle karşılaştım ben Patti Smith'te her zaman. Kafasındaki dünyayı bize aktarma şekli hiçbir şekilde karmışık değil.
Çok net aktarıyor. Çok sakin bir şekilde aktarıyor. Ve neredeyse hiç kendi duygularını kelimelerle kullanmadan aktarıyor. Burada anlatmak istediğim şey şu, kitabı okurken, herhangi bir kitabını okurken ya da herhangi bir şarkısını dinlerken... ...aslında olay karşısında,
o size aktarılan olay karşısında... ...Pet'in ne hissettiğinden önce kendiniz bir şey hissetmeye başlıyorsunuz. Yani sizin gerçekliğinize müdahale etmeyen bir tavrı var.
İnanılmaz övücü, çok seviyorum. Anlamışsınızdır zaten. Bu bölüm zaten Pesimit'e övgü bölümü gibi olsun istemediğim için burada keseceğim. Ama Oğlak Burcu'nun kafasındakini hiç kimseye karıştırmadan...
aktarabilmesinden bahsediyorum aslında. Ondan sonra tabii ki de David Bowie geliyor aklıma. David Bowie, bu arada Patti Smith'in yükseleni ayı balıkmış. Bu çok önemli bir detay olacak birazdan.
David Bowie'nin yükseleni kova ayı aslan. David Bowie benim hayatımda gördüğüm en enteresan insanlardan bir tanesi. Gördüm derken gerçek hayatta görmedim tabii ki de ama David Bowie ile büyümüş bir jenerasyondan geliyorum ben ne olursa olsun. Unutmayın ki 83 doğumluyum ben.
David Bowie'nin o kova yükseleni, o oğlak disipliniyle birleşince... Arkadaşlar, uzaylı gibi ya adam yani. O döneme göre tabii ki de çok fazla şey kalmıyor yani. Aslında kendi bulunduğu dönemde çok da ekstremmiş gibi durmuyor.
Ama o kadar kişisel bir yerden ve o kadar yine kendi sanatına hakim olduğu bir yerden kendini ifade etme şekli var ki... Her türlü cinsel kimlik normunu bozuyor, kıyafet normunu bozuyor. Yaptığı şarkılar bile bütün gelmiş geçmiş rock'n'roll normlarını bozuyor. Bir şekilde...
O da kendisinin kreatif kontrolüne sahip çıktığı için ve ne yapması gerektiğinde daha çok net bir fikir olduğu için, hiç kimseyi de karıştırmadığı için bir yandan da David Bowie olarak ilahlaşabiliyor, idolleşebiliyor daha doğrusu. İlahlaşmak burada doğru kelime değil aslında. İdolleşiyor. Çünkü bunların amaçlarının ben ilahlaşmak olduğunu düşünmüyorum.
Onu başkalarına bırakıyoruz. David Bowie moda dünyasında, sanat dünyasında, film dünyasında yani bale dışında bütün sanatlara etkisini gösterebilmiş bir insan. Bunu sağlayan şey bana göre kendi özüne sahip çıkarak disiplinini bir şekilde yılmadan ve içine kimseyi karıştırtmadan ilerlemesinden kaynaklanıyor. Devlet Boyu'dan atladığım yer benim tabii ki de otomatik olarak bizim ülkemizde Barış Manço oldu.
Ben Barış Manço'yla büyümedim. Barış Manço'nun şarkılarını çok sevemedim. En sevdiğim şarkısı Dönence'dir ama onun dışında bir de Gül Pembe'yi bilirim falan. Çok özür dilerim bu konuyla ilgili.
Galiba zaten hani birazcık daha kendisini daha iyi araştıracağım bununla ilgili. Ama Barış Manço dediğimizde de sonuç olarak ne kadar az biliyor olursam olayım bildiğim şey ne? Bir halk ozanı olarak, bence bir halk ozanı çünkü anladığım kadarıyla yani, bir halk ozanı olarak oradaki gelenekleri yine kırarak Anadolu rock müziğinin devlerinden bir tanesi olması ve yine aslında ilahlaşmadan idolleşebilmesi. Barış Manço'nun saçı, başı, zaten kıyafetleri, yüzükleri, konuşma şekli, yaptığı şeyler... O 7'den 70'e programı,
halkla ilişkisi, çocuklarla ilişkisi, sanatla ilişkisi. Yani bir bütün olarak sanatçı olma hali. Ve çok uzun süren kariyerler bu arada bunlar. Yani Petty Smith'in de kariyeri çok uzun.
İşte David Bowie'nin de kariyeri çok uzun. Barış Manço'nun da kariyeri çok uzun. Çünkü neden? Saturn'un zamana yenilmemekle alakadar işte tam olarak.
Yani hiçbirisi zamana yenilmiyor. Şu anda Barış Manço'yu ben eminim, 5 yaşındaki bir çocuğa dinletsem de kendi zamanında çıkmışçasına heyecanlandıran bir müzikle karşılaşmış olacak. Yani bir bağ kurabilecek. Ne kadar çok tabii ki de şu andaki hani gençler falan işte TikTok yüzünden vesaire yüzünden kısa ve hani nasıl diyeyim birazcık içi boş sanata alışmış olsa bile o insanlara bile yani bu Barış Manço'yu, Petty Smith'i ya da David Bowie'yi gösterdiğin anda oradaki o zenginliği, o yaşanmışlıktan çıkan sanatı anlayabiliyorlar.
Barış Manço'nun yeri de yani hiçbir zaman başka birisi olmadı onun gibi mesela yani tabii ki de Michael Jackson gibi birisi de olmadı ama Michael Jackson açtığı yoldan yürüyen bir sürü insan oldu. Barış Manço tek başına bir pırlanta gibi bizim ülkemizde duruyor sonuç olarak. Barış Manço'nun bir şarkısı var. Dönence benim ilk dinlediğimde kafamı çok karıştırmıştı gerçekten de.
Çünkü nasıl olup da o dönemde öyle bir şarkı yapılabildiğini anlamamıştım. Kendi döneminin içindeki unsurları alarak bundan 50 yıl sonra bile dinlense bir şey ifade edecek ve gene de yenilikçi duracak şekilde müzik yapabilmek bence Satürn'ün işi. Yani bu Venus, Merkür vs. değil.
Bu Satürn'ün işi, bu oğlan işi. Yani mirası öyle bir yerden ...sabitliyor ki, o kendisine ait legacy dediğimiz şey... ...hangi yüzyılda olursak olsun bir şey ifade edecekmiş gibi hissettiriyor bana.
Şimdi Petty Smith, David Bowie ve Barış Manço birazcık tabii ki de daha müzik dünyası. Ama Petty Smith'in bir de şairliği var. Yani kitap yazmak ve aslında bir yazarlık açısından Oğlak Burcu nasıl olur diye baktığımızda en ünlü iki tane Oğlak yazarı arkadaşlar Tolkien ve Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı. Ötekisi de Edgar Allan Poe.
Şimdi Tolkien... İnanılmaz bir insan. Bir Hayat Hikayesi'ne birazcık baktım. Şimdi burada girmeyeceğim bir detaylı ama.
Tolkien'da da şöyle bir özellik var. Yükseleni Başak Ayı Balık. Petty Smith, Yükselen Yay Ay Balıktı. Burada da Yükselen Başak Ay Balıktan bahsediyoruz.
Kendisi seneler boyunca, yani galiba hatırlamıyorum 15 yıl mı, 30 yıl mı? Kaç yıl olduğunu bilmiyorum. Bir süre boyunca o yüzüklerin efendisini ve işte Hobbit yazıyor. Ve yarattığı dünya içine girdiğiniz anda yani kitabın daha birinci cümlesinden itibaren sizi buradaki gerçeklikten çekip oradaki gerçekliğe yerleştirebilecek güçte.
Mesela okurken bir kere bile şey sorgulandım, nasıl olabilir bu diye. Adamın kurduğu dünyada hiçbir eksiklik yok, yani mantıksal bir eksiklik yok. Bizim dünyamızda daha fazla mantık eksikliği var, bu arada ben size söyleyeyim yani. Adam o kadar güzel bir şekilde o dünyayı kuruyor ki, gene mesela onun yayınlandığı dönemde onu okuyan insanların yaşadığı heyecanla, şu andaki 15 yaşındaki çocukların ilk defa Lord of the Rings'de okuduklarında yaşadıkları heyecan aynı olabiliyor.
Çünkü sana verdiği sanat, Sana yarattığı dünya hiçbir şekilde değerinden kaybetmiyor zaman geçse bile. Tekrar ediyorum, Satürn işte tam olarak bu. Zaman geçse bile değerinden kaybetmeme durumu. Tolkien'in eserleri, Tolkien'in kendisinin eserlere yaklaşması bu arada, o zaman için çok acayip olay yaratıyor.
Bildiğim kadarıyla Yüzüklerin Efendisi tek bir cilt olarak yayınlamaya kalkmış birincisi. Yani teşekkürler. Üç cilt bile çok zor okunuyor. Tek cilt olduğunu düşünsenize o kitabın nasıl bir kitabı olacak acaba?
Ve bütün yayın evleriyle işte o sıradaki İngiliz edebiyatı kritikleriyle falan çok büyük kavgalara giriyor aslında Tolkien ve inat ediyor. Ben bunu böyle yapacağım, ben bu dünyadan hiçbir şey eksiltmeyeceğim diye. O sırada birlikte çalıştığı yani yayıncıları mesela Yüzüklerin Efendisi'nde çok editlemeye çalışmışlar yani kesip kırpmak istemişler. Tolkien demiş ki asla yani bu dünya böyle yayınlanacak, bu hikaye böyle yayınlanacak demiş.
Gene kreatif kontrole başkasına karıştırmama muhabbeti. Oğlak Burcu'nda en sevdiğim şeylerden bir tanesi bu benim. Benim annem de böyledir bu arada. Kendisine ait fikirler ve düşünceler konusunda bir kere emin olduktan sonra onu gerçekleştirebilmek için kimsenin kendisinin güvenine laf etmesine izin vermiyor.
Biliyor ki onun öyle yapılması gerekiyor. Çok takdir ediyorum bu kısmı gerçekten de. Bazen tabii ki de yanlışlıklar da oluyor. Mesela Fat Smith'in de başarısız olmuş albümü var ama sonuç olarak onun da gerekliğinin farkında.
Tabii ki de gerekli çünkü başarısız şeyler de olmasın. Ama sanatın halk tarafından iyi karşılanmaması, o sanatın kötü olduğu anlamına gelmiyor. İnsanlar şunu unutuyorlar çünkü medya okuryazarlığında ve sanat okuryazarlığında böyle bir sorun var. Her üretilen şey halk tarafından takdir görmek zorunda değil.
Eğer halk tarafından her şeyi takdire görüyorsa zaten orada sanat diye bir şey yoktur. Sanat dediğin şey insanı zorlar. Sen beğenmek zorunda değilsin, anlamak zorunda değilsin. İçinde bir şeyi uyandırıp uyandırmadığına bakıp oradan kendi dünyanda yaşamakla yükümlüsündür aslında.
Bu konuyla ilgili biraz doluyum bu arada bilmiyorum. Bu konuyla ilgili başka bir zaman konuşmak istiyorum galiba. Ama şöyle bir şey vardır. Eğer siz sürekli olarak beyni almak için...
Halkın anlayacağı dilden iş yaparsanız sanat körelir. Bu insanlar hiçbir zaman bunu yapmadılar. Bu arada halkı asla aşağılamak için söylemiyorum. Tüketen halktan bahsediyorum.
Sonuçta tabii ki de bizden bahsediyorum. Benden bahsediyorum. Ben de o halkım sonuç olarak. Benim için yapıldığını düşünüyorum ya her şeyim ben de.
Normal olarak, insanlık olarak hep böyle düşünüyoruz zaten. Ama sanatçının kendisinin ve kendi iç dünyasını istediği gibi ortaya çıkarabilme özgürlüğünün elinden alındığı noktada sanat bitiyor. Bu insanlar, Tolkien, Edgar Allen Poe bu arada, oraya da geleceğim, Barış Manço, Pete Smith, bu insanlar, David Bowie, hiçbir zaman kendi içlerinden gelen o yaratma ateşini ya da yaratma azmini, Başkalarının tarafından kabul görüp görmemesi üzerine kurgulamamış, kendi dünyasına, kendi sanat fikrine, kendi sanatçı kimliğine çok güvenmiş insanlar. Ve sonuç olarak ne oldu?
Tolkien'i şu anda 15 yaşındaki bir insana verin, her zaman okur. Ben daha geçenlerde zaten Yüzüklerin Efendisi'nin şeyini... İzledim yani tabii ki de arada sırada izliyorum. Özellikle kış aylarında izlemeyi çok seviyorum.
Filmler yani o kadar şey değil. Ya bu arada filmler de güzel bir şey söyleyeyim mi size? Yani birçok şu anda yapılan filmlere göre o zamanın teknolojisiymiş vesairesiymiş falan onu geçin de yani sanatsal olarak yapılan seçimler o kadar iyi ki asla eskimiyor bence bu filmler. Bunun sebebi zaten arkasındaki hikaye ve kurulan dünya.
Tolkien o kadar güçlü bir dünya kurmamış olsaydı, o filmlerde o kadar güçlü olmazlardı tahmin ediyorsunuz ki. Ama mesela Aradısada kitaplara ben göz atıyorum. Baştan sona Yüzüklerin Efendisi'ni okumak diye bir şey artık benim yaşımda ve benim sabırsızlığımda mümkün değil. Şimdi dürüst olalım.
Ama arada sana bazen bazı yerleri açıp okuyorum ve yani o dil, o Tolkien'in kurduğu dünya, oradaki o akışkanlık ve her şey, yani kendini bir dakikanın içinde o dünyanın dışında tekrar bulabilme özelliği mükemmel bir şey bence. Pat Smith da öyle. Ben her zaman Pat Smith'in kitaplarına, şiirlerine dönerim ve o şiiri yazdığı andaki halini görebilirim gerçekten de. Çünkü olan şeyi olduğu gibi aktarmak ya da kurduğu dünyayı istediği gibi aktarmak gibi çok güçlü özellikleri var.
Edgar Allan Poe, bu arada biliyorsunuz, kendisi aslında çok önemli bir edebiyat eleştirmeni. Ama romantik gotizm ve gotizmin babalarından. Ben tabii ki de çok severim, şaşırmamışsınız diye düşünüyorum. O da ilk başta bu horror dediğimiz yani korku ve supernatural korku kitaplarını yazmaya başladığı zaman ilk başta çok sevilmiyor.
Çünkü çok tuhaf şeyler anlatıyor tahmin edersiniz ki. Çok bunalım şeyler anlatıyor. O zamana göre çok vahşi şeyler anlatıyor aslında. Ama o da hiçbir zaman vazgeçmiyor.
Hiçbir zaman kendisinin karanlığından vazgeçmiyor. Hiçbir zaman kendi anlatmak istediklerinden vazgeçmiyor. Ve şu anda Edgar Allen Poe dediğimizde... Yani oradan dökülen sanat... Ha bir baksanıza mesela Edgar Allen Poe'dan çıkan sanatçılar... Tim Burton,
The Cure, Robert Smith'in kendisi olduğu gibi... Bütün romantik gotizm akımları, her şey ondan çıkıyor neredeyse. Ve adam öyle bir dünya yaratıyor ki... Oradan sanat akımları çıkabiliyor.
Düşünebiliyor musunuz? Bunlar çok güçlü şeyler ne olursa olsun. Tabii ki de Frankenstein'in yazarı Mary Shelby'yi unutmuyorum. Yanlış anlaşılma.
Olmasın, gotizm, romantik gotizm vs. bundan bahsetmiyorum. Edgar Allan Poe'nun şiir yazma, kısa hikayeler yazma şeklinden ortaya çıkan küçük hikayelerden bahsediyorum. Yoksa tabii ki de Mary Shelby'ye takaret etmeyeceğim buradan.
Ve geldik Seda Sayan'a. Şimdi, Seda Sayan benim için çok enteresan bir insan. Ben tabii ki de hiçbir şarkısını bilmiyorum. Bunu gururlanarak söylemiyorum yani.
Ah, Geceleri Bilirim. Herkes gibi her şeyini bildiğim yerleri var. Ama mesela Pat Smith'in albümü söyleyebilecekken Seda Sayan'ı maalesef söylemiyorum. Bu da benim eksikliğim.
Ama Seda Sayan'ı bilirim tabii ki de. Tabii ki de tanıyorum yani. Çocukluğumuzda, gençliğimde, Türkiye'ye geldiğimde sabah programlarını tabii ki de izledim. Ben Seda Sayan'a saygı duyuyorum.
Gerçekten saygı duyuyorum. Kadın... Kadırgalı Seda yani, erkek dominasyonunun altında, o kadar güzel bir kadın ki bu arada Seda Sayan, bence, bu arada tabii ki de yine kişisel fikirler, o kadar erkek dominasyonunun olduğu bir ortamda, evlilikleri olsun, duruşu olsun, insanlara kafa tutması olsun, hiçbir şekilde kendinden ve kendisinin duruşundan ödün vermeden, o dünyanın içinde hala da ayakta kalabilmiş olması ve geçen gün bu arada galiba bir yere katılmış tam bu programı şey yaparken kafamda toparlamaya çalışırken herhalde Seda Sayan, Seda Sayan diye çok dedim diye telefonum bana tabii ki de Seda Sayan'ın bir videosunu gösterdi orada bir programa katılmış erkeklerle işte çıkmaya başladığınızda işte date'e gittiğiniz zaman sormanız gereken sorularla ilgili bir şeyler söylüyorlar ve Seda Sayan şey Boş veriyor diyor maaşını vesairesini, GBT'sine sorun. İlk başta onu soracaksınız diyor.
Böyle bakık aldım telefona yani. O kadar doğru bir şey söylüyor ki aslında yani. Kendisinin o duruşu, ben çorap kadınıyım mı isterseniz, Erol Köse'ye söylediği laflar mı isterseniz, yani bu baş kaldırma şekli ve... Klasik olmayan bir kadın sanatçı olma hali tam bir oğlak burcu gene.
Yani aslında Patti Smith'ten hiçbir fark olduğunu düşünmüyorum bir noktada. Evet, Patti Smith daha edebi bir yerden bambaşka bir şekilde falan bunu ortaya koyuyor. David Bowie daha kimlikti, karakterdi, kıyafetli gibi bir yerden koyuyor. Seda Sayan da bence bütün kimliğiyle ve varoluşuyla bunu ortaya koyuyor.
Başladığı günden bugüne kadar ben duruşunda herhangi bir değişiklik olduğunu görmedim. Hiçbir şeyden taviz verdiğini de görmedim. O çorap kadınıyım açıklaması... Çok böyle mizahi bir şekilde konuşuluyor ama orada söylediği şeyler aslında o kadar net bir şekilde kendi duruşuna ve kendisinin bir şeylerle olan herhangi bir şeyle bu ilişkisine sahip çıkmasını anlatıyor ki ben sadece saygı duyabiliyorum.
Bütün bu Oğlak Burcu ünlüleri, sanatçılarına baktığımda... Sedat Sayan'ı da biz hatırlayacağız. Yani ben her zaman hatırlayacağımızı düşünüyorum. Barış Manço'yu da her zaman hatırlayacağız.
Tolkien bunlar 100 yıl sonra da okunuyor olacak büyük bir ihtimalle. Petty Smith de aynı şekilde. David Bowie de aynı şekilde. Bu insanlar kendileri olma durumuna ve kendi yapmak istedikleri sanata sahip çıkmaları şeklinde.
Çok uzun süreli kariyerlerden bahsediyoruz. Seda Sayın'ın kariyeri kaç yıl olmuş bilmiyorum yani. Gerçi inanılmaz uzun bir kariyerden bahsediyoruz. Bu insanlar kariyerlerinde duruşlarından taviz vermiyorlar.
Sanat yapma şekillerinden taviz vermiyorlar. Tamamen içinde bulundukları ortamların geleneklerinin dışında iş yapıyorlar bir de. Üstelik o gelenekleri kullanarak ve hepimizin aklına kazınmış... ...bir kimlikle devam edebiliyorlar.
Oğlak Burcu'na hoş geldiniz. Saturn yönetimine hoş geldiniz. Eğer siz de kendi içinizde şunu düşünüyorsanız... ...ben acaba sanatçıla nasıl bir ilişki kurmam lazım?
Benim yaratıcılığım nerede yatıyor? Yaratıcılığınızın nerede yattığından önce... ...acaba nerede disipline bir şekilde, azimle çalışarak... ...miras bırakabilirsiniz,
ona bakabilirsiniz ve Satürn yerleşiminize bakabilirsiniz bunun için. Hem Burcu'na hem evine bakabilirsiniz. Satürn olmadan sanat bence pek olan bir şey değil. Oğlak Burcu'na da kim sıkıcı diyorsa... ...hiçbir zaman bir Oğlak Burcu'yla tanışmamıştır,
bunu tekrar ediyorum. Yani David Bowie mi sıkıcı Allah aşkına, Tolkien mi sıkıcı? Seda sayan sıkıcı mı sizce? Dünyanın en tuhaf insanlarından bahsediyoruz.
Ya da Timote Chamele. Hadi Timote Chamele mi sıkıcı? Geçen günlerde bir tane rapçiyle birlikte bir şeyler yapmış. Allah Allah.
Neyse ben o kadar genç değilim arkadaşlar. Ben Timote Chamele'yi anlayacak yaşta değilim. Tebrik ediyorum kendisini. En sonunda istediği ödülü de kazanmış galiba bu hafta.
Öyle bir şey duydum. Biliyorsunuz Oscar'ı almadığı için hala daha kendini yerden yere vuruyordu en son. Daha kaç yaşındasın ne oluyor yani? Ama işte ola kazmıyor.
Bir yandan da yapacak bir şey yok. Bunlar da böyle oluyorlar. Taktir edilesi bir duruş. En sonunda bir ödülünü almış.
Herhalde Oscar kampanyasına başlamıştır diye düşünüyorum. İyi bir oyuncu. Söyleyecek bir şey yok. O da büyük ihtimalle bizim jenerasyonu, yani sizin jenerasyonun daha doğrusu, gençlerin jenerasyonunda eğer düzgün davranmayı başarırsa ve kendisinden ödün vermemeyi başarırsa büyük ihtimalle senelerce hatırlayacağımız aktörlerden bir tanesi olacaktır diye düşünüyorum.
Böyle, oğlak buşları ben sizi seviyorum. Vazifenize, kendinizden ödün vermemenize çok hayranım. Bana çok şey öğretiyorsunuz. Annen başta olmak üzere her zaman duruşla ilgili olarak.
Doğum günleriniz kutlu olsun. Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.